21482/03
WyrokETPCz2009-11-24ECLI:CE:ECHR:2009:1124JUD002148203
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
Czy zburzenie domu nabytego w dobrej wierze, bez wypłaty odszkodowania, stanowi naruszenie prawa do poszanowania mienia z art. 1 Protokołu nr 1 do Konwencji, nawet jeśli budynek został uznany za nielegalny i zagrażający środowisku?Ratio decidendi
Trybunał uznał, że skarżący, nabywając nieruchomość w dobrej wierze i polegając na oficjalnych wpisach w księdze wieczystej, które nie wskazywały na nielegalność budowy, posiadał "mienie" w rozumieniu art. 1 Protokołu nr 1. Chociaż pozbawienie własności nastąpiło w interesie publicznym (ochrona zdrowia publicznego i środowiska), brak jakiegokolwiek odszkodowania dla skarżącego, który nie mógł wiedzieć o nielegalności budowy, zakłócił sprawiedliwą równowagę wymaganą przez Konwencję. Państwo, które odpowiada za prawidłowość wpisów w księgach wieczystych, powinno ponieść odpowiedzialność za szkody wynikające z ich błędów lub braku informacji.Stan faktyczny
Skarżący Zekeriye Yıldırır nabył w 1996 roku dom, który został zbudowany w 1976 roku na podstawie pozwolenia, które wygasło w 1980 roku. Władze tureckie nakazały rozbiórkę domu w 1998 roku, argumentując, że budynek jest nielegalny i znajduje się w strefie ochronnej źródła wody pitnej. Mimo że skarżący nabył nieruchomość w dobrej wierze, polegając na księdze wieczystej, i próbował zaskarżyć decyzję o rozbiórce, jego dom został zburzony w 2004 roku bez wypłaty odszkodowania.Rozstrzygnięcie
Stwierdza, że skarga jest dopuszczalna. Stwierdza naruszenie art. 1 Protokołu nr 1. Stwierdza, że kwestia zastosowania art. 41 Konwencji nie jest jeszcze gotowa do rozstrzygnięcia i zostaje odroczona.Pełny tekst orzeczenia
COUNCIL
AVRUPA
OF EUROPE
KONSEYĐ
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ
ĐKĐNCĐ DAĐRE
YILDIRIR/TÜRKĐYE
(B a ꢀvuru no. 21482/03)
KARAR
(Esas)
STRAZBURG Kasım 2009
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecektir. ꢁekli
düzeltmelere tabi olabilir.
______________________________________________________________________________________
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2009. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.
USUL
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan 21482/03 no’lu davanın nedeni T.C.
vatandaꢀı Zekeriye Yıldırır’ın (“baꢀvuran”), Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne 21 Mayıs tarihinde Avrupa Đnsan Hakları ve Temel Özgürlükler Sözleꢀmesi’nin (“AĐHS”) 34.
maddesi uyarınca yapmıꢀ olduğu baꢀvurudur.
Baꢀvuran, Ankara Barosu avukatlarından E. Yücel tarafından temsil edilmiꢀtir.
OLAYLAR
I. DAVA KOꢀULLARI
Baꢀvuran 1939 doğumludur ve Ankara’da yaꢀamaktadır.
M.A. adlı kiꢀi, 10 Ağustos 1976’da aldığı inꢀaat ruhsatına dayanarak Ankara’daki
Boğazkurt’ta bir ev inꢀa etmiꢀtir. Evin ve müꢀtemilatının inꢀası, 1978’de tamamlanmıꢀtır.
M.A., evin çevresine ağaçlar dikmiꢀ ve yetkili makamlara düzenli olarak emlak vergisi
ödemiꢀtir. Sözkonusu emlak, daha sonra, 1996’da baꢀvuran tarafından satın alınmıꢀtır.
Bu süre içerisinde, 21 Ocak 1981’de Bayındırlık ve Đskan Bakanlığı, M.A.’ya aldığı
inꢀaat ruhsatının süresinin 10 Ağustos 1980’de dolduğunu ve kendisinin henüz yapı kullanma
izin belgesi almadığını bildirmiꢀtir. Bu bağlamda, sözkonusu yapının kullanımının halk
sağlığı ya da çevre için tehdit arz etmediğine iliꢀkin bir rapor sunması talep edilmiꢀtir. Ocak 1981’de Kızılcahamam hükümet tabibi, sözkonusu yapının kullanımının,
kamu sağlığı için tehdit arz etmediğini ve yapının inꢀasının, çevre mevzuatına uygun olarak
tamamlandığını kaydettiği bir rapor hazırlamıꢀtır. ꢁubat 1981’de sözkonusu rapor, Bakanlığa sunulmuꢀtur. Mayıs 1981’de M.A. inꢀaat ruhsatının yenilenmesi için Ankara Đl Đmar
Müdürlüğü’ne baꢀvuruda bulunmuꢀtur. 21 Mayıs 1982’de yönetim, cevaben kendisine
baꢀvurusunun iꢀleme alındığını bildirmiꢀtir. Temmuz 1996’da baꢀvuran, M.A.’dan bu yapıyı satın almıꢀtır. Aynı gün, tapu
dairesi baꢀvurana, mülkün sahibi olduğunu kanıtlayan bir tapu belgesi vermiꢀtir. Ayrıca,
muhtar önceki sahibinin, 11 Ağustos 1976’dan bu yana sözkonusu mülkte ikamet ettiğini
belgelemiꢀtir. Kasım 1998’de Ankara Valiliği Bayındırlık ve Đskan Müdürlüğü, baꢀvurana gerekli
inꢀaat ruhsatı olmadan tamamlanmıꢀ olması nedeniyle arazisi üzerindeki yapının yıkılması
gerektiğini bildirmiꢀtir. Kasım 1998’de aynı müdürlük, baꢀvurana aꢀağıda kaydedilenleri bildirmiꢀtir:
“Mülke iliꢀkin inꢀaat ruhsatı 10 Ağustos 1976’da verilmiꢀ ve ruhsatın süresi, 10 Ağustos 1980’de
dolmuꢀtur. Vakti geldiğinde, ruhsatın yenilenmesi için baꢀvuru yapılmamıꢀtır. Gerekli yapı kullanım izni de
alınmamıꢀtır. Mülk, içme suyu kaynağı çevresindeki 300 metrelik alan sınırlarına dahil olan mutlak korumalı
bölgede inꢀa edilmiꢀtir. Umumi Hıfzıssıhha Kanunu ve Su Kirliliği Kontrol Yönetmeliği’ne göre, içme suyu
kaynağı ve havzası çevresindeki 300 metrelik alan sınırlarında bina inꢀa etmek yasaktır. 11 Kasım 1998’de, bu
nedenlerden ötürü, ev inꢀaatının durdurulması emri çıkarılmıꢀtır. Bu koꢀullar altında, yeni bir inꢀaat ruhsatı
almak yasal olarak mümkün olmadığı için araziniz üzerindeki inꢀaatın yıkılması gerekmektedir; aksi takdirde,
Ankara Đl Đdare Kurulu’nun vereceği karar ardından yıkılacaktır”. Ocak 1999’da Ankara Đl Đdare Kurulu, Ankara Valiliği Bayındırlık ve Đskan
Müdürlüğü’nün bildiriminde ortaya konan sebeplere dayanan bir yıkım emri vermiꢀtir. ꢁubat 1999’da baꢀvuran, yapının gerekli iznin alınmasından itibaren iki yıl içinde
tamamlandığını ve bu nedenle, yeni bir inꢀaat ruhsatı çıkarılmasının hiçbir zaman gerekli
olmadığını ileri sürerek yıkım emrinin iptal edilmesini talep etmiꢀtir. Ayrıca, yapının önceki
sahibinin, gerekli belgeleri bu baꢀvuruya ekleyerek 11 ꢁubat 1981’de yapı kullanma izin
belgesi almak için baꢀvuruda bulunduğunu, ancak idarenin bu baꢀvuruya cevap vermediğini
ileri sürmüꢀtür.
Baꢀvuran, ꢁubat 1999’da mülkünün yasal statüsünün belirlenmesi için Kızılcahamam
Asliye Hukuk Mahkemesi önünde bir dava açmıꢀtır. ꢁubat 1999’da mahkeme tarafından atanan bilirkiꢀi komitesi, yapının bulunduğu
mahalli ziyaret etmiꢀ ve müteakiben, baꢀvuranın arazisinde bulunan evin, yirmi yıl önce inꢀa
edildiğini kaydettikleri bir rapor hazırlamıꢀtır. Eylül 1999’da Ankara Đdare Mahkemesi, idare kurulunun aldığı yıkım emrinin iptal
edilmesi gerektiğine karar vermiꢀtir. Mart 2001’de, idarenin itirazı üzerine, Danıꢀtay baꢀvuranın evinin ilgili iznin süresi
dolduktan sonra inꢀa edildiği gerekçesiyle kararı bozmuꢀtur. Mart 2003’te Ankara Đdare Mahkemesi, Danıꢀtay’ın kararına uymuꢀ ve baꢀvuranın,
yıkım emrinin iptal edilmesi yönünde açtığı davayı reddetmiꢀtir. Nisan 2003’te Ankara Valiliği Bayındırlık ve Đskan Müdürlüğü baꢀvurana, Ankara
Đdare Mahkemesi’nin 6 Mart 2003 tarihli kararı uyarınca, tebligatı aldığı tarihten itibaren 30
gün içerisinde evinin yıkılmasını sağlaması gerektiğini bildirmiꢀtir. Mayıs 2004’te baꢀvuranın evi, idare tarafından yıkılmıꢀtır.
HUKUK
I. AĐHS’YE EK 1 NO’LU PROTOKOL’ÜN 1. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ
ĐDDĐASI
Baꢀvuran, AĐHS’ye Ek 1 No’lu Protokol’ün 1. maddesi gereklerine uygun olmayan
koꢀullarda mülkünden mahrum bırakıldığından ꢀikayetçi olmuꢀtur.
Hükümet, bu iddiaya itiraz etmiꢀtir.
A. Kabuledilebilirlik
Hükümet, Ankara Đdare Mahkemesi önünde Ankara Valiliği aleyhinde tam yargı
davası açmamıꢀ olması nedeniyle baꢀvuranın, mevcut iç hukuk yollarını tamamıyla
tüketmemiꢀ olduğunu kaydetmiꢀtir. Tam yargı davası, binanın yıkılmasına iliꢀkin kararın iptal
edilmesini ya da baꢀvuranın sözkonusu mülk için yeterli tazminat almasını sağlayabilirdi.
Baꢀvuran, lehine verilmiꢀ bir mahkeme kararı bulunmaması nedeniyle, tam yargı
davasının baꢀarısızlıkla sonuçlanmasının kaçınılmaz olacağını ileri sürmüꢀtür. Bu nedenle,
mevcut tüm iç hukuk yollarını tüketmiꢀ olduğunu iddia etmiꢀtir.
AĐHM, normal koꢀullarda, AĐHS’nin 35/1 maddesi bağlamında, baꢀvuranın ileri
sürülen ihlaller hususunda, yeterli tazminatı almasını sağlayacak mevcut iç hukuk yollarına
baꢀvurmasının gerekli olduğunu hatırlatmaktadır. Sözkonusu iç hukuk yolları, yalnızca
teoride değil pratikte de mevcut olmalıdır; aksi takdirde, gerekli eriꢀilebilirlik ve etkinlikten
yoksun olacaklardır (bkz., inter alia, Vernillo/Fransa, 20 ꢁubat 1991, 27. paragraf, A Serisi
no. 198, ve Johnston ve Diğerleri/Đrlanda, 18 Aralık 1986, 22. paragraf, A Serisi no. 112).
Ayrıca, iç hukuk yollarının tüketilmesi hususuna iliꢀkin olarak, ispat külfetinin
dağıtımı sözkonusudur. Đç hukuk yollarının tüketilmediğini ileri süren Hükümet’in, AĐHM’yi,
iç hukuk yolunun sözkonusu tarihte etkin ve teoride ve uygulamada mevcut, bir diğer deyiꢀle
eriꢀilebilir, baꢀvuranın ꢀikayetleri hususunda gerekli tazmini sağlayabilir ve baꢀarı olasılıkları
sunabilir olduğuna ikna etmesi gerekmektedir. Ancak, sözkonusu ispat külfetinin yerine
getirilmesiyle birlikte, Hükümet’in ileri sürdüğü iç hukuk yolunun aslında tüketilmiꢀ
olduğunu ya da davanın özel koꢀulları bağlamında yeterli ve etkili olmadığını ya da söz
konusu iç hukuk yolunu tüketme gerekliliğini sona erdiren özel koꢀulların mevcut olduğunu
kanıtlama yükümlülüğü baꢀvurana ait olmaktadır (bkz. Akdivar ve Diğerleri/Türkiye, 16 Eylül
1996, 68. paragraf, Hüküm ve Karar Raporları 1996-IV).
Yukarda kaydedilen koꢀullar altında, AĐHM, baꢀvuranın Đdari Yargılama Usulü
Kanunu’nun 12. maddesi bağlamındaki usulü kullanarak Ankara Đdare Mahkemesi’nde tam
yargı davası açabileceğini kaydeder. Ancak, aynı mahkeme 6 Mart 2003 tarihli bir kararla,
baꢀvuranın, evinin sözkonusu alana inꢀa edilmesinin hukuka aykırı olduğunun tespit edilmesi
sonucu verilen yıkım kararının iptal edilmesi için açtığı davayı reddetmiꢀtir. Diğer bir deyiꢀle,
Ankara Đdare Mahkemesi’nin nihai kararı, baꢀvuranın evinin yıkılmasına yol açmıꢀtır.
Yukarıda kaydedilenleri göz önüne alan AĐHM, evinin yıkılması sonucu uğradığı
zararın tazminini talep etmek için baꢀvuran tarafından açılacak bir tam yargı davasının, dava
koꢀulları altında baꢀarıya ulaꢀma olasılığının bulunduğu kanaatinde değildir. AĐHM bu
bağlamda Hükümet’in, kiꢀinin bir idari iꢀlemin kanuna aykırı olduğu gerekçesiyle iptali için
açtığı davada aleyhine verilen kararı müteakiben açtığı tam yargı davasında baꢀarıya
ulaꢀabildiğini gösteren bir idare mahkemesi kararı sunmadığını kaydeder. AĐHM yukarıda
kaydedilenler ıꢀığında Hükümet’in iç hukuk yollarının tüketilmediğine iliꢀkin iddiasını
reddeder.
Baꢀvurunun, AĐHS’nin 35/3 maddesi bağlamında açıkça dayanaktan yoksun
olmadığını kaydeden AĐHM, baꢀka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru
taꢀımadığını kaydeder. Bu nedenle, baꢀvuru kabuledilebilir niteliktedir.
B. Esas
1. Tarafların görüꢀleri
(a) Baꢁvuran
Baꢀvuran, ulusal makamların kendisine tazminat ödemeksizin evini yıkmalarının
kanuna aykırı olduğunu ileri sürmüꢀtür. Tapuda, evinin yasa dıꢀı bir yapı olduğunu ya da
satılamayacağını gösteren bir ibarenin yer almadığını belirtmiꢀtir. Bu nedenle, evini önceki
sahibinden iyi niyetle ve tapu dairesinin tuttuğu resmi kayıtlara güvenerek satın almıꢀtır.
Hükümet’in iddialarının aksine, evin önceki sahibi 1976 yılında yapı iznini almıꢀ ve evin
inꢀasını 1978’de bitirmiꢀtir. Evi Keçiören Belediyesi’ne beyan ettikten sonra emlak vergisi
ödemeye baꢀlamıꢀtır. Bu nedenle, yapının tamamlanması için gereken dört yıllık süreyi
aꢀmamıꢀtır. Ayrıca, Kızılcahamam Birinci Derece Mahkemesi’nin atadığı bilirkiꢀi komitesi,
1999’da sözkonusu binanın yirmi yıl önce inꢀa edildiğini tespit etmiꢀtir. Baꢀvuran yukarıda
kaydedilenler ıꢀığında evinin herhangi bir tazminat ödenmeksizin yıkılmasının 1 No’lu
Protokol’ün 1. maddesi bağlamındaki haklarını ihlal ettiğini iddia etmiꢀtir.
(b) Hükümet
Hükümet, baꢀvuranın evinin yıkılmasının 1 No’lu Protokol’ün 1. maddesi bağlamında
mülkiyet haklarına müdahale teꢀkil ettiğini kabul eder. Ancak, sözkonusu müdahale, yasal
kesinlik ile uyumludur ve yapı inꢀasına getirilen yasaklamalara iliꢀkin genel kurallara
uyulmasını amaçlamıꢀtır. Bu bağlamda, sözkonusu binaya verilen inꢀaat ruhsatının, Đmar
Kanunu’na uygun olarak 10 Ağustos 1976’da verildiğini kaydetmiꢀtir. Bununla birlikte, süresi Ağustos 1980’de dolduğu halde inꢀaat ruhsatı yenilenmemiꢀtir. Binayı kullanma izni de
alınmamıꢀtır. Dolayısıyla, baꢀvuran yasal yollarla edinilmemiꢀ olması nedeniyle 1 No’lu
Protokol’ün 1. maddesi bağlamında herhangi bir “mülke” sahip değildir. Her halükarda,
Ankara’ya içme suyu sağlayan Kurtboğazı Barajı’nın korumalı bölgesine inꢀa edilmesi
nedeniyle yetkili makamların baꢀvuranın evi için izin çıkarmaları mümkün olmamıꢀtır. Sonuç
olarak, sözkonusu müdahale kanuna uygundur ve keyfi değildir. Yerleꢀim alanlarının ve kırsal
bölgelerin düzenli olarak geliꢀmesini güvence altına almak üzere çevreyi ve kamu sağlığını
korumak ve inꢀaat mevzuatına uyulmasını sağlamak yönündeki meꢀru amaçları gütmektedir.
2. AĐHM’nin değerlendirmesi
Mevcut davada uygulanabilir ilgili içtihadın özeti, N.A. ve Diğerleri/Türkiye (no.
37451/97, paragraflar 36-37, AĐHM 2005-X) kararında bulunabilir.
AĐHM, baꢀvuranın evinin yıkılmasının, 1 No’lu Protokol’ün 1. maddesinin ilk
paragrafının ikinci cümlesi bağlamında mülkiyet hakkından “mahrum bırakılma” anlamına
geldiğinin taraflar arasında ihtilaflı olmadığını belirtir.
Sözkonusu mahrum bırakmanın, dava koꢀulları altında haklı olup olmadığını
değerlendirmeden önce AĐHM, baꢀvuranın tapu dairesi kayıtlarına güvenerek 1996’da evi
önceki sahibinden satın aldığını kaydeder. Taꢀınmazların kaydı ve devri hususlarında yegane
makam olan tapu dairesi, mülkün sahibi olduğunu doğrulayarak baꢀvurana tapu vermiꢀtir. Đç
hukuka ve uygulamasına göre, sözkonusu mülke getirilen bir kısıtlama tapu sicil defterine
iꢀlenmelidir. Tapu dairesinin tuttuğu kayıtlara güvenerek mülk edinen kiꢀilerin hakları
korunur ve sözkonusu kayıtların tutulmasından kaynaklanan zararlar Devlet’in
sorumluluğundadır.
Bu durumda, tapu sicil defterinde inꢀaatın kanuna aykırı ve devrinin kısıtlamaya tabi
olduğuna dair bir ibare bulunmaması nedeniyle baꢀvuranın, evin iç hukuk bağlamında
yasadıꢀı bir yapı olduğunu bilmediği ya da bilmesi gerekmediği anlaꢀılmaktadır. Hükümet de
bu duruma itiraz etmemiꢀtir. Bu nedenle baꢀvuran, iyi niyetle satın alarak ve tapusunu
edinerek, eve iliꢀkin vergileri ve diğer yasal ücretleri ödemiꢀtir. Diğer bir deyiꢀle, baꢀvuran
yerel makamlar tarafından mahrum bırakılana kadar, evin maliki olduğunu doğrulayan
tapunun sahibi olarak 1 No’lu Protokol’ün 1. maddesi bağlamında bir “mülke” sahiptir.
Ancak, baꢀvuranın evi kamu sağlığı ve çevre için tehdit arz eden yasadıꢀı bir yapı
olduğu gerekçesiyle Ankara Đl Đdare Kurulu kararı ve ulusal mahkemelerin kararlarını
müteakiben ulusal makamlar tarafından yıkılmıꢀtır.
AĐHM bu bağlamda, AĐHS’de çevrenin genel olarak korunmasını güvence altına alan
bir madde bulunmamasına rağmen, günümüz toplumunda bu tür bir korumanın büyük önem
teꢀkil eden bir unsur olduğunu kabul ettiğini kaydeder. Ayrıca, AĐHM bazı davalarda benzer
konuları incelemiꢀ ve çevrenin korunmasının önemini vurgulamıꢀtır (bkz., diğer hususlar
meyanında, Taꢀkın ve Diğerleri/Türkiye, no. 46117/99, AĐHM 2004-X; Moreno
Gómez/Đspanya, no. 4143/02, AĐHM 2004-X; Fadeyeva/Rusya, no. 55723/00, AĐHM 2005-
IV). Yukarıda kaydedilenler ıꢀığında ve ulusal mahkemelerin sunduğu nedenler göz önüne
alındığında, AĐHM, baꢀvuranın mülkünden mahrum bırakılmasının, kamu sağlığının ve
çevrenin korunması amacıyla, yani “kamu yararının” gözetilmesi sonucunda
gerçekleꢀtirildiğinin tartıꢀma götürmez olduğu kanaatindedir (bkz. Lazaridi/Yunanistan, no.
31282/04, 34. paragraf, 13 Temmuz 2006).
Bu durumda çözüme kavuꢀturulması gereken konu, sözkonusu müdahalenin
baꢀvuranın ve genel olarak toplumun çıkarları arasında adil bir denge kurup kurmadığıdır. Đç
hukuk kapsamındaki tazminat hakkı, itiraz edilen tedbirin gerekli adil denge unsuruna riayet
edip etmediğini ve sözkonusu tedbirin, baꢀvuran üzerine orantısız bir yük yükleyip
yüklemediğini değerlendirmede esas teꢀkil etmektedir. AĐHM bu hususta daha önce, mülkün
değeriyle makul surette orantılı bir tazminat ödenmeksizin mülkten mahrum bırakmanın,
normal koꢀullar altında, orantısız bir müdahale teꢀkil edeceğine ve tazminat ödenmemesinin,
yalnızca istisnai koꢀullar altında 1 No’lu Protokol’ün 1. maddesi bağlamında haklı
görülebileceğine karar vermiꢀtir (bkz. N.A. ve Diğerleri/Türkiye, no. 37451/97, 41. paragraf,
AĐHM 2005-X; Nastou/Yunanistan (no. 2), no. 16163/02, 33. paragraf, 15 Temmuz 2005;
Jahn ve Diğerleri/Almanya [BD], no. 46720/99, 72203/01 ve 72552/01, 111. paragraf, AĐHM
2005-VI).
Mevcut davada idare mahkemelerinin Ankara Đl Đdare Kurulu’nun yıkım emrini
onayladığı göz önüne alındığında baꢀvuranın, mülkünden mahrum bırakılmasına karꢀılık
tazminat alma hususunda gerçekçi bir baꢀarı olasılığı mevcut olmamıꢀtır. Bu nedenle,
baꢀvuranın evini kaybetmesine karꢀılık tazminat almasını sağlayacak bir iç hukuk yolunun
olmaması, mülkiyet hakkından tam olarak yararlanmasını engellemiꢀtir. AĐHM bu bağlamda,
iç hukukta Devlet’in tapu kayıtlarından kaynaklanan herhangi bir zarardan sorumlu
olduğunun öngörülmesine rağmen, Hükümet’in, sözkonusu mahrum bırakma karꢀılığı
tazminat ödenmemesini haklı gösteren istisnai koꢀullar dile getirmediğini kaydeder. Sonuç
olarak, kendisine tapu vererek evinin yasal sahibi olduğunu kabul eden ulusal makamlar,
baꢀvuranın evinin yıkılması sonucu uğradığı zarardan otomatik olarak sorumlu olmuꢀtur.
AĐHM, yukarıda kaydedilenler ıꢀığında, baꢀvurana tazminat ödenmemesinin,
mülkiyetin korunması ve kamu yararı gerekleri arasında kurulması gereken adil dengenin
baꢀvuranın zararına olacak ꢀekilde bozulmasına yol açtığı kanaatindedir (bkz. N.A. ve
Diğerleri, 42. paragraf). Dolayısıyla, 1 No’lu Protokol’ün 1. maddesi ihlal edilmiꢀtir.
II. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI
AĐHS’nin 41. maddesi ꢀöyledir:
“Mahkeme iꢀbu Sözleꢀme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek
Sözleꢀmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde,
hakkaniyete uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”
Baꢀvuran, 57,977 Türk Lirası (yaklaꢀık 27,000 Euro) maddi tazminat ve ailesinin
yaꢀadığı stres ve sıkıntı için 100,000 Türk Lirası (yaklaꢀık 46,500 Euro) manevi tazminat
talep etmiꢀtir. Yargılama masraf ve giderleri hususunda belirli bir miktar talep etmemiꢀtir.
Hükümet, baꢀvuranın talep ettiği meblağın spekülatif ve dayanaktan yoksun olduğunu
kaydetmiꢀtir.
AĐHM, dava koꢀulları altında, 41. maddenin uygulanması hususunun henüz karara
bağlanma aꢀamasında olmadığı ve Davalı Devlet ile baꢀvuran arasında mutabakata varılma
olasılığı göz önüne alınarak bekletilmesi gerektiği kanaatindedir.
BU NEDENLERLE, AĐHM OYBĐRLĐĞĐYLE,
1. Baꢀvurunun kabuledilebilir olduğuna;
2. 1 No’lu Protokol’ün 1. maddesinin ihlal edildiğine;
3. AĐHS’nin 41. maddesinin uygulanması hususunun henüz karara bağlanma aꢀamasında
olmadığına; dolayısıyla,
(a) sözkonusu hususun bekletilmesine;
(b) Hükümet’in ve baꢀvuranın, kararın AĐHS’nin 44/2. maddesi bağlamında kesinleꢀtiği
tarihten itibaren üç ay içerisinde bu hususa iliꢀkin yazılı görüꢀlerini sunmaya ve özellikle,
ulaꢀabilecekleri mutabakatı AĐHM’ye bildirmeye davet edilmelerine;
(c) takip edecek iꢀlemlerin ertelenmesine ve Daire Baꢀkanı’na, gerekli olması halinde aynı
hususu karara bağlama yetkisi verilmesine
KARAR VERMĐꢀTĐR.
Đꢀbu karar, Đngilizce olarak hazırlanmıꢀ ve Mahkeme Đç Tüzüğü’nün 77. Maddesi’nin
2. ve 3. fıkraları uyarınca 24 Kasım 2009 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiꢀtir.
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło