20406/05
WyrokETPCz2009-11-03ECLI:CE:ECHR:2009:1103JUD002040605
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
Czy przewlekłość postępowania karnego oraz brak dostępu do adwokata podczas początkowego zatrzymania i przesłuchania, a także wykorzystanie zeznań uzyskanych w tych warunkach, naruszyły prawo do rzetelnego procesu z art. 6 ust. 1 i 3 lit. c) Konwencji?Ratio decidendi
Trybunał stwierdził naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji z powodu długości postępowania, które trwało ponad jedenaście lat i pięć miesięcy w dwóch instancjach, uznając, że nie było podstaw do odstąpienia od ugruntowanego orzecznictwa w podobnych sprawach. Co do braku pomocy prawnej, Trybunał odwołał się do zasad ustanowionych w sprawie Salduz, podkreślając, że brak dostępu do adwokata podczas przesłuchań w areszcie, gdy prawo krajowe to uniemożliwiało, oraz wykorzystanie zeznań uzyskanych w tych warunkach jako dowodu w celu skazania, naruszało prawo do rzetelnego procesu. Trybunał uznał, że nie ma potrzeby badania pozostałych zarzutów dotyczących art. 6, ponieważ główna kwestia prawna dotyczyła poszanowania prawa do obrony przed sądem.Stan faktyczny
Skarżący, Mehmet Ali Ayhan, został zatrzymany 5 maja 1993 r. przez policję w Stambule. Twierdził, że był źle traktowany podczas przesłuchań bez adwokata i zmuszony do podpisania zeznań. Raport medyczny z 14 czerwca 1993 r. potwierdził obrażenia. Został oskarżony o próbę zmiany konstytucji i skazany 24 lutego 2004 r. na dożywotnie więzienie, przy czym sąd oparł się na jego zeznaniach z aresztu. Wyrok został utrzymany w mocy przez Sąd Kasacyjny 4 października 2004 r.Rozstrzygnięcie
Trybunał jednomyślnie: 1. Uznał skargę za dopuszczalną w części dotyczącej art. 6 Konwencji, a w pozostałej części za niedopuszczalną. 2. Stwierdził naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji (długość postępowania). 3. Stwierdził naruszenie art. 6 ust. 1 i 3 lit. c) Konwencji (brak pomocy prawnej podczas początkowego przesłuchania). 4. Uznał, że nie ma potrzeby badania pozostałych zarzutów dotyczących art. 6 Konwencji. 5. Zasądził na rzecz skarżącego 8 000 EUR tytułem zadośćuczynienia za szkody niemajątkowe oraz 5 700 EUR tytułem kosztów i wydatków, płatne w ciągu trzech miesięcy od daty uprawomocnienia się wyroku, wraz z odsetkami za zwłokę. 6. Oddalił pozostałe żądania dotyczące słusznego zadośćuczynienia.Pełny tekst orzeczenia
CONSEIL
AVRUPA
DE L’EUROPE
KONSEYĐ
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ
ĐKĐNCĐ DAĐRE
MEHMET ALĐ AYHAN -TÜRKĐYE DAVASI
(Baꢀvuru no:20406/05)
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ
STRAZBURG Kasım 2009
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecektir. ꢁekli
düzeltmelere tabi olabilir.
______________________________________________________________________________________
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2009. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.
USUL
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (20406/05) no’lu davanın nedeni (T.C.
vatandaꢀı) Mehmet Ali Ayhan’ın (baꢀvuran) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne 24 Aralık tarihinde Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına iliꢀkin Sözleꢀme’nin
(Avrupa Đnsan Hakları Sözleꢀmesi - AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapmıꢀ olduğu baꢀvurudur.
Baꢀvuran, Đstanbul Barosu avukatlarından M. Kırdök, M.A. Kırdök ve M. Hanyabat
tarafından temsil edilmektedir.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOꢁULLARI
Baꢀvuran, 1961 doğumludur ve Edirne Cezaevi’nde tutuklu bulunmaktadır. Mayıs 1993 tarihinde, baꢀvuran, Đstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele ꢁubesi’ne
bağlı polis memurları tarafından yakalanmıꢀ ve gözaltına alınmıꢀtır. Baꢀvuran, avukat yardımı
yapılmadan gerçekleꢀtirilen sorgulamalar sırasında kötü muameleye maruz kaldığını beyan
etmiꢀtir. Baꢀvurana göre, baꢀvuran, içeriği hakkında bilgi sahibi olmadan farklı terör
eylemlerine iliꢀkin ifadelerlerle ilgili bir beyanı imzalamaya zorlanmıꢀtır. Mayıs 1993 tarihinde, baꢀvuran, önce, Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi savcısı
ardından hakimi karꢀısına çıkarılmıꢀ ve hakim baꢀvuranın tutuklanmasına karar vermiꢀtir. Mayıs 1993 tarihinde, baꢀvuran, cezaevi doktoru tarafından muayene edilmiꢀtir. 14
Haziran 1993 tarihinde baꢀvuran, 20 Mayıs 1993 tarihli muayenenin ardından düzenlenen
rapor hakkında bilgisi olan adli tabip tarafından muayene edilmiꢀtir. Adli tabip raporunda,
izleyen tespitlerde bulunmuꢀtur:
“Đlk muayenesinde, alt dudakta hafif ödem ve ülserasyon, her iki omuzda ağrı, her iki omuz hareketleri ağrılı ve
kısıtlı, her iki koltuk altında sararmıꢀ ekimotik alanlar, sol kol dıꢀ yan yüzde 3-5 cm’lik ekimotik alan, sol dirsek
dıꢀ yan yüzde 4-4 cm’lik ekimotik alan içerisinde 1-2 cm’lik kabuğu düꢀmüꢀ yara izi, sırtta ve belde yaygın ağrı,
bel hareketleri ağrılı ve kısıtlı, her iki kostovertebral açıda hassasiyet, penis ve testiste ağrı pulpasyonları, idrar
yapmada zorluk, her iki uyluk ve bacakta ağrı(..)
Đꢀbu muayenesinde, genital organlarda patolojik ize rastlanmamıꢀtır. Sol dirsek ön yüzde, 1x1 cm’lik nedbevi
alan ve sırtta yaygın ağrılar tespit edilmektedir. Üriner yollara iliꢀkin herhangi bir patolojik bulgu tespit
edilmemektedir.”
Adli tabip, tespit edilen lezyonların baꢀvuranda hayati tehlikeye yol açmadığı ve yedi gün
iꢀgöremez raporu verilmesi gerektiği sonucuna ulaꢀmıꢀtır. Temmuz 1993 tarihli bir iddianame ile Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı,
aralarında baꢀvuranın da bulunduğu on üç kiꢀi hakkında ceza davası açmıꢀ ve kısmen veya
tamamen Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nı değiꢀtirmeye, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne
karꢀı darbe giriꢀiminde bulunmaya ve Meclis’in görevlerini yapmasına engel olmaya teꢀebbüs
etmenin cezalandırılmasını öngören Türk Ceza Kanunu’nun 146/1 maddesi uyarınca
baꢀvuranın mahkumiyetini talep etmiꢀtir.
Aralık 1993 tarihli duruꢀmada, baꢀvuran, polise vermiꢀ olduğu ifadesinin bir kısmına itiraz
etmiꢀ ve gözaltı sırasında kötü muameleye maruz kaldığını iddia etmiꢀtir. Ayrıca baꢀvuran,
ifade, arama, yer tespit, yüzleꢀme ve kiꢀi teꢀhis tutanaklarını baskı altında ve gözleri bağlı
imzaladığını belirtmiꢀtir. Đddialarını desteklemek amacıyla baꢀvuran, bahse konu sağlık
raporunu sunmuꢀtur. Ekim 1995 tarihli duruꢀmada, baꢀvuran, gözaltı sırasında kötü muameleye uğradığını
yinelemiꢀ ve daha önce savcı ve hakim karꢀısında da itiraz ettiğini belirterek polise verdiği
ifadesinin bir kısmına karꢀı çıkmıꢀtır. Mart 1999 tarihli duruꢀmada, Savcı esasa iliꢀkin görüꢀünü bildirmiꢀtir. Sözkonusu görüꢀ,
silahlı soygun ve adam öldürme olaylarını ortaya koymuꢀ ve Savcının talebi iddianame lehine
olmuꢀtur. Ağustos 2000 tarihli duruꢀmada, kendisine göre gözaltı sırasında baskı ile alınan bir
ifadenin aleyhte kanıt olarak kullanılması nedeniyle baꢀvuran, iddianameye itiraz etmiꢀtir. ꢁubat 2004 tarihli bir kararla, Devlet Güvenlik Mahkemesi, adam öldürme ve birçok silahlı
soygun suçundan baꢀvuranı suçlu bulmuꢀtur. Devlet Güvenlik Mahkemesi, Türk Ceza
Kanunu’nun 146/1 maddesi uyarınca baꢀvuranı, ağırlaꢀtırılmıꢀ müebbet hapis cezasına
mahkum etmiꢀtir. Diğer suçlamalar ile ilgili olarak, zamanaꢀımı nedeniyle açılan kamu davası
kapanmıꢀtır. Devlet Güvenlik Mahkemesi, kararının gerekçesinde, diğerleri arasından, gözaltı
sırasında yapılan sorgulamalarda baꢀvuranın vermiꢀ olduğu ifadesini ve kiꢀi teꢀhis ve yer
tespit tutanaklarını dikkate almıꢀtır.
Savcının esasa iliꢀkin görüꢀünü sunması ve sözü edilen kararın tefhim edilmesi arasında
hiçbir usul iꢀlemi gerçekleꢀtirilmemiꢀtir.
Temyiz layihasında, baꢀvuran, diğerleri arasından, sorgulamaları sırasında polis tarafından
alınan ifadelere dayandığını ve gerektiği ꢀekilde gerekçelendirilmediğini ileri sürerek 24
ꢁubat 2004 tarihli kararın bozulması talebinde bulunmuꢀtur. Ekim 2004 tarihli bir kararla, Yargıtay, 24 ꢁubat 2004 tarihli kararı onamıꢀtır.
HUKUK
I. AĐHS’NĐN 6. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDASI HAKKINDA
Baꢀvuran, AĐHS’nin 6. maddesi kapsamında birçok ꢀikayet sunmuꢀtur:
-
-
AĐHS’nin 6/1 maddesine atıfta bulunarak, ceza davası süresinin uzunluğundan
ꢀikayetçi olmaktadır;
AĐHS’nin 6/1 ve 3 c) maddesine atıfta bulunarak; baꢀvurana göre, bir avukat
tarafından temsil edilmediği bir gözaltı sırasında ꢀiddet uygulanarak alınan beyan ve
ifadelerinin mahkemeler tarafından dikkate alınması nedeniyle davasının hakkaniyete
uygun olarak görülmediğini iddia etmektedir;
-
-
AĐHS’nin 6/3 c) maddesine atıfta bulunarak, baꢀvuran, Devlet Güvenlik
Mahkemesi’nin kararında, mahkumiyetini haklı kılmak için ikna edici gerekçelerin
bulunmaması nedeniyle ꢀikayetçidir;
AĐHS’nin 6/2 maddesine atıfta bulunarak baꢀvuran, masumiyet karinesinin ihlalinden
ꢀikayetçidir;
A. Kabuledilebilirliğe iliꢀkin
Đlk sorgulamalar sırasında avukat yardımı yapılmaması kapsamında yapılan ꢀikayet ile ilgili
olarak, Hükümet, altı ay süresinin, AĐHS’nin 35/1 maddesinin öngördüğü ꢀekilde, baꢀvuranın
ilk kez avukat yardımından yararlandığı tarih olan 20 Eylül 1993 tarihinden itibaren iꢀlemeye
baꢀlaması gerektiği kanaatindedir.
AĐHM, benzer ꢀikayetleri kapsayan önceki kararlarında olduğu gibi (bkz, örneğin, Özer vd-
Türkiye, baꢀvuru no: 48059/99, 22 Nisan 2004 ve sözü edilen Salduz), benzer koꢀullarda,
AĐHS’nin 35/1 maddesi uyarınca nihai iç hukuk kararının Yargıtay kararı olduğu
değerlendirmesinde bulunmaktadır. Mevcut davada sözkonusu olan 4 Ekim 2004 tarihinde
alınan karardır. AĐHM, baꢀvuranın baꢀvurusunu 24 Aralık 2004 tarihinde yani AĐHS’nin
öngördüğü süre içerisinde yaptığını kaydetmektedir.
Ayrıca AĐHM, AĐHS’nin 6. maddesi kapsamında yapılan ꢀikayetlerin AĐHS’nin 35/3 maddesi
uyarınca dayanaktan yoksun olmadığı ve hiçbir kabuledilemezlik unsuru içermediği tespitinde
bulunmaktadır. Dolayısıyla sözkonusu ꢀikayetler kabuledilebilir niteliktedir.
B. Esas
1. Yargılama süresi
Baꢀvuran, hiçbir gecikmenin kendi davranıꢀından kaynaklanmadığını sözlerine ekleyerek
yargılama süresinin uzunluğundan ꢀikayetçi olmaktadır. Baꢀvuran, Devlet Güvenlik
Mahkemesi’nin, özellikle, Savcının görüꢀünü bildirdiği ve karara kadarki beꢀ yıllık süre
boyunca pasif davrandığını belirtmektedir. Baꢀvuran, sözkonusu kararın, Savcının görüꢀü ile
aynı olmasını kanıt olarak sunmaktadır.
Hükümet, sözkonusu iddiaya karꢀı çıkmaktadır. Hükümet, yargılama boyunca birleꢀtirilen
dosyalarla, yargılamanın on sekiz sanığı kapsadığını belirtmekte ve karmaꢀık yapılı bir
davanın sözkonusu olduğunu ileri sürmektedir. Hükümet, hiçbir sürenin adli makamların
sorumluluğuna isnat edilemeyeceği kanaatindedir.
AĐHM, dikkate alınacak dönemin 5 Mayıs 1993 tarihinde baꢀladığını ve 4 Ekim 2004 tarihli
Yargıtay kararı ile ceza davasının sona erdiğini kaydetmektedir. Sözkonusu dönem, iki
dereceli yargıda yaklaꢀık on bir yıl beꢀ ay sürmüꢀtür. Nitekim AĐHM, mevcut davadakine
benzer sorunları ortaya koyan birçok davada, konuya iliꢀkin yerleꢀik içtihadından doğan
kriterler göz önüne alındığında, “makul süre” gerekliliğinin ihlal edildiği sonucuna ulaꢀmıꢀtır
(bkz, diğerleri arasından, Pélissier ve Sassi-Fransa, baꢀvuru no: 25444/94, Kalachnikov-
Rusya, baꢀvuru no: 47095/99, Temel ve Taꢀkın-Türkiye, baꢀvuru no: 40159/98, 30 Haziran ve Mahmut Yaman-Türkiye, baꢀvuru no: 33631/04, 20 Ocak 2009).
Mevcut davada farklı bir sonuca ulaꢀmak için hiçbir neden göremeyen AĐHM, aynı
gerekçelerle AĐHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiği kanaatindedir.
2. AĐHS’nin 6. maddesi kapsamında düzenlenen diğer ꢀikayetler
Đlk soruꢀturma safhası sırasında avukat bulunmaması kapsamında yapılan ꢀikayete iliꢀkin
olarak, Hükümet, dikkate alınan dönemde yürürlükte olan 2845 sayılı yasa uyarınca, ancak
tutuklandıklarından itibaren sanıkların avukat yardımından yararlanma haklarının olduğuna
dikkat çekmektedir. Bu hususta Hükümet, Yıldız ve Sönmez-Türkiye kararına (baꢀvuru
numaraları: 3543/03 ve 3557/03, 5 Aralık 2006) atıfta bulunmakta ve tamamı
değerlendirildiğinde, ihtilaflı yargılamanın hakkaniyetten yoksun yürütülmediğine kanaat
getirmektedir. Ayrıca Hükümet, gözaltı sırasında alınan ifadelerden baꢀka kanıt unsurlarının
bulunmasının, avukat yardımının bulunmadığı sürecin tamamı üzerindeki etkiyi azaltıcı bir
unsur olarak düꢀünülmesi gerektiğini savunmaktadır.
Baꢀvuranın gözaltı sürecinde ꢀiddetle alındığı ileri sürülen ifade ve beyanlarının dikkate
alınması kapsamında yapılan ꢀikayet ile ilgili olarak, Hükümet, bir yandan, 19 Mayıs 1993
tarihli sağlık raporuna göre, sözkonusu iddiaların açıkça dayanaktan yoksun olduğu
kanaatindedir, diğer yandan ise baꢀvuranın 19 Mayıs 1993 tarihinde nöbetçi hakim karꢀısında
bu husustaki ꢀikayetini sunmadığını belirtmektedir.
AĐHM, mevcut dava ile ilgili olan Salduz kararında ortaya konan ilkelere atıfta
bulunmaktadır. Sözkonusu ilkeler, Hükümet’in atıfta bulunduğu Yıldız ve Sönmez kararında
önceden izlenen ilkelerden üstün gelmekte ve bilhassa, mahkumiyet kararı vermede baskı
altında alındığı ileri sürülen ifadelerin kullanılması sorununu kapsayan Örs ve diğerleri
kararından çıkan ilkeleri benimsemektedir (sözü edilen Örs ve diğerleri ve Söylemez-Türkiye, Eylül 2006, kıyaslayınız sözü edilen Salduz).
Mevcut davada, kimse, ilgili dönemde yasa ile engellendiğinden, gözaltı sırasında dolayısıyla
sorgulamaları sırasında baꢀvuranın avukat yardımından yoksun bırakıldığına itiraz
etmemektedir (sözü edilen Salduz). Baꢀvuranın suçluluğunu ortaya koymak için, Devlet
Güvenlik Mahkemesi’nin baꢀvuranın ifadelerini kanıt olarak kabul ettiğine ve sözkonusu
ifadeleri doğrulamak için baꢀka unsurlar kullandığına da kimse itiraz etmemiꢀtir.
Sözkonusu koꢀullarda, sözü edilen Salduz kararında benimsenen aynı gerekçelerle AĐHS’nin
6/1 ve 6/3 c) maddesinin ihlal edildiği sonucuna ulaꢀmak gerekmektedir (Böke ve Kandemir-
Türkiye, baꢀvuru numaraları: 71912/01, 26968/02 ve 36397/03, 10 Mart 2009 ve Karabil-
Türkiye, baꢀvuru no: 5256/02, 16 Haziran 2009).
Bu durumda AĐHM, mahkeme önünde savunma haklarına saygıya iliꢀkin olarak AĐHS’nin 6/3
maddesi kapsamında ortaya konan asıl hukuki sorunu incelediği kanaatindedir (Kamil Uzun-
Türkiye, baꢀvuru no: 37410/97, 10 Mayıs 2007 ve sözü edilen Karabil).
Sonuç olarak, AĐHM, baskı altında toplanan aleyhte kanıtların, gerekçe bulunmaması ve/veya
masumiyet karinesinin ihlal edilmesi kapsamında yapılan ꢀikayetlerin esası hakkında
inceleme yapmaya gerek olmadığı kanaatindedir.
II. AĐHS’NĐN 5/3 MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA
Son olarak, AĐHS’nin 5/3 maddesine atıfta bulunarak, baꢀvuran, tutukluluk süresinden ꢀikayet
etmektedir.
AĐHM, baꢀvuranın tutukluluk halinin, Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin baꢀvuranı hapis
cezasına mahkum ettiği tarih olan 24 ꢁubat 2004 tarihinde sona erdiğini gözlemlemektedir.
Dolayısıyla baꢀvuranın 24 Aralık 2004 tarihinde yapmıꢀ olduğu baꢀvurusu, gecikmeli olarak
yapılmıꢀtır. AĐHM, AĐHS’nin 35. maddesinin 1. ve 4. paragrafları uyarınca altı ay süresine
riayet edilmediğinden sözkonusu ꢀikayetin reddedilmesi gerektiği sonucuna ulaꢀmıꢀtır.
III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA
A. Tazminat
Baꢀvuran, 15.000 Euro manevi tazminat talep etmektedir.
Hükümet, sözkonusu talebin mesnetsiz olduğu kanaatindedir.
AĐHM, baꢀvurana 8.000 Euro manevi tazminat ödenmesi gerektiği kanaatindedir.
Ayrıca AĐHM, AĐHS’nin 6/1 maddesinin ihlali için en uygun telafi biçiminin, baꢀvuran için
sözkonusu hükmün gerekleri yerine getirilmiꢀ olsaydı içinde bulunacağı duruma olabildiğince
tekabül eden bir durum yaratmak olduğunu belirtmektedir (Sözü edilen Salduz, Tétériny-
Rusya, baꢀvuru no: 11931/03, 30 Haziran 2005, Jelicic-Bosna Hersek, baꢀvuru no: 41183/02
ve Mehmet Suna Yiğit-Türkiye, baꢀvuru no: 52658/99, 17 Temmuz 2007). AĐHM, sözkonusu
ilkenin mevcut davaya uygulanmasına hükmetmektedir. Ayrıca ilgilinin talebi üzerine
AĐHS’nin 6/1 maddesinin gereklerine uygun olarak yeni bir dava açılmasının ya da davanın
yenilenmesinin en uygun telafi yolu olacağı sonucuna ulaꢀılmaktadır(mutatis, mutandis,
Gençel-Türkiye, baꢀvuru no: 53431/99, 23 Ekim 2003).
B. Yargılama masraf ve giderleri
Baꢀvuran, AĐHM önünde yapmıꢀ olduğu yargılama masraf ve giderleri için 5.900 Euro talep
etmektedir. Baꢀvuran, iꢀbu baꢀvuru çerçevesinde avukatının ücret tarifesini 5.900 TL
(yaklaꢀık 2.700 Euro) olarak gösteren bir belgeyi ve baꢀvurunun hazırlanması, bu amaçta
baꢀvuranın yapmıꢀ olduğu yolculuklar ve çeviri masrafları ile ilgili 6.018 TL (yaklaꢀık 2.800
Euro) tutarında bir hesap dökümünü talebine ek olarak sunmaktadır. Baꢀvuran, ayrıca,
özellikle, kırtasiye ve posta masrafları gibi farklı masrafların 400 TL (yaklaꢀık 200 Euro)
tutarındaki hesap dökümünü de eklemektedir.
Hükümet, sözkonusu talebin mesnetsiz olduğu kanaatindedir.
AĐHM içtihadına göre bir baꢀvuran yargılama masraf ve giderlerinin geri ödemesini ancak
gerçekliği, gerekliliği ve oranlarının makul yapısı ortaya konduğu sürece elde edebilir.
Mevcut davada, sahip olduğu unsurları ve yukarıda sözü edilen kriterleri göz önüne alan
AĐHM, baꢀvurana tüm masraflar için 5.700 Euro ödenmesinin uygun olacağı kanaatindedir.
C. Gecikme faizi
AĐHM, gecikme faizi oranının Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına
uygulanan orana üç puanlık bir artıꢀ eklenerek belirlenmesine hükmetmektedir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM, OYBĐRLĐĞĐYLE,
1. Baꢀvurunun AĐHS’nin 6. maddesi kapsamında yapılan ꢀikayete iliꢀkin kısmının
kabuledilebilir geri kalan kısmının kabuledilemez olduğuna;
2. AĐHS’nin 6/1 maddesinin (yargılama süresi) ihlal edildiğine;
3. AĐHS’nin 6/1 ve 6/3 maddesinin (ilk sorgulama sırasında adli yardımdan yoksun
bırakılması) ihlal edildiğine;
4. AĐHS’nin 6. maddesi kapsamında yapılan ꢀikayetlerin geri kalan kısmını incelemeye gerek
olmadığına;
5. a) AĐHS’nin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinleꢀtiği tarihten itibaren üç ay içinde,
ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Türk Lirası’na çevrilmek üzere Savunmacı Devlet
tarafından baꢀvurana her türlü vergiden muaf tutularak 8.000 Euro (sekiz bin Euro) manevi
tazminat ve 5.700 Euro (beꢀ bin yedi yüz) Euro yargılama masraf ve gideri ödenmesine;
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç
puan fazlasına eꢀit oranda basit faiz uygulanmasına;
6. Adil tatmine iliꢀkin diğer tüm taleplerin reddine;
KARAR VERMĐꢁTĐR.
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıꢀ ve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.
paragraflarına uygun olarak 3 Kasım 2009 tarihinde yazılı olarak bildirilmiꢀtir.
7
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło