22492/02

WyrokETPCz2009-10-20ECLI:CE:ECHR:2009:1020JUD002249202

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy przewlekłość postępowania cywilnego dotyczącego praw własności naruszyła prawo do rozpoznania sprawy w rozsądnym terminie z art. 6 ust. 1 Konwencji oraz czy brak było skutecznego środka odwoławczego w tym zakresie zgodnie z art. 13 Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że postępowanie cywilne, trwające około 24 lata, przekroczyło rozsądny termin wymagany przez art. 6 ust. 1 Konwencji. Mimo złożoności sprawy, wynikającej z dawnych zapisów katastralnych i powiązanych sporów, Trybunał stwierdził, że opóźnienia nie były spowodowane zachowaniem skarżących. Kluczowe znaczenie miało zachowanie władz krajowych, w szczególności sądów, które przez ponad jedenaście lat nie potrafiły ustalić swojej właściwości. Trybunał podkreślił, że państwa-strony są odpowiedzialne za zorganizowanie swoich systemów prawnych w taki sposób, aby zapewnić rozstrzygnięcie sporów cywilnych w rozsądnym terminie. Ponadto, Trybunał potwierdził, że w tureckim systemie prawnym brakowało skutecznego środka odwoławczego w odniesieniu do skarg na przewlekłość postępowania, co stanowiło naruszenie art. 13 Konwencji w związku z art. 6 ust. 1.
Stan faktyczny
Skarżący, spadkobiercy pierwotnych właścicieli (Bay İzzet Ergül i Bay Daday), byli współwłaścicielami gruntów rolnych w İzmirze. W 1980 roku wydano akty własności dla 88 działek na rzecz osób trzecich, w tym Skarbu Państwa, bez uwzględnienia wcześniejszych planów katastralnych i orzeczeń sądowych potwierdzających tytuły pierwotnych właścicieli. W 1985 roku pierwotni właściciele wszczęli postępowanie cywilne przeciwko 88 „użytkownikom” w celu zapobieżenia ingerencji w ich własność i zakwestionowania ustaleń. Postępowanie to, trwające około 24 lata, było nadal w toku w momencie wydania wyroku ETPCz, a znaczne opóźnienia wynikały z długotrwałego ustalania właściwości sądów krajowych.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: stwierdza, że skargi dotyczące przewlekłości postępowania cywilnego (art. 6 ust. 1) oraz braku skutecznego środka odwoławczego (art. 13 w związku z art. 6 ust. 1) są dopuszczalne, a pozostałe skargi są niedopuszczalne; stwierdza naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji; stwierdza naruszenie art. 13 Konwencji w związku z art. 6 ust. 1; zasądza na rzecz skarżącej Bayan Daday 15 600 EUR oraz na rzecz skarżących Bayan Rabia Emre, Bay Ali Ergül i Bay Alim Ergül łącznie 15 600 EUR tytułem zadośćuczynienia za szkody niemajątkowe; zasądza na rzecz skarżących łącznie 500 EUR tytułem kosztów i wydatków; oddala pozostałe roszczenia o słuszne zadośćuczynienie.

Pełny tekst orzeczenia

CONSEIL   AVRUPA   DE L’EUROPE   KONSEYĐ   AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ   ĐKĐNCĐ DAĐRE   ERGÜL VE DĐĞERLERĐ - TÜRKĐYE DAVASI   (Baꢀvuru no: 22492/02)   KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ   STRAZBURG   Ekim 2009   Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecektir. ꢁekli   düzeltmelere tabi olabilir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2009. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   USUL   Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (22492/02) no’lu davanın nedeni T.C.   vatandaꢀları Sultan Ergül, Rabia Emre, Fatma Ertabaklar, Ali Ergül ve Alim Ergül’ün   (baꢀvuranlar) 2 Nisan 2002 tarihinde Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne Đnsan Hakları ve   Temel Özgürlüklerin Korunmasına iliꢀkin Sözleꢀme’nin (Avrupa Đnsan Hakları Sözleꢀmesi -   AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapmıꢀ olduğu baꢀvurudur.   Baꢀvuranlar Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi (AĐHM) önünde Đzmir Barosu avukatlarından   Y. Tamer tarafından temsil edilmektedir.   OLAYLAR   DAVANIN KOꢁULLARI   Baꢀvuranlar Rabia Emre, Fatma Daday, Ali Ergül ve Alim Ergül sırasıyla 1950, 1940,   ve 1946 doğumlu olup Đzmir’de ikamet etmektedir.   Bay Đzzet Ergül ve Bay Daday (« asıl mülk sahipleri») Đzmir Cumaovası’nda bulunan bir   tarım arazisi üzerindeki farklı parsellerin ortak sahipleriydi. Ergül ve Emre soyadlarını taꢀıyan   baꢀvuranlar, 1988 yılında vefat eden Bay Đzzet Ergül’ün mirasçılarıdır. Bayan Daday ise   yılında vefat eden Bay Daday’ın mirasçısıdır.   yılında, sözkonusu arazinin bulunduğu bölgede ilk kadastro planı çizilmiꢀtir. Bu   arazi, belirtilen tarihten itibaren çeꢀitli anlaꢀmazlıkların, birçok davanın ve daha sonra   değiꢀikliğe uğrayan birçok kadastro planının konusu olmuꢀtur.   tarihinde, asıl mülk sahipleri resmi olarak tapu siciline arazinin ortak sahipleri   sıfatıyla kaydedilmiꢀtir.   ꢁubat 1980 tarihinde, kadastro müdürlüğü söz konusu arazi için Hazine dahil üçüncü   ꢀahıslar adına seksen sekiz parsele paylaꢀtırılmıꢀ mülkiyet belgeleri düzenlemiꢀtir.   Baꢀvuranlara göre, arazinin kayıt ve parselleme iꢀlemleri yapılırken ne 1937 yılında asıl mülk   sahiplerinin lehine düzenlenen kadastro planı ve ne de 1945, 1950 ve 1954 yıllarında   tapularını doğrulayan kesin mahkeme kararları dikkate alınmıꢀtır.   Kasım 1985 tarihinde, Bay Đzzet Ergül ve Bayan Daday, seksen sekiz « kullanıcı »   aleyhine Đzmir Asliye Mahkemesi önünde « men-i müdahale » ve « tespite itiraz » davası   açmıꢀtır.   Mahkeme, 1 Aralık 1987 tarihinde yetkisizlik kararı almıꢀ ve dosyayı Đzmir Kadastro   Mahkemesi’ne göndermiꢀtir.   Ergül ve Emre soyadlarını taꢀıyan baꢀvuranlar, 1988 yılından itibaren Bay Đzzet Ergül’ün   mirasçıları olarak bu davaya müdahil olmuꢀlardır.   Davaya bakan Đzmir Kadastro Mahkemesi 25 Nisan 1996 tarihinde aldığı kararla yetkisiz   olduğunu ilan etmiꢀtir.   Yetkisizlik anlaꢀmazlığını çözmekle görevlendirilen Yargıtay, 22 Ekim 1996 tarihinde   hangi kadastro mahkemesinin yetkili olduğunu belirleyen kararını açıklamıꢀtır.   Dosyadaki bilgilere göre, bu karar alınırken dava 1997/366 dosya numarasıyla Menderes   (Đzmir) Kadastro Mahkemesi önünde görülmeye devam etmekteydi.   HUKUK   I. AĐHS’NĐN 6. MADDESĐNĐN 1. PARAGRAFININ ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI   HAKKINDA   Baꢀvuranlar, yargılama süresinin AĐHS’nin 6. maddesinin ilgili bölümü aꢀağıdaki gibi   kaleme alınan 1. paragrafında öngörülen « makul süre » ilkesini karꢀılamadığını iddia   etmektedir:   Hükümet bu sava karꢀı çıkmaktadır.   A. Kabuledilebilirliğe iliꢀkin   Hükümet, ihtilaflı dava hâlâ devam ettiği için ꢀikâyetin zamanından önce yapıldığı   kanaatindedir.   AĐHM, mevcut dava koꢀullarına benzer davalarda yargılama süresiyle ilgili çok sayıda   karar aldığını hatırlatmakta (bakınız, örnek olarak, Türkiye aleyhine Veli Uysal davası, no   57407/00, 4 Mart 2008) ve Hükümetin baꢀvurunun zamanından önce yapıldığı yönündeki   iddiasını reddetmektedir.   AĐHM, diğer taraftan ꢀikâyetin AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı anlamında açıkça   dayanaktan yoksun olmadığını ve baꢀka bir kabuledilemezlik gerekçesi bulunmadığını tespit   etmektedir. Bu itibarla, baꢀvurunun kabuledilebilir ilan edilmesi uygun olacaktır.   B. Esasa iliꢀkin   AĐHM, yargılama sürecinin makul yapısının, dava koꢀullarını takiben ve mahkeme yerleꢀik   içtihatları, özellikle davanın karmaꢀıklığı, baꢀvuranın ve yetkili mercilerin tutumu ve ilgililer   bakımından davanın önemi dikkate alınarak değerlendirildiğini hatırlatmaktadır (bakınız,   diğer birçoğu arasından, Fransa aleyhine Frydlender davası [GC], no 30979/96, prg. 43,   CEDH 2000-VII).   Đhtilaflı yargılama Bayan Daday ve diğer üç baꢀvuranın murisi Bay Đzzet Ergül’ün men-i   müdahale davası açtıkları 26 Kasım 1985 tarihinde baꢀlamıꢀtır. Ergül ve Emre soyadlarını   taꢀıyan dört baꢀvuran, 1988 tarihinden itibaren Bay Đzzet Ergül’ün mirasçıları olarak davaya   müdahil olmuꢀlardır.   Dosyadaki unsurlardan anlaꢀıldığına göre, bu karar alınırken dava Menderes (Đzmir)   Kadastro Mahkemesi önünde görülmeye devam etmekteydi. Dolayısıyla söz konusu dava iki   dereceli yargılama sürecinde yaklaꢀık yirmi dört yıl sürmüꢀtür.   AĐHM, ancak Türkiye’nin bireysel baꢀvuru hakkını kabul ettiği 28 Ocak 1987 tarihinden   itibaren geçen zaman üzerinde fikir yürütebileceğini hatırlatmaktadır.   Bununla birlikte AĐHM, belirtilen tarihte davanın bir yıldan fazla bir süredir görülmekte   olduğunu dikkate alacaktır.   AĐHM, mevcut davadakine benzer sorunları ortaya koyan birçok dava incelemiꢀ ve   AĐHS’nin 6. maddesinin 1. paragrafının ihlal edildiğini tespit etmiꢀtir (bakınız Frydlender,   ilgili bölüm).   ꢁüphesiz mevcut dava, tapu kayıtlarının çok eski olması ve bağlantılı davaların çokluğu   dolayısıyla karmaꢀıklık göstermektedir.   Bununla birlikte, yargılamanın bu denli uzamasına baꢀvuranların davranıꢀının neden   olduğu söylenemez.   Yetkililerin tutumlarına iliꢀkin olarak ise AĐHM, özellikle, yerel mahkemelerin, yetkilerini   belirlemek için on bir yıldan fazla süre harcadıklarını gözlemlemektedir. Oysa bireyin hak ve   yükümlülükleriyle ilgili sivil nitelikli itirazlarını makul bir sürede kesin karara bağlayabilmek   için iç hukuk sistemlerinin düzenlenmesi, Sözleꢀmeye taraf olan Devletlerin   sorumluluğundadır (Portekiz aleyhine Comingersoll S.A. davası [GC], no 35382/97, prg 24,   CEDH 2000-IV).   Sonuç olarak kendisine sunulan tüm unsurları incelemesinin ardından AĐHM, bu durumda   Hükümetin farklı sonuca varmaya yarayacak herhangi bir olgu ve argüman sunmadığı   kanaatindedir. Konuya iliꢀkin içtihadını göz önüne alan AĐHM, mevcut davada, ihtilaflı   yargılama süresinin çok uzun olduğu ve “makul süre” gerekliliğine riayet etmediği sonucuna   varmaktadır.   Bu itibarla, AĐHS’nin 6. maddesinin 1. paragrafı ihlal edilmiꢀtir.   II. AĐHS’NĐN 13. MADDESĐNĐN, 6. MADDENĐN 1. PARAGRAFIYLA BAĞLANTILI   OLARAK ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA   Baꢀvuranlar, ayrıca ulusal bir mahkeme önünde ꢀikâyetlerini dile getirebilecekleri etkili bir   itiraz yolu bulunmadığından yakınmakta ve AĐHS’nin aꢀağıdaki gibi kaleme alınan 13.   maddesine atıfta bulunmaktadır.   AĐHM, Türk hukuk sisteminin davacılara, bu madde hükmü anlamında, yargılama süresini   ꢀikâyet edebilecekleri etkin bir itiraz yolu sunmadığını daha önce de tespit ettiğini   hatırlatmaktadır (Türkiye aleyhine Ebru ve Tayfun Engin Çolak davası, no 60176/00, prg 107,   Mayıs 2006).   Bu itibarla, AĐHS’nin 13. maddesi 6. maddenin 1. paragrafıyla bağlantılı olarak ihlal   edilmiꢀtir.   III. EK 1 NOLU PROTOKOLÜN 1. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI   HAKKINDA   Baꢀvuranlar, ayrıca ihtilaflı yargılamanın uzunluğunun, 1 No’lu Ek Protokol’ün 1. maddesi   ile güvence altına alınan mülklerine saygı hakkını ihlal etmesinden de ꢀikayetçi olmaktadır.   Hükümet bu sava karꢀı çıkmaktadır. Hükümet, ihtilaflı yargılamanın halen görülmekte   olduğunu, dolayısıyla ꢀikâyetin zamanından önce sunulduğunu ileri sürmekte ve iç hukuk   yollarının tüketilmediğini savunmaktadır.   AĐHM, baꢀvuranların mülklerine sahip çıkmak için açtıkları davanın gerçekten Menderes   Kadastro Mahkemesi önünde görülmeye devam ettiğini kaydetmektedir.   Dosya unsurlarının tamamını incelediğinde AĐHM, 1 No’lu Ek Protokol’ün 1. maddesi   kapsamında yapılan ꢀikayet hakkında karar verilebilmesi için, iç hukuktaki davanın   sonucunun bilinmesi gerektiği kanaatine varmaktadır.   Ulusal mahkemeler önündeki yargılamanın günümüzdeki safhasında, söz konusu ꢀikayetin   erken yapıldığı sonucu çıkmaktadır. Ancak ꢀayet baꢀvuran, iç hukuktaki yargılamanın   sonunda halen mağdur olduğunu düꢀünürse yeniden AĐHM’ye baꢀvurma imkânına sahiptir.   Sonuç olarak, AĐHS’nin 35. maddesinin 1.ve 4. paragrafları uyarınca iç hukuk yolları   tüketilmediği gerekçesiyle, baꢀvuranların 1 No’lu Ek Protokol’ün 1. maddesi kapsamında   yaptığı ꢀikayet kabuledilemez niteliktedir (bakınız, bu anlamda, Türkiye aleyhine Veli Uysal   davası, no 57407/00, prg. 40-43, 4 Mart 2008).   IV. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA   AĐHS’nin 41. maddesi hükümlerine göre,   A. Tazminat   Ergül ve Emre soyadlarını taꢀıyan baꢀvuranlar, maddi tazminat olarak toplam 1 000 000   Amerikan Doları (USD) talep ederken, Bayan Daday da kendisi için aynı tutarı talep   etmektedir. Baꢀvuranlar, talep ettikleri tutarı desteklemek amacıyla mülklerine eriꢀimden   yoksun kalmaları sonucunda uğradıkları zirai kazanç kaybıyla ilgili yapılan bir hesabı   sunmaktadırlar.   AĐHM, tespit edilen ihlal ile iddia edilen maddi zarar arasında bir illiyet bağı görememekte   ve dolayısıyla bu talebi reddetmektedir.   Ergül ve Emre soyadlarını taꢀıyan baꢀvuranlar, manevi tazminat olarak ayrıca   000 000 USD talep ederken, Bayan Daday da yine aynı tutarı talep etmektedir.   Hükümet, dayanaktan yoksun bulduğu bu taleplere itiraz etmektedir.   AĐHM, her ꢀeyden önce AĐHS’nin bir hükmünün ihlal edildiği sonucuna vardığında ilgili   ꢀahısa uğradığı zarar karꢀılığında bir manevi tazminat ödenmesine hükmedebileceğini   hatırlatmaktadır. Bu tutar, söz konusu ihlalin sonucunda ortaya çıkan tedirginlik, sıkıntı ve   belirsizliğin telafisi içindir (bakınız Comingersoll S.A., ilgili bölüm, prg. 29 ; Yunanistan   aleyhine Arvanitaki-Roboti ve diğerleri davası [GC], no 27278/03, prg. 27, CEDH 2008-...; ve   Yunanistan aleyhine Kakamoukas ve diğerleri davası [GC], no 38311/02, prg. 39, 15 ꢁubat   2008).   Birlikte hareket eden bir grup insanın aynı olgu ve hakları savunarak ve aynı amaca   yönelik gerekçelerle açtığı bir davada, yargılama süresinin uzunluğu nedeniyle AĐHS’nin 6.   maddesinin çiğnendiği tespit edilirse, baꢀvuranların her biri, prensip itibariyle ve uygulanacak   kıstaslara halel getirmeden, bireysel olarak manevi tazminat talep edebilirler (bakınız,   özellikle, Arvanitaki-Roboti ve diğerleri, ilgili bölüm, prg. 29, ve Kakamoukas ve diğerleri,   ilgili bölüm, prg. 41).   Bir grup baꢀvuran, ihtilaflı ulusal yargılamanın sadece baꢀlangıçtaki tek tarafıyla   arasındaki hukuki bir bağlantı varlığına dayanarak mağdur sıfatı kazandığında durum   farklıdır. Örneğin baꢀlangıçtaki tarafın vefat etmesi neticesinde hak sahiplerinin baꢀvurması   ya da iflas sonrasında mal varlığını yönetenlerin isteği üzerine dava konusu edilmesi   durumunda veya alacak devrinde böylesi bir durum ortaya çıkabilir. AĐHM’nin tutar üzerinde   karar verirken dikkate alması gereken en önemli nokta, özellikle baꢀvuranların çok sayıda   olduğu durumlarda, onların sayısındaki artıꢀın davalı taraf üzerine yüklenmemesidir.   Mevcut davada, baꢀvuran Bayan Daday ve baꢀvuranlar Bayan Emre, Bay Ali Ergül ve Bay   Alim Ergül sırasıyla ihtilaflı yargılamanın baꢀlangıçtaki tarafları olan Bay Daday ve Bay   Ergül’ün mirasçısı olmuꢀlardır.   AĐHM, hakkaniyete uygun olarak, Bayan Daday’a 15 600 Euro (on beꢀ bin altı yüz euro)   ve Bayan Rabia Emre, Bay Ali Ergül ve Bay Alim Ergül’e beraberce 15 600 Euro (on beꢀ bin   altı yüz euro) manevi tazminat ödenmesine hükmetmektedir.   B. Yargılama masraf ve giderleri   Baꢀvuranlar, AĐHM önünde yapmıꢀ oldukları yargılama giderleri için 10 000 USD talep   etmektedir. Bu tutarı desteklemek amacıyla baꢀvuranlar, 360 TRY (yaklaꢀık 180 Euro)   tutarındaki bir tercüme masrafı ödeme belgesi ile birlikte Đzmir barosu barem listesini   baꢀvuruya eklemiꢀlerdir.   Hükümet bu taleplerin dayanaksız olduğunu savunmaktadır.   AĐHM’nin yerleꢀik içtihadına göre bir baꢀvuran gerçekliğini ve gerekliliğini kanıtladığı   makul miktarlardaki yargı giderlerini elde edebilir. Elindeki belgeler ve yukarıdaki kıstaslar   dikkate alındığında AĐHM, mevcut davada bu baꢀlık altında baꢀvuranlara 500 Euro   ödenmesinin hakkaniyete uygun olacağı kanaatine varmaktadır.   C. Gecikme faizi   Gecikme faizi Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı orana üç   puanlık bir artıꢀ eklenerek belirlenecektir.   BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, MAHKEME OYBĐRLĐĞĐYLE,   1. Hukuki yargılama sürecinin uzunluğunun aꢀırı olduğuna (6/1 maddesi) ve buna karꢀı etkili   bir baꢀvuru yolunun bulunmadığına (6/1 maddesiyle bağlantılı olarak 13. madde) dair   ꢀikayetlerin kabuledilebilir, bunun dıꢀında kalanların kabuledilemez olduğuna;   2. AĐHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiğine;   3. AĐHS’nin 6/1 maddesiyle bağlantılı olarak 13. maddesinin ihlal edildiğine;   4. a) AĐHS’nin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinleꢀtiği tarihten itibaren üç ay içinde,   ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Türk Lirası’na çevrilmek üzere, her türlü vergiden   muaf tutularak Savunmacı Devlet tarafından:   (i) Baꢀvuran Daday’a 15.600 (on beꢀ bin altı yüz) Euro ve baꢀvuranlar Rabia Emre.   Ali Ergül ve Alim Ergül’e ortaklaꢀa 15.600 (on beꢀ bin altı yüz) Euro manevi   tazminat ödenmesine;   (ii) yargılama masraf ve giderleri için baꢀvuranlara ortaklaꢀa 500 (beꢀ yüz) Euro   ödenmesine;   b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet   tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan   fazlasına eꢀit oranda basit faiz uygulanmasına;   5. Adil tatmine iliꢀkin diğer tüm taleplerin reddine;   KARAR VERMĐꢁTĐR.   Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıꢀ ve AĐHM’nin Đçtüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.   paragraflarına uygun olarak 20 Ekim 2009 tarihinde yazılı olarak bildirilmiꢀtir.   7

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło