21831/03

WyrokETPCz2009-10-13ECLI:CE:ECHR:2009:1013JUD002183103

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
1. Czy brak możliwości ustosunkowania się do opinii Prokuratora Generalnego w postępowaniu odwoławczym narusza prawo do rzetelnego procesu z art. 6 ust. 1 Konwencji? 2. Czy interwencja policji i skazanie za udział w pokojowej demonstracji, która nie stanowiła poważnego zagrożenia dla porządku publicznego, narusza prawo do wolności zgromadzeń z art. 11 Konwencji?
Ratio decidendi
W odniesieniu do art. 6 ust. 1, Trybunał, powołując się na swój wcześniejszy precedens (Göç/Turcja), stwierdził, że brak możliwości ustosunkowania się przez skarżących do opinii Prokuratora Generalnego w postępowaniu przed Sądem Kasacyjnym naruszył ich prawo do kontradyktoryjności, będące kluczowym elementem rzetelnego procesu. Trybunał uznał, że opinia Prokuratora Generalnego, nawet jeśli nie jest wiążąca dla sądu, stanowi istotny element postępowania, do którego strony powinny mieć możliwość się odnieść. W kwestii art. 11, Trybunał uznał, że interwencja policji i skazanie skarżących stanowiły ingerencję w ich prawo do wolności zgromadzeń. Chociaż ingerencja była przewidziana prawem i miała uzasadniony cel (zapobieganie nieporządkowi publicznemu), Trybunał stwierdził, że nie była ona "niezbędna w społeczeństwie demokratycznym". Trybunał podkreślił, że demonstracja była początkowo pokojowa i dotyczyła wrażliwej kwestii, a władze interweniowały z nieproporcjonalną siłą, co doprowadziło do eskalacji napięć. Kary pozbawienia wolności za udział w takiej demonstracji uznano za nieproporcjonalne.
Stan faktyczny
Czternastu skarżących wzięło udział w demonstracji w Ankarze w dniu 31 lipca 2000 r., protestując przeciwko warunkom w więzieniach typu F i wydarzeniom w więzieniu Bergama. Policja interweniowała, używając siły, co doprowadziło do starć i aresztowań. Skarżący zostali skazani na kary pozbawienia wolności (z zawieszeniem dla większości) za udział w nielegalnym zgromadzeniu. W postępowaniu odwoławczym nie mieli możliwości ustosunkowania się do opinii Prokuratora Generalnego.
Rozstrzygnięcie
Trybunał stwierdza naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji w zakresie prawa do kontradyktoryjności. Trybunał stwierdza naruszenie art. 11 Konwencji. Trybunał uznaje za niedopuszczalne skargi dotyczące art. 6 ust. 1 w zakresie gróźb policji i procesu Rızy Altuntova. Trybunał uznaje za niedopuszczalną skargę dotyczącą art. 14 Konwencji. Trybunał zasądza każdemu skarżącemu 1000 euro tytułem zadośćuczynienia za szkody niemajątkowe. Trybunał oddala pozostałe roszczenia o słuszne zadośćuczynienie.

Pełny tekst orzeczenia

COUNCIL   AVRUPA   OF EUROPE   KONSEYĐ   AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ   ĐKĐNCĐ DAĐRE   UZUNGET VE DĐĞERLERĐ/TÜRKĐYE   (Baꢀvuru no. 21831/03)   KARAR   STRAZBURG   Ekim 2009   Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecektir. ꢁekli   düzeltmelere tabi olabilir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2009. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   USULĐ ĐꢀLEMLER   Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan 21831/03 no’lu davanın nedeni T.C.   vatandaꢀları Sinan Cem Uzunget, Alaattin Uğraꢀ, Emre Altun, Hikmet Gökçe, Rıza Altuntov,   Kazım Savcı, Đsmail Temizyürek, Nazime Karakaya, Zeynep ꢁeker, Leyla Mahi Uğraꢀ,   Songül Ergül, Esma Seviꢀ, Fatma Özcelik ve Hüseyin Bolat’ın (“baꢀvuranlar”), Avrupa Đnsan   Hakları Mahkemesi’ne 19 Haziran 2003 tarihinde Avrupa Đnsan Hakları ve Temel   Özgürlükler Sözleꢀmesi’nin (“AĐHS”) 34. maddesi uyarınca yapmıꢀ oldukları baꢀvurudur.   Baꢀvuranlar, AĐHM önünde Ankara Barosu avukatlarından E. Olkun, R. Karaman ve   Kenan Arslan tarafından temsil edilmiꢀtir.   OLAYLAR   I. DAVA OLAYLARI   Baꢀvuranlar, sırasıyla 1975, 1964, 1982, 1976, 1983, 1978, 1961, 1947, 1955, 1975,   1979, 1953, 1952 ve 1976 doğumludur ve Ankara’da yaꢀamaktadır.   Temmuz 2000 tarihinde baꢀvuranlar, diğer bazı kiꢀilerle birlikte, F-tipi cezaevlerini   ve Bergama Cezaevi’nde meydana gelen olayları (27 Temmuz 2000’de tutuklular ve güvenlik   güçleri arasında ꢀiddetli çatıꢀmalar meydana gelmiꢀtir) protesto etmek amacıyla Ankara’daki   umumi bir parkta toplanmıꢀtır. Katılımcılar, F-tipi cezaevleri ve Bergama Cezaevi’nde   meydana gelen olaylar hakkındaki endiꢀelerini dile getirmek için bir basın açıklaması yapmak   istemiꢀlerdir. Polis memurları, megafon kullanarak kalabalığı gösterinin, 2911 sayılı Toplantı   ve Gösteri Yürüyüꢀleri Kanunu’na aykırı olduğu yönünde uyarmıꢀtır. Grup, polisin uyarısına   önem vermemiꢀtir. Polis memurları bunun üzerine baꢀvuranların da dahil olduğu yirmi dört   kiꢀiyi yakalamıꢀ ve göz altına almıꢀtır. Baꢀvuranların sunduğu gazete makalelerinden polis   memurlarının, protestocuları dağıtmak için güç kullandıkları anlaꢀılmaktadır. Sonuç olarak,   protestocuların bir kısmı yaralanmıꢀ ve bir kısmı da polis memurları tarafından yakalanmıꢀtır.   Polis memurlarının hazırlayıp imzaladığı yakalama tutanağına göre baꢀvuranlar,   ellerinde protesto afiꢀleri ile gösteri yapmaktaydı. Baꢀvuranları gösteriye son vermeleri için   uyarması ardından polis, gösterilerine devam eden protestocuları yakalamıꢀtır. Yakalama   tutanağında aynı zamanda yakalama sırasında göstericilerle girdikleri çatıꢀmada yaralanan üç   polis memurunun, hastaneye götürülmeleri gerektiği kaydedilmiꢀtir. Sağlık raporlarına göre,   polis memurları iꢀlerinden iki gün süreyle alıkonmuꢀtur.   Ağustos 2000 tarihinde Ankara Cumhuriyet Savcısı, Ankara Asliye Ceza   Mahkemesi’ne, 2911 sayılı Kanun’a aykırı olarak yetkili makamların izni olmadan kamuya   açık bir alanda düzenlenen gösteriye katılmakla suçladığı baꢀvuranlar ve diğer dokuz kiꢀi   aleyhinde bir iddianame sunmuꢀtur.   Baꢀvuranlar, polis memurlarının asliye mahkemesi önündeki yargılama sırasında   silahlı olduklarını ve savunma avukatlarını sözlü olarak taciz ettiklerini ileri sürmüꢀtür.   Ayrıca, polis memurları, yargılamada taraf olmadıkları halde dava dosyasındaki raporların ve   ifadelerin birer nüshasını almıꢀlardır. Baꢀvuranların, sözkonusu olayların duruꢀma tutanağına   dahil edilmesine iliꢀkin talepleri reddedilmiꢀtir.   Temmuz 2001 tarihinde Ankara Asliye Ceza Mahkemesi, sanıklardan bazılarının   beraatına karar vermiꢀ ancak kendilerinin ve görgü tanıklarının sundukları delillere dayanarak   baꢀvuranları suçlu bulmuꢀtur. Mahkeme baꢀvuranların, polisin toplanmalarının kanuna aykırı   olduğu ve dağılmaları gerektiği yönündeki uyarısını dikkate almadığı sonucuna varmıꢀtır.   Ayrıca, baꢀvuranların savunmalarını inceleyen mahkeme, baꢀvuranların, F-tipi cezaevlerini ve   Bergama Cezaevi’nde meydana gelen olayları protesto etmek amacıyla parkta toplandıklarını   kabul ederek, suçlarını tevil yoluyla ikrar ettikleri kanaatine varmıꢀtır. Dolayısıyla, olay   tarihinde henüz reꢀit olmadığı cihetle (on yedi buçuk yaꢀındaydı) Rıza Altuntov’u para   cezasına; diğer baꢀvuranları birer yıl üçer ay hapis cezasına çarptırmıꢀtır. 667 sayılı Kanun’un   6. maddesi uyarınca Alaattin Uğraꢀ, Sinan Cem Uzunget ve Đsmail Temizyürek dıꢀındaki   baꢀvuranların cezalarını ertelemiꢀtir.   Mart 2002 tarihinde baꢀvuranlar, Yargıtay önünde ilk derece mahkemesinin kararına   itiraz etmiꢀlerdir. Yargıtay Baꢀsavcısı’nın tebliğnamesi, baꢀvuranlara gönderilmemiꢀtir.   Aralık 2002 tarihinde Yargıtay, ilk derece mahkemesinin kararını onamıꢀtır.   HUKUK   I. AĐHS’NĐN 6. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI   Baꢀvuranlar ulusal mahkemelerin kendilerini adil ꢀekilde yargılamadığından ꢀikayetçi   olmuꢀtur. Kendilerine hiçbir zaman Baꢀsavcı’nın Yargıtay’a sunduğu tebliğnameye cevap   verme fırsatı verilmediğini iddia etmiꢀlerdir. Ayrıca, polis memurları tehditkar ve saldırgan   hareketleri ile yargılamanın adilliğine zarar vermiꢀler ve duruꢀma hakimi, sözkonusu   hareketleri göz ardı etmiꢀtir. Buna ek olarak, baꢀvuran Rıza Altuntov olay tarihinde reꢀit   olmadığı cihetle çocuk mahkemesi tarafından yargılanması gerektiğini iddia etmiꢀtir.   Baꢀvuranlar, AĐHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiğini ileri sürmüꢀtür.   Hükümet, baꢀvuranların iddialarına itiraz etmiꢀ ve yargılamanın adil olduğunu   kaydetmiꢀtir.   A. Baꢁvuranların çekiꢁmeli yargılanma haklarının ihlal edildiği iddiası   1. Kabuledilebilirlik   AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde sözkonusu ꢀikayetin açıkça   dayanaktan yoksun olmadığını kaydeden AĐHM, ayrıca baꢀka açılardan bakıldığında da   kabuledilemezlik unsuru taꢀımadığını tespit eder. Bu nedenle, kabuledilebilir niteliktedir.   2. Esas   Hükümet, temyize iliꢀkin Baꢀsavcı görüꢀünden bağımsız olarak karar verme yetkisine   sahip olması nedeniyle Baꢀsavcı’nın tebliğnamesinin, Yargıtay üzerinde bağlayıcı olmadığını   kaydetmiꢀtir. Ayrıca, baꢀvuranların ya da temsilcilerinin dava dosyasını ve belgeleri inceleme   hakları bulunduğunu ileri sürmüꢀtür. Son olarak Hükümet, 27 Mart 2003 tarihli değiꢀiklik   üzerine, CMK’nın 316. maddesi uyarınca, Yargıtay Baꢀsavcısı’nın tebliğnamesinin taraflara   gönderilmesi gerektiğini kaydetmiꢀtir.   Baꢀvuranlar iddialarını yinelemiꢀlerdir.   AĐHM, Göç/Türkiye davasında aynı ꢀikayeti incelemiꢀ ve AĐHS’nin 6/1 maddesinin   ihlal edildiğini tespit etmiꢀ olduğunu kaydeder ([BD], no. 36590/97, 58. paragraf, AĐHM   2002-V). Sözkonusu kararda, Baꢀsavcı’nın görüꢀlerinin niteliğini ve baꢀvuranlara cevaben   yazılı görüꢀlerini sunma fırsatı verilmemesini göz önüne alan AĐHM, baꢀvuranların çekiꢀmeli   yargılanma haklarının ihlal edildiği sonucuna varmıꢀtır.   AĐHM, mevcut davayı incelemiꢀ ve yukarıda anılan davada vardığı sonuçtan farklı bir   sonuca varmasını gerektiren özel koꢀullar tespit etmemiꢀtir.   Dolayısıyla, AĐHS’nin 6/1 maddesi ihlal edilmiꢀtir.   B. Polis memurlarının tehditleri sonucu yargılamanın adil yapılmadığı iddiası   Baꢀvuranlar, duruꢀmalara katılan polis memurlarının, sanıkları tehdit ederek   yargılamanın adilliğine zarar verdiklerini iddia etmiꢀlerdir. Duruꢀma hakiminin, bu hareketleri   göz ardı ettiğini ve bunlara duruꢀma tutanaklarında yer vermediğini ileri sürmüꢀlerdir.   Hükümet, sözkonusu iddiaların dayanaktan yoksun olduğunu ileri sürmüꢀtür.   AĐHM, baꢀvuranların iddialarını destekleyen deliller sunmadıklarını kaydeder. Ayrıca,   ilk derece mahkemesinin, baꢀvuranları suçlu bulurken, polis memurlarının hareketleri ya da   ifadelerinden ziyade görgü tanıklarının sundukları delilleri ve baꢀvuranların savunmalarını   göz önüne aldığı anlaꢀılmaktadır. Bu koꢀullar altında, ilk derece mahkemesinin duruꢀmaya   katılan polis memurlarının hareketlerinden gereğinden fazla etkilenmiꢀ olduğu söylenemez.   Bu nedenle sözkonusu ꢀikayet açıkça dayanaktan yoksundur ve AĐHS’nin 35.   maddesinin 3. ve 4. paragrafları uyarınca reddedilmelidir.   C. Rıza Altuntov’un yargılanması   Baꢀvuran Rıza Altuntov, sözkonusu tarihte reꢀit olmadığı cihetle çocuk mahkemesince   yargılanması gerektiğini iddia etmiꢀtir. Buna göre, ceza mahkemesince yargılanması ve   mahkum edilmesi, AĐHS’nin 6/1 maddesi bağlamındaki haklarının ihlal edilmesine yol   açmıꢀtır.   Hükümet, Rıza Altuntov’un o zamanlar yürürlükte olan iç hukuka uygun olarak ceza   mahkemesi tarafından yargılandığını kaydetmiꢀtir. Ulusal mahkemeler, yargılama sürecinde   Altuntov’un yaꢀını göz önüne almıꢀ ve suçlu bulunması ardından cezasına karar verirken   Ceza Kanunu maddelerini lehine uygulamıꢀlardır.   AĐHM, 6/1. madde bağlamındaki güvencenin, çocuklar aleyhindeki cezai   yargılamalara ne ꢀekilde uygulandığını değerlendirdiği çok sayıda davaya bakmadığını   kaydeder. Ancak, bütünüyle yorumlandığında 6. maddenin sanığın cezai yargılanmasına etkin   olarak katılma hakkını güvence altına aldığını yineler (bkz. T./Đngiltere [BD], no. 24724/94,   83. paragraf, 16 Aralık 1999). Ayrıca, sözkonusu maddenin asıl amacı, herhangi bir “suç   isnadını” karara bağlama yetkisi bulunan bir “mahkeme” tarafından, hukukun üstünlüğüne   dayanarak ve kanunda öngörülen yargılama usullerine uygun olarak, adil ꢀekilde yargılama   yapılmasını sağlamaktır (bkz., mutatis mutandis, Magee/Đngiltere, no. 28135/95, 41. paragraf,   AĐHM 2000-VI, ve Belilos/Đsviçre, 29 Nisan 1988, 64. paragraf, A Serisi, no. 132).   Dolayısıyla, on sekiz yaꢀın altındaki bir küçüğün, çocuk mahkemesi yerine ceza   mahkemesince yargılanmasının, 6/1. madde bağlamındaki adil yargılanma güvencesini ihlal   ettiği söylenemez.   Ancak, AĐHM suçla itham edilen bir çocuğun, yaꢀı, olgunluk seviyesi, entellektüel ve   duygusal kapasitesi göz önünde bulundurularak yargılanmasının ve yargılamayı anlayarak   yargılamaya katılma yetisini geliꢀtirecek adımlar atılmasının gerekli olduğu kanaatindedir   (bkz. T/Đngiltere, 84. paragraf).   AĐHM yukarıda kaydedilenler ıꢀığında, 30 Temmuz 2003 tarihli ve 4963 sayılı Kanun   tarafından getirilen değiꢀiklikleri müteakiben, çocuk mahkemelerinin cezai hususlardaki   yargılama yetkisinin, on sekiz yaꢀın altındaki küçükleri de kapsayacak ꢀekilde geniꢀlediğini   kaydeder. Bununla birlikte, yukarıda anılan değiꢀiklikten önce, çocuk mahkemelerinin   yalnızca on beꢀ yaꢀın altındaki küçükleri yargılama yetkisi bulunmaktaydı. Bu nedenle, ilgili   tarihte on yedi buçuk yaꢀında olması nedeniyle küçük sayılmayan baꢀvuran Rıza Altuntov,   yürürlükteki yasalar gereğince bir ceza mahkemesi tarafından yargılanmıꢀtır.   Ancak, Ankara Asliye Ceza Mahkemesi’nin kararından, duruꢀma hakiminin baꢀvurana   verilecek cezaya karar verirken yaꢀını göz önüne aldığı ve kendisini yalnızca para cezasına   çarptırdığı anlaꢀılmaktadır. Bu koꢀullar altında aleyhinde yapılan yargılama sırasında   baꢀvuranın avukat tarafından etkili ꢀekilde temsil edildiğini ve on yedi buçuk yaꢀında olması   nedeniyle yargılamayı anlamayarak ona yeterince iꢀtirak edemediğine iꢀaret eden bir gösterge   bulunmamasını göz önüne alan AĐHM, baꢀvuranın ceza mahkemesi tarafından   yargılanmasının AĐHS’nin 6/1 maddesi bağlamındaki adil yargılanma hakkını ihlal ettiği   kanaatinde değildir.   Sonuç olarak, sözkonusu ꢀikayet açıkça dayanaktan yoksundur ve AĐHS’nin 35.   maddesinin 3. ve 4. paragrafları uyarınca reddedilmelidir.   II. AĐHS’NĐN 9., 10. VE 11. MADDELERĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐALARI   Baꢀvuranlar, polisin toplanmalarına müdahale etmesinin AĐHS’nin 9., 10. ve 11.   maddeleri bağlamındaki düꢀünce, ifade ve toplantı yapma özgürlüğü haklarını ihlal ettiğinden   ꢀikayetçi olmuꢀlardır.   AĐHM, baꢀvuranların ꢀikayetlerinin yalnızca 11. madde yönünden incelenmesi   gerektiği kanaatindedir.   1. Kabuledilebilirlik   AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde sözkonusu ꢀikayetin açıkça   dayanaktan yoksun olmadığını kaydeden AĐHM, ayrıca baꢀka açılardan bakıldığında da   kabuledilemezlik unsuru taꢀımadığını tespit eder. Bu nedenle, kabuledilebilir niteliktedir.   2. Esas   1. Barıꢀçı toplantı özgürlüğüne müdahalede bulunulup bulunulmadığı   Hükümet, baꢀvuranların AĐHS’nin 11. maddesi bağlamındaki haklarına müdahale   edilmediğini iddia etmiꢀtir.   AĐHM, polis müdahalesinin ve baꢀvuranların, müteakip olarak, düzenlenen mitinge   katılmaları nedeniyle suçlu bulunmalarının, 11. madde bağlamındaki haklarına baꢀlı baꢀına   bir müdahale teꢀkil ettiği kanaatindedir.   2. Müdahalenin haklı olup olmadığı   Hükümet, sözkonusu mitingin kanuna aykırı olarak düzenlendiğini kaydetmiꢀtir. 11.   maddenin ikinci paragrafının, kargaꢀayı önlemek amacıyla barıꢀçı toplantı hakkına   kısıtlamalar getirdiğini kaydeder.   AĐHM, müdahalenin “kanunda öngörülmüꢀ” olmadığı, 2. paragraf bağlamındaki bir ya   da daha fazla meꢀru amaca hizmet etmediği ve sözkonusu amaçların yerine getirilmesi için   “demokratik bir toplumda gerekli” olmadığı müddetçe 11. maddenin ihlalini teꢀkil edeceğini   yineler.   Bu bağlamda, mevcut davadaki müdahalenin 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri   Yürüyüꢀleri Kanunu’nun 22. maddesine dayandığı ve dolayısıyla AĐHS’nin 11/2 maddesi   bağlamında “kanunda öngörülmüꢀ” olduğu kaydedilmiꢀtir. Hükümet, meꢀru amaca iliꢀkin   olarak, müdahalenin kamu düzeninin bozulmasını engellemeye yönelik meꢀru bir amaca   hizmet ettiğini kaydetmiꢀ ve AĐHM, bunu kabul etmiꢀtir.   Müdahalenin, “demokratik bir toplumda gerekli” olup olmadığı hususunda AĐHM,   öncelikle 11. maddeye iliꢀkin kararlarına dayanak teꢀkil eden temel ilkelere atıfta bulunur   (bkz. Djavit An/Türkiye, no. 20652/92, paragraflar 56-57, AĐHM 2003-III, ve Plattform   “Ärzte für das Leben”/Avusturya, 21 Haziran 1988, 32. paragraf, A Serisi no. 139). Bu   içtihattan, yetkili makamların, kanuna uygun olarak yapılan mitinglerin barıꢀçı ꢀekilde   gerçekleꢀtirilmesine ve vatandaꢀların güvenliğinin sağlanmasına yönelik uygun önlemleri   alma yükümlülüklerinin bulunduğu anlaꢀılmaktadır (bkz. Balçık ve Diğerleri/Türkiye, no.   25/02, 46. paragraf, 29 Kasım 2007, ve Oya Ataman/Türkiye, no. 74552/01, 35. paragraf,   AĐHM 2006-…).   AĐHM ayrıca devletlerin, yalnızca barıꢀçı toplantı özgürlüğünü korumakla yükümlü   olmayıp aynı zamanda sözkonusu hakka makul olmayan dolaylı kısıtlamalar getirmekten de   kaçınması gerektiğini kaydeder. AĐHM son olarak, 11. maddenin asıl amacının bireyi, koruma   altındaki haklarını kullanırken keyfi müdahalelere karꢀı korumak olduğunu; bununla birlikte,   bu haklardan etkili ꢀekilde yararlanılmasını sağlama amaçlı pozitif yükümlülüklerin de   bulunabileceğini değerlendirmektedir (bkz. Djavit An, 57. paragraf ve Oya Ataman, 36.   paragraf).   AĐHM, sözkonusu ilkelerin aynı zamanda kamuya açık alanlarda düzenlenen   gösterilere ve yürüyüꢀlere de uygulanabileceği kanısındadır. Ancak, Yüksek Sözleꢀmeci bir   Devlet’in, a priori, kamu düzeni ve ulusal güvenlik sebepleriyle, toplantı düzenlenmesini izne   tabi tutması ve dernek faaliyetlerini düzenlemesi 11. maddenin ruhuna aykırı değildir (bkz.   Djavit An, paragraflar 66-67).   AĐHM, ulusal mevzuat uyarınca, sözkonusu tarihte kamuya açık bir miting   düzenlemek için izin gerekmediğini; ancak, yapılacak toplantının olaydan yetmiꢀ iki saat önce   bildirilmesi gerektiğini gözlemler. Đlke olarak, bu nitelikteki düzenlemeler, AĐHS tarafından   koruma altına alınan barıꢀçı toplantı özgürlüğüne gizli engel teꢀkil etmemelidir. Gayet açıktır   ki kamuya açık bir alanda düzenlenen herhangi bir gösteri, gündelik hayatta belirli düzeyde   bir aksamaya yol açmakta ve muhalefet görmektedir. Bu durumda, demokratik sürecin   aktörleri olarak derneklerin ve gösteriyi organize eden diğer kiꢀilerin, yürürlükteki mevzuata   uygun olarak, sözkonusu süreci düzenleyen kurallara riayet etmeleri önemlidir (bkz. Oya   Ataman, 38. paragraf).   Mevcut davada, baꢀvuranların F-Tipi cezaevi sistemini ve Bergama Cezaevi’nde   meydana gelen ꢀiddetli çatıꢀmaları protesto etmek amacıyla 31 Temmuz 2000 tarihinde bir   parkta yapılan toplantıya katıldıkları anlaꢀılmaktadır. Ancak polis memurları mitinge   müdahale etmiꢀ ve katılımcıların dağılmasını istemiꢀtir. Baꢀvuranlar ve diğer katılımcılar   sözkonusu uyarıya uymadıkları için polis memurları, kalabalığı dağıtma amacıyla güç   kullanmıꢀtır. Tarafların ifadelerinden, göstericilerden bazılarının ꢀiddet kullanarak karꢀılık   verdikleri, kargaꢀa çıktığı ve bunun sonucunda, üç polis memuru ile bazı protestocuların   yaralandıkları anlaꢀılmaktadır.   AĐHM, sözkonusu grubun kamu düzenine ciddi bir tehlike arz ettiklerini gösteren   delillerin mevcut olmadığını gözlemler. Ancak, Ankara’nın merkezi noktasında bulunan bir   parkta belli ölçüde rahatsızlık yaratmıꢀ olmaları olasıdır. Baꢀvuranların da aralarında   bulunduğu protestocuların, cezaevlerindeki tutukluluk koꢀullarına iliꢀkin hassas bir konuya   dikkat çekmek istedikleri ve toplantının baꢀta barıꢀçı olduğu anlaꢀılmaktadır. Ancak, yetkili   makamlar göstericileri dağıtmak için kayda değer bir güç kullanarak derhal müdahalede   bulunmuꢀ ve bunun sonucunda artan gerilim, çatıꢀmalara yol açmıꢀtır.   AĐHM, göstericilerin ꢀiddet içeren eylemlerde bulunmadıkları durumlarda, yetkili   makamların barıꢀçı toplantılara belirli derecede hoꢀgörü göstermelerinin, AĐHS’nin 11.   maddesince güvence altına alınan toplantı özgürlüğünün bütünüyle ihlal edilmemesi   bakımından önemli olduğu kanaatindedir.   Dolayısıyla, AĐHM mevcut davada polis memurlarının müdahalede bulunurken   kullandıkları gücün orantılı olmadığı ve AĐHS’nin 11. maddesinin ikinci paragrafı uyarınca   kargaꢀanın önlenmesi için gerekli olmadığı kanaatindedir. Sonuç olarak AĐHM, baꢀvuranların   bazılarına verilen bir yıl üç aylık hapis cezasının, dava koꢀulları altında orantılı olduğunun   kabul edilemeyeceğini gözlemler.   Yukarıda kaydedilenleri göz önüne alan AĐHM, AĐHS’nin 11. maddesinin ihlal   edildiği sonucuna varmıꢀtır.   III. AĐHS’NĐN 14. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI   Baꢀvuranlar ayrıca AĐHS’nin 14. maddesine dayanarak, siyasi görüꢀleri dolayısıyla   mahkum oldukları gerekçesiyle ayrımcılığa maruz kaldıklarını ileri sürmüꢀtür.   Hükümet, bu iddiaya itiraz etmiꢀtir.   Sunulan delilleri inceleyen AĐHM, sözkonusu maddenin ihlal edilmediği kanaatine   varmıꢀtır.   Sonuç olarak, baꢀvurunun sözkonusu kısmı açıkça dayanaktan yoksundur ve   AĐHS’nin 35. maddesinin 3. ve 4. paragrafları çerçevesinde kabuledilemez olduğuna karar   verilmelidir.   IV. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI   AĐHS’nin 41. maddesine göre:   “Mahkeme iꢀbu Sözleꢀme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleꢀmeci   Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar gören   tarafın hakkaniyete uygun bir surette tatminine hükmeder.”   A. Zarar   Baꢀvuranların her biri maddi ve manevi tazminat olarak aꢀağıda kaydedilen meblağları   talep etmiꢀtir:   ‒ Sinan Cem Uzunget maddi tazminat olarak 50,500 Euro ve manevi tazminat olarak   100,000 Euro talep etmiꢀtir. Ayrıca, AĐHM’nin ihlal tespitinde bulunması halinde, ulusal   mahkemelerce yeniden yargılanmayı, sabıka kaydının silinmesini ve kamu hizmeti görevine   yeniden getirilmeyi talep etmiꢀtir.   i) Alaattin Uğraꢀ, maddi tazminat olarak 48,977 Euro ve manevi tazminat olarak   50,000 Euro talep etmiꢀtir.   ii) Đsmail Temizyürek maddi tazminat olarak 47,000 Euro ve manevi tazminat olarak   50,000 Euro talep etmiꢀtir.   iii) Diğer baꢀvuranlar Rıza Altuntov, Emre Altun, Hikmet Gökçe, Kazım Savcı,   Nazime Karakaya, Zeynep ꢁeker, Leyla Mahi Uğraꢀ, Songül Ergül, Esma Seviꢀ, Fatma   Özcelik ve Hüseyin Bolat’tan her biri 10,000 Euro manevi tazminat talep etmiꢀtir.   Hükümet, maddi ve manevi tazminat olarak talep edilen meblağların dayanaktan   yoksun olduğunu kaydetmiꢀtir. Baꢀvuranların manevi tazminat talepleri hususunda Hükümet,   hükmedilecek herhangi bir tazminatın haksız zenginleꢀmeye yol açmaması gerektiğini ileri   sürmüꢀtür.   Tespit edilen ihlal ve ileri sürülen maddi zarar arasında illiyet bağı bulunmadığını   tespit eden AĐHM, sözkonusu talebi reddeder.   AĐHM, manevi tazminat talepleri hususunda baꢀvuranların, dava koꢀulları altında   belirli derecede sıkıntı çekmiꢀ olduklarının kabul edilmesi gerektiği kanaatindedir.   Hakkaniyet temelinde, AĐHS’nin 41. maddesinin gerektirdiği gibi, baꢀvuranların her birine   1,000 Euro manevi tazminat ödenmesine karar vermiꢀtir.   B. Yargılama masraf ve giderleri   Baꢀvuranların her biri AĐHM önünde yaptıkları masraflar için 3,120 Euro talep   etmiꢀtir.   Hükümet, talep edilen meblağların dayanaktan yoksun ve aꢀırı olduğunu kaydetmiꢀtir.   AĐHM içtihadına göre, baꢀvuran ancak gerçekten ve gerekli olduğu için yapıldıklarını   ve miktarın makul olduğunu kanıtlaması durumunda masraflarının tazmin edilmesine hak   kazanır. Mevcut davada baꢀvuranlar, avukatlarının taleplerine iliꢀkin olarak, yalnızca Đstanbul   Barosu’nun hazırladığı ücret çizelgesine atıfta bulunmuꢀlar ve taleplerini destekleyen   herhangi bir belge sunmamıꢀlardır. Bu nedenle AĐHM, bu baꢀlık altında tazminat   ödenmemesine karar vermiꢀtir (bkz. Balçık ve Diğerleri, 65. paragraf).   C. Gecikme Faizi   AĐHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz   oranına üç puanlık bir artıꢀın ekleneceğini belirtmektedir.   BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM OYBĐRLĐĞĐYLE   1. Baꢀvuranların çekiꢀmeli yargılanma haklarının ve toplantı özgürlüklerinin ihlal edildiği   hususundaki ꢀikayetlerinin kabuledilebilir ve baꢀvurunun kalan kısmının kabuledilemez   olduğuna;   2. Baꢀvuranların çekiꢀmeli yargılanma haklarına iliꢀkin ꢀikayetleri hususunda AĐHS’nin 6/1   maddesinin ihlal edildiğine;   3. AĐHS’nin 11. maddesinin ihlal edildiğine;   4. (a) AĐHS’nin 44. maddesinin 2. paragrafı gereğince kararın kesinleꢀtiği tarihten itibaren üç   ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Türk Lirası’na çevrilmek üzere, Davalı   Devlet tarafından baꢀvuranların her birine manevi tazminat olarak 1000 Euro (bin Euro) ve   uygulanabilecek her tür verginin ödenmesine;   (b)Yukarıda belirtilen üç aylık sürenin sona erdiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına   kadar, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan marjinal kredi kolaylığı oranının   üç puan fazlasına eꢀit oranda basit faiz uygulanmasına;   5. Adil tatmine iliꢀkin diğer taleplerin reddedilmesine;   KARAR VERMĐꢁTĐR.   Đꢀbu karar Đngilizce olarak hazırlanmıꢀ ve AĐHM Đçtüzüğü’nün 77. maddesinin 2. ve 3.   paragrafları gereğince 13 Ekim 2009 tarihinde yazılı olarak bildirilmiꢀtir.

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 14.07.2026. · Źródło