22766/04

WyrokETPCz2009-06-30ECLI:CE:ECHR:2009:0630JUD002276604

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy skazanie skarżącego za zorganizowanie strajku głodowego i rozpowszechnianie broszur w celu zwrócenia uwagi na warunki w więzieniach stanowiło nieproporcjonalną ingerencję w jego wolność wyrażania opinii, naruszając art. 10 Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że wolność wyrażania opinii jest podstawą społeczeństwa demokratycznego i obejmuje również informacje i idee, które mogą szokować lub niepokoić. Działania skarżącego miały na celu podniesienie świadomości publicznej na temat kwestii będącej przedmiotem debaty społecznej, bez nawoływania do przemocy. Trybunał stwierdził, że skazanie, nawet zamienione na grzywnę, było nieproporcjonalne do zamierzonego celu i nie było „konieczne w społeczeństwie demokratycznym”, co doprowadziło do naruszenia art. 10 Konwencji.
Stan faktyczny
Skarżący, İsmail Kara, prezes stowarzyszenia „Anadolu TAYAD” w Stambule, w listopadzie 2000 r. podjął decyzję o zorganizowaniu strajku głodowego i rozpowszechnianiu broszur w celu wsparcia więźniów protestujących przeciwko przeniesieniu do więzień typu F. W grudniu 2002 r. został skazany przez Sąd Karny w Üsküdar na sześć miesięcy pozbawienia wolności, zamienione na grzywnę, za organizowanie strajku głodowego i rozpowszechnianie broszur. Sąd Kasacyjny podtrzymał ten wyrok w listopadzie 2003 r.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: 1. Uznaje skargę dotyczącą art. 10 Konwencji za dopuszczalną, a pozostałe skargi za niedopuszczalne. 2. Stwierdza naruszenie art. 10 Konwencji. 3. Stwierdza, że niniejszy wyrok stanowi wystarczające zadośćuczynienie za szkodę niemajątkową poniesioną przez skarżącego. 4. Zasądza, że Państwo Pozwane ma zapłacić skarżącemu, w ciągu trzech miesięcy od daty uprawomocnienia się wyroku, następujące kwoty, przeliczone na liry tureckie według kursu wymiany obowiązującego w dniu płatności, wolne od wszelkich podatków: a) 313 (trzysta trzynaście) euro tytułem szkody majątkowej; b) 2300 (dwa tysiące trzysta) euro tytułem kosztów i wydatków. 5. Oddala pozostałe roszczenia o słuszne zadośćuczynienie.

Pełny tekst orzeczenia

CONSEIL   AVRUPA   DE L’EUROPE   KONSEYĐ   AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ   ĐKĐNCĐ DAĐRE   KARA - TÜRKĐYE DAVASI   (Baꢀvuru no: 22766/04)   KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ   STRAZBURG   Haziran 2009   Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecektir. ꢁekli   düzeltmelere tabi olabilir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2009. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   USUL   Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (22766/04) no’lu davanın nedeni T.C. vatandaꢀı   Đsmail Kara’nın (baꢀvuran) 2 Haziran 2004 tarihinde Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne   Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına iliꢀkin Sözleꢀme’nin (Avrupa Đnsan   Hakları Sözleꢀmesi - AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapmıꢀ olduğu baꢀvurudur.   Baꢀvuran Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi (AĐHM) önünde Đstanbul Barosu avukatlarından   S. Yılmaz tarafından temsil edilmektedir.   OLAYLAR   I. DAVANIN KOꢁULLARI   Baꢀvuran 1953 doğumlu olup Đstanbul’da ikamet etmektedir.   Baꢀvuran, « Anadolu TAYAD » derneğinin (« Anadolu Tutuklu ve Hükümlü Aileleri   Yardımlaꢀma Derneği, bundan böyle « dernek» olarak tanımlanacak) baꢀkanıdır.   Kasım 2000 tarihinde, F tipi cezaevlerine nakledilmelerini protesto etmek üzere o   dönemde açlık grevi baꢀlatan tutukluları desteklemek amacıyla derneğin yönetim kurulu, 1   Aralık 2000 tarihinden itibaren üyelerinin de belirli olmayan bir süre için açlık grevine   baꢀlamalarına karar vermiꢀtir.   Aralık 2000 tarihinde dernek bir broꢀür dağıtmıꢀtır.   Aralık 2000 tarihinde polis, derneğin almıꢀ olduğu bu kararı yerinde tespit etmek üzere   dernek binasına geldiğini bildiren bir tutanak düzenlemiꢀtir.   Üsküdar Savcılığı 8 Aralık 2000 tarihli yazısında, baꢀvuranı ifade vermeye çağırmıꢀtır.   ꢁubat 2001 tarihinde hazırlanan iddianamede savcılık, baꢀvuranın da içerisinde   bulunduğu bazı kiꢀiler hakkında 2908 sayılı dernekler kanunu temelinde bir cezai kovuꢀturma   baꢀlatmıꢀtır. Savcılık, iddianamesinde özellikle derneğin F tipi cezaevlerinin açılmasını   protesto eden tutuklulara destek vermek üzere açlık grevi baꢀlatma kararını ve üyelerinin   broꢀür dağıtmasını ön plana çıkarmıꢀtır.   Üsküdar Ceza Mahkemesi (bundan böyle « mahkeme » olarak tanımlanacak), 27 Nisan   tarihli duruꢀmada bir avukat tarafından temsil edilmeyen baꢀvuranı dinlemiꢀtir.   Baꢀvuran, iddianamenin, derneğin 29 Kasım 2000 tarihinde aldığı kararın ve 4 Aralık 2000   tarihli tutanağın okunmasından sonra kendisine yöneltilen iddiaları kabul etmiꢀtir.   Mahkeme, baꢀvuranın gıyabında 21 Eylül ve 7 Aralık 2001 ve yine 5 Nisan, 14 Haziran,   Ağustos ve 8 Kasım 2002 tarihlerinde bir duruꢀma gerçekleꢀtirmiꢀtir.   Baꢀvuranın gıyabında görülen 27 Aralık 2002 tarihli duruꢀmada, savcılık esas üzerinden   taleplerini bildirmiꢀ ve iddianamesini tekrarlamıꢀtır.   sayılı kanunun 37. maddesinin 1. fıkrası temelinde 27 Aralık 2002 tarihinde verdiği   kararda mahkeme, baꢀvuranı 29 Kasım 2000 tarihinde açlık grevi organize etmek ve broꢀür   dağıtmak suçlarından altı ay hapis cezasına mahkûm etmiꢀ ve daha sonra bu cezayı   560 000 Türk Lirası (TRL) para cezasına çevirmiꢀtir.   Temmuz 2003 tarihinde Yargıtay’a sunduğu adil yargılama ve dernekler kanunuyla ilgili   ek layihasına atıfta bulunan baꢀvuran bu kararın bozulmasını talep etmiꢀtir. Baꢀvuran   itirazında böyle bir broꢀürün herhangi bir ꢀahıs tarafından yayınlanmıꢀ olabileceğini ileri   sürmüꢀtür.   Yargıtay, 18 Kasım 2003 tarihli kararında temyiz edilen kararı onamıꢀ ve bu kararını 19   Aralık 2003 tarihinde Üsküdar Ceza Mahkemesi kalemine göndermiꢀtir.   HUKUK   I. AĐHS’NĐN 7, 10 VE 11. MADDELERĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI   HAKKINDA   Baꢀvuran, açlık grevi baꢀlatma kararı alması ve broꢀür dağıtması yüzünden ceza   mahkemesi tarafından mahkûm edilmesinin ifade özgürlüğü ve dernek kurma hakkına   müdahale teꢀkil ettiğini ileri sürmektedir. Bu bağlamda AĐHS’nin 7, 10 ve 11. maddelerine   atıfta bulunmaktadır.   AĐHM, baꢀvuranın atıfta bulunduğu olayların daha ziyade AĐHS’nin 10. maddesinin   uygulama alanına girdiği kanaatindedir (Türkiye aleyhine Karademirci ve diğerleri, no   37096/97 ve 37101/97, prg. 25-26, CEDH 2005-I). Bu nedenle AĐHM, baꢀvuranın   ꢀikâyetlerini yalnızca 10. madde bakımından inceleyecektir:   Hükümet, baꢀvuranın savına karꢀı çıkmaktadır.   A. Kabuledilebilirliğe iliꢀkin   Hükümet, iç hukuk yollarının tüketilmediğini iddia etmekte ve baꢀvurunun kabuledilemez   olduğunu savunmaktadır. Hükümet, baꢀvuranın AĐHS’nin 10. maddesiyle ilgili ꢀikâyetini   ulusal mahkemeler önünde dile getirmediğini ileri sürmektedir.   Baꢀvuran, bu konuda görüꢀ bildirmemiꢀtir.   AĐHM, 7 Temmuz 2003 tarihinde Yargıtay’a sunduğu ve adil yargılama, dernekler kanunu   ve özetle ifade özgürlüğüne atıfta bulunduğu ek layihasında baꢀvuranın verilen kararın   bozulmasını talep ettiğini kaydetmektedir. Bu itibarla, baꢀvuran AĐHM önünde dile getirdiği   bu ꢀikâyeti ulusal mahkemeler önünde de dile getirmiꢀtir. Bunun nedenle, Hükümetin   iddiasını reddetmek uygun olacaktır.   AĐHM, bu ꢀikâyetin AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı anlamında açıkça dayanaktan   yoksun olmadığını ve baꢀka bir kabuledilemezlik gerekçesi bulunmadığını tespit etmektedir.   Dolayısıyla, ꢀikâyetin kabuledilebilir ilan edilmesi uygun olacaktır.   B. Esasa iliꢀkin   1. Bir müdahale olup olmadığı hakkında   Baꢀvuran, baꢀkanı olduğu dernek tarafından alınan bir karar nedeniyle kendisinin ceza   mahkemesince mahkûm edilmesinin ifade özgürlüğü hakkına müdahale teꢀkil ettiğini ileri   sürmektedir. Hükümet, durumun böyle olmadığını savunmaktadır. Baꢀvuran gibi AĐHM de   ihtilaflı müdahalenin ilgili ꢀahsın ifade özgürlüğüne müdahale teꢀkil ettiği kanaatini   taꢀımaktadır.   2. Müdahalenin meꢀruiyeti hakkında   Böyle bir müdahalenin 10. maddeyle uyumlu olması için, “yasayla öngörülmesi”,   maddenin 2. paragrafında yer alan meꢀru amaçların birine veya birkaçına hizmet etmesi ve bu   amaçlara ulaꢀmak için “demokratik bir toplumda gerekli ” görülmesi ꢀarttır.   a) « Yasayla öngörülme »   AĐHM, ceza mahkûmiyetinin 2908 sayılı kanunun 37. maddesinin 1. fıkrasına   dayandırılmasına baꢀvuranın karꢀı çıkmadığını kaydetmektedir. Dolayısıyla AĐHM, ihtilaflı   mahkûmiyetin yasal temele dayandığını not etmektedir.   b) Meꢀru amaç   Hükümet, müdahalenin kamu düzenini korumayı ve baꢀkalarının sağlığını korumayı   amaçladığını savunmaktadır. Baꢀvuran, bu konuda görüꢀ bildirmemektedir. AĐHM,   Hükümetin kamu düzenini koruma görüꢀüne katılmaktadır.   c) « Demokratik bir toplumda gereklilik »   Hükümet, baꢀvuranın derneğinin tutuklu ve hükümlülerin aileleri arasında karꢀıklıklı   yardımlaꢀma ve dayanıꢀma kurulmasını amaçladığını açıklamaktadır. Dernek, bu insanlara   ekonomik, sosyal, kültürel ve hukuki destek vermeyi ve sağlık ihtiyaçlarını karꢀılamayı   önermektedir. Hükümet, baꢀvuranın dernek adına açlık grevi baꢀlatma kararı alarak ve bunu   uygulamaya koyarak tutukluların açlık grevi yapmasını teꢀvik ettiğini ve onların hayatlarını   tehlikeye attığını savunmaktadır. Hükümet ayrıca, ilgili ꢀahısın dernekler kanununa aykırı   hareket ettiğini ileri sürmekte ve baꢀvurana verilen cezanın izlenen amaçla orantılı olduğunu ve   ceza mahkûmiyetinin daha sonra para cezasına dönüꢀtürüldüğünü kaydetmektedir.   Baꢀvuran, iddialarını tekrarlamaktadır.   Bu durumda, baꢀvuranın mahkûmiyetinin « demokratik bir toplumda gerekli » olup   olmadığının belirlenmesi gerekmektedir. Bu konuda AĐHM, özellikle Türkiye aleyhine Yalçın   Küçük (no 28493/95, prg. 37, 5 Aralık 2002), Birleꢀik Krallık aleyhine Sunday Times (no 1)   (26 Nisan 1979, prg. 62, seri A no 30), Türkiye aleyhine Öztürk ([GC], no 22479/93, prg. 64,   CEDH 1999-VI) ve Norveç aleyhine Nilsen ve Johnsen ([GC], no 23118/93, prg. 43, CEDH   1999-VIII) kararlarında 10. maddeyle ilgili açıkladığı içtihadından doğan temel ilkeleri   hatırlatmaktadır.   AĐHM, böylece ifade özgürlüğünün demokratik bir toplumun asli temellerinden olup   toplumun ilerlemesinin ve her bireyin geliꢀmesinin baꢀlıca koꢀullarından birini oluꢀturduğunu   hatırlatmaktadır. AĐHS’nin 10. maddesinin 2. paragrafına tabi olmak kaydıyla bu özgürlük,   yalnızca olumlu karꢀılanan ya da zararsız veya önemsiz olarak algılanan ‘bilgi’ ve ‘fikirler’   için değil; ꢀok edici, zedeleyici yahut kaygı verici bilgi ve fikirler için de geçerlidir. Bunlar,   ‘demokratik toplumun’ vazgeçilmezleri olan çoğulculuğun, hoꢀgörünün ve açık fikirliliğin   gerekleridir.   AĐHS’nin 10. maddesinin 2. paragrafı anlamında ‘gerekli’ sıfatı ile ‘acil bir toplumsal   ihtiyacın’ varlığı kastedilmektedir. Genel anlamda ifade özgürlüğünün kullanılmasına yönelik   bir müdahalenin ‘gerekliliği’ ikna edici surette ortaya konulmalıdır. Kuꢀkusuz, müdahaleyi   haklı kılacak nitelikte bir ihtiyacın var olup olmadığını değerlendirmek ilk elde ulusal   mercilerin görevidir ve ulusal merciler bu konuda belli bir takdir payına sahiptir. Ancak bu   takdir hakkı, AĐHM’nin mevzuat ve mevzuatı uygulayan mercilerin kararları üzerinde   uyguladığı denetimiyle birlikte değerlendirilir.   Denetim yetkisini kullanırken AĐHM’nin görevi ulusal mahkemelerin yerini almak değil,   bu mahkemelerin müdahaleyi teꢀkil eden ‘kısıtlama’ ya da ‘cezalandırma’ kararlarının   AĐHS’nin 10. maddesiyle korunan ifade özgürlüğüyle bağdaꢀıp bağdaꢀmadığına iliꢀkin nihai   kararı vermektir. Bu maksatla AĐHM, sözkonusu müdahaleyi davanın bütünlüğü içinde   değerlendirmelidir (bakınız, diğerleri arasından, Avusturya aleyhine Lingens kararı, 8   Temmuz 1986, prg. 46, seri A no 103 ; Yunanistan aleyhine Rizos ve Daskas kararı, no   65545/01, prg. 44, 27 Mayıs 2004).   Mevcut davada AĐHM, 10. maddenin ‘herkese’ ifade özgürlüğü güvencesi sunduğunu ve   yine 10. maddenin bu özgürlüğün kullanılması noktasında güdülen amacın niteliğine göre ya   da gerçek veya tüzel kiꢀilerin oynadıkları role göre bir ayrım yapmadığını hatırlatmanın   faydalı olacağı kanaatindedir (Türkiye aleyhine Tapkan ve diğerleri kararı, no 66400/01, prg.   68, 20 Eylül 2007).   AĐHM, baꢀvuran hakkında verilen mahkûmiyet kararının ihtilaflı açlık grevi baꢀlatma ve   broꢀür dağıtma eylemleri bağlamında değerlendirilmesi gerektiği kanaatindedir. Bu bağlamda,   baꢀvuranın tutuklu ve hükümlü aileleri yardımlaꢀma derneği « Anadolu TAYAD » üyesi   olduğunu hatırlatmaya gerek yoktur. Olayın meydana geldiği dönemde, yeni cezaevi   rejiminde koğuꢀ yerine bir ila üç kiꢀilik yaꢀam birimleri öngören F tipi cezaevlerinin   kurulmasını protesto etmek amacıyla tutukluların açlık grevleri baꢀlattığı bilinmektedir   (Türkiye aleyhine Balyemez kararı, no 32495/03, prg. 24, 22 Aralık 2005 ; Türkiye aleyhine   Tekin Yıldız kararı, no 22913/04, prg. 16, 10 Kasım 2005). AĐHM, o dönemde kamuoyunun bu   olaylardan kitlesel medya organları yoluyla haberdar olduğunu not etmektedir. Baꢀvuran ve   diğer « Anadolu TAYAD » dernek üyeleri bu iki tip eylemi uygulamaya koyarak sadece   cezaevlerinde baꢀlatılan açlık grevleri ve F tipi cezaevlerinin kendi deyimleriyle içler acısı   durumdaki tutukluk koꢀulları hakkında kamuoyunun duyarlılığını artırmayı amaçlamıꢀlardır.   Oysa burada, baꢀvuran baꢀkalarını açlık grevi yapmaya veya ꢀiddet uygulamaya ya da silahlı   direniꢀe ve ayaklanmaya teꢀvik etmemiꢀtir. Sadece aralarında yakın akrabasının da bulunduğu   tutuklularla dayanıꢀma içerisinde yapılan bu eylemler vasıtasıyla Türk toplumunun   gündeminde olan bir konu üzerinde kamuoyunun duyarlılığını artırmak istemiꢀtir.   AĐHM, baꢀvuranın daha sonra para cezasına çevrilen hapis cezası mahkûmiyetini   dosyadaki tüm unsurlar ıꢀığında incelemiꢀ ve demokratik bir toplumda ifade özgürlüğünün   çok önemli bir yeri olması dolayısıyla bu mahkûmiyetin « demokratik bir toplumda » gerekli   olmadığı kanaatine varmıꢀtır. Özellikle, kullanılan yöntemler izlenen amaca göre orantısızdır.   Bu itibarla AĐHM, AĐHS’nin 10. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmaktadır.   II. AĐHS’NĐN 6. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA   Baꢀvuran, kendisine yöneltilen iddialar hakkında bilgilendirilmediğinden ꢀikâyetçi   olmaktadır. Baꢀvuran, yasal haklarının kendisine hatırlatılmadığını ve özellikle mali   durumunun yetersiz olması dolayısıyla kendisine resen bir avukat tayin edilmediğini ve bu   yüzden avukat yardımı alamadığını ileri sürmektedir. Baꢀvuran ayrıca, ulusal mahkemelerin   gerekçesiz karar verdiklerini savunmaktadır. Son olarak baꢀvuran, ceza mahkemesinin   bağımsız ve tarafsız olmadığını, zira iddia makamı ve hakim heyetinin aynı platform üzerinde   oturmalarına karꢀın kendisinin sanık olarak ayrı bir yerde ve ayakta bekletildiğini böylece   iddia makamının hakim heyetine dahilmiꢀ gibi gösterildiğini oysa ki o makamın savcılığı   temsil ettiğini ve ayrı oturması gerektiğini ileri sürmektedir. Bu gerekçeyle baꢀvuran   AĐHS’nin 6. maddesine atıfta bulunmaktadır.   A. Kabuledilebilirliğe iliꢀkin   1. Gerekçenin olmayıꢀı   Baꢀvuran, ulusal mahkemelerin gerekçesiz karar verdiklerini iddia etmekte ve AĐHS’nin 6.   maddesinin 1. paragrafına atıfta bulunmaktadır.   AĐHM, ceza mahkemesinin verdiği mahkûmiyet kararında, baꢀvuranın baꢀkan olma   sıfatıyla açlık grevi organize etme ve broꢀür dağıtma eylemlerinden dolayı mahkûm   edildiğinin açık bir ꢀekilde görüldüğünü not etmektedir. Ayrıca Yargıtay, kanuni hüküm   verirken baꢀvuranın dile getirdiği her argümana detaylı olarak cevap vermek durumunda   değildir.   Bunun sonucu olarak, bu ꢀikâyet, desteklenmediği ve AĐHS’nin 35. maddesinin 3 ve 4.   maddeleri uyarınca açıkça dayanaktan yoksun olduğu için reddedilmelidir.   2. Bağımsız ve tarafsız mahkeme   Baꢀvuran, iddia makamının hakim heyetiyle aynı platformda oturması dolayısıyla ceza   mahkemesinin bağımsız ve tarafsız olmadığını ileri sürmekte ve AĐHS’nin 6. maddesinin 1.   paragrafına atıfta bulunmaktadır.   AĐHM, baꢀvuranın bu ꢀikâyeti ulusal mahkemeler önünde dile getirmediğini ve ilk olarak   burada açıkladığını tespit etmektedir.   Dolayısıyla bu ꢀikâyet AĐHS’nin 35. maddesinin 1 ve 4. paragrafları bağlamında iç hukuk   yolları tüketilmediği için reddedilmelidir.   3. AĐHS’nin 6. maddesine dayandırılan diğer ꢀikâyetler   Baꢀvuran, ilk önce yasal haklarının kendisine hatırlatılmadığını ve özellikle maddi   durumunun yetersiz olması dolayısıyla resen tayin edilmesi gereken bir avukat yardımından   yararlanamadığını ileri sürmektedir. Baꢀvuran, kendisine yöneltilen iddialar hakkında   bilgilendirilmediğinden ꢀikâyetçi olmakta ve ceza mahkemesi önünde savunma yazısını sunma   imkânı bulamadığını kaydetmektedir. Baꢀvuran, AĐHS’nin 6. maddesinin 1 ve 3. paragraflarına   atıfta bulunmaktadır.   Hükümet, derneğin almıꢀ olduğu kararı yerinde tespit etmek ve bir tutanak düzenlemek   üzere polisin dernek binasına geldiğini kaydetmektedir.   Baꢀvuran, ifadesi alınmak üzere savcılığa çağırılmıꢀ ve daha sonra hakkında bir iddianame   hazırlanmıꢀtır. Üsküdar Ceza mahkemesi önünde 27 Nisan 2001 tarihinde görülen ilk   duruꢀmada iddianame okunmuꢀtur. Bu iddianamede ihtilaflı olayların yer ve tarihleri   açıklanmıꢀ, uygulanacak kanun maddeleri belirtilmiꢀtir. Üstelik, Hükümet aynı duruꢀmada   baꢀvuranın kendisine isnad edilen suçları kabul ettiğini bildirmektedir. Hükümet ayrıca ilgili   ꢀahsın kendisine resen hukuki yardım sağlanması için gerekli koꢀulları haiz olduğunu, ancak   baꢀvuranın hiçbir zaman böyle bir talepte bulunmadığını kaydetmektedir. Hükümet, ceza   mahkemesi önünde görülen ilk duruꢀmalar sırasında bir avukat tarafından temsil edilmeyen   baꢀvuranın kendisini tek baꢀına avukat yardımı olmaksızın savunacağını bildirdiğini, ancak   daha sonraki duruꢀmalara katılmadığını belirtmektedir.   Baꢀvuran bu konuda görüꢀ bildirmemiꢀtir.   AĐHM, baꢀvuran aleyhine Üsküdar Ceza Mahkemesi önünde bir cezai kovuꢀturma   baꢀlatıldığını ve baꢀvuranın 27 Nisan 2001 tarihli duruꢀmada dinlendiğini tespit etmektedir.   Bu konuyla ilgili olarak ve Hükümetin görüꢀleri ıꢀığında AĐHM, 28 Ekim 2008 tarihinde   gönderdiği mektupta baꢀvurana özellikle kendisi aleyhine yürütülen yargılama sırasında hangi   nedenlerle avukat yardımı istemediğini ve hangi gerekçelerle hukuki yardım talep etmediğini   sormuꢀtur. Öte yandan AĐHM, baꢀvuranın Üsküdar Ceza Mahkemesi önünde görülen   duruꢀmalardan haberdar olmadığı varsayımından yola çıkarak ; mahkemenin verdiği bu   kararın bir suretini sonradan elde edebileceğini ve müteakiben Yargıtay’a baꢀvurabileceğini   bildiği halde kendisine niçin bunu yapmadığını sormuꢀ ancak baꢀvurandan yine bir cevap   alamamıꢀtır.   Sonuç olarak, AĐHM’nin bilgi taleplerine baꢀvurandan cevap gelmemesi nedeniyle   sözkonusu ꢀikâyetlerin AĐHM tarafından incelenmesi mümkün olmayacaktır. Ayrıca AĐHM,   baꢀvuranın bu ꢀikâyetlerde ısrar etmediği kanaatini taꢀımaktadır.   Dolayısıyla, baꢀvurunun bu kısmı açıkça dayanaktan yoksun olduğundan AĐHS’nin 35.   maddesinin 3 ve 4. paragrafları uyarınca reddedilmelidir.   III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA   A. Tazminat   Baꢀvuran 5.000 Euro manevi tazminat ve para cezası olarak ödemiꢀ olduğu 547.600.000   TL’yi (yaklaꢀık 313 Euro) talep etmektedir. Baꢀvuran buna iliꢀkin makbuzu sunmaktadır.   Hükümet bu miktara karꢀı çıkmaktadır.   Baꢀvuranın daha sonradan para cezasına çevrilen mahkumiyeti nedeniyle AĐHS’nin 10.   maddesinin ihlal edildiği sonucuna varan AĐHM 313 Euro’ya tekabül eden sözkonusu   meblağın baꢀvurana verilmesi kanaatindedir. AĐHM mevcut kararın kendisinin baꢀvuranın   uğradığı manevi zararın giderilmesi bakımından baꢀlı baꢀına bir adil tatmini oluꢀturduğunu   kaydetmektedir.   B. Yargılama masraf ve giderleri   Baꢀvuran iç hukukta yapmıꢀ olduğu yargılama giderleri için 1.500 Euro ve AĐHM   nezdindeki giderler için 7775 Euro talep etmektedir. Baꢀvuran tercüme masrafları için 250   Euro talep etmekte, fakat herhangi bir belge sunmamaktadır. Baꢀvuran yalnızca avukatı ile   yapılan avukatlık sözleꢀmesini iletmektedir.   Hükümet bu miktarların doğruluğuna itiraz etmektedir.   AĐHM’nin yerleꢀik içtihadına göre bir baꢀvuran gerçekliğini, gerekliliğini kanıtladığı   makul miktarlardaki yargı giderlerini elde edebilir. Bu baꢀvuruda mahkemeye sunulan deliller   ve sözü edilen kıstaslar ıꢀığında AĐHM, baꢀvuranın ulusal mahkemeler önünde yapmıꢀ olduğu   yargılama giderlerine iliꢀkin talebini reddetmekte, AĐHM nezdinde yapılan yargılama masraf   ve giderleri için baꢀvurana 2.300 Euro ödenmesini uygun görmektedir.   C. Gecikme faizi   Gecikme faizi Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı orana   üç puanlık bir artıꢀ eklenerek belirlenecektir.   BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM, OYBĐRLĐĞĐYLE,   1. Baꢀvuranın AĐHS’nin 10. maddesi hakkındaki ꢀikayetinin kabuledilebilir, bunun dıꢀında   kalan ꢀikayetlerin kabuledilemez olduğuna;   2. AĐHS’nin 10. maddesinin ihlal edildiğine;   3. Mevcut kararın kendisinin baꢀvuranın uğradığı manevi zararın giderilmesi bakımından   baꢀlı baꢀına bir adil tatmini oluꢀturduğuna;   4. a) AĐHS’nin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinleꢀtiği tarihten itibaren üç ay içinde,   ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Türk Lirası’na çevrilmek üzere, her türlü vergiden   muaf tutularak Savunmacı Devlet tarafından:   i. baꢀvurana 313 (üç yüz on üç ) Euro maddi tazminat ödenmesine;   ii. yargılama masraf ve giderleri için baꢀvurana 2 300 (iki bin üç yüz) Euro   ödenmesine;   b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet   tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan   fazlasına eꢀit oranda basit faiz uygulanmasına;   5. Adil tatmine iliꢀkin diğer tüm taleplerin reddine;   KARAR VERMĐꢁTĐR.   Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıꢀ ve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.   paragraflarına uygun olarak 30 Haziran 2009 tarihinde yazılı olarak bildirilmiꢀtir.   9

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło