20868/02
WyrokETPCz2006-11-14ECLI:CE:ECHR:2006:1114JUD002086802
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
Czy przeniesienie urzędnika państwowego do innego miasta z powodu jego aktywności związkowej i udziału w protestach stanowiło naruszenie wolności zrzeszania się (art. 11 Konwencji) oraz czy istniał skuteczny środek odwoławczy od tej decyzji (art. 13 Konwencji)?Ratio decidendi
Trybunał uznał, że przeniesienie skarżącego, choć formalnie oparte na przepisach prawa krajowego, w istocie stanowiło ingerencję w jego prawo do wolności zrzeszania się, ponieważ było bezpośrednio motywowane jego członkostwem w związku zawodowym i udziałem w jego działaniach. Trybunał podkreślił, że taka ingerencja nie była "konieczna w demokratycznym społeczeństwie". Ponadto, Trybunał stwierdził, że brak było skutecznego środka odwoławczego od decyzji gubernatora regionu stanu wyjątkowego, który miał szerokie uprawnienia i którego decyzje były wyłączone spod kontroli sądowej, co naruszyło art. 13 Konwencji.Stan faktyczny
Skarżący, Metin Turan, urzędnik państwowy i członek lokalnego oddziału partii EMEP, w 2001 roku współzałożył związek zawodowy Enerji-Yapı Yol Sen i został członkiem jego zarządu. W październiku 2001 roku gubernator regionu stanu wyjątkowego zażądał jego przeniesienia do innego miasta, Yozgat, powołując się na jego udział w protestach i aktywność związkową, którą uznał za "niebezpieczną" dla porządku publicznego. Decyzja o przeniesieniu została wykonana w marcu 2002 roku.Rozstrzygnięcie
Odrzucono jednomyślnie zarzut Rządu dotyczący braku jurysdykcji. Połączono jednomyślnie zarzut Rządu dotyczący niewyczerpania krajowych środków odwoławczych z meritum sprawy i odrzucono go. Uznano jednomyślnie skargę za dopuszczalną. Stwierdzono naruszenie art. 11 Konwencji (6 głosów za, 1 przeciw). Stwierdzono naruszenie art. 13 Konwencji (jednomyślnie). Zasądzono 2 500 Euro tytułem zadośćuczynienia za szkodę niemajątkową (6 głosów za, 1 przeciw). Zasądzono 2 317 Euro tytułem zwrotu kosztów i wydatków (6 głosów za, 1 przeciw). Odrzucono pozostałe żądania dotyczące słusznego zadośćuczynienia.Pełny tekst orzeczenia
CONSEIL DE
L'EUROPE
AVRUPA
KONSEYİ
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
METİN TURAN - TÜRKİYE DAVASI
(Başvuru no:20868/02)
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ
STRAZBURG Kasım 2006
İşbu karar AİHS’nin 44 § 2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli
bazı düzeltmelere tabi olabilir.
______________________________________________________________________________________
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2006. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan ve (20868/02) başvuru no’lu davanın nedeni bu
ülke vatandaşı olan Metin Turan’ın (başvuran) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) Nisan 2002 tarihinde, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin (AİHS) Temel İnsan Haklarını
güvence altına alan 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur.
Başvuran, Tunceli Barosu avukatlarından H. Aygün ve Ö.U. Kaplan tarafından temsil
edilmektedir.
OLAYLAR
I. DAVA KOŞULLARI
Başvuran, 1966 yılında doğmuştur ve Yozgat’ta ikamet etmektedir. yılında, başvuran, EMEP (Emek Partisi) adlı yerel siyasi partinin üyesiyken,
Tunceli Belediye Başkanlığı görevine adaylığını koymuştur. Ağustos 2001 tarihinde, başvuran, kamu sektöründen olan başka memurlarla birlikte
Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu’na (KESK) bağlı Enerji-Yapı Yol Sen
Sendikasını kurmuştur. Başvuran, sözkonusu sendikanın Yönetim Kurulu üyeliğine seçilmiştir.
Aynı gün, Olağanüstü Hal (OHAL) Bölge Valisi, bu durumdan haberdar edilmiştir. Ekim 2001 tarihinde, Vali, Bayındırlık ve İskan Bakanlığı’ndan, 285 sayılı Kanun
Hükmünde Kararnamenin (KHK) 4 g) maddesi ve 430 sayılı KHK’nın 3 a) maddesi temeline
dayanarak, başvuranın başka bir bölgeye naklini talep etmiştir. Vali, başvuranın aşağıda
belirtilen olaylara karıştığını vurgulamıştır:
-
Ankara Ulucanlar Cezaevinde 26 Eylül 1999 tarihinde meydana gelen
olayları protesto etmek için, 30 Eylül 1999 tarihinde, Halkın Emek Partisinin
(HEP) yerel şubesinin binası önünde düzenlenen Tunceli’deki toplantı;
-
-
-
- Kasım 1999 tarihinde Sarıkoç bölgesinde Mazgirtte ölen bir PKK üyesinin
gömülmesi;
Kaçarlar köyünde Pertekte 3 Aralık 2000 tarihinde ölü bulunan üç PKK
üyesinin anılması; Mart 2000 tarihinde, Uluslararası Kadınlar Günü vesilesiyle, kendisinin
basın açıklamasını bizzat okuması; Eylül 2000 tarihinde, Uluslararası Barış Günü vesilesiyle ve F tipi
cezaevlerinin yapımının faks yoluyla protesto edilmesi vesilesiyle Demokrasi
Platformu Derneği tarafından düzenlenen izinsiz toplantı;
- Aralık 2000 tarihinde, EMEK Platformu tarafından alınan karar üzerine, iş
yerinde grev yapma;
Bu şekilde, ilgili, sürekli olarak, KESK tarafından düzenlenen eylemlere katılmıştı. Bu
yüzden, ilgilinin OHAL Bölgesinde görev yapması tehlikeliydi ve bu durum kamu düzeni için
bir zarar teşkil ediyordu. Mart 2002 tarihli bir kararla, OHAL Bölge Valisinin talebi üzerine ve yukarıda
belirtilen KHK’lar ile 657 sayılı Kanun temelinde, başvuran Yozgat’a gönderilmiştir. Mart 2002 tarihinde, nakil kararı başvurana tebliğ edilmiştir.
HUKUK AÇISINDAN
I. AİHS’NİN 11. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
A. Kabuledilebilirlik hakkında
Hükümet iki açıdan kabuledilemezlik gerekçesi ileri sürmektedir.
1. Yetki bakımından uyuşmazlık
Hükümet, memurların statüsünün 657 sayılı Kanunla belirlendiğini ifade etmektedir.
Kamu hizmetinin kuralları “kamu yararı” kavramına dayanmaktadır ve kamu yetkilileri bir
miktar keyfiyete sahiptirler. AİHM’nin konuyla ilgili içtihadına atıfta bulunarak, Hükümet,
memurların işe alınmaları, kariyerleri ve görevlerinin durdurulmasına ilişkin itirazların, genel
olarak, AİHS’nin 6 § 1 maddesinin uygulama alanına girmediğini ileri sürmektedir.
Başvuran, bu sava itiraz etmektedir.
AİHM, başvuranın, AİHS’nin 6. maddesine ilişkin şikayette bulunmadığını tespit
etmektedir. Yine de, AİHM, kamu görevi yerine getiren bazı çalışanlarla ilgili uyuşmazlıkların
AİHS’nin 6 § 1 maddesinin alanına girdiğine ilişkin içtihadını hatırlatmaktadır. AİHM, kamu
görevi yerine getiren eğitim veya hastane personeliyle, hastabakıcılarla, ebelerle veya bir
Devlet Hastanesi laboratuarının teknik personeliyle ilgili uyuşmazlıkların da AİHS’nin 6 § 1
maddesinin alanına girdiğini tespit etmektedir (bkz. Knauth-Almanya, 41111/98 no’lu karar ve
Pellegrin-Fransa, 28541/95 no’lu karar). AİHM, davada, başvuranın, Bayındırlık ve İskan
Bakanlığı’nda teknisyen olarak çalıştığını tespit etmektedir. Burada, sahibinin, Devletin
egemenliğinin bir bölümünü elinde bulunduracağı kamu gücünün kullanılmasından ileri gelen
bir görev sözkonusu değildir.
Bu yüzden, AİHM, bu gerekçeyi reddetmektedir.
2. İç hukuk yollarının tüketilmemesi
Hükümet, İdari Yargılama Usulü Kanununun (İYUK) 11. maddesi temelinde,
başvuranın, hakkında verilen nakil kararının iptalini veya değiştirilmesini talep etmek için
yetkili makam nezdinde başvuru yapabileceğini ileri sürmektedir. Aynı şekilde, başvuran, İdare
Mahkemesi nezdinde iptal davası açabilirdi.
Başvuran, bu iddialara itiraz etmektedir.
AİHM, bu gerekçenin, başvuranın, AİHS’nin 11 ve 13 maddelerine ilişkin şikayetlerine
sıkı sıkıya bağlı olduğunu tespit etmektedir. Bu nedenle, AİHM, bu gerekçeyi esasla
birleştirmeye karar vermektedir.
B. Esas hakkında
Başvuran, görev yerinin değiştirilmesi kararının, kendisinin toplantı ve gösteri
yürüyüşü düzenleme hakkının ve dernek kurma hürriyetinin ihlalini teşkil ettiğini iddia
etmektedir. Başvuran, AİHS’nin 11. maddesine atıfta bulunmaktadır.
Hükümet, başvuranın daha önce bir sendika üyesi olduğunu ve bu hakkın, kendisinin
yerinin değiştirilmesinden sonra etkilenmediğini ileri sürmektedir. AİHS’nin 11. maddesi,
sendika üyesi bir memurun başka bir şehre veya göreve gönderilmesine ilişkin olarak,
sözkonusu memura diğerlerine nazaran bir dokunulmazlık veya daha avantajlı bir durum
atfetmemektedir.
Başvuran, bu argümanlara itiraz etmektedir. Başvuran, 5 Ekim 2001 tarihinde, OHAL
Bölge Valisi tarafından iletilen bilgi notuna atıfta bulunarak, KESK’e bağlı Enerji-Yapı Yol
Sen sendikasına üye olduğu için yerinin değiştirildiğini ileri sürmektedir.
AİHM, AİHS’nin 11 § 1 maddesinin, sendikal özgürlüğü dernek kurma hürriyetinin
özel bir şekli veya görünümü olarak sunduğunu; sözkonusu maddenin sendika üyelerine Devlet
tarafından uygulanması öngörülen belirli bir muameleyi ve özellikle sendika üyelerinin
yerlerinin değiştirilmemesi hakkını garanti altına almadığını hatırlatmaktadır (bkz Akat-
Türkiye, 45050/98 no’lu, 20 Eylül 2005 tarihli karar ve Syndicat national de la police belge-
Belçika, 27 Eylül 1975 tarihli, A serisi 19 no’lu karar).
AİHM, bireysel başvurudan ileri gelen bir davada, genel koşulları unutmadan, mümkün
olduğu kadar, kendisine başvurusu yapılan somut duruma ilişkin olarak ortaya çıkan
problemleri incelemekle yetinmesi gerektiğinin altını çizmektedir (bkz, diğerleri arasında,
Guzzardi-İtalya, 6 Kasım 1980 tarihli, A serisi 39 no’lu karar ve Young, James ve Webster-
İngiltere, 13 Ağustos 1981 tarihli, A serisi 44 no’lu karar). Bu nedenle, davada, yer değiştirme
kararının mevcut haliyle yerindeliğini değerlendirmek AİHM’nin görevi değildir. AİHM’nin
amacı, böyle bir kararın, başvuranın AİHS’nin 11. maddesi bakımından sendikal faaliyetler
yürütme hakkı üzerindeki sonuçlarını incelemektir.
AİHM, başvuranın, 285 sayılı KHK’nın 4g) ve 430 sayılı KHK’nın 3 a) maddeleri
temelinde OHAL Bölge Valisi tarafından kendisi aleyhinde alınan yer değiştirme kararının
AİHS’nin 11. maddesindeki düzenlemeleri hiçe saydığından şikayet ettiğini tespit etmektedir.
AİHM, daha sonra, bu kararın kanunla öngörülmüş olduğunu gözlemlemektedir. Öte yandan,
başvuranın statüsünün 657 sayılı Kanunla belirlendiğine itiraz edilmemektedir.
Davada, AİHM, başvuranın statüsünün, ilke olarak, kamu hizmetinin gereksinimleri
doğrultusunda, başka bir göreve yada başka bir şehre gönderilme imkanını öngördüğünü kabul
etmektedir. Hal böyleyken, AİHM, değerlendirmesine sunulan unsurlara göre, başvuranın,
uyuşmazlık kararının, AİHS’nin 11. maddesince tanındığı şekliyle, kendisinin dernek kurma
hürriyeti hakkının özüne ilişkin bir zorlama ya da saldırı teşkil ettiği hususunu yeterince ve
ikna edici şekilde desteklediğini tespit etmektedir. Aslında, OHAL Bölge Valisi tarafından
iletilen 5 Ekim 2001 tarihli bilgi notundan, açıkça, ilgilinin “KESK tarafından hazırlanan
eylemlere sürekli olarak katıldığı, bu nedenle, OHAL Bölgesinde görev yapıyor olmasının
tehlikeli olduğu ve kamu düzeni için zararlı olduğu” sonucu çıkmaktadır (bkz, a contrario,
Akat; Bulğa ve diğerleri-Türkiye, 43974/98 no’lu, 20 Eylül 2005 tarihli karar; Ertaş Aydın ve
diğerleri-Türkiye, 43672/98 no’lu, 20 Eylül 2005 tarihli karar). Kendisinin de kabul ettiği gibi,
ilgili, Tunceli’ye giderek yer değiştirmesinden sonra, sendikal faaliyetlere katılabilmiş olsa da,
AİHM, bu önlemin ilgilinin Enerji-Yapı Yol Sen sendikasına üye olması nedeniyle alındığı
görüşündedir. Sonuç olarak, uyuşmazlık konusu karar, Hükümetin ileri sürdüğü gibi, Devletin
kamu hizmetinin iyi şekilde yönetilmesinin idaresi ve yürütülmesi kapsamına girmemekteydi.
Bu nedenle, mevcut davanın koşullarının bütünü ışığında, AİHM, nakil kararının,
ulusal makamların, başvuranların sendikal faaliyetlerini yürütme hakkına bir müdahale olarak
kabul edilebileceğini tespit etmektedir. İlgiliyi, yasal olarak kurulmuş bir sendikaya üye
olmasından dolayı, başka bir bölgede bulunan bir şehre göndermeye ilişkin bu şekil bir karar
demokratik bir toplumda gerekli değildi.
Dolayısıyla, AİHS’nin 11. maddesi ihlal edilmiştir.
II. AİHS’NİN 13. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
Başvuran, OHAL Bölge Valisi tarafından, aleyhinde alınan karara itiraz etmek için
başvuru yollarının bulunmamasından şikayet etmektedir. Başvuran, AİHS’nin 13. maddesine
atıfta bulunmaktadır.
Hükümet, özet olarak, başvuranın, yer değiştirmesine ilişkin kararın kanuniliğini
kontrol etmek için idari makamlara başvurabileceğini ileri sürmektedir.
AİHM, AİHS’nin 13. maddesinin, iç hukukta, AİHS’nin tanıdığı hak ve
özgürlüklerinden, sunuldukları mevcut şekilleriyle yararlanılabilmesine imkan verecek bir
başvuru yolunun bulunmasını garanti altına aldığını hatırlatmaktadır. Dolayısıyla, bu
düzenlemenin sonucu, AİHS’ye dayanan “savunulabilir bir şikayetin” içeriğini incelemeye ve
uygun olan telafi şeklini sunmaya elverişli bir iç hukuk yolunun varlığını şart koşmaktır (bkz,
diğerleri arasında, Kudla-Polonya, 30210/96 no’lu karar).
AİHS’nin 13. maddesinin Sözleşmeci Devletler üzerinde ağırlığını hissettirdiği
müeyyidenin önemi başvuranın şikayetinin niteliğine göre değişmektedir. Bununla birlikte,
AİHS’nin 13. maddesince şart koşulan başvuru yolu hukukta olduğu kadar uygulamada da
“etkin” olmalıdır ( bkz, örneğin, İlhan-Türkiye, 22277/93 no’lu karar). AİHS’nin 13. maddesi
uyarınca, bir “başvuru yolunun etkinliği” başvuranın lehinde bir sonucun kesinliğine bağlı
değildir. Aynı şekilde, bu düzenlemede bahsi geçen, “makam” bir hukuk kurumu olmak
zorunda değildir ama o halde yetkileri ve sunduğu garantiler, nezdinde gerçekleşen başvurunun
etkinliğini değerlendirmek için devreye girmektedirler. Bunun dışında, iç hukuk tarafından
sunulan başvuru yollarının bütünü, bunlardan hiçbiri tam olarak ona cevap vermese bile,
AİHS’nin 13. maddesinin gereklerini yerine getirebilir (bkz, diğerleri arasında, Silver ve
diğerleri-İngiltere, 25 Mart 1983 tarihli, A serisi 61 no’lu karar ve Chahal-İngiltere, 15 Kasım tarihli karar).
Davada, AİHM, OHAL Bölge Valisine yer değiştirme hususunda geniş imtiyazlar
tanıyan 285 sayılı KHK’nın 4 g) ve 430 sayılı KHK’nın 3 a) maddeleri temelinde, OHAL
Bölge Valisinin, başvuranın bu bölgenin dışında bulunan bir şehre gönderilmesini talep
edebileceğini hatırlatmaktadır. Daha önce, AİHM’nin, OHAL Bölge Valisine yetkiler atfeden
düzenlemeler kadar bu düzenlemelerin uygulanmasının da hukuki kontrolün dışında olduğunu
hatırlatma fırsatı olmuştur (bkz. Çetin ve diğerleri). Bu şekil yetkiler karşısında, davadaki gibi
Valinin talebi üzerine yer değiştirme konusunda hukuki kontrolün bulunmaması, olası
suistimalleri bertaraf etmek veya sadece, bu şekilde alınan kararların kanuniliğini kontrol
etmeye imkan vermek için yeterli garantiler sunmamaktadır (bkz Ertaş Aydın ve diğerleri).
Sonuç olarak, OHAL Bölge Valisinin eylemlerine ilişkin hukuki başvuru yolları, AİHS’nin 13.
maddesinin amaçları doğrultusunda “etkinlik” kriterini yerine getirmemektedir çünkü şart
koşulan başvuru yolu uygulama da olduğu gibi hukukta da etkin değildir (bkz, diğerleri
arasında, Bulğa ve diğerleri).
Bu yüzden, başvuranın, iç hukuk yollarını tüketme zorunluluğundan muaf olduğunu
kabul etmek yerindedir. Dolayısıyla, AİHM, Hükümetin itirazını reddetmektedir.
Bu nedenle, AİHM, iç hukukta, ulusal bir makam önünde, OHAL Bölge Valisi
tarafından başvuran aleyhinde alınan yer değiştirme kararına itiraz etmeye imkan verecek bir
başvuru yolunun yokluğundan dolayı AİHS’nin 13. maddesinin ihlal edildiği kanaatindedir.
III. AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
A. Zarar
Başvuran, manevi zarar adı altında 10 000 Euro talep etmektedir. Bunun yanı sıra,
başvuran, maddi zarar adı altında aşağıdaki şekilde hesap dökümü yapılan 5 010 Euro’luk
miktar talep etmektedir:
- Nakil yeri olan Yozgat’ta 2001, 2002 ve 2003 yıllarında ödenen kiralar için 895 Euro;
- Elazığ’daki kirası için 1 590 Euro;
- Bu dönem boyunca, Tunceli’deki sendika toplantılarına katılımı dolayısıyla yaptığı
seyahat masrafları için 378 Euro;
- Tadilat masrafları için 2 147 Euro.
Hükümet, bu miktarlara itiraz etmektedir.
Maddi zarar hakkında, AİHM, maddi zarara ilişkin talebi talebin yeterince
desteklenmediğini ve böylece reddedilmesi gerektiğini tespit etmektedir.
Manevi zarara ilişkin olarak, AİHM, başvuranın, bir sendika üyesi olmasından ve buna
bağlı eylemlerinden dolayı görev yerinin değiştirilmesinin ve iç hukukta ulusal bir mahkeme
önünde aleyhinde alınan nakil kararına itiraz etmeye imkan veren bir başvuru yolunun
bulunmamasının başvurana bir miktar sıkıntı yaratmış olması gerektiğini kabul etmektedir.
AİHM, hakkaniyetle karar vererek, başvurana manevi zarar adına 2 500 Euro ödenmesine
karar vermiştir.
B. Masraf ve harcamalar
Başvuran, AİHM önünde yaptığı harcamalar için 2 187 Euro’luk bir miktar ve yazışma
masrafları için 130 Euro talep etmektedir.
Hükümet, bu miktarlara itiraz etmektedir.
AİHM, dosyadaki unsurlara gözönüne alarak, talep edilen miktarın aşırı olmadığını ve
zaten bu miktarların haklılığının yeterince ortaya konduğunu tespit etmektedir. Hakkaniyetle
karar vererek, AİHM, toplamda, talep edilen 2 317 Euro’luk miktarın ödenmesine karar
vermektedir.
C. Gecikme Faizi
AİHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz
oranına üç puanlık bir artışın ekleneceğini belirtmektedir.
BU NEDENLERLE, AİHM,
1. Oybirliğiyle, Hükümetin yetki uyuşmazlığına ilişkin itirazının reddedilmesine;
2. Oybirliğiyle, Hükümetin iç hukuk yollarının tüketilmemesine ilişkin itirazını esasla
birleştirmeye ve bu itirazın reddedilmesine;
3. Oybirliğiyle, başvurunun kabuledilebilir olduğuna;
4. Bire karşı altı oyla, AİHS’nin 11. maddesinin ihlal edildiğine;
5. Oybirliğiyle, AİHS’nin 13. maddesinin ihlal edildiğine;
6. Bire karşı altı oyla,
a) AİHS’nin 44 § 2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay
içinde, ödemenin yapıldığı tarihteki döviz kuru üzerinden Y.T.L.’ye çevrilmek
üzere ve miktara yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutularak, Savunmacı
Hükümet tarafından başvurana manevi zarar için 2 500 Euro (iki bin beş yüz
Euro) ve masraf ve harcamalar için 2 317 (iki bin üç yüz on yedi) Euro
ödenmesine;
b) Sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar
Hükümet tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan
faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda faiz uygulanmasına;
7. Adil tazmine ilişkin diğer taleplerin reddine;
karar vermiştir.
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM’nin iç tüzüğünün 77 §§ 2 ve 3
maddesine uygun olarak 14 Kasım 2006 tarihinde yazıyla bildirilmiştir.
Mevcut kararın ekinde, AİHS’nin 45 § 2 maddesi ve iç tüzüğün 74 § 2 maddesi
uyarınca aşağıdaki görüşlerin sunumu bulunmaktadır:
- Hakim Mularoni’nin Hakim Costa’nın da katıldığı mutabık oy görüşü;
- Hakim Türmen’in ayrık oy görüşü.
HAKİM MULARONİ’NİN, HAKİM COSTA’NIN
KATILDIĞINI BEYAN ETTİĞİ MUTABIK OY GÖRÜŞÜ
Çoğunluğun AİHS’nin 11 ve 13 maddelerinin ihlal edildiğine ilişkin görüşünü
paylaşıyorum.
Bununla birlikte, AİHS’nin 11. maddesine ilişkin olarak aşağıdaki hususların altını
çizmek istiyorum:
AİHS’nin 11. maddesinin ihlal edildiği tespitine varmak için, çoğunluk, ilk olarak,
müdahalenin “meşru bir amacı olup olmadığını incelemeden” “demokratik bir toplumda
müdahalenin gerekliliği” hususu üzerinde durmaktadır.
Ademyılmaz ve diğerleri-Türkiye (41496/98, 41499/98, 41501/98, 41502/98,
41959/98, 41602/98 ve 43606/98 no’lu, 21 Mart 2006 tarihli) davalarındaki mutabık oy
görüşümde belirttiğim gibi, eğer bir memurun yeri sendika üyesi olmasından dolayı
değiştirildiyse, bu yer değiştirmenin AİHS’nin 11. maddesinin ihlaline yol açtığı
kanaatindeyim çünkü aslında kanun tarafından öngörülen bir araç (yer değiştirme) meşru bir
amaca (kamu hizmetinin iyi yönetilmesi) ulaşmak için değil de kanun tarafından
öngörülmeyen ve AİHS’nin 11. maddesince yasaklanmış olan ve özellikle sendika
üyeliğinden caydırmayı öngören farklı bir amaca ulaşmak için kullanılmaktadır.
Davada, müdahalenin meşru bir amacı olmadığı için, ancak AİHS’nin 17 ve 18
maddeleriyle birlikte değerlendirilebilecek şekilde AİHS’nin 11. maddesinin ihlal edildiği
sonucuna varmaktayım.
HAKİM TÜRMEN’İN AYRIK OY GÖRÜŞÜ
Çoğunluğun üzerinde hemfikir olduğu AİHS’nin 11. maddesinin ihlal edildiği tespitini
benimsememiş olduğum için üzgünüm.
Tunceli’de Bayındırlık ve İskan Bakanlığı Müdürlüğü’nde memur olan ve kamu
sektörü sendikası üyesi olan başvuran, OHAL Bölge Valisinin talebi üzerine Yozgat’a
gönderilmiştir.
AİHM’nin ikinci dairesi, benzer bazı davalarda verdiği kararlarda (özellikle Akat-
Türkiye, 45050/98, 20 Eylül 2005 tarihli karar, Bulğa ve diğerleri-Türkiye, 43974/98 no’lu, 20
Eylül 2005 tarihli karar ve Ertaş Aydın ve diğerleri-Türkiye, 43672/98 no’lu, 20 Eylül 2005
tarihli karar), AİHS’nin 11. maddesinin, esas olarak, başvuranların naklinin, onları, sendikal
faaliyetlerini yürütmekten veya bir sendikaya katılma haklarını kullanmaktan alıkoymadığı
gerekçesiyle ihlal edilmediği sonucuna varmıştır. Aynı şekilde, AİHM, sözkonusu kararlarda,
uyuşmazlık konusu önlemlerin Devletin kamu hizmetinin iyi şekilde yönetiminin idaresi ve
uygulanması kapsamında olduklarını ve Sözleşmeci tarafların memurların nakli konusunda
geniş bir takdir yetkisinden yararlandıklarını belirtmiştir (Ertaş Aydın ve diğerleri).
Mevcut davayı adı geçen davalardan ayırmaya ve AİHM’nin yukarıda hatırlatılan
içtihattan ayrılmasına elverişli hiçbir unsur tespit etmemekteyim. Çoğunluk, başvuranın Enerji
Yapı Yol Sen sendikasına üye olmasından dolayı nakline karar verildiği fikrine dayanarak,
mevcut davayla adı geçen davalar arasında ayrım yapıyor gözükmektedir. OHAL Bölge
Valisi tarafından sağlanan açıklamaların dikkatli şekilde okunması, uyuşmazlık konusu
önlemin ilgilinin şu veya bu sendikaya üye olmasıyla hiç ilgisi olmadığını göstermiş olurdu.
Başvuran hakkındaki itiraz edilen nakil emri aşağıdaki gerekçelerle verilmiştir. Başvuran: a)
bir PKK üyesinin cenaze törenine katılmıştır, b) birçok PKK üyesi anısına bir mezarlıkta
düzenlenen törene katılmıştır, c) Uluslararası Kadınlar Günü vesilesiyle bir basın açıklamasını
kamuoyu önünde okumuştur, d) fakslar göndererek, F tipi cezaevlerine karşı düzenlenen bir
kampanyaya katılmıştır, e) EMEK Platformu tarafından düzenlenen “grev” eyleminde yer
almıştır.
Yukarıda belirtilen eylemlerin, ilgilinin bir sendikaya üye olmasıyla hiçbir ilgisi yoktu.
OHAL Bölge Valisinin, başvuranın sürekli olarak KESK tarafından düzenlenen eylemlere
katıldığını belirterek başvuranın nakli talebini sonuçlandırdığı doğrudur. Bununla birlikte,
başvuranın KESK’e üye olmasından dolayı mı bu şekilde davrandığı yada bu örgüte üye
olmasa da aynı şekilde mi davranacağı hususunu bilmenin önemi yoktur çünkü her birey,
herkese açık olan ve şu veya bu sendikanın üyelerinin katılımına özgü olmayan bu tip
eylemlere katılabilir. Aslında, ilgili, bir sendika üyesi olduğu için değil, bazı eylemlere
katıldığı için başka bir bölgeye gönderilmiştir. Öte yandan, hiçbir şeyin, başvuranın görev
yerinin değiştirilmesinden sonra aynı sendikanın üyesi olarak kalmasına engel teşkil etmediği
şüphesizdir. Bu koşullarda, ilgilinin başka bir bölgeye gönderilmesiyle bir sendika üyesi
olması arasında doğrudan bir bağ kurmak zor görünmektedir. Bunun için, mevcut kararda,
AİHM’nin yerleşik içtihadını gözden geçirmesini haklı gösterecek hiçbir argüman
görmemekteydim.
AİHM, 18 Ocak 2001 tarihinde Chapman-İngiltere (27238/95 no’lu) davasında
verdiği kararında “önceki kararlardan geçerli sebep olmaksızın uzaklaşmamasının hukuki
güvenlik, öngörürlük ve kanun önünde eşitliğin lehine olduğu kanaatinde olduğunu”
belirtmiştir. Davada, AİHM’nin önceki kararlardan ayrılmasını haklı gösterecek nitelikte
hiçbir “geçerli gerekçe” ayırt etmemekteyim.
Sonuç olarak, AİHS’nin 11. maddesinin ihlal edilmediği kanaatindeyim.
10
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 14.07.2026. · Źródło