21086/04
WyrokETPCz2009-07-16ECLI:CE:ECHR:2009:0716JUD002108604
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
Czy przewlekłość postępowania cywilnego naruszyła prawo do rozpoznania sprawy w rozsądnym terminie z art. 6 ust. 1 Konwencji oraz czy brak skutecznego środka odwoławczego w prawie krajowym naruszył art. 13 Konwencji?Ratio decidendi
Trybunał stwierdził, że postępowanie cywilne dotyczące roszczeń majątkowych, trwające około 8 lat i 11 miesięcy na dwóch instancjach, było nadmiernie długie i nie spełniało wymogu „rozsądnego terminu” określonego w art. 6 ust. 1 Konwencji. Ocena ta opierała się na ugruntowanych kryteriach, takich jak złożoność sprawy, zachowanie stron i władz. Ponadto, Trybunał uznał, że w tureckim porządku prawnym brakowało skutecznego środka odwoławczego, który pozwalałby na dochodzenie roszczeń z tytułu przewlekłości postępowania i uzyskanie odpowiedniego zadośćuczynienia, co stanowiło naruszenie art. 13 Konwencji, zgodnie z jego wcześniejszym orzecznictwem.Stan faktyczny
Skarżący, Davut Daneshpayeh, wniósł dwie sprawy cywilne przeciwko swojej byłej żonie w Adana Asliye Hukuk Mahkemesi (Sąd Cywilny Pierwszej Instancji) w październiku 1997 roku, domagając się windykacji należności związanych z nieruchomościami. Postępowania te, po połączeniu i wielokrotnym rozpatrywaniu przez sądy pierwszej instancji i Sąd Kasacyjny, trwały łącznie około 8 lat i 11 miesięcy, kończąc się we wrześniu 2006 roku. Skarżący zarzucił przewlekłość postępowania oraz brak skutecznego środka odwoławczego w prawie tureckim.Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie:
1. Stwierdza dopuszczalność skargi.
2. Stwierdza naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji.
3. Stwierdza naruszenie art. 13 Konwencji.
4. Uznaje za niecelowe rozpatrywanie skargi na podstawie art. 3 Konwencji.Pełny tekst orzeczenia
ĐKĐNCĐ DAĐRE
DANESHPAYEH v. TÜRKĐYE
(Baꢀvuru no. 21086/04)
KARAR
STRAZBURG Temmuz 2009
Kararın Kesinleꢀtiği Tarih
16/10/2009
ꢀekli düzeltmelere tabi olabilir.
_________________________________________________________________________________________
© T.C. Adalet Bakanlığı, 2009. Bu gayrıresmi çeviri, Adalet Bakanlığı, Uluslararası Hukuk ve Dış İlişkiler
Genel Müdürlüğü, İnsan Hakları Daire Başkanlığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu
çeviri, davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile
Adalet Bakanlığı, Uluslararası Hukuk ve Dış İlişkiler Genel Müdürlüğü, İnsan Hakları Daire Başkanlığı’na
atıfta bulunmak suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.
Daneshpayeh v. Türkiye davasında,
Baꢁkan
Françoise Tulkens,
Yargıçlar
Ireneu Cabral Barreto,
Viladimiro Zagrebelsky,
Danute Jociene,
Dragoljub Popovic,
Andras Sajo,
Iꢀıl Karakaꢀ,
ve Daire yazı iꢁleri müdürü Sally Dollé’nin katımıyla oluꢀturulan Avrupa Đnsan
Hakları Mahkemesi (Đkinci Dairesi), 23 Haziran 2009 tarihinde yapılan müzakereler
sonrasında aꢀağıdaki kararı vermiꢀtir:
USUL
1.
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan (21086/04 no’lu) dava, Türk vatandaꢀı
Davut Daneshpayeh’in (“baꢀvuran”) 18 Eylül 2003 tarihinde, Đnsan Hakları ve Temel
Özgürlüklerin Korunması’na iliꢀkin Sözleꢀme’nin (“Avrupa Đnsan Hakları Sözleꢀmesi-
AĐHS”) 34. maddesi uyarınca yapmıꢀ olduğu baꢀvurudan ibarettir.
2.
Baꢀvuran, Adana’da görev yapan avukat M. S. Tumlukolçu tarafından temsil
edilmektedir. Türk Hükümeti (“Hükümet”) ise kendi görevlisi tarafından temsil
edilmektedir.
3.
Đkinci Daire Baꢀkanı, 29 Ağustos 2008 tarihinde baꢀvuruyu Hükümet’e
bildirmeye karar vermiꢀtir. Ayrıca, Sözleꢀme’nin 29 § 3. maddesi hükümlerince,
Daire’nin baꢀvurunun kabul edilebilirliği ve esası hakkında birlikte karar vereceği
bildirilmiꢀtir.
OLAY ve OLGULAR
I.
4.
DAVANIN KOꢁULLARI
Baꢀvuran, 1946 doğumlu olup Adana’da ikamet etmektedir.
5.
Baꢀvuran, 24 ve 31 Ekim 1997 tarihlerinde, Adana ve Karamürsel’de bulunan
pek çok taꢀınmaza iliꢀkin alacakların tahsilâtı için Adana Asliye Hukuk Mahkemesi
nezdinde eski eꢀi aleyhine iki dava açmıꢀtır.
6.
vererek, dosyayı Adana’daki mahkemelere göndermiꢀtir.
7. Adana Asliye Hukuk Mahkemesi, 4 Mayıs 1999 tarihinde iki davayı
birleꢀtirmeye karar vermiꢀtir.
Adana Asliye Hukuk Mahkemesi, 31 Mart 1998 tarihinde, yetkisizlik kararı
8.
Adana Asliye Hukuk Mahkemesi, 24 Ekim 2000 tarihli kararla, söz konusu
taꢀınmazların değerini belirlemek için bilirkiꢀi raporları düzenlenmesine ve baꢀvuran
tarafından 29 Ağustos 2010 tarihinde açılan davanın birleꢀtirilmesine karar verdikten
sonra baꢀvuranın iddialarını kısmen haklı bulmuꢀtur.
9.
Yargıtay, 29 Mayıs 2001 tarihli kararla, bu kararı bozmuꢀtur.
10. Yargıtay, 6 Aralık 2001 tarihinde karar düzeltme taleplerini reddetmiꢀtir.
11. 14 Mart 2002 tarihinde Adana Asliye Hukuk Mahkemesi, baꢀvuran tarafından Ağustos 1999 tarihinde açılan davayı birleꢀtirmeye karar vermiꢀtir.
12. 3 Nisan 2012 tarihinde, Adana Asliye Hukuk Mahkemesi, baꢀvuran tarafından Ocak 2001 tarihinde açılan davayı birleꢀtirmeye karar vermiꢀtir.
13. 16 Temmuz 2002 tarihli duruꢀmada, baꢀvuranın talebi üzerine, Asliye Hukuk
Mahkemesi, baꢀvurana bilirkiꢀi raporu konusunda görüꢀlerini sunması için 28 Kasım tarihli duruꢀmaya kadar süre vermiꢀtir.
14. Yapılan dokuz duruꢀma ve düzenlenen yeni bir bilirkiꢀi raporunun ardından,
Adana Asliye Hukuk Mahkemesi 17 Aralık 2003 tarihinde kararını vermiꢀtir.
15. Yargıtay, 7 Ekim 2004 tarihli kararla 17 Aralık 2003 tarihli kararı bozmuꢀtur.
16. Altı kez duruꢀma yapılmasının ve yeni bir bilirkiꢀi raporu düzenlenmesinin
ardından, Adana Asliye Hukuk Mahkemesi 22 ꢁubat 2006 tarihli kararla baꢀvuranın
iddialarını kısmen haklı bulmuꢀtur.
17. Baꢀvuran, 29 Mart 2006 tarihinde bu kararı temyiz etmiꢀtir.
18. Yargıtay, 20 Eylül 2006 tarihinde 22 ꢁubat 2006 tarihli kararı onamıꢀtır.
HUKUKÎ DEĞERLENDĐRME
I.
SÖZLEꢁME’NĐN 6. MADDESĐNĐN 1. PARAGRAFININ ĐHLAL
EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA
19. Baꢀvuran, yargılama süresinin Sözleꢀme’nin 6. maddesinin 1. paragrafında
öngörüldüğü üzere “makul süre” koꢀuluna uymadığını iddia etmektedir. Sözleꢀme’nin 6.
maddesinin 1. paragrafı ꢀunu öngörmektedir:
“ Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuꢀmazlıklar (…) konusunda karar
verecek olan, (…) bir mahkeme tarafından, (…) makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına
sahiptir. ”
20. Hükümet, bu iddiayı kabul etmemektedir.
21. Dikkate alınması gereken yargılama süresi, 24 Ekim 1997 tarihinde baꢀlamıꢀ
olup 20 Eylül 2006 tarihinde sona ermiꢀtir. Dolayısıyla dava, iki dereceli yargılama
organları önünde yaklaꢀık sekiz yıl on bir ay sürmüꢀtür.
A. Kabul edilebilirlik hakkında
22. Hükümet, iç hukuk yollarının tüketilmemesi nedeniyle baꢀvurunun kabul
edilemez olduğunu ileri sürmektedir. Hükümet, Ömer Bilal Karakaya v. Türkiye (kabul
edilebilirlik kararı, no. 62619/00, 4 Mayıs 2004) kararına atıfta bulunarak, baꢀvuranın
“makul sürede yargılama” koꢀuluna uyulmadığına iliꢀkin ꢀikâyetini ulusal yargı
organları önünde dile getirmediğini iddia etmektedir.
23. Baꢀvuran, bu iddiaya iliꢀkin herhangi bir görüꢀ belirtmemektedir.
24. AĐHM, söz konusu kabul edilemezlik iddiasının, uzun yargılama süresine dair
ꢀikâyette bulunmak için baꢀvurulacak bir yargı merciin mevcut olmamasına iliꢀkin
olarak baꢀvuranın Sözleꢀme’nin 13. maddesine dayanan ꢀikâyetiyle bağlantılı olduğunu
kaydetmektedir. Dolayısıyla, Mahkeme bu kabul edilemezlik iddiasının esas
incelemesine dahil etmeye karar vermiꢀtir.
25. Mahkeme, bu ꢀikâyetin Sözleꢀme’nin 35. maddesinin 3. paragrafı uyarınca
dayanaktan açıkça yoksun olmadığını kaydetmektedir. Ayrıca baꢀka açılardan
bakıldığında da kabul edilemezlik unsuru bulunmadığını tespit etmektedir.
B. Esas hakkında
26. AĐHM, yargılama süresinin makul niteliğinin, davanın koꢀullarına, mahkemenin
içtihadı tarafından kabul edilen kriterlere, özellikle davanın karmaꢀıklığına, baꢀvuran ile
yetkili makamların tutumuna ve ilgililer için ihtilaf konusu davanın içeriğine bakılarak
değerlendirildiğini hatırlatmaktadır (bkz, diğerleri arasında, Frydlender v. Fransa [BD],
n° 30979/96, § 43, AĐHM 2000-VII).
27. Mahkeme, somut olaydakilere benzer ꢀikâyetleri içeren davaları müteaddit
defalar incelemiꢀ ve Sözleꢀme’nin 6. maddesinin 1. paragrafının ihlal edildiğini tespit
etmiꢀtir (anılan Frydlender kararı).
28. Mahkeme, kendisine sunulan bütün unsurları inceledikten sonra, Hükümet’in
mevcut durumda farklı bir sonuca varılmasına imkan verecek herhangi bir olay ve olgu
ya da argüman ileri sürmediği kanaatine varmıꢀtır. Konuya iliꢀkin içtihadını göz önünde
bulunduran AĐHM, somut olayda ihtilaf konusu yargılama süresinin çok uzun olduğu
ve “makul süre” koꢀuluna uymadığı kanısındadır.
29. Dolayısıyla AĐHS’nin 6. maddesinin 1. paragrafı ihlal edilmiꢀtir.
II.
SÖZLEꢁME’NĐN 13. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI
HAKKINDA
30. Baꢀvuran, aynı zamanda Türkiye’de uzun yargılama süresine dair ꢀikâyetini dile
getirmek için baꢀvurabileceği herhangi bir yargı merciin bulunmamasından ꢀikâyetçi
olmaktadır. Bu bağlamda, Sözleꢀme’nin 13. maddesini ileri sürmektedir. Bu madde
hükmüne göre:
“ Bu Sözleꢀme’de tanınmıꢀ olan hak ve özgürlükleri ihlal edilen herkes, söz konusu ihlal resmi bir
hizmetin ifası için davranan kiꢀiler tarafından gerçekleꢀtirilmiꢀ olsa dahi, ulusal bir merci önünde etkili
bir yola baꢀvurma hakkına sahiptir. ”
31. Hükümet, bu iddiaya itiraz etmektedir. Bu bağlamda, baꢀvuranın Sözleꢀme’nin
13. maddesi uyarınca ꢀikâyetini dile getirmek için ulusal mevzuata dayanarak yerel
yargılama makamlarına baꢀvurabileceğini ileri sürmektedir.
32. Baꢀvuran, bu iddiaya iliꢀkin herhangi bir görüꢀ belirtmemektedir.
33. Mahkeme, Hükümet’in baꢀvurunun kabul edilemezliğine dair iddiasının söz
konusu ꢀikâyetin esasıyla bağlantılı olduğunu tespit etmiꢀtir. Dolayısıyla, bu ꢀikâyeti
esasla birlikte incelemeye karar vermiꢀtir.
34. Mahkeme, bu ꢀikâyetin yukarıda incelenen ꢀikâyetle ilgili olduğunu ve aynı
zamanda kabul edilebilir olduğunun belirtilmesi gerektiğini dile getirmektedir.
35. Mahkeme, 26 Ekim 2000 tarihli Kudla v. Polonya kararında ([BD], no.
30210/96, § 156, AĐHM 2000-VII), Sözleꢀme’nin 13. maddesinin doğru yorumlanması
çerçevesinde, “bu hükmün AĐHS’nin 6. maddesinin 1. paragrafı uyarınca davaların
makul sürede görülmesi yükümlülüğünün ihlal edilmesi ꢀikâyetiyle ulusal bir merci
önünde etkili bir yola baꢀvurma hakkının güvence altını alınmasını gerektirdiği”
kanaatine varmıꢀtır.
36. Bu bağlamda, ulusal hukuk düzeninin baꢀvuranın Sözleꢀme’nin 13. maddesi
uyarınca yargılama süresine iliꢀkin ꢀikâyetini dile getirebileceği etkili bir baꢀvuru
yolunu sunup sunmadığını belirlemek gerekmektedir.
37. AĐHM, mevcut davayla ilgili olarak öncelikle, baꢀvuranın yargılama süresine
iliꢀkin ꢀikâyetini sunabileceği özel bir hukuk yolunun bulunduğunun Hükümet
tarafından dile getirilmediğini tespit etmiꢀtir. Üstelik Hükümet iddiasını desteklemek
için bu konuyla ilgili herhangi bir ulusal yargı kararı sunmamıꢀtır. Bu bağlamda,
Mahkeme, Türk hukuk düzeninin, ceza yargılaması (Tendik ve diğerleri v. Türkiye, no.
23188/02, § 36, 22 Aralık 2005), hukuk davası (Ebru ve Tayfun Engin Çolak v. Türkiye,
no. 60176/00, § 107, 30 Mayıs 2006) veya idari dava (Ayık v. Türkiye, no. 10467/02, §
30, 21 Ekim 2008) süresine iliꢀkin ꢀikâyetlerin dile getirilmesi için Sözleꢀme’nin 13.
maddesi uyarınca etkili bir baꢀvuru yolunu yargılanabilir kiꢀilere sunmadığını daha
önce de saptamamıꢀ olduğunu hatırlatmaktadır. Hükümet’in ulusal hukuk düzeninin bu
arada böyle bir baꢀvuru yolu oluꢀturduğunu dile getirmemesinden dolayı, Mahkeme,
somut olayda bu içtihadından sapmak için herhangi bir sebep görmemektedir.
Dolayısıyla, Hükümet’in iç hukuk yollarının tüketilmediğinden dolayı baꢀvurunun
kabul edilemez olduğu yönündeki iddiası reddedilmektedir.
38. Sonuç olarak, AĐHM, somut olayda Sözleꢀme’nin 6. maddesinin 1. paragrafı
bağlamında baꢀvuranın davasının makul sürede görülmesi hakkının ihlal edilmesi
neticesinde müeyyide uygulanmasına imkân verecek bir baꢀvuru yolunun iç hukukta
mevcut olmamasından dolayı Sözleꢀme’nin 13. maddesinin ihlal edildiği kanısına
varmıꢀtır.
III.
ĐDDĐA EDĐLEN DĐĞER ĐHLALLER HAKKINDA
39. Sözleꢀme’nin 3. maddesini öne süren baꢀvuran, son olarak, evlilikle ilgili tasfiye
sorununa iliꢀkin uzun yargılama süresi nedeniyle yoğun stres ve gerginlik yaꢀaması
sonucu aile hayatının olumsuz yönde etkilendiğinden dolayı ꢀikâyet etmektedir.
40. Sözleꢀme’nin 6. ve 13. maddelerine iliꢀkin tespiti (yukarıda belirtilen 29. ve 38.
paragraflar) göz önünde bulunduran AĐHM, somut olayda AĐHS’nin 3. maddesinin ihlal
edilip edilmediğini incelemeye gerek olmadığına karar vermiꢀtir.
IV.
SÖZLEꢁME’NĐN 41. ve 46. MADDELERĐNĐN UYGULANMASI
HAKKINDA
A. Sözleꢀme’nin 46. maddesi
41. Bu hüküm bağlamında:
“1. Yüksek Sözleꢀmeci Taraflar, taraf oldukları davalarda Mahkeme’nin verdiği kesinleꢀmiꢀ
kararlara uygulamayı taahhüt ederler.
2. Mahkeme’nin kesinleꢀen kararı, infazını denetleyecek olan Bakanlar Komitesine gönderilir.”
42. Mahkeme, kararlarının temelde ihzari özellikte olduğunu ve genelde ise,
Sözleꢀme’nin 46. maddesinin gerektirdiği yükümlülükleri yerine getirme çerçevesinde
Bakanlar Komitesi’nin kontrolü altında iç hukuk düzeninde baꢀvurulacak yöntemleri
seçme görevinin öncelikle taraf devlete ait olduğunu hatırlatmaktadır (Bakınız, diğerleri
arasında, Hasan ve Eylem Zengin c. Türkiye no. 1448/04, § 84, AĐHM 2007-..., Öcalan
v. Türkiye [BD], no. 46221/99, § 210, AĐHM 2005-IV, ve Broniowski v. Polonya [BD],
no. 31443/96, § 192, AĐHM 2004-V).
43. Ayrıca, Sözleꢀme neticesinde ve özellikle de birinci maddesi uyarınca,
Sözleꢀmeyi kabul eden devletler, iç hukuklarının bu hükümlerle uyumlu olmasını temin
etme yükümlülüğü altına girerler (Maestri v. Đtalya [BD], no. 39748/98, § 47, AĐHM
2004-I).
44. Mahkeme, somut olayda, Sözleꢀme’nin 6. maddesinin 1. paragrafı uyarınca
baꢀvuranın makul sürede yargılanma hakkının ihlal edilmesi gerekçesiyle müeyyide
uygulanmasına imkân sağlayan bir baꢀvuru yolunun iç hukukta bulunmaması nedeniyle
Sözleꢀmenin 13. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmıꢀtır (bakınız yukarıda
belirtilen 29-38. paragraflar).
45. Mahkeme, daha önce devletlerin adli bir davanın uzun sürmesiyle ilgili
ꢀikayetleri telafi etmek amacıyla oluꢀturulan hukuk yollarının etkinliği ve özelliklerini
kapsayan yükümlülüklerini belirtme olanağına sahip olmuꢀtur (Paulino Tomás c.
Portekiz (kabul edilebilirlik kararı), no. 58698/00, AĐHM 2003 - VIII, ve Scordino v.
Đtalya (n° 1) [BD], no. 36813/97, §§ 193-207, AĐHM 2006-V).
46. Mahkeme, bir baꢀvuru yolunun bulunması gerekli olsa bile bunun tek baꢀına
yeterli olmadığının altını çizmektedir (Martins Castro ve Alves Correia de Castro v.
Portekiz, no. 33729/06, § 65, 10 Haziran 2008). Ayrıca, ulusal yargılama organlarının,
Mahkeme içtihatlarını iç hukukta doğrudan uygulayabilme imkânına sahip olması ve bu
içtihatlar hakkında bilgilendirilmelerinin devletler tarafından kolaylaꢀtırılması
gerektiğini belirtilmektedir (Scordino / Đtalya’ya karsı(n 1), daha önce belirtilmis, §
o
239).
47. Mahkeme, öte yandan anılan Kudla kararında (§ 156), Sözleꢀme’nin 13.
maddesine göre “AĐHS’nin 6. maddesinin 1. paragrafı uyarınca davaların makul sürede
görülmesi yükümlülüğünün ihlal edilmesi ꢀikâyetiyle ulusal bir merci önünde etkili bir
yola baꢀvurma hakkının güvence altını alınması” gerektiği sonucuna vardığını
hatırlatmaktadır. Anılan Kudla ile Mifsud v. Fransa ([BD] (kabul edilebilirlik kararı),
no. 57220/00, AĐHM 2002-VIII) kararlarına göre, bir baꢀvuru yolunun etkili olabilmesi
için baꢀvurulan mahkemelerce daha hızlı karar verilmesini ve söz konusu
gecikmelerden dolayı yargılanabilir kiꢀilere makul bir tazminatın öngörülmesini
sağlaması gerekmektedir (anılan Kudła kararı, § 159, ve Granata v. Fransa (n° 2), n°
51434/99, § 36, 15 Temmuz 2003).
48. Mahkeme, öncelikle böyle bir baꢀvuru yolunun etkinliğinin incelenmesi
hususunda bazı devletlerin yargılama süresine iliꢀkin olarak daha kısa süreler öngörme
tercihinde bulunduklarını anımsatmaktadır: Bu durum, Đtalya için geçerlidir, bu ülkede
Đstinaf Mahkemesi kararını vermek için dört ay zamana sahiptir (anılan Scordino v.
Đtalya (n° 1), §§ 62 ve 208). AĐHM, bununla birlikte özellikle yetkili mahkemenin
kendisinden kaynaklı bir sebeple gecikmesinin ve ilgiliye uygun bir tazminat
ödemesinin mümkün olması halinde bile, böyle bir unsurun baꢀvuru yolunun etkili olup
olmadığını değerlendirmek için bir tek baꢀına belirleyici olmadığını kabul etmektedir
(anılan Scordino v. Đtalya (no. 1) kararı § 207).
49. Tazminat düzeyinde olan diğer husus için, Mahkeme, bu bağlamda, ulusal yargı
organlarının muhakemesinin çıkıꢀ noktasının, sağlam ꢀüphelere dayanması gerektiğini
aksi halde çürütülebilir ꢀüphelere dayanarak uzun süren bir yargılamanın manevi zarara
yol açacağını hatırlatmaktadır. Elbette ki bazı durumlarda, davanın uzun sürmesi sadece
asgari düzeyde bir manevi zararı beraberinde getirmekte, bazen de herhangi bir manevi
zarar söz konusu olmamaktadır. Bu durumda, ulusal mahkeme hâkimi kararını yeterince
gerekçelendirerek haklı göstermelidir (anılan Scordino v. Đtalya (n° 1) kararı § 204).
50. Sözleꢀme ile düzenlenen mekanizmanın etkili biçimde iꢀlemesini sağlamaya
yönelik önlemlere iliꢀkin olarak, Mahkeme, altında yatan yapısal sorunu ortaya koyan
(Res (2004)3) kararını ve Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi tarafından iç hukuk
yollarının iyileꢀtirilmesi hakkında 12 Mayıs 2004 tarihinde kabul edilmiꢀ olan tavsiye
kararınaı (Rec (2004)6) Hükümet’in dikkatine sunmaktadır (Viaꢁu v. Romanya, no.
75951/01 §§ 50-51 ve 81, 9 Aralık 2008).
51. Somut olayla ilgili koꢀulları ve dile getirilen ilkeleri göz önünde bulunduran
Mahkeme, Sözleꢀme’nin 13. maddesi bağlamında adli davaların süresine iliꢀkin
ꢀikâyette bulunmak için baꢀvurulabilecek yetkili ulusal bir yargı merciin mevcut
olmamasından dolayı baꢀvuranın hakkının ihlal edildiği kanısına vardığını
hatırlatmaktadır (yukarıda belirtilen 38. paragraf). Sonuç olarak, Mahkeme, tespit edilen
ihlale son vermek için en uygun çözüm yolunun, ulusal hukuktaki hükümleri
Sözleꢀme’nin 13. maddesine uygun hale getirmek olduğu kanısındadır.
B. Sözleꢀme’nin 41. maddesi
52. Sözleꢀme’nin 41. maddesine göre,
“ Eğer Mahkeme bu Sözleꢀme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar evrirse ve ilgili Yüksek
Sözleꢀmeci Taraf’ın iç hukuku bu ihlalin sonuçlarını ancak kısmen ortadan kaldırabiliyorsa,
Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar gören taraf lehine adi,l bir tazmin verilmesine hükmeder."
53. Baꢀvuran herhangi bir adil tazmin talebinde bulunmamıꢀtır. Dolayısıyla,
mahkeme baꢀvurana herhangi bir meblağ ödenmesine gerek duymamaktadır.
BU GEREKÇELERLE AĐHM OYBĐRLĐĞĐYLE,
1. Baꢀvurunun kabul edilebilir olduğuna;
2. Sözleꢀme’nin 6. maddesinin 1. paragrafının ihlal edildiğine;
3. Sözleꢀme’nin 13. maddesinin ihlal edildiğine;
4. Sözleꢀme’nin 3. maddesi uyarınca dile getirilen ꢀikayetin incelenmesinin gerekli
olmadığına karar vermiꢁtir.
Đꢀbu karar, Fransızca dilinde tanzim edilmiꢀ; Sözleꢀme’nin 77 §§ 2. ve 3. maddeleri
uyarınca, 16 Temmuz 2009 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiꢀtir.
Sally Dollé
Françoise Tulkens
Yazı Đꢀleri Müdürü
Baꢀkan
*Adalet Bakanlığı Uluslararası Hukuk ve Dıꢀ Đliꢀkiler Genel Müdürlüğü Đnsan Hakları
Daire Baꢀkanlığı tarafından Türkçeye tercüme edilmiꢀ olup, gayri resmi tercümedir.
9
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło