21896/08
WyrokETPCz2010-01-19ECLI:CE:ECHR:2010:0119JUD002189608
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
1. Czy potencjalna deportacja skarżącego do Iranu naruszyłaby art. 3 Konwencji ze względu na ryzyko nieludzkiego traktowania? 2. Czy zatrzymanie skarżącego w ośrodku dla cudzoziemców miało podstawę prawną i czy istniał skuteczny środek odwoławczy do zakwestionowania jego legalności, zgodnie z art. 5 ust. 1 i 5 ust. 4 Konwencji? 3. Czy warunki detencji i brak opieki medycznej w ośrodku dla cudzoziemców naruszyły art. 3 Konwencji?Ratio decidendi
Trybunał uznał, że deportacja skarżącego do Iranu naruszyłaby art. 3 Konwencji, ponieważ istniały konkretne podstawy do przyjęcia, że groziłoby mu tam nieludzkie traktowanie ze względu na jego religię, co potwierdziła decyzja UNHCR o przyznaniu mu statusu uchodźcy. W kwestii zatrzymania, Trybunał stwierdził naruszenie art. 5 ust. 1, ponieważ prawo tureckie nie zawierało precyzyjnych przepisów regulujących zatrzymanie w celu deportacji, w tym limitów czasowych, co czyniło je nielegalnym. Naruszenie art. 5 ust. 4 wynikało z braku szybkiego i skutecznego środka odwoławczego, który pozwoliłby na sądową kontrolę legalności zatrzymania i ewentualne zwolnienie. Trybunał uznał, że postępowanie przed sądami administracyjnymi było zbyt długie i nie spełniało wymogu szybkości. Natomiast warunki fizyczne detencji, pomimo pewnych niedociągnięć i niepewnego czasu trwania zatrzymania, nie osiągnęły progu powagi wymaganego dla naruszenia art. 3 Konwencji.Stan faktyczny
Skarżący, obywatel Iranu urodzony w 1967 roku, dwukrotnie nielegalnie wjechał do Turcji. Po drugim wjeździe w 2005 roku, w 2008 roku został zatrzymany pod zarzutem naruszenia przepisów wizowych i fałszowania dokumentów, a następnie umieszczony w ośrodku dla cudzoziemców w Kırklareli w celu deportacji. Skarżący twierdził, że w Iranie grozi mu prześladowanie ze względu na jego religię i działalność antyreżimową, co zostało potwierdzone przez UNHCR, które w grudniu 2008 roku przyznało mu status uchodźcy. Skarżył się na brak podstawy prawnej zatrzymania, brak skutecznego środka odwoławczego, złe warunki w ośrodku oraz brak opieki medycznej.Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie:
1. Uznaje za dopuszczalne skargi skarżącego dotyczące potencjalnej deportacji do Iranu na podstawie art. 3 Konwencji, warunków fizycznych zatrzymania na podstawie art. 3 Konwencji oraz zatrzymania na podstawie art. 5 Konwencji.
2. Uznaje pozostałą część skargi za niedopuszczalną.
3. Stwierdza, że deportacja skarżącego do Iranu stanowiłaby naruszenie art. 3 Konwencji.
4. Stwierdza naruszenie art. 5 ust. 1 i 5 ust. 4 Konwencji.
5. Stwierdza brak naruszenia art. 3 Konwencji w odniesieniu do warunków fizycznych zatrzymania w Kırklareli Yabancı Kabul ve Barındırma Merkezi.
6. Zasądza na rzecz skarżącego 20 000 EUR tytułem zadośćuczynienia za szkodę niemajątkową.
7. Oddala pozostałą część roszczenia skarżącego o słuszne zadośćuczynienie.Pełny tekst orzeczenia
COUNCIL
OF EUROPE
AVRUPA
KONSEYİ
EUROPEAN COURT OF HUMAN RIGHTS
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ DAİRE
Z.N.S. – TÜRKİYE DAVASI
(Başvuru no. 21896/08)
KARAR
STRAZBURG Ocak 2010
İşbu karar AİHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde
kesinleşecektir. Şekli düzeltmelere tâbi olabilir.
______________________________________________________________________________________
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2010. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.
Z.N.S. – TÜRKİYE KARARI
USUL
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan 21896/08 no’lu davanın nedeni Z.N.S. adlı İran
vatandaşının (“başvuran”) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (“AİHM”) 8 Mayıs 2008
tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin (“AİHS”)
34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur. Daire Başkanı, başvuranın, isminin ifşa
edilmemesi talebini kabul etmiştir.
Başvuran, AİHM önünde Ankara Barosu avukatlarından S. Efe tarafından temsil
edilmiştir.
OLAYLAR
DAVA OLAYLARI
Başvuran 1967 doğumludur ve halen Kırklareli Yabancı Kabul ve Barındırma
Merkezi’nde tutulmaktadır.
A. Sınırdışı işlemleri ve başvuranın Kırklareli Yabancı Kabul ve Barındırma
Merkezi’ne yerleştirilmesi
Başvuran Türkiye’ye ilk olarak 24 Eylül 2002 tarihinde sahte pasaportla giriş yapmıştır.
Türk makamları ya da Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği’ni (BMMYK)
haberdar etmeden İstanbul’da yaşamaya ve çalışmaya başlamıştır. Ekim 2003 tarihinde başvuran BMMYK’ya başvurarak mülteci olarak tanınmayı
talep etmiştir. 2004 yılı içerisinde Türk yetkililerce yakalanarak İran’a sınırdışı edilmiştir.
Başvuran, sınırdışı edildiği İran’da 9 ay hapis cezası çektiğini ve kötü muameleye uğradığını
iddia etmektedir.
İran’da cezaevinden salıverilmesini takiben başvuran Türkiye’ye yine yasadışı olarak 3
Şubat 2005 tarihinde giriş yapmış ve BMMYK önündeki dosyasının gıyabında kapatıldığını
öğrenmiştir.
Başvuran 2007 yılı içerisinde BMMYK’ya başvurarak dosyasının yeniden
incelenmesini talep etmiştir.
Başvuran, vize ihlali ve resmi belgelerde sahtecilik yaptığı şüphesiyle 9 Mayıs 2008
tarihinde yakalanmıştır. Başvuran, sorgusunda İran’da yaşamak istemediğini ve BMMYK’ya
başvurmak amacıyla Türkiye’ye geldiğini ifade etmiştir. Başvuran, sınırdışı edilmek amacıyla
aynı tarihte İstanbul Emniyet Müdürlüğü Yabancılar Şube Müdürlüğü’ne konulmuştur.
Başvuran, 16 Mayıs 2008 tarihinde İçişleri Bakanlığı’na gönderdiği mektupta sağlık
durumunu öne sürerek acilen tedavi görmesi için serbest bırakılmasını ve BMMYK ve
AİHM’ye yaptığı başvurular sonuçlanana kadar ikamet izni verilmesini talep etmiştir.
Aynı tarihte İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nde yapılan sorgusunda başvuran, Türkiye’ye
ilk olarak sahte pasaportla giriş yaptığını, İran’a sınırdışı edildiğini, orada 9 ay cezaevinde
yattığını, 3 Şubat 2005 tarihinde Türkiye’ye tekrar giriş yaptığında derhal BMMYK’ya
Z.N.S. – TÜRKİYE KARARI
başvurduğunu, İran’daki mevcut hükümete karşı olduğunu ve kendisinin ve ailesinin İran’da
baskı gördüğünü ifade etmiştir. Vizesinin yenilenmesinin tek yolu olduğu için Türkiye’ye
giriş-çıkış yaptığını belirtmiştir. Ayrıca BMMYK’daki dosyası kapatıldığı için Türk
makamlarına daha önce başvurmadığını iddia etmiştir. Mayıs, 16 Mayıs ve 2 Haziran 2008 tarihlerinde başvuranın temsilcisi İstanbul
Emniyet Müdürlüğü’ne gönderdiği dilekçelerde başvuranın serbest bırakılıp BMMYK’ya
yaptığı başvuru sonuçlanana kadar ikamet tezkeresi verilmesini talep etmiştir.
Başvuran 10 Haziran 2008 tarihinde Kırklareli Yabancı Kabul ve Barındırma
Merkezi’ne nakledilmiştir. Temmuz 2008 tarihinde, İçişleri Bakanlığı başvuranın Türk makamları önündeki
davasının AİHM kararının açıklanmasına kadar bekletildiğini bildirmiştir. Aralık 2008 tarihinde başvuran ve oğlu, dinsel gerekçelerle BMMYK yetkisi
kapsamında mülteci olarak tanınmıştır. Nisan 2009 tarihinde başvuranın temsilcisi Ankara İdare Mahkemesi’nde bir dava
açarak İçişleri Bakanlığı’nın müvekkilinin serbest bırakılmaması kararının iptal edilmesi ve
yargılama süresince sözkonusu kararın yürütmesinin durdurulması talebinde bulunmuş,
mahkeme talebi 28 Mayıs 2009 tarihinde reddetmiştir.
Başvuranın temsilcisi temyize gitmiş, Ankara Bölge İdare Mahkemesi temyiz talebini Haziran 2009 tarihinde reddetmiştir.
B. Kırklareli Yabancı Kabul ve Barındırma Merkezi’ndeki koşullar, başvuranın
tıbbi yardım alamadığı ve kötü muamele gördüğü iddiası
1. Başvuranın beyanı
AİHM’ye 16 Mayıs 2008 tarihinde yaptığı beyanda başvuranın temsilcisi, başvuranın
Haziran 2006 tarihinde geçirdiği operasyondan kaynaklanan ciddi sorunlar yaşıyor olmasına
karşın Kırklareli Yabancı Kabul ve Barındırma Merkezi’nde doktora erişimi bulunmadığını
savunmuştur. Temsilci, başvuranın bir doktor tarafından muayene edildiğini ve doktorun ilave
muayene yapılması talimatı verdiğini 18 Haziran 2008 tarihinde AİHM'ye bildirmiştir. Buna
karşın İçişleri Bakanlığı başka bir muayeneye izin vermemiş, başvuranın sağlık durumu
kötüye gitmiştir.
Başvuran 27 Ağustos 2008 tarihinde, Merkeze konulması ve Merkezdeki şartları
protesto etmek üzere diğer dört kişiyle birlikte ölüm orucuna başlamıştır.
Başvuran, AİHM önünde, Merkezin fiziki şartlarının Avrupa İşkencenin Önlenmesi
Komitesi’nin (AİÖK) belirlediği asgari standartların altında olduğunu savunmuştur.
Başvuran, iddialarını desteklemek üzere Merkezin çeşitli bölümlerinin fotoğraflarını ibraz
etmiştir. Fotoğraflarda, odalardan birinde, üzerinde yastık ve battaniyeler olan iki ranza
görülmektedir. Yataklarda çarşaf bulunmamaktadır. Başka bir odada çarşaf, yastık ve
battaniyeli iki yatak görünmektedir. Mutfak lavabosu ve fırını gösteren başka bir fotoğrafta
bunların kullanılamaz durumda olduğu görülmektedir. Başka bir fotoğraf banyoda dört adet
lavabonun bulunduğunu, tuvaletlerin kısmen koyu renkli bir madde ile kaplı olduğunu
Z.N.S. – TÜRKİYE KARARI
göstermektedir. Etiketleri Kiril alfabesiyle yazılmış temizlik malzemelerinin kullanım
sürelerinin 9-10 yıl önce dolduğu görülmektedir.
Başvuran son olarak Merkezde çalışan görevlilerin tutuklulara iyi davranmadığını iddia
etmiştir. Özellikle bir polis memuru tarafından hakarete uğradığını ve tehdit edildiğini öne
sürmüştür.
2. Hükümetin beyanı
Hükümet, başvuranın Temmuz 2008’de Kırklareli Devlet Hastanesi’nde bir dizi tıbbi
muayeneye tâbi tutulduğunu ve başvurana kan testleri, abdominopelvik ultrasonografi ve
abdominal tomografi tetkiklerinin uygulandığını belirtmiştir. Doktorlar, bu tetkikler
sonucunda patoloji tespit etmemişlerdir.
Hükümet, başvuranın Kırklareli Yabancı Kabul ve Barındırma Merkezi’nin fiziki
şartlarının AİÖK tarafından belirlenen asgari düzeyi sağlamadığı iddiasını reddetmiştir.
Hükümet, sözkonusu Merkezin bir tutukevi olmadığını belirterek Merkezin ortak alanında
yapılan bir doğum günü ve nişan kutlamalarına ve Merkezin bahçesinde yapılan Kurban
Bayramı kutlamasına ait fotoğraflar ibraz etmiştir.
Hükümet, 9 Eylül 2009 tarihli görüşlerinde, başvuranın kötü muamele iddiasına ilişkin
olarak, başvurana hakaret ettiği iddia edilen polis memuru hakkında bir soruşturma
başlatıldığını ifade etmiştir.
HUKUK
I. SINIRDIŞI İŞLEMLERİNE İLİŞKİN OLARAK AİHS’NİN 2. VE 3. MADDELERİNİN
İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
Başvuran, AİHS’nin 2. ve 3. maddelerine dayanarak, İran’a sınırdışı edilmesinin gerçek
bir kötü muamele ve ölüm tehlikesiyle karşı karşıya bırakacağını öne sürmüştür.
AİHM, başvuranın şikâyetinin sadece AİHS'nin 3. maddesi temelinde incelenmesini
uygun bulmaktadır (bkz. Abdolkhani ve Karimnia – Türkiye, no. 30471/08; N.A. – İngiltere,
no. 25904/07 ve Said – Hollanda, no. 2345/02).
A. Kabuledilebilirlik
Hükümet, başvuran hakkında bir sınırdışı kararı alınmadığını ifade etmiştir. Başvuranın
vize ve pasaport gereklerini ihlal ettiğini ve ulusal mevzuata göre sınırdışı edileceğini
belirtmiştir. Bu durum, başvuranın sadece İran’a gönderilebileceği anlamına gelmemektedir.
Vize temin etmesi halinde başvuran, başka bir ülkeye gönderilebilecektir. Hükümet ayrıca
başvuranın AİHS'nin 35/1 maddesi kapsamında mevcut iç hukuk yollarını tüketmediğini
savunmuştur. Başvuranın yetkili makamlara geçici sığınma talebinde bulunmadığını ve
yetkililerin bu talebi reddetmeleri halinde idare mahkemelerine başvurabileceğini ifade
etmiştir. Hükümet, görüşlerini desteklemek üzere sınırdışı kararlarının iptaline karar verilen
birtakım idare mahkemesi kararları ibraz etmiştir.
Z.N.S. – TÜRKİYE KARARI
Başvuran, resmi belgelere göre, sınırdışı edilmek üzere 3 Mayıs 2008 tarihinde İstanbul
Emniyet Müdürlüğü Yabancılar Şubesi’ne konulduğunu ifade etmiştir. Ayrıca kendisini 16
Mayıs 2008 tarihinde sorgulayan polis memuruna İran’daki mevcut hükümete karşı olduğunu
ve ülkesine dönmek istemediğini söylediğini öne sürmüştür. Ancak Türkiye ile İran arasında
“teröristlerin iadesi”ne ilişkin olarak yapılan bir anlaşma kapsamında sınırdışı edilebileceği
korkusuyla, İran’da rejime karşı faaliyetlere katıldığını polise söylememiştir.
AİHM, 9 Mayıs 2008 ve 10 Haziran 2008 tarihli belgelere göre, başvuranın sınırdışı
edilmek üzere İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ne konulmuş olduğunu gözlemler. Dolayısıyla
Hükümetin, başvuran hakkında sınırdışı kararı alınmadığı görüşünü kabul edemez. AİHM,
ayrıca, başvuranın 16 Mayıs 2008 tarihli ifadesinde İran Hükümeti karşısındaki durumunu
açıkça ifade ettiğini gözlemlemektedir. Ancak, İçişleri Bakanlığı başvuranın avukatına,
başvuranla ilgili olarak uygulanacak prosedürün AİHM önündeki yargılama sonuçlanıncaya
kadar ertelendiğini bildirmiştir. Ayrıca, Savunmacı Hükümet, mensup olduğu din nedeniyle
BMMYK tarafından başvurana mülteci statüsü tanındığını, başvuranın AİHM’ye sunduğu
mülteci belgesinin kendilerine gönderildiği 27 Mart 2009 tarihinde öğrenmiştir. Bu koşullar
altında, AİHM, başvuranın iddialarıyla ilgili olarak ulusal makamlardan herhangi bir yanıt
gelmemesi nedeniyle, başvuranın kendisinden beklenen her şeyi yaptığı sonucuna varmıştır.
Hükümet’in başvuranın idare mahkemelerine başvurabileceği yönündeki iddiasıyla
ilgili olarak, AİHM, Türk mevzuatında sınır dışı kararının iptalini istemenin erteleyici bir
etkisinin olmadığını, bu nedenle de AİHS’nin 35/1 maddesi uyarınca başvuranın bu tür iç
hukuk yollarını tüketmek için idare mahkemelerine başvurmasına gerek olmadığını hatırlatır
(Abdolkhani ve Karimnia, yukarıda kaydedilen). Bu nedenle, AİHM, Hükümet’in itirazlarını
reddeder.
B. Esas
Hükümet, başvuranın İran’da herhangi bir kötü muameleye maruz kalmaması
nedeniyle haklı nedenlere dayanan bir zulüm korkusu olmadığını ileri sürmüştür. Hükümet,
ayrıca, ne başvuran ne de avukatı tarafından ulusal makamlara sığınma talebinde
bulunulduğunu kaydetmiştir.
Başvuran, bir kereye mahsus olarak itirazda bulunmasına fırsat tanınmadan İran’a sınır
dışı edildiğini iddia etmiştir. Başvuran, ayrıca, yeniden sınır dışı edilme korkusu taşıdığından
dolayı polise İran’daki siyasi faaliyetlerinden bahsetmediğini ifade etmiştir. Başvuran,
Türkiye’ye gelmeden önce İran’da rejim karşıtı eylemlere katıldığı, Hıristiyan olduğu ve
bunun da İran makamlarının bilgisi dahilinde olduğu için, İran’a gönderilmesi halinde ölüm
veya kötü muamele riskiyle karşılaşacağını ileri sürmüştür. Başvuran, bu bağlamda, BMMYK
tarafından mülteci olarak tanındığını vurgulamıştır.
AİHM, ilk olarak, başvuranın 3 Mayıs 2008 tarihinde yakalandığını ve 16 Mayıs 2008
tarihinde polise ifade verirken İran’a dönmek istemediğini ve BMMYK’ye başvurmak üzere
Türkiye’ye geldiğini söylediğini gözlemlemektedir. Ancak, 9 Mayıs ve 10 Haziran 2008
tarihli belgelere göre, ulusal makamlar, başvuranın ifadelerini incelemeden sınır dışı
edilmesini planlamışlardır. Ayrıca, başvuranın Türk makamları önündeki davası, AİHM
önündeki yargılama sonuçlanıncaya kadar ertelenmiştir. Bu koşullar altında, AİHM, ulusal
makamların başvuranın iddiasına ilişkin anlamlı bir değerlendirme yaptıkları konusunda ikna
olmamıştır. Kırklareli Yabancı Kabul ve Barındırma Merkezi’nde tutulduğu sırada sığınma
Z.N.S. – TÜRKİYE KARARI
talebi öncesinde yaşadıklarıyla ilgili olarak başvuranla görüşme yapma ve dini nedeniyle
maruz kalabileceği riski değerlendirme görevi BMMYK Türkiye Ofisi’ne düşmüştür.
Başvuranın İran’a geri gönderilmesi halinde karşılaşacağını iddia ettiği risk konusunda
BMMYK’nin vardığı sonuç AİHM için büyük önem arz etmelidir (Jabari / Türkiye, no.
40035/98; N.A. / Birleşik Krallık, yukarıda kaydedilen; Abdolkhani ve Karimnia, yukarıda
kaydedilen). AİHM, bu bağlamda, BMMYK’nin başvuranla görüşmesi sırasında, başvuranın
korkularının inanılabilirliğini ve ülkesindeki koşullarla ilgili olarak anlattıklarının doğru olup
olmadığını test etme imkanının bulunduğunu gözlemlemektedir. Bu görüşmenin ardından,
BMMYK, başvuranın kendi ülkesinde zulme maruz kalma riski taşıdığı sonucuna varmıştır.
BMMYK’nin değerlendirmesi ışığında, AİHM, başvuranın İran’a geri dönmesi
halinde, mensup olduğu din nedeniyle AİHS’nin 3. maddesinde güvence altına alınan
hakkının ihlal edilme riskini taşıdığını kabul etmek için somut gerekçeler bulunduğuna karar
verir.
Sonuç olarak, AİHM, başvuranın İran’a geri dönmesi halinde AİHS’nin 3. maddesinin
ihlal edileceği sonucuna varır.
II. AİHS’NİN 5/1, 5/3, 5/4, 6 VE 13. MADDELERİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
Başvuran, kanuna aykırı bir şekilde, tutukluluğunun meşruiyetine itiraz etme
imkanından yoksun bırakıldığını iddia ederek AİHS’nin 5/1, 5/3, 5/4, 6 ve 13. maddelerinin
ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
AİHM, söz konusu şikayetlerin AİHS’nin 5/1 ve 5/4 maddeleri uyarınca
incelenmesinin daha uygun olacağı kanaatindedir.
A. Kabuledilebilirlik
AİHS’nin 35/3 maddesi uyarınca başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun
olmadığını kaydeden AİHM, ayrıca başka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru
bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle başvuru kabuledilebilir niteliktedir.
B. Esas
1.
Özgürlükten mahrum bırakma ve AİHS’nin 5/1 maddesine uygunluk
Hükümet, başvuranın Kırklareli Yabancı Kabul ve Barındırma Merkezi’nde
alıkonmadığını, orada barındırıldığını ileri sürmüştür. Başvuranın gözaltı veya tutukluluk
olarak tanımlanamayacak şekilde söz konusu merkeze yerleştirilme nedeni, makamların sınır
dışı işlemleri tamamlanıncaya kadar yabancıları gözetim altında tutmak istemeleridir.
Hükümet, söz konusu uygulamanın 5683 No.lu Kanun’un 23. maddesi ile 5682 No.lu
Kanun’un 4. maddesine dayandığını ileri sürmüştür.
Başvuran, tutuklu bulunduğunu ve tutukluluğunun iç hukukta yeterli bir yasal
dayanağı olmadığını ileri sürmüştür. Ayrıca, tutuklanmasına dair herhangi bir mahkeme
kararının da bulunmadığını iddia etmiştir.
Z.N.S. – TÜRKİYE KARARI
AİHM, Abdolkhani ve Karimnia davasında aynı şikayeti incelediğini hatırlatır. AİHM,
adı geçen davada başvuranların Kırklareli Yabancı Kabul ve Barındırma Merkezi’ne
yerleştirilmesi nedeniyle özgürlüklerinin kısıtlandığına karar vermiştir. AİHM, sınır dışı
amacıyla tutukluluğu emreden veya tutukluluğu uzatan ve böylesi bir tutukluluk için belirli
bir zaman sınırı koyan kesin bir yasal hüküm bulunmaması nedeniyle, AİHS’nin 5. maddesi
uyarınca başvuranların özgürlüğünden mahrum bırakılmasının “yasal” olmadığı sonucuna
varmıştır.
AİHM, söz konusu davayı incelemiş ve yukarıda bahsedilen Abdolkhani ve Karimnia
kararında yapmış olduğu tespitlerden ayrılmasını gerektirecek herhangi bir özel koşul
bulunmadığı sonucuna varmıştır. Dolayısıyla, AİHS’nin 5/1 maddesi ihlal edilmiştir.
2. AİHS’nin 5/4 maddesine uygunluk
Hükümet, kişilerin yabancı kabul ve barındırma merkezlerine yerleştirilmesine yönelik
kararların iptali için idare mahkemelerine başvurmanın AİHS’nin 5/4 maddesi uyarınca etkili
bir hukuk yolu olduğunu ileri sürmüştür.
Başvuran, ilk olarak, geçerli bir kimlik belgesine sahip olmaması nedeniyle avukat
tutamadığını, dolayısıyla idare mahkemelerine başvuramadığını ileri sürmüştür. Başvuran, 16
Nisan 2009 tarihli ifadesinde, BMMYK tarafından mülteci olarak tanınmasının ardından, artık
noter tasdikli bir vekaletname ile kendi adına yasal yollara başvurması için bir avukata yetki
verebileceğini belirtmiştir. Dolayısıyla, başvuranın avukatı Ankara İdare Mahkemesi’ne
başvurmuş ve başvuranın serbest bırakılmasını talep etmiştir. Başvuran, Mayıs ve Haziran tarihli ifadelerinde, söz konusu yargılamanın yeterince hızlı ilerlemediğini ileri
sürmüştür.
AİHM, AİHS’nin 5/4 maddesinin amacının, yakalanan veya tutuklanan kişilerin,
maruz kaldıkları tedbirin yasaya uygunluğu hakkında mahkemeye başvurma hakkını güvence
altına almak olduğunu hatırlatır (mutatis mutandis, De Wilde, Ooms ve Versyp / Belçika, 18
Haziran 1971). Bir kişinin tutukluluğu esnasında, tutukluluğunun yasaya uygunluğu
konusunda ivedi olarak yargısal denetime başvurabilmesini sağlayacak bir hukuk yolu
bulunmalıdır. Sözkonusu yargısal denetim, yeri geldiğinde serbest bırakma ile
sonuçlanabilmelidir. AİHS’nin 5/4 maddesinin gerektirdiği hukuk yolunun varlığı sadece
teoride değil uygulamada da yeterince kesin olmalıdır. Aksi halde, söz konusu hükmün
amaçları açısından gerekli olan erişilebilirlik ve etkili olma özelliğinden yoksun olacaktır
(mutatis mutandis, Stoichkov / Bulgaristan, no. 9808/02; Vachev / Bulgaristan, no.
42987/98).
AİHM, ilk olarak, başvuranın avukatının 14 Nisan 1999 tarihinde Ankara İdare
Mahkemesi’ne dava açtığını, Bakanlık tarafından müvekkilinin serbest bırakılmamasına
yönelik olarak verilen kararın iptalini ve yargılama sonuçlanıncaya kadar söz konusu kararla
ilgili yürütmenin durdurulmasını talep ettiğini gözlemlemektedir. Avukatın talebi geri
çevrilmiş, daha sonra üst mahkemeye yapılan başvurusu ise 24 Haziran 2009 tarihinde
reddedilmiştir. Ayrıca, dava dosyasında yer alan bilgiye göre, söz konusu mahkeme önündeki
yargılama halen derdesttir. Dolayısıyla, idare mahkemeleri tarafından yürütülen inceleme iki
ay on gün sürmüştür.
AİHM, AİHS’nin 5/1 maddesi uyarınca, Türkiye’de sınır dışı edilene kadar tutuklu
bulundurma prosedürünü düzenleyen yasal hükümler bulunmadığına dair tespitlerine atıfta
bulunmaktadır. Söz konusu yargılamada herhangi bir karmaşık sorun ortaya konmamıştır.
Z.N.S. – TÜRKİYE KARARI
AİHM, başvuranın tutukluluğu için yeterli yasal dayanak bulunmadığını gözlemlemek
açısından Ankara İdare Mahkemesi’nin AİHM’ye göre daha iyi bir konumda olduğu
kanaatindedir. Bu nedenle, AİHM, söz konusu davadaki yargısal denetimin, başvuranın
dilekçesi için “ivedi” bir cevap olarak görülemeyeceği sonucuna varmıştır (Khudyakova /
Rusya, no. 13476/04; Kadem / Malta, no. 55263/00).
Dolayısıyla, AİHM, AİHS’nin 5/4 maddesi uyarınca, Türk hukuk sisteminin,
başvuranın tutukluluğunun yasaya uygunluğu konusunda ivedi olarak yargısal denetime
başvurabilmesini sağlayacak bir hukuk yolu sunmadığı sonucuna varmıştır (S.D. / Yunanistan,
no. 53541/07; Abdolkhani ve Karimnia, yukarıda kaydedilen).
Buna göre, AİHS’nin 5/4 maddesi ihlal edilmiştir.
III. BAŞVURANIN TUTUKLANMASI KAPSAMINDA AİHS’NİN 3. MADDESİNİN
İHLAL EDİLDİĞİ İDDİALARI
AİHS’nin 3. Maddesini dayanak olarak gösteren başvuran, Kırklareli Yabancı Kabul ve
Barınma Merkezi’ndeki fiziksel koşullardan şikayetçi olmuştur ve tıbbi yardım
sağlanmadığını ileri sürmüştür. 22 Haziran 2009 tarihli ifadelerinde, aynı başlık altında,
Barınma Evi’nde görevli polis memuru A.A. tarafından hakarete ve tehditlere maruz
bırakıldığından da şikayetçi olmuştur.
1. Başvuranın A.A. tarafından kötü muameleye maruz bırakıldığı iddiası
Hükümet, başvuranın kötü muamele iddiaları hususunda başlatılan soruşturmanın halen
devam etmekte olduğunu ileri sürmüştür.
Başvuran, bu hususta herhangi bir görüş belirtmemiştir.
AİHM, ceza kovuşturmasının ilke olarak kötü muamele iddialarına ilişkin etkili bir iç
hukuk yolu teşkil ettiğini hatırlatır. Başvurana hakaret ettiği iddia edilen polis memurunun
tutumlarına ilişkin başlatılan soruşturmanın halen devam ettiği göz önüne alındığında, AİHM
başvurunun bu kısmının, iç hukuk yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle AİHS’nin 35.
maddesinin 1. ve 4. paragrafları bağlamında reddedilmesi gerektiği kanaatindedir.
2. Tıbbi yardım
Hükümet başvuranın, tıbbi yardım alınamamasına ilişkin şikayetini ulusal makamlar
önünde sunmadığını belirtmiştir. Başvurunun bu kısmı hususunda mevcut iç hukuk yollarını
tüketmediğini iddia etmiştir.
Başvuran, iddialarını yinelemiştir.
AİHM, başvurunun sözkonusu kısmının aşağıda kaydedilen nedenlerden ötürü
dayanaktan yoksun olması sebebiyle başvuranın iç hukuk yollarını tüketip tüketmediğini
değerlendirmenin gerekli olmadığı kanaatindedir.
AİHM, 3. maddenin tutukluların sağlıklarının ve esenliklerinin, diğer hususlar
meyanında, kendilerine gerekli tıbbi yardım sağlanarak güvence altına alınmasını
gerektirdiğini hatırlatır. AİHM mevcut davada Mayıs 2008’de yasal temsilcisinin, ciddi bir
Z.N.S. – TÜRKİYE KARARI
hastalığı olduğunu belirterek yetkili makamlardan, başvuranı muayene etmelerini istediğini
gözlemler. Müteakiben, Haziran ve Temmuz 2008’de, başvuran daha önce geçirmiş olduğu
operasyon hususunda tıbbi muayenelerden geçmiştir. Bu muayenelerin sonucunda, doktorlar
başvuranın hiçbir hastalığı bulunmadığını gözlemlemiştir. Yetkili makamların, yasal
temsilcinin talep etmesinin hemen ardından başvuranın muayene sonuçlarına ve tıbbi
geçmişine ilişkin yeterli bilgilere sahip olduklarını göz önüne alan AİHM, başvuranın yeterli
tıbbi yardım aldığı sonucuna varır. Bu nedenle, başvurunun sözkonusu kısmının dayanaktan
yoksun olduğu ve AİHS’nin 35. maddesinin 3. ve 4. paragrafları uyarınca reddedilmesi
gerektiği kanısına varır.
3. Fiziksel koşullar
A. Kabuledilebilirlik
Hükümet, başvuranın şikayetini ulusal makamlar önünde yapmaması sonucu AİHS’nin
35/1 maddesinin gerektirdiği iç hukuk yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle başvurunun
sözkonusu kısmının reddedilmesi gerektiğini kaydeder.
Başvuran, şikayetinin olumsuz sonuçlarından endişe etmesi nedeniyle tutukluluk
koşullarına ilişkin iddialarda bulunamadığı cevabını vermiştir.
AİHM, AİHS’nin 35/1 maddesinin amacının, Sözleşmeci Devletler’e aleyhlerindeki
iddialar AİHM önünde sunulmadan önce bu iddiaları önleme ya da düzeltme fırsatını
sağlamak olduğunu hatırlatır. Sonuç olarak, Devletler meseleleri kendi hukuk sistemleri
dahilinde çözüme kavuşturmaya çalışmadan uluslararası bir kurum önünde filleri için hesap
vermekten muaf olurlar. Ancak, AİHS’nin 35/1 maddesi bağlamında tüketilmesi gereken
yegane iç hukuk yolları, iddia edilen ihlaller hususunda ve hem mevcut hem de uygun
olanlardır. Bu tür iç hukuk yollarının mevcudiyeti, yalnızca teoride değil uygulamada da kesin
olmalıdır, kesin olmaması halinde gerekli erişilebilirlikten ve etkinlikten yoksun olurlar.
Ayrıca, AİHM iç hukuk yollarının tüketilmesi alanında, AİHM’yi sözkonusu iç hukuk
yolunun ilgili tarihte teori ve pratikte mevcut, bir diğer değişle, erişilebilir, başvuranın
şikayetleri hususunda tazmin sağlayabilen ve makul başarı olasılıkları sunabilen etkili bir iç
hukuk yolu olduğuna ikna etme hususundaki ispat yükümlülüğünün Hükümet’e ait olduğunu
hatırlatır. Sözkonusu ispat yükümlülüğünün yerine getirilmesiyle, Hükümet’in ileri sürdüğü iç
hukuk yolunun aslında tüketilmiş olduğunu ya da belirli bir nedenden ötürü dava koşulları
altında uygun ve etkili olmadığını ya da kendisini sözkonusu gereklilikten muaf tutan özel
koşulların mevcut olduğunu kanıtlama görevi başvurana ait hale gelir.
AİHM, mevcut davada öncelikle başvuranın, idari makamlardan bir çok kez serbest
bırakılmayı talep ettiğini gözlemler. Bu amaçla, mahkeme önünde tutukluluk koşullarını
açıkça belirtmemesine rağmen Ankara İdare Mahkemesi’nde dava açmıştır. Ayrıca, başvuran
tutuklanmasını ve Kırklareli Yabancı Kabul ve Barınma Merkezi’nin kötü koşullarını protesto
etmek amacıyla “ölüm orucuna” başlamıştır.
AİHM ayrıca Mazlum-Der başvuran da dahil olmak üzere Kırklareli Yabancı Kabul ve
Barınma Merkezi’nde tutuklu bulunan ve kötü tutukluluk koşullarından şikayetçi olan kişiler,
Merkez’in müdürü ve Kırklareli Valisi ile yapılan görüşmeleri içeren bir rapor yayınlamıştır.
Bu rapora göre, hem Merkez’in müdürü hem de Vali, tutukluluk koşullarına ilişkin
Z.N.S. – TÜRKİYE KARARI
iddialardan haberdar olmuştur. Bu nedenle AİHM, idari makamların başvuranın tutukluluk
koşullarını inceleme ve gerektiğinde, tazmin sağlama fırsatına sahip oldukları kanısındadır.
Ayrıca, başvuranın ulusal makamlara şikayetini bildirmediği doğru olduğu halde,
Hükümet hangi iç hukuk yollarının mevcut olduğunu ve başvurana ne çeşit tazminlerin
sağlanabileceğini belirtmemiştir. Ulusal mahkemelere sunulan şikayetin ya da yapılan
başvurunun ardından tutukluluk koşullarının geliştirildiği dava örneklerine de atıfta
bulunmamıştır. Bu nedenle AİHM, mevcut davanın belirli koşulları altında, başvuranın
tutukluluk koşullarına ilişkin şikayetini telafi edebilecek iç hukuk yollarının mevcut
olduğunun yeterli bir kesinlikle tespit edilmediği sonucuna varır. Dolayısıyla, Hükümet’in
itirazını reddeder.
b. Esas
Hükümet başvuranın Kırklareli Yabancı Kabul ve Barınma Merkezi’ndeki tutukluluk
koşullarına ilişkin iddialarının dayanaktan yoksun olduğunu kaydetmiştir. Barınma Evi’ndeki
odaların hiçbir zaman kilitlenmediğini belirtmiştir. Orada tutulan kişilerin, televizyon
izledikleri ve akşam yemeği yedikleri ortak alanların mevcut olduğunu savunmuştur.
Başvuran Barınma Merkezi’nde tutuklulara verilen yemeklerin hijyen ve kalite
açısından kötü olduğunu ve bu nedenle tutukluların, kantinden pahalı yiyecekler almak
durumunda kaldıklarını belirtmiştir. İçme suyunun aşırı derecede kireçli olduğunu iddia
etmiştir. Ayrıca, tutukluların gün içinden binadan yalnızca dört saatliğine çıkmalarına izin
verildiğini ve antrenman yapma imkanlarının bulunmadığını iddia etmiştir. Buna ek olarak,
“ölüm orucunda” olduğu sırada gün içinde yalnızca bir saatliğine açık havaya çıkmasına izin
verildiğini belirtmiştir.
AİHM, AİHS’nin 3. maddesi bağlamında, Devlet’in kişinin, insanlık onuruna uygun
koşullarda tutuklu bulunmasını, tedbirin uygulanma tarzının ve yönteminin, tutukluyu
tutuklanmaktan kaynaklanan kaçınılmaz sıkıntı seviyesinin üzerinde bir strese ya da zorluğa
maruz bırakmamasını ve kişinin sağlığının ve esenliğinin yeterince güvence altına alınmasını
sağlaması gerektiğini hatırlatır. Tutukluluk koşulları değerlendirilirken, sözkonusu koşulların
kümülatif etkileri ve tutukluluk süresi göz önüne alınmalıdır.
AİHM mevcut davada öncelikle başvuranın ve diğer tutukluların yiyeceklerinin,
Barınma Merkezi yönetimi tarafından sağlandığını gözlemler. Bu nedenle, AİHM fotoğrafları
AİHM’ye sunulan mutfağın başvuran ve diğer tutuklular tarafından kullanılmadığını varsayar.
Sonuç olarak, AİHM Barınma Merkezi dahilinde, mutfak gibi kullanılmayan alanlara erişimin
kısıtlanması gerektiği kanaatindedir. AİHM ayrıca başvuranın, Kırklareli Yabancı Kabul ve
Barınma Merkezi’ndeki yiyeceklerin ve içme suyunun kalitesine ilişkin şikayette bulunmasına
rağmen, kireçli suyun sağlığını ne yönde etkilediğini belirtmediği ve yiyeceklerin kalitesine
ilişkin iddialarını, uygun argümanlar ve delillerle desteklemediği kanısındadır.
Başvuranın, gün içinde dört saatten (ve “ölüm orucu” tuttuğunda bir saatten) fazla açık
havaya çıkmasına izin verilmemesine ve antrenman yapma fırsatı bulamamasına ilişkin
iddiaları hususunda AİHM, göç kapsamında tutuklanan yabancı vatandaşların, her gün açık
havada antrenman yapmalarına izin verilmesi gerektiğine ilişkin Avrupa Konseyi İşkenceyi
Önleme Komitesi (CPT) standardına atıfta bulunur. Başvuranın sürekli olarak kapalı
tutulduğunu iddia etmemesini göz önüne alan AİHM, mevcut dava koşullarında 3. madde
bağlamında çözümlenmesi gereken bir meselenin mevcut olmadığı kanısındadır.
Z.N.S. – TÜRKİYE KARARI
AİHM ayrıca Kırklareli Yabancı Kabul ve Barınma Merkezi’ndeki odaların ve
koridorların fotoğraflarının, odalara gün ışığı girdiğini ve temiz hava almak için geniş
pencereler bulunduğunu gösterdiğini kaydeder. Bazı yataklarda çarşaf bulunmadığının doğru
olmasına rağmen, diğer yatakların üzerlerinde temiz yatak takımlarının mevcut olduğu göz
önüne alındığında, AİHM Kırklareli Yabancı Kabul ve Barınma Merkezi yönetiminin,
başvurana yatak çarşafı sağlamadığı sonucuna ulaşamaz.
AİHM, başvuranın sunduğu fotoğraflara dayanarak Kırklareli Yabancı Kabul ve
Barınma Merkezi’nde hijyen konusunda eleştiri gerektiren iki eksiklik olabileceğini
gözlemler. İlk husus, yenilenmesi gereken tuvaletlerin durumu ve ikinci husus, tutuklular
tarafından kullanılıp kullanılmadıkları belirlenememiş olsa da, Kiril alfabesiyle yazılmış
etiketleri bulunan ve son kullanım tarihleri dokuz ya da on yıl önce dolmuş olan temizleme
malzemelerinin mevcut olmasıdır.
AİHM ayrıca başvuranın, Kırklareli Yabancı Kabul ve Barınma Merkezi’nde onaltı
aydan fazla bir süredir tutuklu bulunduğu ve iç hukukta bu tür tutuklulukların süreleri için
sınır belirleyen bir prosedür bulunmaması nedeniyle AİHM’yi, AİHS’nin 5/1 maddesinin ihlal
edildiği sonucuna varmaya yönelten, tutukluğunun belirsiz bir süre daha devam edebileceği
hususlarına önem vermektedir. AİHM bu belirsizliğin huzursuzluk duygusuna yol
açabileceğini kabul eder. AİHM ayrıca Hükümet’in, Kırklareli Yabancı Kabul ve Barınma
Merkezi’ndeki yaşam koşullarına ilişkin ayrıntılı bilgiler ya da Barınma Merkezi’nde
tutukluların bulundurulduğu kısımların fotoğraflarını ya da videosunu sunmadığının
farkındadır. Bununla birlikte, AİHM yukarıda kaydedilen eksikliklere ve belirsiz tutukluluk
süresinin, başvuranda yaratabileceği huzursuzluk duygusuna rağmen Kırklareli Yabancı
Kabul ve Barınma Merkezi’ndeki fiziksel koşulların, bu koşulların AİHS’nin 3. maddesi
bağlamında incelenmesine neden olacak kadar ağır olduğunun tespit edilmediği
kanaatindedir.
Dolayısıyla, Kırklareli Yabancı Kabul ve Barınma Merkezi’ndeki tutukluluk koşulları
hususunda 3. madde ihlal edilmemiştir.
IV. AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
AİHS’nin 41. maddesi şöyledir:
“Mahkeme işbu Sözleşme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci
Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete
uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”
A. Tazminat
Başvuran, AİHS kapsamındaki haklarının ihlal edilmesi sonucu uğradığı manevi zarar
için 20,000 Euro talep etmiştir. Ayrıca, tutuklanmamış olsaydı aylık 400 Euro harcayacağını
(sic-metinde aynen alıntı) ileri sürerek 4,000 Euro maddi tazminat talep etmiştir.
Hükümet, bu taleplere itiraz etmiştir.
Tespit edilen ihlal ve ileri sürülen maddi zarar arasında illiyet bağı bulunmadığı
sonucuna varan AİHM, bu talebi reddeder. Ancak, başvuranın ihlal tespiti ile başlıbaşına
telafi edilemeyecek bir manevi zarara uğradığı kanaatindedir. Hakkaniyet temelinde, ihlallerin
Z.N.S. – TÜRKİYE KARARI
ciddiyetini göz önüne alan AİHM, başvuranın talebinin tam olarak tazmin edilmesine karar
verir.
B. Yargılama masraf ve giderleri
Başvuran ayrıca AİHM önünde yaptığı masraf ve harcamalar için 3,100 Euro talep
etmiştir. İstanbul Barosu’nun ücret skalasına atıfta bulunan başvuran, yasal olarak temsil
edilmesine karşılık 3,000 Euro talep etmiştir. Ayrıca, çeviri, telefon ve faks harcamaları için Euro talep etmiştir. Buna ek olarak, yasal temsilcisinin otuz beş saat yasal olarak
çalıştığını belirtmiştir.
Hükümet, yalnızca gerçekten yapılan masrafların karşılanabileceğini ileri sürerek bu
talebe itiraz etmiştir.
AİHM içtihadına göre, başvuran ancak gerçekten gerekli olduğu için yapıldığını ve
miktarının makul olduğunu kanıtladığı sürece yargılama masraf ve giderlerinin tazminine hak
kazanır. Mevcut davada başvuran, talep ettiği masrafları gerçekten yaptığını kanıtlamamıştır.
Dolayısıyla, AİHM bu başlık altında tazminat ödenmesine karar vermemiştir.
C. Gecikme faizi
Gecikme faizi, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı
orana üç puanlık bir artış eklenerek belirlenecektir.
YUKARIDAKİ GEREKÇELERE DAYANARAK AİHM OYBİRLİĞİYLE,
1. Başvuranın AİHS’nin 3. maddesi bağlamında, İran’a sınırdışı edilme olasılığı ve
tutukluluğuna ilişkin fiziksel koşullar hususundaki ve AİHS’nin 5. maddesi bağlamındaki
şikayetlerinin kabuledilebilir olduğuna;
2. Başvurunun kalan kısmının kabuledilemez olduğuna;
3. Başvuranın İran’a sınırdışı edilmesinin AİHS’nin 3. maddesinin ihlaline neden olacağına;
4. AİHS’nin 5. maddesinin 1. ve 4. paragraflarının ihlal edildiğine;
5. Kırklareli Yabancı Kabul ve Barındırma Merkezi’ndeki tutukluluğa ilişkin fiziksel koşullar
hususunda AİHS’nin 3. maddesinin ihlal edilmediğine;
6. (a) Sorumlu Devlet’in başvurana, AİHS’nin 44 § 2. maddesi uyarınca kararın kesinleştiği
tarihten itibaren üç ay içinde, uygulanabilecek her tür vergi miktara eklenmek ve
ödeme gününde geçerli olan kur üzerinden Yeni Türk Lirası’na çevrilmek üzere,
manevi tazminat olarak 20,000 Euro (yirmi bin Euro) ödemesine;
(b)Yukarıda anılan üç aylık sürenin aşılmasından ödeme gününe kadar geçen süre için
Avrupa Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere uyguladığı faiz oranına üç puan eklemek
suretiyle elde edilecek oranın gecikme faizi olarak uygulanmasına;
7. Başvuranın adil tazmin talebinin kalan kısmının reddine,
Z.N.S. – TÜRKİYE KARARI
KARAR VERMİŞTİR.
İngilizce hazırlanmış, AİHM İç Tüzüğü’nün 77 §§ 2. ve 3. maddeleri uyarınca 19 Ocak tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.
12
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło