22496/93
WyrokETPCz1998-06-09ECLI:CE:ECHR:1998:0609JUD002249693
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
Czy zatrzymanie i traktowanie skarżącego przez turecką żandarmerię stanowiło nieludzkie lub poniżające traktowanie w rozumieniu art. 3 Konwencji, oraz czy władze krajowe zapewniły skuteczny środek odwoławczy w związku z tymi zarzutami zgodnie z art. 13 Konwencji?Ratio decidendi
Trybunał uznał, że skarżący był przetrzymywany w zimnej i ciemnej celi z zawiązanymi oczami oraz był traktowany w sposób, który pozostawił na jego ciele rany i siniaki, co stanowiło nieludzkie i poniżające traktowanie naruszające art. 3 Konwencji. Trybunał podkreślił, że użycie siły wobec osoby pozbawionej wolności, która nie sprowokowała jej użycia, narusza godność ludzką. W odniesieniu do art. 13, Trybunał stwierdził, że krajowe postępowanie wyjaśniające w sprawie zarzutów złego traktowania było nieskuteczne i niewystarczające, zwłaszcza ze względu na opóźnienia w wszczęciu dochodzenia i brak działań prokuratora, co uniemożliwiło skarżącemu uzyskanie skutecznego środka odwoławczego.Stan faktyczny
Skarżący, Salih Tekin, turecki dziennikarz kurdyjskiego pochodzenia, został zatrzymany w lutym 1993 roku przez żandarmerię pod zarzutem grożenia strażnikom wiejskim. Twierdził, że był przetrzymywany w zimnej celi bez światła, łóżka i koca, karmiony tylko chlebem i wodą, oraz że był bity i torturowany (w tym rażony prądem i polewany zimną wodą) w celu wymuszenia zeznań. Po zwolnieniu złożył skargę prokuratorowi, który jednak nie podjął żadnych działań. Skarżący pracował dla gazety Özgür Gündem, co, jak twierdził, było przyczyną złego traktowania.Rozstrzygnięcie
Trybunał:
1. Jednogłośnie stwierdził brak naruszenia art. 2 Konwencji.
2. Sześcioma głosami do trzech stwierdził naruszenie art. 3 Konwencji.
3. Ośmioma głosami do jednego stwierdził, że nie ma potrzeby badania skarg dotyczących art. 5 ust. 1 i art. 6 ust. 1 Konwencji.
4. Jednogłośnie stwierdził brak naruszenia art. 10 Konwencji.
5. Siedmioma głosami do dwóch stwierdził naruszenie art. 13 Konwencji.
6. Jednogłośnie stwierdził brak naruszenia art. 14 i art. 18 Konwencji.
7. Ośmioma głosami do jednego orzekł, że pozwane Państwo ma zapłacić skarżącemu w ciągu trzech miesięcy:
a) 10 000 funtów szterlingów tytułem zadośćuczynienia za szkody niemajątkowe, przeliczone na liry tureckie według kursu obowiązującego w dniu płatności.
b) 15 000 funtów szterlingów tytułem kosztów i wydatków, powiększone o podatek VAT, jeśli ma zastosowanie.
c) Proste odsetki w wysokości 8% rocznie od kwot wymienionych powyżej, jeśli płatność nastąpi po upływie trzymiesięcznego terminu.
8. Jednogłośnie oddalił pozostałe żądania odszkodowania.Pełny tekst orzeczenia
CONSEIL DE
L'EUROPE
AVRUPA
KONSEYĐ
TEKİN-TÜRKİYE DAVASI
(52/1997/836/1042)
Strazburg Haziran 1998
USULİ İŞLEMLER
1. Dava, Sözleşmenin 32/1 ve 47.maddelerin de öngörülen üç aylık süre
içersinde, Avrupa İnsan Hakları Komisyonu (Komisyon) tarafından Mahkeme önüne
getirilmiştir. Dava, 14 Temmuz 1993’te Türk vatandaşı Bay Salih Tekin’in
(başvuran) 25.madde uyarınca Türkiye Cumhuriyeti aleyhine yaptığı başvurudan
(22496/93 nolu) kaynaklanmaktadır. Komisyon’un talebi, Türkiye’nin Mahkemenin
zorunlu yargı yetkisini tanıdığına ilişkin bildirimi (46.madde) ve 44 ve
48.maddelerle bağlantılıdır. Talebin konusu, davanın olgularının, davalı Devletin
Sözleşmenin 2,3,5/1,10,13,14,ve 18.maddeleri karşısında ki sorumluluğunun ihlalini
oluşturup oluşturmadığına karar verilmesidir.
2. Mahkeme İçtüzüğü A’nın 33/3(d) maddesi uyarınca yapılan araştırmaya ver-
diği cevapta başvuran, duruşmalara katılacağını belirterek kendisini temsil edecek
avukatlarını tayin edip bildirmiştir. (İçtüzük 30)
3. Dairenin oluşumuna, Türk yargıç F.Gölcüklü resen (Sözleşmenin 43.maddesi
uyarınca) ve Mahkemenin Başkanı bay R.Ryssdal (İçtüzüğün 21/4 –b kaidesi
uyarınca) katılmışlardır. 3 Temmuz 1997 günü Başkâtip hazır olduğu halde, Başkan
diğer yedi yargıcı kurayla belirlemiştir, bunlar bay Thor Vilhalksson, bay C.Russo,
bay J.D.Meyer, bay J.M.Morenilla, bay L.Wildhaber, bay K.Jungwiert ve bay
V.Toumonov ‘dur. (Sözleşmenin 43. Ve İçtüzüğün 21/5. maddeleri)
4. Daire Başkanı olarak ( İçtüzüğün 21/6.maddesi ) Bay Ryssdal,Mahkeme
Başkatibi aracılığıyla Hükümet temsilcisi , Başvuran avukatlarına ve >Komisyon
üyesine danışarak,usuli işlemleri tamamlamıştır. ( İçtüzüğün 37/1. Ve 38.maddeleri).
Hükümetin yazılı görüşlerinin verilme tarihinin uzatılması istemi nedeniyle yapılan
düzenlemeler sonucu, başvuranın yazılı görüşü 21.1.1998’de ve Hükümetin yazılı
_________________________________________________________________________________________
© T.C. Adalet Bakanlığı, 1998. Bu gayrıresmi çeviri, Adalet Bakanlığı, Uluslararası Hukuk ve Dış İlişkiler
Genel Müdürlüğü tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın adının tam olarak
belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Adalet Bakanlığı, Uluslararası
Hukuk ve Dış İlişkiler Genel Müdürlüğü, İnsan Hakları Daire Başkanlığı’na atıfta bulunmak suretiyle ticari
olmayan amaçlarla alıntılanabilir.
görüşü 4.2.1998 günü teslim alınmıştır.
5. Bay Ryssdal’ın 16.2.1998 günü vefatı nedeniyle,yerini Başkan Yardımcısı
Bay R.Bernhardt Daire Başkanı olarak almıştır. (İçtüzük 21/6.2.alt paragraf)
6. Başkanın tensibiyle kamuya açık duruşma 25.3.1998 günü İnsan Hakları
Binasında yapılmıştır.Mahkeme bu duruşmadan önce bir hazırlık toplantısı icra
etmiştir.
* Gayri resmi tercüme olup, Adalet Bakanlığı Uluslararası Hukuk ve Dış
İlişkiler Genel Müdür Yardımcısı Abdulkadir KAYA tarafından Türkçe’ye
çevrilmiştir.
Duruşmada Mahkeme önünde;
(a) Hükümet adına:
Bay M.Özmen Hükümet Temsilcisi Yardımcısı
Bay A.Kaya
Bay A.Alataş
Bay F.Polat
Bayan A.Eymüler
Bayan M.Anayoroğlu , Danışmanlar olarak,
(b) Komisyon adına;
Bay H.Danelius
(c) Başvuran için;
Bay K.Boyle,
Bayan A.Reidy avukatlar
Bay K.Yıldız,İnsan Hakları Projesi danışmanı ,
Olarak bulunmuşlardır.
Mahkeme bay Danelius’u, Bay Boyle ve Bay Özmen’i ve Hükümetin sorulara
cevaplarını dinlemiştir.
DAVAYA KONU OLAYLAR:
1.DAVANIN KOŞULLARI
7. Başvuran Salih Tekin,1964 doğumlu Kürt kökenli bir Türk vatandaşıdır ve
Diyarbakır da yaşamaktadır.Dava konusu olaylardan önce, Özgür Gündem’de
gazeteci olarak çalışıyordu.
Dava da aşağıdaki olaylar tartışma konusu olmuştur.
Başvuranın gözaltına alınması.
8. Şubat-1993’te Yassıtepe mezrasındaki ailesini ziyareti esnasında, köy
korucularını tehdit ettiği şüphesiyle Harun Altın komutasındaki jandarmalarca
gözaltına alınan Başvuranın, Derinsu Jandarma Karakoluna götürüldüğü tartışmasız
kabul edilmektedir.
Buna karşılık, başvuran 15 Şubat 1993 sabahı, Hükümet ise 17 Şubat 1993
günü gözaltına alındığını iddia etmişlerdir.
9. Başvuran 19 Şubat 1993 ‘e kadar Derinsu’da tutulmuştur.
Bu süre zarfında nezarethanede, ışığı,yatağı veya battaniyesi olmayan,sıfırın
altında sıcaklıktaki hücrede tutulduğunu, sadece ekmek ve su ile beslendiğini,
Astsubay Altın da dahil jandarmalarca hücresinde saldırıya uğradığını iddia etmiştir. Şubat gecesi, üç erkek kardeşinin hücresine girmesine müsaade edilmemiş ve
onların kendisini giyeceklerle sarmamış olmaları halinde şimdi soğuktan ölmüş
olacağını açıklamıştır.
Hükümet, bay Tekin’in kötü muameleye uğradığı iddiasını kabul etmemiş,
güvenlik odasının binanın ortasında bulunması ve kömür sobalarıyla ısıtılan odalarla
çevrilmiş olması nedeniyle bu odada donma noktasının altına düşen bir sıcaklığın
mümkün olamayacağını bildirerek, ayrıca başvuranın kardeşlerinin emniyet
odasında onunla görüşmesine müsaade edildiği hususunu reddetmiştir.
10. Başvuran,19 Şubat 1993 sabahı, Derik İlçe Jandarma Bölüğüne
götürülmüş ve ayni gün serbest bırakılmıştır.
Başvuran, Derik’te de bir itiraf beyanı imzalaması için dövme, elektrik
verme, soğuk su uygulaması şeklinde işkenceye maruz kaldığını, İlçe Jandarma
Komutanı Musa Çitil’in eğer bir daha bölgeye dönerse öldürüleceğini bildirerek
tehdit ettiğini iddia etmiştir.
Hükümet herhangi bir kötü muamele yapılmadığını bildirerek itiraz
etmiştir.
B. Başvuranın Cumhuriyet savcısı Hasan Altun’a yaptığı şikayet.
11. Bay Tekin serbest bırakılmadan önce Cumhuriyet Savcısı Hasan Altun’a
çıkarılmıştır.
Başvuranın Derinsu ve Derik’te işkenceye ve kötü muameleye uğradı
konusunda Bay Altun’a şikayette bulunduğu hususunda tartışma bulunmamaktadır.
Ayrıca başvuran soğuk suya maruz bırakılırken gözüne bağlanmış olan ıslak bir bez
parçasını Savcı Altun'a verdiğini idda etmiştir. Bay Altun bu iddiaları kayıtlara
geçirmiş ancak bunlarla ilgili bir araştırma yapmamıştır.
12. Bay Alltun’un bu hareketsizliğinin nedenini araştırmak üzere
“Hakim ve Savclar Yüksek Kurulu “ bir soruşturma yapılmasına karar vermiş, bu
Bay Altun hakkında bir disiplin soruşturması açılmasına neden olmuştur. Mahkeme
önünde ki duruşmada, Hükümet bu soruşturmayı teyid ederek henüz
sonuçlanmadığını bildirmiştir.
13. Bay Tekin 20 Şubat 1993 de Diyarbakır’a döndü ve serbest
bırakıldıktan sonra bir daha muayene olmadı. Bir hafta sonra, kendisine yapılan
muamele için İnsan Hakları Derneğine şikayette bulundu, orada Komisyon’a
başvurması tavsiye edildi.
C. Başvuran hakkındaki cezai soruşturma.
14. Başvurana isnad edilen suçun Devlet Güvenlik Mahkemesi görevi
kapsamında kalması nedeniyle (Bak.yukarıdaki 8.par.) Derik Cumhuriyet Savcısı
görevsizlik kararı vererek davayı Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesine
gönderdi.(Aşağıdaki 29.par.bakınız) Mayıs 1993 günlü celseden sonra başvuran 2 Ağustos 1993 de beraat
etti.
D. Jandarma subayları Altın ve Çitil haklarındaki işlemler.
15. Bay Tekin’in 11 Ekim 1993 günlü başvurusundan Komisyonun Hükümeti
haberdar etmesinden sonra,Adalet Bakanlığı (Uluslar arası Hukuk ve Dış İlişkiler
Genel Müdürlüğü ) 18 Aralık 1993 günü Derik Savcılığını Başvuranın şikayetinden
haberdar etti ve bir hazırlık soruşturması açıldı.
16. Bay Tekin’in iddialarıyla ilgili olarak Astsubay Altın’ın, Derik
Savcısı Bekir Özenir’in talimatıyla, 20 Nisan 1994 de Daday Savcılığınca ifadesi
alındı.
17. Bay Özenir (Derik Savcısı) 4 Mayıs1994 de, subaylar Altın ve Çitil
haklarında, bay Tekin’e kötü muamelede bulundukları veya tehdit ettikleri yolunda
başvuranın doğrulanmayan iddialarından başka delil olmadığından takipsizlik kararı
verdi.
18. Mamafih bu karar Adalet bakanlığının, bay Tekin’e bu karara karşı
itiraz olanağı verilmesi gerektiği düşüncesiyle yaptığı müdahaleyle kesinleşmedi.
Ayrıca, Adalet Bakanlığı sanıkların kimliği ve iddiaların niteliği itibariyle iddia
konusu suçların savcıların yetkisinin bulunmadığı,”Memurin Muhakematı Hakkında
Kanun” kapsamında kalabileceği mütalaasında bulundu.
19. Bundan sonra Derik Cumhuriyet Savcılığı, 4 Mayıs 1995 günü bir
görevsizlik kararı vererek davayı Derik İlçi İdareKuruluna gönderdi.
20. Bu nedenle, kumandan Çitil’in ,4 Mayıs1995 günü bir jandarma
Albayı tarafından ifadesi alındı.
21. Derik İlçe İdare Kurulu ilk soruşturma raporunu 5 Eylül 1995 günü
Mardin Valiliğine sundu. 12 Eylül 1995 günü bu rapor Mardin İl İdare Kuruluna
iletildi. (Bak.aşağıda 30.par. ) Bu son Kurul,13 Eylül 1995 de, delil yetersizliğinden
subaylar Altın ve Çitil haklarında men’i muhakeme kararı verdi.
22. Bu karar otomatik olarak Danıştay’da incelendi ve men’i muhakeme
kararı onandı. (Bak.aşağıdaki 30.par ).
E.Komisyonun olaylara ilişkin tesbiti.
23. Komisyon taraflarında yardımıyla olayların araştırılması için
soruşturma yaptı. Tanık ifade zabıtları, Türkiye hakkındaki raporlar, başvuranın
Derinsu ve Derik jandarma karakolları nezarethanesine konulmasına ilişkin ve
başvuranın şikayetiyle ilgili mahallinde yapılan soruşturma belgeleri, Derinsu
Jandarma Karakolu planı gibi yazılı belgeler toplandı. Bundan başka Komisyondan
üç temsilci, 8 Kasım 1995 de Diyarbakır’da yedi tanığı dinledi, 7 Mart 1996 da
Strazburg’da diğer bir tanık dinleme duruşması icra edildi. Tanıklar; başvuran da
dahil olmak üzere, babası Hacı Mehmet Tekin, Astsubay Harun Altın ve Yüzbaşı
Musa Çitil ile serbest bırakıldıktan hemen sonra başvuranla konuştukları iddia
edilen başvuranın babasının komşuları Sinan Dinç,Mehmet Dinç ve Halit Tutmaz
idi.
Komisyon savcılar Hasan Altun,Bekir Özenir ve Osman Yetkin’i de
(Sonuncusu Diyarbakır DGM.Savcısı idi) dinlemek istedi, fakat hiçbiri ifade
vermedi.
24. Komisyon başvuranın yakalama tarihini ve nezarethanede gördüğü
muamelenin detayını kesin bir şekilde belirleyemedi. Bununla beraber, delilleri
dikkatlice değerlendirerek, Komisyon başvuranın soğuk ve karanlık bir odada
gözleri bağlı olarak , soruşturmasıyla bağlantılı vücudunda yara ve çürürükler
bırakacak bir biçimde muamele gördüğüne kanaat getirdi.
II. İLGİLİ İÇ HUKUK VE UYGULAMA
A.Olağanüstü hal.
25. Tahminen 1985 den beri,Türkiye’nin güneydoğu bölgesinde Pkk’lılarla
(Kürdistan İşçi Partisi) güvenlik kuvvetleri arasındaki ciddi ihtilaflar giderek
şiddetlendi. Hükümete göre bu çatışmalar binlerce güvenlik kuvveti mensubu ve
sivilin hayatına mal oldu.
26. Olağanüstü Hal Kanunu uyarınca Güneydoğu bölgesiyle ilgili iki
temel kararname çıkarıldı.(25 Ekim 1983 gün ve 2935 sayılı kanun). İlk Kararname sayılı olup (10 Temmuz 1987 tarihli ) güneydoğuda ki onbir ilin onunda
Olağanüstü Hal Bölge Valiliği tesis etti. Bu kararnamenin 4(b) ve (d) maddelerine
göre, bütün özel ve kamu güvenlik kuvvetleri ile Jandarma Asayiş Kumandanlığı
Bölge Valisinin emrindedir. sayılı 2.Kararname (16 Aralık 1990 tarihli) Bölge Valisinin
yetkisini kuvvetlendirmiş, örneğin kamu görevlileri ve işçilerin hâkim ve savcılar da
dahil bölge dışına naklini emretmesi gibi. Ayni Kararnamenin 8.maddesi:
“Bu Kanun Hükmünde Kararname ile İçişleri Bakanına, Olağanüstü Hal Bölge
Valisine ve olağanüstü hal bölgesi dahilindeki il valilerine tanınan yetkilerin
kullanılması ile ilgili her türlü karar ve tasarruflarından dolayı bunlar hakkında
cezai, mali veya hukuki sorumluluk iddiası ileri sürülemez ve bu maksatla herhangi
bir yargı merciine başvurulamaz. Kişilerin sebepsiz uğradikları zararlardan dolayı
devletten tazminat talep etme hakları saklıdır.”
Hükmünü getirmiştir.
B. Kötü muamele, tehdit ve yasadışı gözaltına ilişkin genel hükümler.
27. Türk Ceza Kanunu;
(a) Gayri meşru olarak kişiyi hürriyetinden mahrum etmeyi (genel olarak
179.maddesinde memurların işlemesi halinde 181.maddede)
(b) Tehditi (191. Maddesi)
(c) Kötü muamele ve işkenceyi (243. ve 245. maddelerinde)
Suç olarak belirlemiştir.
28. Bu suçlar için,Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun (CMUK) 151.ve 153.
maddelerine göre, cumhuriyet savcısına veya yerel idari makamlara şikayette
bulunulabilir. Cumhuriyet savcısı veya polis kendilerine bildirilen suçları araştırmak
zorundadırlar. CMUK’un 148.maddesi uyarınca, kamu davası açılıp açılmayacağına
Cumhuriyet savcısınca karar verilecektir. Müşteki savcının takipsizlik kararına itiraz
edebilir.
C. Terör suçlarının ve güvenlik kuvvetlerinin işlediği iddia edilen suçların
soruşturması.
29. Terör suçlarında yetki, bütün Türkiye için kurulan devlet güvenlik
mahkemesi savcıları ve mahkemelerindedir.
30. Olağanüstü Hal Bölgesinde güvenlik kuvvetlerinin işlediği iddia edilen
suçlarda cumhuriyet savcısının yetkisi bulunmamaktadır. 285 sayılı Kararnamenin
4/i maddesi,bütün güvenlik kuvvetlerinin bölge valisinin emrinde olduğunu
(yukarıdaki 26.paragrafa bakınız) görevleri sırasında işledikleri suçlarda Memurin
Muhakematı Hakkında Kanun hükümlerinin uygulanacağı hükmünü getirmiştir. Bu
suretle,herhangi bir savcı güvenlik kuvveti mensubunun bir suç işlediği iddiasını
öğrendiği zaman görevsizlik kararı vererek dosyayı idare kuruluna devredecektir.
Kurulun men’i muhakeme kararı ise otomatik temyize tabi olup Danıştayın
incelemesinden geçecektir.
KOMİSYONUN ÖNÜNDEKİ İŞLEMLER.
31. Bay Tekin 14 Temmuz 1993 de Komisyona başvurarak, 15-19 Şubat 1993
tarihlerinde Derik ve Derinsu jandarma karakollarında gözaltında iken kötü
muameleye uğradığını ve olayın Devlet makamlarınca yeterli bir şekilde
soruşturulmadığını iddia etmiştir. Başvuru Sözleşmenin 2,3,5/1,6/1,10,13,14,ve
18.maddelerine dayanmaktadır.
32. Komisyon başvuruyu (22496/93 nolu) 20.2.1995 de kabul edilebilir
bulmuştur. 17 Nisan 1997 günlü raporunda (31.madde uyarınca) 2,10,14 ve18.
Maddelerin ihlal edilmediğine (oybirliğiyle), ancak 3.ve 13.maddelerin ihlal
edildiğini (31’e karşı 1 oyla), diğer başvuran şikayetlerinin ise incelenmesine gerek
bulunmadığı görüşüne ulaşmıştır. Komisyonun ve karşı görüşleri ihtiva eden
raporun tam metni bu kararın ekindedir.
MAHKEMEYE SON SUNUŞLAR:
33. Yazılı ve sözlü sunuşlarında Hükümet,Mahkemeden başvuranın iddialarının
temelsiz olduğunu ve Sözleşmenin ihlalinin varit olmadığının tesbitini istemiştir.
34. Başvuran ise Mahkemeden ,Sözleşmenin 2,3,10,13,14 ve 18.maddelerin
ihlal edildiğinin tesbitiyle 50.madde uyarınca tazminat verilmesini talep etmiştir.
DAVANIN ESASI:
I.OLAYLARIN TESBİTİ:
35. Hükümet,Komisyonun olay tesbitine itiraz etmiştir.
Hükümet Temsilcileri, başvuranın kötü muamele iddiaları doğru olmuş
olsaydı,serbest bırakıldıktan sonra hastahanede tedavi görmesi gerektiğini, özellikle
gazeteci olması hasebiyle hangi tip delile gereksinimi olacağından haberdar olan
başvurucunun herhangi bir tıbbi rapor ibraz edememesinin bu şartlarda şüpheli
olduğunu, kardeşlerinin emniyet odasında kendisine katıldıkları iddiasını inanılmaz
bulduklarını ilaveten, itirafının alınması gayesiyle işkenceye maruz kaldığını iddia
etmesine rağmen aleyhine olan bütün iddiaları reddetmiş olduğunu, Komisyona
müracaatında elektrik şoku konusunda harhangi bir iddiada bulunmamış olmasına
rağmen sadece Ankara’daki tanık dinleme duruşmalarında bunu ileri sürmesinin
beyanlarının doğruluğu hususunda şüpheler doğurduğunu, üstelik gözaltının son
günü elektrik şokuna maruz kaldığı doğru ise, bu tür işkence izlerinin 3 veya 4 gün
görülebilir olarak kalacağını belirtmişlerdir. Hükümet son olarak,başvuranın Savcıya
verdiği bezin gevşek yapıda örülmüş olması nedeniyle gözbağı olarak
kullanılmayacağını bildirmiştir.
36. Mahkeme önündeki duruşmada,Komisyon temsilcisi Ankara’da yapılan
tanık dinleme duruşmalarında ki başvuranın beyanlarının ayrıntılı, kesin ve uyumlu
olduğunu, uydurulmuş hikaye izlenimi vermediğini açıklamıştır. Gerçekten de
başvuranın Derinsu’daki hücrenin sıcaklığı ile burada maruz kaldığını iddia ettiği
kötü muamelenin yoğunluk ve niteliğinin bir dereceye kadar değişken ve
muhtemelen abartılı olduğu gözden uzak tutulmamalıdır. Bununla beraber,
anlatımının bazı ayrıntıları gerçeği çağrıştırmaktadır. Örneğin, kardeşlerinin emniyet
odasında kendisine katıldığı olayını uydurmuş olduğu düşünülemez. Ne var ki, tıbbi
bir delillin olmaması şüphesiz başvuranın davasını zayıflatmaktadır. Komisyon bu
ihmalin genel olarak başvuranın iddialarının güvenilirliğini çürütecek nitelikte olup
olmadığını inceleyerek, bu eksikliği bu tür bir sonuç için yeterli görmemiştir.
Ankara da Komisyon temsilcileri, başvuranın öyküsünde ki birçok hususu
doğrulayan,başvuranın babası Hacı Mehmet’in tanıklığını güvenilir bulmuştur.
Örneğin o Derinsu jandarma karakolu dışında soğukta diğer çocuklarıyla nasıl
beklediklerini ve çocuklarına kardeşini emniyet odasında ziyarete izin verilerek bu
vesileyle Salihin soğuk vücudunu nasıl ısıttıklarını anlatmıştır. Ayrıca Hacı Mehmet
başvuranın serbest bırakılmasından sonra vücudunda çürük ve yaraların olduğunu,
bunların ilaçla tedavi edildiğini doğrulamıştır.
Bu açıklamalar diğer tanıkların tanıklıklarıyla değerlendirilmelidir.
Komisyon tanıklıkları Sözleşmenin 3.ve 13.maddeleriyle ilgili sorunun
değerlendirilmesinde büyük ölçüde Komisyon’a ışık tutacak olan bay Altun da dahil
(Yukarıdaki 11 nolu par.bakınız) üç cumhuriyet savcısını dinlemek istemiştir. Ne
yazık ki bu savcılardan hiçbiri duruşmalara ifade vermek için gelmemiş ve
katılmamaları için geçerli bir mazaret de bildirmemişlerdir.
Hükümet için tanıklık yapan üç komşudan (yukarıda 23.par.bakınız) Komisyon
temsilcilerinin elde ettiği deliller, nezarethane sonrası başvuranın köye dönüşünü
tasvirleri inandırıcı olmamış, özellikle de nezarethanede gördüğü muameleden
başvuranın sitayişle bahsettiğini açıklamaları, bay Tekin’in birkaç saat önce gördüğü
kötü muameleden dolayı şikayette bulunduğuna ilişkin tutanak karşısında makul
bulunmamıştır.
Jandarma subayı Altın tüm kötü muamele iddialarını reddederek (Bak par. 8 ve
9) Derinsu karakolunda başvurana yapılan muamele konusunda ayrıntılı bilgi vermiş
ve bay Tekin’in iyi şartlarda soğuk olmayan bir odada muhafaza edildiğini , günde
üç öğün yemek ve su verildiğini belirtmiştir. Buna karşılık, 1993 yılında Derinsu
karakolunda çok az sayıda nezarethanede kalan olmasına rağmen, iki yıl önce
Cumhuriyet Savcısına başvuranla ilgili bir şey hatırlamadığını söyleyen jandarma
subayı bay Altın’ın güvenilirliği konusunda Komisyonun ciddi şüpheleri
bulunmaktadır.
Son delil değerlendirilmeleri yapılırken Komisyon, her türlü makul şüpheden
ari bir şekilde Bay Tekin’in zor koşullarda gözaltında tutulduğuna fiziksel kötü
muameleye maruz kaldığına kanaat getirmiştir.
37. Başvuran, Komisyonun olaylara ilişkin tesbitlerinin kabul edilmesini
Mahkemeden talep etmiştir.
38. Mahkeme, içtihatları uyarınca olayların tesbit ve doğrulanmasının birincil
olarak Komisyonun sorunu olduğunu vurgular (Sözleşmenin 28/1 ve 31.maddeleri).
Fakat Mahkeme,Komisyonun olay tesbitleriyle bağlı olmayıp, önüne getirilen
belgelerin ışığında kendi değerlendirmesini yapmakta serbest olup,bu alandaki
yetkisini sadece istisnai hallerde kullanacaktır. Böyle istisnai haller, Komisyonun
kararının dayandığı delillerin Mahkemece dikkatli bir incelemesinden sonra,
olayların her türlü makul şüpheden uzak olarak tesbit edilmemiş olması halinde
doğacaktır. (Karar ve hüküm raporları 1998,par...53,Selçuk ve Asker-Türkiye
davasının 24 Nisan 1998 günlü kararına bakınız.)
39. Mahkeme,Komisyonun raporundaki tesbitlerini ve görüşünü dayandırdığı
delilleri, özelliklede duruşma tutanaklarını, söz konusu davada istisnai hallerin
oluşup oluşmadığını belirlemek üzere inceledi.
40. Bu bağlamda Mahkeme, Komisyon temsilcilerinin, başvuran ve diğer
tanıkları tanıklık yaparken, Hükümet ve başvuran tarafın sorularını cevaplandırırken
görüp dinleme olanağına sahip olmalarının özel bir öneminin olduğunu kabul eder.
Belirtilmelidirki Komisyon, Başvuranın tanıklığını uyumlu ve inandırıcı, Hükümet
tanıklarının verdiği deliller ise güvenilmez ve noksan bulmuştur.(Bak.par.36)
41. Gerçekten de, Hükümetin de işaret ettiği gibi, başvuran kötü muamele
iddialarını temellendirmek için,örneğin adli rapor gibi herhangi bir bağımsız delil
sağlayamamıştır. Buna karşılık, Mahkeme belirtirki, Tekin’in Savcı Altun’a kötü
muamele şikayetini yapmasına ve savcının Türk Hukukuna göre bu şikayeti
soruşturmak görevi olmasına rağmen, resmi makamlar bay Tekin’in gözaltında veya
serbest bırakılmasından sonra bir doktor tarafından muayene edilmesi için herhangi
bir girişimde bulunmamışlardır. (Bak.par. 11 ve 28 ). Bundan başka, başvuranın
öyküsünü veya iddialarının doğruluğuna ışık tutacak en iyi konumdaki tanıklar diğer
bir deyişle davayla ilgili savcılar ve özellikle bunlardan başvuranı hemen nezaret
sonrası gören Bay Altun’un herhangi bir mazareti olmadan Komisyonun tanık
dinleme duruşmalarına katılma talebine uymadığı müşahede edilmiştir.
Mahkeme, bir başvurunun esasını teşkil eden olguların Komisyonca
araştırılabilmesi için Sözleşmenin 28/1-(a) maddesi uyarınca ilgili Devletin “tüm
kolaylıkları sağlamak” zorunluluğunda olduğunu vurgular. Sözkonusu davanın
koşullarında, anahtar tanıkların Komisyon önüne çıkmamaları durumunda, davalı
Devletin Komisyonun bulgularını dayandırdığı delillerin yetersizliğinden şikayetinin
haklı görülmesi düşünülemez.
42. Yukarıdaki gerekçeler ışığında, davayla ilgili mevcut belgeleri incelemiş
olarak Mahkeme, Komisyonca bulunan olguların kabülüne karar verir.
II. SÖZLEŞMENİN 2. MADDESİNİN İHLALİ İDDİASI.
43. Başvuranın karakolda maruz kaldığı muamelenin Sözleşmenin 2.maddesine
muhalefet teşkil ettiğini idia etmiş olup bu madde diğer hususların yanında;
“ 1. Herkesin yaşam hakkı kanunla korunur......” hükmünü getirmektedir.
44. Başvuran Derinsu jandarma karakoluna götürülürken subay Altın ve diğer
jandarmalarca sürekli ölümlü tehdit edilerek, donarak ölmesi için sıfır derecenin
altındaki şartlarda tutulduğun iddia etmiştir. Bundan başka Derik jandarma
bölüğünde kumandan Çitil başvurana yapılan işkenceden sonra bir daha bölgeye
gelirse kafasına iki delik açmakla tehdit etti.
45. Hükümet başvuran tarafından yapılan kötü muamele iddiasını reddetmiştir.
(Bak.par.35)
46. Komisyon,başvuranın yaşam hakkının kanunlar çerçevesinde
korunmadığına dair bir belirti bulamamıştır.
47. Mahkeme, başvuranın 2.madde kapsamındaki yaşam hakkına müdahele
teşkil edecek bir muameleye maruz kalmadığı şeklindeki Komisyon tesbitini, kabul
ettiğini açıklar.
III. SÖZLEŞMENİN 3. MADDESİNİN İHLALİ İDDİASI.
48. Başvuran işkenceye maruz bırakılarak Sözleşmenin 3.maddesinin ihlal
edildiğini iddia etmiştirki, sözkonusu madde;
“ Hiçkimse işkence, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza ve işlemlere tabi
tutulamaz” hükmünü getirmiştir.
49. Başvuran nezarethanede çektiği ızdıraplar bütün olarak ele alındığında
bunların işkence teşkil ettiğini bildirmiştir. Nitekim Derinsu jandarma karakolunda
gözleri bağlı bağlı olduğu halde tecavüzkar şekilde sorgulanırken, tacize uğradığını
ve ölümle tehdit edildiğini, dört gün boyunca sıfır derecenin altında, yataksız ,
battaniyesiz, yiyecek ve içecek verilmeden ve bütün bunlar jandarmaca tek böbrekli
olduğunun bilinmesine rağmen yapıldığını iddia etmiştir. Derik Jandarma
Karakolunda tekrar gözleri bağlanmış, elbiseleri çıkarılarak soğuk suya tutulmuş,
ayaklarının tabanına ve vücuduna copla vurulmuş el ve ayak parmaklarına elektrik
verilmiştir.
50. Bu şikayetle ilgili olarak da Hükümet, bay Tekin’e kötü muamele yapıldığnı
reddetmiştir.
51. Komisyon,başvuranın maruz kaldığı muameleyi bir bütün olarak ele alıp,
nezarethane şartları ve başvuranın maruz kaldığı muameleninin en azından 3.madde
anlamında gayri insani ve aşağılayıcı bir işlem teşkil ettiğini kabul etmiştir.
52. Mahkeme, kötü muameleninin 3.madde kapsamına girmesi için asgari
seviyede bir şiddete ulaşması gerektiğini vurgular. Bu asgarinin değerlendirilmesi
ise görecelidir. Muamelenin süresi, fiziksel ve ruhsal sonuçları, bazı davalarda
mağdurun cinsiyeti, yaşı ve sağlık durumu gibi o davanın tüm koşullarıyla
bağlantılıdır.( Bak.Selçuk/Asker kararı par.76).
53. Mahkeme işaret ederki, Komisyon başvuranın karanlık soğuk bir hücrede
gözleri bağlı olarak tutulduğunu ve sorgusu nedeniyle vücudunda yara ve bereler
kalacak şekilde muamele gördüğünü tesbit etmiştir. (Par 24’e bakınız.).
Mahkeme bu olguları 3.maddenin getirdiği standartlara aykırı olarak
değerlendirmiştir. Mahkeme, hürriyetinden mahrum bırakılan ve kendi
hareketleriyle güç kullanımına sebep olmamış bir kişiye karşı güç kullanmanın
insan onurunu zedelediğini ve prensip olarak da 3.maddeyle getirilen hakkın ihlalini
teşkil edeceğini hatırlatır. (Bakınız Ribiksch-Avusturya kararı ,4.12.1985 A no 336
seri sayfa 26 par.38 ) Başvuranın tutulduğu şartlar ve vücudunda yara ve bere
bırakacak şekilde davranılmış olması, bu maddenin içeriğine göre gayrı insani ve
aşağılayıcı muamele olarak değerlendirilmektedir.
54. Bu nedenlerle 3.madde ihlal edilmiştir.
IV. SÖZLEŞMENİN 5/1 ve 6/1. MADDELERİNİN
İHLALİ İDDİALARI.
55. Mahkemeden önceki safhada, başvuran Sözleşmenin 5/1. Ve6/1.maddelerle
ilgili iddialarını takip etmemiştir.
56. Bu durumda, Mahkeme için bu şikayetin incelenmesine gerek
bulunmamaktadır.
V. SÖZLEŞMENİN 10.MADDESİNİN İHLALİ İDDİASI.
57. Başvuran kötü muameleye uğramasını gazeteci olarak çalışmasıyla
bağlantılı olduğunu dolayısıyla Sözleşmenin 10.maddesinin ihlal edildiğini iddia
etmiştir. 10.madde de:
“ 1. Herkes görüşlerini açıklama ve anlatım özgürlüğüne sahiptir.Bu hak, kanaat
özgürlüğünü, kamu otoritelerinin müdahelesi ve ülke sınırları söz konusu
olmaksızın.....
2. Kullanılması görev ve sorumluluk yükleyen bu özgürlükler, demokratik bir
toplumda zorunlu tedbirler niteliğinde olarak, ulusal güvenliğin, toprak
bütünlüğünün veya kamu güvenliğinin korunması, asayişsizliğin veya suç
işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın, başkalarının şöhret ve haklarının
korunması veya yargı gücünün otorite ve tarafsızlığının sağlanması için kanunla
öngörülen bazı formalitelere, şartlara, sınırlamalara ve yaptırımlara bağlanabilir.”
Denilmektedir.
58. Başvuran, özellikle Derinsu da uğradığı tehdit ve ayrıca kötü muamelenin
şiddetinin, gazeteci olarak kürt ayırımcı görüşteki Özgür Gündem gazetesinde
çalışması nedeniyle kötü muamelede bulunanlarca düşman olarak telakki
edilmesinden kaynaklandığını iddia etmiştir. Yine başvuran, yakalandığında ve
Derinsu jandarma karakolunda Subay Altın tarafından gazeteci olarak çalışması
hakkında sorguya çekilip, bu nedenle ölümle tehdit edildiğini açıklamıştır. Derik
jandarma bölüğünde kumandan Çitil ona;
“Buraya işleri karıştırmak için gelmek istiyorsun.Özgür Gündem yasaklanmış
bir gazetedir.Bölgeden haberler yazıyorsun. Üstelik sen köy korucularını tehdit
ediyorsun. Seni savcıya göndereceğim. Fakat bu bölgeye tekrar geri gelirsen kafanda
iki delik açacağım.”demiştir.
59. Bu şikayetle ilgili hükümet özel bir açıklamada bulunmamıştır.
60. Komisyon, başvuranın yakalanması ve gözaltına alınmasının Özgür
Gündem’de gazeteci olmasıyla ilgili olduğu hususunda yeterli delil bulamamıştır.
61. Mahkeme Komisyonun yukardaki tesbitine dikkati çekererek, başvuranın
gözaltına alınması ve oradaki muamelenin başvuranın ifade özgürlüğüne müdahele
anlamına gelmediğini kabul etmektedir.
Bu nedenle 10.maddenin ihlali yoktur.
VI. SÖZLEŞMENİN 13.MADDESİNİN İHLALİ İDDİASI.
62. Başvuran Sözlemeyle ilgili şikayetlerinde etkili bir iç hukuk yolu
olmadığını, Sözleşmenin 13.maddesinde;
“Bu Sözleşmede tanınmış olan hak ve özgürlükleri ihlal edilen herkes, ihlal fiili
resmi görev ifa eden kimselertarafından bu sıfatlarına dayanılarak yapılmış da olsa
durumun
düzeltilmesi
için
milli
bir
makama
başvurma
hakkına
sahiptir.”denmektedir.
63. Başvuran mahkemeden, sadece kötü muamele şikayetleri için etkili bir
başvuru yolun olmadığının tesbitini değil, bunun yanında, yetkinin kötüye
kullanılmasının mağdurları için etkili bir başvuru yolunun reddederek bölgedeki
görevlilere de jure ve de facto dokunulmazlık sunarak, böylece Devletin
Sözleşmenin 1. ve 13.maddelerdeki sorumluluklarını yerine getirmesini
olanaksızlaştıran olağanüstü hal mevzuatının genel olarak değiştirilmesine
(Bak.par.25-30) karar verilmesini talep etmiştir.
64. Hükümet, nezarethanede kötü muamele iddiaları için iç hukuk yollarının her
vatandaş için mevcut ve etkili olduğunu bildirmişti. Bay Tekin’in davasında,
olgularla da doğrulandığı üzere Savcının hareketsizliği biçimindeki davranışı
soruşturma açılmasına neden olmuştur.
65. Komisyon başvuranın Derik jandarma bölüğünde ve Derinsu jandarma
karakolunda bulunduğu sürede işkenceye maruz kaldığını ve Derik Cumhuriyet
Savcısı bay Altun’a bu konuda şikayette bulunduğunu, fakat bu şikayetle ilgili bay
Altun’un işlem yapmadığını tartışmasız olarak kabul etmektedir. Yine kabul
etmektedir ki, daha sonra başvuranın iddiaları için başlayan soruşturma yetersiz ve
her halükarda başlangıçtaki hareketsizliği telafi edemez. Davayla ilgili savcılık
dellilerinin yokluğu (Bak.par.23) ve mevcut belgelere göre başvuranın işkence
iddialarının soruşturması o derece yetersizdir ki Komisyon etkili bir hukuk yolu
bulunmadığı görüşüne varmıştır.
66. Mahkeme, Sözleşmenin 3.maddesinde güvence altına alınan hakkın
13.maddeyle de ilintisi bulunduğunu hatırlatır. Bir kişinin Devletin memurunca ağır
bir kötü muameleye veya işkenceye maruz bırakıldığına dair bir iddiası varsa,
“etkili başvuru yolu” terimi uygun görüldüğünde tazminat ödenmesi yanında,
müştekinin etkili bir şekilde katılılımıyla sorumluların belirlenerek
cezalandırılmalarını sağlayacak tam ve etkili bir soruşturmayı kapsar.(Bak.
18.12.1996 tarihli Aksoy-Türkiye kararı,raporlar 1996-VI,sayfa 2287,par.98)
67. Mahkeme, serbest bırakılmasından sonra bay Tekin’in Cumhuriyet Savcısı
bay Altun’a kötü muameleden şikayette bulunduğunu belirtir. Ancak cumhuriyet
savcısı bu şikayetle ilgili herhangi bir işlem yapmamıştır. Başvuranın müracaatının
Komisyonca Hükümete iletilmesi üzerine, 10 ay sonra başvuranın iddialarıyla ilgili
soruşturma başlatılmıştır. Bundan başka soruşturma açıldıktan sonra bile subay
Altın’ın ifadesinin alınması için dört ay daha geçmiş, bay Tekin’e kötü muamele
yapmakla suçlanan her iki subay hakkında 4 Mayıs 1994’te dava açmak için yeterli
delil olmadığı kararından önce kumandan Çitil’in dinlenmesi için hiçbir teşebbüste
buulunulmamıştır.(Bak.par.16-18) Tam bir yıl sonra görevsizlik kararı verilerek
soruşturma Derik İlçe İdare Kuruluna devredilmiş, 14 Temmuz 1995 de Hükümetin
talebiyle nihayet Kumandan Çitil’in ifadesi alınmıştır. (Bak par.20-21).
68. Mahkeme bu soruşturmanın 13.maddenin gereklerini karşılayacak biçimde
tam ve etkin bir soruşturma olarak tanımlanabileceği kanısında değildir.
Mahkeme belirtirki, başvuranın olağanüstü hal bölgesindeki iç hukuk yollarının
işleyişinin incelenmesi istemi bu bağlamda herhangi bir karara ulaşmasını
sağlayacak
delillerin
Komisyonca
oluşturulmamış
olması
nedeniyle
incelenememektedir.
69. Sonuç olarak, 13.madde ihlal edilmiştir.
VII. SÖZLEŞMENİN 14 ve 18. MADDELERİNİN İHLAL
EDİLDİĞİ İDDİASI.
70. Başvuran Kürd kökeni nedeniyle, ileri sürülen Sözleşmedeki haklarının
ihlalinin ayırımcılıktan ileri geldiğini bununda 14.maddenin ihlali olduğunu
bildirmiştir. Söz konusu maddenin aşağıdaki şekilde kaleme alınmıştır.
“Bu Sözleşmede tanınan hak ve özgürlüklerden yararlanma,cinsiyet, ırk, renk,
dil, din, siyasal veya diğer kanaatler, ulusal veya sosyal köken, ulusal bir azınlığa
mensupluk, servet, doğum veya herhangi bir durum bakımından hiçbir ayırımcılık
yapılmadan sağlanır.”
Ayrıca,başvuran kendisine yapılan muamelenin devletin onayladığı bir
uygulama olup,
“Bu Sözleşmenin hükümleri gereğince, sözü edilen hak ve özgürlüklere
getirilen sınırlamalar ancak öngörülen amaçlar için uygulanabilir.”
Şeklindeki 18.maddenin ihlali olduğunu iddia etmiştir.
71. Hükümet bu iddiaların olgulara dayanmadığını bildirmiştir.
72. Komisyon, başvuranın bu iddialarını sunulan delillerin ışığında incelemiş ve
dayanaksız bulmuştur.
73. Mahkeme, Komisyonun tesbit ettiği olaylara dayanarak, söz konusu
Sözleşme hükmünün ihlali iddiasını haklı çıkaracak herhangi bir delil bulamadı.
Bu nedenlerle Sözleşmenin 14. ve 18.maddeleri ihlal edilmemiştir.
VIII. SÖZLEŞMENİN 50.MADDESİNİN UYGULAANMASI.
74.Başvuran:
“Mahkemenin kararı,bir yüksek akit tarafından adli makamları veya resmi bir
makam tarafından alınmış olan bir kararın veya vaz’edilmiş bulunan bir tedbirin
işbu Sözleşmeden doğan mükellefiyetlere tamamen veya kısmen aykırı olduğunu
beyan ederse, ve eğer mezkür akid tarafın dahili mevzuatı bu kararın veya
tedbirlerin neticelerini ancak kısmen izaleye müsaitse,Mahkeme kararında, buna
mahal varsa, hakkaniyete uygun bir surette tarafı tatmin eder”
şeklindeki Sözleşmenin 50.maddesi uyarınca tazminat talebinde bulunmuştur.
A. Zarar.
75. Başvuran manevi tazminat olarak 25 000,maddi zararları için de 25 000
İngiliz sterlini talep etmiştir.
76. Hükümet, Mahkemenin Sözleşmenin ihlal edildiğini kabul etmesi halinde,
bunun başvuru için yeterli bir tatmin olacağını bildirmiştir.
77. Sözleşmenin 3. ve 13.maddelerinin ihlal edilmiş bulunmasını dikkate alarak,
Mahkeme manevi tazminata hükmedilmesi gerekliliğini düşünmektedir. Türkiyede
ki yüksek enflasyon oranı gözönüne alınarak, paranın ödendiği tarihteki kur
üzerinden Türk Lirasına çevrilmek üzere, tazminatı İngiliz Sterlini üzerinden
(Bak.Selçuk –Asker kararı par.115) 10 000 İngiliz Sterlini olarak hükmeder.
78. Mahkeme maddi tazminat talebini reddeder. (Bak.Selçuk-Asker kararı
par.119)
B. Avukatlık ücreti ve Harcamalar.
79. Başvuran Mahkeme ve Komisyon önündeki işlemler için avukatlık
ücreti ve harcamalarla ilgili toplam 19 770 İngiliz paundu talep etmiştir.Bu miktar
Avrupa Konseyinden alınan hukuki yardımı da içermektedir.
80. Hükümet sadece tamamen belgelendirilen harcama ve masraflara
hükmedilebileceğini, başvuran talep ettiği idari destek priminin Devletçe ödenebilir
olmadığını bildirmiştir.
81. Mahkeme hakkaniyet uyarınca ödenmesi gerektiğinde katma değer
vergisiyle birlikte avukatlık ücreti ve harcamalar olarak 15 000 ingiliz paunduna
hükmeder.
C. Gecikme faizi.
82. Mahkemede ki bilgilere göre bu kararın alındığı tarihte Birleşik Krallıkta
geçerli olan yasal faiz oranı yıllık % 8 dir.
BU GEREKÇELERLE MAHKEME :
1. Oybirliğiyle Sözleşmenin 2.maddesinin ihlal edilmediğine,
2. Altıya karşı üç oyla Sözleşmenin 3.maddesinin ihlal edildiğine,
3. Sekize karşı bir oyla,Sözleşmenin 5/1. Ve 6/1. Maddeleriyle ilgili
şikayetlerin incelenmesine gerek bulunmadığına,
4. Oybirliğiyle Sözleşmenin 10.maddesinin ihlal edilmediğine,
5. Yediye karşı iki oyla, Sözleşmenin 13.maddesinin ihlal edildiğine,
6. Oybirliğiyle Sözleşmenin 14 ve 18.maddelerinin ihlal edilmediğine,
7. Sekize karşı bir oyla davalı Devletin üç ay içersinde aşağıda
gösterilen meblağları başvurana ödemesine,
a) Manevi tazminat olarak 10 000ingiliz paundu ödeme günündeki kur
üzerinden Türk lirasına çevrilerek,
b) Masraf ve harcamalar için 15 000 ingiliz paundu tahakkuk etmesi
halinde katma değer vergisiyle birlikte,
c) Yukarıda belirtilen üç aylık sürenin geçirilmesi halinde ödeme tarihine kadar
yıllık %8 oranında basit faiz ödenmesine,
8. Geriye kalan tazminat taleplerinin oybirliğiyle reddine,
Karar vermiştir.
NOT: Yargıçlar Gölcüklü, Toumanov ve De Meyer makul süpheden ari bir
şekilde ispat edilmediğinden 3. maddenin ihlalinin olmadığına,
Ayrıca De Meyer, Sözleşmenin 6/1 ve 28. maddesinin ihlâl edildiğine dair
karara,
muhalefet şerhi vermişlerdir.
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 14.07.2026. · Źródło