2039/04

WyrokETPCz2010-02-09ECLI:CE:ECHR:2010:0209JUD000203904

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy przewlekłość postępowania karnego i brak dostępu do adwokata w początkowej fazie postępowania naruszyły prawo do rzetelnego procesu z art. 6 Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że postępowanie karne, które trwało około siedmiu lat i dziesięciu miesięcy, było nadmiernie długie i naruszyło zasadę rozsądnego terminu z art. 6 ust. 1 Konwencji, powołując się na ugruntowane orzecznictwo dotyczące oceny długości postępowań. Ponadto, ETPCz stwierdził naruszenie prawa do pomocy prawnej, wskazując, że obowiązujące w Turcji przepisy systematycznie uniemożliwiały skarżącemu dostęp do adwokata w początkowej fazie zatrzymania i przesłuchania, co samo w sobie jest wystarczające do stwierdzenia naruszenia art. 6 ust. 3 lit. c) w związku z art. 6 ust. 1 Konwencji, zgodnie z zasadami wypracowanymi w sprawie Salduz.
Stan faktyczny
Skarżący, Mehdi Boz, został zatrzymany 13 czerwca 1995 r. pod zarzutem przynależności do organizacji terrorystycznej PKK. Podczas przesłuchań do 21 czerwca 1995 r. przyznał się do zarzutów, lecz później odwołał te zeznania przed sędzią. W początkowej fazie postępowania, w tym przed sędzią pokoju, nie miał dostępu do adwokata. Został skazany przez Państwowy Sąd Bezpieczeństwa (DGM) na karę pozbawienia wolności, a po uchyleniu wyroku przez Sąd Kasacyjny, ponownie skazany na karę śmierci, zamienioną na dożywocie, na podstawie zeznań uzyskanych bez obecności adwokata oraz zeznań świadków.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: 1. Stwierdza dopuszczalność skarg dotyczących art. 6 Konwencji, a pozostałych skarg niedopuszczalność. 2. Stwierdza naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji (przewlekłość postępowania). 3. Stwierdza naruszenie art. 6 ust. 1 w związku z art. 6 ust. 3 lit. c) Konwencji (brak dostępu do adwokata podczas zatrzymania). 4. Zasądza skarżącemu 4 000 EUR tytułem zadośćuczynienia za szkodę niemajątkową, płatne w ciągu trzech miesięcy od daty uprawomocnienia się wyroku, wraz z odsetkami ustawowymi. 5. Oddala pozostałe roszczenia o słuszne zadośćuczynienie.

Pełny tekst orzeczenia

CONSEIL   AVRUPA   DE L’EUROPE   KONSEYĐ   AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ   ĐKĐNCĐ DAĐRE   BOZ -TÜRKĐYE DAVASI   (Baꢀvuru no: 2039/04)   KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ   STRAZBURG   ꢁubat 2010   Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecektir. ꢁekli   düzeltmelere tabi olabilir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2010. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   USUL   Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (2039/04) no’lu davanın nedeni T.C. vatandaꢀı   Mehdi Boz’un (baꢀvuran) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne 30 Eylül 2003 tarihinde Đnsan   Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına iliꢀkin Sözleꢀme’nin (Avrupa Đnsan Hakları   Sözleꢀmesi - AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapmıꢀ olduğu baꢀvurudur.   Baꢀvuran, Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi (AĐHM) önünde Ankara Barosu avukatlarından   S. Kaya tarafından temsil edilmektedir.   OLAYLAR   I. DAVANIN KOꢁULLARI   Baꢀvuran 1969 doğumlu olup Ankara’da ikamet etmektedir.   