19735/02

WyrokETPCz2007-05-10ECLI:CE:ECHR:2007:0510JUD001973502

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
1. Czy władze krajowe przeprowadziły skuteczne śledztwo w sprawie wiarygodnych zarzutów nieludzkiego i poniżającego traktowania skarżącego w areszcie, zgodnie z proceduralnym aspektem art. 3 Konwencji? 2. Czy okres tymczasowego aresztowania skarżącego był zgodny z wymogiem „rozsądnego terminu” określonym w art. 5 ust. 3 Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że zarzuty skarżącego dotyczące nieludzkiego i poniżającego traktowania (rewizje osobiste, w tym analne, oraz izolacja) były wystarczająco wiarygodne, aby wymagać skutecznego śledztwa ze strony władz krajowych. Ponieważ władze krajowe nie podjęły odpowiednich działań śledczych, nie przesłuchały skarżącego ani oskarżonych funkcjonariuszy, Trybunał stwierdził naruszenie proceduralnego aspektu art. 3 Konwencji. W odniesieniu do materialnego aspektu art. 3, Trybunał nie znalazł wystarczających dowodów, aby ponad wszelką wątpliwość stwierdzić, że zarzucane traktowanie osiągnęło minimalny poziom dotkliwości wymagany dla naruszenia. Co do długości tymczasowego aresztowania, Trybunał uznał, że okres ponad dziesięciu lat był nadmierny i nieuzasadniony, co stanowiło naruszenie art. 5 ust. 3 Konwencji.
Stan faktyczny
Skarżący, Hüseyin Atıcı, został aresztowany w 1992 roku pod zarzutem członkostwa w nielegalnej organizacji i przetrzymywany w areszcie tymczasowym przez ponad dziesięć lat, do 2002 roku. W trakcie aresztowania, w 2001 roku, był kilkukrotnie poddawany rewizjom osobistym z rozbieraniem, w tym rewizjom analnym, podczas transferów między więzieniami i do szpitala, co uważał za poniżające. Skarżący złożył liczne skargi do władz krajowych (prokurator, sąd karny, dyrekcja więziennictwa) dotyczące złego traktowania i izolacji, jednak jego skargi nie zostały skutecznie zbadane, a decyzje prokuratury o niepodejmowaniu śledztwa były zaskarżane bez widocznego rezultatu.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: 1. Uznał skargi na podstawie art. 3, 5 § 3 i 13 Konwencji za dopuszczalne, a pozostałą część skargi za niedopuszczalną. 2. Stwierdził brak naruszenia art. 3 Konwencji w aspekcie materialnym w odniesieniu do zarzutów rewizji i warunków zatrzymania. 3. Stwierdził naruszenie art. 3 Konwencji w aspekcie proceduralnym z powodu nieprzeprowadzenia przez władze krajowe skutecznego śledztwa w sprawie zarzutów złego traktowania skarżącego. 4. Uznał, że nie ma potrzeby odrębnego rozpatrywania skargi na podstawie art. 13 Konwencji. 5. Zasądził od pozwanego państwa na rzecz skarżącego: (i) 10 000 euro tytułem zadośćuczynienia za szkody niemajątkowe. (ii) 1 500 euro tytułem zwrotu kosztów i wydatków. (iii) Wszelkie podatki, które mogą być należne od powyższych kwot. (b) Zastosował odsetki za zwłokę. 6. Oddalił pozostałe roszczenia skarżącego dotyczące słusznego zadośćuczynienia.

Pełny tekst orzeczenia

COUNCIL   AVRUPA   OF EUROPE   KONSEYĐ   AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ   ĐKĐNCĐ DAĐRE   ATICI – TÜRKĐYE   (Baꢀvuru no. 19735/02)   KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ   STRAZBURG   Mayıs 2007   Đꢀbu karar AĐHS’nin 44 § 2. Maddesi’nde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecek   olup, ꢀekli bazı düzeltmelere tabi olabilir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2007. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   USUL   Davanın nedeni, Hüseyin Atıcı adlı Türk vatandaꢀının (“baꢀvuran”), Đnsan Haklarının ve   Temel Özgürlüklerinin Korunmasına Đliꢀkin Sözleꢀme’nin (“AĐHS”) 34. Maddesi uyarınca,   Türkiye Cumhuriyeti aleyhine, Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne (“AĐHM”) 17.05.2002   tarihinde yapmıꢀ olduğu 19735/02 no’lu baꢀvurudur.   Baꢀvuran, Đstanbul Barosuna bağlı avukat G. Tuncer tarafından temsil edilmektedir.   AĐHM, 20.06.2005 tarihinde baꢀvuruyu Hükümet’e bildirmeye ve AĐHS’nin 29 § 3.   Maddesi’ni uygulayarak, baꢀvurunun kabuledilebilirliğiyle esaslarını beraber incelemeye   karar vermiꢀtir.   OLAYLAR   DAVANIN AYRINTILARI   doğumlu baꢀvuran Đstanbul’da ikamet etmektedir.   1. Tutuklu yargılanma süresi   Baꢀvuran, 16.10.1992 tarihinde, yasadıꢀı Dev-Sol (Devrimci Sol) örgütüne üye olduğu   ꢀüphesiyle polis memurlarınca yakalanıp, gözaltına alınmıꢀtır.   Tetkik hakimi, 26.10.1992 tarihinde, gözaltında bulunan baꢀvuranın tutuklanıp, Gebze   Cezaevi’ne gönderilmesini emretmiꢀtir.   Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı, 08.01.1993 tarihinde, baꢀvuran   ve diğer 16 sanık hakkında bir iddianame hazırlamıꢀ, bu kiꢀileri yasadıꢀı, silahlı örgüt üyesi   olmakla ve devletin anayasal düzenini yıkıcı eylemlere katılmakla suçlamıꢀtır. Cumhuriyet   Savcısı Türk Ceza Kanunu’nun 146 § 1. Maddesi uyarınca baꢀvuranın idam cezasıyla   cezalandırılmasını istemiꢀtir.   Baꢀvuran 11.12.2002 tarihinde tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmıꢀtır.   yılında yapılan anayasal düzenlemenin ardından, Devlet Güvenlik Mahkemeleri   kaldırılmıꢀ, baꢀvuranın davası Đstanbul Ağır Ceza Mahkemesi’ne nakledilmiꢀtir. Đstanbul Ağır   Ceza Mahkemesi 02.05.2005 tarihinde baꢀvuranı suçlu bulmuꢀ, ömür boyu hapis cezasına   çarptırmıꢀtır. Yargıtay bu kararı bozmuꢀtur. Dava Đstanbul Ağır Ceza Mahkemesi’ne havale   edilmiꢀtir ve burada askıda bulunmaktadır.   2. Baꢀvuranın üstünün arandığı ve hücre hapsi verildiği iddiaları   Baꢀvuran Gebze Cezaevi’nde tutulmuꢀtur. Bazı sağlık sorunları olmuꢀ, ameliyatlar   geçirmiꢀtir. Bu yönde tıbbi raporlar sunmuꢀtur.   Baꢀvuran 27.07.2001 tarihinde Kandıra/Kocaeli F Tipi Cezaevi’ne nakledilmiꢀtir.   Cezaevine geldiğinde, güvenlik güçleri ve gardiyanların, baꢀvuranı, tüm giysileri çıkartılarak   anal yoklamayla da dahil olmak üzere aradıkları iddia edilmiꢀtir. Baꢀvuran durumu Kandıra   Cumhuriyet Savcısı’na ꢀikayet etmiꢀtir.   02.08.2001 tarihinde rutin tıbbi kontrolden geçmek üzere hastaneye götürülecekken,   baꢀvuranın, zorla, yine, anal ve oral yoklamadan geçtiği iddia edilmiꢀtir. Baꢀvuran, onur kırıcı   olduğunu düꢀündüğü için aramaya direnmiꢀtir. Bunun ardından güvenlik güçleri baꢀvuranın   aranmaya itiraz ettiğini, bu nedenle hastaneye götürülmediğini belirten bir zabıt   düzenlemiꢀlerdir. Baꢀvuran bu muameleyle ilgili olarak Kandıra Cumhuriyet Savcısı’na   ꢀikayette bulunmuꢀtur.   Baꢀvuranın avukatı, 16.08.2001 tarihinde, 02.08.2001 tarihli olaya iliꢀkin olarak Ceza ve   Tevkif Evleri Genel Müdürlüğü’ne ꢀikayette bulunmuꢀtur. Avukat müvekkilinin onur kırıcı   bir aramaya maruz tutulduğunu, tıbbi muayene için hastaneye götürülmediğini belirtmiꢀtir.   Gördüğü muameleden ve nakil ve aramayla ilgili sorunlardan uzaklaꢀmak için, baꢀvuranın   Đstanbul Bayrampaꢀa Cezaevi’ne nakledilmesini talep etmiꢀtir.   Genel Müdürlük, 04.10.2001 tarihli yazısında, bu ꢀikayetin içeriğine itiraz etmiꢀtir.   Baꢀvuranın hem Kandıra/Kocaeli F Tipi Cezaevi’nin revirinde tıbbi muayeneden geçtiğini   hem de 06.08.2001 tarihinde Kocaeli Devlet Hastanesi’ne götürüldüğünü belirtmiꢀtir. Cezaevi   yetkililerinin baꢀvuranın bir sonraki tıbbi muayenesini ayarlamak için bir hastaneyle   yazıꢀmalar yaptığını eklemiꢀtir. Son olarak, baꢀvuranın gerekli olduğu takdirde Đstanbul’daki   hastaneye getirilip götürülebileceği için cezaevi değiꢀikliğinin gereksiz olduğunu öne   sürmüꢀtür.   Baꢀvuranın avukatı 13.02.2002 tarihinde, Kocaeli Ceza Mahkemesi’ne bir ꢀikayet   dilekçesi sunmuꢀtur. Müvekkilinin 07.02.2002 tarihinde yapılan arama sırasında onur kırıcı   muameleye maruz kaldığını, buna direndiği için de hücre hapsinde tutulduğunu ifade etmiꢀtir.   Ayrıca müvekkilinin, iki kiꢀiyle paylaꢀtığı odasına geri götürülmesini veya avluda diğerleriyle   karıꢀabileceği baꢀka bir odaya nakledilmesini talep etmiꢀtir.   Kocaeli Ceza Mahkemesi, 27.02.2002 tarihinde bu talebi reddetmiꢀtir. Oda Seçici   Kurulu’nun, baꢀvuranı, cezaevi avlusunun bir kısmını iki kiꢀiyle paylaꢀabileceği bir odaya   yerleꢀtirdiğine karar vermiꢀtir. Cezaevi yetkililerinin yaptıkları muameleye iliꢀkin ꢀikayet   Cumhuriyet Savcısı’nın değerlendirmesine bırakılmıꢀtır.   Cumhuriyet Savcısı, 26.04.2002 tarihinde, 27.07.2001 tarihli olaylara iliꢀkin olarak,   Kandıra/Kocaeli F Tipi Cezaevi’nin gardiyanları aleyhinde takibat açılmaması gerektiğine   karar vermiꢀtir. Takibat açılmaması kararında, Cumhuriyet Savcısı, Gebze Cezaevi’nden F   Tipi Cezaevi’ne nakledilmeye direndikleri için, (baꢀvuran da dahil) mahkumları zapt etmek   amacıyla güvenlik güçlerinin zor kullanmaya mecbur kaldıklarını belirtmiꢀtir. F Tipi   Cezaevi’ne vardıktan sonra, mahkumlar, doktor tarafından muayene edilmiꢀ, doktor tıbbi   rapor düzenlemiꢀtir. Dolayısıyla Cumhuriyet Savcısı askerler ya da gardiyanlar hakkında   takibat baꢀlatılması için somut bir delil bulunmadığı kanısındadır.   Baꢀvuranın avukatı 20.05.2002 tarihinde, Cumhuriyet Savcısı’nın 26.04.2002 tarihli   kararına Kocaeli Ağır Ceza Mahkemesi’nde itiraz etmiꢀtir. Cumhuriyet Savcısı’nın yeterli bir   ön soruꢀturma yapmadan, takibat açmamaya karar verdiğini belirtmiꢀtir. Ulusal hukuka göre,   güvenlik güçlerinin ya da cezaevi görevlilerinin kötü muamele iddialarından sorumlu   olabileceklerini gösteren yeterli delilin bulunduğu durumlarda, Cumhuriyet Savcılarının, cezai   takibat baꢀlatmalarının zorunlu olduğunu savunmuꢀtur.   Baꢀvuran, 04.12.2002 tarihinde, Gebze Özel Tip Cezaevi’ne nakledilmiꢀtir. Bu   cezaevinden 11.12.2002 tarihinde salıverilmiꢀtir.   Kandıra/Kocaeli F Tipi Cezaevi Müdürü, 02.09.2005 tarihli yazıda, Kocaeli Cumhuriyet   Savcısı’na, baꢀvuranın 07.02.2002 ile 15.05.2002 tarihleri arasında tek odada tutulduğunu,   ancak bunun disiplin cezası amaçlı olmadığını bildirmiꢀtir. Baꢀvuranın avluyu diğer   tutuklularla paylaꢀtığını belirtmiꢀtir. Cezaevi müdürü, baꢀvuranın örgütten arkadaꢀlarıyla ters   düꢀtüğü ve bu yüzden odayı paylaꢀacak kimse kalmadığı için baꢀka bir cezaevine   gönderilmesini tavsiye eden psiko-sosyal hizmet birimlerinin hazırladığı rapora dayanmıꢀtır.   Baꢀvuran yazıda bahsi geçen “tek oda”nın, avluyu baꢀkalarıyla paylaꢀamadığı bir hücre   olduğunu öne sürmüꢀtür.   HUKUKA ĐLĐꢁKĐN   I. AĐHS’NĐN 3. MADDESĐ’NĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI   Baꢀvuran, AĐHS’nin 3. Maddesi uyarınca, cezaevleri arasında ve cezaevinden hastaneye   nakli sırasında, tüm giysileri çıkarttırılarak arandığından, anal yoldan yoklandığından ve   bunun insanlık dıꢀı ve onur kırıcı muameleye eꢀdeğer olduğundan ꢀikayetçi olmuꢀtur. Ayrıca   bu tedbirleri reddettiği için hücre hapsiyle cezalandırıldığını ve bunun hem fiziksel hem de   ruhsal durumunun bozulmasına yol açtığını iddia etmiꢀtir. AĐHS’nin 3. Maddesi aꢀağıdaki   gibidir:   “Hiç kimse iꢀkenceye, insanlık dıꢀı ya da onur kırıcı ceza veya iꢀlemlere tabi tutulamaz.”   A. Kabuledilebilirliğine iliꢀkin   Hükümet, baꢀvuranın, AĐHS’nin 35 § 1. Maddesi’nin gerektirdiği gibi iç hukuk yollarını   tüketmediğini belirtmiꢀtir. Bu bağlamda, baꢀvuranın ꢀikayette bulunabileceği, cezaevi   müdürü, cezaevi cumhuriyet savcısı, ceza infaz hakimi, bağımsız izleme kurulu, Türkiye   Büyük Millet Meclisi Đnsan Haklarını Đzleme Komisyonu ve Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevkif   Evleri Genel Müdürlüğü gibi pek çok yetkili makam bulunduğunu ifade etmiꢀtir. Ancak   baꢀvuran bu yola baꢀvurmamıꢀtır.   Baꢀvuran, kendisine kötü muamelede bulunulduğunu ulusal makamlara defalarca ꢀikayet   ettiğini iddia etmiꢀtir. Ancak bu makamlar kendisine etkili bir çözüm sağlamamıꢀlardır.   Hükümet, baꢀvuranın ꢀikayetinin, altı aylık süre aꢀımı kuralıyla da örtüꢀmemesi nedeniyle   reddedilmesi gerektiğini öne sürmüꢀtür. Ceza ve Tevkif Evleri Genel Müdürlüğü’nün   04.10.2001 tarihli yazısının, baꢀvuranın kötü muamele iddiasına kesin bir yanıt olarak   addedilmesi gerektiğini, altı aylık süre aꢀımının da bu tarihten itibaren hesaplanması   gerektiğini savunmuꢀtur.   Baꢀvuran, Genel Müdürlüğe yazdığı mektupta, esas olarak, baꢀka bir cezaevine   nakledilmek istediğini, böylece daha uygun bir tıbbi muayeneden geçebileceğini belirtmiꢀtir.   Ayrıca Genel Müdürlüğün hukuki bir merci olarak addedilemeyeceğini öne sürmüꢀtür. Bu   bağlamda, Kocaeli Cumhuriyet Savcısı’na 17.08.2001 tarihinde yapmıꢀ olduğu, kötü   muameleden bahsettiği ve sorumluların cezalandırılmasını talep ettiği ꢀikayete göndermede   bulunmuꢀtur. Bu ꢀikayetine hiçbir yanıt alamadığını iddia etmiꢀtir. Kötü muameleye iliꢀkin   ikinci ꢀikayeti 13.02.2002 tarihinde Kocaeli Ceza Mahkemesi’ne yapmıꢀ, ꢀikayetin içindeki   talepler bu mahkeme tarafından 27.02.2002 tarihli kararla reddedilmiꢀtir.   AĐHM, baꢀvuranın, aslında, hukuki mercilere, maruz kaldığını iddia ettiği aramaları   ꢀikayet ettiğini kaydeder. Ancak bu merciler bu ꢀikayetlerin bazılarına yanıt vermemiꢀ, yanıt   verdikleri ꢀikayetlerin de soruꢀturmalarını tamamlamamıꢀlardır. Ayrıca baꢀvuranın,   sorumluların cezalandırılması ve koꢀullarının iyileꢀtirilmesi talebi, yerel makamların   kararlarıyla reddedilmiꢀ, son ret kararı Kocaeli Ceza Mahkemesi tarafından 27.02.2002   tarihinde verilmiꢀtir. Baꢀvuran AĐHM’ye baꢀvurusunu 17.05.2002 tarihinde, baꢀka bir deyiꢀle   ulusal mahkemenin nihai kararının ardından altı ay içinde yapmıꢀtır.   Bu koꢀullarda, AĐHM, Hükümet’in ön itirazlarını reddeder. AĐHM ayrıca bu ꢀikayetlerin   AĐHS’nin 35 § 3. Maddesi kapsamında dayanaktan yoksun olmadıklarını kaydeder. Ayrıca   ꢀikayetlerin baꢀka bir gerekçe altında da kabuledilmez olarak değerlendirilemeyeceğine iꢀaret   eder. Bu nedenle kabuledilebilir olarak ilan edilmek durumundadır.   B. Esaslara iliꢀkin   1. Tarafların savları   Hükümet öncelikle ꢀikayetlerin kabuledilebilirliği ile ilgili sundukları savlara   baꢀvurmuꢀtur. Baꢀvurana gerekli tıbbi muayenenin sağlandığını eklemiꢀtir. Ayrıca, cezaevleri   arasında ve cezaevinden hastaneye nakli sırasında kötü muameleye maruz kaldığı iddia edilen   baꢀvuranın, iddialarını destekleyici tıbbi raporlar sunması veya bir doktora durumu hakkında   ꢀikayette bulunması gerektiğini ileri sürmüꢀtür. Ancak böyle bir delil ortaya konmamıꢀtır.   Baꢀvuran iddialarını sürdürmüꢀtür.   2. AĐHM’nin değerlendirmesi   a) Baꢀvuranın üstünün arandığı ve hücre hapsi verildiği iddiaları   AĐHM, kötü muamelenin AĐHS’nin 3. Maddesi kapsamına girmesi için, asgari düzeyde   ꢀiddet içermesi gerektiğini yineler. Asgari düzeyde ꢀiddet kavramının değerlendirilmesi   görecelidir; muamelenin süresi, fiziksel ve zihinsel etkileri, bazı durumlarda ise mağdurun   cinsiyeti, yaꢀı ve sağlık durumu gibi davanın tüm ayrıntılarına bağlı olarak değiꢀir. AĐHM,   belirli bir muamelenin 3. Madde çerçevesinde “onur kırıcı” olup olmadığına karar verirken,   amacın sözkonusu kiꢀiyi aꢀağılamak ve küçük düꢀürmek mi olduğu ve yol açtığı sonuçlar ile   ilgili olarak muamelenin baꢀvuranın kiꢀiliğini 3. Madde ile uyuꢀmayan, kötü bir biçimde   etkileyip etkilemediğini göz önünde bulundurur. Öte yandan, böyle bir amacın   bulunmamasının, ihlal tespitini kesin olarak ortadan kaldırmadığı da not edilmelidir (Peers –   Yunanistan, 28524/95). Ayrıca, ıstırap ve aꢀağılanma, her durumda, bir kimseyi hürriyetinden   yoksun bırakacak bir tedbir gibi belirli bir meꢀru muamele ya da cezanın kaçınılmaz olarak   ötesine geçmek durumundadır (bkz. Kudla – Polonya [BD], 30210/96, Valašinas – Litvanya,   44558/98), Jalloh – Almanya [BD], 54810/00).   AĐHM, baꢀvuranın elbiselerinin çıkartılıp mahremiyeti aꢀan bir biçimde vücudunun   yoklanarak aranması bağlamında bu ilkeleri uygulama olanağı bulmuꢀtur. AĐHM, elbiselerin   çıkartılarak arama yapılmasının, cezaevi güvenliğini sağlama ve kargaꢀa ortamını ya da suçu   önleme gibi durumlarda gerekli olsa da, uygun bir biçimde yerine getirilmesi gerektiği   kanısındadır. Yalnız uygun bir biçimde insanlık onuruna gerekli saygı gösterilerek ve meꢀru   bir amaçla yerine getirilen aramalar 3. Madde ile uyumlu olabilir (bkz. Wainwright –   Đngiltere, 12350/04).   Öte yandan, aramanın yapılıꢀ biçimi, böyle bir iꢀlemin kaçınılmaz olarak yol açtığı   küçültmeyi önemli ölçüde ağırlaꢀtıran alçaltıcı unsurlar taꢀıyorsa, 3. Madde’nin korunması   gündeme gelir: örneğin, mahkumla alay eden ve onu sözle taciz eden dört gardiyanın önünde   arama gerçekleꢀtirilmiꢀtir (Iwańczuk – Polonya, 25196/94). Benzer biçimde, aramanın,   cezaevi güvenliğinin korunması ve suç ve karmaꢀanın önlenmesiyle ilgili sağlam bir iliꢀkisi   bulunmadığından, bu durum sorun teꢀkil edebilir (bkz. örneğin, Iwańczuk davasında, yeniden   mahkemeye çıkmak üzere tutuklu bulunan örnek baꢀvuran, oy kullanma hakkını kullanmak   istediğinde aranmıꢀtı; Van der Ven – Hollanda (50901/99) davasında elbiseleri çıkartılarak   gerçekleꢀtirilen arama, sistematik bir biçimde ve uzun vadede ikna edici güvenlik ihtiyacının   bulunmadığı durumlarda gerçekleꢀtirilmiꢀti). Son olarak, bir tutuklu için gelen ziyaretçilerin   elbiselerinin çıkarılarak aranmalarının meꢀru bir amacı olduğu fakat bazı kuralları ihlal ettiği   bir davada, AĐHM, bu muamelenin, 3. Madde’nin men ettiği asgari düzeyde ꢀiddete   ulaꢀmadığı fakat AĐHS’nin 8 § 2. Maddesi’nin koꢀullarını ihlal ettiği sonucuna varmıꢀtır.   AĐHM, yukarıda bahsedilen davalarda, baꢀvuranların onur kırıcı aramalarla ilgili   iddialarını incelerken, elinde, baꢀvuran ya da her iki tarafın da sunduğu, arama sırasında   yapılan kayıtlar ve görgü ꢀahitlerinin tanık ifadeleri gibi olayların ispatını sağlayan deliler   bulunduğunu kaydeder. Ancak bu davada bu amaca yönelik hiçbir bilgi ve belge   sunulmamıꢀtır.   Sonuç olarak, sunulan delil baꢀvuranın kötü muameleye maruz kaldığını makul   ꢀüphelerden uzak bir biçimde saptamayı sağlamıyorsa, AĐHM, bu nedenden ötürü, AĐHS’nin   3. Maddesi’nin ihlalinin bulunduğunun kanıtlandığı sonucuna varamaz.   Hücre hapsi cezasıyla ilgili ꢀikayete geldiğimizde, AĐHM, Kandıra/Kocaeli F Tipi   Cezaevi yetkililerinin, baꢀvuranın örgütünün üyeleriyle anlaꢀmazlık yaꢀadığı için bir süre tek   odada yalnız tutulduğunu bildiren belgeler sunduklarını kaydeder. Sonunda, 2002 yılının   Aralık ayında, baꢀvuran Gebze Özel Tip Cezaevi’ne nakledilmiꢀtir. Ayrıca yetkililer   baꢀvuranın sözkonusu süre içerisinde diğer tutuklularla avluyu paylaꢀabildiğini de   belirtmiꢀlerdir.   Baꢀvuranın bu unsurları kabul etmemesine rağmen, AĐHM, yine de iddialarının yeterli   belgelenmediği sonucuna varmıꢀtır.   Dolayısıyla AĐHM bu davayla ilgili AĐHS’nin 3. Maddesi’nin esastan ihlal edilmediği   sonucuna varır.   b) Etkili soruꢀturma yapılmaması   Öte yandan AĐHM, bir kimsenin Devlet tarafından 3. Madde’nin ihlal edildiği bir   muameleye maruz kaldığı yönünde güvenilir bir iddiada bulunması halinde, bu hükmün,   AĐHS’nin 1. Maddesi uyarınca Devletin genel “… kendi yetki alanları içinde bulunan herkese   bu Sözleꢀme’de … açıklanan hak ve özgürlükleri tanıma” görevi ile bağlantılı olarak   okunduğunda, ima yoluyla, etkili bir resmi soruꢀturma gerektirdiği kanısındadır.   Özellikle, AĐHM yetkili makamların ilgili tarihte bu ꢀikayetleri etkili bir biçimde   yanıtlamamaları nedeniyle AĐHS’nin 3. Maddesi tarafından men edilen bir muamelenin   gerçekten gerçekleꢀip gerçekleꢀmediği konusunda bir sonuca ulaꢀamıyorsa, 3. Madde’nin   usulüne iliꢀkin sorular ortaya çıkmaktadır (bkz. Khashiyev ve Akayeva – Rusya, 57942/00 ve   57945/00).   AĐHM, baꢀvuranın Kandıran Cumhuriyet Savcısı’na 27.07.2001 ile 02.08.2001   tarihlerinde meydana gelen olaylar ile ilgili yaptığı baꢀvuru ile 13.02.2002 tarihinde Kocaeli   Ceza Mahkemesi’ne yaptığı ꢀikayetin, beraber göz önünde bulundurulduğunda, baꢀvuranın 3.   Madde’ye aykırı bir muameleye maruz kaldığı gibi makul bir ꢀüpheye yol açtığını gözlemler   (Labita – Đtalya [BD], 26772/95, Kazım Gündoğan – Türkiye, 29/02).   AĐHM, baꢀvuranın aslında ulusal makamlara birçok kereler, elbiselerinin çıkartılarak,   makat bölgesinin yoklanması da dahil onur kırıcı biçimde arandığı iddiasıyla ilgili ꢀikayette   bulunduğunu kaydeder. Đlk baꢀvuru, iki cezaevi arasında 27.07.2001 tarihinde nakledilmesi   sırasında meydana gelen olayla ilgili Kandıra Cumhuriyet Savcısı’na yapılmıꢀtır. Cumhuriyet   Savcısı, 26.04.2002 tarihinde sözkonusu cezaevi görevlileri hakkında dava açılmamasına   karar vermiꢀtir. Baꢀvuran Kocaeli Ağır Ceza Mahkemesi’nde bu karara itiraz etmiꢀtir. Dava   dosyası bu itirazın sonucuna iliꢀkin hiçbir bilgi içermemektedir. Baꢀvuran, 02.08.2001   tarihinde cezaevinden hastaneye nakli sırasında gerçekleꢀtirilen aramaya iliꢀkin bir ꢀikayette   daha bulunmuꢀtur. Dava dosyasında Kandıra Cumhuriyet Savcısı’nın bu ꢀikayete iliꢀkin   soruꢀturma baꢀlattığını gösteren bir emare bulunmamaktadır. Baꢀvuran ayrıca Ceza ve Tevkif   Evleri Genel Müdürlüğü’ne 16.08.2001 tarihinde kötü muamele iddialarıyla ilgili bir ꢀikayet   dilekçesi vermiꢀtir. Buna iliꢀkin de bir ꢀey yapılmadığı gözlemlenmektedir. Aynı konuyla   ilgili son baꢀvuru 13.02.2002 tarihinde Kocaeli Ceza Mahkemesi’ne yapılmıꢀtır. Dava dosyası   baꢀvuranın iddialarına iliꢀkin herhangi bir soruꢀturma hakkında bilgi içermemektedir.   AĐHM ayrıca, Hükümet’in, yetkili makamların baꢀvuranın iddialarına iliꢀkin bir giriꢀimde   bulunduklarını gösteren bir bilgi sağlamadığını kaydeder. AĐHM, hukuki mercilerin, olayların   herhangi birisiyle ilgili olarak, baꢀvurandan kötü muamele iddialarına iliꢀkin ifade   almamasının özellikle dikkat çekici olduğu sonucuna varmıꢀtır. Hukuki merciler, baꢀvuranın   ꢀikayetçi olduğu muameleye karıꢀmakla suçladığı cezaevi görevlilerinin de ifadesini   almamıꢀlardır.   Bu koꢀullarda, AĐHM, bu davada, yetkili makamların, 3. Madde’nin gerektirdiği üzere   baꢀvuranın kötü muamele iddialarına iliꢀkin etkili bir soruꢀturma yapma yükümlülüklerini   yerine getirmedikleri kanısındadır.   Buna göre, bu hüküm usul yönünden ihlal edilmiꢀtir.   II. AĐHS’NĐN 5 § 3. MADDESĐ’NĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI   Baꢀvuran, tutuklu olarak yargılanma süresinin, AĐHS’nin 5 § 3. Maddesinin gerektirdiği   “makul süre”yi aꢀtığından ꢀikayetçi olmuꢀtur. Bu Madde’nin ilgili kısmı aꢀağıdaki gibidir:   “Bu maddenin 1.c fıkrasında öngörülen koꢀullara uyarınca yakalanan veya tutulu durumda bulunan   herkes … kendisinin makul bir süre içinde yargılanmaya veya adli kovuꢀturma sırasında serbest bırakılmaya   hakkı vardır. Salıverilme, ilgilinin duruꢀmada hazır bulunmasını sağlayacak bir teminata bağlanabilir.”   Hükümet bu argümana itiraz etmiꢀtir.   A. Kabuledilebilirliğine iliꢀkin   AĐHM, bu ꢀikayetin AĐHS’nin 35 § 3. Maddesi kapsamında dayanaktan yoksun   olmadığını kaydeder. Ayrıca ꢀikayetin baꢀka bir gerekçe altında da kabuledilmez olarak   değerlendirilemeyeceğine iꢀaret eder. Bu nedenle ꢀikayet kabuledilebilir olarak ilan edilmek   durumundadır.   B. Esaslara iliꢀkin   AĐHM, bu davada göz önünde bulundurulacak sürenin 16.10.1992 tarihinde baꢀlayıp,   11.12.2002 tarihinde sona erdiğini gözlemler. Dolayısıyla süreç on yıldan fazla bir süreyi   kapsar.   AĐHM, bu baꢀvurudaki soruna benzer meseleleri konu alan davalarda sıklıkla AĐHS’nin 5   § 3. Maddesi’nin ihlal edildiğine kara vermiꢀtir (bkz. örneğin Dereci – Türkiye, 77845/01 ve   Taciroğlu – Türkiye, 25324/02).   AĐHM, sunulan tüm bilgi ve belgeleri incelemiꢀ, Hükümet’in bu davada farklı bir karar   vermesini sağlayacak bir delil ya da argüman ileri sürmediği kanısına varmıꢀtır. Konunun   içtihadını göz önünde tutarak, AĐHM, bu davada yargılanma öncesi tutukluluk süresinin   haddinden fazla olduğu ve AĐHS’nin 5 § 3. Maddesi’ne karꢀı gelindiği kararına varmıꢀtır.   Dolayısıyla bu Madde ihlal edilmiꢀtir.   III. AĐHS’NĐN 13. MADDESĐ’NĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI   Baꢀvuran, ayrıca AĐHS’nin 13. Maddesi çerçevesinde mağduriyetiyle ilgili etkili baꢀvuru   yollarından yoksun bırakıldığını iddia etmiꢀtir. Bu Madde’ye göre:   “Bu Sözleꢀme’de tanınmıꢀ olan hak ve özgürlükleri ihlal edilen herkes, ihlal fiili resmi görev yapan   kimseler tarafından bu sıfatlarına dayanılarak yapılmıꢀ da olsa, ulusal bir makama etkili bir baꢀvuru   yapabilme hakkına sahiptir.”   AĐHM, bu ꢀikayetin yukarıda incelenen hususlarla bağlantılı olduğunu, bu nedenle   kabuledilebilir olarak ilan edilmesi gerektiğini kaydeder. Öte yandan AĐHS’nin 3. ve 5 § 3.   Maddeleri kapsamında tespit edilen ihlallerle ilgili olarak, AĐHM, baꢀvuranın bu baꢀlık   altındaki iddialarının ayrı olarak incelenmesinin gerekli olmadığı kanısındadır.   IV. AĐHS’NĐN 14. MADDESĐ’NĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI   Son olarak, baꢀvuran, AĐHS’nin 14. Maddesi uyarınca kötü muameleye maruz   bırakıldığını ve siyasi görüꢀleri nedeniyle haddinden uzun tutuklu kaldığını ileri sürmüꢀtür.   AĐHS’nin 14. Maddesi’ne göre:   “Bu Sözleꢀmede tanınan hak ve özgürlüklerden yararlanma, cinsiyet, ırk, renk, dil, din, siyasal veya diğer   kanaatler, ulusal veya sosyal köken, ulusal bir azınlığa mensupluk, servet, doğum veya herhangi baꢀka bir durum   bakımından hiçbir ayırımcılık yapılmadan sağlanır.”   Hükümet bu argümana itiraz etmiꢀtir.   Öte yandan, AĐHM’ye sunulan bilgi ve belgeler incelendiğinde, bu Madde’nin ihlal   edildiğine iliꢀkin bir emare ortaya çıkmamaktadır. Dolayısıyla baꢀvurunun bu kısmı açıkça   dayanaktan yoksundur ve AĐHS’nin 35 §§ 3. ve 4. Maddesi’ne göre reddedilmelidir.   AĐHS’NĐN 41. MADDESĐ’NĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI   AĐHS’nin 41. Maddesi’ne göre:   “Mahkeme iꢀbu Sözleꢀme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleꢀmeci   Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete   uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”   A. Tazminat   Baꢀvuran, tutuklu yargılanma süresinin haddinden uzun olmasının sonucu olarak maddi   zarar gördüğünü iddia etmiꢀ, tazminatın miktarını AĐHS’nin takdirine bırakmıꢀtır. Ayrıca   manevi tazminat olarak 25.000 Euro talep etmiꢀtir.   Hükümet bu taleplere itiraz etmiꢀtir. Baꢀvuranın meydana geldiği iddia edilen maddi   zararı belgeleyemediğini, manevi tazminat talebinin de haddinden fazla ve kabul edilemez   olduğunu belirtmiꢀtir.   AĐHM, tespit edilen ihlal ile talep edilen maddi zarar arasında nedensellik iliꢀkisi   görmemekte, dolayısıyla bu baꢀlık altındaki talebi reddetmektedir. Ancak, meseleyi tarafsızlık   esasıyla değerlendirdiğinde, baꢀvurana 10.000 Euro manevi tazminat ödenmesine karar   vermiꢀtir.   B. Mahkeme masrafları   Baꢀvuran ayrıca, AĐHM önünde meydana gelen mahkeme masrafları için 6.500 Yeni Türk   Lirası (4.060 Euro karꢀılığı) talep etmiꢀtir. Bu meblağın hem avukat ücreti, hem de çeviri,   kırtasiye ve posta masraflarını içerdiğini belirtmiꢀtir.   Hükümet, baꢀvuranın bu harcamayı kanıtlayamadığını savunarak, bu talebe itiraz etmiꢀtir.   AĐHM’nin içtihadına göre, yargılama giderleri, ancak gerçekliği ve gerekliliği kanıtlandığı   ve makul bir meblağ olduğu takdirde baꢀvurana geri ödenir. Bu davada, AĐHM, sahip olduğu   bilgiler ve yukarıda belirtilen ölçütler ıꢀığında, AĐHM’de açılan takibatlar için 1.500 Euro   tazminat ödenmesinin makul olduğu sonucuna varmıꢀtır.   C. Gecikme Faizi   AĐHM, gecikme faizi olarak, Avrupa Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere uyguladığı   marjinal faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun olduğuna karar   vermiꢀtir.   BU NEDENLERLE AĐHM OYBĐRLĐĞĐYLE,   1. AĐHS’nin 3., 5 § 3. ve 13. Maddeleri uyarınca yapılan ꢀikayetlerin kabuledilebilir,   baꢀvurunun geri kalanının kabuledilmez olduğuna;   2. Arama iddiaları ve tutukluluk koꢀullarıyla ilgili olarak AĐHS’nin 3. Maddesi’nin esastan   ihlal edilmediğine;   3. Yetkili makamların, baꢀvuranın kötü muamele iddialarına iliꢀkin olarak etkili bir   soruꢀturma yapmamaları nedeniyle AĐHS’nin 3. Maddesi’nin ihlal edildiğine;   4. AĐHS’nin 13. Maddesi’yle ilgili ꢀikayetleri ayrı olarak incelemenin gerekli olmadığına;   5. (a) Sorumlu Devlet’in, aꢀağıdaki meblağları, AĐHS’nin 44 § 2. Maddesi’ne göre nihai   kararın verildiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme tarihinde geçerli olan kur üzerinden   Yeni Türk Lirası’na çevirerek, baꢀvurana ödemesine:   (i)   10.000 Euro (on bin Euro) manevi tazminat;   (ii)   mahkeme masrafları için 1.500 Euro (bin beꢀ yüz Euro);   (iii) yukarıdaki meblağlara uygulanabilecek tüm vergiler;   (b) yukarıda belirtilen üç aylık sürenin sona ermesinden, ödeme gününe kadar geçen süre   için, yukarıdaki miktarlara Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli faizinin üç   puan fazlasına eꢀit oranda basit faiz uygulanmasına karar vermiꢀtir.   6. Baꢀvuranın adil tazmin taleplerinin geri kalanını reddetmiꢀtir.   Đꢀbu karar, Đngilizce olarak hazırlanmıꢀ ve Mahkeme Đç Tüzüğü’nün 77. Maddesi’nin 2. ve   3. fıkraları uyarınca 10.05 2007 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiꢀtir.   S. DOLLÉ   A.B. BAKA   Zabıt Katibi   Baꢀkan   8

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 14.07.2026. · Źródło