21784/04

WyrokETPCz2005-11-10ECLI:CE:ECHR:2005:1110JUD002178404

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy skarżąca, która odmówiła poddania się badaniom medycznym zleconym przez ETPCz, utraciła status ofiary i czy jej skarga powinna zostać skreślona z listy spraw na podstawie art. 37 ust. 1 lit. c Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że skarżąca, odmawiając poddania się badaniom medycznym zleconym przez Trybunał, pomimo wyraźnego ostrzeżenia, uniemożliwiła prawidłowe ustalenie stanu faktycznego. Trybunał stwierdził, że obawy skarżącej dotyczące ponownego aresztowania były bezpodstawne, biorąc pod uwagę wzorową współpracę rządu i zastosowane środki tymczasowe. W konsekwencji, Trybunał orzekł, że dalsze rozpatrywanie skargi nie jest uzasadnione w świetle art. 37 ust. 1 lit. c Konwencji, ponieważ skarżąca utraciła status ofiary i utrudniała przebieg postępowania.
Stan faktyczny
Skarżąca, Mürüvvet Küçük, obywatelka Turcji, została skazana w 1997 roku na 18 lat i 9 miesięcy więzienia za członkostwo w organizacji terrorystycznej. Podczas odbywania kary w 2000-2001 roku rozpoczęła strajk głodowy. W 2003 roku zdiagnozowano u niej chorobę Wernickego-Korsakowa, co doprowadziło do odroczenia jej kary na sześć miesięcy. Po kolejnych badaniach w grudniu 2003 roku, uznano, że jej stan zdrowia nie wymaga dalszego odroczenia kary ani ułaskawienia, w związku z czym prokurator wydał nakaz aresztowania. W listopadzie 2004 roku, na mocy nowych przepisów krajowych, kara skarżącej została zakończona.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie postanowił skreślić skargę z listy spraw.

Pełny tekst orzeczenia

ღꢀ   ღ • _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ :   ^ ^ _______________________________   . C O N S E I L D E ^   L ' E U R O P E   ^ A V R U P A   KONSEYİ   ^ AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ   MÜRÜVVET KÜÇÜK - TÜRKİYE DAVASI   (Başvuru no; 21784/04)   KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ   STRAZBURG   Kasım 2005   İşbu karar AİHS’nin 44 § 2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli   bazı düzeltmelere tabi olabilir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2005. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan ve (21784/04) başvuru no’lu davanın nedeni bu   ülke vatandaşı olan Mürüvvet Küçük’ün (başvuran) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne   (AİHM) 16 Haziran 2004 tarihinde, Avrupa İnsan Haklan Sözleşmesinin (AİHS) Temel İnsan   Haklarını güvence altına alan 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur.   Başvuran, İstanbul Barosu avukatlarından S. Akat tarafından temsil edilmektedir.   OLAYLAR   I-OLAYIN KOŞULLARI   A . Başvurunun temelindeki olaylar   Başvuran 1970 doğumlu bir türk vatandaşıdır.   Ş u b at 1 9 9 7 tarih in d e, b aşv u ran terö rist b ir ö rg ü te ü y e o lm ak su çu n d an İzm ir D ev let   Güvenlik Mahkemesince 18 yıl dokuz ay ağır hapis cezasına çarptırılmıştır.   ve 2001 yıllarında başvuran Uşak Hapishanesinde cezasını çektiği sırada,   özellikle, koğuş yerine bir-üç kişilik hücreler öngören F tipi cezaevlerini protesto   etmek için açlık grevi başlatmıştır.   Ocak 2002 tarihinde başvuranın sağlığının bozulması üzerine, Uşak Savcısı   başvuranı Devlet Hastanesine sevk etmiştir. Sonuç olarak düzenlenen raporda   başvuranın sağlık durumunda hiçbir hayati tehlike bulunmadığı belirtilmiştir.   Ocak 2002 tarihinde Uşak Savcısı başvuranın, Ceza M uhakem esi Usulü   Kanunu’nun (CMUK) 399. maddesi uyarınca cezasının ertelenmesi talebini   reddetmiştir.   Temmuz 2002 tarihinde, savcı, cezasını çekmeye devam etmesi halinde hayati bir   tehlikesinin olup olmayacağının belirlenmesi için başvuranı tekrar Devlet Hastanesi’ne   sevk etmiştir. Sekiz doktor başvuranı incelemiş ve 9 Temmuz 2002 tarihinde   başvuranın özgürlükten yoksun bırakılacağı bir ceza çekebileceği sonucunu belirten   bir rapor düzenlemişlerdir. Böylece, 11 Temmuz 2002 tarihinde Savcılık başvuranın   cezasının ertelenmesi talebini ikinci kez reddetmiştir.   Başvuran, belirtilen raporları kabul etmeyerek Adli Tıp Kurumu tarafından   incelenmeyi talep etmiştir. Böylece, Savcılık başvuranı Adli Tıp Kurumu’na sevk   etmiş, Adli Tıp Kurumu, 21 Nisan 2003 tarihinde düzenlediği raporda başvurana   Wernicke~Korsakoff hastalığı teşhisi koymuş ve başvuranın cezasının altı aylık bir   süre için ertelenmesi gerektiği sonucuna varmıştır.   Mayıs 2003 tarihinde, Savcılık, CMUK 399. maddesi uyarınca başvuranın cezasının   ertelenmesine ve serbest bırakılmasına karar vermiştir.   Ekim 2003 tarihinde başvuran A dli Tıp K urum u doktorlarınca tekrar m uayene   edilmiş, 13 Kasım 2003 tarihinde İstanbul Üniversitesi Hastanesinin nöroloji   servisince ve en son olarak da 5 Aralık 2003 tarihinde bir psikiyatri doktoru tarafından   muayene edilmiştir.   Sonuçta 12 Aralık 2003 tarihinde Adli Tıp Kurumu 3 no’lu dairesi uzmanlarınca   düzenlenen raporda başvuranın sağlık durumunun ne erteleme ne de Cumhurbaşkanı   af f ı g e r e k t i r d i ğ i b e l i r t i l m i ş t i r .   Aralık 2003 tarihinde bu rapora dayanarak Uşak Savcısı, kaçak olan başvuran   hakkında ihzar müzekkeresi çıkarmıştır.   Ocak 2004 tarihinde, başvuranın temsilcisi, başvuranın sağlık dosyasının Adli Tıp   Kurumu Genel Kumlu tarafından incelenmesini talep etmiştir.   Şubat 2004 tarihinde, Genel Kurul 12 Aralık 2003 tarihli raporun sonuçlarını   resmen onaylamıştır.   Ekim 2004 tarihinde, yeni Türk C eza K anunu R esm i G azetede yayınlam ıştır. Y eni   Türk Ceza Kanunu’nun yürürlüğe giriş tarihi 1 Nisan 2005 olarak öngörülmüştür.   Kasım 2004 tarihinde, Cumhuriyet Başsavcısı yetkisine dayanarak îzmiı* Ağır Ceza   Mahkemesine başvurmuştur. İzmir Ağır Ceza Mahkemesi, yeni Türk Ceza   Kanununun olayda işlenen suç için daha hafif bir ceza öngördüğü ve başvuranın da bu   cezayı çekmiş bulunduğu gerekçesiyle, başvuranın cezasının ertelenmesine karar   vermiştir. İzmir Ağır Ceza Mahkemesi, henüz yürürlüğe girmemiş olduğundan yeni   Türk Ceza Kanununun maddelerinin uygulanamayacağım fakat uygulanıyor olsaydı da   başvuranın çarptırılacağı cezayı zaten çekmiş olduğunu belirtmiştir. İzmir Ağır Ceza   Mahkemesi, yine de, yeni Türk Ceza Kanununun yürürlüğe girdiği tarihte davanın   sonuçlandırılması için dosyanın yeniden açılması gerektiğini vurgulamıştır.   M art 2005 tarihli bir kanunla yeni Türk Ceza K anununun yürürlüğe girişi 1 H aziran   tarihine ertelenmiştir.   B. AİHM’nin soruşturma görevi   Elli üç başvuruluk bir bütünün parçası olan mevcut olayda, AİHM, İç Tüzüğünün   ekindeki Al maddesi uyarınca olayları tespit etmek amacıyla derinlemesine inceleme   yapabilmek için bir soruşturma görevi organize etmiştir.   Bununla beraber, AİHM, Türkiye’deki cezaevlerini ve sağlık kuramlarını ziyaret   etmeleri için, kendi üyelerinden üç temsilci seçmiş ve içlerinde başvuranın da   bulunduğu ilgili kişilerin daha önceki sağlık durumlarını tespit etmeleri daha sonra da   bu kişilerin Özgürlükten yoksun kalarak ceza çekip çekemeyeceklerinin belirlenmesi   için nöropsikiyatrik testlerden geçirilmeleri amacıyla üç uzmandan oluşan bir komiteyi   görevlendirmiştir.   3 A ğ u s t o s 2 0 0 4 t a r i h i n d e , b u g ö r e v i n i y i b i r ş e k i l d e y e r i n e g e t i r i l m e s i a m a c ı y l a   AİHM, iç tüzüğünün 39. maddesi uyarınca Hükümeti, uzmanlar komitesinin belirtilen   incelemeleri yapması gereken 6-13 Eylül 2004 tarihleri arasında kaçmış olan   başvuranı tutuklamamaya davet etmiştir.   Buna paralel olarak, AİHM, başvuranı sağlık taramasının yapılacağı Çapa Üniversite   Hastanesi’ne (İstanbul) 11 Eylül 2004 tarihinde gelmesi için davet etmiş ve geçerli bir   sebebi olmaksızın bu daveti reddetmesi halinde AİHS’nin 37 § 1 c) maddesi uyarınca   başvurusunun kayıttan düşürülebileceği konusunda başvuranı uyarmıştır. Komite’nin   gerçekleştirdiği görevle ilgili genel bir özet TekinYüdız-Tiirkiye 22913/04 sayılı   kararında bulunmaktadır.   I.   İÇ H U K U K V E İÇ H U K U K A Y Ö N E L İK U Y G U L A M A A L A N L A R I   Adli Tıp Kurumu, CMUK’un 399 §§ 1 ve 2 maddesi uyarınca, bir kişinin hapishanede   kalamayacağına ilişkin kesin sağlık raporunu vermeye yetkili tek otoritenin kendisi olduğunu   beyan etmektedir. Adli Tıp Kurumunun yeniden yapılandırılmasına ilişkin 14 Nisan 1982   tarihli 2659 sayılı kanun, 25 Şubat 2003 tarihli 4810 sayılı kanunla değiştirildiği üzere bu   kurumun Adalet Bakanlığina bağlanmasını onaylamaktadır ve buna ek olarak Adli Tıp   Kurumunun diğer görevlerinin yamsıra asli görevinin mahkemelerce ve savcılıklarca   yapılmasına hükmedilen bilimsel bilirkişi raporlarını hazırlamak olduğunu vurgulamıştır.   İlgili, bir kez uygun bir rapor aldıktan sonra, CMUK’un 399. maddesinin uygulanması   hakkında karar vermek, duruma göre; ilgili cezaevi savcısının, mahkumiyet kararını açıklayan   mahkemenin veya ceza infaz hakiminin görevidir.   ( Hangi otorite tarafından verilmiş ölursa olsun verilen karar için temyize gidebilir.   HUKUK AÇISINDAN   Başvuran, bir önceki sağlık raporunun aksini belgeleyen ve hiçbir bilimsel değeri olmayan   sağlık raporuna dayanarak cezasının kaldırıldığını belirterek yakalandığı Werııicke-Korsakoff   hastalığına yakalanmış olduğunu vurgulamaktadır. Başvuran, yeniden hapsedilmesi   durumunda AİHS’nin 3. maddesinin ihlal edileceğini ileri sürmektedir.   AİHM, başvuranın temsilcisinin, 28 Temmuz 2004 tarihli mektupla, başvuran hakkındaki   ihzar müzekkeresi kaldırılmadığı sürece müvekkilinin AİHM’nin uzman doktorları tarafından   yapılacak sağlık taraması için hazır bulunamayacağını bildirdiğini tespit etmiştir.   Hükümet, Ekim 2004’te gerçekleşen ve 1 Haziran 2005’te yürürlüğe giren yasa değişiklikleri   kapsamında başvurana verilen cezanın yeniden gözden geçirildiğini ve böylece başvuranın 30   Kasım 2004 tarihinde cezasının sonlandırıldığım belirtmektedir. Dolayısıyla, başvuranın bu   ceza için tekrar cezaevine girmesi söz konusu değildir.   Sonuç olarak, Hükümet, başvuranın bu olayda mağdur sıfatı kalmadığından davanın kayıttan   düşürülmesini talep etmiştir.   AİHM, başvuranın, 11 Eyliil 2004 tarihi için öngörülen sağlık taramasında kendisine bu   konuda yapılan üstü kapalı uyarıya rağmen hazır bulunmadığım tespit etmiştir.   5 M a r t 2 0 0 5 t a r i h l i b i r m e k t u p l a , b a ş v u r a n ı n t e m s i l c i s i , H ü k ü m e t e b i l d i r i l e n g e ç i c i ö n l e m   üzerine savcılık tarafından çıkartılan ihzar müzekkeresinin kaldırıldığının kendisine   zamanında tebliğ edilmediğini ileri sürerek durumu açıklamaya çalışmıştır. Bununla birlikte,   başvuranın temsilcisi, yeni Türk Ceza Kanunu henüz yürürlüğe girmediğinden dolayı, yasa   değişiklikleri uyarınca başvuranın cezasının geri kalan kısmının ertelenmesinin bu davayla   hiçbir ilgisi olmadığını ileri sürmektedir. Sonuç olarak, başvuranın temsilcisi Hükümetin, her   an başvuranın tutuklanarak tekrar cezaevine girmesine hükmedebileceğim ileri sürmektedir.   AÎHM, Hükümetin, davada sadece benzer olaylar- çerçevesinde kendisine belirtilen geçici   önlemlere tamamen uymakla kalmadığına, aynı zamanda soruşturmanın organizasyonu ve   ilerlemesinde örnek bir yardım sağlamış olduğuna, bunun için de başvuranın temelsiz olan   savının objektif olarak anlaşabilecek hiçbir endişeye dayanmadığına hükmetmiştir.   Başvuranın da bilgisi dahilinde olan bu şartlar altında, başvuranın Hükümetten herhangi bir   zarar göreceği konusunda endişe ettiğini ileri sürmesi mümkün değildir ki aksi bir olay   meydana gelmesi durumunda bu olayın sonuçlarını görevi kapsamında tespit edecek olan   sadece AİHM’diı*.   Bu verilerin ışığında, AÎHM, gecikmeden, başvuranın mağdurluk sıfatı üzerine inceleme   yapacaktır (bkz. Amuur-Fransa kararı, Dalban-Romanya, 28114/95 sayılı kararı ve mutatis   mutandis, S.T.-Tiirkiye, 32431/96 sayılı kararı) çünkü her ne olursa olsun, başvuranın belirgin   bir sebep olmaksızın, bu konuda üstü kapalı olarak yapılan uyarıyı hiçe sayarak kendisi için   organize edilen sağlık taramasında hazır bulunmayı reddetmek suretiyle kendi davasının   seyrini engellememesi gerektiğini belirtmektedir.   Sonuç olarak, AÎHM olayda AİHS’in 37 § 1 c) maddesi uyarınca davanın devam etmesinin   hiçbir haklılığı kalmadığına hükmetmiştir.   BU NEDENLERLE, AİHM, OYBİRLİĞİYLE,   Davanın kayıttan düşmesine karar vermiştir.   îşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AÎHM’nin iç tüzüğünün 77 §§ 2 ve 3 maddesine   uygun olarak 10 Kasım 2005 tarihinde yazıyla bildirilmiştir.   5

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło