20259/06

WyrokETPCz2010-05-20ECLI:CE:ECHR:2010:0520JUD002025906

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy brak skutecznego środka odwoławczego od decyzji o zatrzymaniu oraz brak możliwości uzyskania odszkodowania za bezprawne pozbawienie wolności naruszyły art. 5 ust. 4 i 5 Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że krajowe procedury odwoławcze od decyzji o zatrzymaniu nie spełniały wymogów art. 5 ust. 4 Konwencji, ponieważ nie zapewniały skarżącemu wystarczających gwarancji proceduralnych, w szczególności zasady równości broni i kontradyktoryjności. Trybunał podkreślił, że ocena legalności zatrzymania musi odbywać się w ramach procedury sądowej, która gwarantuje te zasady. Ponieważ stwierdzono naruszenie art. 5 ust. 4, a krajowe prawo (art. 141 nowego Kodeksu Postępowania Karnego) nie przewidywało skutecznego środka odszkodowawczego za takie naruszenie, Trybunał stwierdził również naruszenie art. 5 ust. 5 Konwencji, który gwarantuje prawo do odszkodowania za bezprawne pozbawienie wolności.
Stan faktyczny
Skarżący, urodzony w 1990 roku, został oskarżony o przynależność do nielegalnej organizacji zbrojnej. Został zatrzymany 19 listopada 2005 roku na podstawie nakazu aresztowania i był wielokrotnie przenoszony między aresztami. Mimo składanych odwołań, jego tymczasowe aresztowanie było utrzymywane przez różne sądy, które deklarowały się jako niewłaściwe, zanim Sąd Kasacyjny rozstrzygnął spór o właściwość. Skarżący został zwolniony 22 sierpnia 2006 roku, a następnie skazany na pięć lat więzienia w maju 2007 roku, lecz ostatecznie uniewinniony przez Sąd Kasacyjny w październiku 2008 roku.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: 1. Uznaje skargi dotyczące art. 5 ust. 4 i 5 Konwencji za dopuszczalne, a pozostałe za niedopuszczalne. 2. Stwierdza naruszenie art. 5 ust. 4 i 5 Konwencji. 3. Zasądza skarżącemu 6000 Euro tytułem zadośćuczynienia za szkodę niemajątkową oraz 1000 Euro tytułem zwrotu kosztów i wydatków. 4. Odrzuca pozostałe żądania dotyczące słusznego zadośćuczynienia.

Pełny tekst orzeczenia

CONSEIL DE   L'EUROPE   AVRUPA   KONSEYĐ   AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ   ĐKĐNCĐ DAĐRE   AYTĐMUR - TÜRKĐYE DAVASI   (Baꢀvuru no: 20259/06)   KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ   STRAZBURG   Mayıs 2010   Đꢀbu karar Sözleꢀme’nin 44 / 2 maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecek olup   ꢀekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2010. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   USUL   Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (20259/06) no’lu davanın nedeni T.C. vatandaꢀı   Delil Aytimur’un (baꢀvuran) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne 18 Mayıs 2006 tarihinde   Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına iliꢀkin Sözleꢀme’nin (Avrupa Đnsan   Hakları Sözleꢀmesi - AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapmıꢀ olduğu baꢀvurudur.   Baꢀvuran Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi (AĐHM) önünde Diyarbakır Barosu   avukatlarından M. Beꢀtaꢀ tarafından temsil edilmektedir.   OLAYLAR   Baꢀvuran 1990 doğumludur.   Baꢀvuran 26 Eylül 2005 tarihinde Nusaybin Asliye Ceza Mahkemesi tarafından düzenlenen   ihzar müzekkeresi ile yasadıꢀı silahlı bir örgütün mensubu olmakla itham edilmiꢀtir.   Kasım 2005 tarihinde baꢀvuran Đstanbul Terörle Mücadele ꢁubesine gitmiꢀtir. Polisler   baꢀvuranın babasını telefonla arayarak adı geçenin gözaltına alındığını bildirmiꢀtir. Savcının   talebi üzerine baꢀvuran yakın civarda oturan amcasının kendisini ziyaret edebilmesi amacıyla   Eminönü Emniyet Müdürlüğü ꢁubesine nakledilmiꢀtir. Sağlık kontrolünden geçirilen   baꢀvuranın vücudunda herhangi bir darp ya da ꢀiddet izine rastlanmamıꢀtır.   Kasım 2005 tarihinde baꢀvuran avukatı eꢀliğinde Đstanbul Asliye Ceza Mahkemesi önüne   çıkmıꢀtır. Hakim CMK’nın 94. maddesinin uygulanmasına istinaden baꢀvuranın hemen adli   bir mercii karꢀısına çıkarılması amacıyla tutuklanmasına karar vermiꢀtir.   Baꢀvuran, bir yük arabası ile Đstanbul’dan Diyarbakır’a nakledilmiꢀtir.   Baꢀvuran 25 Kasım 2005 tarihinde Diyarbakır merkez cezaevine konulmuꢀtur.   Avukatı eꢀliğinde baꢀvuran 30 Kasım 2005 tarihinde Diyarbakır Cumhuriyet Savcısı   tarafından dinlenmiꢀ, hakkında yapılan ithamlar karꢀısında kendini savunmuꢀtur.   Baꢀvuran aynı gün Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi hakimi önüne çıkarılmıꢀ, hakim   delillerin durumu ve iꢀlenen suça iliꢀkin ciddi karinelerin mevcut olduğu gerekçesiyle adı   geçenin tutuklanmasına karar vermiꢀtir.   Baꢀvuran avukatı aracılığıyla bu karara itiraz etmiꢀtir.   Aralık 2005 tarihinde Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi dava dosyasını dikkate alarak bu   itirazı reddetmiꢀ ve baꢀvuranın tutukluluk halinin devamına karar vermiꢀtir.   Savcı 6 Aralık 2005 tarihli bir iddianame ile baꢀvuranı yasadıꢀı silahlı bir örgüte yardım ve   yataklık etmek suçu ile itham etmiꢀtir.   Aralık 2005 tarihinde Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi baꢀvuranın reꢀit olmadığı   gerekçesiyle ratione materiae bakımından yetkisizlik kararı vererek davayı Mardin Ağır Ceza   Mahkemesine göndermiꢀ, ayrıca iꢀlenen suçun niteliği ve kanıtların durumunu göz önünde   bulundurarak adı geçenin tutukluluk halinin devamına karar vermiꢀtir.   Baꢀvuran bu kararı müteakip Diyarbakır merkez cezaevinden Mardin merkez cezaevine   nakledilmiꢀtir.   Baꢀvuran 27 Aralık 2005 tarihinde tutukluluk kararına itiraz etmiꢀtir.   Ocak 2006 tarihinde Mardin Ağır Ceza Mahkemesi de aynı ꢀekilde Diyarbakır Ağır Ceza   Mahkemesi lehine yetkisizlik kararı vermiꢀ, delillerin durumu ve iꢀlenen suça iliꢀkin ciddi   karinelerin mevcut olduğu gibi hususları göz önünde bulundurarak baꢀvuranın tutukluluk   halinin devamına karar vermiꢀtir.   Ocak 2006 tarihinde Mardin Ağır Ceza Mahkemesi dava dosyasının incelenmesinden   baꢀvuranın itirazını reddetmiꢀ ve cumhuriyet savcısının görüꢀüne uygun olarak tutukluluğun   devamına karar vermiꢀtir. Mahkeme bu kararın gerekçesinde suça iliꢀkin ciddi karinelerin   mevcut olduğunu ve baꢀvuranın firar riskinin bulunduğunu ifade etmiꢀtir.   Ocak 2006 tarihinde baꢀvuran avukatı aracılığı ile 5 Ocak 2006 tarihli karara itiraz   etmiꢀtir. Ağır ceza mahkemesi 20 Ocak 2006 tarihli karardaki aynı gerekçelerle baꢀvuranın   itirazını reddetmiꢀtir.   Nisan 2006 tarihinde Yargıtay iki mahkeme arasındaki yetki sorununu gidererek   Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesini baꢀvuranın davasına bakmaya yetkili mahkeme ilan   etmiꢀtir.   Mayıs 2006 tarihinde baꢀvuranın avukatı bir kez daha müvekkilinin serbest bırakılmasını   talep etmiꢀ, bu talep de aynı ꢀekilde Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi tarafından   reddedilmiꢀtir.   Ağustos 2006 tarihli duruꢀmada delillerin durumu ve geçen tutukluluk süresi göz önünde   bulundurularak baꢀvuran serbest bırakılmıꢀtır.   Diyarbakır Ağır Ceza mahkemesi 17 Mayıs 2007 tarihli bir karar ile baꢀvuranı hakkında   yapılan ithamlardan suçlu bulmuꢀ ve beꢀ yıl hapis cezasına çarptırmıꢀtır.   Yargıtay 8 Temmuz 2008 tarihinde baꢀvuranın suçluluğunu ortaya koyacak somut delillerin   bulunmadığı gerekçesiyle ilk derece mahkemesinin kararını bozmuꢀtur.   Ağır Ceza Mahkemesi 30 Ekim 2008 tarihinde baꢀvuranın beraatına karar vermiꢀtir. Temyize   gidilmediğinden bu karar 7 Kasım 2008 tarihinde kesinleꢀmiꢀtir.   HUKUK   I. AĐHS’NĐN 5/4 VE 5 MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA   Baꢀvuran AĐHS’nin 5/4 maddesinin ihlal edildiğinden ve tutukluluk halinin yasallığına karꢀı   iç hukukta itiraz edilebilecek etkili bir baꢀvurunun bulunmadığından yakınmaktadır. Baꢀvuran   ayrıca yasal hükümlerin AĐHS’nin 5/5 maddesi uyarınca etkili bir tazminat elde etmeye   olanak tanımadığını ileri sürmektedir.   Hükümet AĐHS’nin 5/4 maddesi uyarınca yapılan ꢀikayetin kabuledilebilirliği konusunda   görüꢀ bildirmemiꢀtir. Hükümet baꢀvuranın yeni Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (CMK) 141.   ve izleyen maddeleri uyarınca iç hukuktaki mahkemeler önünde bir tazminat davası   açabileceğini savunarak AĐHS’nin 5/5 maddesi ile ilgili olarak iç hukuk yollarının   tüketilmediğini belirtmektedir.   AĐHM, Hükümetin CMK’nın 141. ve takip eden maddelerine dayalı olarak tazminat davası   açılabileceği yönündeki itirazının baꢀvuranın AĐHS’nin 5/5 maddesi uyarınca yaptığı ꢀikayet   ile ilintili olduğuna ve esasa birleꢀtirilerek incelenmesi gerektiğine karar vermektedir. AĐHM   ayrıca sözkonusu bu ꢀikayetlerin dayanaktan yoksun olmadığını kaydetmektedir, dolayısıyla   ꢀikayetler kabuledilebilir niteliktedir.   Hükümet esasa iliꢀkin olarak baꢀvuranın tutukluluk iꢀleminin ulusal mevzuata olduğu kadar   AĐHS’nin 5/4 maddesindeki hükümlere de uygun gerçekleꢀtirildiğini ifade etmektedir.   Baꢀvuran Hükümetin savına karꢀı çıkmakta ve iddialarını yinelemektedir.   AĐHM yakalanan ya da tutulu bulundurulan kimselerin yargı usulünün gereklerini   karꢀılayacak yargılanma ve AĐHS uyarınca hürriyetten yoksun bırakma iꢀleminin esasının   «yasal» olmasını isteme haklarının olduğunu hatırlatır. Tutukluluk haline karꢀı yapılan itirazı   değerlendiren adli bir merciinin bilhassa çekiꢀmeli yargı sürecinde taraflar arasındaki   «silahların eꢀitliği» ilkesini de gözeten bir duruꢀmanın gerçekleꢀmesini sağlayacak hukuki   güvenceleri sağlaması gerekmektedir (Bkz. Sanchez-Reisse-Đsviçre, 21 Ekim 1986, Toth-   Avusturya 12 Aralık 1991, Kampanis-Yunanistan 13 Temmuz 1995, Schöps-Almanya no:   25116/94).   AĐHM, daha önce de benzer baꢀvurularda incelediği üzere sözü edilen baꢀvuru yolunun bir   yanda etkisiz ve uygulamada baꢀarı ile sonuçlanabilecek bir baꢀvuru ꢀansını garanti etmemesi   (Bkz. diğerleri arasında, Koꢀti vd.-Türkiye no: 74321/01, 3 Mayıs 2007), öte yanda adli bir   merci nezdinde sağlamıꢀ olduğu güvenceler arasında özellikle vicahilik ve silahların eꢀitliği   ilkelerine riayet edilmemesi nedeniyle etkili bir baꢀvuru olarak addedilemeyeceğini ifade   etmektedir (Bkz. aynı anlamda, Bağrıyanık-Türkiye kararı, no: 43256/04, 5 Haziran 2007 ve   Cahit Demirel-Türkiye no: 18623/03, 7 Temmuz 2009).   AĐHM bunun yanı sıra yeni CMK’nın 271. maddesinin teoride bir hükümlünün temsilcisine   veya sanık avukatına itiraz hakkının incelendiği sırada adli bir mercii tarafından dinlenme   olanağını tanıdığını not etmektedir. Bununla birlikte, olası muhtemel bir duruꢀma talebi ise   sanıklar ve/veya temsilcileri tarafından dile getirilse dahi hukuki yetkilinin inisiyatifine   bırakılmaktadır. Mevcut baꢀvuruda, baꢀvuranın serbest bırakılma talebinin dosya üzerinden   incelendiğini hatırlatan AĐHM, görevinin bu davaya özgü koꢀulları incelemekle sınırlı   olduğunu ve daha önceki baꢀvurularda varmıꢀ olduğu sonuçların dıꢀına çıkılmasını   gerektirecek herhangi bir gerekçenin yer almadığını ifade ederek baꢀvuranın tutukluluk   halinin yasallığına iliꢀkin yaptığı itiraz sürecinde AĐHS’nin 5/4 maddesi gereğince   hakkaniyete uygun yargılamanın gereğinin yerine getirilmediği sonucuna varmaktadır.   AĐHS’nin 5. maddesinin 5. paragrafına dair AĐHM, 5. maddenin 1., 2., 3. veya 4.   paragraflarına aykırı koꢀullarda gerçekleꢀen özgürlüğünden yoksun bırakma iꢀlemlerine karꢀı   bir telafinin sağlanması gerektiğini hatırlatır (Bkz. Wassink-Hollanda, 27 Eylül 1990). AĐHM   ayrıca mezkur 5. paragrafta söz edilen tazminat hakkının ulusal mercii tarafından ya da AĐHS   kurumlarından biri tarafından diğer paragrafların ihlalini de kapsadığını belirtir (Bkz. N.C.-   Đtalya no: 24952/94).   Bu baꢀvuruda, baꢀvuranın tutukluluk halinin yasallığına karꢀı etkili bir baꢀvuru hakkının   tanınmaması nedeniyle AĐHS’nin 5/4 maddesinin ihlal edildiği sonucuna varan AĐHM, adı   geçenin uğradığı bu zararının karꢀılanmasını sağlayacak tazminat yollarının mevcut olup   olmadığını irdeleyecektir. AĐHM bu bağlamda, yeni CMK’nın 141. maddesinin tutukluluk   halinin yasallığına karꢀı itirazda bulunan bir kimseye tazminat imkânını sağlayacak etkili bir   baꢀvuru yolunu sunmadığını gözlemlemektedir. Sonuç itibarıyla, AĐHM Hükümetin itirazını   reddetmekte ve aynı gerekçelere dayalı olarak AĐHS’nin 5/5 maddesinin ihlal edildiği   sonucuna varmaktadır.   II. AĐHS’NĐN DĐĞER MADDELERĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA   AĐHS’nin 5/3 maddesini öne süren baꢀvuran gözaltı ve tutukluluk süresinin uzunluğundan   ꢀikayetçi olmaktadır. Baꢀvuran ayrıca AĐHS’nin 3. maddesine atıfla cezaevine nakledilmesi   sırasındaki koꢀullardan ve Diyarbakır merkez cezaevindeki mahkumiyet ꢀartlarından   yakınmaktadır.   AĐHM gözaltı süresi ile ilgili adı geçenin 19 Kasım 2005 tarihinde yakalandığını, avukat   yardımından yakalanarak 21 Kasım 2005 tarihinde Đstanbul Asliye ceza mahkemesi yetkili   hakimi önüne çıkarıldığını gözlemlemektedir. AĐHM bu tutukluluk süresinin iç hukuka uygun   gerçekleꢀtiğine ve AĐHS’nin 5/3 maddesinde öngörülen tutukluluk süresi sınırlarını   aꢀmadığına itibar etmektedir (Bkz. Brogan vd.-Birleꢀik Krallık, 29 Kasım 1988). Bilhassa   Nusaybin Asliye Ceza Mahkemesi tarafından yasadıꢀı silahlı bir örgütün mensubu olmakla   itham edilen baꢀvuran hakkında ihzar müzekkeresi çıkarıldığını göz önünde bulunduran   AĐHM yapılan bu iꢀlemin «gerekli» olup olmadığı hususuna olumlu karꢀılık vermektedir   (Daꢀ-Türkiye no: 74411/01, 8 Kasım 2005) AĐHM, (Bkz. Caner Canöz-Türkiye no: 28480/02,   Aralık 2006).   AĐHM baꢀvuranın tutukluluk süresinin uzunluğunun yaklaꢀık dokuz ay olduğunu   gözlemlemektedir. Bu süre boyunca iç hukuktaki mahkemeler baꢀvuranın tutukluluk halini   incelemiꢀ ve özellikle iꢀlenen suçun niteliğini ve kanıtların durumunu göz önünde   bulundurarak tutukluluğun devamına karar vermiꢀtir. Mevcut koꢀullarda AĐHM, sözkonusu   tutukluluk süresinin uzunluğunun AĐHS’nin 5/3 maddesi hükümlerine karꢀı bir ihlali   oluꢀturmadığı kanısına varmaktadır.   AĐHM yukarıda bahse konu gerekçeler ıꢀığında baꢀvuranın AĐHS’nin 5/3 maddesine yönelik   ꢀikayetlerinin dayanaktan yoksun olduğu ve AĐHS’nin 35/3 ve 4. maddeleri uyarınca   reddedilmesi gerektiği görüꢀündedir.   AĐHM, AĐHS’nin 3. maddesi hakkındaki ꢀikayet ile ilgili delil unsurlarının yeterince ciddi,   belirgin ve tutarlı birtakım emare ya da karinelerden oluꢀması (Bkz. Dikme-Türkiye no:   20869/92) gerektiğini ifade ederek baꢀvuranın AĐHM önünde 3. madde hakkındaki   ꢀikayetlerini destekleyici ve ikna edici asgari düzeyde herhangi bir unsuru veya delil unsuru   baꢀlangıcını sunmadığını gözlemlemektedir. Ayrıca ve bilhassa iç hukuktaki bütün yargı   süreci boyunca kendisine bir avukatın eꢀlik ettiği baꢀvuran ulusal mahkemeler önünde   veyahut Cumhuriyet Savcısı karꢀısında herhangi bir ꢀikayette bulunmamıꢀtır. Sonuç itibarıyla   bu ꢀikayet iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle karꢀı karꢀıya bulunmakta ve   AĐHS’nin 35/1 ve 4. maddeleri gereğince reddedilmelidir.   III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA   Baꢀvuran 50.000 TL (yaklaꢀık 23.750 Euro) manevi tazminat talep etmekte ve maddi   tazminatın değerlendirilmesi hususunda takdiri AĐHM’ye bırakmaktadır. Baꢀvuran ayrıca   yargılama gider ve masrafları için 9.000 TL (yaklaꢀık 4.300 Euro) talep etmekte, kanıtlayıcı   belge niteliğinde bir makbuz sunmaktadır.   Hükümet bu meblağlara karꢀı çıkmaktadır.   AĐHM tespit edilen ihlal ile öne sürülen maddi tazminat arasında hiçbir illiyet bağı   kuramamakta ve bu talebi reddetmektedir. Buna karꢀın baꢀvurana 6.000 Euro manevi   tazminat ödenmesini kararlaꢀtırmaktadır. AĐHM, yargılama masraflarına iliꢀkin kendisine   sunulan ve belgeler ve sözü edilen kıstaslar ıꢀığında baꢀvuranın talep ettiği meblağın aꢀırı   olduğunu kaydederek baꢀvurana tüm yargılama giderleri için makul olarak 1.000 Euro   ödenmesini uygun görmektedir.   AĐHM gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına   uyguladığı orana üç puanlık bir artıꢀın ekleneceğini bildirmektedir.   BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, MAHKEME, OYBĐRLĐĞĐYLE,   1. AĐHS’nin 5/4 ve 5. maddeleri hakkındaki ꢀikayetlerin kabuledilebilir, bunun dıꢀında   kalanların kabuledilemez olduğuna;   2. AĐHS’nin 5/4 ve 5. maddelerinin ihlal edildiğine;   3. a) AĐHS’nin 44 / 2 maddesi gereğince kararın kesinleꢀtiği tarihten itibaren üç ay içinde,   miktara yansıtılabilecek her türlü vergi ve masraflarla birlikte, ödeme tarihindeki döviz kuru   üzerinden TL.’ye çevrilmek üzere Savunmacı Hükümet tarafından baꢀvurana:   i. manevi tazminat olarak 6.000 (altı bin) Euro ödenmesine;   ii. yargılama masraf ve giderleri için baꢀvurana 1.000 (bin) Euro ödenmesine;   b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapıldığı tarihe kadar Hükümet   tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan   fazlasına eꢀit oranda faiz uygulanmasına;   4. Adil tatmine iliꢀkin diğer taleplerin reddine;   KARAR VERMĐꢁTĐR.   Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıꢀ ve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.   paragraflarına uygun olarak 20 Mayıs 2010 tarihinde yazılı olarak bildirilmiꢀtir.   6

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło