2249/03

WyrokETPCz2010-03-23ECLI:CE:ECHR:2010:0323JUD000224903

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy przewlekłość postępowania sądowego dotyczącego praw własności naruszyła prawo do rozpoznania sprawy w rozsądnym terminie z art. 6 ust. 1 Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że postępowanie sądowe dotyczące praw własności, które trwało 43 lata (z czego 15 lat i 4 miesiące w okresie objętym jurysdykcją Trybunału), było nadmiernie długie. Mimo złożoności sprawy i pewnego zaniedbania ze strony skarżącego (niepowołanie nowego pełnomocnika po śmierci poprzedniego), Trybunał stwierdził, że władze krajowe nie działały z należytą starannością, co doprowadziło do naruszenia prawa do rozpoznania sprawy w rozsądnym terminie. Trybunał odrzucił skargę dotyczącą prawa własności jako niedopuszczalną, uznając, że dotyczyła ona oceny dowodów przez sądy krajowe, co nie jest jego rolą, chyba że doszło do arbitralności.
Stan faktyczny
Skarga dotyczyła przewlekłości postępowania sądowego w Turcji, które rozpoczęło się w 1951 roku (dla poprzednika skarżącego) i dotyczyło sporu o prawa własności do kilku działek gruntu. Skarżący Mehmet Rauf Merter, jako spadkobierca, był stroną w tym postępowaniu od 1959 roku. Sprawa charakteryzowała się wieloma etapami, licznymi decyzjami sądów niższych instancji i Sądu Kasacyjnego, a także interwencjami wielu stron. Ostateczna decyzja krajowa w sprawie roszczeń skarżącego zapadła w 2002 roku.
Rozstrzygnięcie
1. Skarga Mehmet Rauf Mertera dotycząca przewlekłości postępowania jest dopuszczalna, a pozostała część skargi niedopuszczalna. 2. Stwierdza naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji z powodu nadmiernej długości postępowania. 3. Nie ma potrzeby zasądzania zadośćuczynienia na podstawie art. 41 Konwencji.

Pełny tekst orzeczenia

COUNCIL   AVRUPA   OF E U R O P E   KONSEYĐ   AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ   ĐKĐNCĐ DAĐRE   MERTER VE DĐĞERLERĐ – TÜRKĐYE   (B a ꢀvuru no. 2249/03)   KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ   STRAZBURG   Mart 2010   Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecektir.   ꢁekli düzeltmelere tabi olabilir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2010. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   USUL   Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan 2249/03 no’lu davanın nedeni, Mehmet Rauf   Merter, Ahmet Attila Merter, Nesip Mustafa Merter ve Mehmet Berke Merter adlı T.C.   vatandaꢀları ile Karen Ingrit Merter adlı Alman vatandaꢀının (“baꢀvuranlar”), Avrupa Đnsan   Hakları Mahkemesi’ne 16 Kasım 2002 tarihinde, Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin   Korunmasına iliꢀkin Sözleꢀme’nin (“Avrupa Đnsan Hakları Sözleꢀmesi’nin - AĐHS”) 34.   maddesi uyarınca yapmıꢀ oldukları baꢀvurudur.   Baꢀvuran Đstanbul Barosu avukatlarından S. Akdağ tarafından temsil edilmiꢀtir.   OLAYLAR   DAVANIN KOꢁULLARI   Baꢀvuranlardan Mehmet Rauf Merter 1930, Ahmet Attila Merter ise 1953   doğumludur. Diğer baꢀvuranlar doğum tarihlerini AĐHM’ye bildirmemiꢀlerdir. Tüm   baꢀvuranlar Đstanbul’da ikamet etmektedirler.   Mayıs 1951 tarihinde, komꢀu parsel maliki (“komꢀu”) Đstanbul Asliye Hukuk   Mahkemesi’nde, baꢀvuranların murisi Ahmet Muhtar Merter hakkında, taꢀınmazının gerçek   miktarının tapu kayıtlarındaki miktarından fazla olduğu gerekçesiyle dava açmıꢀtır. Ayrıca,   kendisininkiyle komꢀu arazi arasındaki sınır belirgin olmadığından, baꢀvuranların murisinin,   taꢀınmazının kullanımına müdahale ettiğini iddia etmiꢀtir (men-i müdahale davası). Bu   nedenle mahkemeden bu anlaꢀmazlığın çözülmesini, taꢀınmazlar arasındaki sınırı   belirlemesini ve tapu kayıtlarının doğru biçimde düzeltilmesini talep etmiꢀtir.   1. Kadastro Komisyonu’nun 10 Ekim 1954 tarihli arazi etüdü   Ekim 1954 tarihinde, sözkonusu taꢀınmazın üzerinden geçen yol yapımı çalıꢀmaları   neticesinde, Kadastro Komisyonu Bakırköy’de arazi etüdü gerçekleꢀtirmiꢀtir. Dava konusu   taꢀınmazla ilgili kayıtlar bu incelemenin sonucunda değiꢀtirilmiꢀtir. Bu değiꢀikliğin ardından,   taꢀınmaz 110, 113, 114, 115, 116, 177, 118, 119 ve 168 sayılı parseller olmak üzere 9 parçaya   bölünmüꢀtür. 113 parsel sayılı taꢀınmaz mera olarak tespit edilip Hazine adına tescil   edilmiꢀtir. 115, 116, 119 ve 168 parsel sayılı taꢀınmazlar, tapuda, baꢀvuranların murisi adına,   110, 114, 117 ve 118 parsel sayılı taꢀınmazlar ise komꢀu adına tespit edilmiꢀtir. 168 parsel   sayılı taꢀınmaz ile ilgili anlaꢀmazlık olmamıꢀ, bu dağıtım kesinleꢀmiꢀ ve sözkonusu taꢀınmaz   baꢀvuranın murisi adına kaydedilmiꢀtir.   2. Đstanbul Asliye Hukuk Mahkemesi’nin görevsizlik kararı   Đstanbul Asliye Hukuk Mahkemesi, yukarıda belirtilen tapu iꢀlemleri ile Kadastro   Komisyonu’nun tespitlerini müteakip, 10 Kasım 1954 tarihli bir kararla, görevsizlik kararı   vermiꢀ, davayı Bakırköy Kadastro Mahkemesi’ne devretmiꢀtir. Bu karar Yargıtay’ın 15   Temmuz 1955 tarihli kararıyla onanmıꢀtır.   3. Baꢀvuranların murisi Ahmet Muhtar Merter’in ölümü   Bakırköy Sulh Hukuk Mahkemesi, 5 ꢁubat 1959 tarihli kararıyla Mehmet Rauf Merter   ile Hasan Tahsin’i, ölümünün ardından, Ahmet Muhtar Merter’in varisi (“varisler”) tayin   etmiꢀtir.   4. Bakırköy Kadastro Mahkemesi’nin 23 Temmuz 1960 tarihli kararı   Bakırköy Kadastro Mahkemesi 23 Temmuz 1960 tarihinde 115, 116 ve 119 parsel   sayılı taꢀınmazların varisler, 113 ve 118 parsel sayılı taꢀınmazların Hazine, 110, 114 ve 117   parsel sayılı taꢀınmazların ise komꢀu adına tescil edilmesine karar vermiꢀtir. Yargıtay 13 Mart   tarihinde kararı bozmuꢀ, davayı Bakırköy Kadastro Mahkemesi’ne iade etmiꢀtir.   yılında Hazine, Đstanbul Anakent Belediyesi ve diğer dört kiꢀinin varisleri   davaya müdahil olmuꢀlardır. Temessük kayıtlarına dayanarak dava konusu taꢀınmazın   mülkiyet hakkını talep etmiꢀlerdir.   Baꢀvuran Ahmet Attila Merter de 17 Temmuz 1970 tarihinde, Bakırköy Kadastro   Mahkemesi’ndeki davaya mansup mirasçı olarak dahil olmuꢀtur.   4. Bakırköy Kadastro Mahkemesi’nin 9 Mayıs 1988 tarihli kararı   Bakırköy Kadastro Mahkemesi 9 Mayıs 1988 tarihinde, 115 ve 119 parsel sayılı   taꢀınmazların (Ahmet Muhtar Merter’in varisleri olarak) baꢀvuranlar, 113 ve 118 parsel sayılı   taꢀınmazların ise Đstanbul Anakent Belediyesi ile Hazine adına tescil edilmesine karar   vermiꢀtir. Mahkeme ayrıca, 110, 114, 116 ve 117 parsel sayılı taꢀınmazların komꢀunun   varisleri adına tescil edilmesi gerektiğine karar vermiꢀtir. Mahkeme ayrıca, murislerinin dava   baꢀlamadan önce 110, 114, 116 ve 117 parsel sayılı taꢀınmazların mülkiyetini kısmen   ellerinde bulundurduklarını ifade eden Ahmet Kethüda’nın varislerinin müdahil olma   taleplerine izin vermiꢀtir. Böylece davanın toplam tarafı 48’e çıkmıꢀtır.   5. Yargıtay’ın 6 Mart 1990 tarihli kararı   Yargıtay 6 Mart 1990 tarihinde, 9 Mayıs 1988 tarihli kararı, kararın açıklanması   usulüne uyulmadığı gerekçesiyle bozmuꢀtur. Ayrıca ilk derece mahkemesinin incelemesinin   yetersiz olduğunu, mahkemenin bu taꢀınmazların de facto mülkiyetlerini göz önünde   bulundurması gerektiği kanısına varmıꢀtır.   6. Bakırköy Kadastro Mahkemesi’nin 23 Aralık 1992 tarihli kararı   Bakırköy Kadastro Mahkemesi, 23 Aralık 1992 tarihinde, arazi etüdü   gerçekleꢀtirilmesinin ardından düzenlenen bilirkiꢀi raporuna atıfta bulunarak, 115 ve 119   parsel sayılı taꢀınmazların baꢀvuranlar adına tescil edilmesi kararını iptal etmiꢀtir. Mahkeme,   temessük kayıtları üzerinde gerçekleꢀtirdiği incelemenin ardından, bahse konu taꢀınmazların   Mehmet oğlu Hacıahmet’in varisleri adına, 113 parsel sayılı taꢀınmazın Đstanbul Anakent   Belediyesi, 118 parsel sayılı taꢀınmazın ise Hazine adına tescil edilmesine karar vermiꢀtir.   Mahkeme ayrıca 110, 114 ve 117 parsel sayılı taꢀınmazların komꢀunun varisleri adına tescil   edilmesine karar vermiꢀtir.   Bu kararın baꢀvuran Mehmet Rauf Merter’e değil, 1988 yılında vefat eden avukatına   tebliğ edildiği kaydedilmelidir.   7. Yargıtay’ın 8 ꢁubat 1994 tarihli kararı   Yargıtay 8 ꢁubat 1994 tarihli kararında, yukarıda bahsi geçen kararı kısmen onamıꢀ,   geri kalan kısmını bozmuꢀtur. Gerekçe olarak, ilk derece mahkemesinin incelemesinin   yetersiz olduğunu, kararın birbiriyle çeliꢀkili bilirkiꢀi raporları ile tanık ifadelerine rağmen   verildiğini belirtmiꢀtir. Ayrıca, mahkemenin belgelere dayalı delillerin bir kısmının gerçek   olup olmadığının mahkemece tespit edilemediğini de belirtmiꢀtir. Yargıtay özellikle, ilk   derece mahkemesinin, 115 ve 119 parsel sayılı taꢀınmazların tescillerine iliꢀkin tespitlerinde   yanıldığı sonucuna varmıꢀtır. Öte yandan, 110, 113, 114, 116, 117 ve 118 parsel sayılı   taꢀınmazlara iliꢀkin 23 Aralık 1992 tarihli kararı onamıꢀtır. Ayrıca tarafların 26 Ocak 1995   tarihli karar düzeltme taleplerini reddetmiꢀtir. Belirtilen taꢀınmazlara iliꢀkin karar   kesinleꢀirken, 115 ve 119 parsel sayılı taꢀınmazlara iliꢀkin anlaꢀmazlık sonuca   bağlanmamıꢀtır.   8. Bakırköy Kadastro Mahkemesi’nin 7 Mayıs 1996 tarihli kararı   Bakırköy Kadastro Mahkemesi’nin temessük kayıtlarına dayanarak verdiği 7 Mayıs   tarihli kararında, 115 ve 119 parsel sayılı taꢀınmazların yüzde ellisinin Mehmet   Hidayet’in varisleri adına, geri kalan yüzde ellisinin de, taꢀınmazların bir kısmını Mehmet   Hidayet’ten satın alan Mehmet Oral adına tescil edilmesine karar vermiꢀtir. Mahkeme ayrıca   (baꢀvuranların murisi) Ahmet Muhtar Merter’in varislerinin yirmi yıl boyunca sahip oldukları   taꢀınmazlar üzerindeki zilyetliklerini kanıtlayamadıklarını kaydetmiꢀtir.   Baꢀvuran Mehmet Rauf Merter’in yukarıda bahsi geçen davalarda taraf olmadığı,   Ahmet Muhtar Merter’in varisleri olan geri kalan diğer dört baꢀvuranın mahkemenin   kararında davacı olarak geçtiği kaydedilmelidir.   Yargıtay, 4 ꢁubat 1997 tarihinde komꢀunun varisleri, Đstanbul Anakent Belediyesi ve   Hazine tarafından yukarıdaki karara yapılan itirazı reddetmiꢀtir. Ayrıca 30 Eylül 1997   tarihinde yapılan karar düzeltme talebini de reddetmiꢀtir. Böylece 7 Mayıs 1996 tarihli karar   kesinleꢀmiꢀtir.   9. Bakırköy Kadastro Mahkemesi’nin 27 Mayıs 1998 tarihli kararı   Baꢀvuranlar 30 Aralık 1997 tarihinde ortaya yeni çıkan delil niteliğindeki belgelere   dayanarak Bakırköy Kadastro Mahkemesi’nden iade-i muhakeme talebinde bulunmuꢀlardır.   ve 119 parsel sayılı taꢀınmazların kendi adlarına tescil edilmesini talep etmiꢀlerdir.   Bakırköy Kadastro Mahkemesi 27 Mayıs 1998 tarihinde, baꢀvuranın iade-i muhakeme   talebini reddetmiꢀtir. Yargıtay 8 Mayıs 2000 tarihinde bu kararı onamıꢀtır.   10. Bakırköy Kadastro Mahkemesi’nin 2 ꢁubat 1999 tarihli kararı   Baꢀvuran Mehmet Rauf Merter, 23 Aralık 1992 tarihli kararın 1989 yılında vefat eden   avukatına tebliğ edildiğini, dolayısıyla karardan zamanında haberdar olmayarak yasal süre   zarfında itiraz edemediğini iddia ederek 1 ꢁubat 1999 tarihinde Bakırköy Kadastro   Mahkemesi’ne baꢀvurmuꢀtur. Mahkemeden sözkonusu kararı kendisine gönderip, temyiz   etme hakkı tanımasını talep etmiꢀtir.   Mahkeme 2 ꢁubat 1999 tarihinde baꢀvuran Mehmet Rauf Merter’in talebini,   sözkonusu kararın taraflara tebliğ edilip icrasının tamamlandığı gerekçesiyle reddetmiꢀtir.   Baꢀvuran itiraz etmiꢀtir.   11. Bakırköy Kadastro Mahkemesi’nin 2 ꢁubat 1999 tarihli kararı   Yargıtay 13 Haziran 2000 tarihinde Bakırköy Kadastro Mahkemesi’nin 2 ꢁubat 1999   tarihli kararını, dava dosyasının, sözkonusu kararın baꢀvuran Mehmet Rauf Merter’e usulüne   uygun olarak tebliğ edilip edilmediğine dair hiçbir bilgi ve belge içermediği gerekçesiyle   bozmuꢀtur. Bu nedenle baꢀvuran Mehmet Rauf Merter’e temyiz etme hakkı tanımıꢀ, davayı   yeniden inceledikten sonra baꢀvuruyu reddetmiꢀtir.   Yargıtay 31 Mayıs 2002 tarihinde Mehmet Rauf Merter’in 13 Haziran 2000 tarihli   kararının düzeltilmesi talebini reddetmiꢀtir.   12. Son geliꢀmeler   Hükümet’in verdiği bilgiye göre, baꢀvuranlar 30 Eylül 2002 tarihinde dosyanın   yeniden açılması talebiyle Bakırköy Kadastro Mahkemesi’ne yeniden baꢀvurmuꢀlardır.   Baꢀvuranların açtığı dava taraflara (48 kiꢀi) bildirilmiꢀ olup, dava halen derdesttir.   Bu esnada, belirlenemeyen bir tarihte, baꢀvuranlar Bakırköy Đlk Derece   Mahkemesi’nde yeni bir dava açıp, Bakırköy Tapu Sicil Müdürlüğü’nden tazminat talep   etmiꢀlerdir. Baꢀvuranlar davalının tapu sicil kayıtlarını tutarken yaptığı ihmal ve hatalar   nedeniyle zarar gördüklerini iddia etmiꢀlerdir. Bu dava Bakırköy Kadastro Mahkemesi’nde   görülen davanın sonucunu askıda bırakarak ertelenmiꢀtir.   Baꢀvuranlar, Bakırköy Kadastro Mahkemesi ile Bakırköy Đlk Derece Mahkemesi’nde   derdest haldeki davaya iliꢀkin hiçbir bilgi vermemiꢀ, ꢀikayette bulunmamıꢀlardır.   HUKUK   I. HÜKÜMET’ĐN ÖN ĐTĐRAZI   A. Đç hukuk yollarının tüketilmemesi   Hükümet, ulusal davalar (tazminat davaları ve yeniden görülen davalar) halen derdest   halde olduğundan, baꢀvuranların AĐHS’nin 35/1 maddesi çerçevesinde tüm iç hukuk yollarını   tüketmediğini belirtmiꢀtir.   Baꢀvuranlar bu baꢀvurunun konusunun, kendilerini mülkiyetlerinin çekiꢀmesiz   kullanım haklarından mahrum eden Kadastro Komisyonu ile Bakırköy Kadastro   Mahkemesi’nin verdiği kararlar olduğunu ileri sürmüꢀlerdir. Buna göre, açtıkları tazminat   davaları ile dosyanın yeniden açılması için açılan davalar, Yargıtay’ın 31 Mayıs 2002 tarihli   kararı ile sona eren davadan farklıdır.   AĐHM iç hukuk yollarının tüketilmesi zorunluluğunun, yalnızca, baꢀvuranların,   sözkonusu meseleyi çözebilecek ve meydana geldiği iddia edilen ihlallerin telafisini teꢀkil   edebilecek etkili ve yeterli hukuk yollarını normal biçimde kullanmalarını gerektirdiğini   yineler.   Mevcut davada, baꢀvuranlar, ulusal makamların 115 ve 119 parsel sayılı taꢀınmazlar   üzerinde zilyetlikleri bulunmadığını tespit etmelerinden ꢀikayetçi olmuꢀlardır. Dolayısıyla   Hükümet’in atıfta bulunduğu davalar, tapu sicil kayıtlarını tutarken ihmalkar davranan   makamlardan tazminat almak amacıyla açılan ve Bakırköy Đlk Derece Mahkemesi’nde derdest   olan tazminat davasına iliꢀkin değildir. Ek olarak, dosyanın yeniden açılması talebiyle   Bakırköy Kadastro Mahkemesi’nde açılan dava, baꢀvuranların tüketmesi gereken iç hukuk   yollarından biri olarak değerlendirilmeyen, müstesna bir hukuk yoludur.   Yukarıdakiler ıꢀığında, AĐHM, baꢀvuranların iç hukuktaki tüm baꢀvuru yollarını   tükettikleri kanısına varır. Bu nedenle Hükümet’in ön itirazını bu bakımdan reddeder.   B. Altı aylık süre kuralının yerine getirilmediği iddiası   Hükümet ayrıca baꢀvuranların ꢀikayetleriyle ilgili olarak, AĐHS’nin 35/1 maddesi   çerçevesinde altı aylık süre kuralını yerine getirmediklerini ileri sürmüꢀtür. Baꢀvuranların   Yargıtay’ın 30 Eylül 1997 tarihli kararından itibaren altı ay içinde baꢀvurularını   sunmadıklarını savunmuꢀtur. Bu tarih, dava konusu taꢀınmazlarla ilgili kararın kesinleꢀtiği   tarihtir ve baꢀvuru, altı aylık süreyi geçerek 16 Kasım 2002 tarihinde yapılmıꢀtır.   Baꢀvuranlar altı aylık sürenin, temyiz mahkemesinin davalarını esastan yeniden   inceleyip, itirazlarını reddettiği, Yargıtay’ın karar tarihi olan 31 Mayıs 2002 tarihinde   iꢀlemeye baꢀladığını iddia etmiꢀlerdir.   AĐHM, Bakırköy Kadastro Mahkemesi’nin 7 Mayıs 1996 tarihinde baꢀvuranların 115   ve 119 parsel sayılı taꢀınmazlara iliꢀkin taleplerini reddettiğini kaydeder. Baꢀvuranlar bu   karara itiraz etmeseler de, Yargıtay, diğer tarafların sundukları itirazın ardından davayı   incelemiꢀ ve ilk derece mahkemesinin 30 Eylül 1997 tarihli kararını kabul etmiꢀtir. AĐHS’nin   35/1 maddesinde belirtilen amaçlar doğrultusunda, altı aylık süre, baꢀvuranlar Ahmet Attila   Merter, Nesip Mustafa Merter, Mehmet Berke Merter ve Karen Ingrit Merter ile ilgili olarak   Eylül 1997 tarihinde iꢀlemeye baꢀlamıꢀtır. Bu durum davaya taraf olmayan baꢀvuran   Mehmet Rauf Merter için geçerli değildir.   Baꢀvuran Mehmet Rauf Merter ile ilgili olarak, AĐHM, alınan son ulusal mahkeme   kararının, Yargıtay tarafından, baꢀvuran Mehmet Rauf Merter’in, dava konusu taꢀınmazlarla   ilgili iddialarının yeniden incelenmesinin ardından, karar düzeltme talebi reddedildikten sonra   Mayıs 2002 tarihinde alındığını gözlemler.   AĐHM, yukarıdakiler ıꢀığında, baꢀvuranların baꢀvurularını 16 Kasım 2002 tarihinde   sundukları göz önünde bulundurularak, Hükümet’in baꢀvuran Mehmet Rauf Merter’in altı   aylık süre kuralına riayet etmediği iddiasına iliꢀkin itirazını reddederken, baꢀvuranlar Ahmet   Attila Merter, Nesip Mustafa Merter, Mehmet Berke Merter ve Karen Ingrit Merter ile ilgili   itirazı kabul eder.   Bu nedenle AĐHM, davanın incelemesini, baꢀvuran Mehmet Rauf Merter’in   iddialarıyla sınırlayacaktır.   II. AĐHS’NĐN 6/1 MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI   Baꢀvuran Mehmet Rauf Merter davanın süresinin AĐHS’nin 6/1 maddesinde   öngörülen “makul süre” kuralıyla örtüꢀmediğinden ꢀikayetçi olmuꢀtur.   Hükümet bu iddiaya itiraz etmiꢀtir.   AĐHM, sözkonusu davanın baꢀvuran Mehmet Rauf Merter ile ilgili kısmının, Mehmet   Rauf Merter’in Ahmet Muhtar Merter’in varisi olarak tayin edildiği tarih olan 1959 yılında   baꢀladığını ve 31 Mayıs 2002 tarihinde sona erdiğini kaydeder. Dolayısıyla dava, birkaç kez   ele alınmak suretiyle, iki yargı aꢀamasında 43 yıl sürmüꢀtür. Öte yandan AĐHM’nin yargı   yetkisi, ratione temporis, yalnızca, Türkiye’nin AĐHS kapsamındaki bireysel baꢀvuru hakkını   tanıdığını beyan ettiği 28 Ocak 1987 tarihinden sonraki 15 yıl 4 aylık süreyi göz önünde   bulundurmasına izin verir. Bununla beraber, AĐHM, davanın o zamanki durumunu da göz   önünde bulundurmalıdır (bkz. ꢁahiner – Türkiye, 29279/95). Davanın o tarihte bile, yaklaꢀık   yıldır derdest olduğunu kaydeder.   A. Kabuledilebilirliğine iliꢀkin   AĐHS’nin 35. maddesinin 3. fıkrası çerçevesinde ꢀikayetin dayanaktan yoksun   olmadığını kaydeden AĐHM, ayrıca baꢀka bir gerekçe altında da kabuledilemezlik unsuru   bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle kabuledilebilir niteliktedir.   B. Esas   AĐHM, davanın süresinin makullüğünün davanın koꢀulları ıꢀığında ve davanın   karmaꢀıklığı, baꢀvuranların tutumu, ilgili makamlar ve ihtilaf durumunda baꢀvuranlar için   neyin risk teꢀkil ettiği gibi ölçütlere dayanarak belirlenmesi gerektiğini yineler (diğerlerinin   yanı sıra bkz. Frydlender – Fransa [BD] , 30979/96).   AĐHM, davaya konu taꢀınmazlarla ilgili iddiası bulunan taraf sayısının fazla olduğu ve   ulusal mahkemelerin Osmanlılara kadar giden tapu sicil kayıtlarını incelerken karꢀı karꢀıya   kaldıkları güçlükler göz önünde bulundurulduğunda, davanın karmaꢀık olduğunu kabul eder.   Tarafların tutumuyla ilgili olarak, AĐHM, baꢀvuran Mehmet Rauf Merter’in davanın   ertelenmesinde payı bulunduğunu kaydeder. Özellikle, baꢀvuran Mehmet Rauf Merter’in 2   ꢁubat 1999 tarihine kadar, davada kaydedilen geliꢀmeyi düzenli olarak takip etmediği   anlaꢀılmaktadır. 2 ꢁubat 1999 tarihinde ise Bakırköy Kadastro Mahkemesi’ne baꢀvuruda   bulunmuꢀ, 23 Aralık 1992 tarihli kararı temyiz etmiꢀtir. Yargıtay’ın, baꢀvuranın temyiz   talebini sözkonusu kararın baꢀvurana uygun biçimde tebliğ edilmemesi nedeniyle kabul   etmesine karꢀın, AĐHM, baꢀvuranın 1989 yılında ölen avukatının yerine yeni bir avukat tayin   etmeyerek veya uzun bir süre diğer davacılarla iletiꢀime geçmeyerek ihmalkar davrandığının   değerlendirilebileceğini gözlemler. Bu koꢀullarda, 23 Aralık 1992 ile 2 ꢁubat 1999 tarihleri   arasındaki ertelemenin sorumluluğu tamamen ulusal makamlara yüklenemez.   Makamların tutumuna iliꢀkin olarak, AĐHM, davanın bütün olarak süresinin haddinden   uzun olduğu ve bunun yalnızca davanın karmaꢀıklığıyla haklı gösterilemeyeceği kanısındadır.   AĐHM’ye göre, davanın uzun sürmesi, ulusal mahkemelerin yeterli titizlikle hareket   etmemeleriyle açıklanabilir. Ayrıca, AĐHM, mevcut davadakine benzer meselelerin ele   alındığı davalarda, sıklıkla, AĐHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiğini tespit etmektedir (bkz.   Frydlender).   AĐHM, kendisine sunulan tüm bilgi ve belgeleri incelemiꢀ, Hükümet’in, kendisini   farklı bir sonuca ulaꢀmasını sağlayacak delil ya da görüꢀ sunmadığı kanısına varmıꢀtır.   AĐHM, konuya iliꢀkin içtihadını göz önünde bulundurarak, mevcut davada davanın süresinin   haddinden uzun olduğu ve “makul süre” koꢀuluyla örtüꢀmediği sonucuna varmıꢀtır.   Buna göre AĐHS’nin 6/1 maddesi baꢀvuran Mehmet Rauf Merter’in iddiasıyla ilgili   olarak ihlal edilmiꢀtir.   III. AĐHS’YE EK 1 NO’LU PROTOKOL’ÜN 1. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ   ĐDDĐASI   Baꢀvuran Mehmet Rauf Merter, AĐHS’ye Ek 1 No’lu Protokol’ün 1. maddesine   dayanarak, ulusal mahkemelerin kararlarının, mülkiyetin çekiꢀmesiz kullanımı hakkına haksız   müdahale teꢀkil ettiğini iddia etmiꢀtir.   Hükümet, baꢀvuranın ꢀikayetinin ulusal mahkemelerce etraflıca incelendiğini ve dava   konusu taꢀınmazlarla ilgili mülkiyet hakkının bulunmadığının tespit edildiğini ileri sürmüꢀtür.   AĐHM, baꢀvuranın AĐHS’ye Ek 1 No’lu Protokol’ün 1. maddesi kapsamındaki   ꢀikayetinin aslında ulusal mahkemelerin delil değerlendirmelerinden ve iç hukuku yorumlama   biçimlerinden doğduğunu kaydeder. Buna göre, bu ꢀikayet AĐHS’nin 6/1 maddesi bakımından   incelenmelidir (bkz. Namlı ve Diğerleri - Türkiye, 51963/99).   Bu bağlamda, AĐHM, içtihadına göre, ulusal mahkemelere ait olduğu iddia edilen   maddi veya hukuki hataları incelemenin, AĐHS tarafından korunan hak ve özgürlükleri ihlal   etmediği sürece, görevi olmadığını yineler (diğerlerinin yanısıra bkz. García Ruiz – Đspanya   [BD], 30544/96). AĐHM’nin denetleyici yetkisi baꢀvuranların AĐHM kapsamındaki haklarının   ihlal edilmemesini sağlamakla sınırlı olup, olayların tespiti ile delil değerlendirmesi ulusal   mahkemelerin öncelikli konusudur.   AĐHM ayrıca, dava konusu taꢀınmazların zilyetliğine iliꢀkin sorunları çözmenin   AĐHM’nin görevi olmadığını gözlemler (bkz. Nalbant – Türkiye, 61914/00).   Mevcut davada, ulusal davaların konusu bazı taꢀınmazların zilyetliklerinin tespitidir ve   uzun bir incelemenin ardından, ulusal mahkemeler, Ahmet Muhtar Merter’in diğer   varisleriyle beraber baꢀvuran Mehmet Rauf Merter’in 115 ve 119 parsel sayılı taꢀınmazların   zilyetlik hakkını bulundurmadıkları kararına varmıꢀtır. AĐHM, elindeki belgeler ıꢀığında,   ulusal mahkemelerin delil edinme ve bu delilleri değerlendirme biçimlerinin keyfi olduğuna   veya davanın 6. madde kapsamında hakkaniyete uygun olmadığına iliꢀkin emare   görmemektedir.   Yukarıda belirtilenler ıꢀığında, AĐHM bu ꢀikayetin AĐHS’ye Ek 1 No’lu Protokol’ün   1. maddesi kapsamında açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle, AĐHS’nin 35/3 ve 4   maddesiyle uyumlu olarak reddedilmesi gerektiğini sonucuna varmıꢀtır.   IV. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI   AĐHS’nin 41. maddesine göre:   “Mahkeme iꢀbu Sözleꢀme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek   Sözleꢀmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde,   hakkaniyete uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”   Baꢀvuran Mehmet Rauf Merter adil tatmin talebinde bulunmamıꢀtır. Buna göre   AĐHM, baꢀvurana bu baꢀlık altında tazminat hükmünde bulunmasına gerek bulunmadığı   sonucuna vermiꢀtir.   AĐHM YUKARIDAKĐ GEREKÇELERE DAYANARAK, OYBĐRLĐĞĐYLE   1. Baꢀvuran Mehmet Rauf Merter’in davanın uzun sürmesine iliꢀkin ꢀikayetinin   kabuledilebilir, baꢀvurunun geri kalan kısmının kabuledilmez olduğuna;   2. Davanın haddinden uzun sürmesi sonucunda AĐHS’nin 6/1 maddesinin ihlal   edildiğine;   KARAR VERMĐꢀTĐR.   Đꢀbu karar Đngilizce hazırlanmıꢀ, AĐHM Đç Tüzüğü’nün 77. maddesinin 2. ve 3. fıkraları   uyarınca 23 Mart 2010 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiꢀtir.   Sally Dollé   Zabıt Katibi   Françoise Tulkens   Baꢀkan   8

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 14.07.2026. · Źródło