Haziran 1995 tarihinde bir ihbarı değerlendiren güvenlik güçleri, baꢀvuranı yasadıꢀı   silahlı terör örgütü PKK üyesi olduğu ꢀüphesiyle yakalayarak, gözaltına almıꢀtır.   Haziran 1995 tarihine kadar sorgulanan baꢀvuran, PKK üyesi olduğunu ve bu terör   örgütü adına dokuz eyleme katıldığını kabul etmiꢀtir.   Aynı tarihte, diğer iki suç ortağıyla birlikte Muꢀ Sulh Ceza Mahkemesi hakimi önüne   çıkarılan baꢀvuran, bu defa PKK üyesi olduğu yönündeki suçlamaları reddederken, iki   kundaklama olayına katıldığını ve kamusal mallar üzerine ateꢀ açtığını itiraf etmiꢀtir. Hakim,   baꢀvuranın tutuklanmasına karar vermiꢀtir.   Yargılamanın bu safhasında, baꢀvuran avukat yardımı almamıꢀtır.   Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi (« DGM ») Cumhuriyet Savcısı, 3 Temmuz 1995   tarihli iddianamesinde baꢀvuran ile birlikte diğer iki suç ortağını Türk Ceza Kanunu’nun 125.   maddesine dayanarak PKK üyesi olmak ve desteklemek, ayrıca ulusal toprakların bir kısmının   bölünmesini tahrik eden eylemler gerçekleꢀtirmekle suçlamıꢀtır.   DGM önünde 4 Ekim 1995 tarihinde baꢀlayan ilk duruꢀmadan itibaren baꢀvuran resen   atanan bir avukat tarafından yardım almıꢀtır.   DGM önünde görülen yargılama sırasında baꢀvuran, kendisine yöneltilen tüm suçlamaları   reddederken, ön soruꢀturmalarda verdiği ifadeleri de inkâr etmiꢀtir.   Kasım 1998 tarihinde, DGM baꢀvuranı on beꢀ yıl hapis cezasına mahkûm etmiꢀtir.   Mahkeme, baꢀvuran hakkındaki iddiaların Türk Ceza Kanunu’nun 125. maddesinde   öngörülen suç kapsamına girmediği, buna karꢀın aynı yasanın 168. maddesinin 2. fıkrası   anlamında « silahlı çete mensubu olma» suçunu oluꢀturduğu kanaatine varmıꢀtır. DGM, aldığı   kararı baꢀvuranın ön soruꢀturma sırasında verdiği ifadeler ile tanık ifadelerine dayandırmıꢀtır.   Kasım 1998 tarihinde, Cumhuriyet savcısı, isnad edilen suçların Türk Ceza Kanunu’nun   125. maddesi kapsamına girdiği gerekçesiyle bu kararı temyiz etmiꢀtir.   Aynı gün, baꢀvuran da kararı temyize götürmüꢀtür.   Haziran 1999 tarihinde T.C. Anayasası’nda yapılan değiꢀiklikler doğrultusunda,   baꢀvuranın davasına bakan Devlet Güvenlik Mahkemesi bünyesinde yer alan askeri yargıç, 22   Haziran 1999 tarihinde sivil yargıçla değiꢀtirilmiꢀtir.   Ekim 1999 tarihinde Yargıtay, Cumhuriyet savcısının temyiz baꢀvurusunda dile getirdiği   gerekçeyi benimseyerek, ilk derece mahkemesinin verdiği kararı bozmuꢀtur.   Ekim 2002 tarihinde kendisine iade edilen davayı karara bağlayan DGM, baꢀvuranı   suçlu bulmuꢀ ve Türk Ceza Kanunu’nun 125. maddesi uyarınca ölüm cezasına mahkûm   etmiꢀtir. Daha sonra, mahkeme bu cezayı ömür boyu hapis cezasına çevirmiꢀtir. DGM, aldığı   kararı baꢀvuranın ön soruꢀturma sırasında verdiği çeꢀitli ifadelere ve piꢀman olan sanıklar ile   mağdurların ifadelerine dayandırmıꢀtır.   Baꢀvuranın avukatı bunun üzerine temyize gitmiꢀ ve bir duruꢀma yapılmasını talep   etmiꢀtir. Bu talep Yargıtay tarafından kabul edilmiꢀtir.   Nisan 2003 tarihinde, Yargıtay 15 Ekim 2002 tarihli kararı tüm hükümleriyle birlikte   onamıꢀtır.   HUKUK   I. AĐHS’NĐN 6. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA   Baꢀvuran, AĐHS’nin 6. maddesi kapsamında birçok ꢀikâyet dile getirmektedir.   – AĐHS’nin 6. maddesinin 1. paragrafına atıfta bulunan baꢀvuran, ceza davasının   süresinden ve bünyesinde askeri yargıç bulundurması dolayısıyla DGM’nin tarafsız ve   bağımsız olmadığından ꢀikâyet emektedir;   – AĐHS’nin 6. maddesinin 1 ve 3 c) ve d) paragraflarına atıfta bulunan baꢀvuran, gözaltı   sırasında ve sulh ceza mahkemesi hakimi önüne çıktığında avukat yardımı almaması   nedeniyle davasının adil görülmediğini iddia etmektedir. Baꢀvuran, lehte tanıkları kendisinin   sorgulayamadığını ve aleyhte tanıkların mahkemeye çağırılmasını ve sorgulanmasını lehte   tanıklarla aynı koꢀullarda elde edemediğini ileri sürmektedir.   Hükümet, bu sava karꢀı çıkmaktadır.   A. Kabuledilebilirliğe iliꢀkin   Baꢀvuranın ön soruꢀturma sırasında avukat yardımı alamadığı yönündeki ꢀikâyetiyle ilgili   olarak Hükümet, AĐHS’nin 35. maddesinin 1. paragrafında öngörülen altı aylık sürenin Muꢀ   Sulh Mahkemesi tarafından alınan tutuklama kararı ile ön soruꢀturmanın sona erdiği 21   Haziran 1995 tarihinde baꢀladığını savunmaktadır.   AĐHM, benzer ꢀikâyetlerle ilgili olarak daha önce verdiği kararlarda olduğu gibi (bakınız,   örneğin, Türkiye aleyhine Özer ve diğerleri davası, no 48059/99, prg. 18-20, 22 Nisan 2004,   ve Salduz, ilgili bölüm), bu koꢀullarda Yargıtay kararının AĐHS’nin 35. maddesinin 1.   paragrafı anlamında iç hukuktaki kesin kararı oluꢀturduğunu kaydetmektedir. Mevcut davada   söz konusu karar Yargıtay’ın 17 Nisan 2003 tarihli kararıdır. AĐHM, baꢀvuranın 30 Eylül   tarihide, yani AĐHS tarafından zorunlu kılınan altı aylık süre içerisinde baꢀvurusunu   sunduğunu not etmektedir.   Hükümet, yargılama süresinin uzunluğu yönünde dile getirilen ꢀikâyetle ilgili olarak iç   hukuk yollarının tüketilmediğini ileri sürmektedir. Hükümet, baꢀvuranın idare mahkemeleri   önünde Adalet Bakanlığı aleyhine dava açabileceğini savunmaktadır.   AĐHM, Türk hukuk sisteminin davacılara AĐHS’nin 13. maddesi anlamında aꢀırı uzun   yargılama süresine itiraz etme imkânı veren etkili bir hukuk yolu sunmadığını daha önce de   tespit ettiğini hatırlatmaktadır (Türkiye aleyhine Tendik ve diğerleri davası, no 23188/02,   prg. 36, 22 Aralık 2005, ve Türkiye aleyhine Pınar ꢁener davası, no 17883/04, prg. 33,   Kasım 2008). Bu nedenle, baꢀvuranların ꢀikâyetlerine çözüm getirecek nitelikte bir itiraz   yoluna sahip oldukları söylenemez. Bunun sonucu olarak, Hükümetin bu noktadaki ön itirazı   kabul edilemez.   AĐHM ayrıca, 6. madde kapsamında dile getirilen ꢀikâyetlerin AĐHS’nin 35. maddesinin 3.   paragrafı anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve baꢀka bir kabuledilemezlik   gerekçesi bulunmadığını tespit etmektedir. Dolayısıyla, sözkonusu ꢀikâyetlerin kabuledilebilir   ilan edilmesi uygun olacaktır.   B. Esasa iliꢀkin   1. Yargılama süresi   AĐHM, dikkate alınacak dönemin baꢀvuranın yakalandığı 13 Haziran 1995 tarihinde   baꢀladığını ve Yargıtay’ın verdiği kesin kararla 30 Nisan 2003 tarihinde son bulduğunu not   etmektedir. Dolayısıyla bu dönem, dört karar alan iki dereceli yargılama için yaklaꢀık yedi yıl   on ay sürmüꢀtür.   Bu bağlamda AĐHM, bir yargılamanın makul sürede yapılıp yapılmadığını tespit   edebilmek için özellikle davanın karmaꢀıklığı, baꢀvuran ile yetkili makamların tutumları baꢀta   olmak üzere dava ꢀartlarının ve AĐHM’nin konuyla ilgili yerleꢀik içtihadının incelenmesi   gerektiğini hatırlatmaktadır (bakınız, diğerleri arasından, Fransa aleyhine Pélissier ve Sassi   davası [GC], no 25444/94, prg. 67, CEDH 1999-II).   AĐHM, mevcut davadakine benzer sorunların tartıꢀıldığı birçok davayı incelediğini ve   AĐHS’nin 6. maddesinin 1. paragrafının ihlal edildiğine hükmettiğini kaydetmektedir   (Pélissier ve Sassi, ilgili bölüm; ayrıca bakınız Türkiye aleyhine Özkan ve Adıbelli davası, no   18342/02, prg. 51-55, 9 Ocak 2007).   AĐHM, kendisine sunulan tüm unsurları inceledikten sonra, mevcut davada Hükümetin   yukarıda belirtilen karardan farklı bir sonuca varmasını gerektirecek herhangi bir olgu ya da   argüman sunmadığı kanaatine varmaktadır. Bu alandaki yerleꢀik içtihadını dikkate alan   AĐHM, mevcut davada yargılama süresinin aꢀırı olduğuna ve « makul süre » gereksinimini   karꢀılamadığına hükmetmektedir.   Bu durumda, AĐHS’nin 6. maddesinin 1. paragrafı ihlal edilmiꢀtir.   2. AĐHS’nin 6. maddesi kapsamında dile getirilen diğer ꢀikâyetler   Baꢀvuranın ön soruꢀturma sırasında avukat yardımından mahrum kaldığı yönündeki   ꢀikâyetle ilgili olarak AĐHM, Salduz kararında ortaya çıkan ve bu alanda uygulanan ilkelere   atıfta bulunmaktadır.   Mevcut davada, o dönemde yürürlükte olan yasa engel teꢀkil ettiği için baꢀvuranın gözaltı   sırasında– yani ön sorgulama esnasında- avukat yardımı almadığına kimse itiraz   etmemektedir (Salduz, ilgili bölüm, prg. 27 ve 28).   Đlgili yasa hükümleri temelinde böylesi sistematik bir kısıtlama baꢀlı baꢀına, AĐHS’nin 6.   maddesindeki gereksinimlerin yerine getirilmediği sonucuna varmak için yeterlidir (Türkiye   aleyhine Dayanan davası, no 7377/03, prg. 33-34, 13 Ekim 2009).   Bu durumda AĐHM, AĐHS’nin 6. maddesinin 3 c) paragrafının 6. maddenin 1. paragrafıyla   bağlantılı olarak ihlal edildiği sonucuna varmaktadır.   Dolayısıyla AĐHM, karar hakimleri önünde savunma hakkına saygı gösterilmesi   konusunda AĐHS’nin 6. maddesinin 3. paragrafı bakımından ortaya çıkan temel hukuki   sorunu karara bağladığı kanaatindedir (bakınız, diğer birçoğu arasından, Türkiye aleyhine   Kamil Uzun davası, no 37410/97, prg. 64, 10 Mayıs 2007 ve Türkiye aleyhine Karabil davası,   no 5256/02, prg. 46, 16 Haziran 2009).).   Bu nedenle AĐHM, Devlet Güvenlik Mahkemesinin bağımsız ve tarafsız olmadığı   yönündeki iddiaların gerçeğe uygunluğunun veya lehte tanıkların sorgulanamaması ve aleyhte   tanıkların mahkemeye çağırılması ve sorgulanmasının lehte tanıklarla aynı koꢀullarda elde   edilememesi hususlarının ayrıca karara bağlanmasına gerek olmadığı kanaatindedir.   II. AĐHS’NĐN 5. MADDESĐNĐN 3 VE 4. PARAGRAFLARININ ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ   ĐDDĐASI HAKKINDA   Son olarak, AĐHS’nin 5. maddesinin 3 ve 4. paragraflarına atıfta bulunan baꢀvuran, gözaltı   süresinin uzunluğundan ve buna itiraz edecek bir hukuk yolunun bulunmadığından ꢀikâyetçi   olmaktadır.   AĐHM, baꢀvuranın gözaltı süresinin 21 Haziran 1995 tarihinde sona erdiğini ve ilgili   ꢀahsın 30 Eylül 2003 tarihinde AĐHM’ne baꢀvurduğunu gözlemlemektedir. AĐHM, altı aylık   süre kuralını yerine getirmediği için bu ꢀikâyetlerin AĐHS’nin 35. maddesinin 1 ve 4.   paragrafları uyarınca reddedilmesi gerektiği sonucuna varmaktadır.   III. DĐĞER ĐHLAL ĐDDĐALARI HAKKINDA   Baꢀvuran, son olarak tüm yargılama boyunca ölüm cezasına çarptırılma riski bulunması   nedeniyle AĐHS’nin 3. maddesinin ve 6 no’lu Ek Protokol’ün 1. maddesinin ihlal edildiğini   ileri sürmektedir.   Hükümet, Türkiye’de ölüm cezasının 1984 yılından beri uygulanmadığını ve ayrıca bu   cezanın kanun metinlerinden çıkarıldığını hatırlatmaktadır.   AĐHM, Hükümetin tespitine katılmaktadır. Ayrıca AĐHM, bu bağlamda Türkiye’de ölüm   cezasının kaldırıldığını ve baꢀvuranın cezasının ömür boyu hapis cezasına çevrildiğini dikkate   almaktadır. Öte yandan, Türkiye ölüm cezasının kaldırılmasına iliꢀkin 6 no’lu ve 13 no’lu Ek   Protokolleri sırasıyla 12 Kasım 2003 ve 20 ꢁubat 2006 tarihlerinde onaylamıꢀtır.   Bu ꢀartlar altında, baꢀvuranın dile getirdiği bu ꢀikâyetin dayanaktan yoksun olması   nedeniyle AĐHS’nin 35. maddesinin 3 ve 4. paragrafları uyarınca reddedilmesi uygun   olacaktır.   IV. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA   A. Tazminat   Baꢀvuran, uğradığı maddi zarar karꢀılığında 100. 000 Euro ve manevi tazminat baꢀlığı   altında 100.000 Euro talep etmektedir.   Hükümet, bu taleplerin dayanaktan yoksun olduğu kanaatindedir.   AĐHM, tespit edilen ihlal ile iddia edilen maddi zarar arasında illiyet bağı görememekte ve   bu talebi reddetmektedir. Buna karꢀın, AĐHM manevi tazminat olarak baꢀvurana 4.000 Euro   verilmesinin uygun olacağı kanaatine varmaktadır.   Öte yandan AĐHM, tespit edilen ihlalin telafisi için en uygun yolun, talep ettiği takdirde   baꢀvuranın AĐHS’nin 6. maddesinin 1. paragrafı gereklerine uygun olarak yeniden   yargılanması olacağı kanısındadır (Salduz, ilgili bölüm, prg. 72).   B. Yargılama masraf ve giderleri   Baꢀvuran, ayrıca AĐHM önünde görülen yargılama masraf ve giderleri için toplam 20.160   Euro talep etmektedir. Baꢀvuran bu taleplerin ayrıntılarını verirken, avukat ücretini   17.160 Euro ve diğer masrafları 3.000 Euro olarak hesaplamakta, ancak herhangi bir kanıt   belgesi sunmamaktadır.   Hükümet, bu talebin haklı olmadığı kanaatindedir.   AĐHM’nin yerleꢀik içtihadına göre bir baꢀvuran gerçekliğini ve gerekliliğini kanıtladığı   makul miktarlardaki yargı giderlerini elde edebilir.   AĐHM, mevcut davada, elinde bir kanıt belgesi bulunmadığını, yukarıdaki kıstasları ve   baꢀvuranın adli yardımdan yararlandığını dikkate alarak, AĐHM önünde görülen yargılama   masraf ve giderleri baꢀlığı altında yapılan talebi reddetmektedir.   C. Gecikme faizi   AĐHM gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına   uyguladığı orana üç puanlık bir artıꢀın ekleneceğini kaydetmektedir.   BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, MAHKEME, OYBĐRLĐĞĐYLE,   1. AĐHS’nin 6. maddesi hakkındaki ꢀikayetlerin kabuledilebilir, bunun dıꢀında kalanların   kabuledilemez olduğuna;   2. AĐHS’nin 6/1 maddesinin (yargılama sürecinin uzunluğu) ihlal edildiğine;   3. AĐHS’nin 6/1 ve 3 c) (gözaltında avukat bulundurma hakkı) maddesinin ihlal edildiğine;   4. a) AĐHS’nin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinleꢀtiği tarihten itibaren üç ay içinde,   miktara yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutularak ödeme tarihindeki döviz kuru   üzerinden TL’ ye çevrilmek üzere, Savunmacı Devlet tarafından baꢀvurana 4.000 (dört   bin) Euro manevi tazminat ödenmesine;   b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet   tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan   fazlasına eꢀit oranda basit faiz uygulanmasına;   5. Adil tatmine iliꢀkin diğer taleplerin reddine;   KARAR VERMĐꢁTĐR.   Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıꢀ ve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.   paragraflarına uygun olarak 9 ꢁubat 2010 tarihinde yazılı olarak bildirilmiꢀtir.   7

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło