2036/04
WyrokETPCz2008-02-19ECLI:CE:ECHR:2008:0219JUD000203604
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
Czy sześciodniowe opóźnienie w wykonaniu nakazu zwolnienia z aresztu, wynikające z formalności administracyjnych i oczekiwania na przybycie krewnego, naruszyło prawo do wolności i bezpieczeństwa osobistego (art. 5 ust. 1 Konwencji) oraz czy brak skutecznego środka odwoławczego w prawie krajowym w celu uzyskania odszkodowania za to bezprawne pozbawienie wolności naruszył art. 5 ust. 5 Konwencji?Ratio decidendi
Trybunał uznał, że opóźnienie w wykonaniu nakazu zwolnienia skarżącego, trwające sześć dni, było nieuzasadnione. Podkreślił, że wyjątki od prawa do wolności muszą być interpretowane ściśle, a formalności administracyjne związane ze zwolnieniem nie mogą usprawiedliwiać opóźnień dłuższych niż kilka godzin. Trybunał odrzucił argumenty rządu dotyczące odległości geograficznej i konieczności oczekiwania na krewnego, wskazując, że władze powinny były podjąć kroki w celu przyspieszenia procedury. W odniesieniu do art. 5 ust. 5, Trybunał stwierdził, że prawo krajowe (ustawa nr 466) nie przewidywało możliwości uzyskania odszkodowania w sytuacji skarżącego, nawet w przypadku stwierdzenia naruszenia Konwencji, co oznaczało brak skutecznego środka odwoławczego.Stan faktyczny
Skarżący, Doğan Hamşioğlu, został skazany na dożywocie w 1991 roku. W 2003 roku, w trakcie odbywania kary, zdiagnozowano u niego zespół Wernickego-Korsakowa, co skłoniło Instytut Medycyny Sądowej do rekomendowania sześciomiesięcznego zawieszenia kary. Mimo początkowej odmowy, sąd w Erzurum 21 maja 2003 roku zarządził jego zwolnienie na sześć miesięcy. Skarżący został faktycznie zwolniony dopiero 27 maja 2003 roku, po sześciodniowym opóźnieniu, które władze tłumaczyły formalnościami administracyjnymi i oczekiwaniem na przybycie krewnego.Rozstrzygnięcie
Stwierdza, że skarga jest dopuszczalna.
Stwierdza naruszenie art. 5 ust. 1 Konwencji.
Stwierdza naruszenie art. 5 ust. 5 Konwencji.
Zasądza na rzecz skarżącego 3 000 EUR tytułem zadośćuczynienia za szkodę niemajątkową.
Zasądza na rzecz skarżącego 3 000 EUR tytułem kosztów i wydatków.
Odrzuca pozostałe roszczenia dotyczące słusznego zadośćuczynienia.Pełny tekst orzeczenia
CONSEIL
AVRUPA
DE L’EUROPE
KONSEYĐ
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ
HAMꢀĐOĞLU -TÜRKĐYE DAVASI
(Baꢁvuru no:2036/04)
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ
STRAZBURG ꢀubat 2008
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44§2 maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecektir. ꢁekli
düzeltmelere tabi olabilir.
______________________________________________________________________________________
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2008. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.
USUL
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (2036/04) no’lu davanın nedeni (T.C. vatandaꢀı)
Doğan Hamꢀioğlu’nun (baꢀvuran) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne 2 Ekim 2003
tarihinde Temel Đnsan Hakları ve Özgürlüklerini güvence altına alan Avrupa Đnsan Hakları
Sözleꢀmesi’nin (AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapmıꢀ olduğu baꢀvurudur.
Baꢀvuran, Đstanbul Barosu avukatlarından M. Kırdök, M. A. Kırdök ve H. K. Elban
tarafından temsil edilmektedir.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOꢀULLARI
Baꢀvuran, 1960 doğumludur ve Đstanbul’da ikamet etmektedir. Aralık 1991 tarihinde, baꢀvuran, Erzurum Devlet Güvenlik Mahkemesi tarafından müebbet
hapis cezasına çarptırılmıꢀtır.
Tekirdağ Cezaevinde cezasını çekmekte iken baꢀvuran açlık grevine baꢀlamıꢀtır. Ocak 2003 tarihli bir rapor ile Adli Tıp Kurumu, baꢀvuranda Wernicke-Korsakoff sendromu
teꢀhis etmiꢀ ve yetkililere baꢀvuranın cezasının infazının altı ay ertelenmesini salık vermiꢀtir. Ocak 2003 tarihinde, Tekirdağ Savcısı, baꢀvuranın salıverilmesi talebini reddetmiꢀtir. Nisan 2003 tarihinde, baꢀvuran, mahkumiyet yönünden ratione materiae bakımından
yetkili Erzurum Devlet Güvenlik Mahkemesi nezdinde, Ceza Muhakemeleri Usulü
Kanunu’nun 402. maddesi uyarınca sözkonusu karara itiraz etmiꢀtir.
Bu süre zarfında baꢀvuranın Edirne Cezaevine nakledildiği görülmektedir. Mayıs 2003 tarihinde, Erzurum Devlet Güvenlik Mahkemesi, yukarıda sözü edilen Adli
Tıp Kurumu raporu ve Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 399. maddesi uyarınca,
baꢀvuranın altı ay süreyle serbest bırakılmasına karar vermiꢀtir.
Aynı gün, Edirne Savcısı, karardan faks yoluyla bilgilendirilmiꢀtir. Yine aynı gün faks
yoluyla Savcı, serbest bırakma kararının uygulanması için baꢀvuranın dosyasının ivedi bir
ꢀekilde gönderilmesini talep etmiꢀtir. Mayıs 2003 tarihinde, baꢀvuranın dosyası, Edirne Savcısı’na ulaꢀmıꢀtır. Aynı gün,
yetkililer, baꢀvuranın Đstanbul’da ikamet eden erkek kardeꢀi ile irtibat kurmuꢀlardır. Erkek
kardeꢀi, baꢀvuranı karꢀılamak için ancak ertesi gün Edirne’de olabileceğini belirtmiꢀtir. Mayıs 2003 tarihinde, Savcı, baꢀvuranın yeniden muayene için en geç 17 Kasım 2003’de
gelmesi gerektiğini belirtmesinin ve aksi takdirde ihzar müzekkeresi çıkarılacağı konusunda
baꢀvuranı uyarmasının ardından baꢀvuran serbest bırakılmıꢀtır.
Baꢀvuran, bu hükme uymamıꢀtır ve halen firari durumdadır.
HUKUK
I. Kabuledilebilirliğe iliꢁkin
AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde baꢀvurunun dayanaktan yoksun
olmadığını kaydeden AĐHM, ayrıca baꢀka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru
bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle baꢀvuru kabuledilebilir niteliktedir.
II. AĐHS’NĐN 5/1. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA
Baꢀvuran, Erzurum Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin tahliye kararının, yetkililer tarafından
altı gün gecikme ile uygulanmasından ꢀikayetçidir ve AĐHS’nin 5/1. maddesine atıfta
bulunmaktadır.
Hükümet, bu iddiaya karꢀı çıkmaktadır. Hükümet’e göre, yetkililer gerekli özeni göstermiꢀler
ancak idari formaliteler belli bir süre gerektirmiꢀtir ve Erzurum-Edirne arasındaki 1453
kilometrelik mesafe de, dosyanın gönderilmesini geciktirmiꢀtir.
Ayrıca, beklenen son gün Devlet’e isnat edilemez zira baꢀvuranın teslim edileceği yakını
istenilen günde gelmemiꢀtir.
Hükümet, Labita-Đtalya (baꢀvuru no: 26772/95) ve Giulia Manzoni-Đtalya (1 Temmuz 1997
tarihli karar) kararlarına atıfta bulunmaktadır ve sözkonusu kararlarda ifade edildiği gibi,
tahliye kararının uygulanmasında gecikmelerin yaꢀanmasının kaçınılmaz olduğu
kanaatindedir. Hükümet, Labita kararının 172. paragrafını aktarmakta ve bu davada tespit
edilen ihlalin, ilgili görevlinin olmamasından kaynaklandığını belirtmektedir. Böylece
Hükümet, yetkililerin gerekli özeni göstermelerinden dolayı, AĐHS’nin 5/1. maddesinin ihlal
edilmediği yönüne karar vermesi için AĐHM’ye çağrıda bulunmaktadır.
Baꢀvurana göre, baꢀvuran, Edirne Savcısı’nın yetkisi altında bulunan cezaevinde cezasını
çektiğinden, baꢀvuranın infaz dosyası kesinlikle Edirne Savcısı’nda mevcuttu. Ayrıca
Erzurum’da geliꢀen tahliye süreci hakkındaki dosyanın kesinlikle görülmesini zorunlu kılan
bir gereklilik bulunmamaktadır; Tahliye kararından sorumlu Edirne Savcısı, Erzurum Devlet
Güvenlik Mahkemesi’nin tahliye kararından faks yoluyla bilgilendirildiği andan itibaren,
baꢀvuranın serbest bırakılması için gerekli iꢀlemlere baꢀlamalıydı, zira bir beraat kararı değil
cezanın ertelenmesi söz konusu olmuꢀtur. ꢁayet sözkonusu dosyanın bir kopyasının
gönderilmesi kesin bir gereklilik arz etmiꢀse, teknolojik yollar da kullanılabilirdi.
AĐHM, 5/1. maddede yer alan özgürlük hakkına yönelik istisnai durumların eksiksiz bir liste
olduğunu ve yalnızca dar yorumun bu hükmün, kimsenin keyfi olarak özgürlüğünden mahrum
bırakılmamasının sağlanması olan amacına uygun olacağını hatırlatır. (Bkz. özellikle Giulia
Manzoni-Đtalya kararı, 1 Temmuz 1997).
AĐHM, bir tahliye kararında bazı gecikmelerin kaçınılmaz olduğunu kabul etmektedir ancak
bu gecikmelerin asgari düzeyde tutulması gerekmektedir (sözü edilen Labita). Tahliye ile
ilgili idari formaliteler birkaç saatten fazla gecikme süresini haklı gösteremez (Nikolov-
Bulgaristan, baꢀvuru no: 38884/97, 30 Ocak 2003).
AĐHM, Hükümet tarafından açıkça belirtilmese de baꢀvuranın serbest bırakılması sırasında
yaꢀanan gecikmeye idari formalitelerin tamamlanması gerekliliğinin kısmen neden olduğu
kanaatindedir. Ancak 21 Mayıs–26 Mayıs 2003 tarihleri arasında geçen süre hiçbir ꢀekilde
“kesinlikle gerekli bir idari formalite” ile açıklanamaz. Aynı gün yetkili Savcı, faks yoluyla
tahliye kararını öğrenmiꢀ ve yine aynı gün faks yoluyla Erzurum Savcısından, kararın
uygulanması için baꢀvuranın dosyasının kendisine ivedi bir ꢀekilde gönderilmesini talep
etmiꢀtir. Tarafların görüꢀleri bu konuya açıklık getirmese de bu andan itibaren geçen beꢀ
günlük süre ancak dosyanın posta yoluyla gönderilmesi ile açıklanabilmektedir. Hükümet, iki
Savcı arasındaki coğrafi uzaklık dıꢀında bu gecikmeyi haklı kılan hiçbir argüman
sunmamaktadır.
AĐHM, sözkonusu sürenin, tahliye kararının uygulanmasının ilk aꢀamasını oluꢀturmadığı ve
bu sürenin, ne 5. maddenin 1. paragrafının c) bendi ne de diğer bentler kapsamına girdiği
kanaatindedir.
Baꢀvuranın tutuklu geçirdiği son güne iliꢀkin olarak ise Hükümet, Adalet Bakanlığı’nın 18
Temmuz 2001 tarihli genelgesi uyarınca bir tutuklunun serbest bırakılması sırasında
tutuklunun yakınlarından birinin hazır bulunması gerektiğini ifade etmektedir. Bu nedenle
yetkililer, dosya ellerine ulaꢀtığında yani 26 Mayıs 2003 tarihinde baꢀvuranın kardeꢀi ile
irtibat kurmuꢀlardır. Baꢀvuranın kardeꢀi ancak ertesi gün cezaevine gelebileceğini belirtmiꢀtir.
Baꢀvuran, yetkililerin kardeꢀi ile saat 22.00’a doğru irtibata geçtiklerini ileri sürmektedir.
Kardeꢀinin arabası yoktur ve Edirne’ye yaklaꢀık 250 km uzaklıkta olan Đstanbul’da ikamet
etmektedir. Baꢀvuranın kardeꢀinin ivedi bir ꢀekilde cezaevine gelmesi böylece
imkansızlaꢀmıꢀtır. Yetkililerin, tahliye saatinde baꢀvuranın kardeꢀinin hazır bulunmasını
sağlamak için gerekli iꢀlemlere önceden baꢀlamıꢀ olmaları gerekirdi.
AĐHM, Hükümet’in, sözkonusu genelgenin çıkarılmasına iliꢀkin,
ortadan kaybolma
iddialarını önlemek, ergin olmayan bir çocuğu ailesine veya vesayet altında bulunan birini
vasisine teslim etmek gibi gerekçeler sunmadığını gözlemlemektedir. AĐHM, benzer
tedbirlerin gerekliliği veya kabuledilebilirliği üzerinde durmadan, kendisine sunulan unsur ve
argümanların yetkililerin, hele de baꢀvuranın tahliyesinin günler öncesinden bilinirken,
baꢀvuranın yakınlarının geliꢀini hızlandırmak için gereken tedbirleri aldıklarını göstermeye
yetmediğini tespit eder. baꢀvuranın tahliyesinin birkaç gün önceden bilinmesine rağmen,
hiçbir unsurun veya argümanın, yetkililerin baꢀvuranın yakınının geliꢀini hızlandırmak için
gerekli tedbirleri aldığını ifade etme imkanı sunmadığı kanaatindedir. Bu koꢀullarda,
sözkonusu son güne iliꢀkin olarak Devlet’in sorumluluğunu ortadan kaldıran hiçbir unsur
veya argüman bulunmamaktadır.
Dolayısıyla AĐHS’nin 5/1. maddesi ihlal edilmiꢀtir.
III. AĐHS’NĐN 5/5. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA
Baꢀvuran, AĐHS’nin 5/5. maddesine atıfta bulunmaktadır ve maruz kaldığı tutukluluk
nedeniyle tazminat elde etmek için iç hukukta baꢀvuru yolunun bulunmadığı kanaatindedir.
Hükümet, kanuna aykırı olarak özgürlüğünden yoksun bırakılan bir kimseye tazminat
verilmesine iliꢀkin 466 sayılı yasanın baꢀvurana tazminat elde etme imkanı sunduğu
kanaatindedir. Bunun dıꢀında, Đdare Mahkemesi’ne yapılan bir baꢀvuru da baꢀvurana bu
olanağı sağlamaktadır.
Baꢀvurana göre, 466 sayılı yasa, baꢀvuranın içinde bulunduğu durumu kapsamamaktadır.
Ayrıca idari değil hukuki eylem söz konusu olduğundan, idare mahkemesine baꢀvuruda
bulunmak mümkün değildir.
AĐHM, mevcut durumun, yasanın lafzında dahi öngörülmediğini gözlemlemektedir. Ayrıca,
dosyada Hükümet’in belirttiği gibi idare mahkemesi tarafından telafiye hükmedilen bir karar
örneği de bulunmamaktadır.
AĐHM, AĐHS’nin 5. maddesinin önceki paragraflarına aykırı koꢀullarda özgürlükten yoksun
bırakılma sebebiyle tazminat talebinde bulunmanın mümkün olduğu durumlarda AĐHS’nin 5.
maddesinin 5. paragrafına riayet edilmiꢀ olunacağını hatırlatmaktadır. AĐHS’nin 5/5
anlamında telafi hakkı, AĐHS’nin 5. maddesinin diğer paragraflarından birinin ihlal
edildiğinin bir ulusal makam veya AĐHS organları tarafından tespit edilmiꢀ olmasını
öngörmektedir (N.C.-Đtalya, baꢀvuru no: 24952/94). sayılı yasanın 1. maddesi ile ilgili olarak AĐHM, muhakemenin men’i kararı, beraat veya
ceza verilmesine mahal olmadığına karar verilen durum haricinde, ki bu davada böyle bir
durum sözkonusu değildir, bu madde ile öngörülen tazmin varsayımlarının tamamının,
özgürlükten mahrum bırakmanın yasaya aykırı olmasını öngördüğünü ortaya koymaktadır. Bu
durumda, ihlalin tespiti, mevcut davada bu yönde karar çıkması halinde dahi, hiçbir ꢀekilde
yerel mahkemeler önünde tazminat talep etme imkanı sunmamaktadır (Sakık ve diğerleri-
Türkiye, 26 Kasım 1997 tarihli karar).
Sonuç olarak mevcut davada, AĐHS’nin 5/5. maddesi ile güvence altına alınan hakkın etkili
bir ꢀekilde kullanılması yeterli ölçüde sağlanamamıꢀtır (Ferhat Berk-Türkiye, no: 77366/01, Temmuz 2006 ve Keklik ve diğerleri-Türkiye, no: 77388/01, 3 Ekim 2006). Dolayısıyla
baꢀvuran, sözkonusu maddenin ihlalini oluꢀturan 21–27 Mayıs 2003 tarihleri arasında tutuklu
bulunması nedeniyle iç hukukta tazminat elde etmek için baꢀvuru imkanına sahip değildi.
IV AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA
A. Tazminat
Baꢀvuran, maruz kaldığı manevi zarar için 5.000 Euro talep etmektedir.
Hükümet, bu talebe itiraz etmektedir.
Đhlal edilen tespitler göz önüne alındığında, AĐHM, baꢀvuranın belli bir mahrumiyete
katlanmak zorunda bırakıldığı kanaatindedir. Hakkaniyete uygun olarak, AĐHM, baꢀvurana
3.000 Euro ödenmesine karar vermektedir.
B. Yargılama masraf ve giderleri
Baꢀvuran, avukatlarının 22 saatlik çalıꢀma ücreti için 6.339 Yeni Türk Lirası (yaklaꢀık 3.700
Euro) talep etmektedir. Bu bağlamda baꢀvuran, KDV hariç saati 250 YTL olarak belirlenen
avukatları ile yaptığı sözleꢀmeyi sunmaktadır.
Baꢀvuran AĐHM önünde yapmıꢀ olduğu masraflar için 130 YTL talep etmektedir. Bu
bağlamda hiçbir belge sunmayan baꢀvuran, bu talebi AĐHM’nin takdirine bırakmaktadır.
Hükümet, baꢀvuranın yaptığı ödemelere iliꢀkin hiçbir belge sunmaması nedeniyle, sözkonusu
iddiaların reddedilmesini talep etmektedir.
AĐHM içtihadına göre bir baꢀvuran, yargılama masraf ve giderlerinin geri ödemesini,
gerçekliği, gerekliliği ve makul oranda oldukları ortaya konulduğu sürece elde edebilir.
Mevcut davada yukarıda sözü edilen kriterleri ve ödemelere iliꢀkin hiçbir belge
bulunmamasını göz önüne alan AĐHM, yapılan masraflara iliꢀkin talebi reddetmektedir.
Avukatlık saat ücretine iliꢀkin olarak ise AĐHM, baꢀvuran tarafından sunulan sözleꢀmeyi
dikkate almakta ve avukatlık ücreti baꢀlığı altında hakkaniyete uygun olarak baꢀvurana 3.000
Euro ödenmesine karar vermektedir.
C. Gecikme faizi
Gecikme faizi Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı orana üç
puanlık bir artıꢀ eklenerek belirlenecektir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM, OYBĐRLĐĞĐYLE,
1. Baꢀvurunun kabuledilebilir olduğuna;
2. AĐHS’nin 5/1. maddesinin ihlal edildiğine;
3. AĐHS’nin 5/5. maddesinin ihlal edildiğine;
4. a) AĐHS’nin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinleꢀtiği tarihten itibaren üç ay içinde,
ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden YTL’ ye çevrilmek üzere, Savunmacı Devlet
tarafından baꢀvurana:
i. 3.000 Euro (üç bin Euro) manevi tazminat ödenmesine;
ii. Yargılama masraf ve giderler için 3.000 Euro (üç bin Euro) ödenmesine;
iii. Sözkonusu miktarların her türlü vergiden muaf tutulmasına;
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç
puan fazlasına eꢀit oranda basit faiz uygulanmasına;
5.Adil tatmine iliꢀkin diğer tüm taleplerin reddine;
KARAR VERMĐꢀTĐR.
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıꢀ ve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve
3. paragraflarına uygun olarak 19 ꢁubat 2008 tarihinde yazılı olarak bildirilmiꢀtir.
6
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło