20652/92

WyrokETPCz2003-02-20ECLI:CE:ECHR:2003:0220JUD002065292

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy odmowa zezwolenia na przekroczenie „zielonej linii” w celu uczestnictwa w spotkaniach dwuspołecznościowych naruszyła prawo do wolności zgromadzania się (art. 11) oraz prawo do skutecznego środka odwoławczego (art. 13) Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że odmowa zezwolenia skarżącemu na przekroczenie „zielonej linii” w celu uczestnictwa w spotkaniach dwuspołecznościowych stanowiła ingerencję w jego prawo do wolności zgromadzania się. Stwierdzono, że ta ingerencja nie była „przewidziana prawem” w rozumieniu art. 11 ust. 2 Konwencji, ponieważ rząd nie przedstawił żadnych przepisów prawnych uzasadniających ograniczenie. W konsekwencji, naruszono art. 11. Dodatkowo, Trybunał uznał, że brak skutecznych środków odwoławczych w „TRNC” (Tureckiej Republice Cypru Północnego) w odniesieniu do skarg skarżącego na naruszenie art. 10 i 11 Konwencji stanowił naruszenie art. 13. Trybunał odrzucił zarzuty rządu tureckiego dotyczące braku jurysdykcji i niewyczerpania krajowych środków odwoławczych, powołując się na swoje wcześniejsze orzecznictwo (Loizidou, Cypr/Turcja).
Stan faktyczny
Skarżący, Ahmet Djavit An, jest obywatelem Cypru pochodzenia tureckiego, mieszkającym w północnej części Nikozji. Jest krytykiem władz tureckich i cypryjsko-tureckich oraz koordynatorem stowarzyszenia „Niezależny i Federalny Ruch Cypryjski”, które organizuje spotkania dwuspołecznościowe w celu wzmocnienia relacji między społecznościami. W okresie od 8 marca 1992 r. do 14 kwietnia 1998 r. skarżący złożył 46 wniosków o zezwolenie na przekroczenie „zielonej linii” w celu uczestnictwa w spotkaniach na południu Cypru, z czego tylko sześć zostało zaakceptowanych. Władze „TRNC” odmówiły mu zezwolenia, powołując się na bezpieczeństwo, interes publiczny i propagandę przeciwko państwu.
Rozstrzygnięcie
Odrzuca zarzuty wstępne rządu (6 głosów za, 1 przeciw). Nie ma potrzeby odrębnego rozpatrywania skargi na podstawie art. 10 (jednogłośnie). Stwierdza naruszenie art. 11 Konwencji (6 głosów za, 1 przeciw). Stwierdza naruszenie art. 13 Konwencji (6 głosów za, 1 przeciw). Zasądza na rzecz skarżącego 15 000 EUR tytułem szkody niemajątkowej oraz 4 715 EUR tytułem kosztów i wydatków (6 głosów za, 1 przeciw). Odrzuca pozostałe roszczenia skarżącego o słuszne zadośćuczynienie (jednogłośnie).

Pełny tekst orzeczenia

COUNCIL   AVRUPA   OF EUROPE   KONSEYİ   EUROPEAN COURT OF HUMAN RIGHTS   AVRUPA ĠNSAN HAKLARI MAHKEMESĠ   KARAR   Djavit AN - TÜRKĠYE   BaĢvuru No: 20652/92   ____________________________________________________________________________________________   © T.C. DıĢiĢleri Bakanlığı, 2003. Bu gayriresmi çeviri, DıĢiĢleri Bakanlığı, Avrupa Konseyi ve Ġnsan Hakları   Genel Müdür Yardımcılığı (AKGY) tarafından yapılmıĢ olup, Mahkeme‟yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın   adının tam olarak belirtilmiĢ olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koĢulu ile DıĢiĢleri   Bakanlığı, AKGY‟na atıfta bulunmak suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   USULĠ ĠġLEMLER   BaĢvuru Ġnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunması‟na yönelik SözleĢme‟nin eski 25.   maddesi uyarınca Türkiye Cumhuriyeti aleyhine Kıbrıs vatandaĢı Ahmet Djavit An   tarafından Komisyon‟a sunulan 20652/92 nolu baĢvurudan kaynaklanmaktadır.   BaĢvuran Profesör M. Shaw Q.C tarafından temsil edilmiĢtir. Hükümet ise Z. M. Necatigil   tarafından temsil edilmiĢtir.   BaĢvuran Türk ve KKTC makamlarının ikili toplantılara katılmak için Güney Kıbrıs‟a   gitmek üzere yeĢil hattı geçmesine izin verilmemesi sebebiyle SözleĢmenin 10,11 ve 13.   maddelerinin ihlal edildiğini ileri sürmüĢtür.   BaĢvuru hakkında 14 Nisan 1998 tarihinde kısmi kabul edilebilirlik kararı verilmiĢ 11 Nolu   Protokol‟ün 5/3 maddesi uyarınca 1 Kasım 1999 tarihinde Mahkeme‟ye sevkedilmiĢtir.   BaĢvuru Dördüncü Daire‟ye verilmiĢ ve Rıza Türmen‟in görevinden çekilmesiyle Hükümet   ad hoc yargıç olarak F. Gölcüklü‟yü atamıĢtır.   BaĢvuran ve Hükümet esaslar hakkındaki görüĢlerini Mahkeme‟ye sunmuĢlardır. Davaya   müdahil olarak katılan Kıbrıs Hükümeti de konu ile ilgili görüĢlerini sunmuĢ ve taraflar da   bu görüĢlere yanıt vermiĢlerdir.   Kasım 2001 tarihinde dava yeni oluĢturulan Üçüncü Daire‟ye sevkedilmiĢtir.   Dava Olayları   BaĢvuran Türk kökenli Kıbrıs vatandaĢı olup LefkoĢe‟de “yeĢil hat”tın kuzeyinde   oturmaktadır.   BaĢvuran Kıbrıs Türk tarafı makamlarını ve “iĢgal” olarak nitelendirdiği Türk askerinin   kuzeydekini varlığının eleĢtirmenlerinden biridir. Ayrıca 1989 yılında LeĢkoĢe‟de Kıbrıslı   Türkler ve Rumlar tarafından kurulan “ Bağımsız ve Federal Kıbrıs Hareketi” isimli derneğin   “Kıbrıslı Türk koordinatörüdür”. Sözkonusu derneğin hem kuzeyde hem de güneyde   koordinasyon komiteleri bulunmaktadır. Sözkonusu hareketin amacı iki toplum arasında   iliĢkileri kuvvetlendirmektir. Bu amaçla siyasi, kültürel, tıbbi ve sosyal karakterde iki   toplumlu toplantılar düzenlenmektedir.   BaĢvuran Türk ve Kıbrıslı Türk makamlardan sözkonusu toplantılara katılmak için izin   alamamıĢtır. 8 Mart 1992 ve 14 Nisan 1998 tarihleri arasında yapmıĢ olduğu 46 talepten   sadece altısı kabul edilmiĢtir. Reddedilen talepler, Mayıs 1992‟de LefkoĢe Uluslararası   Havaalanı‟nda düzenlenen UNFICYP (Kıbrıstaki BM Kuvvetleri) Bahar Festivali, UNHCR   tarafından düzenlenen iki taraflı tıbbi seminer, Ekim 1992‟de Ledra Palace‟da dernek   tarafından düzenlenen bir toplantı, komitenin yeniden organize edilmesi konusundaki iki   toplantı vs. idi. Ayrıca, Kıbrıslı Rumların baĢvuranın kuzeyde düzenlediği bir toplantıya   katılmalarına izin verilmemiĢtir.   BaĢvuran, TRNC yetkililerinin kendisi ile ilgili Kıbrıslı Rumlarla görüĢmesini yasaklayan bir   karar aldığını iddia etmiĢtir.   BaĢvuran 7 Mayıs 1992 tarihinde KKTC BaĢbakanı‟na mektup yazmıĢ ve ilgili karar   hakkında bilgi almak istemiĢ fakat yanıt alamamıĢtır.   Mayıs 1992 tarihinde TC DıĢiĢleri Bakanı‟na protesto mektubu göndermiĢ fakat yanıt   alamamıĢtır.   Mayıs 1994 tarihinde KKTC DıĢiĢleri ve Savunma Bakanlığı Konsolosluk ve Azınlık ĠĢleri   Genel Müdürlüğü tarafından 19 Nisan 1994 tarihli izin talebinin güvenlik, kamu çıkarı ve   devlete karĢı propaganda yapması gibi nedenlerle kabul edilmediği bildirilmiĢtir.   BaĢvuranın daha sonraki tarihlerde kendisi hakkında güneye geçmesinin yasaklanması   kararının halen geçerli olup olmadığını öğrenmek amacıyla yaptığı giriĢimler yanıtsız   kalmıĢtır.   HUKUK   Hükümet’in ön itirazları   Komisyon Hükümet‟in itirazlarını 1) yetkisizlik 2) 6 ay kuralı 3) iç hukuk yollarının   tüketilmesi baĢlıkları altında toplamıĢtır.   Mahkeme Komisyon‟un 14 Nisan 1998 tarihli kabuledilirlik kararında sorumlu devletin ilk   baĢlık altındaki itirazlarını reddettiğini ve ikinci baĢlık altındaki itirazlarını da kısmen   reddettiğini gözlemlemiĢtir. Ġkinci baĢlık ile ilgili olarak Komisyon 8 Mart 1992 tarihinden   önceki olaylar bağlamındaki Ģikayetleri reddetmiĢtir. Üçüncü baĢlık altındaki Ģikayetleri ise   esaslarla birlikte inceleyecektir.   A. Ġlgili Ġhlaller Konusunda Türkiye’nin sorumluluğu   Sorumlu Devlet KKTC‟nin kendi kaderini tayin hakkı ilkesine dayanarak Kıbrıs Türk   toplumu tarafından kurulan bağımsız bir devlet olduğunu ileri sürerek geçiĢ noktalarının   kontrolü ve yönetiminin ayrıca izinler konusunun Türkiye‟nin değil KKTC‟nin denetiminde   olduğunu ileri sürmüĢtür. Sorumlu Devlet Loizidou ve Kıbrıs/Türkiye Davalarında   Mahkeme‟nin bulgularına itiraz etmiĢ ve ayrıca bu davanın kabuledilirlik kararında   Chrysostomos ve Papachrichrysostomou davasında verdiği kararı doğru yorumlamadığını   savunmuĢtur.   Mahkeme, Loizidou ( esaslar) davasında Türkiye‟nin yetkisi ve sorumluluğu konusundaki   itirazlarını reddettiğine atıfta bulunmuĢtur. Mahkeme 10 Mayıs 2001 tarihli Kıbrıs/ Türkiye   kararına da atıfta bulunmuĢ ve Loizidou kararında dile getirilen Türkiye‟nin sorumluluğu   konusunda yanlıĢ yaklaĢımda bulunduğu Ģeklindeki itirazları reddettiğini hatırlatmıĢtır.   Türkiye‟nin sorumluluğunun sadece mülk ile sınırlı olmadığını düĢünmektedir.   Bu nedenle Mahkeme, Sorumlu Devlet‟in itirazlarını reddetmiĢ ve Ģikayet konusu olayların   SözleĢmenin 1. maddesinin anlamı dahilinde Türkiye‟nin yetkisi altında olduğu ve böylece   Türkiye‟nin sorumluluğu bulunduğu sonucuna varmıĢtır.   Ġç Hukuk Yollarının Tüketilmesi   Mahkeme’nin Değerlendirmesi   Mahkeme, SözleĢmenin 35/1 maddesinde belirtilen iç hukuk yollarının tüketilmesi kuralının   öncelikle iç hukuk yollarının tüketilmesi ve iddia edilen ihlal için tazmin sağlamayı   gerektirdiğini tekrarlamıĢtır.   Sözkonusu iç hukuk yolları hem teori hem de uygulamada etkili olmalıdır; aksi takdirde etkili   olduğu iddia edilemez. SözleĢmenin 35/1 maddesi ayrıca ilgili süreler içinde formal   gerekliliklere uygun Ģekilde ilgili ulusal mahkemeye baĢvuruyu gerekli kılar; ancak etkili ve   yeterli olmayan iç hukuk yollarının tüketilmesi zorunluluğu yoktur.   BaĢvuranın hangi iç hukuk yollarını tüketmediği konusunda Mahkeme‟ye açıkça bilgi vermek   ve Mahkeme‟yi bu konuda ikna etmek Sorumlu Devlet‟in görevidir.   Mahkeme SözleĢmenin 35/1 maddesinin uygulanması ile ilgili olarak 10 Mayıs 2001 tarihli   Kıbrıs/Türkiye Kararı‟nın 102. paragrafında eski 26. maddenin amaçları doğrultusunda (   Ģimdiki 35/1) “KKTC”deki çarelerin sorumlu devlet‟in “iç hukuk yolları” olarak   nitelendirilebileceğini, etkinliği konusunun ise özel Ģartlar altında değerlendirileceğine karar   verdiğini gözlemlemiĢtir. Bu bağlamda Mahkeme, bahsekonu kararda olduğu gibi baĢvuranın   ve Kıbrıs Hükümeti‟nin “KKTC” mahkemelerinin yasal olmadığı Ģeklindeki iddiası ile   Türkiye‟nin sözkonusu ihlallerden sorumlu olduğu iddiasının çeliĢtiğini düĢünmektedir.   Sözkonusu iddiayı Mahkeme kabul etmiĢtir.   Mahkeme aynı çeliĢkinin “KKTC” kurumlarının yasal olmadığı iddiası ile baĢvuranın ve   Kıbrıs Hükümeti‟nin 13. maddenin ihlal edildiği Ģeklindeki iddiası arasında da ortaya   çıkmaktadır: bir yandan ilgili Devlet‟in iç hukuk yolu olmadığını iddia ederken diğer yandan   bir iç hukuk yolu sunulmuĢ olsaydı bunun herhangi bir fayda sağlamayacağını söylemek   çeliĢki ortaya koymaktadır.   Türk Hükümeti‟nin değindiği hukuki çarelerle ilgili olarak Mahkeme, davanın bu aĢamasında   öne sürdükleri itirazları savunmak için yeterli olmadığını düĢünmektedir. Türk Hükümeti,   öncelikle, idari veya karar gücüne sahip bir kimsenin kurum veya makamın kararları veya   idari eylemlerinin yargıya açık olmasını, ikinci olarak, “KKTC” makamlarına sunulan bir   dilekçeye yanıt alınamayınca DanıĢtay‟a baĢvurmanın mümkün olduğunu vurgulayarak   anayasal hükümlere gönderme yapmıĢtır. Mahkeme, Hükümet‟in bu konu ile ilgili   görüĢlerinin genel olduğunu belirtmiĢtir. Sorumlu Devlet atıfta bulunduğu iç hukuk yollarının   baĢvurana ne Ģekilde faydalı olacağını açıklamamıĢtır. Mahkeme ayrıca, idare   mahkemelerinde “yeĢil hat”taki izinlerin reddedilmesi hakkında bir karara varılamayacağını   düĢünmektedir.   Ayrıca Kıbrıslı Türklerin “KKTC” mahkemelerinde açtıkları davalarla ilgili olarak Türk   Hükümeti‟nin sunduğu dava listesi Mahkemenin vardığı sonuçları etkilemeyecektir.   Mahkeme bu bağlamda kendisine sunulan dava örneklerinin hiçbirinin sözkonusu dava ile   benzer olmadığını belirtmiĢtir.   Son olarak Mahkeme Komisyon‟un Kıbrıs/Türkiye davasında aldığı karara gönderme   yapmıĢtır: “KKTC”ye giriĢ düzenlemeleri ve uygulama kuralları “KKTC” Bakanlar   Kurulu‟nun kararlarına dayanmaktadır ve yargıya açık değildir. Komisyon Kıbrıslı Rumların   “KKTC”ye giriĢ ve çıkıĢlarını inceliyordu, bu davada olduğu gibi sözkonusu olan Kıbrıslı   Türkler değildi. Sorumlu Devlet, izni verme yetkisinin “KKTC” DıĢiĢleri ve Savunma   Bakanlığı‟na ait olduğunu belirtmiĢtir. Bu hususta iki durum arasında farklılık olduğu göze   çarpmaktadır. Sorumlu Devlet bu konuyu görüĢlerinde açıklığa kavuĢturmamıĢtır. Mahkeme   de bu konuyu incelemeyi gerekli görmemiĢtir.   Sorumlu Devlet ikna edici açıklamalarda bulunamadığı için ve yukarıdakilerin ıĢığında   baĢvurunun iç hukuk yollarının tüketilmediği iddiasıyla reddedilemeyeceği sonucuna   varmıĢtır. Mahkeme, bu nedenle Hükümet‟in bu konudaki itirazını reddetmiĢtir. Bu kararın   ıĢığında Mahkeme, idari uygulama konusuna değinmeyi gerekli görmemiĢtir.   Mahkeme Kıbrıs/Türkiye Davasındaki kararına uygun olarak, kararın bu davanın özel Ģartları   ile sınırlı olduğunu vurgulamıĢtır. Mahkeme bu kararın “KKTC” deki iç hukuk yollarının   yetersiz olduğu Ģeklinde genel bir yargı olarak algılanmaması gerektiğini sadece bu davada   olduğu gibi bazı özel Ģartlar altında ulusal mahkemelere baĢvuru yapmaksızın Mahkeme‟ye   yapılan baĢvuruların kabul edilebileceğini belirtmiĢtir.   II. SÖZLEġMENĠN 10. MADDESĠNĠN ĠHLAL EDĠLDĠĞĠ ĠDDĠASI   BaĢvuran Türk ve Kıbrıslı Türk makamların ikili toplantılara katılmak için yeĢil hattı geçerek   güneye gitme izni verilmemesiyle 10 madde ile korunan ifade özgürlüğü, bilgi edinme ve   dağıtma özgürlüğünün ihlal edildiğini ileri sürmüĢtür.   Mahkeme ifade özgürlüğünün toplantı yapma özgürlüğünden ayrı düĢünülemeyeceğini   belirtmiĢtir. 10. madde ile güvenceye alınan düĢüncenin korunması 11. madde ile korunan   toplantı yapma özgürlüğünün amaçlarından biridir. Mahkeme bu konuyu ayrıca 10. madde   bağlamında incelemenin gerekli olmadığı görüĢündedir. Ancak 11. madde bağlamında   inceleme ve yorumlama yaparken 10. maddeye dayanacaktır.   III. 11. MADDENĠN ĠHLAL EDĠLDĠĞĠ ĠDDĠASI   BaĢvuran ilgili makamların yeĢil hattı geçerek güneyde düzenlenen toplantılara katılmasına   izin verilmediği için 11. maddenin ihlal edildiğini iddia etmiĢtir.   Mahkeme’nin Değerlendirmesi   Mahkeme, baĢvuranın 11. madde bağlamındaki Ģikayetinin seyahat özgürlüğü ile; Kıbrıs‟ın   güneyine gidebilmek, sınırlı olmadığını gözlemlemiĢtir. GörüĢlerinde de ifade ettiği gibi   “yeĢil hat”tı geçmesine izin verilmemesi sonucunda toplantılara katılamadığını ve 11.   maddeye aykırı olarak toplantı yapma özgürlüğünün engellendiğini iddia etmiĢtir. Mahkeme   Loizidou Davasındaki esaslar) bulgularına gönderme yaparak Sorumlu Devletin seyahat   özgürlüğü hakkındaki benzer argümanlarını reddetmiĢtir.   2. Genel Prensipler   Mahkeme toplantı yapma özgürlüğünün ifade özgürlüğü ile birlikte demokratik toplumların   temel taĢlarını oluĢturduğunu gözlemlemiĢtir. Bu yüzden yapılan yorum dar kapsamlı olamaz.   Bu özgürlük hem gizli hem de kamuya açık olarak yapılan toplantıları kapsadığı için   toplantıyı düzenleyen Ģahıslarca da kullanılabilir.   Mahkeme SözleĢmeci Devletlerin toplantı özgürlüğünü güvenceye almakla kalmamalı aynı   zamanda bu hak üzerinde makul olmayan sınırlamalar yapmaktan da kaçınmalıdırlar.   Son olarak Mahkeme, 11. maddenin amacının bireyi SözleĢme hakları konusunda yetkililerin   keyfi müdahalelerinden korumanın dıĢında, ek olarak pozitif sorumluluklar yüklenebileceğini   düĢünmektedir.   3. Bahsekonu Prensiplerin Bu Davaya Uygulanması   Bu davada Mahkeme, Komisyon‟un 14 Nisan 1998 tarihli kabuledilirlik kararında baĢvurunun   sadece 8 Mart 1992 tarihinden sonraki kısmını kabuledilebilir bulduğunu belirtmiĢtir.   Mahkeme‟nin yetkisi sadece 14 Nisan 1998 tarihine kadar sunulan Ģikayetleri incelemekle   sınırlıdır. Bu süre içinde sunulmayan ihlal iddiaları bu kararın kapsamı dıĢındadır.   Mahkeme, ilgili dönemde Sorumlu Devlet‟in baĢvurana güneye geçmek için birçok sefer izin   verilmediğini, izin verilen zamanların verilmeyenlerden çok az olduğunu gözlemlemiĢtir.   Mahkeme, baĢkalarına izin verildiği halde baĢvurana izin verilmediğini de gözlemlemiĢtir.   Mahkeme ayrıca 1996 yılının ikinci yarısından sonra kısıtlama ve hatta yasak konulmasıyla   “KKTC” yetkililerinin iki toplumlu görüĢmelere karĢı takındığı sert yaklaĢımla bağlantılı   olarak Kıbrıs/Türkiye davasındaki saptamalarını tekrarlamıĢtır. Bu davada 2 ġubat 1996 14   Nisan 1998 yılları arasında baĢvuranın toplantılara katılmak amacıyla güneye geçiĢ için   yaptığı her baĢvuru reddedilmiĢtir.   Mahkeme, baĢvurana izin verilmemesinin oradaki iki toplumlu görüĢmelere katılmasını ve   dolayısıyla her iki toplumdan insanlarla toplantı yapmasını engellediğini düĢünmektedir.   Mahkeme, bu durumun SözleĢmenin ihlaline yolaçacağı görüĢündedir. (bkz. Loizidou/   Türkiye ( esaslar) prg. 63 ).   Bu nedenle Mahkeme baĢvuranın 11. madde ile güvenceye alınan hakkına müdahale edildiği   sonucuna varmıĢtır.   Böyle bir müdahale SözleĢmenin 2. maddesinde belirtilen yasal amaçlara uygun olduğu ve de   demokratik bir toplumda gerekli olduğu kanıtlanmadığı sürece ilgili maddenin ihlaline yol   açabilir.   Öncelikle getirilen kısıtlamanın “kanunla öngörülmüĢ” olup olmadığı incelenmelidir.   Mahkeme kanunla öngörülmüĢ olmanın ilgili tedbirin öngörülmüĢ olmasını gerektirdiğini   tekrarlamıĢtır. Bireyler davranıĢının sonuçlarının kendisine neler getireceğini düzenlenmiĢ   olan kanunlarda görebilmelidir. Ancak sözkonusu davada konu ile ilgili yasal bir   düzenlemenin bulunduğuna dair Hükümetçe bilgi verilmemiĢtir.   Mahkeme bu nedenle baĢvuranın toplantı özgürlüğüne getirilen kısıtlamanın SözleĢmenin1/2   maddesi bağlamında kanunla öngörülmüĢ olmadığını düĢünmektedir.   Bu nedenle Mahkeme 11. maddenin ihlal edildiği sonucuna varmıĢtır.   IV. SÖZLEġMENĠN 13. MADDESĠNĠN ĠHLAL EDĠLDĠĞĠ ĠDDĠASI   BaĢvuran, SözleĢmenin 10. ve 11. maddelerinin ihlallerine iliĢkin olarak etkili bir iç hukuk   yolu olmayıĢının 13. maddenin ihlal edilmesine yol açtığını ileri sürmüĢtür.   Sorumlu Hükümet, baĢvuranın 13. madde bağlamındaki Ģikayetlerinin iç hukuk yolları   konusu ile yakından iliĢkili olduğunu ve “KKTC” içinde baĢvuranın yararlanabileceği etkili   iç hukuk yolları bulunduğunu ifade etmiĢtir. Ek olarak Komisyon‟un Chrysostomos ve   Papachrysostomou/ Türkiye Kararında olduğu gibi baĢvuranın 13. madde bağlamında   Ģikayette bulunamayacağını çünkü varolan iç hukuk yollarına baĢvurmadığını ifade etmiĢtir.   BaĢvuran ve Kıbrıs Hükümeti iç hukuk yolları ile ilgili görüĢlerini tekrarlamıĢlar ve bu   konunun 13. madde bağlamındaki etkili iç hukuk yolları konusuna uygulanabileceğini   tekrarlamıĢlardır.   Mahkeme, Hükümet‟in mümkün iç hukuk yolları ile ilgili olarak herhangi bir örnek   vermediklerini gözlemlemiĢtir. Dolayısıyla bu tür iç hukuk yollarının etkili olabileceğini   kanıtlayamamıĢlardır.   SözleĢmenin 13. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varılmıĢtır.   SÖZLEġMENĠN 41. MADDESĠNĠN UYGULANMASI   BaĢvuran, iki toplum arasında anlaĢmaya varmak suretiyle Kıbrıs‟ta barıĢı sağlamak amacıyla   ifade ve toplantı özgürlüklerini kullanmak için yaptığı uzun süreli giriĢimlerin kendisini   büyük ölçüde yıprattığını ifade etmiĢtir.   BU NEDENLERDEN DOLAYI MAHKEME,   1. Bire karĢı altı oyla Hükümet‟in ön itirazlarının reddedilmesine,   2. Oybirliğiyle 10. madde bağlamındaki Ģikayeti ayrıca incelemenin gerekli olmadığına,   3. Bire karĢı altı oyla SözleĢmenin 11. maddenin ihlal edildiğine,   4. Bire karĢı altı oyla 13. maddenin ihlal edildiğine,   5. 1‟e karĢı altı oyla   a) Sorumlu Devletin baĢvurana SözleĢmenin 44/2 maddesi uyarınca kararın kesinleĢtiği   tarihten itibaren üç ay içinde aĢağıdaki meblağları ödemesine,   i) Manevi zarar konusunda 15,000 Euro;   ii) masraf ve harcamalar konusunda 4,715 Euro;   iii) yukarıdaki meblağlara uygulanabilecek vergilerin eklenmesine,   b) yukarıdaki meblağlara Avrupa Merkez Bankası‟nın uyguladığı faiz oranlarına üç puan   eklemek suretiyle elde edilecek oranın gecikme faizi olarak uygulanmasına,   6) Oybirliğiyle baĢvuranın diğer adil tazmin taleplerinin reddedilmesine   KARAR VERĠLMĠġTĠR.   SözleĢmenin 45/2 maddesi ve Ġç Tüzük‟ün 74/2 maddesi uyarınca Gölcüklü‟nün karĢıoyu   bu karara eklenmiĢtir.   YARGIÇ GÖLCÜKLÜ’NÜN MUHALEFET ġERHĠ   (Çeviri)   Bu dava ile ilgili olarak aĢağıdaki nedenlerden dolayı çoğunluğun görüĢünü   paylaĢmadığımı veya vardıkları sonuçlara katılmadığımı üzüntüyle belirtmek istiyorum.   1. Kıbrıs adası üzerinde iki toplum- Türk ve Rum Toplumları- eĢit Ģartlarda her zaman iyi   koĢullarda olmasa da halen yan yana yaĢamaktadırlar.   2. Kıbrıs “krizi” akla geldiğinde 15 Temmuz 1974 tarihinin önemi hatırlanacaktır. Bu   tarihte Rum albayları adayı Yunanistan‟a bağlamak için (enosis) darbe yapmıĢlardı.   Devlet BaĢkanı BaĢpiskopos Makarios ülkeden kaçmıĢ ve BM Güvenlik Konseyi‟nden   yardım talep etmiĢti.   3. Amacı Kıbrıs Devleti‟nin varlığına son vermek olan darbenin ardından ( iki garantör   devletin olaya ilgisizliği karĢısında) Türkiye tek baĢına müdahale etmiĢtir; sözkonusu   müdahale, üç devlet arasındaki garanti anlaĢmasına dayanıyordu. ( Ġngiltere, Yunanistan   ve Türkiye). AnlaĢmaya göre durum gerektirdiğinde ayrı ayrı veya birlikte müdahalede   bulunmak mümkündü. Sözkonusu hükmün uygulanmasıyla müdahale gerçekleĢtirilmiĢtir.   4. Yukarıda değinilen olaylar büyük ölçüde mevcut siyasi düzeni değiĢtirmiĢ, iki   toplumun ayrılmasına ve adanın ikiye bölünmesine yolaçmıĢtır. ( adanın güneyi Rumlara   kuzeyi Türklere ayrılmıĢtır). Bu ayrılığın 1963 yılından beri   uygulandığını da   eklemeliyim. Durumun günden güne kötüye gitmesiyle tampon bölge oluĢturulmuĢ ve   yılında araya BM gücü yerleĢtirilmiĢtir.   Son olarak BM gücünün koruması ve gözetimi altında adanın kuzeyi ve güneyi arasında   yeĢil hat oluĢturulmuĢtur. Türk ve Rum makamları arasında nüfus mübadelesi için   anlaĢmaya varılmıĢtır.   5. Öncelikle tampon bölgenin ve yeĢil hattın statüsüne açıklık getirmek istiyorum.   Kıbrıs‟daki operasyon hakkındaki 7 Aralık 1989 tarihli raporunda – Güvenlik Konseyi   Belgesi- S/21010- BM Genel Sekreteri 19 Temmuz 1989 tarihinde tampon bölgede   yapılan bir gösteri ile ilgili gözlemlerini aktarmıĢtır. :   “19 Temmuz akĢamı, sayısı 1000‟ e yaklaĢan Kıbrıslı Rum gösterici, BM tampon bölgesine girmeye   çalıĢmıĢ ve UNFCYP gözetleme kulesini yıkmıĢlardır. Göstericiler UNFICYP askerleri tarafından   oluĢturulan hattı kırmıĢlar ve eskiden okul olarak kullanılan bir binaya girmiĢlerdir.   Genel Sekreter Ģu Ģekilde devam etmiĢtir:   “ Yukarıda anlatılan olaylar adada gerilim yaratmıĢ ve hem BM merkezinde hem de LefkoĢe‟de durumu   çözmek için giriĢimde bulunulmuĢtur. (bkz. Avrupa Ġnsan Hakları Komisyonu tarafından 8 Temmuz 1993   tarihinde Chrysostotomos ve Papachrysostomou/ Türkiye davası ile ilgili olarak benimsenen rapor, baĢvuru   no. 15299/89 ve 15300/89, prg. 42; bkz. Komisyon tarafından aynı tarihte Loizidou/Türkiye davası   hakkında benimsenen karar, baĢvuru no. 15318/89, prg. 76).   6. Güney ve Kuzey Kıbrıs arasındaki seyahat özgürlüğü Temmuz 1974‟ten itibaren sona ermiĢtir   ancak bu konudaki sorumluluk ne sadece Türkiye‟ye ne de KKTC‟ye aittir. “YeĢil hat”tın   korunması konusundaki sorumluluk BirleĢmiĢ Milletler‟e aittir.   Kıbrıs‟ın bölünmesi Türkiye‟nin müdahalesi sonucunda değil, iki toplum arasında (Rum ve Türk)   Temmuz ve 2 Ağustos 1975 tarihlerinde yapılan anlaĢma sonucunda gerçekleĢmiĢtir. Bu   anlaĢma BM gözetiminde gerçekleĢtirilmiĢtir. 1977 ve 1979 yıllarında Viyana‟da yapılan   anlaĢmalarla iki taraflı çözüm sağlanmıĢ ve her iki toplumun da kendi topraklarının yönetimini   üstlenmesi kararlaĢtırılmıĢtır. Seyahat özgürlüğü, ikamet gibi konular iki taraflı sistem altında   çözümlenecektir.   Benim vardığım ilk sonuç KKTC uluslararası toplum tarafından tanınmamıĢ olmasına rağmen,   “yeĢil” hat ve tampon bölge konusunda zamanın ihtiyaçlarına ve gereklerine göre saygı   gösterilmesi gerektiğidir. Yukarıda değinilen Titina Loizidou raporu bu konuya açıklık   getirmektedir:   “82. Komisyon, bu bağlamda “ Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti‟nin” statüsünü incelemekle yükümlü   değildir. BaĢvuranın Kuzey Kıbrıs‟ta tutuklandığı 19 Mart 1989 tarihinde gerçekleĢen gösteri Kıbrıs‟taki   tampon bölge ile ilgili olarak yapılan anlaĢmaların ihlali anlamını taĢımaktadır. BaĢvuranın yakalanıp   gözaltına alınmasına dayanak oluĢturan hükümler sözkonusu alanı korumaya yöneliktir. Bu nedenle keyfi   olduğu düĢünülemez.   83. Dolayısıyla Komisyon, baĢvuranın yakalanması ve gözaltına alınmasının 5 § 1 (f) maddesine uygun   olduğuna ve Kıbrıs‟ta tampon bölgeyle ilgili uluslararası anlaĢmalarla kurulan düzene uygun olduğuna karar   vermiĢtir.”   Bundan dolayı “tampon bölge” ve “yeĢil hat” kavramları “açık yeĢil alan” veya “bahçe”   anlamına gelmez; bu yerler insanların istediği zaman girip çıkacakları, arkadaĢlarıyla   buluĢabilecekleri “parklar” veya “spor alanları” değildir.   7. Djavit An davasının belirgin siyasi rengini akıldan çıkarmamalıyız. Tabii Mahkeme,   davanın hukuki yönüne odaklanmalı; ama her zaman siyasi durumlara yakalanmaktan ve   bunları “davanın olguları” olarak incelemekten kaçınamaz. Uluslararası hukuk, yasadıĢı   eylemler sonucu ortaya çıkmıĢ olsa bile, uluslararası tarihi ve siyasi durumları ilgili ve geçerli   “olgular” olarak dikkate alır. 1989 yılından önce uluslararası hukuktaki genel eğilim, bir   nesilden daha eskiye gidilmemesi yönündeydi; bugün bu bakıĢ açısı değiĢmiĢtir ve geçmiĢ,   yasadıĢılığın kaynağına kadar irdelenmektedir (Balkanlarda meydana gelen olaylar gibi).   8. Kıbrıs‟ın kuzey kesimi bir kara delik değildir. Kuzeyde, kendi yasal sistemiyle, sosyal ve   siyasi bakımdan organize olmuĢ, demokratik ve bağımsız bir toplum vardır; bizim   sınıflandırmamız veya isimlendirmemizin bir önemi yoktur. Tayvan‟ın siyasi varlığı inkar   edilebilir mi?   Aslında, yukarıda bahsedilen Chrysostomos ve Papachrysostomou – Türkiye ve Titina   Loizidou – Türkiye davalarında Avrupa Ġnsan Hakları Komisyonu, baĢvuranların Ģikayetlerini   (kanunsuz gözaltı ve mülkiyet hakkıyla ilgili) kuzey Kıbrıs‟ta yürürlükte olan hukuk   açısından incelemiĢtir. Loizidou dava raporunda Komisyonun ne deddiğine bir bakalım:   “76. Komisyon, baĢvuranın, SözleĢmenin 5 § 1 maddesi kapsamında, „yasayla öngörülmüĢ bir usul uyarınca‟   özgürlüğünden yoksun bırakılıp bırakılmadığını incelemiĢtir. Komisyon, bir tutuklamanın „yasal‟ ve „kanunla   öngörülmüĢ bir usule‟ uygun olup olmadığı konusuyla ilgili olarak, SözleĢmenin ulusal hukuka atıfta   bulunduğunu ve iç hukukun kurallarına uyma zorunluluğu getirdiğini anımsatır...   77. Kıbrıs‟taki iç hukuk açısından Komisyon, CMUK‟un 155 § 14 (1) maddesi, (b) ve (c) paragrafları uyarınca,   polis memuru, suç iĢlediğini gördüğü kimseyi, uyarmaksızın, tutuklayabilir...   78. Ayrıca, Komisyon, tampon bölgeyi geçen baĢvuranın, kuzeyde, Kıbrıs Türk polisince tutuklandığını   gözlemlemektedir.   79. Yukarıdaki unsurları göz önüne alan Komisyon, baĢvuranın, [kuzey] Kıbrıs‟ta, CMUK‟un 155 § 14 (1)   maddesi uyarınca görev yapan polisler tarafından gözaltına alınmasının, SözleĢmenin 5 § 1 maddesinin   gerektirdiği „yasayla öngörülme‟ kuralına uygun olduğuna karar vermiĢtir.   9. Yargıç Baka‟nın Loizidou – Türkiye kararına (18 Aralık 1996 tarihli dava esasları   üzerindeki karar) iliĢkin muhalefet Ģerhinde belirttiği gibi:   “...Diğer taraftan, sadece Kuzey Kıbrıs'taki oluĢumun uluslararası olarak tanınmamasına dayanarak "KKTC"   Anayasası'nın 159. Maddesi ve diğer yasal hükümler tüm etkilerden mahrum bırakılarak bir tarafa atılamaz.”   Ayrıca Mahkemenin kendisi, Loizidou kararının 45. paragrafında Ģöyle demektedir:   “Ancak, Mahkeme, “etkilerinin göz ardı edilmesinin sadece bölge sakinlerinin zararına olacağı” örneğin doğum, ölüm   ve evlilik iĢlemlerinin kaydedilmesi gibi belli yasal düzenlemeler ve iĢlemlerin meĢruluğunun uluslararası hukuk   tarafından kabul edildiğini dikkate almaktadır. (bu bağlamda, bkz. Namibya‟da (Güney Batı Afrika) Devam Eden   Güney Afrika Varlığının Devletler Açısında Doğurduğu Yasal Sonuçlar Üzerine Tavsiye Kararı, 276 sayılı Güvenlik   Konseyi Kararı (1970), (1971) 16 sayılı Uluslararası Adalet Mahkemesi raporları, s.56, fıkra 125)”   SözleĢme amaçlarına uygun Ģekilde Türk hükümeti açısından dayanak teĢkil eden temel kanunun   159. maddesi gibi hükümlere yasal geçerlilik atfedilmemesi (bkz. yukarıda bahsedilen Loizidou   kararının 44. paragrafı), Mahkemenin, aynı kararın 45. paragrafında dediği gibi, “etkilerinin göz   ardı edilmesinin sadece bölge sakinlerinin zararına olmaz mı? Özellikle, Viyana anlaĢmalarından   sonra, on binlerce Kıbrıs Türkünün güneyden kuzeye göç ettirildiği hatırlanacak olursa?   10. Bu yüzden Mahkeme, kararın bu davanın özel Ģartları ile sınırlı olduğunu ve bu kararın   “KKTC‟ deki iç hukuk yollarının yetersiz olduğu Ģeklinde genel bir yargı olarak veya   baĢvuranların SözleĢmenin 35 § 1 maddesine uygun olarak, mevcut iĢleyen iç hukuk yollarına   baĢvurmaktan alıkonulduğu Ģeklinde algılanmaması gerektiğini vurgulamıĢtır (bkz. bu   davanın 37. paragrafı).   Bu davada, hükümetin iç hukuk yollarının tüketilmediğine iliĢkin ön itirazı çoğunluk   tarafından reddedilmiĢtir, çünkü hükümet, bu davaya benzer davalar olduğunu Mahkemeye   ispat edememiĢtir. Davalı hükümet, baĢvuran dava açmadan önce, SözleĢme kapsamında   olduğu iddia edilen bir hakkı sağlamak yönünde adım atılmadığı için sorumlu tutulabilir mi?   12. Bir kere daha vurgulamak isterim ki kuzey Kıbrıs bir boĢluk değildir. Uluslararası   durumuna karĢın, ada sakinlerinin tüm ihtiyaçlarını karĢılamaktadır. Özellikle yargı   makamları, aynen diğer devletlerde olduğu gibi görevlerini ifa etmektedir. Mahkemeler   kendilerine gelen davalara bakmaktadır. VatandaĢların yanı sıra yabancılar da, özellikle   Ġngiliz Ģirketleri, dava açabilmektedir.   13. Ġkinci tespitime gelince, bence bu dava iç hukuk yolları tüketilmediği için kabul edilemez   bulunmalıydı. Böyle olunca 13. madde kapsamındaki Ģikayet de düĢüyor.   14. Son olarak, bu dava ifade özgürlüğü veya toplantı özgürlüğüyle ilgili değildir. BaĢvuran,   fikirlerini yazılarında, yayımlarında ve Komisyona baĢvurusuyla ifade etmiĢtir. Ġstemesi   halinde yeĢil hattı geçmeden de güney Kıbrıs‟a ulaĢabilir. BaĢvuranın yeĢil hattı ve tampon   bölgeyi geçmesine sadece davalı hükümet engel olmamıĢ, aynı zamanda uluslararası   anlaĢmalar gereğince öncelikle BM güçlerince ve kuzeyde Kıbrıs Türk kuvvetleri, güneyde   ise Kıbrıs Rum kuvvetleri engel olmuĢlardır.   15. Gerçekte, bu dava sadece ve sadece seyahat özgürlüğüyle ilgilidir. Ama bu özgürlük   mutlak değildir. Uluslararası hukuka göre, bir devletin sınırları, Ģu veya bu mülke eriĢmek   veya arkadaĢlar edinmek için, sırf seyahat özgürlüğü adına, ihlal edilemez. Bu bağlamda   yargıç Bernhardt ve Lopes Rocha‟nın Loizidou davasına yönelik yazdıkları muhalefet   Ģerhinde taĢınmaz mallar hakkında belirttiklerine değinmek istiyorum. “Sn. Loizidou‟nun   davası, Türk birliklerinin kiĢinin mülküne ve serbest dolaĢım hakkına yönelttikleri bireysel bir   fiilin sonucu değil, bu 1974 yılında sınır hattının oluĢturulması ve bu güne kadar bu hattın   kapatılmasının bir sonucudur.” Sayın Djavit An‟ın davası da aynı sınırın kapatılmasının aynı   sonucudur.   16. Bu konuyla ilgili düĢüncelerimi Avrupa Ġnsan Hakları Komisyonunun Loizidou davasına   yönelik çıkarımlarıyla noktalamak istiyorum:   “97. Komisyon, mülk hakkıyla ilgili iddialarla seyahat özgürlüğü hakkıyla ilgili iddialar arasında bir ayırım yapılması   gerektiğini düĢünmektedir. Komisyon, Kıbrıs‟ta bir gösteri sırasında tampon bölgeyi geçtikten sonra tutuklanan   baĢvuranın, tampon bölgeyi ve yönetimini dikkate almaksızın, Kıbrıs adasında serbestçe dolaĢma hakkının ihlal   edildiğini iddia ettiğini ve bu iddiasına dayanak olarak da kuzeyde mülkü olmasını gösterdiğini gözlemlemektedir.   98. Komisyon, seyahat özgürlüğüne getirilen – özgürlüğünden yoksun bırakılmadan veya benzer bir durumdan   kaynaklanan – sınırlamaların, mülke eriĢim gibi diğer özgürlükleri etkileyebileceğini kabul etmektedir. Ama bu   özgürlükten yoksun bırakılma veya belirli bir bölgeye eriĢimin sınırlanması, 1 No‟lu Protokolün 1. maddesince   korunan hakka doğrudan müdahale olduğu anlamına gelmez. Diğer bir deyiĢle, bireyin mülkünden yararlanma hakkı,   doğal olarak, seyahat özgürlüğünü içermez (bkz. 19 Mayıs 1977 tarihli Yabancı Öğrenciler – Ġngiltere kararı, 7671/76   no‟lu baĢvurular, DR 9, s. 185 par. 186).   99. Dolayısıyla Komisyon, baĢvuranın SözleĢmenin 5. maddesi uyarınca incelenen, kuzey Kıbrıs‟a serbest geçme   hakkının, adanın kuzeyindeki mülkiyetine dayandırılamayacağına karar vermiĢtir.   100. Bundan dolayı, 1 No‟lu Protokolün 1. maddesiyle ilgili bir sorun tespit edilememiĢtir...   101. Komisyon SözleĢmeye ek 1 no‟lu Protokolün 1. maddesinin ihlal edilmediğine karar vermiĢtir.”   17. Üçüncü tespitim ise Ģöyledir: gözaltında veya tutuklu bulunup davası süren bir kimse özel ve   aile hayatının korunması hakkının (8. madde) veya katılamayacağı halde toplantı hakkının (11.   madde) ihlal edildiğini öne süremeyeceği gibi, bu davada da, baĢvuran açısından SözleĢmenin 11.   maddesinin ihlal edildiği düĢünülemez.

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło