20868/04
WyrokETPCz2009-11-24ECLI:CE:ECHR:2009:1124JUD002086804
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
Czy pozbawienie własności gruntów, które zostały przeklasyfikowane na grunty leśne, bez wypłaty odszkodowania, stanowi naruszenie prawa do poszanowania mienia z art. 1 Protokołu nr 1 do Konwencji?Ratio decidendi
Trybunał uznał, że doszło do pozbawienia własności w rozumieniu art. 1 Protokołu nr 1. Stwierdził, że ingerencja ta służyła uzasadnionemu celowi publicznemu, jakim jest ochrona przyrody i lasów. Jednakże, Trybunał podkreślił, że pozbawienie własności bez wypłaty odszkodowania odpowiadającego wartości nieruchomości stanowi nadmierne obciążenie dla jednostki i narusza wymóg zachowania „sprawiedliwej równowagi” między interesem publicznym a ochroną praw jednostki. Całkowity brak odszkodowania w tej sprawie został uznany za niezgodny z art. 1 Protokołu nr 1.Stan faktyczny
W 1957 roku dwie działki o powierzchni 5 037 m² i 6 737 m² w Sapanca Uzunkum zostały zarejestrowane jako grunty rolne na nazwisko rodziny skarżących. W 1993 roku, w ramach prac katastralnych, grunty te zostały przeklasyfikowane na grunty leśne przez Komisję Katastralną. W 2001 roku część skarżących wniosła pozew o unieważnienie tej klasyfikacji, jednak sądy krajowe (Sąd Cywilny Pierwszej Instancji w Sapanca, Sąd Kasacyjny) odrzuciły ich roszczenia, potwierdzając status gruntów jako leśnych i odmawiając odszkodowania. Skarżący twierdzili, że nabyli grunty w 1957 roku i użytkowali je przez ponad trzydzieści lat, argumentując, że nawet jeśli są to grunty leśne, państwo powinno wypłacić im odszkodowanie.Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: 1. Stwierdza, że skarga jest dopuszczalna. 2. Stwierdza naruszenie art. 1 Protokołu nr 1. 3. Zasądza, aby państwo pozwane wypłaciło skarżącym wspólnie 175 000 EUR tytułem szkody majątkowej oraz 5 000 EUR tytułem kosztów i wydatków. 4. Odrzuca pozostałe żądania zadośćuczynienia.Pełny tekst orzeczenia
CONSEIL DE
L'EUROPE
AVRUPA
KONSEY
Đ
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ
KÖK VE DĐĞERLERĐ - TÜRKĐYE DAVASI
(Baꢀvuru no: 20868/04)
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ
STRAZBURG Kasım 2010
Đꢀbu karar Sözleꢀme’nin 44 / 2 maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecek olup
ꢀekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.
______________________________________________________________________________________
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2010. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan ve (20868/04) numaralı baꢀvurunun nedeni on
üç T.C. vatandaꢀı Ömer Kök, Ali Tunç, Rafet Kök, Recep Kök, Zeynep ꢁenoğlu, Emine
Gevren, ꢁükriye Tezcan, Rukiye Yücetürk, Hüsniye Can, Nazmiye Yazar, Kerime Kök,
Melek Makarnacı ve Necmiye Kök’ün (baꢀvuranlar) 5 Mayıs 2004 tarihinde Avrupa Đnsan
Hakları Mahkemesi’ne Avrupa Đnsan Hakları Sözleꢀmesi’nin (AĐHS) 34. maddesi uyarınca
yaptığı baꢀvurudur.
Baꢀvuranlar Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi (AĐHM) önünde Sakarya ve Kocaeli Barosu
avukatlarından G. Çanga ve H.R. Arda tarafından temsil edilmektedir.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOꢁULLARI
Baꢀvuranlar sırasıyla 1930, 1934, 1965, 1963, 1947, 1936, 1939, 1941, 1942, 1968, 1939, ve 1961 doğumlu olup Sapanca’da ikamet etmektedir. yılında Sapanca Uzunkum’da bulunan 5.037 ve 6.737 m2’lik araziler tarım alanı olarak
vasıflandırılmıꢀ ve tapu kadastro kayıtlarında baꢀvuranların ailesi adına tescil ettirilmiꢀtir
(sırasıyla 320 ve 414 numaralı parseller). Ocak 1993 tarihinde tapu kadastro çalıꢀmalarının sınırlandırılması vesilesiyle Tapu
Kadastro 1 numaralı Tespit Komisyonu sözkonusu taꢀınmazları orman arazisi sınırları içinde
göstermiꢀtir. Ekim 2001 tarihinde baꢀvuranlar (Ömer Kök, Ali Tunç, Zeynep ꢁenoğlu, Emine Gevren,
ꢁükriye Tezcan, Rukiye Yücetürk ve Hüsniye Can) taꢀınmazların Tapu kadastro tespit
komisyonu tarafından ormanlık arazi olarak vasıflandırılmasının iptali istemiyle Orman Genel
Müdürlüğü aleyhinde Sapanca Asliye Hukuk Mahkemesi önünde dava açmıꢀlardır.
Sapanca Tapu ve Kadastro Müdürlüğü 17 Ekim 2001 tarihinde dosyaya tapu kayıtlarının
durumunu eklemiꢀtir. Bu belgelere göre, 9 Nisan 1993 tarihinde tapu kaydına sözü edilen bu
parsellerin satıꢀını engelleyen bir ꢀerh konulmuꢀtur. Bu kayıtlar aynı zamanda 13 Ağustos yılından bu yana taꢀınmazların maliklerinin değiꢀtiğini göstermektedir; 14 Mart 1998
tarihinde baꢀvuranlar Ömer Kök, Ali Tunç, Zeynep ꢁenoğlu, Emine Gevren, ꢁükriye Tezcan,
Rukiye Yücetürk, Hüsniye Can ve Đsmail Kök (18 ꢁubat 2002’de vefat etmiꢀtir) bu iki
parselin malikleri konumundaydı.
Asliye hukuk mahkemesi 18 Temmuz 2002 tarihinde baꢀvuranların bu talebini reddetmiꢀtir.
Mahkeme, zilyetliğinde bulunması nedeniyle taꢀınmazların o dönemde baꢀvuranların ailesi
adına tescil edildiğini, fakat 1993 yılında orman alanı sınırlandırması çalıꢀmalarının ve 10
Nisan 2002 ve 24 Haziran 2002 tarihlerinde yapılan alan ekspertiz incelemelerinin, topografi
haritalarının ve bilirkiꢀi raporlarının sözü edilen alanın orman arazisi olduğunu ortaya
koyduğu saptamasını yapmıꢀtır.
Baꢀvuranlar 10 Ocak 2003 tarihinde bu karara karꢀı temyize gitmiꢀtir. Adı geçenler bu
arazileri 1957 yılında edindiklerini ve otuz yıldan fazla bir süre kullandıklarını iddia ederek
sürerek taꢀınmazlar orman arazisi olarak nitelendirse bile, Devletin kendilerine tazminat
ödemesi gerektiğini savunmuꢀlardır.
Yargıtay 24 Mart 2003 tarihinde temyize gidilen kararı onamıꢀtır.
Yargıtay 6 Ekim 2003 tarihinde baꢀvuranlar tarafından yapılan kararın düzeltme talebini
reddetmiꢀtir. Yargıtay’ın bu kararı 5 Kasım 2003 tarihinde tebliğ edilmiꢀtir.
HUKUK
I. AĐHS’YE EK 1 NO’LU PROTOKOL’ÜN 1. MADDESĐ’NĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ
ĐDDĐASI HAKKINDA
Baꢀvuranlar kendilerine tazminat vermeksizin tapu senetlerinin iptal edilmesinin Ek 1 no’lu
Protokol’ün 1. maddesinde yer alan mülkiyet hakkına aykırı bir durumu teꢀkil ettiğinden
ꢀikayetçidir.
Hükümet bu iddiaya karꢀı çıkmaktadır.
A. Kabuledilebilirlik hakkında
Hükümet baꢀvuranların iç hukuk yollarını tüketmedikleri gerekçesiyle AĐHM’yi baꢀvuruyu
kabuledilemez ilan etmeye çağırmaktadır.
Hükümet öncelikli olarak, benzer koꢀulları içeren ve Orman Genel Müdürlüğü’nün talebi
üzerine tapusu yargı kararı ile iptal edilerek Hazine adına tescil edilen bir davada, davayı açan
bir kimsenin tazminat elde ettiğine değinmekte, bu kararda, Đzmir Asliye Hukuk Mahkemesi
Hazinenin bizzat bahse konu taꢀınmazın niteliğini göz önünde bulundurmaksızın satıꢀını
gerçekleꢀtirmesi dolayısıyla ilgiliye tazminat ödemesi gerektiğine hükmettiğini ifade
etmektedir.
Hükümet ayrıca, baꢀvuranların 25 Ocak 1993 tarihli tapu kadastro komisyonunun çalıꢀmalarına
o dönemde yürürlükte bulunan hükümler çerçevesinde kendilerine tanınan sürede itiraz
etmediklerini savunmaktadır.
Hükümet son olarak, Đsmail Kök’ün mirasçıları (Rafet Kök, Recep Kök, Nazmiye Yazar,
Kerime Kök, Melek Makarnacı ve Necmiye Kök) ile Orman Genel Müdürlüğü arasındaki
davanın iç hukukta halen derdest olduğunu belirterek, baꢀvuranların temsilcisinin baꢀvuranlar
açısından bu davanın sonucunu beklemelerinin yersiz olduğunu ileri sürdüğü sözlerine
eklemektedir.
Baꢀvuranlar Hükümetin savına itiraz ederek sözkonusu bu mahrumiyet kararına karꢀı iç
hukukta herhangi bir baꢀvuru yolunun mevcut olmadığını iddia etmekte, bu doğrultuda,
kadastro komisyonunun arazinin niteliğine iliꢀkin kararlarına itiraz etme ve mahrumiyet
nedeniyle tazminat talep etme süresinin on yıl içinde mümkün olabileceği açıklamasını
yapmaktadırlar. Kadastro komisyonunun kararları öncesinde herhangi bir tazminat baꢀvurusuna
gidilemediğinden bu baꢀvuru yolları ancak teoride mümkün olabilmektedir. Her halükarda,
Türk Hukuk’unda etkili bir baꢀvuru yolunun mevcut olduğunu gösterir bir içtihat yer
almamaktadır.
Ocak 1993 tarihli kadastro komisyonunun kararlarına itiraz ile ilgili olarak baꢀvuranlar
yetkili bir mahkeme önünde açılan davanın on yıllık sürede uygulanabilir olduğunu iddia
etmektedir.
Baꢀvuranlar Đsmail Kök’ün mirasçıları için açılan davanın sürdüğü konusuna itiraz ederek
halen devam eden hiçbir davanın olmadığını iddia etmekte, bu doğrultudaki tek davanın 12
Ekim 2001 tarihinde Ömer Kök, Ali Tunç, Zeynep ꢁenoğlu, Emine Gevren, ꢁükriye Tezcan,
Rukiye Yücetürk ve Hüsniye Can tarafından açıldığını dile getirmektedir. Davanın açıldığı
dönemde Đsmail Kök halen hayattaydı ve sağlık durumu nedeniyle duruꢀmaya katılamamıꢀtı.
Đsmail Kök’ün 18 ꢁubat 2002 tarihinde vefat etmesinin ardından her iki parsel üzerindeki
mülkiyet hakkı mirasçılarına (Rafet Kök ve Recep Kök, Nazmiye Yazar, Kerime Kök, Melek
Makarnacı ve Necmiye Kök) geçmiꢀtir. Baꢀvuranlar ayrıca, baꢀvuranların bir bölümü
tarafından yapılan baꢀvurunun ihtilaf konusu parseller üzerinde bütün baꢀvuranların mülkiyet
hakkını öne sürmek bakımından yeterli olacağını öne sürmektedir.
AĐHM, Hükümetin ilk iki itirazına iliꢀkin, daha önce de benzer itirazların dile getirildiğini ve
bunların reddedildiğini hatırlatır (Bkz. diğerleri arasında, Rimer vd.-Türkiye kararı, no:
18257/04, 10 Mart 2009). Mevcut baꢀvuruda benimsediği bu kararın dıꢀına çıkılmasını
gerektirecek herhangi bir özel durumun sözkonusu olmadığını belirtir. AĐHM bu nedenle
Hükümetin ön itirazının her iki bölümünü de reddetmektedir.
AĐHM, iç hukukta Đsmail Kök’ün mirasçılarının davalarının halen derdest olduğu hususunda
ise dava dosyasından Hükümetin bu savı destekleyici bir kanıt unsurunu sunmadığını
saptamaktadır. AĐHM sonuç itibarıyla, Hükümetin bu doğrultudaki itirazını da reddetmektedir.
B. Esasa dair
AĐHM, hâlihazırda Ek 1 no’lu Protokol’ün 1. maddesinin ilk bendinin ikinci cümlesi
anlamında baꢀvuranların mülkiyet hakkına yönelik mülkten ‘yoksun bırakma’ olarak
değerlendirilmesi gereken bir müdahalenin var olduğunu tespit etmektedir.
Ulusal mahkemeler tarafından öne sürülen gerekçeler ıꢀığında, AĐHM baꢀvuranların
mülkiyetinden yoksun bırakılması iꢀleminin Ek 1 no’lu Protokol’ün 1. maddesinin birinci
bendinin ikinci paragrafı gereğince genel menfaatler çerçevesinde tabiatın ve ormanların
korunması amacını güttüğü kanısındadır (Bkz. diğerleri arasında, ꢁatır-Türkiye kararı, no:
36192/03, 10 Mart 2009).
AĐHM, baꢀvuranların dile getirdiği ꢀikayete benzer bir ꢀikayeti daha önce de incelediğini ve
Ek 1 no’lu Protokol’ün 1. maddesinin ihlal edildiği sonucuna vardığını hatırlatır. Bunun yanı
sıra, taꢀınmazın değeri ile uyuꢀmayan makul bir meblağ ödemeksizin mülkiyetten yoksun
bırakmanın aꢀırı bir müdahaleyi oluꢀturduğunu ve istisnai koꢀullarda toplam bir tazminatın
yokluğunun Ek 1 no’lu Protokol’ün 1. maddesi ile bağdaꢀmadığını dile getirmektedir (Bkz.
sözü edilen Turgut vd-Türkiye no: 36192/03 ve özellikle söz edilen ꢁatır vd.). Mevcut
baꢀvuruda, baꢀvuranlar taꢀınmazlarının Orman Genel Müdürlüğüne devredilmesini müteakip
herhangi bir tazminat elde edememiꢀtir. AĐHM, Hükümetin bu davanın farklı bir sonuca
ulaꢀmasını sağlayacak ikna edici hiçbir tespit ve delil sunmadığını tespit etmiꢀtir (Bkz. sözü
edilen Turgut vd.-Türkiye ve ꢁatır-Türkiye).
Bu nedenle Ek 1 no’lu Protokol’ün 1. maddesi ihlal edilmiꢀtir.
II. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐ’NĐN UYGLANMASI HAKKINDA
A. Maddi tazminat
Baꢀvuranlar maddi zarara uğradıklarını ileri sürerek 320 numaralı parsele değin 151.110 TL
ve 414 numaralı parsel için 192.210 TL olmak üzere toplam 343.320 TL (yaklaꢀık 216.880
Euro) tazminat talep etmektedir. Baꢀvuranlar bu bağlamda, Sapanca Asliye Hukuk
Mahkemesine 4 Mayıs 2004 tarihinde iletilen bilirkiꢀi raporunu dayanak göstermektedir.
Hükümet AĐHM’yi aꢀırı ve dayanaktan yoksun olarak nitelendirdiği bu meblağları
reddetmeye davet etmekte, sözü edilen bilirkiꢀi raporunun tek taraflı olarak baꢀvuranların
isteğiyle hazırlandığını savunmaktadır. Hükümete göre mezkur taꢀınmazlar ormanlık alanın
bir bölümünü oluꢀturmaktadır ve özel bir mülkiyet konusunu teꢀkil edemez. Bu nedenle
taꢀınmazların herhangi bir satıꢀ değeri yoktur.
AĐHM, ihlalin tespit edildiği bir baꢀvuruda Savunmacı Hükümetin ihlali gidermek ve ihlalden
önceki duruma mümkün olduğunca dönülmesini sağlayacak ꢀekilde ihlalin sonuçlarını
ortadan kaldırmak yükümlüğünün bulunduğunu hatırlatır (Bkz. Iatridis-Yunanistan (adil
tatmin) no: 31107/96). Bir davaya taraf Sözleꢀmeci Devletlerin, prensip olarak, ihlale
hükmedilen bir kararın gereklerini yerine getirmek için baꢀvuracakları yolları seçme
serbestliği bulunmaktadır. Bir kararın nasıl icra edileceğine iliꢀkin takdir yetkisi ile,
Sözleꢀmeci Devletlerin, AĐHS’nin temel yükümlülüğü olan “güvence altına alınan hak ve
özgürlükleri tanıma” (1. madde) yükümlülüğü ile uyumlu bir seçme hakkı kastedilmektedir.
Đhlalin doğası restitutio in integrum’a müsaitse, bunu yerine getirmek Savunmacı Devlete
düꢀer, zira AĐHM’nin bunu bizzat yapmaya ne yetkisi ne imkânı bulunmaktadır. Buna karꢀılık
ulusal hukuk ihlalin sonuçlarını ortadan kaldırmaya olanak tanımıyor ve/veya ancak kısmen
giderebiliyorsa, bu durumda AĐHS’nin 41. maddesi AĐHM’yi, mağdura uygun göreceği bir
telafiyi sağlama yetkisi vermektedir (Bkz. Brumarescu-Romanya (adil tatmin) no: 28342/95).
AĐHM bununla birlikte, Ek 1 no’lu Protokol’ün 1. maddesinin yalnızca tazminat ödenmemesi
dolayısıyla ihlal edildiği sonucuna varmaktadır. Bu baꢀvuruda, tespit edilen ihlalin doğası
restitutio in intergrum’un uygulanmasına olanak tanımamaktadır. Benzer bir durumda geri
verme iꢀleminin meꢀruluğu Savunmacı Devlet tarafından tazminin belirlenmesinde esas
alınacak kıstasların uygulanmasına da yansımaktadır, meꢀru yollardan yoksun bırakmanın
mali sonuçları yasaya aykırı olarak el koyma ile bir tutulamaz (Bkz. Scordino-Đtalya (no1)
no:36813/97 ve Eski Yunanistan Kralı vd.-Yunanistan (adil tatmin) no: 25701/94, 28 Kasım
2002).
AĐHM, aynı konuyu içeren benzer davalarda dile getirdiklerini bir kez daha hatırlatır (Bkz.
sözü edilen Turgut vd.-Türkiye ve ꢁatır-Türkiye kararı):
« Tabiatın ve ormanların ve daha genel olarak da çevrenin korunması, kamuoyunda ve dolayısıyla kamu
makamları nezdinde sürekli ve desteklenen bir ilgiyle savunulan bir değerdir. Çevrenin korunmasına iliꢀkin
mülahazalar sözkonusu olduğunda, bilhassa da devlet konuyla ilgili olarak bir yasal düzenlemeye gitmiꢀse,
ekonomik zorunluluklar ve hatta mülkiyet hakkı gibi bazı temel haklar öncelik arz etmemelidirler (…) ».
AĐHM yerleꢀik içtihadına göre taꢀınmazın değeri ile uyuꢀan makul bir meblağa
hükmetmeksizin mülkten yoksun bırakmak aꢀırı bir müdahaleyi oluꢀturmaktadır. Bunun yanı
sıra Ek 1 no’lu Protokol’ün 1. maddesi her halükarda tam bir tazmini güvence altına
almamaktadır. Bu itibarla, «kamu yararı» güden meꢀru amaçlar doğrultusunda kamulaꢀtırılan
taꢀınmazların gerçek değerinin altında bir meblağa hükmedilebilir (Bkz. mutatis mutandis,
Lithgow vd.-Birleꢀik Krallık 8 Temmuz 1986, Broniowski-Polonya no: 31443/96 ve sözü
edilen Scordino-Đtalya (no1) kararları).
Yukarıda dile getirilenler ıꢀığında, AĐHM uygun bir tazminata hükmetmek için taraflarca
sunulan dosyada yer alan unsurların tamamını ve ilgili verileri dikkate alacaktır (Bkz. mutatis
mutandis, N.A. vd.-Türkiye kararı (adil tatmin) no: 37451/97, 9 Ocak 2007). AĐHM bu
bağlamda, tazminat konusunda belirleyeceği meblağ ile ilintili olmasa da ulusal yargı
sürecinde gerçekleꢀtirilen bilirkiꢀi incelemelerini göz önünde bulunduracaktır (Bkz. aynı
anlamda, Kozacıoğlu-Türkiye kararı no: 2334/03, 19 ꢁubat 2009).
AĐHM baꢀvuranların mahkemenin tayin ettiği bilirkiꢀinin raporunu sunduklarını not
etmektedir. 4 Mayıs 2004 tarihli bu rapor taꢀınmazların değerini 343.320 TL (yaklaꢀık
216.880 Euro) olarak belirlemiꢀtir.
AĐHM, bu unsurları dikkate alarak, ki bunlara yapılan müdahalede izlenen kamu yararı
amacı- da dahil ve hakkaniyete uygun olarak her türlü vergiden muaf tutulmak üzere
baꢀvuranlara ortaklaꢀa 175.000 Euro maddi tazminat ödenmesini uygun görmektedir.
B. Manevi tazminat
Baꢀvuranlar manevi tazminat baꢀlığı altında 10.000 TL (yaklaꢀık 5.900 Euro) talep
etmektedir.
Hükümet bu yönde bir ödeme yapılmasının gerekli olmadığına, ihlal tespitinin kendisinin
baꢀlı baꢀına bir adil tatmini oluꢀturacağına itibar etmektedir.
AĐHM bu baꢀvurunun koꢀulları dikkate alındığında, ihlal tespitinin adil bir tatmini oluꢀturmak
bakımından yeterli olacağı kanısına varmaktadır (Bkz. a contrario, Belvedere Alberghiera
S.R.l-Đtalya (adil tatmin) no: 31524/96, 30 Ekim 2003).
C. Yargılama masraf ve giderleri
Baꢀvuranlar iç hukuktaki mahkemeler ve AĐHM önünde yapmıꢀ oldukları yargılama giderleri
için 41.915 TL (yaklaꢀık 19.490 Euro) talep etmektedir. Bu amaçla avukatları ile yapmıꢀ
oldukları iki sözleꢀmeyi sunmaktadırlar; 21 Eylül 2001 tarihli sözleꢀmeye göre avukatlık
ücreti 10.000 TL (olayların meydana geldiği dönemde yaklaꢀık 7.080 Euro) 15 Nisan 2004
tarihli sözleꢀmeye göre ise avukatlık ücreti 25.000 TL (olayların meydana geldiği dönemde
yaklaꢀık 15.300 Euro) olup bunlara % 18 oranında KDV eklenmektedir. Baꢀvuranlar buna 1
Kasım 2007 tarihinde yapmıꢀ oldukları 5.900 TL tutarındaki ödemeyi de eklemektedir.
Baꢀvuranlar çeꢀitli tarihlerde iç hukukta yapılan harcama ve giderlere iliꢀkin toplam 615 TL
(yaklaꢀık 435 Euro) tutarındaki dokuz makbuzu sunmaktadır.
Hükümet AĐHM’yi aꢀırı olarak nitelendirdiği bu miktarları reddetmeye çağırmaktadır.
AĐHM’nin yerleꢀik içtihadına göre bir baꢀvuran gerçekliğini, gerekliliğini kanıtladığı makul
miktarlardaki yargı giderlerini elde edebilir. Bu baꢀvuruda, mahkemeye sunulan deliller ve
sözü edilen kıstaslar ıꢀığında AĐHM, yargılama giderleri için baꢀvuranlara ortaklaꢀa 5.000
Euro’nun ödenmesini kararlaꢀtırmaktadır.
D. Gecikme faizi
AĐHM gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına
uyguladığı faiz oranına üç puanlık bir artıꢀın ekleneceğini belirtmektedir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, MAHKEME, OYBĐRLĐĞĐYLE,
1. Baꢀvurunun kabuledilebilir olduğuna;
2. Ek 1 no’lu Protokol’ün 1. maddesinin ihlal edildiğine;
3. a) AĐHS’nin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinleꢀtiği tarihten itibaren üç ay içinde,
miktara yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutularak ödeme tarihindeki döviz kuru
üzerinden TL’ ye çevrilmek üzere, Savunmacı Devlet tarafından baꢀvuranlara ortaklaꢀa:
i. 175.000 (yüz yetmiꢀ beꢀ bin) Euro maddi tazminat ödenmesine;
ii. yargılama masraf ve giderleri için 5.000 (beꢀ bin) Euro ödenmesine;
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan
fazlasına eꢀit oranda basit faiz uygulanmasına;
4. Adil tatmine iliꢀkin diğer tüm taleplerin reddine;
KARAR VERMĐꢁTĐR.
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıꢀ ve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.
paragraflarına uygun olarak 24 Kasım 2009 tarihinde yazılı olarak bildirilmiꢀtir.
7
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło