22147/02;24972/03
WyrokETPCz2007-01-23ECLI:CE:ECHR:2007:0123JUD002214702
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
Czy nieprzekazanie skarżącym opinii prokuratora generalnego Sądu Kasacyjnego w postępowaniu karnym naruszyło ich prawo do rzetelnego procesu sądowego zgodnie z art. 6 ust. 1 Konwencji? Czy skazanie skarżących, nałożenie na nich grzywien i tymczasowe zamknięcie gazety za publikację oświadczeń więźniów dotyczących warunków w więzieniach naruszyło ich prawo do wolności wyrażania opinii zgodnie z art. 10 Konwencji?Ratio decidendi
W odniesieniu do art. 6 ust. 1, Trybunał przypomniał swoje wcześniejsze orzecznictwo, zgodnie z którym nieprzekazanie opinii prokuratora generalnego Sądu Kasacyjnego stronie skarżącej stanowi naruszenie zasady równości broni. W kwestii art. 10, Trybunał uznał, że interwencja była przewidziana prawem i miała uzasadniony cel (utrzymanie porządku publicznego, zapobieganie przestępczości). Analizując, czy interwencja była 'konieczna w społeczeństwie demokratycznym', Trybunał wziął pod uwagę kontekst publikacji – krótko po operacji w więzieniach, w której doszło do przemocy, oraz fakt, że oświadczenia wzywały do wsparcia i udziału w działaniach, które mogły zagrażać życiu (strajki głodowe). Trybunał stwierdził, że kary nałożone na skarżących nie były nieproporcjonalne do zamierzonego celu, biorąc pod uwagę margines oceny przysługujący władzom krajowym.Stan faktyczny
Skarżący, Bülent Falakaoğlu i Fevzi Saygılı, byli odpowiednio redaktorem naczelnym i właścicielem gazety Yeni Evrensel. W lutym 2001 roku gazeta opublikowała dwa oświadczenia podpisane przez więźniów oskarżonych o przynależność do organizacji terrorystycznej MLKP. Oświadczenia dotyczyły warunków w więzieniach, strajków głodowych i wzywały do wsparcia walki przeciwko więzieniom typu F. Władze tureckie uznały publikacje za wspieranie terroryzmu, co doprowadziło do skazania skarżących na kary grzywny i tymczasowego zamknięcia gazety.Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: 1. Uznaje pozostałą część skargi za dopuszczalną. 2. Stwierdza naruszenie art. 6 § 1 Konwencji. 3. Stwierdza brak naruszenia art. 10 Konwencji. 4. Orzeka, że samo stwierdzenie naruszenia stanowi wystarczające zadośćuczynienie za szkodę niemajątkową poniesioną przez skarżących. 5. Zasądza łącznie 1000 Euro na rzecz skarżących tytułem zwrotu kosztów i wydatków, płatne w ciągu trzech miesięcy od daty uprawomocnienia się wyroku, wraz z odsetkami za zwłokę. 6. Oddala pozostałe żądania dotyczące słusznego zadośćuczynienia.Pełny tekst orzeczenia
CONSEIL DE
L'EUROPE
AVRUPA
KONSEYİ
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
FALAKAOĞLU VE SAYGILI- TÜRKİYE DAVASI
(Başvuru no:22147/02 ve 24972/03)
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ
STRAZBURG Ocak 2007
__________________________________________________________________________________________
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2007. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan
Haklan Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme'yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın
adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri
Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı'na atıfta bulunmak suretiyle ticari
olmayan amaçlarla alıntılanabilir.
İşbu karar AİHS’nin 44§2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli
bazı düzeltmelere tabi olabilir.
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan 22147/02 ve 24972/03 başvuru no’lu davaların
nedeni bu ülke vatandaşı olan Bülent Falakaoğlu ve Fevzi Saygılı’nın (başvuran) Avrupa
İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) 6 Mayıs 2002 tarihinde Avrupa İnsan Hakları
Sözleşmesi’nin Temel İnsan Haklarını güvence altına alan 34. maddesi uyarınca yapmış
oldukları başvurudur.
Başvuranlar, AİHM önünde İstanbul Barosu avukatlarından K.T. Sürek tarafından
temsil edilmektedir.
OLAYLAR
Başvuranlar sırasıyla 1974 ve 1966 doğumlu olup İstanbul’da ikamet etmektedirler.
Olayların meydana geldiği dönemde Bülent Falakaoğlu, Yeni Evrensel gazetesinin
yazı işleri müdürü, Fevzi Saygılı ile sözkonusu gazetenin sahibidir. Şubat 2001 tarihinde sözkonusu gazetenin 872. sayısının 10. sayfasında, silahlı bir
terör örgütü MLKP üyesi oldukları gerekçesiyle yargılanan tutuklular adına Yunus Aydemir
imzalı “Tecrit terörünü yeneceğiz” isimli bir bildiri yayınlanmıştır.
Bu bildiride ayrıca, açlık grevi yapan tutukluların ve bu kişilerin tutuklu bulundukları
cezaevlerinin isimlerine yer verilmiştir.
Sözkonusu gazetenin 873. sayısının 6. sayfasında “Basına ve Kamuoyuna-
Direneceğiz, hücreleri yıkacağız! Tecrit terörüne son!” başlıklı bir yazı yayınlanmıştır.
İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) Cumhuriyet Savcısı, 24 Nisan 2001
tarihli iki ayrı iddianameyle dava konusu makaleleri yayınladıkları gerekçesiyle, sözkonusu
gazetenin yazı işleri müdürü ve sahibi olan başvuranlar hakkında suç duyurusunda
bulunmuştur. İstanbul DGM Cumhuriyet Savcısı, başvuranların Terörle Mücadele
Kanunu’nun 6 §§ 2. ve sonuncu maddesi ve Basın Kanunu’nun Ek 2 § 1. maddesi uyarınca
mahkum edilmelerini talep etmiştir.
1. 22 Şubat 2001 tarihinde yayınlanan bildiri nedeniyle açılan ceza davası
Başvuranlar, İstanbul DGM’ne sundukları 14 Mayıs 2002 tarihli savunma
layihalarında, sözkonusu makalenin bir beyan niteliğinde olduğunu ve suç olarak
nitelendirilebilecek hiçbir unsur içermediğini ifade etmişlerdir. Bu beyanın, yasadışı ya da
terörist grupların beyanı olmadığını, yalnızca haklarında hiçbir mahkumiyet kararı verilmeyen
tutukluların beyanından ibaret olduğunu dile getirmişlerdir. Başvuranlar, AİHS’nin 6. ve 10.
maddelerine atıfta bulunmuşlardır.
Aynı gün İstanbul DGM, terör örgütlerinin beyanlarını yayınlamaları nedeniyle
başvuranların suçlu olduklarına karar vermiştir. DGM, 3713 sayılı Kanun’un 6 § 2. maddesi
uyarınca Falakaoğlu’nu 118.638.00 Türk Lirası (yaklaşık 94 Euro) ve Saygılı’yı 788.625.000
Türk Lirası (yaklaşık 622 Euro) ağır para cezasına çarptırmıştır. Mahkeme ayrıca 5680 sayılı
Basın Kanunu’nun Ek 2 § 1. maddesi gereğince sözkonusu gazetenin yayının bir gün süreyle
durdurulmasına karar vermiştir.
Başvuranlar, temyiz başvurusunda bulunmuştur.
Yargıtay Cumhuriyet Savcısı 9 Ekim 2002 tarihinde, Yargıtay’dan ilk derece
mahkemesi kararını onamasını istemiştir. Şubat 2003 tarihinde Yargıtay başvuranların talebini reddetmiş ve ilk derece
mahkemesi kararını onamıştır.
Sözkonusu gazete 27 Mayıs tarihinden 28 Mayıs 2003 tarihine kadar kapatılmıştır.
Cumhuriyet Savcısı, 28 Mayıs 2003 tarihinde Saygılı’nın mahkum edildiği para cezası
hakkında ödeme emri çıkarmıştır.
Saygılı 10 Temmuz 2003 tarihinde 263.000.000 Türk Lirası tutarında ödeme
yapmıştır.
2. 23 Şubat 2001 tarihinde yayınlanan bildiri nedeniyle açılan ceza davası
Başvuranlar, İstanbul DGM’ne sundukları 2 Ekim 2001 tarihli savunma layihalarında,
sözkonusu makalenin bir beyan niteliğinde olduğunu ve suç olarak nitelendirilebilecek hiçbir
unsur içermediğini ifade etmişlerdir. Bu beyanın, yasadışı ya da terörist grupların beyanı
olmadığını, yalnızca haklarında hiçbir mahkumiyet kararı verilmeyen tutukluların beyanından
ibaret olduğunu dile getirmişlerdir. Başvuranlar, AİHS’nin 6. ve 10. maddelerine atıfta
bulunmuşlardır.
Aynı gün İstanbul DGM, terör örgütlerinin beyanlarını yayınlamaları nedeniyle
başvuranların suçlu olduklarına karar vermiştir. DGM, 3713 sayılı Kanun’un 6 § 2. maddesi
uyarınca Falakaoğlu’nu 378.540.000 Türk Lirası (yaklaşık 264 Euro) ve Saygılı’yı
757.080.000 Türk Lirası (yaklaşık 528 Euro) ağır para cezasına çarptırmıştır. Mahkeme ayrıca sayılı Basın Kanunu’nun Ek 2 § 1. maddesi gereğince dava konusu makalenin milli
güvenliği bozucu nitelikte olması sebebiyle sözkonusu gazetenin yayının üç gün süreyle
durdurulmasına karar vermiştir.
Başvuranlar, temyiz başvurusunda bulunmuştur.
Yargıtay, başvuranlara tebliğ edilmeyen Cumhuriyet Savcısı’nın görüşünden hareketle Mart 2002 tarihinde ilk derece mahkemesi kararını onamıştır.
HUKUK AÇISINDAN
I. AİHS’NİN 6 § 1. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
Başvuranlar (başvuru no: 22147/02), 23 Şubat 2001 tarihinde yayınlanan bildiri
nedeniyle aleyhlerinde açılan ceza davası çerçevesinde Yargıtay Cumhuriyet Savcısı’nın
tebliğnamesinin kendilerine tebliğ edilmemesinden dolayı şikayetçi olmakta ve AİHS’nin 6 §
1. maddesine atıfta bulunmaktadırlar.
Hükümet bu iddiaya karşı çıkmaktadır.
A. Kabuledilebilirlik Hakkında
AİHM, bu şikayetin AİHS’nin 35 § 3. maddesi uyarınca açıkça dayanaktan yoksun
olmadığını ve başka hiçbir kabuledilemezlik gerekçesiyle karşılaşılmadığını tespit etmektedir.
Bu nedenle şikayetin kabuledilebilir bulunması uygun olacaktır.
B. Esas Hakkında
AİHM, Büyük Daire’nin 11 Temmuz 2002 tarihinde verilen bir kararda, Yargıtay
Cumhuriyet Başsavcısı’nın tebliğnamesinin tebliğ edilmemesi hususunu incelediğini ve
AİHS’nin 6 § 1. maddesinin ihlal edildiği kanaatine vardığını hatırlatmaktadır (Göç-Türkiye,
no: 36590/97, Bkz. aynı zamanda Abdullah Aydın-Türkiye (No:2). no: 63739/00, 10 Kasım
2005). AİHM, kabul edilen bu karardan ayrılmasını gerektirecek bir neden görememektedir.
Sonuç olarak, AİHS’nin 6 § 1. maddesinin ihlal edildiğine karar vermiştir.
II. AİHS’NİN 10. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
Başvuranlar, sözkonusu gazetenin geçici olarak kapatılmasının ve mahkum
edilmelerinin ifade özgürlüğü hakkın ihlal ettiğini ileri sürmekte ve AİHS’nin 10. maddesine
atıfta bulunmaktadırlar.
Hükümet bir müdahalenin varlığını kabul etmemektedir. Hal böyle iken AİHM bir
müdahalenin var olduğuna kanaat getirirse de Hükümet bu müdahalenin, dava konusu
yazıların tutukluları, tutukluluk koşulları ile ilgili olarak isyana teşvik eden terörist grupların
beyanlarından ibaret olması sebebiyle bu müdahalenin meşru olduğunun altını çizmektedir.
Bu müdahalenin, kamu düzenin sağlanması, ulusal güvenliğin korunması, suç işlenmesinin
önlenmesi gibi meşru bir amacı bulunmakta ve cezaevlerindeki güvenlik konusunun
hassasiyeti dikkate alındığında gereklilik arz etmektedir.
AİHM, bu şikayetin AİHS’nin 35 § 3. maddesi uyarınca açıkça dayanaktan yoksun
olmadığını ve başka hiçbir kabuledilemezlik gerekçesiyle karşılaşılmadığını tespit etmektedir.
Bu nedenle şikayetin kabuledilebilir bulunması uygun olacaktır.
AİHM, 3713 sayılı Kanun’un 6 § 2. maddesi ve 5680 sayılı Kanun’un Ek 2 § 1.
maddesi gereğince alınan dava konusu tedbirlerin “yasayla öngörüldüğünü” tespit etmektedir.
Ayrıca dava konusu müdahale, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesine
ilişkin AİHS’nin 10. maddesinin 2. paragrafına uygun olarak meşru bir amaç taşımaktaydı.
Bu durumda dava konusu müdahalenin “demokratik bir toplumda gerekli” olup
olmadığı hususunun tespit edilmesi gündeme gelmektedir. Bununla ilgili olarak AİHM,
demokratik bir toplumda basının görevi hatırlatmaktadır (Goodwin-Birleşik Krallık, 27 Mart tarihli karar, Derleme Kararlar ve Hükümler, ve Bladet Tromso ve Stensas-Norveç,
no:21980/93). Basının, terör tehdidi karşısında milli güvenlik veya ülke bütünlüğünün
korunması veya suç işlenmesinin önlenmesi amacıyla konmuş olan sınırlamaları aşmaması
kaydıyla, sorumlulukları ve ödevleri çerçevesinde kamu menfaatini ilgilendiren konularda
görüş ve bilgi verme görevi bulunmaktadır (Sürek ve Özdemir-Türkiye, no: 23927/94 ve
24277/94, 8 Temmuz 1999 tarihli karar).
Bu özgürlüğün sınırlandırılmasını haklı kılacak bir sosyal gereklilik bulunup
bulunmadığı hususunu tespit etme görevi, bununla ilgili olarak takdir payına sahip olan ulusal
mahkemelere düşmektedir. Bu noktada AİHM denetimini yaparken, ulusal mahkemelerin
görevini üstlenmemekte fakat bu mahkemelerin takdir yetkilerine dayanarak aldıkları kararları
AİHS’nin 10. maddesi bakımından incelemektedir. AİHM bu incelemeyi yaparken,
sözkonusu müdahaleyi davanın bütününü dikkate alarak değerlendirmelidir (Bkz., diğerleri
arasında, Lingens-Avusturya, 8 Temmuz 1986, ve Rizos ve Daskas-Yunanistan, no: 65545/01, Mayıs 2007). Özellikle de dava konusu yazıda kullanılan ifadeleri yayınlandığı bağlamda
değerlendirmeli ve terörle mücadele alanında ortaya çıkan zorlukları dikkate almalıdır (Bkz.,
İbrahim Aksoy, no: 28635/95, 30171/96 ve 34535/97, 10 Ekim 2000, ve Incal-Türkiye, 9
Haziran 1998).
Buna karşın AİHM, başvuranların yazı işleri müdürü ve sahibi oldukları gazete
aracılığıyla terörist grupların beyanlarını yayınlamak suçundan mahkum edildiklerini tespit
etmektedir. Bu beyanlar, F tipi cezaevinde bulunan tutuklular tarafından kaleme alınmıştır. Bu
beyanlarda, tutukluların cezaevlerindeki tutukluluk koşulları ile ilgili taleplerine ve “bütün
insanlara” yapılan, F tipi cezaevlerinin “kaldırılması” yönündeki “mücadeleyi destekleme” ve
bu “mücadeleye katılma” çağrısına yer vermektedir.
AİHM’nin gözünde bu hususlar, yazıyı yazan kişilerin kişiliklerinden ve
yayınlandıkları ortamdan bağımsız olarak değerlendirilemez. Bununla ilgili olarak AİHM,
dava konusu bildirilerin, Terörle Mücadele Kanunu uyarınca mahkum edilen yüz kadar
tutuklunun ölüm orucu eylemini sürdürdüğü yirmi cezaevine, güvenlik güçleri tarafından
operasyon düzenlendiği 19 Aralık 2000 tarihinden kısa bir zaman sonra yayınlandıklarını
tespit etmektedir. Dava konusu bildirilerde, bu operasyon sırasında güvenlik güçleri ile
tutuklular arasında şiddetli çarpışmalar yaşanmış ve operasyon sonucunda çok sayıda tutuklu
ve polis memuru yaralanmış ve tutuklu öldürülmüştür.
Üstelik AİHM, bu beyanlarda yer alan açlık grevine destek verilmesi çağrısının
ciddiyetini göz ardı edemez. Dava konusu ifadeler, F tipi cezaevlerinin “yok edilmesi” için
yürütülen ve eylemcilerin hayatını tehlikeye sokan eyleme “destek verilmesi” ve harekete
geçirilmesi amacıyla kamuoyuna yapılan bir çağrı niteliğindedir. Oysa ki, bu çağrının,
sunmak ya da analizini yapmak için hiçbir yorum yapılmaksızın olduğu şekliyle
yayınlandığını kabul etmek gerekmektedir. Bu açıdan, başvuranların dava konusu ifadelerle
kişisel olarak bir bağlarının bulunulmadığı hususu gerçekse de başvuranlar, yazıyı yazan
kişilere gazetede bir sütün ayırmış ve bu yazıların yayınlanmasına izin vermişlerdir.
Başvuranlar, sözkonusu gazetenin yayın çizgisi dikkate alındığında, içeriği ile ilgili olarak
herhangi bir sorumluluktan bağışık tutulamazlar (Sürek-Türkiye (no:3), no: 24735/94, 8
Temmuz 1999), bilgi verme hakkı terörist gurupların bildirilerinin yayınlanması için bir
mazeret ya da özür olarak ileri sürülemez.
Sonuç olarak, AİHS’nin 10. maddesi ile güvence altına alınan ifade özgürlüğü hakkına
yönelik olarak yapılan müdahalenin orantılı olup olmadığı incelendiğinde, verilen cezaların
türü ve süresi dikkate alınması gereken unsurlardır (diğerleri arasında, Ceylan-Türkiye, no:
23556/94).
Sonuç olarak AİHM, benzer durumlarda ulusal mahkemelerin sahip olduğu takdir payı
dikkate alındığında (Sürek-Türkiye (No:1), no: 26682/95), mevcut davada başvuranlara
verilen cezaların hedeflenen meşru amaçla orantısız olarak nitelendirilemeyeceği
kanaatindedir.
Bu nedenle AİHM, AİHS’nin 10. maddesinin ihlal edilmediği sonucuna varmaktadır.
III. AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
A. Tazminat
Başvuranlar, sözkonusu gazetenin kapatılması nedeniyle 2.000 Euro ve mahkum
edildikleri para cezası için de 1.000 Euro olmak üzere maddi tazminat olarak 3.000 Euro talep
etmektedir.
Hükümet bu iddialara karşı çıkmaktadır.
AİHM, AİHS’nin 10. maddesinin ihlal edilmediği tespiti ışığında başvuranlar
tarafından dile getirilen maddi tazminat taleplerini reddetmektedir. AİHM, manevi tazminat
talebi ile ilgili olarak, ihlal kararının tespitinin adil tazmin için başlı başına yeterli olacağı
kanaatindedir.
B. Masraf ve Harcamalar
Başvuranlar, AİHM nezdinde yaptıkları masraf ve harcamalar için 6.000 Euro
tazminat talebinde bulunmaktadır. Başvuranlar bununla ilgili olarak herhangi bir belge
sunmamıştır.
Hükümet bu talebe karşı çıkmaktadır.
AİHM, Mahkeme’nin içtihadı uyarınca ancak gerçekten yapılan ve makul bir
miktardaki masraf ve harcamaların geri ödenebileceğini hatırlatır. AİHM, mevcut davada
yukarıda yer alan nedenleri ve elindeki mevcut unsurları dikkate alarak, Mahkeme önünde
yapılan masraf ve harcamalar için başvuranlara toplu olarak 1.000 Euro ödenmesinin uygun
olacağı kanaatindedir.
C. Gecikme Faizi
AİHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz
oranına üç puanlık bir artışın ekleneceğini belirtmektedir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK AİHM OYBİRLİĞİYLE,
1. Başvurunun geri kalan kısmının kabuledilebilir olduğuna;
2. AİHS’nin 6 § 1. maddesinin ihlal edildiğine;
3. AİHS’nin 10. maddesinin ihlal edilmediğine;
4. Mevcut ihlal kararının kendisinin başvuranların uğradığı manevi zararın tazmini
için başlı başına yeterli olduğuna;
5. a) AİHS’nin 44 § 2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay
içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Y.T.L.’ye çevrilmek üzere her türlü
vergiden muaf tutularak Savunmacı Hükümet tarafından başvuranlara masraf ve
harcamalar için 1.000 Euro (bin) ödenmesine:
b) Sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ve ödemenin yapılmasına kadar,
Hükümetin, Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli faizinin üç puan
fazlasına eşit oranda basit faizi uygulamasına;
6. Adil tazmine ilişkin diğer taleplerin reddine;
karar vermiştir.
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM’nin iç tüzüğünün 77 §§ 2 ve 3
maddesine uygun olarak 23 Ocak 2007 tarihinde yazıyla bildirilmiştir.
7
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 15.07.2026. · Źródło