21283/02

WyrokETPCz2007-06-26ECLI:CE:ECHR:2007:0626JUD002128302

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy zatrzymanie skarżącego na ponad siedem dni bez postawienia go przed sędzią naruszyło prawo do niezwłocznego postawienia przed sędzią lub innym urzędnikiem uprawnionym do wykonywania funkcji sądowych, zgodnie z art. 5 ust. 3 Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał przypomniał, że nawet w sprawach dotyczących terroryzmu władze nie mogą zatrzymywać podejrzanych w sposób nieograniczony bez skutecznej kontroli sądowej. Odwołując się do swojego wcześniejszego orzecznictwa (m.in. Brogan i inni przeciwko Zjednoczonemu Królestwu), gdzie zatrzymanie trwające cztery dni i sześć godzin uznano za przekraczające rozsądny termin, Trybunał stwierdził, że zatrzymanie skarżącego na ponad siedem dni bez postawienia go przed sędzią nie było uzasadnione koniecznością. W konsekwencji, Trybunał uznał, że doszło do naruszenia art. 5 ust. 3 Konwencji.
Stan faktyczny
Skarżący Davut Aslan został zatrzymany 6 września 2001 roku w ramach operacji przeciwko nielegalnej organizacji Hizbullah. Był przetrzymywany przez ponad siedem dni bez postawienia przed sędzią. W tym czasie podpisał zeznanie, które później odwołał, twierdząc, że zostało uzyskane pod torturami. 13 września 2001 roku został postawiony przed sędzią, który zarządził jego areszt tymczasowy. Skarżący został oskarżony na podstawie art. 146 tureckiego kodeksu karnego.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: 1. Stwierdza, że skarga jest dopuszczalna. 2. Stwierdza naruszenie art. 5 § 3 Konwencji. 3. Stwierdza, że nie ma podstaw do zasądzenia słusznego zadośćuczynienia na podstawie art. 41 Konwencji.

Pełny tekst orzeczenia

COUNCIL   AVRUPA   OF EUROPE   KONSEYĐ   AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ   DAVUT ASLAN - TÜRKİYE DAVASI   (Başvuru no: 21283/02)   KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ   STRAZBURG   Haziran 2007   İşbu karar AİHS’nin 44§2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli   bazı düzeltmelere tabi olabilir.   ı ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2007. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan (21283/02) başvuru no Tu davanın nedeni, bu ülke   vatandaşı Davut Aslan’ın (başvuran) 28 Ocak 2002 tarihinde Avrupa İnsan Haklan   Sözleşmesi’nin (AİHS) 34. maddesi uyarınca Avrupa İnsan Haklan Mahkemesi’ne   (Mahkeme) yapmış olduğu başvurudur.   Başvuran, Adana Barosu avukatlarından Halis Yetkiner tarafından temsil edilmektedir.   OLAYLAR   Yasadışı Hizbullah örgütüne yönelik düzenlenen bir operasyon çerçevesinde Gaziantep   Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi’ne bağlı ekipler 6 Eylül 2001 tarihinde saat   6:30 sularında başvuranın evinde bir arama yapmışlardır. Başvuranın üzerinde bulunan sahte   kimlik dışında herhangi bir obje ya da doküman ele geçirilmemiştir. Başvuran, Emniyet   Müdürlüğü’ne götürülmeden önce doktor muayenesinden geçirilmesi için Gaziantep Devlet   Hastanesi’ne sevkedilmiştir. Düzenlenen tıbbi raporda başvuranın vücudunda herhangi bir   darp ya da yara izine rastlanmadığı belirtilmiştir.   Emniyet Müdürlüğü’nün talebi üzerine aynı gün Cumhuriyet Savcılığı başvuranın gözaltı   süresini 10 Eylül 2001 tarihinde kadar uzatmıştır.   Yine 6 Eylül günü başvuran mide rahatsızlığı şikayeti nedeniyle yeniden hastaneye   sevkedilmiştir. Akut gastrit tanısı koyan doktor, başvuranın tedavisi için ilaç yazmıştır.   Eylül 2001 tarihinde Hizbullah üyesi olduğunu kabul eden başvuran bu örgütle olan   bağlantısını ve örgüt bünyesindeki faaliyetlerini ayrıntısıyla anlattığı bir itirafnameyi   imzalamıştır.   Eylül 2001 günü başvuran, birincisinde kendi isteğiyle İkincisinde ise tıbbi rapor   düzenlenmesi maksadıyla olmak üzere iki defa hastaneye sevkedilmiştir. Düzenlenen tıbbi   raporda başvuranın vücudunda herhangi bir darp ya da yara izine rastlanmadığı belirtilmiştir.   Başvuranın hangi saatlerde hastaneye sevkedildiği hususunda bir bilgi yoktur.   Eylül 2001 tarihinde Emniyet Müdürlüğü üç gün ek gözaltı süresi talebiyle Savcılığa,   Savcılık ise Gaziantep Sulh Ceza Mahkemesine başvurmuştur. Sulh hakimi ek süre talebini   yerinde görerek başvuranın gözaltı süresini 13 Eylül 2001 tarihine kadar uzatmıştır.   Başvuran 13 Eylül 2001 tarihinde önce Savcılığa sonra da sulh hakimi karşısına çıkarılmıştır.   Başvuran polise verdiği ifadeyi büyük ölçüde teyit etmiştir. Başvuranın ifadesini dinleyen   hakim, tutuklu yargılamaya hükmetmiştir.   Savcılık 14 Eylül 2001 tarihinde konuyla ilgili yetkisizlik kararı vererek başvuranın dosyasını   Adana Devlet Güvenlik Mahkemesi’ne (‘DGM’) sevketmiştir.   DGM Savcısı 18 Ekim 2001 tarihli bir iddianameyle başvuranı, anayasal düzeni zorla   değiştirmeye yönelik her türlü teşebbüsü cezalandıran TCK’nın 146. maddesine muhalefet   etmekle suçlamıştır.   DGM önünde ilk duruşma 19 Ekim 2001 tarihinde gerçekleştirilmiştir. Bu duruşmada usule   ilişkin meseleler görüşülmüştür.   Aralık tarihinde yapılan ikinci duruşmada ise esas hakimleri başvuranı dinlemişlerdir.   Hakkında yapılan suçlamaların tamamım inkar eden başvuran sözkonusu itirafnameyi işkence   altında imzaladığım ifade etmiştir.   Başvurunun yapıldığı tarihte dava halen DGM önünde devam etmekteydi.   HUKUK AÇISINDAN   I. AİHS’NİN 5 § 3 MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA   Başvuran, adli denetimin yapılmadığı aşırı gözaltı süresinden şikayetçi olmaktadır. Başvuran   bu hususta AİHS’nin 5 § 3 maddesine atıfta bulunmaktadır.   A, Kabuledilebilirliğe dair   İçhukuktaki başvuru yollarının tüketilmediğini ifade eden Hükümet iki bakımdan itirazda   bulunmaktadır. Hükümet ilk olarak başvuranın CMUK’un 128 § 4 maddesi uyarınca serbest   bırakılma talebinde bulunabilme, ikinci olarak ise AİHM’ye yaptığı şikayetlerle ilgili olarak   sayılı kanun temelinde bir tazminat talep edebilme imkanının olduğunu ifade etmektedir.   AİHM, Öcalan - Türkiye (no: 46221/99, § 68) kararında, ilgili şahısların tutukluluğunun   (mevcut davada ise ilgilinin yakalanması ve gözaltına alınması ile gözaltı süresi sözkonusu   edilmektedir) yasaya uygunluğunu tespit maksadıyla CMUK’un 128 § 4 maddesi uyarınca   ulusal hakim tarafından gerçekleştirilen denetimin olayların meydana geldiği dönemde   AİHS’nin 5 § 4 maddesinin gereklerine uymadığı kanaatine vardığını hatırlatmaktadır.   Başvuranın yakalanmasının 2001 yılında (adıgeçen Öcalan davasında yakalanma olayı 1999   tarihinde vuku bulmuştur) vuku bulmuş olması yönünden bu dava Öcalan davasından farklılık   arz etmekteyse de, başvurana yöneltilen suçlamanın ağır olması ve gözaltı süresinin ulusal   mevzuata uygun olması ve bu noktada davaya bakan hakime yapılacak bir itirazın salıverme   kararıyla sonuçlanma ihtimalinin pek az olması gibi sebeplerle AİHM, daha önceki   kararından ayrılması için bir gerekçe görmemektedir (bkz, mutatis mutandis, Öcalan,   adıgeçen, § 70).   sayılı kanunda öngörülen tazmin yoluna ilişkin olarak ise AİHM yine adıgeçen Öcalan   davasında, gözaltının yasadışı olması durumunda mahkemenin serbest bırakma ya da   gözaltının iç hukuka uygun olması durumunda AİHS’nin bir ihlali için tazminata karar verme   yetkisinin olmadığı gerekçesiyle buna benzer bir itirazı reddettiğini hatırlatmaktadır. Bu   hususta AİHM, mevcut davada başvuranın tartışmalı gözaltı halinin içhukuka uygun bir   biçimde cereyan ettiğini gözlemlemektedir. Bu itibarla Hükümet’in ön itirazı dayanaktan   yoksun olup kabul edilmeyecektir.   AİHM ayrıca başvurunun AİHS’nin 35 § 3 maddesi bakımından açıkça dayanaktan yoksun   ilan edilemeyeceğini tespit etmektedir. Öte taraftan AİHM başvurunun herhangi bir   kabuledilemezlik gerekçesiyle karşılaşmadığını tespit etmektedir. Bu nedenle başvuruyu   kabuledilebilir ilan etmek yerinde olacaktır.   B. Esasa dair   Başvuranın gözaltına alınması işleminin ulusal mevzuata uygun olduğunu ifade eden   Hükümet, başvuranın ciddi bir suç işlediğine dair kuşku duymak için makul nedenler   bulunduğu hususuna dikkat çekmektedir. Hükümet yetkili makamların önsoruşturmaya ilişkin   olarak beklenen özeni gösterdikleri kanaatindedir. Son olarak Hükümet, AİHM’den konuyla   ilgili yapılan yasal değişiklikleri, içhukukunu AİHM normlarıyla uyumlu hale getirme   yolunda iyi niyetinin bir göstergesi olarak değerlendirmesini rica etmektedir.   AİHM, terör suçlarıyla ilgili soruşturmaların yetkili makamları hiç kuşkusuz özel bir takım   sorunlarla karşı karşıya bıraktığı olgusunu geçmişte de müteaddit defalar kabul etmiştir   {Brogan ve diğerleri ~ Birleşik Krallık, 29 Kasım 1988 tarihli karar, § 61, Mıırray - Birleşik   Krallık, 29 Ekim 1994 tarihli kara, § 58, ve Aksoy - Türkiye, 18 Aralık 1996 tarihli karar, §   I 78). Ancak bu durum yetkili makamların, ulusal mahkemelerin ve son aşamada AİHS   organlarının her türlü etkin denetiminden uzak bir biçimde terör suçu olduğunu ifade ettikleri   her seferinde şüphelileri istedikleri gibi gözaltına alabilecekleri anlamına gelmez {Sakık ve   diğerleri - Türkiye, 26 Kasım 1997, § 44).   Yukarıda dile getirilen ilkeler, örgütlü suçun sözkonusu olduğu mevcut davadaki gibi hallerde   a fortiori uygulanır. Bu hususta AİHM tartışmalı gözaltının başvuranın 6 Eylül 2001   tarihinde (saat 6:30 sularında) gözaltına alınmasıyla başlayıp 13 Eylül 2001 tarihinde son   bulduğunu tespit etmektedir. Bu itibarla toplam gözaltı süresi yedi günden biraz fazladır.   AİHM, adıgeçen Brogan ve diğerleri davasında, ilgilinin bir hakim karşısına çıkarılmaksızın   dört gün altı saat süresince gözaltında tutulmasının AİHS’nin 5 § 3 maddesinde belirlenmiş   zaman sınırını aştığına hükmettiğini hatırlatmaktadır.   Bu nedenle AİHM başvuranın bir hakim önüne çıkarılmaksızın yedi günden fazla bir süre   boyunca gözaltında tutulmasının zorunluluk arzettiğini kabul etmemektedir.   Bu itibarla AİHS’nin 5 § 3 maddesi ihlal edilmiştir.   II. AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI   Ocak 2007 tarihinde gönderilen mektupta AİHS’nin 41. maddesi bakımından yapılacak her   türlü adil tazmin talebinin esasa ilişkin görüşlerde belirtilmesi gerektiği hükmünü ifade eden   AİHM tüzüğünün 60. maddesine ilişkin olarak başvuranın dikkati çekilmiştir. Bu nedenle   yukarıda anılan mektupta belirtilen süreler içinde adil tazmine dair bir görüşün sunulmamış   olması sebebiyle AİHM, AİHS’nin 41. maddesi bakımından bir tazminata hükmedilmesine   yer olmadığı kanaatindedir.   BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK AİHM, OYBİRLİĞİYLE,   1. Başvurunun kabuledilebilir olduğuna;   2. AİHS’nin 5 § 3 maddesinin ihlal edildiğine;   Karar vermiştir.   İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM’nin iç tüzüğünün 77 §§ 2. ve 3.   maddelerine uygun olarak 26 Haziran 2007 tarihinde yazıyla bildirilmiştir.   4

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło