20827/08

WyrokETPCz2010-03-16ECLI:CE:ECHR:2010:0316JUD002082708

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy długość aresztu tymczasowego skarżącego, trwającego ponad dziewięć lat, naruszyła jego prawo do rozpoznania sprawy w rozsądnym terminie lub zwolnienia na czas postępowania (art. 5 ust. 3 Konwencji)? Czy skarżący miał dostęp do skutecznego środka odwoławczego w celu szybkiego zbadania legalności jego aresztu (art. 5 ust. 4 Konwencji)?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że areszt tymczasowy trwający ponad dziewięć lat, bez przedstawienia przez rząd przekonujących argumentów uzasadniających tak długi okres, stanowi naruszenie art. 5 ust. 3 Konwencji. W odniesieniu do art. 5 ust. 4, Trybunał stwierdził, że krajowe środki odwoławcze, w tym te przewidziane w nowym kodeksie postępowania karnego (CMK), nie zapewniały skutecznego i szybkiego zbadania legalności aresztu, ponieważ wnioski o zwolnienie były systematycznie odrzucane na podstawie szablonowych uzasadnień, a postępowanie odwoławcze odbywało się bez rozprawy, nie gwarantując zasady równości broni i kontradyktoryjności.
Stan faktyczny
Skarżący, Yüksel Yiğitdoğan, obywatel Turcji urodzony w 1968 roku, został aresztowany 25 lipca 1999 roku w ramach operacji przeciwko nielegalnej organizacji zbrojnej. 1 sierpnia 1999 roku został tymczasowo aresztowany pod zarzutem próby obalenia tureckiego porządku konstytucyjnego siłą. Jego areszt tymczasowy był regularnie przedłużany na podstawie podobnych uzasadnień. 12 września 2008 roku został skazany przez Sąd Karny w Stambule na dożywocie. W chwili wydania wyroku ETPCz, sprawa skarżącego nadal toczyła się przed Sądem Kasacyjnym.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: 1. Uznał za dopuszczalną część skargi dotyczącą długości aresztu tymczasowego i braku skutecznego środka odwoławczego do kwestionowania legalności aresztu, a pozostałe części za niedopuszczalne. 2. Stwierdził naruszenie art. 5 ust. 3 Konwencji. 3. Stwierdził naruszenie art. 5 ust. 4 Konwencji. 4. Zasądził skarżącemu 11 000 euro tytułem zadośćuczynienia za szkodę niemajątkową. 5. Zasądził skarżącemu 1 000 euro tytułem zwrotu kosztów i wydatków. 6. Odrzucił pozostałe roszczenia dotyczące słusznego zadośćuczynienia.

Pełny tekst orzeczenia

CONSEIL   AVRUPA   DE L’EUROPE   KONSEYĐ   AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ   ĐKĐNCĐ DAĐRE   YĐĞĐTDOĞAN -TÜRKĐYE DAVASI   (Baꢀvuru no: 20827/08)   KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ   STRAZBURG   Mart 2010   Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecektir. ꢁekli   düzeltmelere tabi olabilir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2010. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   USUL   Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (20827/08) no’lu davanın nedeni T.C. vatandaꢀı   Yüksel Yiğitdoğan’ın (baꢀvuran) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne 17 Nisan 2008   tarihinde Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına iliꢀkin Sözleꢀme’nin (Avrupa   Đnsan Hakları Sözleꢀmesi - AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapmıꢀ olduğu baꢀvurudur.   Baꢀvuran Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi (AĐHM) önünde Đstanbul Barosu avukatlarından   G. Tuncer tarafından temsil edilmektedir.   OLAYLAR   I. DAVANIN KOꢁULLARI   Baꢀvuran 1968 doğumludur ve halen Kocaeli cezaevinde hükümlü bulunmaktadır. Baꢀvuran   yasadıꢀı silahlı örgüt Türkiye Đhtilalci Komünistler Birliği’ne yönelik düzenlenen operasyon   kapsamında 25 Temmuz 1999 tarihinde yakalanarak gözaltına alınmıꢀtır. 1 Ağustos 1999   tarihinde hakim karꢀısına çıkarılan baꢀvuran hakkında tutukluluk kararı verilmiꢀtir. 9 Ağustos   tarihli bir iddianame ile Türk Anayasal düzenini zor kullanarak yıkma giriꢀiminde   bulunmak suçundan baꢀvuran hakkında kamu davası açılmıꢀtır. Yakalanmasından itibaren   hukuki merciler «atılı suçun niteliği ve isnat edilen suç», «delillerin durumu» ve «dosyanın   içeriği» gibi benzer gerekçelerle düzenli bir biçimde baꢀvuranın tutukluluk halinin devamına   karar vermiꢀtir.   Dava dosyasında yer alan bilgilerden 11 Aralık 2007 tarihinde Đstanbul Ağır Ceza Mahkemesi   9. Dairesinin bir kez daha baꢀvuranın tutukluluk halinin devamına karar verdiği   anlaꢀılmaktadır. Baꢀvuranın avukatı 18 Aralık 2007’de bu karara itiraz etmiꢀtir. 21 Ocak 2008   tarihinde Ağır Ceza Mahkemesi 10. Dairesi, Yeni Ceza Muhakemesi’nin (CMK) [tutuklanma   gerekçelerini] düzenleyen 100. maddesinde yer alan ꢀartlara dayalı olarak bu itirazı   reddetmiꢀtir.   Eylül 2008 tarihinde Đstanbul Ağır Ceza Mahkemesi 9. Dairesi baꢀvuranı müebbet hapis   cezasına çarptırmıꢀtır. Dava dosyasında yer alan unsurlardan baꢀvuran hakkında açılan dava   süreci iꢀbu kararın alındığı tarihte Yargıtay önünde halen sürmekteydi.   HUKUK   I. AĐHS’NĐN 5/3 VE 4. MADDELERĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA   AĐHS’nin 5/3 maddesine atıfta bulunan baꢀvuran öncelikle tutukluluk süresinin uzunluğundan   yakınmakta, AĐHS’nin 5/4 ve 13. maddeleri kapsamında tutukluluk süresinin uzunluğuna   itiraz edilebilecek etkili baꢀvuru yollarının bulunmadığını ileri sürmektedir. Baꢀvuran bu   bağlamda tutukluluk süresinin uzunluğuna karꢀı açılan davanın duruꢀma yapılmadan   gerçekleꢀtiğini ve bir duruꢀma yapılması talebinin mahkeme tarafından reddedildiğini iddia   etmektedir. Baꢀvuran öne sürmüꢀ olduğu bu ꢀikayetlere iliꢀkin iç hukukta etkili baꢀvuru   yollarının mevcut olmadığını belirterek Yeni Ceza Muhakemesi Kanunu’nun hükümlerinin   anayasallığının Anayasa Mahkemesi tarafından denetlenmesi bakımından mahkemeye usulen   yapmıꢀ olduğu itirazın reddedildiğini öne sürmektedir.   Dava olaylarını hukuki açıdan incelemekle mükellef AĐHM (Bkz. Guerra vd.-Đtalya, 19 ꢁubat   1998) AĐHS’nin 13. maddesinde yer alan yükümlülüklere nazaran bir üst kanun olması göz   önünde bulundurulduğunda bu son ꢀikayeti AĐHS’nin 5/4 maddesi baꢀlığı altında   irdeleyecektir (Bkz. Nikolova-Bulgaristan no: 31195/96).   A. Kabuledilebilirlik hakkında   Hükümet baꢀvuranın eski ve Yeni Ceza Muhakemesi Kanunu’nda gözaltının yasallığına karꢀı   öngörülen baꢀvuru yollarını kullanmaması ölçüsünde iç hukuk yollarının tüketilmediği   itirazında bulunmaktadır.   Baꢀvuran Hükümetin bu savına karꢀı çıkarak özellikle ilk derece mahkemesine birçok kez   serbest bırakılma talebinde bulunduğunu ve aynı ꢀekilde müteaddid kez tutukluluk süresine   itiraz ettiğini öne sürmektedir.   AĐHM mevcut davanın koꢀullarında Hükümetin mesnetten yoksun olan itirazını   reddetmektedir. AĐHM ayrıca ꢀikayetlerin herhangi bir kabuledilemezlik gerekçesinin yer   almadığını hatırlatır. Bu nedenle baꢀvuru kabuledilebilir niteliktedir.   B. Esasa dair   1. AĐHS’nin 5/3 maddesi   Hükümet bilhassa iꢀlenen suçların niteliği, öngörülen cezaların ağırlığı, suçun tekrarı ve   delillerin yok edilmesi tehlikesi göz önünde bulundurulduğunda tutukluluk süresinin   uzunluğunun aꢀırı olarak değerlendirilemeyeceğini savunmaktadır.   Baꢀvuran bu sava karꢀı çıkmaktadır.   AĐHM baꢀvuranın tutukluluk süresinin 25 Temmuz 1999 tarihinde baꢀlayıp ilk derece   mahkemesinin 12 Eylül 2008’de vermiꢀ olduğu mahkumiyet kararı ile sona erdiğini   saptamaktadır. Bu süre dokuz yıl bir aydan fazladır.   AĐHM daha önce de benzer sorunları ortaya koyan baꢀvuruları incelediğini ve AĐHS’nin 5/3   maddesinin ihlal edildiği sonucuna vardığını anımsatır (Bkz. diğer birçokları arasında Dereci-   Türkiye no: 77845/01, 24 Mayıs 2005 ve Taciroğlu-Türkiye no: 25324/02, 2 ꢁubat 2006).   Hükümet bu davada farklı bir sonuca ulaꢀılmasını sağlayacak ikna edici hiçbir tespit ve delil   sunmamıꢀtır. AĐHM bu ꢀikayete iliꢀkin AĐHS’nin 5/3 maddesinin ihlal edildiği sonucuna   varmaktadır.   2. AĐHS’nin 5/4 maddesi   Hükümet benzer argümanlarla itirazını yinelemekte ve tutukluluk halinin yasallığına karꢀı   denetimi sağlayacak etkili bir baꢀvuru yolunun mevcut olduğunu yinelemektedir.   Baꢀvuran bu savlara karꢀı çıkmakta ve esas hakimlerinden sözlü ve yazılı olarak serbest   bırakılma taleplerinde bulunduğunu fakat bunların sistemli bir ꢀekilde reddedildiğini ileri   sürmektedir. Bununla birlikte Hükümetin argümanının aksine tutukluluk haline karꢀı yapmıꢀ   olduğu birçok itiraz baꢀarısızlıkla sonuçlanmıꢀtır.   AĐHM yakalanan ya da tutulu bulundurulan kimselerin yargı usulünün gereklerini   karꢀılayacak yargılanma ve AĐHS uyarınca hürriyetten yoksun bırakma iꢀleminin esasının   «yasal» olmasını isteme haklarının olduğunu hatırlatır. Tutukluluk haline karꢀı yapılan itirazı   değerlendiren adli bir merciinin bilhassa çekiꢀmeli yargı sürecinde taraflar arasındaki   «silahların eꢀitliği» ilkesini de gözeten bir duruꢀmanın gerçekleꢀmesini sağlayacak hukuki   güvenceleri sağlaması gerekmektedir (Bkz. Sanchez-Reisse-Đsviçre, 21 Ekim 1986, Toth-   Avusturya 12 Aralık 1991, Kampanis-Yunanistan 13 Temmuz 1995, Schöps-Almanya no:   25116/94).   AĐHM baꢀvuranın ilk derece mahkemesi önünde yapılan duruꢀmalarda birçok kez serbest   bırakılma taleplerinde bulunduğunu ve bunların tamamının reddedildiğini gözlemlemektedir.   AĐHM sonuç itibarıyla, iç hukuktaki mahkemelerin baꢀvuran hakkında yapılan eksik   iddialardan kaçınma ve aꢀırı olarak nitelendirilebilecek tutukluluk halini sonlandırma   olanaklarının bulunduğunu ifade etmektedir (Bkz. Temel ve Taꢀkın-Türkiye no: 40159/98, 14   Kasım 2002, Acunbay-Türkiye no: 61442/00 ve 61445/00, 31 Mayıs 2005 ve Çobanoğlu ve   Budak-Türkiye no: 45977/99, 30 Ocak 2007).   AĐHM, Hükümetin öne sürmüꢀ olduğu baꢀvuru yolu ile ilgili olarak daha önce de benzer   baꢀvurularda incelediği üzere sözü edilen baꢀvuru yolunun bir yanda etkisiz ve uygulamada   baꢀarı ile sonuçlanabilecek bir baꢀvuru ꢀansını garanti etmemesi (Bkz. diğerleri arasında,   Koꢀti vd.-Türkiye no: 74321/01, 3 Mayıs 2007), öte yanda adli bir merci nezdinde sağlamıꢀ   olduğu güvenceler arasında özellikle vicahilik ve silahların eꢀitliği ilkelerine riayet   edilmemesi nedeniyle etkili bir baꢀvuru olarak addedilemeyeceğini ifade etmektedir (Bkz.   aynı anlamda, Bağrıyanık-Türkiye kararı, no: 43256/04, 5 Haziran 2007).   AĐHM bunun yanı sıra itiraza iliꢀkin süreci düzenleyen yasal mevzuatın 4 Aralık 2004   tarihinde değiꢀikliğe uğradığını hatırlatarak Hükümetin CMK ile ilgili itirazına dair,   sözkonusu Kanun’un 271. maddesinin bir hükümlünün temsilcisine veya sanık avukatına   itiraz hakkının incelendiği sırada adli bir mercii tarafından dinlenme olanağını tanıdığını not   etmektedir. Bununla birlikte, itiraz süreci prensip olarak duruꢀma yapılmaksızın   gerçekleꢀmekte, olası muhtemel bir duruꢀma talebi ise sanıklar ve/veya temsilcileri tarafından   dile getirilse dahi hukuki yetkilinin inisiyatifine bırakılmaktadır.   AĐHM, baꢀvuranın tutukluluk iꢀlemine karꢀı birçok kez itiraz ettiği ve bunların mahkeme   tarafından reddedildiği hususuna Hükümetin karꢀı çıkmadığını hatırlatır. AĐHM ayrıca 21   Ocak 2008 tarihinde 10 no’lu Ağır ceza mahkemesi tarafından duruꢀma yapılmadan   baꢀvuranın serbest bırakılma talepleri reddedilmiꢀ, üstelik bu talepler «atılı suçun niteliği ve   isnat edilen suç» ve «dosyanın durumu» gibi birbirinin neredeyse aynısı basmakalıp   gerekçelere dayandırılmıꢀtır (Bkz. diğerleri arasında, Cahir Demirel-Türkiye no: 18623/03, 7   Temmuz 2009 ve Sağnak-Türkiye no: 45465/04, 13 Ekim 2009).   AĐHM bu bağlamda itiraz baꢀvurusuna değin 2004 yılında gerçekleꢀtirilen yasal değiꢀikliği   not etmektedir. Bununla birlikte, Yeni Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 1 Haziran 2005   tarihinden itibaren uygulanmaya baꢀlandığını, oysa baꢀvuranın 25 Temmuz 1999 tarihinden   bu yana özgürlüğünden yoksun bırakıldığını, dolayısıyla bu hükümlerin uygulanamayacağını   dikkate almaktadır. AĐHM görevinin mevcut dava koꢀullarının değerlendirilmesi ile sınırlı   olduğunu dile getirmekte ve Hükümetin Yeni Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 5/4 maddesi   anlamında etkili bir itiraza elveriꢀli baꢀvuru imkânı tanıdığını gösterir somut herhangi bir   örneği sunmadığını belirtmektedir. Bütün bu sözü edilen ıꢀığında ve mevcut baꢀvurunun   koꢀullarında AĐHM daha önce varmıꢀ olduğu sonuçların dıꢀına çıkılmasını gerektirecek   herhangi bir neden görememekte ve AĐHS’nin 5/4 maddesinin ihlal edildiği sonucuna   varmaktadır.   II. ÖNE SÜRÜLEN DĐĞER ĐDDĐALAR HAKKINDA   AĐHS’nin 5. maddesiyle bağlantılı olarak 14. maddesine atıfta bulunan baꢀvuran Yeni Ceza   Muhakemesi Kanunu’nun 250/1 c) maddesi ile öngörülen suçlar için tutukluluk süresini   asgari beꢀ yıl süreyle sınırladığı halde tutukluluk süresini hiçbir ꢀekilde sınırlamaması   ölçüsünde 5320 ve 5739 sayılı Kanunların kabulünün uygulamada bir ayrımcılığa yol açtığını   iddia etmektedir.   Bu bağlamda, AĐHM mevcut baꢀvuruda iç hukuktaki yasanın tutukluluk süresinin asgari   uzunluğuna dair yapmıꢀ olduğu ayrımın farklı gruplara yönelik değil, ciddiyet derecesine göre   farklı türlerdeki suçlara uygulandığını anımsatır. AĐHM bu noktada AĐHS’ye aykırı bir   «ayrımcılığın» mevcut olduğunu gösterir herhangi bir unsurun yer almadığını belirtmektedir.   Yapılan bu ꢀikayet dayanaktan yoksun bulunmaktadır ve AĐHS’nin 35/3. ve 4. maddelerinin   uygulanmasına istinaden reddedilmelidir (Bkz. mutatis mutandis Gerger-Türkiye kararı no:   24919/94, 8 Temmuz 1999).   III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐ’NĐN UYGULANMASI HAKKINDA   Baꢀvuran 30.000 Euro manevi tazminat talep etmektedir. Baꢀvuran ayrıca avukatlık ücreti için   3.126 Euro ve AĐHM önünde yapmıꢀ olduğu yargılama giderleri için 185 Euro talep   etmektedir. Baꢀvuranın temsilcisi bunun üzerine çalıꢀma saatlerini belirtir ayrıntılı bir belgeyi   sunmaktadır. Hükümet bu meblağları aꢀırı olarak nitelendirmekte ve AĐHM’yi bunları   reddetmeye çağırmaktadır.   Baꢀvuranın belirli bir ölçüde manevi zarara uğradığını kabul eden AĐHM bu yönde baꢀvurana   11.000 Euro tazminat ödenmesini kararlaꢀtırmaktadır. Avukatlık gideri ile ilgili olarak   baꢀvuranın temsilcisinin sunmuꢀ olduğu belgeyi dikkate alarak bu yönde makul olarak 1.000   Euro ödenmesini uygun görmektedir.(Bkz. Tamay vd.-Türkiye no: 38287/04, 1416/05,   1688/05, 2596/05, 12342/05, 17250/05, 20241/05, 26665/05, 29859/05, 30476/05, 31959/05,   37196/05 ve 23484/06, 29 Eylül 2009). AĐHM buna karꢀılık, kanıtlayıcı bir belgenin   yokluğunda yargılama masraf ve giderlerine iliꢀkin talebi reddetmektedir.   AĐHM gecikme faizinin Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı   orana üç puanlık bir artıꢀın eklenerek belirleneceğini ifade etmektedir.   BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM, OYBĐRLĐĞĐYLE,   1. Baꢀvurunun tutukluluğun uzunluğuna ve tutukluluğun yasallığını denetleyecek etkili bir   baꢀvurunun bulunmadığına dair bölümünün kabuledilebilir, bunun dıꢀında kalanların   kabuledilemez olduğuna;   2. AĐHS’nin 5/3 ve 4 maddesinin ihlal edildiğine;   3. a) AĐHS’nin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinleꢀtiği tarihten itibaren üç ay içinde,   miktara yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutularak ödeme tarihindeki döviz kuru   üzerinden TL’ ye çevrilmek üzere, Savunmacı Devlet tarafından:   (i) baꢀvurana 11.000 (on bir bin) Euro manevi tazminat ödenmesine;   (ii) temsil gideri için baꢀvurana 1.000 (bin) Euro ödenmesine;   b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet   tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan   fazlasına eꢀit oranda basit faiz uygulanmasına;   4. Adil tatmine iliꢀkin diğer tüm taleplerin reddine;   KARAR VERMĐꢁTĐR.   Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıꢀ ve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.   paragraflarına uygun olarak 16 Mart 2010 tarihinde yazılı olarak bildirilmiꢀtir.   6

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 14.07.2026. · Źródło