20265/02

WyrokETPCz2006-12-12ECLI:CE:ECHR:2006:1212JUD002026502

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy ponowne przekazanie osoby zatrzymanej żandarmerii w celu przesłuchania po zarządzeniu tymczasowego aresztowania i umieszczeniu w więzieniu stanowi naruszenie prawa do wolności i bezpieczeństwa osobistego (art. 5 ust. 1 Konwencji) oraz czy brak skutecznego środka prawnego do zakwestionowania takiego zatrzymania narusza art. 5 ust. 4 Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że ponowne przekazanie skarżącego żandarmerii w celu przesłuchania po tym, jak sąd zarządził jego tymczasowe aresztowanie i umieszczenie w więzieniu, stanowiło sytuację wymykającą się skutecznej kontroli sądowej i naruszało przepisy dotyczące okresów zatrzymania. Takie działanie było niezgodne z celem art. 5 ust. 1 lit. c Konwencji i pozbawiało osobę zatrzymaną niezbędnych gwarancji, takich jak dostęp do pomocy prawnej. Ponadto, Trybunał stwierdził, że art. 8 dekretu z mocą ustawy nr 430 wykluczał decyzje podjęte na jego podstawie spod skutecznej kontroli sądowej, co naruszało prawo do skutecznego środka odwoławczego przewidzianego w art. 5 ust. 4 Konwencji.
Stan faktyczny
Skarżący, Selahattin Kırkazak, został zatrzymany 29 marca 2002 r. przez żandarmerię pod zarzutem członkostwa w nielegalnej organizacji. Podczas zatrzymania skarżący twierdził, że był torturowany, choć początkowe raporty medyczne nie wykazały obrażeń, a późniejsze obrażenia (siniaki, otarcia) rząd przypisał upadkowi. Po tym, jak sąd zarządził jego tymczasowe aresztowanie i umieszczenie w więzieniu, skarżący został ponownie przekazany żandarmerii w celu przesłuchania na podstawie dekretu z mocą ustawy nr 430. Skarżący twierdził, że to ponowne zatrzymanie było bezprawne i że nie miał skutecznego środka prawnego, aby je zakwestionować.
Rozstrzygnięcie
Skarga w zakresie art. 5 została uznana za dopuszczalną, pozostała część skargi za niedopuszczalną. Stwierdzono naruszenie art. 5 ust. 1 lit. c Konwencji. Stwierdzono naruszenie art. 5 ust. 4 Konwencji. Zasądzono 2 500 EUR tytułem zadośćuczynienia za szkody niemajątkowe. Zasądzono 1 000 EUR tytułem kosztów i wydatków, pomniejszone o 685 EUR otrzymane w ramach pomocy prawnej. Odrzucono pozostałe roszczenia o słuszne zadośćuczynienie.

Pełny tekst orzeczenia

CONSEIL DE   L'EUROPE   AVRUPA   KONSEYİ   AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ   KIRKAZAK - TÜRKİYE DAVASI   (Başvuru no:20265/02)   KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ   STRAZBURG   ARALIK 2006   İşbu karar Sözleşme’nin 44 § 2. maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde   kesinleşecek olup şekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.   __________________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2006. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Haklan Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme'yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın   adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri   Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı'na atıfta bulunmak suretiyle ticari   olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan ve 20265/02 başvuru no’lu davanın nedeni bu   ülke vatandaşı Selahattin Kırkazak’ın (Başvuran) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne 8   Mayıs 2002 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 34. maddesi uyarınca   yapmış olduğu başvurudur. Başvuran, adli yardımdan faydalanarak, Avrupa İnsan Hakları   Mahkemesi (AİHM) önünde Diyarbakır Barosu avukatlarından M. Özbekli tarafından temsil   edilmektedir.   OLAYLAR   doğumlu başvuran Diyarbakır’da ikamet etmektedir.   Başvuran, 29 Mart 2002 tarihinde jandarmalar tarafından yakalanmış ve Bağdere   (Diyarbakır) Jandarma Komutanlığı’nda gözaltına alınmıştır. Başvuran yasadışı örgüt   Hizbullah üyesi olmakla suçlanmıştır. Bu tarihte düzenlenen sağlık raporunda başvuranın   vücudunda hiçbir yara ve darp izine rastlanılmadığına yer verilmiştir.   Gözaltı süresinin uzatılması vesilesiyle 31 Mart 2002 tarihinde düzenlenen sağlık   raporunda, başvuranın vücudunda hiçbir yara ve darp izine rastlanılmadığına yer verilmiştir.   Ancak başvuran, vücudunun farklı yerlerinde ağrısının olduğunu belirtmiştir.   Başvuran 1 Nisan 2002 tarihinde saat 21:30’a doğru, Jandarma Komutanlığı’nda   bulunduğu sırada yere düşmüştür. Bu olayla ilgili olarak düzenlenen tutanakta, başvuranın iki   görevli kendisini tuvalete götürürken bile bile kendini yere attığı ve görevlilerin de onu   kolundan tutmak zorunda kaldıkları belirtilmektedir. Başvuranın dizlerinde ve kollarının iç   kısmında kızarıklık meydana gelmiştir. Başvuran düşmesinin baş dönmesinden   kaynaklandığını açıklamıştır. Tutanak jandarma komutanı, üç jandarma eri ve başvuran   tarafından imzalanmıştır.   Başvuran 2 Nisan 2002 tarihinde, Diyarbakır Hastanesinde muayene edilmiştir.   Başvuranın vücudunun çeşitli yerlerinde ekimozlara rastlanılmıştır.   Başvuran yine aynı gün Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) Cumhuriyet   Başsavcılığı tarafından dinlenmiş ve daha sonra DGM yedek hakimi önüne çıkarılmıştır.   Hakim başvuranın tutuklu yargılanmasına karar vermiştir. Başvuran Cumhuriyet Savcısı ve   yedek hakim önünde gözaltında itirafta bulunması için işkence gördüğünü belirtmiştir.   Başvuran 17 Nisan 2002 tarihinde yasadışı örgüte mensup olma suçuyla itham   edilmiştir.   DGM yedek hakimi 29 Nisan 2002 tarihinde, Olağanüstü Hal Bölge Valisi ve   Cumhuriyet Başsavcılığı’nın talepleri üzerine ve olağanüstü hal çerçevesinde alınması   gereken ek tedbirlere ilişkin 430 sayılı Kanun Hükmündeki Kararname’nin 3 –c maddesine   dayanarak, başvuranın on günü geçmemek kaydıyla sorgulamasının yapılması için   Jandarma’ya geri gönderilmesine izin vermiştir. Hakim başvuranın hapishaneden çıkışta ve   geri dönüşünde sağlık muayenesinden geçirilmesi kararı vermiştir.   Aynı gün saat 17:00’de başvuran jandarmalara teslim edilmiş ve saat 19:00’da sağlık   kontrolünden geçmiştir. Düzenlenen raporda hiçbir yara yada darp izine rastlanılmadığına yer   verilmiştir.   DGM, 7 Mayıs 2002 tarihinde başvuranın avukatının sorgulama için müvekkilinin   Jandarma Komutanlığı’na getirilmesiyle ilgili yaptığı 6 Mayıs 2002 tarihli itirazı reddetmiştir.   Başvuranın avukatı 18 Nisan 2003 tarihli görüşlerinde müvekkilinin, yasadışı örgüte   mensup olma suçunu öngören eski Türk Ceza Kanunu’nun 168§2 maddesi uyarınca on iki yıl   altı ay hapis cezasına çarptırıldığını belirtmiştir.   HUKUK AÇISINDAN   I. AİHS’NİN 3. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA   Başvuran, avukatı ile görüşme imkanı bile verilmeden tecrit altında tutulduğu   gözaltında işkence gördüğünü iddia etmektedir. Ayrıca başvuran, bu kötü muameleleri ileri   sürmek için başvuru yolunun bulunmamasından şikayetçi olmaktadır. Başvuran AİHS’nin 3   ve 13. maddelerini ileri sürmektedir.   Hükümet AİHM’yi, başvuranın ulusal makamlar önünde şikayetini dile   getirmediğinden dolayı iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle bu şikayeti reddetmeye   davet etmektedir. Bu bağlamda, Hükümet başvuranın polisler aleyhinde şikayetçi olmadığına   dikkat çekmektedir. Hükümet, tazminat elde etmek için başvuranın hukuki ve idari başvuru   yollarına sahip olduğunu eklemektedir.   Başvuran bu argümanlara itiraz etmektedir.   AİHM, Hükümet’in ortaya koyduğu itirazı incelemeye gerek olmadığına kanaat   getirmektedir. Zira koşullar yerine getirilse bile, aşağıda belirtilen nedenlerden dolayı her   halükarda bu şikayet kabuledilemez bulunacaktır.   Hükümet başvuranın iddialarının dayanaktan yoksun olduğunu savunmaktadır.   Başvuranın vücudunda, tutanakta da belirtildiği gibi Jandarma Komutanlığı’nda meydana   gelen düşme sırasında oluşan izler dışında hiçbir yara izine rastlanılmamıştır. Ürolojik   muayenede herhangi bir yara ve darp izine rastlanılmamıştır.   Başvuran, sorgulamalar sırasında elbiselerinin çıkarıldığını, darp edildiğini ve soğuk   su sıkıldığını iddia etmektedir. Başvuran gözlerinin bağlı olduğunu, sıkıca bağlandığını,   yiyecek ve su verilmediğini ve ihtiyaçlarını karşılayamadığını belirtmiştir. Jandarmalar   başvuranın jenital organlarına elektrot bağlamışlardır.   AİHM’ye göre, bir kimse polis memurları gözetimindeyken gözaltında yaralandıysa,   bu dönemde meydana gelen her türlü yaralanma güçlü karinelere yol açmaktadır (Salman-   Türkiye, no: 21986/93). Dolayısıyla bu yaraların kaynağı hakkında kabul edilebilir bir   açıklama getirmek ve mağdurun iddiaları, özellikle sağlık belgelerine dayananlar hakkında   şüphe uyandıran olayları ortaya koyan delilleri sunmak, Hükümet’in üzerine düşen bir   görevdir (Bkz. diğerleri arasında Selmouni-Fransa, no: 25803/94, Berktay-Türkiye, no:   22493/93 ve Ayşe Tepe-Türkiye, no: 29422/95).   Bu davada AİHM, başvuranın gözaltından sonra bir doktor tarafından muayene   edildiğini not etmektedir. Bu bağlamda hazırlanan raporda, 1x1 cm boyutunda sağ dirsekte bir   ekimoz, sol dirseğin iç kısmında 2x2 cm boyutunda bir hematom, sol dizde 1x2 cm boyutunda   bir sıyrık ve testislerin boyutunda büyümenin olduğuna yer verilmiştir. Ürolojik muayenede   testislerde iltihaplanmanın olduğu tespit edilmiş ve ürolojik olarak darp ve yara izine   rastlanılmamıştır.   Gözaltının başlangıcında düzenlenmiş olan raporda hiçbir darp ve yara izine   rastlanılmadığı belirtildiğinden dolayı, hiç kimse başvuranın vücudunda gözlemlenen izlerin   yakalanmasından önceki döneme ait olabileceğini iddia etmemektedir.   Hükümet, başvuranın vücudunda tespit edilen iltihaplanma dışındaki yaraların   Jandarma Komutanlığı’nda 1 Nisan 2002 tarihinde meydana gelen düşmeden kaynaklandığını   belirtmektedir. Bu vesileyle düzenlenen tutanağa göre, dirseklerdeki yaralar jandarmaların   başvuranı düşerken kollarından tuttuğu sırada oluşmuş ve dizlerdeki yaralar ise yerle temas   edildiğinde meydana gelmiştir. Başvuran Jandarma Komutanlığı’nda düşmesini inkar   etmemektedir, ancak, yaraların, yara hakkında hiçbir tıbbi bilgisi olmayan jandarmalar   tarafından tespit edilmiş olmasına itiraz etmektedir.   Testislerdeki iltihaplanma konusunda, ürolojik muayene sonuçları ışığında, kötü   muamele savının bertaraf edilmesi gerekir. Ürolog tarafından düzenlenen raporda başvuranın   vücudunda ürolojik anlamda hiçbir yara ve darp izine rastlanılmadığı belirtilmektedir.   Dosyadan, başvuranın tutuklu bulunduğu dönemin hiçbir safhasında, bu sağlık raporu   sonuçlarına itiraz etmediği ve/veya bu raporları düzenleyen doktorun dışında herhangi bir   doktora muayene olmak için girişimde bulunmadığı ortaya çıkmaktadır.   AİHM, başvuranın kol ve dizlerinde gözlemlenen yaralar konusunda, bu yaraların 1   Nisan 2002 tarihli tutanakta tespit edilenler olduğunu, ancak başvuranın belirttiği   muamelelerle bağlantılı olmadığını not etmektedir. Gözlemlenen yaralar hafif olup,   işgörmezlik saptanmamıştır. Ayrıca AİHM, başvuranın şikayetini genel ifadelerle sunduğunu   ve gözaltı koşulları hakkında ayrıntılı açıklamalarda bulunmadığını not etmektedir. Zaten   başvuran yetkililer önünde hiçbir zaman şikayette bulunmamıştır. Bu koşullarda Hükümet   tarafından getirilen açıklama kabul edilebilir görünmektedir ve AİHM bu yaraların düşmeden   kaynaklandığını kabul etmeye hazırdır.   Bu değerlendirmeler ışığında AİHM, başvuranın gözaltı sırasında 3. maddeye aykırı   muamelelere maruz kaldığının ortaya konulmadığına kanaat getirmektedir. Buradan,   başvurunun bu kısmının AİHS’nin 35§3 ve 4 maddesi uyarınca açıkça dayanaktan yoksun   olduğundan dolayı reddedilmesi gerektiği sonucu ortaya çıkmaktadır.   Dolayısıyla başvuranın 13. maddesi uyarınca yaptığı şikayet savunulabilir değildir ve   AİHS’nin 35§3 ve 4 maddesi uyarınca açıkça dayanaktan yoksun olduğundan dolayı   reddedilmesi gerekir.   II. AİHS’NİN 5§1 MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA   Başvuran, tutuklu yargılanmasına karar verildikten sonra Jandarma Komutanlığı’na   götürülmesinin AİHS’nin 5. maddesini ihlaline neden olduğunu iddia etmektedir.   A. Kabuledilebilirlik Hakkında   AİHM, şikayetin AİHS’nin 35§3 maddesi uyarınca açıkça dayanaktan yoksun   olmadığını tespit etmektedir. Ayrıca şikayetin başka hiçbir kabuledilemezlik gerekçesi de   içermediğini belirtmektedir. Dolayısıyla şikayeti kabuledilebilir ilan etmek uygun olacaktır.   B. Esasa Dair   AİHM, daha önce bu davanınkine benzer soruları gündeme getiren başka davalar da   incelediğini ve AİHS’nin 5§1 –c maddesinin ihlal edildiği sonucuna vardığını hatırlatmaktadır   (Karagöz-Türkiye, no: 78027/01 ve Dağ ve Yaşar-Türkiye, no: 4080/02). AİHM, kendisine   sunulan unsurların tümünü inceledikten sonra Hükümet’in davayı farklı şekilde   sonuçlandıracak hiçbir tespit ve delil sunmadığına kanaat getirmektedir.   AİHM, başvuranın ilk kez 29 Mart 2002 tarihinde gözaltına alındığını ve 2 Nisan 2002   tarihine kadar gözaltında kaldığını gözlemlemektedir. Bu tarihte DGM yedek hakimi   başvuranın tutuklu yargılanmasına karar vermiş ve başvuran Diyarbakır Cezaevine   nakledilmiştir. Daha sonra başvuran, 29 Nisan 2002 tarihinde yedek hakiminin izni alınarak   Jandarma Komutanlığı’nda sorgulamalarının yapılması için Jandarmalara teslim edilmiştir.   Böylelikle başvuran kendini gözaltına benzer bir durumda bulmuştur.   AİHM, Karagöz davasında tespit ettiği gibi, başvuranın tutuklu yargılanma kararından   sonra, Jandarma Komutanlığı’na götürülmesinin etkili adli denetimden kaçan bir durum teşkil   etmektedir. Ayrıca daha önce cezaevinde bulunan bir tutuklunun sorgulama için jandarmalara   teslim edilmesi, gözaltı sürelerine ilişkin yürürlükte olan mevzuatı gözardı etmek anlamına   gelmektedir. Aynı şekilde başvuran da, tutuklu yargılanmasına karar verildikten bir kaç gün   sonra yeniden sorgulanmıştır. Bu durum 5§1 –c maddesi amacına uygun olma gereklilikleri   ile bağdaşmamakta ve sorgulanan kişiyi özellikle adli danışma hizmetlerine ulaşma gibi   gerekli bütün güvencelerden mahrum bırakmaktadır.   Dolayısıyla AİHS’nin 5§1 maddesi ihlal edilmiştir.   III. AİHS’NİN 5§4 MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA   Başvuran, 430 sayılı Kanun Hükmünde Kararname gereğince tutuklu yargılanma   kararından sonra Jandarma Komutanlığı’na götürülmesine itiraz etmek için etkili hukuk   yolunun bulunmadığını iddia etmektedir.   AİHM, tutuklama konusunda, AİHS’nin 5§4 maddesi hükümlerinin 13. madde   hükümlerine göre lex specialis olarak değerlendirilmesi gerektiğini hatırlatmaktadır.   Dolayısıyla AİHM şikayeti 5§4 maddesi açısından inceleyecektir.   AİHM, AİHS’nin 5§4 maddesinin, mahkemeyi AİHS’nin 5. maddesine dayanan   şikayetin içeriğini incelemeye ve uygun telafiyi sunmaya yetkili kılan iç hukuk yolunun var   olmasını güvence altına aldığını hatırlatmaktadır. Bu başvuru teoride olduğu gibi uygulamada   da “etkili” olmalıdır.   AİHM, 5§1 maddesine ilişkin yukarıda belirtilen değerlendirmeleri gözönünde   bulundurarak, 430 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 8. maddesinin bu kararname   uyarınca alınan kararları etkili bir adli denetimin dışında bıraktığına kanaat getirmektedir.   Dolayısıyla AİHM, AİHS’nin 5§4 maddesinin bu durumda ihlal edildiği sonucuna   varmıştır.   IV. AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA   A. Tazminat   Başvuran, uğradığı maddi ve manevi zararlar adı altında 60.000 Euro istemektedir.   Hükümet bu miktara itiraz etmektedir.   AİHM, tespit edilen ihlal ile iddia edilen maddi tazminat arasında hiçbir nedensellik   bağı görmemekte ve bu talebi reddetmektedir. Buna karşın hakkaniyete uygun olarak   başvurana manevi zarar için 2.500 Euro ödenmesinin yerinde olacağına kanaat getirmektedir.   B. Masraf ve Harcamalar   Başvuran, AİHM önünde yaptığı masraf ve harcamalar için rakam belirtmeksizin,   çeviri ücreti olarak 530 YTL ve posta masrafları olarak 100 YTL olarak belirtilen harcama   faturalarını sunmuştur.   Hükümet, başvuranın masraf ve harcama için rakam belirtmediğine kanaat   getirmektedir.   AİHM, AİHM içtihadına göre ve elinde bulunan unsurların tümünü gözönüne alarak,   yapılan bütün masraf ve harcamalar için 1.000 Euro’dan, adli yardım adı altında Avrupa   Konseyi’nden alınan 685 Euro düşürülerek kalan miktarın başvurana ödenmesinin makul   olduğuna kanaat getirmektedir.   C. Gecikme faizi   AİHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz   oranına 3 puanlık bir artışın ekleneceğini belirtmektedir.   BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK AİHM OYBİRLİĞİYLE,   1. AİHS’nin 5. maddesine göre yapılan şikayet konusunda başvurunun kabuledilebilir, geri   kalan kısmının kabuledilemez olduğuna;   2. AİHS’nin 5§1 –c maddesinin ihlal edildiğine;   3. AİHS’nin 5§4 maddesinin ihlal edildiğine;   4. a) AİHS’nin 44 § 2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde,   ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Y.T.L.’ye çevrilmek üzere Savunmacı Hükümet   tarafından başvurana manevi tazminat için 2.500 (iki bin beş yüz) Euro ve masraf ve   harcamalar için 1.000 (bin) Euro’dan adli yardım adı altında Avrupa Konseyi’nden alınan   (altı yüz seksen beş) Euro çıkarılarak kalan miktarın, miktara yansıtılabilecek her   türlü vergiden muaf tutularak ödenmesine,   b) Sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet   tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan   fazlasına eşit oranda faiz uygulanmasına;   5. Adil tazmine ilişkin diğer taleplerin reddine;   karar vermiştir.   İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM İçtüzüğü’nün 77 §§ 2 ve 3.   maddesine uygun olarak 12 Aralık 2006 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir   7

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło