19807/92

WyrokETPCz2006-04-25ECLI:CE:ECHR:2006:0425JUD001980792

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy użycie siły przez tureckie siły bezpieczeństwa podczas operacji policyjnych, które doprowadziły do śmierci pięciu osób, oraz brak skutecznego dochodzenia w tej sprawie, naruszyły prawo do życia (art. 2) i prawo do skutecznego środka odwoławczego (art. 13) Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał stwierdził naruszenie art. 2 Konwencji, ponieważ władze tureckie nie zapewniły ochrony prawa do życia krewnych skarżących, a także nie przeprowadziły skutecznego dochodzenia w sprawie ich śmierci. W odniesieniu do użycia siły, Trybunał uznał, że planowanie i przeprowadzenie operacji policyjnych nie uwzględniało należytej staranności, a użycie siły nie było proporcjonalne, co doprowadziło do śmierci podejrzanych. Trybunał podkreślił, że brak dokumentacji dotyczącej planowania operacji, brak użycia środków nieśmiercionośnych oraz fakt, że żaden policjant nie został ranny, podczas gdy dziesięciu podejrzanych zginęło, budzą poważne wątpliwości co do proporcjonalności użytej siły. W kwestii dochodzenia, Trybunał wskazał na liczne poważne braki, takie jak brak dokumentacji fotograficznej i balistycznej, brak pobrania odcisków palców, brak przesłuchania wszystkich funkcjonariuszy oraz brak analizy ubrań ofiar, co uniemożliwiło ustalenie faktycznych okoliczności zdarzeń. W konsekwencji, Trybunał uznał również naruszenie art. 13 Konwencji, ponieważ skarżący nie mieli dostępu do skutecznego środka odwoławczego w związku z naruszeniem prawa do życia.
Stan faktyczny
Skarżący to krewni pięciu osób (İbrahim Erdoğan, Yücel Şimşek, İbrahim Ilcı, Cavit Özkaya i Hasan Eliuygun), które zostały zabite przez tureckie siły bezpieczeństwa 12 lipca 1991 roku podczas operacji policyjnych przeciwko domniemanym członkom organizacji Dev-Sol w Stambule. Operacje odbyły się w czterech różnych lokalizacjach. Według policji, zabici byli uzbrojeni i pierwsi otworzyli ogień, a funkcjonariusze działali w samoobronie. Skarżący twierdzili, że celem operacji było zabicie, a nie aresztowanie, oraz że użyto nadmiernej siły.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: 1. Stwierdza naruszenie art. 2 Konwencji w odniesieniu do śmierci İbrahima Erdoğana, Yücela Şimşeka, İbrahima Ilcı, Cavita Özkayi i Hasana Eliuyguna (sześć głosów do jednego). 2. Stwierdza naruszenie art. 2 Konwencji w odniesieniu do obowiązku państwa przeprowadzenia skutecznego dochodzenia w sprawie okoliczności śmierci tych osób (jednogłośnie). 3. Stwierdza, że nie ma potrzeby rozpatrywania odrębnej kwestii w ramach art. 6 Konwencji (jednogłośnie). 4. Stwierdza naruszenie art. 13 Konwencji (jednogłośnie). 5. Zasądza zadośćuczynienie zgodnie z art. 41 Konwencji. 6. Oddala pozostałą część żądania słusznego zadośćuczynienia.

Pełny tekst orzeczenia

COUNCIL   AVRUPA   OF EUROPE   KONSEYĐ   AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ   DÖRDÜNCÜ DAĐRE   ERDOĞAN VE DĐĞERLERĐ/TÜRKĐYE   (Baꢀvuru no. 19807/92)   KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ   STRAZBURG   Nisan 2006   Sözkonusu karar AĐHS’nin 44§2. maddesi uyarınca kesinlik kazanacaktır. Ancak ,ꢀekle iliꢀkin   değiꢀiklik yapılabilir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2006. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   USUL   Davanın nedeni, Türk vatandaꢀları Hüseyin Erdoğan ve Sevgi Erdoğan (ölümleri   üzerine, yerlerini Hatice Erdoğan almıꢀtır), Esme ꢁimꢀek, Hüseyin ꢁimꢀek, Đsmail Hakkı Ilcı,   Nahit Özkaya, Mahmut Ali Eliuygun (ölümü üzerine, yerini Bakiye Eliuygun almıꢀtır) ve   Necla Nurlu (“baꢀvuranlar”) tarafından, 6 Ocak 1992 tarihinde, Đnsan Hakları ve Temel   Özgürlükleri Korumaya Dair Sözleꢀme’nin (“Sözleꢀme”) eski 25. maddesi uyarınca, Türkiye   aleyhine Avrupa Đnsan Hakları Komisyonu’na (“Komisyon”) yaptığı baꢀvurudur (baꢀvuru no.   19807/92). Bu ꢀahıslar, 12 Temmuz 1991 tarihinde Đstanbul’daki güvenlik güçlerince   öldürülen ve maznun Dev-Sol mensupları Đbrahim Erdoğan, Yücel ꢁimꢀek, Đbrahim Ilcı, Cavit   Özkaya ve Hasan Eliuygun’un yakınlarıdır.   Baꢀvuranı, görevini Colchester’da ifa etmekte olan avukat Françoise Hampson temsil   etmiꢀtir. Türk Hükümeti (“Hükümet”), Ajan’ı tarafından temsil edilmiꢀtir.   Ocak 1996 tarihinde Komisyon tarafından baꢀvurunun kabuledilebilir olduğuna   karar verilmiꢀ ve baꢀvuru, Komisyon’un sözkonusu tarihte incelemesini tamamlamamıꢀ   olması nedeniyle 11 No.lu Protokol’ün ikinci hükmünün 5 § 3. maddesi uyarınca 1 Kasım   tarihinde AĐHM’ye devredilmiꢀtir.   OLAYLAR   I. DAVA OLAYLARI   Baꢀvuranların ölüm tarihleri ve polis operasyonlarında öldürülen beꢀ kiꢀiye olan yakınlıkları,   aꢀağıdaki ꢀekliyle kaydedilmiꢀtir:   Hüseyin Erdoğan (1933), merhum Đbrahim Erdoğan’ın babası ve Sevgi Erdoğan (1956) eꢀidir.   Esme ꢁimꢀek (1946), merhum Yücel ꢁimꢀek’in annesi ve Hüseyin ꢁimꢀek (1942) babasıdır. Đsmail   Hakkı Ilcı (1960), merhum Đbrahim Ilcı’nın erkek kardeꢀidir. Nahit Özkaya (1962), merhum Cavit   Özkaya’nın erkek kardeꢀidir. Mahmut Ali Eliuygun (1926), merhum Hasan Eliuygun’un babası, Necla   Nurlu (1956) kız kardeꢀidir.   A. Geçmiꢀ Olaylar   Temmuz 1991 tarihinde polis, Đstanbul’un farklı bölgelerinde bulunan dört binada, Türk   adli makamlarınca terörist bir örgüt olarak sınıflandırılan aꢀırı sol-kanat üyesi, silahlı Dev-Sol   militanlarına karꢀı operasyonlar düzenlemiꢀtir. Dev-Sol mensubu oldukları iddia edilen on kiꢀi, bu   operasyonlar sırasında öldürülmüꢀtür. Kask ve kurꢀungeçirmez ceket giyen polis memurlarından   hiçbiri, öldürülmemiꢀ veya yaralanmamıꢀtır.   Her durumda kurbanlar, bir süre gözetim altında tutulmuꢀtur ve bölge, operasyondan önce   kordon altına alınmıꢀtır. Birtakım gazete haberlerine göre, Đçiꢀleri Bakanlığı sözkonusu tarihte, bir   basın açıklamasında kurbanların, operasyonlar baꢀlamadan önce gözetim altına alındığını ve   operasyonların, eꢀgüdümlü olarak yürütüldüğünü doğrulamıꢀtır.   Birtakım gazete haberlerine göre, operasyonlar ardından Đstanbul Polis Müdürü Mehmet Ağar,   baskınlarda görev alan polis kuvveti mensuplarını tebrik etmiꢀtir.   Hükümet’e göre, operasyonların amacı terörist eylemlere dahil olduklarından ꢀüphe edilen   kiꢀileri gözetim altına almak, yargılamak ve olası terörist saldırıları engellemek olmuꢀtur.   Bazı gazeteler, teslim olma çağrılarının yapılmıꢀ olduğunu yazarken, diğerleri böyle bir   çağrının yapılmadığını yazmıꢀtır.   Polis raporlarına göre, ölen kiꢀiler silahlıdır. Önce ateꢀ açan onlar olmuꢀtur ve her bir bölgede,   çeꢀitli ebatlarda silahlar ve tüfekler, bombalar, el bombaları ve patlayıcı üretmek için kullanılan   materyaller bulunmuꢀtur. Cumhuriyet Savcısı’nın raporları, bu hususta polis raporlarını doğrulamıꢀtır.   B. Dört Operasyondan Her birinin Özel Koꢀulları   1. Ekmek Fabrikası Sokak, Apartman No.26/1 – Niꢀantaꢀı – Đstanbul   Polis raporlarına göre ilk baskın, 12 Temmuz 1991 tarihinde 19.00’da sözkonusu apartmana   yapılmıꢀtır. Polis ve binada bulunan ꢀahıslar arasında bir buçuk saat süren bir silahlı çatıꢀma meydana   gelmiꢀtir. Đbrahim Ilcı ve Bilal Karakaya isimli iki terörist bu bölgede polis tarafından öldürülmüꢀtür.   2. Dikilitaꢀ Gelincik Sokak, Apartman No. 6/2, Beꢀiktaꢀ – Đstanbul   Polis raporlarına göre ikinci baskın, 12 Temmuz 1991 tarihinde 19.45’de sözkonusu   apartmana yapılmıꢀtır. Polis ve teröristler arasında silahlı çatıꢀma meydana gelmiꢀtir. Cavit Özkaya,   Hasan Eliuygun ve terörist oldukları iddia edilen diğer üç ꢀahıs, Niyazi Aydın, Zeynep Eda Berk ve   Nazmi Türkcan sözkonusu adreste öldürülmüꢀtür.   Cavit Özkaya’ya iliꢀkin hazırlanan otopsi raporu ölüm nedeninin, iç kanama, kırık omuz ve   kaburga kemikleri ve iç organların, mermi yaralarından kaynaklanan delinmesi olduğunu   göstermektedir. Baꢀvuranların isteği üzerine olay mahallinde soruꢀturma yapan ve otopsi raporlarını   inceleyen adli tıp pataloğu, Cavit Özkaya’nın ön kısımdan aldığı tek ölümcül yaranın, vücuduna isabet   eden son mermiden kaynaklanmasının muhtemel olduğu, ve Özkaya’nın bedeni düz bir zeminde   bulunduğu sırada ateꢀ edildiği yorumunda bulunmuꢀtur. Ölümcül yaralardan üçü ve ölümcül olmayan   yaralardan ikisi, ꢀahsın arka kısımdan vurulmuꢀ olduğunu göstermektedir.   Hasan Eliuygun’a iliꢀkin hazırlanan otopsi raporu ölüm nedeninin, mermi yaralarından   kaynaklanan iç kanama olduğunu göstermektedir. Rapora göre vücuduna beꢀ mermi isabet etmiꢀtir.   Ayrıca vücuduna beꢀ metal parça isabet etmiꢀtir. Ölen diğer üç kiꢀi hususunda AĐHM’ye otopsi   raporları sunulmamıꢀtır.   3. Balmumcu, Özmelik Apartmanı, Apartman No. 11/1 Beꢀiktaꢀ, Đstanbul   Sözkonusu bina, 22.30’da baskın yapılan üçüncü binadır. Bu binada, Đbrahim Erdoğan ve   Yücel ꢁimꢀek isimli iki militan öldürülmüꢀtür. Resmi raporlara göre binanın içinde bulunan kiꢀilerle   silahlı bir çatıꢀma meydana gelmiꢀtir.   Đbrahim Erdoğan’a iliꢀkin otopsi raporu, ölüm nedeninin, mermi yaralarından kaynaklanan iç   kanama, çatlamıꢀ kafatası ve kırılmıꢀ omurga olduğunu göstermektedir. Otopsi raporu, Đbrahim   Erdoğan’ın vücuduna, beꢀinin de aynı derecede ölümcül olduğu altı elin arka kısma isabet ettiği dokuz   el ateꢀ edildiğini göstermektedir. Yücel ꢁimꢀek’e iliꢀkin otopsi raporuna göre ölüm nedeni, iç ve dıꢀ   kanama, beyin ve kafatası hasarı ve mermilerin ve patlayıcı bir maddenin metal parçalarının neden   olduğu omurga kırılmasıdır. Đki mermi yaralanması ve ꢀarapnel yaralanmalarından dördü, aynı   derecede ölümcüldür.   Baꢀvuranların talebi üzerine olaydan sonra olay mahallinde soruꢀturma yapan adli tıp pataloğu   Profesör Pounder’e göre, apartmanın içinde karꢀılıklı ateꢀ açıldığına dair bir gösterge mevcut değildir.   Olayın geçtiği odadan en az dokuz el ateꢀ edildiği anlaꢀılmaktadır. Odadan yöneltilen dokuz el ateꢀin   tümü, üç metre ya da daha az bir mesafeden zemine yönelik yapılmıꢀtır. Sözkonusu odada bir kiꢀi   vurularak öldürülmüꢀse, deliller kiꢀinin zeminde veya zemine yakın olduğunu, ateꢀ eden kiꢀinin üç   metre uzağında bulunduğunu ve vurulduğu sırada ateꢀ etmediğini göstermektedir.   Yücel ꢁimꢀek’in almıꢀ olduğu yaralar hususunda Profesör Pounder dört ꢀarapnel yarasının   niteliğinin, ꢁimꢀek’in yaꢀamakta olduğunu, vurulduğu sırada dik bir pozisyonda durduğunu ve iki   mermi ile vurulduğu sırada zaten ölümcül olarak yaralanmıꢀ durumda olduğunu gösterdiğini   belirtmektedir.   4. Levent, Birlik Sokak, Apartman No. 10/1, Beꢀiktaꢀ, Đstanbul   Dördüncü baskın, sözkonusu bölgede meydana gelmiꢀtir. Terörist olduğu iddia edilen   kiꢀilerden Ömer Coꢀkunırmak orada öldürülmüꢀtür. Ölümü, herhangi bir baꢀvurunun konusu değildir.   C. Yerel Mahkemeler huzurundaki davalar   1. Sevgi Erdoğan’ın, Cumhuriyet Savcısı’na Đstanbul Polis Müdürü ve operasyonlarda görev   alan polisler aleyhinde sunduğu ꢀikayet   Temmuz 1991 tarihinde ikinci baꢀvuran Sevgi Erdoğan, Đstanbul Cumhuriyet Savcısı’na bir   ꢀikayet sunmuꢀtur. Yasal vekilleri, operasyon sırasında el bombası kullanımını, ölen kiꢀilerin   vücutlarında patlayıcı madde parçalarının bulunmasını, cesetlerin vücutlarında bulunan ve kısa   mesafeden vurulduklarını gösteren izleri, operasyonun kısa bir süre içinde gerçekleꢀtirildiğini ve   baskın yapılan evde bulunan tüm kiꢀilerin öldürüldüğünü gözönünde bulundurarak güvenlik   güçlerinin, sözkonusu kiꢀileri yakalamaktan öldürmeyi amaçlamıꢀ olduklarını ileri sürmüꢀtür. Ayrıca   güvenlik güçlerinden kimsenin yaralanmamıꢀ olması nedeniyle gerçekten bir çatıꢀma olup olmadığı da   kuꢀku götürmektedir. Cinayete iliꢀkin cezai takibatın, Đstanbul Polis Müdürü ve operasyonda görev   alan personele iliꢀkin yürütülmesi talep edilmiꢀtir.   Kasım 1991 tarihinde Đstanbul Cumhuriyet Savcılığı, Memurin Muhakematı Kanunu   bağlamındaki cezai takibata iliꢀkin bir karara varılması için konuyu Đstanbul Valiliği’ne devretmiꢀtir.   Đstanbul Đl Đdare Kurulu, soruꢀturma açmak için gerekçe bulunmadığına karar vermiꢀtir. Sözkonusu   karar temyize gitmemiꢀtir.   2. Đstanbul Cumhuriyet Savcısı tarafından Đstanbul Altıncı Ağır Ceza Mahkemesi huzurunda   yürütülen cezai takibat   ꢁubat 1992 tarihli bir iddianamede, Đstanbul Cumhuriyet Savcısı, 23 ve 24 No.lu   paragraflarda değinilen üç yerdeki olaylara iliꢀkin olarak dokuz polis memurunu, kasıtsız adam   öldürmek ve failin kimlik tespitini imkansız kılacak bir ꢀekilde ölüme neden olmakla itham etmiꢀtir.   Suçlamalar, Türk Ceza Kanunu’nun 452 § 1., 463, 50 ve 51§2. maddeleri uyarınca yapılmıꢀtır.   Nisan 1992 tarihinde gerçekleꢀen ilk duruꢀma sırasında baꢀvuranlar Sevgi Erdoğan, Nahit   Özkaya, Hüseyin ꢁimꢀek, Esme ꢁimꢀek ve Mahmut Eliuygun davaya katılmak için Mahkeme’ye   baꢀvurmuꢀlardır. Mahkeme’ye verdikleri ifadelerinde baꢀvuranlar, sözkonusu teslim olma çağrıları   dıꢀında sözkonusu kiꢀilerin canlı olarak ele geçirilmesi amacı ya da isteği olduğuna dair bir iꢀaret   bulunmadığını ... ve sözkonusu davada, operasyonun amacının bu kiꢀilerin yakalanması olup   olmadığının soruꢀturulmasının gerekli olduğunu belirtmiꢀlerdir. Mahkeme, 7 Temmuz ve 15 Eylül   tarihlerindeki duruꢀmalarda baꢀvurularını kabul etmiꢀtir.   Nisan 1992 ve 16 Haziran 1993 tarihleri arasında davalılar, Mahkeme’ye ifade vermiꢀtir.   Davalılardan bazılarının ifade vermiꢀ olmaları nedeniyle Mahkeme’nin tüm davalıların sözlü   ifadelerini almayı tamamlaması on bir duruꢀma sürmüꢀtür.   Eylül 1993 ve 3 Mart 1994 tarihleri arasında gerçekleꢀen beꢀ duruꢀma süresince Mahkeme,   yirmi görgü tanığını dinlemiꢀtir. 1 Haziran 1994 ve 24 Kasım 1994 tarihleri arasında Mahkeme,   baꢀvuranların vekillerinin talepleri üzerine ifadelerinin son ꢀekillerini verebilmeleri için duruꢀmaları   birçok kez ertelemiꢀtir.   ꢁubat 1995 tarihli bir kararda Mahkeme, davalılara ceza vermek için gerekçe bulamamıꢀtır.   Ölen kiꢀinin, birçok terörist aktiviteye dahil olduğuna iliꢀkin delillere değinmiꢀtir. Ayrıca ölen kiꢀinin   dairesinde silahların ve patlayıcıların bulunduğunu gösteren delillere değinmiꢀ ve ölen kiꢀinin, Dev-   Sol üyelerinden olduğunu tespit etmiꢀtir. Mahkeme, ön inceleme yapılmıꢀ olması ve sözkonusu olaylar   üzerinden geçen süre gözönüne alındığında, ayrıca bir inceleme yapılmasının gereği olmaması   nedeniyle taraflarca talep edildiği gibi çeꢀitli operasyonların düzenlendiği olay mahallerinde   incelemede bulunmadığını belirtmiꢀtir. Tanıklarca verilen sözlü ifadelere göre düzenlenen üç   operasyonda bölgenin, kordon altına alındığı ve ölen kiꢀiye megafonla defalarca uyarıda bulunulduğu   sonucuna varmıꢀtır. Bazı görgü tanıklarına göre, ölen kiꢀi pencerelerden ateꢀ etmeye baꢀlamıꢀ ve   güvenlik güçleri de buna karꢀılık olarak ateꢀ açmıꢀlardır. Bazı tanıklar, öncelikle kimin ateꢀ açtığını   kesin olarak söyleyemeyeceklerini belirtmiꢀlerdir. Ancak diğer tanıklar, ilk ateꢀin dairelerden geldiğini   duyduklarını belirtmiꢀlerdir. Sonuç olarak Mahkeme, polisin gereken uyarıyı vermiꢀ olduğu ve ateꢀ   edildiği için ateꢀ açmıꢀ olduğu sonucuna varmıꢀtır. Üç davada da davalıların emirlerine uygun olarak   ve görevleri gereğince hareket etmiꢀ oldukları kanısındadır. Sanıkların hareketlerinin, meꢀru müdafaa   sınırları dahilinde olduğuna karar vermiꢀtir.   Operasyonlar sırasında öldürülen Zeynep Eda Berk’in yakını olan bir müdahil, karara karꢀı   Yargıtay’a temyiz baꢀvurusunda bulunmuꢀtur. 13 ꢁubat 1997 tarihinde Yargıtay, baꢀvuruyu reddetmiꢀ   ve kararı onamıꢀtır.   3. Đstanbul Dördüncü Ağır Ceza Mahkemesi huzurundaki cezai takibat   Sözkonusu takibatlar, ilk bölgedeki polis baskını sırasında Đbrahim Ilcı ve Bilal Karakaya’nın   öldürülmesine iliꢀkindir (bkz. paragraflar 18-22).   Hazırlık soruꢀturması sırasında sözkonusu takibatlar, diğer üç bölgeye iliꢀkin takibatlardan   kesin olarak ayrılmıꢀ ve dava, ꢁiꢀli Cumhuriyet Savcısı’na devredilmiꢀtir. Dava daha sonra yeniden   Đstanbul Cumhuriyet Savcısı’na devredilmiꢀtir.   Haziran 1994 tarihli bir iddianamede Đstanbul Cumhuriyet Savcısı, on iki polis memurunu   kasıtlı adam öldürme ve failin kimliğinin tespitini imkansız hale getirecek ꢀekilde ölüme sebebiyet   vermekle suçlamıꢀtır. Suçlamalar, Türk Ceza Kanunu’nun 450 § 5, 463, 281, 31, 33, 49 §§ 1-3 ve 50.   maddeleri uyarınca yapılmıꢀtır.   Haziran 1994 ve 21 ꢁubat 1995 tarihleri arasında davalılar, Đstanbul Ceza Mahkemesi’ne   ifadelerini vermiꢀlerdir. 29 Haziran 1995 tarihli duruꢀmada Đbrahim Ilcı’nın erkek kardeꢀi baꢀvuran   Đsmail Hakkı Ilcı’nın vekili cezai takibatlara müdahale etmeyi talep etmiꢀtir. 21 Eylül 1995 tarihli   duruꢀmada Mahkeme Đsmail Hakkı Ilcı ve Đbrahim Ilcı arasındaki aile bağını gösteren belgelerin   sunulmasını öngörmüꢀtür.   Kasım 1997 tarihli bir kararda Đstanbul Dördüncü Ağır Ceza Mahkemesi, Đbrahim Ilcı ve   Bilal Karakaya’nın öldürülmeleri ile suçlanan polis memurlarının beraatine karar vermiꢀtir. Ağır Ceza   Mahkemesi, davalılar görevlerini yerine getirirken ölen kiꢀinin, onlara ateꢀ açtığını ve davalıların,   meꢀru müdafaa yapmak üzere ateꢀe karꢀılık verdiğini belirtmiꢀtir. Mahkeme davalılara ceza vermek   için gerekçe bulunmadığı sonucuna varmıꢀtır.   ꢁubat 1999 tarihinde Yargıtay, sözkonusu kararı onamıꢀtır. Baꢀvuranların, davadaki adam   öldürmelerin, kanuna aykırı olduğu yönündeki iddialarını reddetmiꢀtir. Deliller, davalıların görevlerini   yerine getirmekte oldukları sırada meꢀru müdafaa amacıyla ateꢀe karꢀılık vermiꢀ olduklarını ve kendi   hayatlarını ve diğerlerinin hayatlarını kurtarmak üzere hareket ettiklerini göstermiꢀtir.   HUKUK   I. AĐHS’NĐN 2. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI   Baꢀvuranlar, AĐHS’nin 2. maddesi uyarınca, akrabalarının öldürücü kuvvete   baꢀvurmanın haklı olmadığı ꢀartlarda öldürüldüklerinden ꢀikayetçi olmuꢀlardır. Ayrıca,   ölümlerle sonuçlanan operasyonun planlamasının ve yürütülmesinin, akrabalarının yaꢀama   haklarını korumayı sağlayacak ꢀekilde olmadığını iddia edilmiꢀtir. Ek olarak, akrabalarının   yaꢀama haklarının Türkiye’deki iç hukuk ve uygulama tarafından yeterli olarak korunmadığı   ileri sürülmüꢀtür. Baꢀvuranlar, ayrıca, güvenlik güçlerinin bazı üyeleri hakkındaki soruꢀturma   ve cezai iꢀlemlerin, AĐHS’nin 2. maddesi uyarınca olan usule iliꢀkin yükümlülüklere aykırı   olarak, temelde kusurlu olduğunu ve sonuç olarak etkili olamadığını iddia etmiꢀlerdir.   AĐHS’nin 2. maddesinin ilgili kısmı ꢀöyledir:   “1. Herkesin yaꢀam hakkı yasanın koruması altındadır. Yasanın ölüm cezası ile cezalandırdığı bir   suçtan dolayı hakkında mahkemece hükmedilen bu cezanın yerine getirilmesi dıꢀında hiç kimse kasten   öldürülemez.   2. Öldürme, aꢀağıdaki durumlardan birinde kuvvete baꢀvurmanın kesin zorunluluk haline gelmesi   sonucunda   meydana   gelmiꢀse,   bu   maddenin   ihlali   suretiyle   yapılmıꢀ   sayılmaz:   (a) Bir kimsenin yasadıꢀı ꢀiddete karꢀı korunması için;   (b) Usulüne uygun olarak yakalamak için veya usulüne uygun olarak tutuklu bulunan bir kiꢀinin   kaçmasını önlemek için;   (c)…”   A. Tarafların iddiaları   1. Baꢀvuranlar   Baꢀvuranlar, ilk olarak, akrabalarını yakalamak için gerçek bir teꢀebbüste   bulunulmadığını ve maksadın daha çok onları öldürmek olduğunu ileri sürmüꢀlerdir. Ayrıca,   akrabalarının ölümlerinin, gereğinden fazla öldürücü kuvvet kullanımından kaynaklandığını   öne sürmüꢀlerdir. Güvenlik güçlerinin ꢀüphelilerin teslim olmaları gerektiği yönünde uyarı   verip vermemiꢀ olduklarına dair çeliꢀkili deliller olduğunu kaydetmiꢀlerdir. Güvenlik güçleri,   CS gazı ve/veya sersemletici bomba gibi öldürücü olmayan silahlarla donatılmamıꢀlardı.   Ayrıca, ateꢀin binanın dıꢀından mı yoksa içinden mi açıldığı belirsizdi. En azından bir   mahalde, binaların içinde bulunan kiꢀiler tarafından ateꢀ edildiğine dair delil yoktu.   Bu davada yürütülen soruꢀturma hakkında, baꢀvuranlar, binaların ilk kez arandığı   sırada Cumhuriyet Savcısı’nın mevcut olmadığını ve binalarda bulunmuꢀ olan ꢀeylere iliꢀkin   bağımsız deliller olmadığını iddia etmiꢀlerdir. Baꢀvuranlara göre, olay yerinin fotoğrafları   çekilmemiꢀtir ve sözkonusu dört mahalde öldürülen kiꢀilerin pozisyonlarına iliꢀkin bir   gösterge yoktur. Ayrıca, soruꢀturma dosyasında, güvenlik güçlerinin hangi üyelerinin farklı   zamanlarda hangi mahallerde olduklarına dair herhangi bir bilgi yoktu ve bu üyelerin ifadeleri   alınmamıꢀtı. Silahların üzerindekiler de dahil olmak üzere parmak izleri alınmamıꢀtı. Mağdur   olan kiꢀilerin binalarında bulunduğu iddia edilen silahlar ve güvenlik güçlerinin silahları adli   tıp laboratuarlarına gönderilmemiꢀtir. Binaların içinde veya dıꢀında, kullanılmıꢀ fiꢀekler ve   bomba ꢀarapneli aranmamıꢀtır. Öldürülen kiꢀilerin giysileri soruꢀturma dosyasında yer   almamıꢀtır.   2. Hükümet   Hükümet, dava ile ilgilenen Ağır Ceza Mahkemesi’nin kaydetmiꢀ olduğu gibi,   müteveffaların, solcu bir terör örgütünün üyeleri olduklarını ve çeꢀitli terör faaliyetlerine   katılmıꢀ olduklarını ileri sürmüꢀtür. Dairelerinde, önemli miktarda silah ve patlayıcı   bulunmuꢀtur.   Hükümet, tanıklar tarafından ceza mahkemesinde verilen sözlü delillere göre, her   üç operasyonda da, bölgenin önce polis memurları tarafından kordon altına alınmıꢀ olduğunu   ve müteveffaya megafon aracılığıyla birçok uyarıda bulunulmuꢀ olduğunu belirtmiꢀtir.   Müteveffanın pencerelerden dıꢀarı ateꢀ etmeye baꢀlamıꢀ olduğu ve güvenlik güçlerinin   karꢀılık verdiği tespit edilmiꢀtir. Bazı tanıklar, ilk olarak kimin ateꢀ açtığını tam olarak   bilmediklerini ifade etmiꢀler; diğerleri ilk olarak dairelerden ateꢀ açıldığını duyduklarını   doğrulayabilmiꢀlerdir.   Hükümet, tüm durumlarda polis memurlarının emirlerine uygun olarak ve   görevlerinin kapsamı dahilinde hareket etmiꢀ olduklarını ve gereğinden fazla öldürücü   kuvvete baꢀvurmamıꢀ olduklarını ileri sürmüꢀtür. Polis memurları, meꢀru müdafaa sınırları   içinde, kendi yaꢀamlarını ve baꢀkalarının yaꢀamlarını korumak ve bu silahlı militanlara karꢀı   kamu düzenini korumak yönünde hareket etmiꢀlerdir.   B. AĐHM’nin değerlendirmesi   1. Genel ilkeler   Yaꢀama hakkını koruyan ve yaꢀama hakkından mahrum bırakmanın haklı   olabileceği ꢀartları ortaya koyan 2. madde, hakkında derogasyona izin verilmeyen, AĐHS’nin   en temel hükümlerinden birisi olarak yer alır (bkz. Velikova – Bulgaristan, no. 41488/98, §   68, AĐHM 2000-VI). Ayrıca, 3. madde ile birlikte, Avrupa Konseyi’ni oluꢀturan demokratik   toplumların temel değerlerinden birini muhafaza eder. Yaꢀama hakkından mahrum   bırakmanın haklı olabileceği ꢀartlar, dolayısıyla dar bir ꢀekilde yorumlanmalıdır (bkz. Salman   – Türkiye [BD], no. 21986/93, § 97, AĐHM 2000-VII). Đnsanların korunması için bir araç   olarak AĐHS’nin hedef ve amacı, ayrıca, 2. maddenin, teminatlarını etkili ve uygulanabilir   kılacak ꢀekilde, yorumlanmasını ve uygulanmasını gerektirir (bkz. McCann ve Diğerleri –   Đngiltere, 27 Eylül 1995 tarihli karar, Seri A no. 324, ss. 45-46, §§ 146-147).   § 1. maddenin ilk cümlesi, Devlet’i, yalnızca kasti ve kanuna aykırı olarak adam   öldürmekten kaçınmaya değil aynı zamanda kendi yetki alanı içindekilerin yaꢀamlarını   korumak için yerel yasal düzen içerisinde uygun önlemler almaya mecbur kılar (bkz. Kılıç –   Türkiye, no. 22492/93, § 62, AĐHM 2000-III). Bu, bu tip hükümlerin ihlallerinin önlenmesi,   kaldırılması ve cezalandırılmasını yönünde kanun uygulama mekanizması tarafından   desteklenen kiꢀiye karꢀı iꢀlenen suçları caydırmak amacıyla uygun bir yasal ve idari çerçeve   oluꢀturarak yaꢀama hakkını koruma ꢀeklindeki, Devlet’in baꢀlıca görevini de kapsar.   2. madde, bütün olarak okunduğunda, 2. paragrafın, esasen bir kiꢀiyi kasten   öldürmeye müsaade edilen durumları tanımlamadığını, ancak, kasıtlı olmayarak yaꢀama   hakkından mahrum bırakmayla sonuçlanabilecek “kuvvete baꢀvurma” ya müsaade edilen   durumları açıkladığını ortaya koymaktadır. Ancak, (a), (b) veya (c) fıkralarında ortaya konan   amaçlardan herhangi birine ulaꢀmak için, “kesin zorunluluk” haline gelmesi dıꢀında kuvvete   baꢀvurmamak gerekmektedir. Bu bakımdan, 2 § 2. maddede yer alan “kesin zorunluluk”   ifadesi, AĐHS’nin 8-11. maddelerinin 2. paragrafı uyarınca Devlet’in etkisinin “demokratik   toplumda zorunlu” olup olmadığının belirlenmesinde normal olarak uygulanana göre daha   katı ve zorlayıcı bir zorunluluk testi uygulanması gerektiğini belirtmektedir. Özellikle,   kuvvete baꢀvurma, sözkonusu maddenin fıkralarında ortaya konan amaçlara ulaꢀmak ile kesin   orantılı olmalıdır (bkz., yukarıda anılan, McCann ve Diğerleri, s. 46, §§ 148-9).   Demokratik bir toplumda 2. maddenin önemine uygun olarak, ölümün polis veya   güvenlik güçleri tarafından öldürücü kuvvete baꢀvurulması sonucu gerçekleꢀtiği durumda,   AĐHM, bu hükmün ihlal edildiği iddialarını çok dikkatli bir incelemeye tabi tutmalıdır. Bunu   yaparken kuvveti uygulayan Devlet görevlilerinin hareketleri ile birlikte inceleme altındaki   hareketlerin idaresi ve planlaması gibi konularda dahil olmak üzere olay sırasında mevcut   olan tüm ꢀartları da gözönünde bulundurmalıdır (bkz., yukarıda anılan, McCann ve Diğerleri,   s. 46, § 150). Son belirtilen konu bağlamında, polis memurları, ister hazırlıklı bir operasyon   olsun ister tehlikeli olduğu anlaꢀılan bir kiꢀinin ani takibi olsun, görevlerini yerine   getirirlerken boꢀlukta bırakılmamalıdırlar. Yasal ve idari bir çerçeve, kanun uygulayan   yetkililerin kuvvet ve ateꢀli silah kullanımına baꢀvurabileceği sınırlı durumları, bu bağlamda   geliꢀtirilmiꢀ uluslar arası standartların ıꢀığında, belirlemelidir (bkz., yukarıda anılan,   Makaratzis § 59).   Yukarıda belirtilenler karꢀısında, AĐHM, bu davada, müteveffalara karꢀı kullanılan   öldürücü kuvvetin gereğinden fazla olup olmadığı ile birlikte operasyonun her türlü yaꢀam   riskini olabildiğince azaltacak ꢀekilde düzenlenip düzenlenmediğini de incelemelidir (bkz.,   yukarıda anılan, Makaratzis § 60).   2. Baꢀvuranların akrabalarının yaꢀama haklarının ihlal edildiği iddiasına iliꢀkin   a. Olayların tespiti   AĐHM, baꢀlangıçta, özellikle Đstanbul’un farklı bölgelerinde yer alan dört binadaki   operasyonlar sırasında polisin tutumuna iliꢀkin olarak, olaylara iliꢀkin farklı anlatımlarla   karꢀılaꢀtığını kaydeder. Olaylara iliꢀkin adli kararın, Đstanbul Dördüncü ve Altıncı Ağır Ceza   Mahkemelerinde toplam 21 polis memuru hakkında açılan cezai iꢀlemlerde verildiğini   gözlemlemektedir. Her iki mahkeme de, operasyonlarda yer alan sanık polis memurlarının ve   bazı tanıkların ifadelerini dinlemiꢀtir. Altıncı Ağır Ceza Mahkemesi, elindeki suçlamaların   konusunu oluꢀturan üç mahalde, bölgelerin öncelikle kordon altına alınmıꢀ olduğunu ve   müteveffaya megafon aracılığıyla uyarılarda bulunulmuꢀ olduğunu tespit etmiꢀtir. Önce   müteveffanın mı yoksa polis memurlarının mı ateꢀ açtığı konusuna iliꢀkin olarak, bazı tanıklar   Altıncı Ağır Ceza Mahkemesi’nde, müteveffanın pencerelerden dıꢀarı ateꢀ etmeye baꢀladığını   ve güvenlik güçlerinin karꢀılık verdiğini ifade etmiꢀlerdir. Öte yandan diğer tanıklar ilk olarak   kimin ateꢀ etmiꢀ olduğunu tam olarak bilemediklerini ifade etmiꢀlerdir. Bu ifadelere dayalı   olarak, mahkeme, ilk olarak polise ateꢀ edilmiꢀ olduğunu, ve polis memurlarının binalara   girerken ve ꢀüpheli Dev-Sol üyelerinin tümünü öldürürken aldıkları emirler doğrultusunda ve   görevleri kapsamı dahilinde hareket etmiꢀ olduklarını ve polis memurlarının hareketlerinin   meꢀru müdafaa sınırları içinde kaldığını tespit etmiꢀtir. Birinci mahaldeki polis baskını   sırasında Đbrahim Ilcı ve Bilal Karakaya’nın öldürülmeleri ile ilgilenen Dördüncü Ağır Ceza   Mahkemesi, aynı ꢀekilde, ilk olarak müteveffanın ateꢀ açmıꢀ olduğunu ve polis memurlarının   meꢀru müdafaa ve resmi görevlerini yerine getirmeleri sonucu karꢀılık verdiklerini tespit   etmiꢀtir.   Genel olarak, AĐHM’nin, özellikle de bu davada olduğu gibi AĐHM’nin ilgili   tanıkları görme ve inceleme ve onların güvenilirliklerine iliꢀkin kendi değerlendirmesini   oluꢀturma imkanının olmadığı durumda, ulusal adli makamların olaylara iliꢀkin gerekçeli   tespitlerinden sapması için ikna edici deliller gereklidir. Ancak, AĐHS’nin 2. maddesi   uyarınca sağlanan korumanın temel önemi, AĐHM’nin yaꢀama hakkından mahrum   bırakmanın gerçekleꢀtiği durumları, yerel iꢀlemler ve soruꢀturmalar yer almıꢀ olsa bile, çok   dikkatli bir incelemeye tabi tutmasını gerektirmesidir. Ayrıca, cezai iꢀlemlerdeki farklı ispat   yükümlülükleri ve bununla birlikte cezai mesuliyeti değerlendirmede uygulanan farklı   standartlar karꢀısında, bu iꢀlemlerin ilgili polis memurlarının aklanması ile sonuçlanması,   hiçbir bakımdan, kuvvet kullanımının gereğinden fazla olmadığının kanıtlanıp kanıtlanmadığı   ꢀeklindeki AĐHS uyarınca ortaya konan konuyu belirleyici olarak değerlendirilemez.   Daha da önemlisi, AĐHM, polis memurları hakkında cezai iꢀlemlerin açılmasına   yol açan ölümlere yönelik soruꢀturmanın çok ciddi kusurlar taꢀıdığını ve aksi halde ulusal   mahkemelerin kararlarına güvenilebilecekken bu kusurların güveni zedelediğini tespit   etmiꢀtir. 2. madde uyarınca olan ꢀikayetin usule iliꢀkin yönlerinin incelenmesi sırasında   aꢀağıda daha ayrıntılı olarak açıklanan bu kusurlar, dört mahaldeki ortak operasyonların   planlamasına yönelik etkili herhangi bir soruꢀturmanın, olay yerlerinin fotoğraflarının ve   taslaklarının mevcut olmamasını, parmak izi ve balistik niteliğinde delillerin veya diğer adli   delillerin ve operasyonlara katılan polis memurlarının olayların olduğu dönemdeki ꢀahsi   ifadelerinin olmamasını içerir.   Yetkililer tarafından yürütülen ve baꢀvuranların akrabalarının ölümlerine yol açan   çeꢀitli operasyonlara yönelik soruꢀturmadaki ciddi noksanları gözönünde tutarak, AĐHM,   yerel mahkemelerin kararlarına dikkatle yaklaꢀmalıdır. Bununla beraber, bu mümkün olsa   bile, AĐHM, taraflar arasındaki anlaꢀmazlık noktalarını çözmek giriꢀiminde bulunmayı gerekli   görmemektedir, zira elindeki belgelerin, ulusal makamların AĐHS’nin 2. maddesi uyarınca   olan yükümlülüklerini yerine getirdiğinin kanıtlanıp kanıtlanmadığının incelenmesini   sağlayacak yeterli somut temel oluꢀturduğu görüꢀündedir.   b. Genel ilkelerin bu davanın ꢀartlarında uygulanması   Baꢀvuranlar, müteveffaların kanuna uygun olarak yakalanmasını uygulamak   yerine onları öldürmek yönünde önceden tasarlanan bir plan olduğunu iddia etmiꢀlerdir. Bu   bakımdan, özellikle, çıkarılmıꢀ olan arama ya da yakalama emirlerinin varlığına dair bir delil   olmadığı, güvenlik güçlerinin CS gazı veya sersemletici bomba gibi öldürücü olmayan   silahlar taꢀımadıkları, dört operasyonun eꢀzamanlı değil art arda gerçekleꢀtirildiği ve Sivil   toplum kuruluꢀlarının ve hükümetler arası kuruluꢀların Türk güvenlik güçlerinin   sorumluluğunda gerçekleꢀen ölümlere iliꢀkin raporlarının ilgili zamanda ꢀüphelilere karꢀı   rutin olarak aꢀırı kuvvet kullanıldığını gösterdiği gerçeklerine güvenmiꢀlerdir.   Bu konuyu incelerken, operasyonların planlamasını ve operasyonlara katılan polis   memurlarına verilen brifingleri kaydeden, olayın olduğu döneme ait belgelerin olmaması   AĐHM için engel oluꢀturmuꢀtur. Bu tip belgeler, baꢀvuranlar tarafından ortaya konan bazı   sorulara ıꢀık tutabilirdi. Özellikle, amacın ꢀüphelileri yakalamak olduğu durumda   operasyonların neden eꢀzamanlı baskınlar ꢀeklinde yürütülmek üzere planlanmadığı sorusuna   ıꢀık tutabilirdi. Bununla beraber, mevcut belgelere dayanarak, AĐHM, Đstanbul polisi içinde   ꢀüphelileri öldürmek yönünde bir komplo olduğunun veya binalara giren polis memurlarına   üstleri tarafından öldürücü kuvvete baꢀvurma gerekçesinin var olup olmadığına bakmaksızın   ꢀüphelileri öldürmeleri emredilmiꢀ olduğunun yeterli ꢀekilde kanıtlanmadığı görüꢀündedir.   Bu davada gözönünde bulundurulması gereken önemli bir faktör, Dev-Sol’un,   dağılana kadar, çok sayıda polis memurunu, subayı veya cumhuriyet savcısını öldürmek de   dahil olmak üzere birçok suç iꢀlemiꢀ olduğudur. Müteveffaların bu silahlı örgütün mensupları   olarak aylarca polis tarafından takip edildikleri gerçeği ile birlikte bu durum, polis tarafından   tehlikeli bir tehdit olarak algılanmalarına katkıda bulunmuꢀtur. AĐHM, polis müdürlerinin,   operasyonları planlarken, makul olarak, silahlı Dev-Sol örgütü ile olan tecrübelerine dayalı   varsayımlarda bulunabileceklerini, özellikle, bu örgütün ꢀüpheli üyelerinin silahlı   olabileceğini ve karꢀı karꢀıya gelindiği durumda silahlarını kullanabileceklerini tahmin   edebileceklerini kabul etmektedir. Aynı zamanda, yetkililerin, binalarda ꢀüpheliler tarafından   gerçekte hangi silahların tutulduğuna dair sınırlı bilgiye dayanarak operasyon düzenledikleri   de gerçektir. Sonuç olarak, AĐHM, bu ꢀartlarda, makul olarak polisin ꢀüphelileri yakalamak   için veya onlar tarafından oluꢀturulan tehlikeyi etkisiz kılmak için silah kullanımına   baꢀvurmaya gerek olabileceğini değerlendirmiꢀ olabileceği görüꢀündedir.   Bununla beraber, operasyonun düzenlenmesine iliꢀkin ciddi sorular ortaya   çıkmaktadır. Đlk olarak, sözkonusu olayların olduğu dönemde, uygulanan kanun, 1934 yılında   yürürlüğe girmiꢀ olan 2559 sayılı Kanun’dur. Bu Kanun, bir polis memurunun sonuçlarından   sorumlu olmadan ateꢀli silah kullanabileceği çok çeꢀitli durumlara yer vermiꢀtir. Bu yasal   çerçeve, günümüz Avrupa demokratik toplumlarında gerek görülen yaꢀama hakkını   “kanunen” koruma düzeyini sağlamak konusunda yeterli gözükmemektedir.   Hükümet, polis memurlarının hareket ederken uydukları yasal kurallara atıfta   bulunmuꢀtur. Ancak, kuvvete baꢀvurmaya iliꢀkin kuralların pratikte nasıl uygulandığını ve bu   kurallara uyulmasını sağlamak için ne tür denetlemelerin yer aldığını açıklamamıꢀtır. Belli ki,   yürürlükteki sistem, kanunu uygulayan yetkililere, barıꢀ zamanında tehlikeli ꢀüphelilerin   yakalanmalarında kuvvet kullanımını düzenleyen açık kurallar ve kriterler sunmamaktadır. Bu   nedenle, ꢀüphelileri yakalamak yönündeki operasyonun planlamasından sorumlu olan   yetkililerin, haddinden geniꢀ hareket yetkisine sahip olmaları ve üzerinde düꢀünülmemiꢀ   teꢀebbüslerde bulunmaları neredeyse kaçınılmazdır.   Bu davanın özel ꢀartlarında, bu kuralları uygularken, polis müdürlerinin,   operasyonu gerçekleꢀtiren polis memurlarına, kendilerini tanıtmaları, ateꢀli silah kullanma   maksatlarına dair açık bir uyarı vermeleri ve bu uyarılara uyulması için yeterli zaman   tanımaları talimatlarını verip vermedikleri açık değildir. Ayrıca, polis yetkililerinin,   operasyonu planlarken, öldürücü yöntemler ve öldürücü olmayan yöntemler arasında bir   ayırım yapmadıkları gözükmektedir. Polis memurlarının üstleri tarafından ꢀüphelileri canlı   olarak yakalamaya ve tutuklamaya veya barıꢀ içinde teslim olma konusunda nasıl anlaꢀma   yapılacağına iliꢀkin açık talimatlar verildiğine dair AĐHM’ye hiçbir delil sunulmamıꢀtır ve bu   durum teslim olmaya gönüllü olmuꢀ olabilecek kiꢀilerin yaꢀam tehlikelerini arttırmıꢀtır.   Esasında, baꢀvuranlar tarafından kaydedildiği gibi, binalara giren polis memurlarının üzerinde   sadece silah ve el bombası vardı, öldürücü olmayan silahlar taꢀımıyorlardı. Niꢀantaꢀı   semtindeki apartmanda düzenlenen operasyona iliꢀkin polis raporlarında, polis memurlarının   göz yaꢀartıcı bombalar kullanmıꢀ olduklarını belirttikleri gerçektir. Ancak, aynı raporlarda,     polis memurlarının göz yaꢀartıcı bombalar kullandıktan sonra binalara girerken gaz maskeleri   takmıꢀ oldukları belirtilmemiꢀtir. Her halükarda, bir polis memuru tarafından ulusal   mahkemeler huzurunda yapılan bir beyana göre, operasyona katılan polis memurları gaz   kullanamamıꢀlardır.   Sonuç olarak, ꢀüphelilerin etraflarının sarılı olmasına ve zarar verebilecekleri bir   rehine almamıꢀ olmalarına rağmen, polis yetkilileri tarafından planlandığı ve uygulandığı gibi   binalara baskın yapılması, ancak ꢀüphelilerin yaꢀamlarını önemli ölçüde tehlikeye atan bir   ꢀekilde gerçekleꢀtirilebilirdi.   Yetkililer tarafından yapılan bu kusurlar, AĐHM’ye göre, yakalama operasyonunun   idaresinde ve düzenlenmesinde gerekli dikkatin gösterilmemesine kadar varır.   Dört yerde operasyonların yürütülme ꢀekli de endiꢀe uyandırıcıdır. AĐHM’nin   elindeki delillere göre, operasyonların gerçekleꢀtiği yerdeki olayların tam akıꢀı belirsizdir.   ꢁüpheliler uyarılar verilip verilmediğine ve ilk ateꢀin binaların içinden mi yoksa dıꢀından mı   açıldığına dair çeliꢀkili deliller mevcuttur. Ulusal makamlar tarafından yürütülen   soruꢀturmadaki kusurlar nedeniyle, AĐHM, yukarıda belirtilen her iki konu hususunda yerel   mahkemelerin kararlarına emin bir biçimde güvenememektedir. Ayrıca, olayların olduğu   döneme ait adli tıp delillerinin ve diğer delillerin, özellikle fotoğraf, parmak izi ve balistik   niteliğinde delillerin ve bununla beraber müteveffaların giysilerinin incelenmesinden çıkan   delillerin mevcut olmaması, on ꢀüpheli kiꢀinin ne ꢀekilde yaꢀamlarını kaybettiklerine dair   kesin bir değerlendirmeye varmayı zor kılmaktadır.   Ancak, AĐHM’nin elindeki belgeler, ölümlerin, meꢀru müdafaa sonucu gereğinden   fazla olmayan kuvvete baꢀvurmaktan kaynaklanıp kaynaklanmadığına dair ciddi ꢀüphe   uyandıracak ꢀekildedir. Đlk olarak, polislerin üzerlerinde, en azından operasyonların bir   aꢀamasında, kask ve kurꢀungeçirmez yelek olduğu doğrudur. Ancak, Dev-Sol’un on ꢀüpheli   üyesinin vurularak öldürülmüꢀ olup, en azından üç mahalde gerçekleꢀtiği iddia edilen yoğun   ateꢀe ve polis memurlarının birinci mahalde ꢀüphelilerin bahçeye ve binanın giriꢀ bölümüne   sürekli olarak el bombaları attıklarına ve vuruldukları anda ellerinde el bombaları olduğuna ve   parmaklarının bombanın piminde olduklarına dair ifadelerine rağmen hiçbir polis memurunun   öldürülmemiꢀ veya yaralanmamıꢀ olması davanın ꢀaꢀırtıcı bir özelliğidir.   Ayrıca, AĐHM, ulusal yetkililerin izniyle, ölümler meydana geldikten yaklaꢀık altı   hafta sonra Đbrahim Erdoğan ve Yücel ꢁimꢀek’in öldürüldüğü üçüncü yeri inceleyen ve ayrıca   ölenlerden beꢀinin otopsi raporlarını inceleyen, bağımsız bir adli patolog olan Profesör   Pounder’ın raporundaki ifadelerde bilhassa önem vermektedir.   Profesör Pounder, binaların içini ve dıꢀını detaylı olarak tarif eden raporunda, dairenin   ana bölmesinde çatıꢀmaya iliꢀkin ve daire penceresi çevresindeki dıꢀ duvarda hiçbir kanıt   tespit etmemiꢀtir. Ancak, odanın yer karolarının bazılarında yakın tarihli hasar tespit etmiꢀtir.   Karoların, kurꢀun izlerinin ortaya koyduğu gibi, tümü aꢀağıya doğru olan, en az dokuz el ateꢀ   edildiğine dair kanıt ortaya koyduğu kanısında idi; bu kanıtlardan, ateꢀ edilen kiꢀinin yerde ya   da yere yakın ve ateꢀ eden kiꢀiye üç metre uzaklıkta olduğu anlaꢀılmaktaydı. Pounder, ayrıca,   yerden yukarıya doğru ateꢀe iliꢀkin hiçbir kanıt tespit etmemiꢀtir. AĐHM, bu bağlamda,   Đbrahim Erdoğan’ın cesedinin, polis raporuna göre, dairenin ana bölmesinde bulunduğunu ve   otopsi raporuna göre, altısı sırtta, beꢀi ölümcül olan dokuz kurꢀun yarası taꢀıdığını not eder.     Cesedi binanın merdiven boꢀluğunda kapının arkasında bulunan Yücel ꢁimꢀek ile   ilgili olarak, otopsi raporunda, vücutta iki kurꢀun ve dört ꢀarapnel yarasının birlikte ölümcül   nitelik taꢀıdığı ifade edilmiꢀtir. ꢁarapnel yaraları, polis raporlarında kullanıldıklarından   bahsedilmemelerine rağmen, el bombası ya da patlayıcı maddelerin kullanıldığına iꢀaret   etmektedir. Profesör Pounder’a göre, ꢀarapnel yaralarının niteliği, Yücel ꢁimꢀek’in yaralar   meydana geldiğinde, hayatta ve dik olduğu ve iki kurꢀun yarası aldığında halihazırda ölümcül   bir yara almıꢀ olduğuna iꢀaret eder niteliktedir.   Profesör Pounder’ın, sözkonusu iꢀlemlere doğrudan konu olan diğer iki yere   eriꢀmesinin mümkün olmadığı görülmektedir. Ancak, AĐHM, ikinci yerde öldürülen Cavit   Özkaya’ya iliꢀkin otopsi raporunu inceleyerek, Profesör Pounder’ın, ꢀüpheliye edilen beꢀ el   ateꢀin arkadan edildiğinin görüldüğünü, vücudunun ön tarafındaki tek ölümcül yaranın ise   zemin gibi sert bir yüzeydeyken ateꢀ edildiğinde oluꢀtuğunu tespit ettiğini not eder.   AĐHM’ye göre, bu tespitler, önceden planlanmıꢀ ve koordine operasyonların bir   parçasını oluꢀturan yerlerin en az ikisinde, polis raporlarında belirtildiği üzere, ꢀüphelilerin   çatıꢀma esnasında nefsi müdafaa sonucunda vurularak öldürüldüklerine dair güçlü kanıtlar   ortaya koymaktadır. Bu tespitlerin belki adli tıp ya da baꢀka türlü ikna edici kanıtlarla   çürütülebilir olmasına karꢀın, bu tür kanıtların, yukarıda not edildiği gibi, bu kanıtlar ꢀimdiye   kadar AĐHM’ye iletilmemiꢀ ve AĐHM’ye gelecekte iletilmesi sözkonusu olmamıꢀtır.   Sonuç olarak, yukarıda anlatılanları dikkate alarak, AĐHM, operasyonların planlanması   ve yürütülmesinde, ulusal yetkililerin baꢀvuranların akrabalarının yaꢀam hakkını   koruyamadığını ve baꢀvuranların akrabalarının öldürülmesinin, gereğinden fazla olmayan güç   kullanımı teꢀkil etmediğinin ortaya konulamadığını tespit etmiꢀtir.   Buna göre, baꢀvuranlar, bu bağlamda AĐHS’nin 2. maddesinin ihlal edilmesinden   dolayı mağdur olmuꢀlardır.   3.Soruꢀturmanın yetersizliği iddiasına iliꢀkin   AĐHS’nin 2. maddesinde yer alan yaꢀam hakkının korunmasına iliꢀkin yükümlülük,   AĐHS’nin 1. maddesiyle birlikte ele alındığında, Devlet’in “yetkisi dahilindeki herkese   AĐHS’de tanımlanan hak ve özgürlükleri tanıma” ꢀeklindeki genel yükümlülüğü, insanların   güç kullanımı sonucunda öldüklerinde, etkili bir resmi soruꢀturma olmasını gerektirir (bkz.   Çakıcı – Türkiye [BD], no. 23657/94, § 86, AĐHM 1999-IV). Böyle bir soruꢀturmanın asıl   amacı, yaꢀam hakkını koruyan iç hukukun etkili uygulanmasını sağlamak ve Devlet   görevlilerinin veya birimlerinin sözkonusu olduğu davalarda, kendi sorumluluklarında   meydana gelen ölümlere iliꢀkin olarak hesap verme yükümlülüklerini sağlamaktır (bkz.   Anguelova – Bulgaristan, no. 38361/97, § 137, AĐHM 2002-IV). Uygulamada, bu tür   davalardaki ölüme iliꢀkin gerçek koꢀullar, Devlet görevlileri veya yetkililerinin bilgisi   dahilinde olduğundan, cezai kovuꢀturma gibi, yerel iꢀlemlerin ve disiplin soruꢀturmasının   yapılması ve mağdurların ve ailelerinin faydalanabilecekleri hukuk yollarının kullanılması,   bağımsız ve tarafsız olması gereken, yeterli bir resmi soruꢀturmaya bağlıdır. Aynı mantık,   merhumların, polislerin kendilerini yakalamaya çalıꢀtıkları operasyon esnasında   öldürüldüklerine dair hiçbir ihtilafın bulunmadığı sözkonusu dava için de geçerlidir.   Soruꢀturma ilk olarak, olayın meydana geldiği koꢀulları anlamayı, ikinci olarak ise,   sorumluların belirlenerek cezalandırılmasını sağlamayı muktedir olmalıdır. Bu, sonuca değil,   yönteme iliꢀkin bir yükümlülüktür. Yetkililerin, diğerlerinin yanı sıra, görgü tanığı ifadesi ve   adli tıp kanıtları dahil olmak üzere, olayla ilgili kanıtları elde etmek için mevcut makul     adımları atması gereklidir. Bu bağlamda, bir süratlilik ve ivedilik gereği de bulunmaktadır.   Soruꢀturmada, soruꢀturmanın dava ꢀartlarını ve sorumlu kiꢀiyi belirleme kabiliyetini sabote   eden bir eksiklik, gerekli olan etkili olma standardını karꢀılamayacaktır (bkz. Kelly ve   Diğerleri – Đngiltere, no. 30054/96, §§ 96-97, 4 Mayıs 2001 ve yukarıda anılan Angeluova, §   139).   Bu davada, olayları müteakip idari ve adli soruꢀturma baꢀlatılmıꢀtır. Birkaç polis ve   tanık sorgulanmıꢀtır. Soruꢀturmadan sonra, yirmi bir polise yönelik cezai kovuꢀturma   yapılmıꢀ, bu polisler daha sonra beraat etmiꢀtir.   Ancak, AĐHM, soruꢀturmanın yapılmasında ciddi eksiklikleri olduğunu gözlemler. Đlk   olarak, dört yerde yapılan koordine operasyonların planlanmasında ve özellikle bu   operasyonlarda görev alan polislere, ꢀüphelileri kuvvete baꢀvurmadan yakalama amacına   ulaꢀmada en iyi yönteme iliꢀkin verilen talimatlara ve sözkonusu polislerin neden sadece   ölümcül silahlar taꢀıdığına iliꢀkin hiçbir araꢀtırma yapılmadığı görülmektedir.   Operasyonların yapılma ꢀekline iliꢀkin soruꢀturma da açıkça noksanlıklar ortaya   koymaktaydı. Bilhassa, soruꢀturma yetkilileri olay yerinin fotoğraflarını çekmemiꢀ, binaların   içinin ve dıꢀının krokilerini çıkarmamıꢀ, operasyonun çeꢀitli safhalarında güvenlik güçlerinin   her birinin nerede olduğunu gösteren bir plan çizmemiꢀlerdir. Sonuç olarak, dairelerde   öldürülen kiꢀilerin yerlerine ve her operasyondaki her polisin yeri ve hareketlerine iliꢀkin   olarak dava dosyasında hiçbir ꢀey bulunmamaktadır.   Ayrıca, soruꢀturma yetkililerinin, özellikle ölenlerin kullandığı iddia edilen silahlardan   olmak üzere, parmak izi almadığı görülmektedir. Ayrıca, yakın bir süre önce silah tutup   ateꢀlediklerini teyit etmeye yönelik olarak ölenlerin ellerinde bir kimyasal analiz yapıldığı da   görülmemektedir. Üstelik silahlar, yakın bir süre önce kullanılıp kullanılmadıklarının   belirlenmesi için adli tıp muayenesine de gönderilmemiꢀtir. Dört dairenin içinde veya   dıꢀındaki boꢀ mermi kovanı ve el bombası ꢀarapneline yönelik inceleme yapılmamıꢀtır.   Soruꢀturma yetkilileri, ateꢀin dairenin içinden mi yoksa dıꢀından mı edildiğini ortaya koymak   için hiçbir kanıt toplamamıꢀtır. Bu eksiklikler, ilk önce ꢀüphelilerin güvenlik güçlerine ateꢀ   ettiğinden veya hiç ateꢀ edip etmediklerinden emin olmayı imkânsız kılmaktadır.   Buna ek olarak, polislerin silahları adli tıp muayenesine gönderilmemiꢀtir. Ayrıca, her   polisin hangi görevi yerine getirdiğini kesin olarak belirlemek için her bir polis memurunun   ağzından olaylar dinlenmemiꢀtir. Dolayısıyla, soruꢀturma, hangi güvenlik güçlerinin, nereden,   hangi ateꢀleri ettiğini ortaya koymamıꢀtır. Ayrıca, öldürülenlerin kıyafetlerinin anlaꢀılmaz   biçimde ortadan kaybolduğu ve polisler tarafından edilen ateꢀlerden çıkan kurꢀunların   menzilini belirlemek amacıyla adli tıp uzmanına gönderilmediği görülmektedir. Otopsi   incelemesi esnasında fotoğraf da çekilmemiꢀtir. Bu eksiklikler, baꢀvuranların yerel yargılama   sırasında ortaya koydukları, polislerin bazı ꢀüphelileri yerde silahsız vaziyette yatarken   vurduklarına iliꢀkin iddialarını doğrulamayı imkânsız kılmıꢀtır.   Yukarıda bahsedilen eksiklikler, soruꢀturmanın etkili olmasını ve bulgulara olan   güvenilirliği ciddi olarak zayıflatmıꢀ; ayrıca, çok uzun süren cezai yargılamada, yerel   mahkemelerin, farklı koꢀullarda aslında yapabilecekleri kanıt tespitlerini yapmalarını   engellemiꢀtir. Bu ꢀartlarda, AĐHM, Hükümet’in yerel makamların olaylara iliꢀkin olarak   eksiksiz soruꢀturma yaptığı iddiasını kabul edemez.     Yukarıdaki mülahazaları dikkate alarak, AĐHM, yetkililerin baꢀvuranın akrabalarının   ölümüne neden olan olaylara yönelik etkili bir soruꢀturma yapmadığı sonucuna varmıꢀtır.   Dolayısıyla, bu bağlamda AĐHS’nin 2. maddesi de ihlal edilmiꢀtir.   II.AĐHS’NĐN 6. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI   Baꢀvuranlar, ayrıca, akrabalarının ölümüne yönelik olarak hiçbir etkili soruꢀturma   yapılmadığını ve mahkemeye baꢀvurma hakkından yoksun bırakıldıklarını ve bunun   AĐHS’nin 6 § 1. maddesini ihlal ettiğini ileri sürmüꢀlerdir. Sözkonusu maddenin ilgili   bölümlerine göre:   “Herkes, …medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili nizalar, … konusunda karar verecek olan,   … bir mahkeme tarafından davasının …, hakkaniyete uygun … olarak görülmesini istemek   hakkına sahiptir.”   AĐHM, baꢀvuranların AĐHS’nin 6 § 1. maddesi kapsamındaki ꢀikâyetinin aslının,   baꢀvuranların akrabalarının ölümlerine yönelik etkili bir cezai soruꢀturma yapmamasıyla ilgili   olduğunu gözlemler. AĐHM’ye göre, baꢀvuranların 6. madde ꢀikâyetini, Devletlerin AĐHS’nin   13. maddesi kapsamında yer alan, AĐHS ihlallerine iliꢀkin etkili bir hukuk yolu sağlamak   ꢀeklindeki daha genel yükümlülükleri bağlamında incelemek daha uygun olacaktır (bkz.   diğerlerinin yanı sıra, Aksoy – Türkiye, 18 Aralık 1996 kararı, Reports of Judgments and   Decisions, 1996-VI, s. 2286, § 93).   Dolayısıyla, 6 § 1. maddenin ihlal edilip edilmediğini belirlemenin gerekli olmadığı   kanısındadır.   III.AĐHS’NĐN 13. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI   Baꢀvuranlar, bu davadaki soruꢀturma prosedürünün etkili olmadığından ve   akrabalarının ölümünden sorumlu olanların belirlenmesi ve cezalandırılmasını muktedir   olmadığından ve bu sebepten dolayı, AĐHS’nin 13. maddesinin maksadı bağlamında etkili bir   hukuk yollarının bulunmadığından ꢀikâyetçi olmuꢀlardır. Ayrıca, aynı temele dayanarak   AĐHS’nin 6. maddesinin ihlal edildiğini iddia etmiꢀlerdir. AĐHM, bu ꢀikâyetleri 13. madde   bağlamında ele alacaktır:   “Bu Sözleꢀme’de tanınmıꢀ olan hak ve özgürlükleri ihlal edilen herkes, ihlal fiili resmi görev   yapan kimseler tarafından bu sıfatlarına dayanılarak yapılmıꢀ da olsa, ulusal bir makama etkili   bir baꢀvuru yapabilme hakkına sahiptir.”   Hükümet, baꢀvuranların görüꢀlerine itiraz etmiꢀ ve yargı makamlarının gerekli ve   etkili soruꢀturmayı yaptığını ileri sürmüꢀtür.   AĐHM, AĐHS’nin 13. maddesinin, AĐHS hakları ve özgürlüklerinin esasını yürürlüğe   koyacak bir hukuk yolunun ulusal düzeyde eriꢀilebilirliğini, yerel yasal düzende her ne   ꢀekilde sağlanabilirse sağlansın, güvence altına aldığını yineler. Dolayısıyla, 13. maddenin   amacı, AĐHS uyarınca “savunulabilir bir ꢀikâyet”in esasını ele alabilecek ve uygun bir tazmin   sağlayabilecek iç hukuk yolu sağlanmasını ꢀart koꢀmaktır, bununla beraber, Sözleꢀme’ye taraf   olan Devlet’lere bu hüküm uyarınca AĐHS yükümlülüklerine uyma ꢀekillerine iliꢀkin bir   miktar takdir hakkı tanınmaktadır. 13. madde uyarınca yükümlülüğün kapsamı, baꢀvuranın     AĐHS kapsamında yaptığı ꢀikâyetin niteliğine bağlı olarak değiꢀir. Bununla beraber, 13.   madde tarafından ꢀart koꢀulan hukuk yolu, uygulama ile birlikte usulde de “etkili” olmalıdır,   özellikle, hukuk yolunun uygulanması, sorumlu Devlet’in yetkililerinin davranıꢀları veya   ihmalleri tarafından haksız olarak engellenmemelidir (bkz. yukarıda anılan Aksoy, § 95; Aydın   – Türkiye, 25 Eylül 1997 kararı, Reports 1997-VI, ss. 1895/96, § 103; ve Kaya – Türkiye, 19   ꢁubat 1998 kararı, Reports 1998-I, ss. 329-330, § 106).   Yaꢀamı koruma hakkının temel önemi dikkate alındığında, 13. madde, uygun olduğu   hallerde tazminat ödenmesine ek olarak, yaꢀama hakkından mahrum etmekten sorumlu   kiꢀilerin teꢀhis edilmesi ve cezalandırılmasını sağlayabilen ve ꢀikayetçinin soruꢀturma   sürecine etkili eriꢀimini içeren tam ve etkili bir soruꢀturmayı gerektirir (bkz., yukarıda anılan,   Kaya, ss.330-331, § 107).   Bu davada sunulan kanıtlar temelinde, AĐHM, sorumlu Devlet’in AĐHS’nin 2.   maddesi kapsamında baꢀvuranların akrabalarının ölümünden sorumlu olduğunu tespit   etmiꢀtir. Baꢀvuranların bu bağlamdaki ꢀikâyetleri, AĐHS’nin 13. maddesinin maksatları   açısından “savunulabilir” nitelik taꢀımaktadır (bkz. örneğin, Salman – Türkiye [BD], no.   21986/93, § 122, AĐHM 2000-VII).   Dolayısıyla, yetkililerin, baꢀvuranların akrabalarının ölümüne iliꢀkin koꢀullara yönelik   etkili bir soruꢀturma yapma yükümlülüğü bulunmaktaydı. Yukarıda anlatılan nedenlerden   dolayı, 13. madde kapsamında, gerektirdikleri, 2. madde ile ꢀart koꢀulan soruꢀturma   yükümlülüğünden daha kapsamlı olabilecek olan hiçbir soruꢀturma yapılmamıꢀtır (bkz.   yukarıda anılan Kaya, ss. 330-331, § 107). Dolayısıyla, AĐHM, baꢀvuranların, akrabalarının   ölümüne iliꢀkin etkili bir hukuk yolundan yoksun bırakıldığını ve böylelikle, bir tazmin talebi   de dahil olmak üzere, faydalanabilecekleri baꢀka hukuk yollarına eriꢀimden de yoksun   bırakıldıklarını tespit etmiꢀtir.   Sonuç olarak, AĐHS’nin 13. maddesi ihlal edilmiꢀtir.   IV.AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI   AĐHS’nin 41. maddesine göre:   “Mahkeme iꢀbu Sözleꢀme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek   Sözleꢀmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği   takdirde, hakkaniyete uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder”   . A.Tazminat   Baꢀvuranlar, yaꢀadıkları acı ve endiꢀe sebebiyle, her merhum için 42.500 Sterlin   manevi tazminat talep etmiꢀtir.   Hükümet, tazminat talebinin baꢀvuranlarca yapılamayacağını, zira ölenlerin terör   faaliyetlerine hazırlanan terör ꢀüphelileri olduğunu belirtmiꢀtir (bkz. yukarıda anılan McCann   ve Diğerleri, ss. 84-85, § 219). Her halükarda, sözkonusu talepler aꢀırı ve temelden yoksun   idi.   AĐHM, ölen beꢀ kiꢀinin tartıꢀmaya mahal vermeyecek ꢀekilde birçok terör faaliyeti   gerçekleꢀtirmiꢀ olan Dev-Sol üyesi olduklarını tekrarlar. Ancak, polis operasyonları sırasında     bir terörist faaliyete hazırlandıkları hususunda ikna olmamıꢀtır. AĐHM, beꢀ ꢀüphelinin   ölümüyle sonuçlanan güç kullanımının AĐHS’nin 2. maddesini ihlal ettiğini ve yetkililerin   öldürmeye iliꢀkin etkili bir soruꢀturma ve hukuk yolu sunmadıklarını ve bunun sözkonusu   maddeyle birlikte AĐHS’nin 13. maddesini ihlal ettiğini hatırlatır. Bu koꢀullarda ve eꢀitlik   temelinde karar vererek, AĐHM, her merhum için, varislerince kullanılmak üzere, 30.000   Euro manevi tazminat ödenmesine karar vermiꢀtir. Ayrıca, Hatice Erdoğan, Esme ꢁimꢀek,   Hüseyin ꢁimꢀek, Đsmail Hakkı Ilcı, Nahit Özkaya, Bakiye Eliuygun ve Necla Nurlu isimli   baꢀvuranların her birine, bireysel olarak maruz kaldıkları manevi zarar için 3.000 Euro   ödenmesine karar vermiꢀtir.   B.Mahkeme masrafları   Baꢀvuranlar, Đngiltere’deki hukukçuların yaptığı baꢀvurunun masrafları için 7.332,50   Sterlin, Türkiye’deki avukatların çalıꢀmaları için ise 1.003 Sterlin talep etmiꢀtir. Buna, posta,   telekomünikasyon, çeviri ve bilirkiꢀi raporlarının masrafları dahildir.   Hükümet, destekleyici bir kanıtın yokluğunda, yukarıdaki taleplerin temelsiz   olduğundan dolayı reddedilmesi gerektiğini ileri sürmüꢀ ve her halükarda taleplerin aꢀırı ve   gereksiz olarak yapıldığını belirtmiꢀtir. Ayrıca, baꢀvuranların, kendilerini temsil etmeyen   avukatlar için ödeme talep ettiğini ifade etmiꢀlerdir.   AĐHM, içtihadı uyarınca, bu baꢀlık altında gerçekten ve gerektiği için yapılan ve   miktar açısından makul olan masrafların ödenebileceğini tekrarlar. Davanın ꢀartlarını dikkate   alarak, AĐHM, baꢀvuranlara mahkeme masrafları için ortak 12.000 Euro ödenmesine karar   vermiꢀtir.   C.Gecikme faizi   AĐHM, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere   uyguladığı marjinal faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun   olduğuna karar verir.   BU SEBEPLERLE, AĐHM OYBĐRLĐĞĐ ĐLE   1.Đbrahim Erdoğan, Yücel ꢁimꢀek, Đbrahim Ilcı, Cavit Özkaya ve Hasan Eliuygun’un ölümüne   iliꢀkin olarak AĐHS’nin 2. maddesinin ihlal edildiğine bire karꢀı altı oyla;   2.Sorumlu Devlet’in, sözkonusu kiꢀilerin ölümüne yol açan olayların ꢀartlarına yönelik etkili   bir soruꢀturma yapma yükümlülüğüne iliꢀkin olarak AĐHS’nin 2. maddesinin ihlal edildiğine   oybirliğiyle,   3.AĐHS’nin 6. maddesi kapsamında ayrı bir husus ortaya çıkmadığına oybirliğiyle,   4.AĐHS’nin 13. maddesinin ihlal edildiğine oybirliğiyle,   5.(a)Sorumlu Devlet’in, AĐHS’nin 44 § 2. maddesi uyarınca kesinleꢀtiği tarihten itibaren üç   ay içinde, Yeni Türk Lirası’na çevrilerek ödeme tarihinde geçerli olan kur üzerinden   (i)Đbrahim Erdoğan’ın mirasçıları için baꢀvuran Hatice Erdoğan’a 30.000 Euro (otuz   bin Euro); Yücel ꢁimꢀek’in mirasçıları için Esme ꢁimꢀek ve Hüseyin ꢁimꢀek isimli   baꢀvuranlara 30.000 Euro (otuz bin Euro); Đbrahim Ilcı’nın mirasçıları için baꢀvuran Đsmail     Hakkı Ilcı’ya 30.000 Euro (otuz bin Euro); Cavit Özkaya’nın mirasçıları için baꢀvuran Nahit   Özkaya’ya 30.000 Euro (otuz bin Euro); Hasan Eliuygun’un mirasçıları için Bakiye Eliuygun   ve Necla Nurlu isimli baꢀvuranlara 30.000 Euro (otuz bin Euro) manevi tazminat ödemesine   bire karꢀı altı oyla;   (ii)Hatice Erdoğan, Esme ꢁimꢀek, Hüseyin ꢁimꢀek, Đsmail Hakkı Ilcı, Nahit Özkaya,   Bakiye Eliuygun ve Necla Nurlu isimli baꢀvuranların her birine kendilerinin maruz kaldığı   manevi zarar için, 3.000 Euro (üç bin Euro) ödemesine oybirliğiyle;   (iii)mahkeme masrafları için tüm baꢀvuranlara ortak 12.000 Euro (on iki bin Euro)   ödemesine oybirliğiyle;   (iv)yukarıdaki meblağlara uygulanabilecek her türlü vergiyi ödemesine oybirliğiyle   (b) Yukarıda belirtilen üç aylık sürenin aꢀılmasından ödeme gününe kadar geçen süre için   yukarıdaki miktarlara Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli faizinin üç puan   fazlasına eꢀit oranda basit faiz uygulanmasına;   10. Baꢀvuranların adil tazmin talebinin kalanının reddine   KARAR VERMĐꢀTĐR.   Đngilizce olarak hazırlanmıꢀ ve Mahkeme Đç Tüzüğü’nün 77 §§ 2 ve 3. maddesi   uyarınca 25 Nisan 2006 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiꢀtir.   Michael O’BOYLE   Josep CASADEVALL   Yazı Đꢀleri Müdürü   Baꢀkan   17

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 12.07.2026. · Źródło