2150/05
WyrokETPCz2010-03-23ECLI:CE:ECHR:2010:0323JUD000215005
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
Czy klasyfikacja prywatnej nieruchomości jako państwowego gruntu leśnego bez wypłaty odszkodowania stanowi nieproporcjonalną ingerencję w prawo własności, naruszając art. 1 Protokołu nr 1 do Konwencji?Ratio decidendi
Trybunał uznał, że klasyfikacja nieruchomości skarżącego jako gruntu leśnego, która znacząco ograniczyła jego prawo do korzystania z własności, stanowiła ingerencję w prawo własności. Stwierdził, że brak skutecznego środka odwoławczego w prawie krajowym w celu uzyskania odszkodowania za tę ingerencję, w połączeniu z ostatecznym charakterem klasyfikacji i niemożnością korzystania z nieruchomości, nałożył na skarżącego nadmierne i nieproporcjonalne obciążenie. W konsekwencji, Trybunał uznał, że nie została zachowana sprawiedliwa równowaga między wymogami interesu publicznego a ochroną praw skarżącego, co doprowadziło do naruszenia art. 1 Protokołu nr 1.Stan faktyczny
Süleyman Baba, skarżący zamieszkały w Stambule, odziedziczył działkę o powierzchni 37 220 m². Pierwotnie sprzedana przez Skarb Państwa jako grunt rolny, działka ta została później, w 1990 roku, sklasyfikowana przez komisję katastralną jako państwowy grunt leśny i zarejestrowana jako taka w 1995 roku. Skarżący bezskutecznie kwestionował tę klasyfikację i domagał się odszkodowania przed sądami krajowymi, które odrzuciły jego roszczenia, uznając, że mimo klasyfikacji leśnej, nadal jest właścicielem.Rozstrzygnięcie
Trybunał, jednogłośnie, uznał skargę dotyczącą art. 1 Protokołu nr 1 za dopuszczalną, a pozostałe skargi za niedopuszczalne. Stwierdził, stosunkiem głosów sześć do jednego, naruszenie art. 1 Protokołu nr 1. Postanowił, stosunkiem głosów sześć do jednego, że kwestia zastosowania art. 41 Konwencji nie jest gotowa do rozstrzygnięcia w tym momencie i zostaje odroczona. Zaprosił Rząd i skarżącego do przedstawienia pisemnych uwag w tej kwestii w ciągu sześciu miesięcy i poinformowania o wszelkich ugodach, zastrzegając dalsze postępowanie.Pełny tekst orzeczenia
CONSEIL
AVRUPA
DE L’EUROPE
KONSEYĐ
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ
ĐKĐNCĐ DAĐRE
SÜLEYMAN BABA -TÜRKĐYE DAVASI
(Baꢀvuru no: 2150/05)
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ
(Esas)
STRAZBURG Mart 2010
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecektir. ꢁekli
düzeltmelere tabi olabilir.
______________________________________________________________________________________
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2010. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.
USUL
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (42082/02) no’lu davanın nedeni T.C. vatandaꢀı
Süleyman Baba’nın (baꢀvuran) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne 29 Kasım 2004
tarihinde Temel Đnsan Hakları ve Özgürlüklerini güvence altına alan Avrupa Đnsan Hakları
Sözleꢀmesi’nin (AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapmıꢀ olduğu baꢀvurudur.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOꢁULLARI
Baꢀvuran 1957 doğumlu olup Đstanbul’da ikamet etmektedir.
A. Baꢀvurana ait arazinin ‘devlete ait orman arazisi’ olarak tasnif edilmesine iliꢀkin
dava Eylül 1968 tarihinde Hazine, Toprak Komisyonu’nun kararı üzerine Pelitli’de
(Gebze/Kocaeli) bulunan 37.220 m2 yüzölçümüne sahip bir arazinin devrini
gerçekleꢀtirmiꢀtir. Satıꢀ iꢀlemi köylülerin toprak edinmesine yönelik bir program çerçevesinde
yapılmıꢀtır. Tarla olarak vasıflandırılan bu arazi tapu kaydında özel bir mülkiyet adına
kaydedilmiꢀtir (parsel no: 1470). yılından 1987 yılına dek arazi dört kez el değiꢀtirmiꢀtir. Ekim 1987 yılında arazi N. E.’ye satılarak mülkiyetine geçmiꢀtir.
Bu arada, 1990 yılında kadastro komisyonu devlete ait orman arazilerinin tahdit iꢀlemlerine
baꢀlamıꢀ, bu çalıꢀma sonucunda 1470 parsel numaralı arazi devlete ait orman arazisi içinde
kalmıꢀtır. Mayıs 1995 tarihinde orman alanı olarak vasıflandırılan arazi tapu kaydında bu ꢀekilde
tescil edilmiꢀtir. Aralık 2001 tarihinde N.E. Orman Genel Müdürlüğü’nün orman arazisi tahdidine iliꢀkin
kararına karꢀı Gebze Asliye Hukuk Mahkemesi’nde dava açmıꢀtır.
N.E.’nin vefat etmesinin ardından baꢀvuran 2002 yılında bu arazinin mirasçısı olmuꢀtur.
Asliye Hukuk Mahkemesi 14 Haziran 2002 tarihli bir karar ile sözkonusu arazinin orman
alanı içinde yer aldığını kaydederek baꢀvuranın talebini reddetmiꢀtir. Mahkeme bu kararı
alırken bilirkiꢀi raporlarını, arazinin üzerinde yapılan saptamaları, fotoğraf ve topografi
haritalarını dikkate almıꢀtır.
Yargıtay 29 Ocak 2004 tarihinde ilk derece mahkemesinin kararını onamıꢀtır.
Baꢀvuranın bu karara karꢀılık 2 Temmuz 2004 tarihinde yapmıꢀ olduğu düzeltme talebi
reddedilmiꢀtir.
B. Baꢀvuranın açmıꢀ olduğu tazminat davası
Baꢀvuran 16 Eylül 2004 tarihinde sözü edilen arazinin tapuda Hazine adına tescil edilmesiyle
mülkiyet hakkına yönelik bir ihlalin yapıldığını öne sürerek aynı mahkeme önünde maddi ve
manevi tazminat davası açmıꢀtır. ꢁubat 2005 tarihinde Asliye hukuk mahkemesi, ihtilaf konusu arazinin orman alanı olarak
vasıflandırılmasına karꢀın baꢀvuranın halen maliki olduğu gerekçesiyle bu talebi reddetmiꢀtir.
Yargıtay 11 Temmuz 2006 tarihinde ilk derece mahkemesinin bu kararını onamıꢀtır.
Baꢀvuranın karar düzeltme talebi 21 ꢁubat 2007 tarihinde reddetmiꢀtir.
HUKUK
I. EK 1 NO’LU PROTOKOL’ÜN 1. MADDESĐ’NĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI
HAKKINDA
Baꢀvuran kendisine herhangi bir tazminat ödenmeksizin taꢀınmazının kamu orman arazisi
olarak sınıflandırılmasının Ek 1 no’lu Protokol’ün 1. maddesi uyarınca mülkiyet hakkına
yönelik orantısız bir müdahaleyi teꢀkil ettiğini savunmaktadır.
AĐHM kabuledilebilirliğe iliꢀkin baꢀvurunun AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı
çerçevesinde dayanaktan yoksun olmadığını kaydederek ayrıca baꢀka açılardan bakıldığında
da kabuledilemezlik unsuru bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle baꢀvuru kabuledilebilir
niteliktedir.
Hükümet esas ile ilgili olarak, bu konudaki yerleꢀik içtihada (Bkz. Chassagnou vd.-Fransa
(BD) no: 25088/94, 28331/95 ve 28443/95; mutatis mutandis Immobiliare Saffi-Đtalya no:
22774/93; Kapsalis ve Nima-Kapsali-Yunanistan kararı no: 20937/03, 23 Eylül 2004; Ansay-
Türkiye kararı no: 49908/99, 2 Mart 2006; Perinelli-Đtalya no: 7718/03, 26 Haziran 2007 ve
Langobardi vd.-Đtalya kararı, no: 7670/03, 26 Haziran 2007) göndermede bulunarak
baꢀvuranın mülkiyet hakkına yönelik getirilen kısıtlamanın Ek 1 no’lu Protokol’ün 1.
maddesinin ikinci bendi uyarınca meꢀru bir amacı güttüğünü ve bu amaçla orantılı olduğunu
savunmaktadır.
AĐHM bu konudaki genel ilkeler hususunda sözü edilen Köktepe kararına atıfta
bulunmaktadır.
AĐHM mevcut baꢀvuruda taraflar arasında baꢀvuranın Ek 1 no’lu Protokol’ün 1. maddesi
uyarınca tapu kaydına dayalı bir mülkün maliki olduğu hususunun ihtilaf konusu edilmediğini
not eder. AĐHM mezkur arazinin kamu orman arazisi olarak vasıflandırılmasıyla birlikte
baꢀvuranın mülkiyet hakkını kullanmasına yönelik bir müdahalenin olduğunu ve bu
vasıflandırmanın sözkonusu taꢀınmazın tasarruf nisabını önemli ölçüde azaltan bir etki ettiğini
saptamaktadır. Bu bağlamda AĐHM, maliki olmasına rağmen ihtilaf konusu taꢀınmazın tapu
senedine getirilen bu vasıflandırmayla birlikte baꢀvuranın arazisinden gerçek anlamıyla
istifade edemediğini gözlemlemektedir.
AĐHM bu koꢀullar çerçevesinde, ihtilaf konusu taꢀınmaza getirilen nitelendirmenin
baꢀvuranın mülkiyet hakkının içeriğini her anlamda boꢀaltan bir etki yarattığı kanısındadır
(Bkz. aynı anlamda, Çetiner ve Yücetürk-Türkiye kararı no: 24620/04, 22 Eylül 2009).
Bundan sonra artık ihtilaflı tedbirin istenilen adil dengeye riayet edip etmediğinin özellikle de
baꢀvuranı orantısız bir yüke katlanmak zorunda bırakıp bırakmadığının belirlenmesi
gerekmektedir. Bu bağlamda, ulusal hukuk tarafından belirlenen tazminat usullerinin göz
önüne alınması gerekmektedir. AĐHM bu amaçla, iç hukukta bu yönde etkili bir baꢀvuru
yolunun mevcut olmadığını tespit etmektedir (Bkz. Öztok-Türkiye kararı no: 24620/04, 22
Eylül 2009). Bu nedenledir ki baꢀvuranın yapmıꢀ olduğu tazminat talebi ulusal mahkemeler
tarafından reddedilmiꢀtir. Üstelik Hükümet mutlak bir tazminatın yokluğunu meꢀru kılacak
ikna edici ve AĐHM’nin Köktepe (sözü edilen) kararında benimsediği sonucun dıꢀına
çıkılmasını gerektirecek herhangi bir istisnai durumu dile getirmemiꢀtir.
Davanın koꢀulları, özellikle de tahdidin nihai oluꢀu, dava konusu durumu telafi edebilecek
nitelikte etkili iç hukuk yolunun bulunmayıꢀı, baꢀvuranın mülkiyet hakkından yararlanması
karꢀısındaki engel ve tazminat ödenmemiꢀ olması, AĐHM’yi, baꢀvuranın, kamu yararının
gerekleri ile mülkiyet hakkı arasında hüküm sürmesi gereken adil dengeyi bozan alıꢀılmıꢀın
dıꢀında ve ölçüsüz bir yüke katlanmak zorunda kaldığı yönünde düꢀünmeye sevk etmektedir
(Bkz, sözü edilen Köktepe ve Çetiner ve Yücetürk kararı).
Bu nedenle, Ek 1 no’lu Protokol’ün 1. maddesi ihlal edilmiꢀtir.
II. AĐHS’NĐN 6. MADDESĐ’NĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA
Baꢀvuran
ulusal
mahkemeler
önündeki
yargılamaların
hakkaniyete
uygun
gerçekleꢀmediğinden ve taraflı olduğundan ꢀikayetçi olmakta, bu bağlamda AĐHS’nin 6.
maddesine atıfta bulunmaktadır.
AĐHM bu ꢀikayeti herhangi bir gerekçesi olmayan dayanaktan yoksun olarak nitelendirerek
AĐHS’nin 35. maddesinin 3. ve 4. paragraflarına uygun olarak reddedilmesi gerektiğine itibar
etmektedir.
III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐ’NĐN UYGULANMASI HAKKINDA
Baꢀvuran AĐHS’nin 41. maddesi uyarınca taꢀınmazın gerçek değerine karꢀılık gelecek ꢀekilde
maddi tazminat olarak 1.300.000 TL (yaklaꢀık 600.000 Euro) talep etmekte, bu yönde bir
emlak komisyoncusu tarafından 13 Haziran 2009 tarihinde hazırlanan ekspertiz raporunu
sunmaktadır.
Hükümet AĐHM’yi aꢀırı ve dayanaktan yoksun olarak nitelendirdiği baꢀvuranın bu talebini
reddetmeye davet etmektedir. Hükümet Kocaeli Valiliği’ne bağlı emlak müdürlüğü tarafından Ekim 2009 tarihinde düzenlenen ve buna göre baꢀvuranın taꢀınmazının değerini 19.032,85
TL. olarak (yaklaꢀık 9.000 Euro’ya karꢀılık gelmektedir) belirleyen bilirkiꢀi raporunu
sunmaktadır.
Mevcut dava koꢀullarında, Savunmacı Devlet ile baꢀvuran arasında olası bir uzlaꢀma
ihtimalini göz önünde bulunduran AĐHM, 41. maddenin uygulanmasının bu aꢀamada saklı
tutulmasının uygun olacağına kanaat getirmektedir (Bkz. aynı anlamda, sözü edilen Köktepe
kararı).
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM,
1. Oybirliğiyle, Ek 1 no’lu Protokol’ün 1. maddesi hakkındaki ꢀikayetin kabuledilebilir,
bunun dıꢀında kalanların kabuledilemez olduğuna;
2. Bire karꢀı altı oyla, Ek 1 no’lu Protokol’ün 1. maddesinin ihlal edildiğine;
3. Bire karꢀı altı oyla AĐHS’nin 41. maddesinin uygulanması hususunun bu aꢀamada
uygulanamayacağına; sonuç itibarıyla,
a) saklı tutulmasına;
b) Hükümet ve baꢀvuranın, kararın tebliğinden itibaren altı ay içinde bu mesele hakkındaki
görüꢀlerini yazıyla kendisine bildirmeye ve bilhassa aralarında varacakları her türlü
uzlaꢀmadan kendisini haberdar etmeye davet edilmesine;
c) Sonraki sürecin saklı tutulmasına ve gerektiğinde daire baꢀkanının izlenecek süreci
belirlemeye yetkili kılınmasına;
KARAR VERMĐꢁTĐR.
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıꢀ ve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.
paragraflarına uygun olarak 23 Mart 2010 tarihinde yazılı olarak bildirilmiꢀtir.
Mevcut karar ekinde AĐHS’nin 45. maddesinin 2. paragrafı ve Đçtüzüğün 74. maddesinin 2.
paragrafına uygun olarak Yargıç Cabral Barreto’nun ayrı oy görüꢀü yer almaktadır.
5
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 14.07.2026. · Źródło