19895/03;21302/03
WyrokETPCz2008-10-21ECLI:CE:ECHR:2008:1021JUD001989503
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
Czy przewlekłość postępowań katastralnych w Turcji naruszyła prawo do rozpoznania sprawy w rozsądnym terminie, gwarantowane przez art. 6 ust. 1 Konwencji?Ratio decidendi
Trybunał przypomniał, że rozsądny termin postępowania ocenia się w świetle złożoności sprawy, zachowania skarżącego i organów krajowych oraz znaczenia sprawy dla skarżącego. Stwierdził, że choć skarżący i ich ojciec nie zawsze uczestniczyli w rozprawach, nie było to główną przyczyną opóźnień. Nadmierna długość postępowań wynikała przede wszystkim z udziału wielu stron trzecich, opóźnień w pozyskiwaniu dokumentów oraz wielokrotnego odraczania oględzin na miejscu przez Sąd Katastralny. Trybunał podkreślił obowiązek państwa do zorganizowania systemu sądowniczego w taki sposób, aby zapewnić uzyskanie ostatecznego rozstrzygnięcia w rozsądnym terminie, uznając, że w tej sprawie odpowiedzialność za powolny przebieg postępowań spoczywa na władzach krajowych. W konsekwencji stwierdzono naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji.Stan faktyczny
Skarżący Mahmut i Zülfü Balıkçı, bracia mieszkający w Tunceli w Turcji, byli stronami dwóch długotrwałych postępowań katastralnych. Pierwsze postępowanie, dotyczące działki 127/6, trwało od 1989 do 2005 roku (około 16 lat), a drugie, dotyczące działki 108/8-4, od 1990 do 2006 roku (około 15,5 roku). Po śmierci ich ojca w 1999 roku, skarżący dołączyli do spraw w 2002 i 2003 roku. Opóźnienia wynikały z dużej liczby stron, konieczności ustalania spadkobierców oraz wielokrotnego odraczania oględzin na miejscu przez sąd.Rozstrzygnięcie
Połączenie skarg. Uznanie skarg za dopuszczalne. Stwierdzenie naruszenia art. 6 ust. 1 Konwencji. Zasądzenie na rzecz każdego ze skarżących kwoty 10 500 EUR tytułem zadośćuczynienia za szkodę niemajątkową. Odrzucenie pozostałych żądań dotyczących słusznego zadośćuczynienia.Pełny tekst orzeczenia
C O N S E I L D E
L ' E U R O P E
AVRUPA
KONSEYĐ
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ
ĐKĐNCĐ DAĐRE
MAHMUT VE ZÜLFÜ BALIKÇI - TÜRKĐYE DAVASI
(Baꢀvuru no: 19895/03 ve 21302/03)
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ
STRAZBURG Ekim 2008
Đꢀbu karar Sözleꢀme’nin 44 / 2 maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecek olup
ꢀekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.
______________________________________________________________________________________
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2008. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.
USUL
T.C. vatandaꢀları Zülfü Balıkçı ve Mahmut Balıkçı (baꢀvuranlar) tarafından Türkiye
Cumhuriyeti aleyhine, 9 Nisan 2003 tarihinde, Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin
Korunmasına iliꢀkin Sözleꢀme’nin (Avrupa Đnsan Hakları Sözleꢀmesi - AĐHS) 34. maddesi
uyarınca yapılan 19895/03 ve 21302/03 numaralı baꢀvurular sonucu bu dava görülmektedir.
Baꢀvuranlar Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi (AĐHM) önünde Tunceli barosu
avukatlarından B. Yıldırım tarafından temsil edilmektedir.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOꢀULLARI
Đki kardeꢀ olan baꢀvuranlar Mahmut Balıkçı ve Zülfü Balıkçı sırasıyla 1971 ve 1955 doğumlu
olup Tunceli’de ikamet etmektedirler.
A. 127/6 numaralı parsele iliꢁkin süreç
Tunceli ꢀehir merkezinde bulunan 127/6 sayılı parsel ile ilgili olarak üçüncü ꢀahıslarca Hazine
aleyhine 30 Aralık 1986 tarihinde Tunceli Asliye Hukuk Mahkemesi’nde tapu tespitine itiraz
davası açılmıꢀtır.
Asliye Hukuk Mahkemesi 1989 yılında dava dosyasını Tunceli Kadastro Mahkemesi’ne
(Mahkeme) iletmiꢀ ve kendi kayıtlarından düꢀürmüꢀtür.
Baꢀvuranların babası Ali Balıkçı 1989 yılında dava açarak aynı parsele iliꢀkin kadastro
tespitine itiraz etmiꢀtir. Mahkeme iki davanın birleꢀtirilmesine karar vermiꢀtir. Ağustos 1990 tarihinde Mahkeme, taraflara davaya iꢀtirak etmemeye devam etmeleri
halinde dosyanın takipten kalkabileceğini belirten uyarı niteliğinde bir tebliğname
göndermiꢀtir. Mart 1999 tarihli duruꢀmada mahkemeye Ali Balıkçı’nın öldüğü bilgisi ulaꢀmıꢀ, mahkeme
mirasçılarını davayı takip etmeye davet etmiꢀtir.
Baꢀvuranlar ilk kez 17 Nisan 2002 tarihli duruꢀmaya katılmıꢀlardır.
Mahkeme 17 Aralık 2003 tarihinde tarafların bütün iddialarını reddederek ihtilaf konusu
parselin Hazine adına tapu siciline kaydedilmesine karar vermiꢀtir.
Asliye Hukuk Mahkemesi yedisine Ali Balıkçı’nın, yedisine Mahmut Balıkçı’nın ve birine de
Zülfü Balıkçı’nın katıldığı doksan bir duruꢀma gerçekleꢀtirmiꢀtir. Yargılama süreci boyunca
mahkeme çeꢀitli müdahil olma taleplerini incelemiꢀ, taraflardan birçoğunun vefatını
kaydetmiꢀ, mirasçılarını davayı takip etmeye davet etmiꢀ, ayrıca çeꢀitli makamlardan
haritalar, imar planları ve hava fotoğrafları gibi gerekli bilgi ve belgelerin temin edilmesini
istemiꢀtir. Olay yeri keꢀfi ilk kez 3 Haziran 1991 tarihinde, sonraki ikinci inceleme ise birçok
tarih tespitinden sonra, ilkinden yaklaꢀık on bir yıl sonra 14 Temmuz 2003’de yapılmıꢀtır.
Baꢀvuranlar temyize gitmemiꢀlerdir. Davanın diğer müdahillerinin 8 Mart 2005’te temyize
baꢀvurmasının ardından Yargıtay ilk derece mahkemesinin kararını onamıꢀtır.
B. 108/8-4 numaralı parsele iliꢁkin süreç
M. A. 108/8-4 numaralı parsele iliꢀkin kadastro tespitine karꢀı 9 ꢁubat 1988 tarihinde Tunceli
Asliye Hukuk Mahkemesi’nde itiraz davası açmıꢀtır.
Ali Balıkçı 21 Aralık 1990 tarihinde davaya müdahil olarak katılmıꢀtır. Temmuz 1999 tarihli duruꢀmada Ali Balıkçı’nın vefatının bildirildiği mahkeme,
mirasçılarını davayı takip etmeye davet etmiꢀtir.
Baꢀvuran Mahmut Balıkçı 23 Ekim 2002 tarihinde duruꢀmaya ilk kez katılmıꢀtır.
Mahkeme 16 ꢁubat 2005’te aralarında baꢀvuranların da bulunduğu diğer müdahillerin
taleplerini reddederek sözkonusu parselin K.Y. adına tescil edilmesine karar vermiꢀtir.
Asliye Hukuk Mahkemesi, yüz bir duruꢀma gerçekleꢀtirmiꢀ, Mahmut Balıkçı 14’üne
katılmıꢀtır. Zülfü Balıkçı bu duruꢀmaların hiç birine katılmamıꢀtır. Mahkeme bu süreç
boyunca mahkeme çeꢀitli müdahil olma taleplerini incelemiꢀ, taraflardan birçoğunun vefatını
kaydetmiꢀ, mirasçılarını davayı takip etmeye davet etmiꢀ, ayrıca çeꢀitli makamlardan tapu
sicil kayıtlarının fotokopileri ila bahse konu parsele iliꢀkin çeꢀitli belge ve bilgi istemiꢀtir.
Mahkeme olay yeri keꢀif incelemesi yapılması için çeꢀitli tarihler tespit etmiꢀ, ancak bu
inceleme öngörülen ilk tarihten yaklaꢀık on bir yıl sonra 11 Aralık 2000 tarihinde
gerçekleꢀtirilebilmiꢀtir. Mahkeme tarafından ikinci inceleme için 11 Mayıs 2001 tarihi
öngörülmüꢀ, ancak bu inceleme de 24 Ekim 2003 tarihinde gerçekleꢀtirilebilmiꢀtir.
Baꢀvuranlar temyize gitmemiꢀlerdir. Davanın diğer taraflarının temyize gitmesinin ardından
Yargıtay 8 Haziran 2006 tarihinde hükmün baꢀvuranlarla ilgili bölümünü onamıꢀtır.
HUKUK
I. DAVALARIN BĐRLEꢀTĐRĐLMESĐ Aralık 2007 tarihinde bildirilen Hükümetin yazılı talebini ve baꢀvuranların aynı
yargılamanın uzunluğundan ꢀikayet ettiklerini göz önünde bulunduran AĐHM, Đçtüzüğünün
42/1 maddesi uyarınca bu iki baꢀvurunun birleꢀtirilmesine karar vermiꢀtir.
II. AĐHS’NĐN 6/1 MADDESĐ’NĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA
Baꢀvuranlar sözkonusu yargılamaların uzunluğunun AĐHS’nin 6/1 maddesinde öngörülen
«makul süre» kolunu karꢀılamadığını ileri sürmektedirler.
Hükümet bu iddiaya karꢀı çıkmaktadır.
Đlk yargılama ile ilgili olarak kaydedilmesi gereken dönem 1989 yılında baꢀlayıp, 8 Mart 2005
tarihinde sona ermektedir. Đki dereceli mahkemede görülen bu davanın süresi yaklaꢀık on altı
yıldır.
Đkinci yargılama ile ilgili dikkate alınması gereken dönem 21 Aralık 1990 tarihinde
baꢀlamakta ve 8 Haziran 2006 tarihinde sona ermektedir. Đki dereceli mahkemede görülen bu
davanın süresi ise yaklaꢀık on beꢀ yıl altı aydır.
A. Kabuledilebilirliğe iliꢁkin
Hükümet baꢀvuranların mağdur statüsüne karꢀı çıkmaktadır. Hükümet baꢀvuranlara
babalarının öldüğü 1999 tarihinden baꢀlayarak davaya katılmaları konusunda çağrı yapıldığını
fakat adı geçenlerin 2002 yılına dek hiçbir duruꢀmaya gelmediklerini belirtmektedir.
Hükümete göre babalarının ölümünün ardından geçen üç yıldan fazla bir süre davaya
katılmayan baꢀvuranların, AĐHM’ye baꢀvurmadan önce birkaç duruꢀmaya katılmaları onlara
mağdur statüsü kazandırmaz.
Baꢀvuranlar bu saptamaya karꢀı çıkmakta, 3402 sayılı Tapu Kadastro Kanunu’nun 29.
maddesine göndermede bulunmaktadır.
AĐHM baꢀvuranların davalarını takip etme konusunda yeterli ihtimamı göstermediklerini
kabul etmektedir. Bununla birlikte, özellikle Tapu Kadastro Kanunu’nun kadastro
mahkemeleri önündeki yargılamanın tarafların yokluğunda da sürdürülebileceği yönündeki
açık hükmü dikkate alındığında, AĐHM yargı sürecinin aꢀırı uzunluğu nedeniyle baꢀvuranların
mağdur olduklarını öne sürebileceklerine itibar etmektedir.
AĐHM bu nedenle Hükümetin itirazını reddetmektedir. AĐHM baꢀvuruların herhangi bir
kabuledilemezlik gerekçesi ile karꢀı karꢀıya bulunmadığı saptamasını yapmaktadır.
Dolayısıyla baꢀvurular kabuledilmelidir.
B. Esasa dair
Hükümet bu baꢀvuruda davaların karmaꢀık olduğunu vurgulamaktadır. Sözü edilen süreçlerde
davalara katılan çok sayıda kiꢀi vefat etmiꢀtir. Yasaya uygun olarak mahkemenin mirasçıları
saptaması ve davalara katılımın sağlanması için ikametgah bilgilerini soruꢀturması
gerekmiꢀtir. Ayrıca çok sayıda kiꢀi davalara müdahil olarak katılmıꢀ ve her seferinde
mahkemenin müdahil olma talebini diğerlerine iletmesi gerekmiꢀtir.
Baꢀvuranlar bu tespitlere karꢀı çıkmaktadır.
AĐHM yargılama süresinin makul olup olmadığının davanın ꢀartları ıꢀığında ve özellikle de
davanın karmaꢀıklığı, baꢀvuranın ve ilgili mercilerin tutumu, davanın baꢀvuran için arz ettiği
önem gibi, içtihadında yerleꢀmiꢀ ölçütlere bakılarak değerlendirilmesi gerektiğini hatırlatır
(Bkz. diğer birçokları arasında, Pelissier ve Sassi-Fransa kararı, no:30979/96).
AĐHM mahkemeye sunulan bütün unsurların incelenmesinden baꢀvuranların ve babalarının
duruꢀmalara katılmamalarının yargılama sürecinin uzamasına neden olduğu kanaatine
varmaktadır. Bununla birlikte adı geçenlerin duruꢀmalara iꢀtirak etmemeleri gözlemlenen
gecikmenin ana unsuru değildir.
Duruꢀma tutanaklarından anlaꢀıldığı kadarıyla bahse konu dava sürecinin aꢀırı uzamasına
esasen davaya üçüncü ꢀahısların katılması, belgelerin temininde geçen süre ve bilhassa olay
yeri keꢀifleri neden olmuꢀtur. AĐHM bu bağlamda iki yargılama sürecinde de Kadastro
Mahkemesi’nin öngörülen tarihlerde olay yeri keꢀfi yapılmasını birçok kez ertelediğini
saptamaktadır.
AĐHM, içtihadının, sözleꢀmeci devletlere, adli makamlarının herkesin, hukuki yükümlülük ve
haklarına iliꢀkin itirazlarını makul bir sürede nihai bir karar elde etme hakkını güvence altına
alacağı ꢀekilde adli sistemlerini düzenleme yükümlülüğü getirdiğini hatırlatır (Bkz.
Comingersoll S.A.-Portekiz kararı no: 35382/97). Bu durumda sözü edilen yargılamanın ağır
ilerleyiꢀi esasen ulusal makamların yükümlülüğündedir.
AĐHM bu konudaki yerleꢀik içtihadı ve sözü edilen gerekçeler ıꢀığında yargı süreçlerinin
uzunluğunun aꢀırı olduğuna ve «makul süre» koꢀulunu karꢀılamadığına itibar etmektedir.
Bu nedenle AĐHS’nin 6/1 maddesi ihlal edilmiꢀtir.
III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐ’NĐN UYGULANMASINA ĐLĐꢀKĐN
AĐHS’nin 41. maddesine göre “AĐHM iꢀbu Sözleꢀme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar
verirse ve ilgili Yüksek Sözleꢀmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi
edebiliyorsa, AĐHM, gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun surette, zarar gören tarafın adil
tatminine hükmeder.”
A. Tazminat
Baꢀvuranların her biri 1.000 YTL. (yaklaꢀık 525 Euro) maddi ve 20.000 YTL. (yaklaꢀık
10.500 Euro) manevi tazminat talep etmektedir.
Hükümet bu meblağlara karꢀı çıkmaktadır.
AĐHM tespit edilen ihlal kararı ile öne sürülen maddi tazminat arasında hiçbir illiyet bağı
kuramamakta ve bu talebi reddetmektedir. AĐHM buna karꢀın, manevi tazminat baꢀlığı altında
baꢀvuranların her birine talep ettikleri miktarın ödenmesini kararlaꢀtırmıꢀtır.
B. Yargılama masraf ve giderleri
Baꢀvuranların her biri kanıtlayıcı belge olmaksızın AĐHM önünde yapmıꢀ oldukları yargı
giderleri ve masrafları için 3.000 YTL talep etmektedir.
Hükümet AĐHM’yi bu meblağları reddetmeye davet etmektedir.
AĐHM’nin yerleꢀik içtihadına göre bir baꢀvuran gerçekliğini, gerekliğini kanıtladığı makul
miktarlardaki yargı giderlerini elde edebilir. AĐHM sunulan belgeler ve sözü edilen kıstaslar
ıꢀığında baꢀvuranların bu taleplerini reddetmektedir.
C. Gecikme Faizi
AĐHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına üç
puanlık bir artıꢀın ekleneceğini belirtmektedir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, MAHKEME, OYBĐRLĐĞĐYLE,
1. Baꢀvuruların birleꢀtirilmesine;
2. Baꢀvuruların kabuledilebilir olduğuna;
3. AĐHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiğine; a) AĐHS’nin 44 / 2 maddesi gereğince kararın kesinleꢀtiği tarihten itibaren üç ay içinde,
miktara yansıtılabilecek her türlü vergi ve masraflarla birlikte, ödeme tarihindeki döviz kuru
üzerinden YTL.’ye çevrilmek üzere Savunmacı Hükümet tarafından baꢀvuranların her birine
manevi tazminat için 10.500 (on bin beꢀ yüz) Euro ödenmesine;
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapıldığı tarihe kadar Hükümet
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan
fazlasına eꢀit oranda faiz uygulanmasına;
5. Adil tatmine iliꢀkin diğer taleplerin reddine;
KARAR VERMĐꢀTĐR.
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıꢀ ve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.
paragraflarına uygun olarak 21 Ekim 2008 tarihinde yazılı olarak bildirilmiꢀtir.
6
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 15.07.2026. · Źródło