2209/03

WyrokETPCz2007-12-13ECLI:CE:ECHR:2007:1213JUD000220903

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy przewlekłość postępowania karnego trwającego ponad 28 lat oraz brak skutecznego środka odwoławczego w prawie krajowym naruszyły prawo do rozpoznania sprawy w rozsądnym terminie z art. 6 ust. 1 Konwencji oraz prawo do skutecznego środka odwoławczego z art. 13 Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że pomimo wyłączenia z oceny okresu przed uznaniem przez Turcję prawa do skargi indywidualnej oraz okresu, w którym skarżący był zbiegiem, łączny czas trwania postępowania karnego (ponad 28 lat i nadal trwa) był nadmierny i naruszał zasadę rozsądnego terminu z art. 6 ust. 1 Konwencji. Trybunał podkreślił, że nawet jeśli okresy te nie są bezpośrednio oceniane, ich istnienie i wpływ na ogólny czas trwania sprawy muszą być brane pod uwagę. Ponadto, Trybunał stwierdził naruszenie art. 13 Konwencji, ponieważ w prawie tureckim brakowało skutecznego środka odwoławczego, który pozwoliłby skarżącemu na dochodzenie roszczeń związanych z przewlekłością postępowania.
Stan faktyczny
Skarżący, Erol Özcan, został aresztowany w 1980 roku pod zarzutem przynależności do nielegalnej organizacji. Był sądzony wraz z setkami innych osób, skazany na śmierć przez sąd wojskowy, a następnie wyrok zmieniono na dożywocie. W 1989 roku uciekł z więzienia i został aresztowany w Holandii, gdzie uzyskał obywatelstwo i odmówiono jego ekstradycji. Postępowanie krajowe, wielokrotnie uchylane i przekazywane między sądami, trwało ponad 28 lat i nadal się toczyło w momencie wydania wyroku ETPCz. Skarżący został ponownie aresztowany w Turcji w 2007 roku, ale zwolniony z aresztu tymczasowego.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: uznał pozostałą część skargi za dopuszczalną; stwierdził naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji; stwierdził naruszenie art. 13 Konwencji; zasądził na rzecz skarżącego 1000 euro tytułem zadośćuczynienia za szkody niemajątkowe; oddalił pozostałe żądania dotyczące słusznego zadośćuczynienia.

Pełny tekst orzeczenia

C O N S E I L D E   L ' E U R O P E   AVRUPA   KONSEYĐ   AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ   ÜÇÜNCÜ DAĐRE   ÖZCAN - TÜRKĐYE DAVASI   (Baꢀvuru no: 2209/03)   KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ   STRAZBURG   Aralık 2007   Đꢀbu karar AĐHS’nin 44. maddesinin 2. paragrafında belirtilen koꢀullar çerçevesinde   kesinleꢀecek olup bazı ꢀekli düzeltmelere tabi olabilir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2007. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   USUL   Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan 2209/03 no’lu davanın nedeni T.C vatandaꢀı   Erol Özcan’ın (“baꢀvuran”) Avrupa Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunması   Sözleꢀmesinin (“AĐHS”) 34. maddesi uyarınca 9 Aralık 2002 tarihinde Avrupa Đnsan Hakları   Mahkemesi’ne (“AĐHM”) yapmıꢀ olduğu baꢀvurudur.   Baꢀvuran, Ankara Barosu avukatlarından F. Babaoğlu tarafından temsil edilmektedir.   OLAYLAR   DAVANIN KOꢁULLARI   doğumlu olan baꢀvuran Amsterdam’da ikamet etmektedir. Baꢀvuran, yasadıꢀı Dev-Yol   örgütüne üye oldukları iddia edilen kimselere karꢀı polis tarafından düzenlenen geniꢀ çaplı bir   operasyon neticesinde yakalanarak 27 Eylül-18 Kasım 1980 tarihleri arasında gözaltında   tutulmuꢀtur.   Kasım 1980 tarihinde Adana Sıkıyönetim Mahkemesi hakimi, hakkında cinayet ve silahlı   soygun ꢀüphesi de bulunan baꢀvuranın tutuklanması talimatını vermiꢀtir.   Yürütülen hazırlık tahkikatı çerçevesinde baꢀvuran ayrıca yasadıꢀı THKP-C Devrimci Yol   örgütüne mensup olduğu ꢀüphesiyle de yakalanmıꢀtır.   Adana 2 No’lu Sıkıyönetim Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı tarafından yürütülen hazırlık   soruꢀturması çerçevesinde Mersin Asliye Ceza Mahkemesi Nöbetçi Hakimi baꢀvuranın   yasadıꢀı Dev-Yol örgütüne mensup olduğu iddiasıyla tutuklanması talimatını vermiꢀtir.   Haziran 1981 ve 30 Haziran 1983 tarihleri arasında baꢀvuranla birlikte diğer yedi yüz   yirmi üç sanık hakkında yasadıꢀı bir örgüte mensup oldukları iddiasıyla iki ceza davası   açılmıꢀ ve 29 Aralık 1983 tarihinde bu davalar birleꢀtirilerek Adana Sıkıyönetim   Mahkemesine sevkedilmiꢀtir.   Đki sivil hakim, iki askeri hakim ve bir subaydan oluꢀan Sıkıyönetim Mahkemesi eski Türk   Ceza Kanunun’un 146. maddesi temelinde baꢀvuranı idam cezasına çarptırmıꢀtır.   Baꢀvuran tutuklu bulunduğu cezaevinden 17 Haziran 1989 tarihinde firar etmiꢀtir. Đnterpol’ün   kırmızı listesinde bulunan baꢀvuran 21 Aralık 1990 tarihinde Hollanda makamları tarafından   Hollanda’da yakalanmıꢀtır. Baꢀvurana Hollanda’da önce mülteci statüsü tanınmıꢀ daha sonra   da Hollanda vatandaꢀlığı verilmiꢀtir. Müteakiben Hollanda makamları baꢀvuranı Türk   makamlarına iade etmeyi reddetmiꢀtir.   Askeri Yargıtay 20 Mart 1991 tarihinde aldığı bir kararla itiraz edilen kararı bozarak   Sıkıyönetim Mahkemesine iade etmiꢀtir.   Sıkıyönetim Mahkemelerinin yetkisini iptal eden 27 Aralık 1992 tarihli yasa uyarınca Ankara   Ağır Ceza Mahkemesi davayı görmekle yetkili mahkeme haline gelmiꢀtir. Bunun ardından   dava dosyası Ankara Ağır Ceza Mahkemesi’ne sevkedilmiꢀtir.   Ağır Ceza Mahkemesi 8 Haziran 2001 tarihinde verdiği bir kararla eski Türk Ceza   Kanununun 146. maddesi temelinde baꢀvuranı ölüm cezasına çarptırmıꢀ daha sonra bu kararı   ömür boyu hapse çevirmiꢀtir.   Ekim 2003 tarihinde Yargıtay Ağır Ceza Mahkemesi tarından verilen kararı bozmuꢀtur.   Baꢀvuran aleyhinde açılan ceza davası çerçevesinde 6 ꢁubat 2007’de güvenlik güçlerince   Türkiye’de yakalanmıꢀtır.   Ağır Ceza Mahkemesi baꢀvuran ve avukatının da hazır bulunduğu 14 Mart 2007 tarihli   duruꢀmada tutukluluk gerekçelerinin artık mevcut olmaması ve baꢀvuranın savunmasını   sunmak için kendi rızasıyla duruꢀmaya gelmesi gibi unsurları göz önünde bulundurarak bir   ara karar vermiꢀ ve baꢀvuranın tutuksuz yargılanmasına hükmetmiꢀtir.   Dosya unsurlarından, yargılamanın Ankara Ağır Ceza Mahkemesi önünde halen devam ettiği   ve 16 Mart 2007 tarihinde bir duruꢀma yapıldığı anlaꢀılmaktadır.   HUKUK   I. AĐHS’NĐN 6/1 MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA   Baꢀvuran yargılanma süresinin AĐHS’nin 6/1 maddesinde öngçrülen ‘makul süre’ ilkesini   ihlal ettiği iddiasında bulunmaktadır.   Hükümet bu sava karꢀı çıkmaktadır.   A. Kabuledilebilirliğe iliꢀkin   AĐHM bu ꢀikayetin AĐHS’nin 35/3 maddesi anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını   tepit etmektedir. AĐHM ayrıca sözkonu ꢀikayetin baꢀkaca herhangi bir kabuledilemezlik   gerekçesinin bulunmadığını belirlemektedir.   B. Esasa iliꢀkin   AĐHM bir yargılama süresinin makul nitelikte olup olmadığının dava koꢀularına, AĐHM’nin   konuyla ilgili içtihadına ve bilhassa da davanın karmaꢀıklığına, baꢀvuranın ve yetkili   makamların tutumlarına bakılarak değerlendirilmesi gerektiğini anımsatır (bkz.i diğer   birçokları arasında, Pelissier ve Sassi – Fransa, no: 25444/94, prg. 67).   Dikkate alınacak süreye iliꢀkin olarak Hükümet, baꢀvuranın gözaltına alındığı 27 Eylül 1980   tarihinden Türkiye’nin AĐHM’ye bireysel baꢀvuru hakkını tanıdığı 28 Ocak 1987 tarihine   kadar geçen süreye iliꢀkin olarak AĐHM’nin bir hüküm tesis edemeyeceğine dikkat   çekmektedir.   Hükümet gibi AĐHM de dikkate alınması gereken sürenin Türkiye tarafından AĐHM’ye   bireysel baꢀvuru hakkının tanınmasının yürürlüğe girdiği 28 Ocak 1987 tarihinden itibaren   baꢀladığı kanaatindedir. Bununla birlikte, bu tarihten itibaren geçen sürenin makul olup   olmadığını değerlendirebilmek için davanın sözkonusu dönemde hangi durumda olduğunun   dikkate alınması gerekir. Mevcut durumda dava 28 Ocak 1987 tarihine kadar ilk derece   mahkemesi önünde altı yıl dört ay iki gün sürmüꢀtü.   Dikkate alınması gereken sürenin sona erdiği tarihe iliꢀkin olarak ise AĐHM, bir sanığın   hukukun üstünlüğü prensibini benimseyen bir devletten kaçması durumunda, kaçmasını   müteakip devam eden yargılamanın süresinin makul olmadığından ꢀikayet edememesi gibi bir   karinenin mevcut olacağını hatırlatır. Ancak yeterli gerekçeler olması durumunda bu karine   gözardı edilebilir (bkz. diğerleri arasında, Vayiç – Türkiye, no: 18078/02, prg. 44, ve Teslim   Töre – Türkiye (no:2), no: 13244/02, prg. 39, 11 Temmuz 2006). Ancak mevcut davada bunu   gerektirecek bir durum sözkonusu değildir. Bu itibarla AĐHM, mevcut dava koꢀullarında   dikkate alınması gereken dönemin baꢀvuranın firar ettiği 17 Eylül 1989 tarihinde sona erdiği   kanaatine varmaktadır (bkz., mutatis mutandis, X – Đrlanda, no: 9429/81, 2 Mart 1983 tarihli   Komisyon kararı). AĐHM bireysel baꢀvuru hakkının tanınmasından bu tarihe kadar   yargılamanın iki yıl yedi ay yirmi gün sürdüğünü tespit etmektedir.   Bununla birlikte AĐHM baꢀvuranın 6 ꢁubat 2007 tarihinde Türk topraklarında yakalandığını   dolayısıyla bu tarihten itibaren baꢀvuranın artık firari olmadığını kaydeder. Bu nedenle AĐHM   bu tarihten sonraki dönemin yargılama süresi hesaplanırken dikkate alınması gerektiğini   değerlendirmektedir. Bu çerçevede AĐHM, yargılamanın ulusal mahkemeler önünde halen   devam ettiğini ve baꢀvuranın yakalanmasından bu yana yaklaꢀık sekiz aydır sürmekte   olduğunu tespit etmektedir. Netice itibarıyla baꢀvuranın firari olarak geçirdiği dönemin ve   bireysel baꢀvuru hakkının Türkiye tarafından tanınmasından önceki sürenin dikkate   alınmamıꢀ olmasına rağmen yargılama yaklaꢀık dört yıl sürmüꢀtür.   Mevcut davada AĐHM baꢀvuranın sorumlu olduğu firar dönemi ve bireysel baꢀvuru hakkının   Türkiye tarafından tanınmasından önceki süre hesaba katılmadığı takdirde sözkonusu   yargılamanın süresinin AĐHM’nin içtihadından doğan mezkur kıstaslara göre bilhassa aꢀırı   olmadığını tespit etmektedir. Bununla birlikte AĐHM Türkiye’nin bireysel baꢀvuru hakkını   tanıdığı dönemde yapılan yargılamanın seyrinin dikkate alınması gerektiği kanaatindedir   (Mitap ve Müftüoğlu – Türkiye, 25 Mart 1996 tarihli karar, prg. 31). Sözkonusu yargılama 28   Ocak 1987 tarihine kadar altı yıl dört ay iki gün sürmüꢀtü. AĐHM ayrıca, tamamına   bakıldığında baꢀvuran aleyhinde görülen ceza davasının ulusal mahkemeler önünde yirmi   sekiz yıldan fazla sürdüğünü ve halen devam ettiğini tespit etmektedir.   Müteaddit defalar buna benzer meseleleri gündeme getiren davaları incelemiꢀ olan AĐHM,   AĐHS’nin 6/1 maddesinin ihlal eddildiği sonucuna varmıꢀtı (bkz. Pelissier ve Sassi – Fransa,   adıgeçen, prg. 46 ve 48, Teslim Töre (no:2), adıgeçen, prg. 41 ve 42).   Kendisine sunulan tüm unsurları inceleyen AĐHM, mevcut durumda farklı bir sonuca   varabilmesi için Hükümet tarafından ikna edici herhangi bir olay ya da argüman   sunulmadığını tespit etmektedir. Konuyla ilgili içtihadını göz önünde bulunduran AĐHM   ihtilaf konusu yargılama süresinin aꢀırı olduğu ve ‘makul süre’ gerekliliğine cevap   vermediğini tespit etmektedir.   Bu itibarla AĐHS’nin 6/1 maddesi ihlal edilmiꢀtir.   II. AĐHS’NĐN 13. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA   Baꢀvuran ayrıca, yargılanma süresinin uzunluğundan ꢀikayet edebilmek için Türkiye’de   baꢀvuruda bulunulabilecek bir mahkeme olmamasından yakınmaktadır. Baꢀvuran bu hususta   AĐHS’nin 13. maddesine atıfta bulunmaktadır.   Hükümet bu sava itiraz etmektedir. Hükümet, baꢀvuranın sözkonusu yargılamanın yapıldığı   dönemde herhangi bir mahkemeye bu talebiyle ilgili olarak bir baꢀvuruda bulunmadığı cihetle   AĐHS’nin 35/1 maddesine uygun surette iç hukuktaki baꢀvuru yollarını tüketmediğine dikkat   çekmektedir. Hükümet ayrıca ꢀikayetin geç yapıldığını ve baꢀvuranın etkili bir baꢀvuru yolu   kalmadığını anladığı tarihten itibaren baꢀvuruda bulunması gerektiğini öne sürmektedir.   Đhtilaf konusu yargılamanın ulusal mahkemeler önünde devam ettiği gerçeğini göz önünde   bulunduran AĐHM Hükümetin altı ay süresi kuralına riayet edilmediği yönündeki itirazını   derhal reddeder. Đç hukuk yollarının tüketilmediği yönündeki itiraza iliꢀkin olarak ise AĐHM   bu meselenin baꢀvuranın AĐHS’nin 13. maddesi çerçevesinde yaptığı ꢀikayetin esasına iliꢀkin   olduğu cihetle esasa eklenmesine hükmeder.   AĐHM bu ꢀikayetin AĐHS’nin 35/3 maddesi anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını   tespit etmektedir. AĐHM baꢀvurunun baꢀka herhangi bir kabuledilemezlik gerekçesi   bulunmadığını da belirlemiꢀtir.   13. madde, AĐHS’nin 6/1 maddesiyle getirilen davaların makul bir süre içinde görülmesi   yükümlülüğüne yönelik bir ihlal hakkında ulusal bir mahkeme önünde ꢀikayette   bulunulabilmeye imkan tanıyan etkili bir baꢀvuruyu güvence altına alır (bkz. Kudla –   Polonya, no: 30210/96, prg. 156). Hükümet tarafından dile getirilen itiraz ve argümanların   baꢀka davalarda reddedildiğini tespit eden AĐHM bu davada farklı bir neticeye varmak için bir   gerekçe görmemektedir.   Bu itibarla iç hukuk yollarının tüketilmediği yönünden yapılan itiraz kabul edilmeyecektir,   buna ilaveten AĐHS’nin 6/1 maddesi anlamında baꢀvuranın davasının makul bir süre içinde   görülmesini temin edebilmesi için iç hukukta bir baꢀvuru yolu bulunmaması sebebiyle   AĐHS’nin 13. maddesi ihlal edilmiꢀtir.   III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA   A. Tazminat   Baꢀvuran maruz kaldığını iddia ettiği maddi ve manevi zararların tazmini için 10.000 Euro   talep etmektedir.   Hükümet bu taleplere itiraz etmektedir.   Tespit edilen ihlal ile iddia edilen maddi zarar arasında bir illiyet bağı görmeyen AĐHM bu   talebi reddeder. Buna karꢀın AĐHM, uzun yargılama süresi ve iç hukukta etkili bir baꢀvuru   yolu bulunmaması nedeniyle baꢀvuranın manevi bir zarara maruz kaldığını ve bunun telafisi   için ihlal tespitinin yeterli olmayacağını düꢀünmektedir (bkz., bilhassa, Kudla – Polonya,   adıgeçen, ve Acunbay – Türkiye, no: 61442/00 ve 61445/00, prg. 70, 31 Mayıs 2005 tarihli   karar). Hakkaniyete uygun bir karara varan AĐHM, manevi tazminat olarak baꢀvurana 1.000   Euro ödenmesine hükmeder.   AĐHM ayrıca, taraflarca verilen bilgilere göre üzerinden yirmi sekiz yıldan fazla bir zaman   geçmiꢀ olmasına rağmen davanın ulusal mahkemeler önünde halen devam ettiğini   kaydetmektedir. ꢁayet durum halen böyle ise, AĐHM, tespit edilen ihlale bir son vermek için   en uygun yolun adaletin iyi idaresinin gereklerini göz önünde bulundurarak AĐHS’nin 6/1   maddesine uygun bir ꢀekilde davayı mümkün olan en kısa süre içerisinde bitirmek olduğu   kanaatindedir.   B. Yargılama masraf ve giderleri   Baꢀvuran ayrıca, ulusal mahkemeler ve AĐHM önünde yaptığı masraf ve harcamalar için   3.500 Euro talep etmektedir. Baꢀvuran bu talebiyle ilgili olarak herhangi bir belge   sunmamıꢀtır.   Hükümet bu talebe itiraz etmeketedir.   AĐHM içtihadına göre bir baꢀvuran, yargılama masraf ve giderlerinin iadesini ancak bu   masraf ve giderlerin gerçekliğini, gerekliliğini ve de makul oranda olduğunu ortaya koyduğu   müddetçe temin edebilir. Konuyla ilgili olarak AĐHM baꢀvuranın talebine iliꢀkin olarak   herhangi bir belge sunmadığını kaydetmektedir. Bu itibarla AĐHM yargılama masraf ve   giderleri baꢀlığı altında baꢀvurana bir meblağ ödenmesine yer olmadığı kanaatine   varmaktadır.   C. Gecikme faizi   AĐHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına üç   puanlık bir artıꢀın ekleneceğini belirtmektedir.   BU GEREKÇELERE DAYANARAK AĐHM, OYBĐRLĐĞĐ ĐLE   1. Baꢀvurunun geri kalanının kabuledilebilir olduğuna ;   2. AĐHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiğine ;   3. AĐHS’nin 13. maddesinin ihlal edildiğine ;   4. a) AĐHS’nin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinleꢀtiği tarihten itibaren üç ay içinde,   ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden YTL’ ye çevrilmek üzere, Savunmacı Devlet   tarafından, miktara yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutularak manevi tazminat   baꢀlığı altında baꢀvurana 1.000 Euro (bin Euro) ödenmesine;   b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet   tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan   fazlasına eꢀit oranda basit faiz uygulanmasına ;   4. Adil tatmine iliꢀkin diğer taleplerin reddine ;   Karar vermiꢀtir.   Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıꢀ ve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve   3. paragraflarına uygun olarak 13 Aralık 2007 tarihinde yazılı olarak bildirilmiꢀtir.

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło