22880/93
WyrokETPCz1998-09-23ECLI:CE:ECHR:1998:0923JUD002288093
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
Czy skarżąca wyczerpała krajowe środki odwoławcze w kontekście zarzutów dotyczących bezprawnego zabójstwa i braku skutecznego dochodzenia, zgodnie z art. 26 Konwencji?Ratio decidendi
Trybunał uznał, że skarżąca nie wyczerpała krajowych środków odwoławczych, co stanowiło przeszkodę w merytorycznym rozpatrzeniu skargi. Stwierdzono, że postępowanie karne przeciwko żołnierzowi oskarżonemu o zabójstwo męża skarżącej było w toku (na etapie apelacji), a skarżąca miała możliwość aktywnego uczestnictwa w nim, w tym dochodzenia odszkodowania, czego nie uczyniła lub nie uzasadniła braku działania. Ponadto, Trybunał podkreślił istnienie alternatywnych dróg cywilnych i administracyjnych w celu uzyskania zadośćuczynienia, z których skarżąca również nie skorzystała w przewidzianym terminie. W ocenie Trybunału, władze krajowe nie pozostawały bierne, a prowadzone dochodzenie nie było na tyle nieskuteczne, by zwalniać skarżącą z obowiązku wyczerpania tych środków.Stan faktyczny
Skarżąca, Gülten Aytekin, jest obywatelką Turcji. Jej mąż, Ali Rıza Aytekin, został zastrzelony 24 kwietnia 1993 roku przez żołnierza Tuncaya Deniza na punkcie kontrolnym w Turcji. Skarżąca twierdziła, że zabójstwo było bezprawne, a władze nie przeprowadziły skutecznego dochodzenia. Władze krajowe wszczęły postępowanie karne przeciwko żołnierzowi, które doprowadziło do jego skazania za nieumyślne spowodowanie śmierci, a sprawa była w toku apelacyjnym w momencie rozpatrywania skargi przez ETPCz.Rozstrzygnięcie
Trybunał, jednomyślnie, stwierdza, że nie może rozpatrywać istoty sprawy, ponieważ krajowe środki odwoławcze nie zostały wyczerpane.Pełny tekst orzeczenia
CONSEIL DE
L'EUROPE
AVRUPA
KONSEYİ
AVRUPA İNSAN HAKLARI DİVANI
AYTEKİN TÜRKİYE - DAVASI
(102/1997/886/1098)
KARAR
STRAZBURG Eylül 1998
Bu kararın 1998 Hüküm ve Karar Raporlarında son haliyle yeralmasından önce
editör tarafından revizyona tabi tutulması söz konusudur. Bu raporları diğer sayfada
belirtilen bazı ülkelerin temsilcileri ile birlikte dağıtımını da üstlenecek olan
yayıncı Carl Heymanns Verlag KG'den (Luxemburger StraBe 449, D-50939 Köln),
temin etmek mümkündür.
Temsilcilerin Listesi
Belçika: Etablissements Emile Bruylant (rue de la Regence 67, B-1000 Bruxelles)
Lüksemburg: Librairie Promoculture (14, rue Duchscher (place de Paris), B.P.
1142, L-1011 Luxembourg-Gare)
Hollanda: B.V. Juridische Boekhandel & Antiquariaat A. Jongbloed & Zoon
(Noordeinde 39, NL-2514 GC La Haye/'s-Gravenhage) EYLÜL 1998 TARİHLİ AYTEKİN KARARI
ÖZET1
Daire Tarafından Sunulan Karar
Türkiye-Başvuru sahibinin eşinin, kontrol noktasında bir asker tarafından yasa dışı
olarak öldürülmesi ve yetkililerin etkili bir araştırma yapmamış olması iddiası
HÜKÜMET'İN ÖN İTİRAZI (İç hukuk yollarının tüketilmemiş olması)
Hükümetin
Divan önünde itirazlarını sunması engellenmemiştir. -
Yetkililerin, kabul edilebilirlik safhasında başvuranın eşini öldürmekle suçlanan
askere karşı iç hukuk prosedüründeki gelişmeler konusunda Komisyon'a çok az
______________________________________________________________________________________________________________
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 1998. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür
Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve
yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür
Yardımcılığı’na atıfta bulunmak suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.
ayrıntı sunmasına rağmen, yine de makul olarak, bu noktada itirazlarını
sunabilecekleri düşünülebilir- buna ek olarak, başvuran, hiçbir aşamada müdahil
olarak davaya katılma kararı da dahil olmak üzere, suçlanan askere karşı açılan
davaya aktif olarak katıldığını Komisyon'a bildirmemiştir.- bu faktör davasının
kabulü konusunda ağır basmalıdır.
Etkili hukuk yolları hususunda Divan'ın içtihat hukuku tekrarı.
Suçlanan asker hakkında yapılan tahkikat daha sonra, görevi aşarak işlenen
kasten adam öldürme davası ile sonuçlanmıştır-gerçekte suçlanan er hakkındaki
dava başvuru sahibinin Komisyon'a başvurusunu takip eden ay içinde devam
etmekte idi. - er daha sonra kasıtsız adam öldürmek suçundan ceza mahkemesi
tarafından mahkum edilmiştir-karara karşı başvuranın temyiz başvurusu halen
incelenmektedir-savcı da er hakkında verilen ceza hafif olduğu için temyize
başvurmuştur-ayrıca, erin mahkumiyeti açısından, başvuranın er ya da üstleri
hakkında haksız fiil davası açmak için mantıklı sebeplerinin olduğu
düşünülmelidir- ne, ceza davasında müdahil olduğunu açıklaması sırasında
başvuranın suçlanan erden tazminat talebinde bulunmamasının nedeni, ne de
tazminat için yetkililer hakkında idare hukuku davası açmamasının sebebi hakkında
hiçbir açıklama yapılmamıştır-bütün bunlar gözönüne alındığında yetkililerin
başvuru sahibinin eşinin öldürülmesi hususunda pasif davrandıkları ya da iç hukuk
yollarına başvuruyu anlamsız kılacak etkili bir soruşturma yapılmadığı iddia
edilemez.
Medeni, idari ve ceza hukukundaki iç hukuk yollarının birleşimi ve
özellikle ceza hukuku prosedürünün eşin ölümünden doğan zararların tazmin
edilmesi konusundaki ümit verici beklentiler hususunda, Divan, başvuranın
durumunun aynı sorumlu devlete karşı davalarda başarıyla yeralarak iç hukuk
yollarını tüketme gereğinden azlonulan diğer başvuranların durumlarından farklı
olduğu görüşündedir.
Sonuç: İtiraz onanmıştır. (oybirliğiyle)
DİVAN'IN İÇTİHAT HUKUKU ATIFLARI
16.9.1996 tarihli Akdivar ve Diğerleri Türkiye'ye Karşı ; 18.12.1996 tarihli Aksoy
Türkiye'ye Karşı ; 28.11.1997 tarihli Menteş ve Diğerleri Türkiye'ye Karşı;
19.2.1998 tarihli Kaya Türkiye'ye Karşı 25.5.1998 tarihli Kurt Türkiye'ye Karşı;
28.7.1998 tarihli Ergi Türkiye'ye Karşı
----------------------------------
1.Raportör Dairenin bu özeti Divanı bağlamaz.
Aytekin Türkiye Davasında 1
İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına Dair Sözleşmenin
("Sözleşme") 43. maddesi ve Divan A2 Tüzüğünün ilgili hükümlerine uygun
şekilde Daire olarak toplanan aşağıda isimleri belirtilen Avrupa İnsan Hakları
Divanı,
Sn. R. Bernhardt, Başkan,
Sn. Thor Vilhjalmsson,
Sn. F. Gölcüklü,
Sn. F. Matscher,
Sn. G. Mifsud Bonnici,
Sn. B. Repik,
Sn. U. Lohmus,
Sn. E. Levits,
Sn. M. Voicu
ve ayrıca Sn. H. Petzold, Raportör, ve Sn. P. J. Mahoney, Raportör Vekili, Haziran ve 25 Ağustos 1998 tarihinde özel olarak görüşerek, belirtilen son
tarihte aldıkları kararı şöyle sunmuşlardır:
PROSEDÜR
1. Dava, Avrupa İnsan Hakları Komisyonu ("Komisyon") tarafından 29 Ekim 1997
tarihinde Sözleşmenin 32. maddesinin 1. paragrafı ve 47. maddesince belirlenen üç
aylık süre içinde Divan'a gönderilmiştir. Dava, bir Türk vatandaşı olan Bayan
Gülten Aytekin tarafından Sözleşmenin 25. maddesi gereğince 22 Ekim 1993
tarihinde Türkiye Cumhuriyeti'ne karşı Komisyon'a yapılan 22880/93 no'lu
başvurudan kaynaklanmaktadır.
Komisyon'un talebi 44. ve 48. maddelere ve de Türkiye'nin Divanın mecburi yargı
yetkisini tanıdığı bildiriye gönderme yapmıştır (madde 46). Talebin amacı, dava
gerçeklerinin davalı Devletin Sözleşmenin 2. ve 13. maddelerine bağlı
sorumluluklarının ihlalini ortaya koyup koymadığı hakkında bir karara varmaktır.
-----------------------
Raportörün Notları
1. Dava numarası 102/1997/886/1098'dir. İlk numara, davanın ilgili yılda (ikinci
numara) Divan'a gönderilen davalar listesindeki yerini gösterir. Son iki numara
Divanın kuruluşundan beri önüne getirilen davaların listesindeki yerini ve
Komisyona yapılan başvurulara karşılık gelen listedeki yerini belirtir.
2. Divan A Tüzüğü, Divan'a 9 nolu Protokolün yürürlüğe girdiği tarihten (1 Ekim
1994) önce Komisyon'a havale edilen ve bu Protokolün bağlamadığı ülkelerle ilgili
bütün davalara uygulanır. Sonradan birçok kez değiştirildiği üzere, 1 Ocak 1983
tarihinde yürürlüğe giren Tüzüğe karşılık gelmektedir.
2. Divan A Tüzüğünün 33/3 d'ye uygun olarak yapılan soruşturmaya cevaben,
başvuru sahibi davaya katılmak istediğini belirtmiş ve kendisini temsil edecek
avukatları görevlendirmiştir. (Madde 30)
3. Oluşturulacak Daire'ye resmen seçilen Türk hakim Sn. F. Gölcüklü
(Sözleşmenin 43. maddesi) ve o sırada Divan Başkan Vekili olan Sn. R. Bernhardt
katılmışlardır (Tüzük 21/4 (b) ). Divan'ın o sırada başkanlık görevini üstlenen Sn.
R. Ryssdal kura usulü ile Raportörün de hazır bulunduğu 28 Kasım 1997 tarihinde
Sn. Thor Vilhjalmsson, Sn. F. Matscher, Sn. M. A. Lopes Rocha, Sn. B. Repik, Sn.
U. Lohmus, Sn. E. Levits ve Sn. M. Voicu'dan oluşan diğer yedi üyeyi seçmiştir (
Sözleşmenin 43. maddesi ve Tüzük 21/5). Son olarak Vekil Hakim Sn. G. Mifsud
Bonnici, davanın ilerleyen safhalarında yer alamayan Sn. Lopes Rocha'nın yerini
almıştır (Tüzük 22/1 ve 24/1).
4. Daire Başkanı olarak Sn. Bernhardt, (İç Tüzük madde 21/6) Raportöre vekalet
ederek Türk Hükümetinin ("Hükümet") Ajanı, başvuranın avukatları, ve Komisyon
Delegesi ile dava muamelelerinin düzenlenmesi konusunda görüşmüştür. ( İç
Tüzük madde 37/1 ve 38). Sonuçta verilen kararı takiben Raportör, Hükümetin ve
başvuranın görüşlerini sırası ile 24 ve 28 Nisan 1998 tarihlerinde almıştır.
Başvuranın adil tatmin hakkındaki sonraki ayrıntılı iddiaları 2 Haziran 1998
tarihinde Raportör Daire tarafından teslim alınmıştır. Hükümetin bu iddialar
hakkındaki görüşleri Raportör Daire tarafından 11 Haziran 1998 tarihinde
alınmıştır.
Başkan, 7 Ağustos 1998 tarihinde Hükümet Ajanı ve Komisyon Delegesi ile
görüşerek, başvuranın adli yardım talebini kabul etmiştir. (Tüzük A'ya ek 4. madde
)
5. Duruşma, Başkanın kararına uygun olarak, 29 Haziran 1998 tarihinde Strazburg
İnsan Hakları Binası'nda halka açık olarak yapılmıştır. Divan daha önce bir
hazırlık toplantısı yapmıştır.
Divan Önünde:
(a) Hükümet adına
Sn. B. Cankorel, Elçi,
Sn. D. Akçay,
Ajan,
Ajan Yardımcısı,
Sn. E. Genel,
Sn. K. Alataş,
Sn. M. Gülşen,
Sn. A. Günyaktı,
Danışmanlar;
(b) Komisyon adına
Sn. H. Danelius,
Delege;
(c) Başvuran adına
Sn. A. Reidy, Avukat,
Sn. K. Boyle, Avukat,
Danışman.
Divan, Sn. Danelius, Sn. Reidy, Sn. Boyle, Sn. Cankorel ve Sn. Akçay'ın
konuşmalarını dinlemiştir.
DAVANIN ESASI
1. DAVA ŞARTLARI
A. Başvuran
6. 1969 doğumlu bir Türk vatandaşı olan başvuru sahibi Sn. Gülten Aytekin
halen İstanbul'da yaşamaktadır. Başvuran, 24 Nisan 1993 tarihinde Türkiye'nin
güneydoğusunda Diyarbakır ve Sason arasındaki yolda bir jandarma karakolunun
dışındaki kontrol noktasında yasa dışı olarak bir asker tarafından öldürüldüğü iddia
edilen Sn. Ali Rıza Aytekin'in eşidir. Başvuranın merhum eşi müteahhit idi ve
Diyarbakır'da bürosu olan Aytekinler San. İnş. Tic.Ltd. Şti'nin ortaklarından
biriydi. Öldüğü sırada yirmi yedi yaşındaydı.
B. Tartışma Konusu Hususlar: 24 Nisan 1993 Olayları
7. Başvuranın eşinin 24 Nisan 1993 tarihinde hangi koşullar altında öldürüldüğü
tartışılmıştır.
1. Başvuran Tarafından Sunulan Hususlar
8. 24 Nisan 1993 tarihinde Ali Rıza Aytekin, erkek kardeşi Feyzullah
Aytekin (müteahhit) ve kuzenleri Salih ve Resul Aytekin (her ikisi de inşaat işçisi)
özel bir araç ile Türkiye'nin güneydoğusundaki Batman ilinin Sason bölgesindeki
iki köprü inşaatını kontrol etmek için yola çıkmışlardı. Ali Rıza Aytekin'in şirketi
devlet yetkilileri tarafından köprü inşaatı hususunda ödüllendirilmişlerdi. Aracı Ali
Rıza Aytekin kullanıyordu.
9. Saat 13.30 sıralarında araç Kozluk yakınındaki Yanıkkaya Jandarma Karakolu'nu
geçer geçmez dışarda nöbet tutmakta olan bir asker aracı kenara çekip durmaları
için seslendi. Hız rampaları nedeni ile aracı yavaş kullanan Ali Rıza Aytekin
askerin bu talimatı ile birlikte aracını kenara çekti ya da yolun sağına doğru
çekmeye başladı.
10. Araç durur durmaz Er Tuncay Deniz, araca doğru ateş etti. Kurşun aracın arka
camından içeri ve ardından Ali Rıza Aytekin'in başının arkasından girerek alnından
ve sonra da ön camı kırarak çıktı. Ali Rıza Aytekin anında öldü.
11. Feyzullah Aytekin, Salih Aytekin ve Resul Aytekin araçtan çıktıklarında Er
Tuncay Deniz silahını onlara doğru ateş edecek gibi doğrulttu. Fakat, diğer askerler
karakoldan çıkıp aracın etrafını sarınca, Er Tuncay Deniz fikrini değiştirdi ve araca
doğru yaklaştı.
12. Aracın içindeki herkes silahsızdı ve kişisel eşyalar, iş aletleri, harita ve bir
hesap makinasından başka hiçbir şey yoktu.
13. Otopsi yapıldıktan ve defin belgesi alındıktan sonra Feyzullah Aytekin, Salih
Aytekin ve Resul Aytekin merhumun cenazesini Diyarbakır'a geri götürmek için
köylülerden araç temin etmek zorunda kalmışlardı. Başvuru sahibi, eşinin ölümü
sırasında İstanbul'da yaşıyordu.
14. Başvuran, yukarıda anlatılan öldürme olayı ile ilgili koşulların Feyzullah
Aytekin, Salih Aytekin ve Resul Aytekin'in olaydan kısa bir süre sonra Cumhuriyet
Savcısına verdikleri ifadelerle de doğrulandığını iddia etmektedir. (Bkz. aşağıdaki
21. paragraf) Başvuran, ayrıca jandarma karakolundan 50-60 metre uzaklıkta yolun
aşağısındaki bir kafede başvuranın eşi tarafından alınmayı bekleyen ve Batman
Ceza Mahkemesi'nde ifade veren Mehmet Bayram ve oğlu Ramazan'ın ifadelerini
de kanıt olarak göstermiştir. (Bkz. aşağıda 32. paragraf)
2. Hükümet Tarafından Sunulan Hususlar
15. Hükümet, görüşlerinde Batman Ceza Mahkemesi'nin 2 Ekim 1997 tarihinde er
Tuncay Deniz'i adam öldürmekten mahkum eden kararında belirtilen olaylara
dayanmaktadır.(Bkz. aşağıdaki 32-35 paragraflar)
16. O sırada yirmibir yaşında olan er Tuncay Deniz, Türkiye'nin güneydoğusunda
Batman Kozluk'daki Yanıkkaya Jandarma Karakolu'nda askeri görevini
yapmaktaydı. 24 Nisan 1993 tarihinde nöbet tutuyordu. Görevlerinden biri de
oradan geçen araçları kontrol etmekti.
17. Saat 13.30 sıralarında Ali Rıza Aytekin tarafından kullanılmakta olan ve
üç yolcu taşıyan araç kontrol noktasına yaklaştı. Er Tuncay Deniz önce düdük
çalarak sonra da havaya bir el ateş ederek aracın sürücüsünü durması için uyardı.
Bu uyarılara ve kontrol noktasının 65 metre önünde "Dur-Jandarma" yazılı bir
uyarı işaretinin olmasına rağmen, araç durmadı. Araç, kontrol noktasını 50 metre
geçtikten sonra er Tuncay Deniz araca doğru bir el ateş etti. Arkadan ateşlenen
mermi sürücünün ölümüne neden oldu. Bu olay hemen Kozluk Jandarması'nın
Komutanı tarafından yargı mercilerine bildirilmiştir.
C. İç Hukuk Organları Önündeki Soruşturma ve Yargılamalar
1. Soruşturma
18. Olaydan hemen sonra Kozluk Cumhuriyet Savcısı Ümit Ceyhan, olay yerine
otopsi yapması için doktor Mehmet Kökcü ile birlikte geldi. Otopsi raporu
merminin girdiği ve çıktığı yerler ile Ali Rıza Aytekin'in beyninin merminin etkisi
ile parçalandığını doğrulamıştır. Olay yeri zaptı, olay yeri krokisi ve defin ruhsatı
hazırlanmıştır.
19. 24 Nisan 1993 tarihinde Kozluk Bölge Komutanı Binbaşı Cengiz Eryılmaz hem
er Tuncay Deniz'in hem de aynı gün görevli olan Çavuş Bekir Çakır'ın ifadelerini
almıştır.
20. Olaydan kısa bir süre sonra olay yerine gelen Kozluk Cumhuriyet Savcısı
hemen bir soruşturma başlatmıştır. (Dosya no 1993/112). 24 Nisan 1993 tarihinde
saat 16.50'de Feyzullah Aytekin, Salih Aytekin ve Resul Aytekin'in yazılı
ifadelerini almıştır.
21. Feyzullah Aytekin, Salih Aytekin ve Resul Aytekin'in ifadeleri, başvuranın olay
hakkında anlattıklarını doğrulamaktadır. Cumhuriyet Savcısı Feyzullah Aytekin'e
şikayette bulunmak isteyip istemediğini sorduğunda kardeşini öldürenler hakkında
şikayette bulunmak istediğini söylemiştir.
22. 26 Nisan 1993 tarihinde Cumhuriyet Savcısı, olay gününde her ikisi de Binbaşı
Cengiz Eryılmaz tarafından sorgulanan er Tuncay Deniz'in ve Çavuş Bekir Çakır'ın
ve ayrıca olay yeri krokisini çizen Çavuş Murat Hekim'in de ifadelerini almıştır. Er
Tuncay Deniz, ifadesinde amacının asla sürücüyü öldürmek olmadığını sadece
tekerleklere bir el ateş ederek aracı durdurmak olduğunu belirtmiştir. Er Tuncay
Deniz'e göre, araç kendisini yana atlamak zorunda bırakacak hızda üzerine doğru
gelmiştir. Sürücü uyarı düdüğüne ve ateş edilmesine rağmen kontrol noktasını
geçtikten sonra da yoluna devam etmiştir.
2. Yetkisizlik Kararı ve Askeri Yetkililer Tarafından Yapılan Hazırlık Soruşturması
23. 27 Nisan 1993 tarihinde Cumhuriyet Savcısı konu üzerinde yetkili olmadığına
ve dava bir askerle ilgili olduğu için davanın Memurin Muhakematı Kanunu'na
göre incelenmesi gerektiğine karar vermiştir. Sonra dosya Kozluk Bölge Valisine
gönderilmiştir.
24. 29 Nisan 1993 tarihinde Kozluk Bölge Valisi, dosyayı Batman İdare Kurulu'na
göndermiş ve daha sonra Binbaşı Osman Gökçen olayı soruşturmakla
görevlendirilmiştir. 11 Mayıs 1993 tarihinde Er Tuncay Deniz, Çavuş Bekir Çakır,
Murat Hekim ve aynı gün görevli olan Uzman Çavuş Kutlu Alkurt'un ifadeleri
alınmıştır. Binbaşı Osman Gökçen, Feyzullah Aytekin, Salih Aytekin ve Resul
Aytekin'in Cumhuriyet Savcısı'na verdikleri ifadeleri dikkate almıştır.
25. Binbaşı Osman Gökçen, 11 Mayıs 1993 tarihinde özet raporunu hazırlamıştır.
Raporunda şu sonuca varmıştır:
"24 Nisan 1993 tarihinde saat 13.30'da olay gerçekleştiğinde sanık Er
Tuncay Deniz komutanı tarafından yol kontrol noktasında
görevlendirilmişti. Bu alanın güvenlik açısından önemi büyüktür. Terörist
Örgüt PKK'nın silah ve diğer malların geçişini bu yol üzerinden sağladığı
bilinmektedir. Bu yol ayrıca başka şeylerin kaçakçılığı için de
kullanılmaktadır. Görevli er, Batman yönünden gelip Sason yönüne
gitmekte olan aracı görmüş ve durması için işaret etmiştir. Araç, tersine,
hızını artırmış ere doğru yaklaşmış ve geçip gitmiştir. Asker, düdük çalarak
ve uyarı ateşi açarak aracı durdurmaya çalışmıştır. Araç durmamış ve er
son çare olarak aracın tekerlerine ateş etmiştir. Tuncay Deniz'in elinde
olmayan sebeplerle ve aracın hareket halinde olması sebebiyle, mermi,
aracın arka camından girerek, sürücü Ali Rıza Aytekin'in ölümüne neden
olmuştur.
3. Er Tuncay Deniz Hakkında Luzumu Muhakeme Kararı
26. Raporu almasının ardından, Kozluk Cumhuriyet Savcısı 8 Haziran 1993
tarihinde, davaya bakma yetkisi hususunda askeri savcı ile bağlantı kurmuştur.
Cumhuriyet Savcısının görüşüne göre tahkikat, Silahlı Kuvvetlerin üyeleri
hakkında açılan soruşturmaları düzenleyen 211 nolu kanunun 87. bölümünün 4.
paragrafına göre askeri savcı tarafından tamamlanmalıdır. Askeri Savcı buna
karşılık, er Tuncay Deniz'i, Ceza Kanunu'nun 448. madde ile birlikte 50.
maddelerine aykırı olarak işlenen görevi aşan kasten adam öldürme suçundan
Diyarbakır Askeri Mahkemesi'e yargılanması için göndermiştir.
27. 6 ve 26 Mayıs 1993 tarihlerinde, başvuran her ikisi de Diyarbakır Barosundan
olan Sedat Aslantaş'a ve Arif Altınkalem'e vekalet vermiştir. 8 Haziran 1993
tarihinde Sayın Aslantaş başvuru sahibinin eşinin ölümünün kasten adam öldürme
olduğunu ve asker hakkında cinayetten ve
karakol komutanı hakkında
tedbirsizlikten dava açmak için gerekli tedbirlerin alınması gerektiğini belirten bir
yazı ile Kozluk Cumhuriyet Savcısı'na bildirmiştir.
4. Diyarbakır Askeri Mahkemesi Önündeki Yargılama
28. Er Tuncay Deniz 27 Eylül 1993 tarihinde Diyarbakır 7. Askeri Mahkemesi'nde
yargılanmış ve görevi aşarak işlenen kasten adam öldürmeyle suçlanmıştır. İstinabe
müzekkeresine göre alınan ifadeler Çavuş Murat Hekim, Bekir Çakır, ve Uzman
Çavuş Kutlu Alkurt'tan tarafından Diyarbakır Askeri Mahkemesi'ne sunulmuştur.
Feyzullah Aytekin, 22 Mart 1994 tarihinde, Diyarbakır Askeri Mahkemesi'nde,
olay günü Cumhuriyet Savcısı önünde söylediklerinin aynen tekrarlayarak tanıklık
yapmıştır. (Bkz yukarıdaki 21. paragraf)
29. Askeri Mahkeme, 10 Mayıs 1994 tarihinde, suç başka bir askere karşı ve askeri
bir alanda işlenmediği için davayı dinleme konusunda yetkili olmadığına karar
vermiştir. Mahkeme dosyayı, davanın Ceza Kanunun 448. ve 50. maddelerine göre
yürütülmesi için Batman Ceza Mahkemesi'ne göndermiştir.
30. Başvuru sahibi 10 Mayıs 1994 tarihinde Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun
365. maddesinin hükmü gereğince müdahil olarak davaya katılmak için Askeri
Mahkemeye başvurmuştur. Eşinin Er Tuncay Deniz tarafından kasten
öldürüldüğünü iddia etmiş ve bu nedenle müdahil olarak duruşmalarda bulunmak
istemiştir. Başvuran aynı tarihte, Mahkemeden, olay günü başvuru sahibinin
merhum eşinin kendilerini almasını bekleyen Mehmet Bayram ve Ramazan
Bayram'ın ifadelerini almasını talep etmiştir. (Bkz. yukarıdaki 14. paragraf). Askeri
Mahkeme aynı gün Er Tuncay Deniz'e açılan davaya bakma yetkisi olmadığını
açıkladığı için, başvuranın talepleri hakkında karar vermesi mümkün olmamıştır.
Askeri Mahkeme, yine de, başvuranın taleplerini dosyaya eklemiştir.
31. Dava dosyası Batman Ceza Mahkemesi'ne gönderilmiştir. Dosya transfer
edilirken, Diyarbakır Askeri Mahkemesi şunları açıklamıştır:
"Dosyalar incelendikten sonra, Yanıkkaya Jandarma Karakolu'nda
yol tetkik ve kontrolü için görevde olan sanık erin önce özel aracı (plaka
numarası 34 Z 9189) durması için uyarmış olduğu sonra da, uyarmak için
düdük çaldığı; hemen ardından havaya uyarı için ateş ettiği ve belirli bir
hedef belirlemeden araca doğru bir kez daha ateş ettiği açıkça bellidir.
Askerin silahından ateşlenen bir adet mermi sivil Ali Rıza Aytekin'in başına
isabet etmiş ve ölümüne neden olmuştur."
5. Batman Ceza Mahkemesi Önündeki Yargılama
32. Dava dosyası alındıktan sonra, (dosya no 1994/283), Batman Ceza Mahkemesi Temmuz 1994 tarihinde dava ile ilgili olarak ileriki prosedürü düzenlemiş ve bu
amaçla tanıkların ve dökümanların listesini hazırlamıştır. Mahkeme, şahitlerin
ifadelerinin istinabe müzekkeresine göre yurt içindeki diğer mahkemeler tarafından
alınmasını ve kendisine iletilen ifadelerin dava dosyasına dahil edilmesini
istemiştir. Maktu prosedüre göre, Batman Ceza Mahkemesi, Resul Aytekin,
Mehmet Bayram ve Ramazan Bayram da dahil olmak üzere çok sayıda tanığın
ifadelerini almıştır. Ayrıca, Er Tuncay Deniz'in kendisine karşı yapılan ithamlar
nedeni ile suçlu olmadığını belirttiği ifadesi ve Çavuş Murat Hekim, Bekir Çakır
ve Uzman Çavuş Kutlu Alkurt'un ifadeleri alınmıştır.
33. 20 Eylül 1994 tarihinde, mahkeme, iddia makamının, Er Tuncay Deniz'in
işlediği suç neticesinde maruz kalmış olabileceği sıkıntı ve keder göz önünde
bulundurularak başvuranın duruşmalara müdahil olarak katılmak istediğini belirten
görüşlerini kabul etmiştir. Mahkeme, başvuranın bu konuda 10 Mayıs 1994
tarihinde Diyarbakır Askeri Mahkemesi'ne vermiş olduğu dilekçesine itibar etmiştir
(Bkz. yukarıda 30. paragraf). Mahkeme aynı zamanda başvuranın, vekalet verdiği
avukatlar tarafından, müdahil olarak temsil edilebileceğini bildirmiştir (Bkz.
yukarıda 27. paragraf). 20 Ekim 1994 tarihinde istinabe müzekkeresine istinaden
başvuranın ifadesi alınmış ve Batman Ceza Mahkemesi'ne sunulmuştur. İfadesi ile
Mahkemeyi, eşinin ölümü hakkındaki bilgileri Feyzullah Aytekin'den aldığı ve
eşinin öldürülüşü ile ilgili konuda onun verdiği bilgilere dayandığı konusunda
bilgilendirmiştir. Başvuran ayrıca davalı hakkında şikayette bulunduğunu
açıklamıştır.
34. 19 Ocak 1995 tarihinde, Adalet Bakanlığı'nın Adli Tıp Dairesi, talep üzerine,
olay yerinde bulunan ateşlenmiş mermilerin balistik raporunu Batman Ceza
Mahkemesi'ne göndermiştir. Rapora göre, mermiler, Er Tuncay Deniz'in silahından
ateşlenmiştir.
35. 2 Ekim 1997 tarihinde, Er Tuncay Deniz, Ceza Kanunu'nun 50 maddesi ile
birlikte kasıtsız olarak ölüme sebebiyet vermekten, 452. maddenin 1. paragrafı
gereğince (Bkz. aşağıdaki 51. paragraf) cezalandırılmış ( yasal olarak nefsi
müdafaa gerektiren hallerde şiddete başvurma) üç yıl dört ay hapse mahkum
olmuştur. Mahkeme, ayrıca, başvuranın müdahil olarak davada yeralmaya başladığı
andan itibaren, avukatlık masraflarının sanık tarafından ödenmesi hususunda karar
almıştır. Batman Ceza Mahkemesi, verdiği kararda şunlara hükmetmiştir:
" Sanığın ifadesine ve karakoldaki arkadaşı Bekir'in ilk ifadesine göre,
sanık yaklaşmakta olan aracı durdurmak için işaret etmiş; araç durmayınca
düdük çalmış ve havaya bir el ateş etmiştir. Araç hala durmadığı için ve 50
metre uzaklıkta iken belli bir hedef belirlemeksizin araç yönünde ateş
etmiştir. Böyle davranarak Ali Rıza Aytekin'in ölümüne neden olmuştur.
Yolcu tanıkların ifadelerine göre ise araç hiçbir şekilde durması için
uyarılmamıştır. Fakat eğer sürücü durması için uyarılmamış olsa idi, aracın
sağa yanaşması mantıksız olurdu. Bu şartlar altında aracın sürücüsü şu ya da
bu şekilde, araç geçtikten sonra bile uyarılmıştır. Yine de, tanık Feyzullah,
ilk ifadesinde; bu ifadenin ciddiye alınmaması için hiçbir neden yoktur, bir
düdük sesi duyduğunu belirtmiştir. şahit Ramazan Bayram'ın, sanığın
hemen hemen hiçbir şey görmeden 10-15 metre uzaklıktan ateş ettiği
yönündeki ifadesi aynı tarafta oturmakta olan babası tarafından
doğrulanmamıştır.
Çözülmesi gereken ilk problem sanığın bu olayda öldürme amacı ile hareket edip
etmediğidir...
Dava dosyasının içeriğinden de anlaşılacağı gibi, sanık, kurbanı ve diğer yolcuları
tanımamaktadır. Dosyada olay hakkındaki bilgilere göre ateşleme mesafesi 40-50
metredir. Sürücü hariç, arkada iki, önde ise bir kişi oturmakta idi. Bu şartlar altında
ve bu mesafeden arkada oturanların arasından sürücüyü görüp tanıması ve hedef
alması mümkün değildi. Tüfeğinde en az 20 mermi olmasına rağmen, sanık bir kere
ateş etmiş ve buna rağmen, ölüme sebebiyet verdiğinin bilincinde değildi. Eğer
amacı öldürmek olsa idi, ateş etmeye devam ederdi. Bununla beraber adam
öldürmek için sebebi yoktu. Bütün bunlar gözönüne alındıktan sonra sanığın
öldürmek maksadı ile hareket etmediği sonucuna varılmıştır. Bu nedenle,
hakkaniyete uygun olarak, fiilin hatalı bir saldırı sonucunda gerçekleştiği sonucuna
varmak daha uygundur.
Sanık, nöbette olmasına rağmen, araçtaki bireylerin kendisini duymayacağını
tahmin edebilir ve havaya bir elden fazla ateş edebilirdi ve kaçış gibi ciddi bir
durum veya suçüstü yakalama sözkonusu olmadığı ve kullandığı silahın
özelliklerini bildiği kabul edildiği için daha dikkatli olabilir ve araçtaki insanlara
zarar vermeyecek şekilde farklı bir yöne ateş edebilirdi. Sanık bütün bunları
düşünmemesinin sonucunda görevinin sınırlarını aşmıştır. Fakat, bu faktöre dayalı
cezanın azaltılması, suçun sebepleri, önemi, ciddiyeti ve işlenen suçun ağırlığı
sonucunda minimum olmalıdır..."
6. Batman Ceza Mahkemesi'nin Kararı'na Karşı Temyiz
36. Başvuru sahibi, Avukat Oktay Bagatır aracılığıyla 13 Ekim 1997 tarihinde
Batman Ceza Mahkemesi'nin kararına karşı sanığın kasten adam öldürmekten suçlu
bulunması gerektiğini savunarak Yargıtay'a başvurmuştur.
37. Hükümet tarafından duruşmada sunulan bilgilere göre davada müdahil olarak
yeralan kurbanın erkek kardeşi Feyzullah Aytekin, karara karşı temyiz hakkını ayrı
kullanmak için izin istemiştir. Yargıtay 22 Nisan 1998 tarihinde bu isteği kabul
etmiştir. Dahası Batman Savcısı, 14 Ekim 1997 tarihinde, Batman Ceza
Mahkemesi'nin kararına karşı Er Tuncay Deniz'in Ceza Kanunu'nun 448.
maddesine göre, daha ciddi bir suçtan, taammüden adam öldürmekten mahkum
edilmesi için Yargıtay'a başvurmuştur.
38. Temyiz incelemesi, halen Yargıtay'da devam etmektedir.
D. Komisyon'un Kanıtları Değerlendirmesi
1. Kanıtların Değerlendirilmesine Karşı Yaklaşım
39. Hükümet, 14 Ekim 1996 tarihinde, başvuranın eşinin ölümü hakkındaki
soruşturmanın ve sanık erin Diyarbakır Askeri Mahkemesi önündeki duruşmasının
detayları ve Batman Ceza Mahkemesi önündeki davanın durumu hakkındaki
bilgileri Komisyon'a göndermiş olmasına rağmen,
Hükümet görüşlerinin
sekretaryanın hatası sonucu yanlış dosyalanması nedeniyle, Komisyon, ölümle
ilgili kanıtları değerlendirirken, aslında dosyanın tamamından faydalanamamıştır.
40. Sözkonusu hatanın sonucunda, Komisyon, dava ile ilgili değerlendirmeyi
sadece şu resmi belgelere dayandırmıştır: Binbaşı Cengiz Eryılmaz tarafından
hazırlanan olay yeri tespit tutanağı; olayın Çavuş Murat Hekim tarafından çizilen
olay yeri krokisi; tıp uzmanı tarafından hazırlanan ölüm ve otopsi raporları; 24
Nisan 1993 tarihinde Binbaşı Cengiz Eryılmaz tarafından Er Tuncay Deniz ve
Çavuş Bekir Çakır'dan alınan ifadeler; 11 Mayıs 1993 tarihinde Binbaşı Osman
Gökçen tarafından Er Tuncay Deniz'den, Çavuş Bekir Çakır'dan; Uzman Çavuş
Kutlu Alkurt'tan ve Çavuş Murat Hekim'den alınan ifadeler (Bkz. yukarıdaki 18, 19
ve 24. paragraflar)
Komisyon, şunlara da itibar etmiştir: Feyzullah Aytekin'den alınan dört ifade, ikisi
İnsan Hakları Derneği Diyarbakır şubesi tarafından alınmıştır; 30 Nisan 1993
tarihinde İnsan Hakları Derneği Diyarbakır şubesi tarafından alınan başvuranın
ifadesi; İngiliz İçişleri Bakanlığı'nın Danışman Patoloğu Dr. Christopher Milroy'un şubat 1995 tarihli uzman raporu.
2. Başvuranın Eşinin Ölümü Hakkındaki Bulgular
41. Komisyon, öncelikle, jandarma karakolunun dışında, başvuranın eşinin
arabasının kontrol noktasından çok hızlı bir şekilde geçmesini engelleyecek hız
rampalarının olduğunu kabul etmiştir.
42. İkinci olarak, merhumun aracını erin kurtulmak için yana atlamasını
gerektirecek şekilde pervasızca kullanmasını açıklayacak bir sebep sunulmamıştır.
Bu nedenlerden dolayı Komisyon, erin riskte olduğunu inandırıcı bulmamıştır.
43. Üçüncü olarak, Komisyon, aracın, jandarma eri ateş açtığı anda hareket halinde
mi yoksa sabit mi olduğu konusunda karar verme aşamasında iken, Er Tuncay
Deniz'in araca durması için işaret ettiğinin tespit edildiğini belirlemiştir. Fakat,
Komisyon'un görüşüne göre, balistik rapor sunulmadığı için, iddia edildiği gibi
havaya uyarı için bir el ateş edildiği sonucuna varmak için bulgular yetersizdir.
44. Dördüncü olarak, Komisyon Er Tuncay Deniz'in arabanın arka tarafından
sürücüyü hedef aldığı veya hedefini bulamayacak şekilde çabuk ateş ettiği şeklinde
çok kuvvetli bir netice çıkarılabileceği görüşündedir.
45. Yukarıdaki bulguların ışığında Komisyon, başvuranın eşi tarafından kullanılan
aracın kontrol noktasına doğru ilerlediği ve bu noktayı geçtiği, erin aracın durması
için uyardığı ve kısa bir süre sonra erin aracı durdurmak için ya sürücüyü hedef
alarak ya da hedef belirlemeden ateş açtığı sonucuna varmıştır.
II. İLGİLİ İÇ HUKUK
46. İç hukuk ve uygulamayla ilgili detaylı görüşlerin yokluğunda, Divan,
Komisyon gibi, sorumlu Hükümet ve başvuranın temsilcilerini içeren önceki
davalar kapsamında sunulan görüş ve hükümlere itibar etmiştir.
A. İdari Sorumluluk
47. Türk Anayasasının 125. maddesi şöyledir:
" İdarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu açıktır....
İdare kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlüdür.
48. Bu hüküm olağanüstü hal veya savaş zamanında bile sınırlamaya tabi
tutulamaz. Hükmün ikinci şartı, "sosyal risk" teorisine bağlı olarak güvenilirliği
mutlak ve objectif bir nitelikte olan idare açısından, herhangi bir hatanın varlığının
kanıtlanmasını önemli ölçüde gerektirmemesidir. Böylece, İdare, Devletin kamu
düzeni ve güvenliğini sağlamada veya can ve mal güvenliğini korumada başarılı
olamadığı durumlarda bilinmeyen ya da terörist şahıslarca işlenen fiillerden zarar
gören insanlara tazminat verebilir.
49. İdari sorumluluk prensibi, Olağanüstü hal hakkındaki 25 Ekim 1983 tarihli nolu kanunun Ek 1 nolu maddesinde yansıtılmıştır
" ..... bu kanunla tanınan yetkilerin kullanılmasıyla bağlantılı tazminat davaları,
idare aleyhine, idari yargıda açılır."
B. Cezai Sorumluluk
50. Türk Ceza Kanunu, katil kastıyla olmayan adam öldürme (452. ve 459.
maddeler), tedbirsizlik veya dikkatsizlik sonucu adam öldürme (455. madde),
kasten adam öldürme (448. madde) ve öldürmek fiili (450. madde) ile ilgili
hükümleri kapsamaktadır. Ceza Kanununun 49. ve 50. maddeleri görevi aşarak
işlenen inter alia suçlara atıfta bulunmaktadır.
51. 448. madde gereğince her kim bir kimseyi kasten öldürürse, 24 seneden 30
seneye kadar ağır hapis cezasına mahkum olur. 450. maddeye göre, idam cezası,
inter alia taammüden adam öldürme durumlarında verilebilir. 452. madde
gereğince, ölümün şiddet unsuru sonucunda meydana geldiği fakat, failin kurbanını
kasten öldürmediği hallerde, sekiz yıl hapis cezası verilir. 455. madde gereğince,
ölümün, tedbirsizlik veya dikkatsizlik veya acemilik veya nizamat ve talimata
riayetsizlik sonucunda meydana geldiği hallerde, suçlu taraf, iki seneden beş
seneye kadar hapse ve ağır para cezasına mahkum olur.
52. Ceza Kanununun 49. maddesi gereğince, kanuna uygun veya yetkili mercilerin
emirleri doğrultusunda veya kendisinin ya da bir başkasının nefsine veya ırzına
yapılan haksız saldırıya karşı koymak veya kendisinin veya bir başkasının hayatını
kendisinin sorumlu olmadığı ani ve ciddi bir tehlikeden korumak için yapılırsa ve
fiil tehlikeyi önlemek için tek yol ise, yapılan fiil nedeni ile faile ceza verilmez. 50.
madde, 49. maddenin hükümlerini sınırlandırmaktadır; kanunun veya yetkili
makamın veya zaruretin tayin ettiği hududu tecavüz edenler, suç ölüm cezasını
gerektiriyorsa, fail sekiz yıl süre ile hapis cezasına ve eğer fiil hususundaki ceza
müebbet hapis ise, fail minimum altı yıl olmak üzere 15 yıla kadar hapis cezası ile
cezalandırılır.
53. 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanunu'nun 23. maddesinin 1. paragrafına uygun
olarak, olağanüstü hal ilan edildikten sonra, kolluk kuvvetleri ve kendilerine görev
verilen özel kolluk kuvvetleri ve silahlı kuvvetler mensupları görevlerini yerine
getirirken kanunla düzenlenmiş olan silah kullanmayı gerektiren hal ve şartlardan
herhangi birinin varolması halinde silah kullanma yetkisine sahiptirler. Olağanüstü
halin, bu Kanunun 3. maddesinin (b) bendi gereğince ilan edilmesi halinde, silah
kullanma yetkisine sahip bulunan güvenlik kuvvetlerinin teslim ol emrine itaat
edilmemesi veya silahla mukabeleye yeltenilmesi veya güvenlik kuvvetlerinin
meşru müdafaa durumuna düşmeleri halinde görevli güvenlik kuvvetleri
mensupları doğruca ve duraksamadan hedefe ateş edebilirler.
54. Bu tür suçlarla ilgili bütün şikayetler için, Ceza Muhakemeleri Usulü
Kanununun 151. ve 153. maddeleri gereğince savcıya veya yerel idari yetkililere
başvurulabilir. Savcı ve polisin kendilerine rapor edilen suçları araştırma görevleri
vardır ve savcı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun 148. maddesi gereğince
dava açılıp açılamayacağı hakkında karar verir. şikayetçi, savcının cezai işlem
başlatmama kararına karşı çıkabilir. (Madde 165)
55. Bu fiilleri işleyen şüpheli şahısların askeri personel olması
durumunda, Askeri Ceza Kanununun 86. ve 87. maddeleri gereğince emirlere itaat
edilmemişse, büyük çapta zarara sebebiyet vermek, insan hayatını tehlikeye atmak
ve mala zarar vermek suçlarından haklarında dava açılabilir. İşlemler bu şartlar
altında, Ceza Kanunu gereğince yetkili otorite önünde veya şüpheli şahsın
hiyerarşik olarak üstü konumundaki yetkililer önünde ilgili şahıslar tarafından
(askeri olmayan) başlatılabilir. (353 nolu Askeri Mahkemeler Kuruluşu ve
Yargılama Usulü Kanununun 93. ve 95. maddeleri)
56. Suçu işlediği iddia edilen şahıs güvenlik güçleri mensupları da dahil olmak
üzere bir devlet görevlisi veya memur ise, yargılama izni ön araştırmayı yapan
yerel idare kurullarından alınmalıdır. (İl Meclisi Yönetim Kurulu).(285 nolu
Kararnamenin 4. maddesinin 1. bendi). Mahalli Kurul kararları Danıştay'da temyiz
edilebilir; men-i muhakeme otomatik olarak böyle bir uygulamaya tabidir.
C. Tazminat Hükümleri
57. Maddi veya manevi zarara sebep olan, memurlarca yasadışı olarak işlenen suç
veya haksız bir fiil, hukuk mahkemeleri önünde, tazminat talebi konusu olabilir.
Medeni Kanunun 41. maddesine göre madur olan kişi, kendisini ister kasıtlı, isterse
ihmalkarlık veya tedbirsizlik sonucu yasadışı olarak zarara uğratan faile karşı,
tazminat için şikayet dilekçesi verebilir. Maddi zarar, Medeni Kanunun 46.
maddesi gereğince hukuk mahkemelerince ve manevi ve ahlaki zararlar ise 47.
maddeye uygun olarak karşılanırlar.
58. İdareye karşı olan davalar, yargılama usulleri yazılı olarak düzenlenmiş olan
idari mahkemelerinin önüne getirilebilir. Davacının sözkonusu fiil hakkındaki
İdareye karşı olan şikayetini sunması için bir yıl ve daha sonra, şikayetini idari
mahkemelerin önüne getirmesi için yüzyirmi gün süresi vardır.
59. Ceza Kanunu bir suçun işlenmesinden kaynaklanan maddi zarar hususunda,
müdahil olarak katılma izni vermek için de hüküm vermektedir. Ceza
Muhakemeleri Usulü Kanununun 365. maddesine göre, suçtan zarar gören her
şahıs soruşturmanın herhangi bir aşamasında, müdahil olarak davaya katılabilir ve
sanığın işlediği suçtan doğrudan zarar gören kişi tazmin talebinde bulunabilir. Bu
hüküm, sadece doğrudan mağdur olan kişi için uygulanabilir ve kendisi ölmüş
mağdur şahıs adına işletilemez. Sanık, suçtan beraat etmişse, bu hüküm
uygulanamaz. Müdahil statüsünün kazanılması, tarafın suçtan kaynaklanan zarar
hususunda hukuk mahkemelerinden tazminat talebinde bulunmamasına bağlıdır.
D. Anayasal Güvenceler Hususundaki Sınırlamalar
60. Başvuran, yukarıda verilen genel şema ile sağlanabilecek olan bireyin
korunmasını zayıflatan belli bazı yasal hükümlere işaret etmektedir.
1. Anayasal Hükümler
61. Anayasanın 13. ve 15. maddeleri anayasal güvenceler hususunda başlıca
sınırlamaları sunmaktadır.
62. Anayasanın geçici 15. maddesi 12 Eylül 1980 ve 25 Ekim 1983 tarihleri
arasında yürürlüğe giren kanunlar veya kanun hükmünde kararnameler ile alınan
tedbirler hususunda Anayasaya aykırılık iddiasında bulunulamayacağını
belirtmektedir. Bu, 25 Ekim 1983 tarihli 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanununa
göre yayınlanan ve
içermektedir.
yargılama denetiminden muaf olan kararnameleri de
2. Olağanüstü Hal Hükümleri
63. Olağanüstü Hal Bölge Valisine 430 nolu Kararname ve özellikle 424 ve 425
nolu Kararnamelerle değiştirilen 285 nolu Kararname ile geniş yetkiler verilmiştir.
64. 285 nolu Kararname, olağanüstü halin hüküm sürdüğü bölgelerde güvenlik
güçleri mensuplarını yargılama kararının savcıdan alınıp yerel idare kurullarına
verilmesi için, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun (1981) tatbik edilişini
değiştirmiştir.
KOMİSYON ÖNÜNDEKİ İŞLEMLER
65. Bayan Aytekin, 22 Ekim 1993 tarihinde Komisyon'a başvurmuştur. Eşinin,
aracıyla bir kontrol noktasından geçerken sorumlu Devletin bir askeri tarafından
yasa dışı olarak öldürüldüğünden ve eşinin ölümü hususunda etkili bir kanuni yol
olmadığından şikayet ederken Sözleşmenin 2. ve 13. maddelerine dayanmıştır.
66. Komisyon, 15 Mayıs 1995 tarihinde (22880/93) nolu başvurunun
kabuledilebilir olduğunu açıklamıştır. 18 Eylül 1997 tarihli raporunda (madde 31)
Sözleşmenin 2. maddesinin (1'e karşı 29 oy ile) ihlal edildiğini ve Sözleşmenin 13.
maddesinden kaynaklanan ayrı bir konunun olmadığını (1'e karşı 29 oy ile)
belirtmiştir. Raporda yeralan Komisyon görüşünün ve bir karşı oy yazısının tam
metni bu karara ek olarak tekrar hazırlanmıştır.1
DİVANA SON SUNUŞLAR
67. Başvuran, Divan'dan, davayla ilgili hususların Sözleşmenin 2. ve 13.
maddelerinin ihlalini ortaya koyduğu şeklinde karar vermesini ve 50. madde
gereğince adil tatmin kararına hükmetmesini istemiştir.
Hükümet, ilk görüşlerinde başvuranın iç hukuk yollarını tüketmediğini ve bu
nedenle başvurunun kabuledilemez bulunması gerektiğini iddia etmiştir. Alternatif
olarak , başvuran tarafından iddia edilen maddelerin ihlal edilmediğini
savunmuşlardır.
-----------------------------
1. Raportörün Notu. Pratik nedenlerden dolayı bu ek sadece kararın basılmış
versiyonu ile birlikte (Hüküm ve Kararlar Raporlarında) yeralacaktır, fakat,
Komisyon Raporunun bir kopyasını Raportör Daireden temin etmek mümkündür.
HUKUKA DAİR
HÜKÜMETİN İLK İTİRAZLARI
A. Divan Önünde Ortaya Konulan Argümanlar
1. Hükümet.
68. Hükümet, Sözleşmenin aşağıda verilen 26. maddesi ile gerekli kılınan iç hukuk
yollarının başvuran tarafından tüketilmediği için başvuranın şikayetlerinin
Komisyon tarafından kabuledilemez bulunmuş olması gerektiğini belirtmiştir:
"Uluslararası hukukun genellikle kabul edilen ilkelerine göre, Komisyona
ancak iç hukuktaki başvuru yollarının tüketilmesinden sonra ve kesin
kararın verildiği tarihten başlayarak altı aylık bir süre içinde
başvurulabilir.
Hükümet, bu bağlamda başvuranın eşinin ölümü ile ilgili resmi soruşturmanın
olayın meydana geldiği gün başlatılmış olduğunu, bu soruşturmanın yargılama ve
sonrasında 2 Ekim 1997 tarihinde Er Tuncay Deniz'in Batman Ağır Ceza
Mahkemesi tarafından mahkumiyetine hükmedilmesi ile sonuçlandığını
vurgulamıştır. Dahası, başvuranın Batman Ağır Ceza Mahkemesi kararı aleyhine
temyiz başvurusunda bulunması göstermektedir ki duruşma yapıldığı tarihte bile
eşinin ölümünden dolayı tazminat elde etmek için iç hukuk yollarından
yararlanmakta idi ve bu başvuru halen Yargıtay tarafından incelenmektedir. (Bkz.
yukarıdaki 36. paragraf)
69. Hükümet, Komisyon'un, 5 Aralık 1994 tarihli Hükümet görüşü ile Komisyonun
bilgisine sunduğu sürmekte olan adli soruşturmayı dikkate almaksızın, 15 Mayıs tarihinde başvuranın şikayetlerini kabuledilebilir bulduğunu ileri sürmüştür.
Buna ek olarak Komisyon, kendilerine 14 Ekim 1996 tarihinde sunulan Hükümetin
yetkililerce sürdürülen soruşturma ve yargı prosedürü hakkındaki ayrıntılı
anlatımını üzüntü verici şekilde hatalı dosyalamıştır. ( Bkz yukarıda paragraf 39).
Bu durum, o sırada, Er Tuncay Deniz'in görevi aşan kasti adam öldürme suçlaması
ile yargılandığı ve karar verilme ve mahkum edilme aşamasında olduğu gerçeği
dikkate alınmaksızın, Komisyonun 31. madde bağlamındaki 18 Eylül 1997 tarihli
raporunda, Sözleşmenin 2. maddesinin ihlal edildiği kararının alınmasıyla
sonuçlanmıştır.
70. Hükümet, daha sonraki sunuşlarında, başvuranın cezai prosedüre
katılmak için başvurduğu zaman, zanlı aleyhine Ceza Muhakemeleri Usulü
Kanunu'nun 365. maddesi hükmüne göre, maddi ve manevi zararlarını talep etme
hakkının bulunduğu gerçeğini de vurgulamıştır. (Bkz. yukarıda 30, 33 ve 59.
paragraflar)
Fakat, başvuran, bunu yapmamıştır. Hükümet, ayrıca idarenin objektif sorumluluk
ilkesi bağlamında, başvuranın idare hukuku prosedüründe dava açmadığını da
vurgulamıştır. (Bkz. yukarıdaki paragraflar 47-49) Son yargı yolu ile ilgili olarak ,
başvuranın bu yolu kullanabilmesi için eşinin öldürüldüğü tarihten itibaren bir yıl
ve talebi hakkında verilen herhangi bir karara karşı 120 gün içinde idare
mahkemesine başvurma süresi vardı. (Bkz . yukarıdaki paragraf 58)
71. Yukarıda sunulan nedenlerden dolayı Hükümet, Divan'dan başvuranın
şikayetlerinin kabuledilebilirliğine karşı yaptığı itirazı desteklemesini talep etmiştir.
2. Başvuran
72. Başvuran, yargılamanın başvuranın şikayetinin kabuledilebilir bulunmasından
önce başladığını Komisyona bildirmediği için, Hükümetin savunmasının, Batman
Ağır Ceza Mahkemesi'nde süren yargılamaya dayanmasının engellenmesi
gerektiğini Divan önünde belirtmiştir. Sadece askeri otoritelerin eşinin ölümü
hakkındaki soruşturmayı sürdürdüklerini belirtmekle sınırlı kalmışlardır. Dahası,
Hükümet, 2 Ekim 1995 tarihinde Komisyondan Sözleşmenin 29. maddesine göre,
davanın kabuledilemez olduğunu açıklamasını istediği zaman, Hükümetin
Komisyona yargılamanın durumu hususunda bilgi vermek için ek bir fırsatı daha
vardı. Yetkililer, Er Tuncay Deniz'in ceza davası hususunda, ancak 14 Ekim 1996
tarihinde, görüş vermek için belirlenen son tarihten on ay sonra ve Batman Ceza
Mahkemesi'nde davanın başlamasından uzun süre sonra Komisyona tam bilgi
sunmuştur.
73. Başvuran, eşinin ölümü hakkında yürütülen soruşturmanın, takip eden
yargılamanın ve Er Tuncay Deniz'in mahkumiyetinin Sözleşmenin 26.
maddesindeki amaçlar doğrultusunda etkili bir iç hukuk yolu olarak kabul
edilemeyeceğini belirtmiştir. Başvuran olay gününden bu yana ölümcül atıştan Er
Tuncay Deniz'in sorumlu olduğunun bilinmesine rağmen mahkumiyet kararı elde
etmenin dörtbuçuk yıl sürdüğünü vurgulamıştır. Başvuran zanlının cinayetten
mahkum edilmiş olması gerektiğini iddia etmiş, fakat bu iddia, dava öncesi
soruşturmanın sadece birçok açıdan yetersiz olması nedeni ile değil, aynı zamanda,
soruşturmayı yürüten yetkililerin Er Tuncay Deniz'in anlattıklarını esas almaları ve
başvuranın eşi vurularak öldürüldüğünde araçta bulunan üç yolcunun ifadelerinin
tamamen gözardı etmeleri nedeniyle yanlı olduğu için hariç bırakılmıştır.
74. Başvuranın görüşüne göre Hükümetin ilk itirazları savunmanın genişletilmesi
temelinde reddedilmezse, başvuranın Sözleşmenin 2. ve 13. maddeleri
bağlamındaki şikayetinin esasına eklenmelidir.
3. Komisyon
75. Komisyon Delegesi, Divan duruşmasında, Hükümetin başvuranın iç hukuk
yollarını tüketmediğini iddia eden özet görüşlerini teslim aldıktan sonra, 15 Mayıs tarihinde Komisyon'un başvuranın şikayetlerini kabuledilebilir bulduğunu
açıklamıştır. Komisyon, Kozluk Savcısının ateş etme olayı ile ilgili soruşturma
başlattığı, fakat yetkisizlik nedeni ile 8 Haziran 1993 tarihinde dava dosyasını
askeri yetkililere vermek zorunda olduğu ve sonraki yetkililerin Er Tuncay Deniz'in
kasıtlı veya kuraldışı bir davranıştan sorumlu olmadığı yönündeki ilk görüşlerinden
oluşan hususlarla sınırlı olarak, başvurunun reddedilmesi için, Hükümetin
argümanlarının yeterli olmadığını belirtmiştir. Er hususunda alınan tedbirler
hakkında daha fazla bilgi sunulmamıştır.
Komisyonun görüşüne göre, başvuranın eşinin ölümü üzerinden iki yıldan fazla bir
süre geçtiği ve ilgili bütün kanıtların soruşturma yapan otoritelerce kolayca
ulaşılabilecek olması gözönünde bulundurulursa, soruşturmanın Sözleşmenin 26.
maddesindeki amaçlar doğrultusunda etkili bir iç hukuk yolu oluşturduğu
düşünülemez.
76. Delegenin görüşüne göre, Er Tuncay Deniz'in 2 Ekim 1997 tarihinde Batman
Ceza Mahkemesi tarafından mahkum edilmesi, başvuranın şikayetlerinin iç
hukukta yeterli derecede telafi edildiği sonucuna yol açmamıştır. Başvuranın
herhangi bir aşamada otoritelerden tazminat talebinde bulunup bulunamayacağı
hususunda ise, Delege, Komisyonun, başvuranın işlenen bir suçun kurbanı olduğu
durumlarda ceza davasının sonucunu beklemekle yükümlü olduğu şeklindeki ve
Sözleşmenin iç hukuk yollarının tüketilmesi hususundaki gerekliliğe uymak için
paralel idari ve hukuki mahkemelerin prosedürüne başvurmak zorunda olmadığı
şeklindeki görüşünü gözlemlemiştir. Buna uygun olarak başvuranın idari hukuk
davası açmak için zaman limitini aştığı bu bağlamda incelenmelidir. Diğer
taraftan, Delege, Hükümetin 2 Ekim 1996 tarihli görüşlerinin yetkililerce
sürdürülen soruşturmaya farklı bir ışık verebileceğini ve Komisyonun sorumlu
Devleti Sözleşmenin 2. maddesinden doğan sorumluluklarını yerine getirmediği
şeklindeki bulgusunun Divan tarafından özel bir dikkat ile incelenmesi gerektiğini
kabul etmiştir.
B. Divan'ın Değerlendirmesi
77. Divan, ilk itirazları, prensipte, Sözkonusu Devletin Komisyon önünde en
azından esas anlamda ve yeterli açıklıkta ortaya koyduğu dereceye kadar,
kabuledilebilirlik incelemesinin ilk aşamasında dikkate aldığını tekrarlamıştır.(
Bkz. en yakın, 28 Temmuz 1998 tarihli Ergi Türkiye'ye Karşı Kararı, Hüküm ve
Karar Raporları-..., s..., par. 59)
78. Divan, başvuranın görüşlerinin kabuledilebilirliği ile ilgili olarak sunduğu
görüşte, Hükümet'in başvuranın eşinin ölümü hakkındaki soruşturmanın sürdüğü
hakkında Komisyon'a bilgi verdiğini tesbit etmiştir. Hükümet, Cumhuriyet
Savcısının yargılama yetkisini askeri otoriteye bırakmaya karar verdiği tarihin
ardından, davadaki gelişmelerle ilgili herhangi bir ayrıntı sunmamıştır (Bkz.
yukarıda 26. paragraf). Sadece bu kaynağa dayanarak Hükümet, başvuranın iç
hukuk yollarını tüketmediğini ileri sürmüştür. Komisyon'un kabuledilebilirlik
kararını vermesinden önce Hükümetin soruşturmanın devam eden safhaları
hakkında Komisyona neden bilgi vermediği konusunda herhangibir açıklama
yapılmamıştır. Bu durum şu bağlamda ele alınmalıdır ki, kabuledilebilirlik
kararından önce askeri savcı zanlının yargılanmasına karar vermiştir, Diyarbakır
Askeri Mahkemesi
yargılamanın Batman Ağır Ceza Mahkemesine
devredilmesinden önce, 27 Eylül 1993 ve 10 Mayıs 1994 tarihleri arasında tanık
dinlemiştir ve bu son mahkeme Temmuz 1994 tarihinden itibaren davayı
sürdürmüştür.
Hükümet, Komisyon'dan Sözleşmenin 29. maddesini uygulamasını ve önceki
kabuledilebilirlik kararını tersine çevirmesini talep eden 2 Ekim 1995 tarihli ikinci
görüşünde de başvurunun kabuledilebilirliği konusundaki itirazını yinelemiştir. Bu
görüşte Hükümet, başvuranın, eşinin ölümünden dolayı idare hukuku prosedürüne
göre yetkililere başvurarak objektif sorumluluk prensibine dayanarak tazminat talep
etmediğini vurgulamıştır. (Bkz. yukarıda 48. paragraf) Hükümetin talebi Komisyon
tarafından 9 Eylül 1997 tarihinde reddedilmişti.
Sonuç olarak, 14 Ekim 1996 tarihinde ve Hükümetin 29. madde bağlamındaki
talebinin reddedilmesinden önce yetkililer o güne kadar Er Tuncay Deniz aleyhine
yürütülen soruşturma ve yargılama dosyasının tamamını sunmuşlardır. Fakat
dökümanlar yanlışlıkla başka dosyaya konulduğu için hiçbir zaman Komisyon
tarafından gözönüne alınmamıştır.
79. Divan'ın görüşüne göre, Hükümet, prosedürün kabuledilebilirlik safhasında iç
hukuktaki soruşturmanın safahatı hakkında çok az detay sunmuş olsa bile
Hükümetin görüşünde, soruşturmanın başvuranın eşinin ölümü ile ilgili olarak
bulguların kuvvetine göre tazminat elde edebilme ihtimalini de kapsayan tazminat
hakkını sağlamlaştıran sonuçlarının önemine atıfta bulunduğu açıktır. Hükümet,
buna göre, mantıksal olarak, başvuranın iç hukuk yollarını tüketmediğine dair
itirazının esasını zamanında önesürmüş sayılmalıdır.
80. Ayrıca, başvuranın, Komisyon'un kabuledilebilirlik kararını verdiği tarihte Er
Tuncay Deniz aleyhine yürütülen prosedür hususunda tamamiyle bilgili olduğu
gözlenmelidir. Başvuranın 10 Mayıs 1994 tarihinde Diyarbakır Askeri
Mahkemesine müdahil olarak katılmak için başvurduğu ve aynı gün mahkemeden
Mehmet ve Ramazan Bayram'ın tanık olarak dinlenmesini talep ettiği tesbit
edilmiştir. ( Bkz. yukarıda 30. paragraf). Başvuranın eşinin erkek kardeşi Feyzullah
Aytekin, kendi adına 22 Mart 1994 tarihinde mahkeme önündeki duruşmalara
katılmış ve ifade vermiştir (Bkz. yukarıda 28. paragraf). Başvuranın 20 Eylül 1994
ve 20 Ekim 1994 tarihlerinde Batman Ceza Mahkemesi önündeki yargılamalara
katılmasına izin verilmiştir, bu mahkemeye istinabe müzekkeresine uygun olarak
alınan ifadesini sunmuştur (Bkz. yukarıda paragraf 33)
Ne başvurunun kabulü konusunda sunduğu görüşlerden ne de daha sonra konu ile
ilgili sunduğu görüşlerden başvuranın Er Tuncay Deniz'e karşı başlatılan hukuk
prosedürüne katılımının gerçek içeriğini Komisyona yansıtmadığı anlaşılmaktadır.
Başvuran tarafından yapılmış olan iddianın genişletilmesi talebi ile ilgili olarak,
başvuranın iç hukuktaki prosedüre aktif olarak katılması ve Komisyonu bu konu
hakkında bilgilendirmemiş olması başvurusunun kabulü aleyhine ağır basan bir
faktör olarak görülmelidir.
81. Yukarıdaki şartlar gözönüne alındığında Divan, Hükümetin bu safhada iç
hukuk yollarının tüketilmesi hususundaki itirazının ve zanlı ere karşı başlatılan
Ceza
Prosedürünün
sonucuna
dayanmasının
engellenmiş
olduğunun
düşünülemeyeceği sonucuna varmıştır.
82. Divan, başvuranın 2. madde ile ilgili şikayeti hususunda, Hükümet tarafından
belirtilen iç hukuk yollarının tazmin sağlamak için yeterli olup olmadığı hususunda
karar vermelidir. Bu hususta, dayandıkları iç hukuk yollarının ilgili zamanda
teoride ve pratikte etkili oldukları, daha doğrusu ulaşılabilir oldukları, tazmin
sağlayabilir ve makul bir şekilde başarı vaad etmeleri hususunda ikna etme görevi
Hükümete aittir. Fakat, sözkonusu kanıtlar sağlandıktan sonra, Hükümetin sunmuş
olduğu iç hukuk yollarının tüketilmiş olduğunu veya herhangibir sebeple davanın
bazı durumlarında etkisiz olduğunu veya kendisini bu gereklilikten serbest kılan
bazı özel şartların varolduğunu ispatlamak başvuranın görevidir.(Bkz. mutatis
mutandis, 16 Eylül 1996 tarihli Akdivar ve Diğerleri Türkiye'ye Karşı Kararı,
Raporlar 1996-IV, s. 1211, paragraf 68).
83. Divan başvuranın eşinin ölümü hakkındaki soruşturmanın Batman Ağır Ceza
Mahkemesinin Er Tuncay Deniz'i kasıtsız adam öldürme suçundan mahkum etmesi
ile sonuçlandığını saptamıştır. Başvuranın resmi soruşturma ile ilgili eleştirisi ve
jandarma erinin yargılanmasına rağmen, bu durum Komisyona başvurduktan sonra
duruşmalarda aktif olarak yeralmasını engellememiştir (Bkz. yukarıda paragraf 80).
Divan, başvuranın Komisyona başvurusunu takip eden ay içinde ve avukatının
Cumhuriyet Savcısından Er Tuncay Deniz'i başvuranın eşini öldürmekten mahkum
etmesini istemesinden kısa bir süre sonra (Bkz. yukarıda paragraf 27), askerin,
halen, görevi aşan kasıtlı adam öldürme suçundan Diyarbakır Askeri
Mahkemesinde yargılanmakta olduğunu hatırlamaktadır. Bu şartlarda öncelikle
Cumhuriyet Savcısı ve daha sonra da askeri otoriteler tarafından yürütülen resmi
soruşturmanın, başvurana, eşinin ölümünden sorumlu olan kişiyi adaletin önüne
çıkarma çabalarının başarı ile sonuçlanacağı ümidini vermediği söylenemez.
Gerçekte, başvuran bu iç hukuk yolunun tükendiğini göstermemiştir. Hükümet'in
de işaret ettiği gibi, başvuranın Batman Ağır Ceza Mahkemesi'ninkararı aleyhine
yapmış olduğu temyiz başvurusu, halen Yargıtay önünde incelenmektedir. Ayrıca,
Cumhuriyet Savcısı Batman Ağır Ceza Mahkemesinin kararını temyiz etmiştir ve
askere daha ağır bir ceza verilmesini talep etmiştir (Bkz. yukarıda paragraf 37).
84. Başvuranın eşinin ölümü hususunda tazmin prosedürünün başlatılması
olasılığına dair, Divan, Sözleşmenin 2. maddesinin ihlal edildiği iddiasının
kurbanın akrabalarına tazminat vererek çözümlenemeyeceği görüşündedir. ( Bkz. şubat 1998 tarihli Kaya Türkiye'ye Karşı Kararı, Raporlar 1998-..., s ..., paragraf ). Fakat, yetkililer tarafından alınan önlemlerin Er Tuncay Deniz'e karşı
yargılama davasına dönüşmesi ve sonunda, ceza mahkemesinde kasıtsız adam
öldürme suçundan yargılanması ve mahkum edilmesine dikkat edilirse, başvuranın
başarıyla zanlı er veya üstleri hakkında kontrol noktasının donanımı ve
işleyişindeki herhangibir yetersizlik iddiası da dahil olmak üzere haksız fiil davası
açmak için makul ümit verici bir durumda olduğu sonucuna varılmalıdır.
Divan, ayrıca zararlar hususunda hukuk davasına alternatif olarak, başvuranın
Batman Ceza Mahkemesi önündeki davaya müdahil olarak katıldığını beyan ettiği
sırada zanlı askere karşı tazminat talebinde bulunma yolunun açık olduğunu
belirtmiştir. Başvuranın neden bu yola başvurmadığı hususunda açıklama
yapılmamıştır, müdahil olarak, duruşmalarda avukatı tarafından temsil edildiği
gözlemlenmiştir (Bkz. yukarıda paragraf 35 )
Başvuran, Divan'a ceza prosedürüne paralel olarak Savunma Bakanlığı'ndan yetkili
kıldığı kişilerin fiillerinden doğan idarenin objektif sorumluluğu ilkesi gereğince
neden tazminat talep etmediği konusunda tatminkar bir sebep de göstermemiştir.
Başvuranın öngörülen zaman dilimi içinde böyle bir talepte bulunmamasının
nedeni de (Bkz. yukarıda paragraf 58) açıklanmamıştır ve Er Tuncay Deniz'e karşı
açılan ceza prosedürüne katılımı ile tam anlamıyla çelişkili olduğu düşünülebilir.
85. Divan, ayrıca, yukarıda bahsedilen hukuk, idare ve ceza prosedüründeki hukuk
yollarının bileşimi ve özellikle ceza prosedürünün eşinin ölümü hususunda sunduğu
tazmin sağlama konusundaki ümit veren beklentiler konusunda (sorumlu şahsın
yargılanması ve mahkum edilmesi ile tazminat), başvuranın durumu ve içinde
bulunduğu şartların, sorumlu Devlete karşı başarılı şekilde savunma yapan, özel
durumların varlığı nedeniyle iç hukuk yollarını tüketme gereğinden azlonunan
diğer başvuranların durumları ile karşılaştırılamayacağını da belirtmiştir. Özellikle
ve sözkonusu dava hakkında yürütülen soruşturmanın esasına girmeden, yetkililerin
başvuranın eşinin ölümü ile ilgili koşullar hakkında pasif kaldığı ya da yürütülen
soruşturmanın içhukuk yollarına başvurmayı anlamsız kılacak kadar etkisiz olduğu
iddia edilemez. (Yukarıda bahsedilen Akdivar ve Diğerleri, s. 1213-14, paragraf 77;
Aralık 1996 tarihli Aksoy Türkiye'ye Karşı, Raporlar 1996-VI, s. 2277, paragraf
57; 28 Kasım 1997 tarihli Menteş ve Diğerleri Türkiye'ye Karşı, Raporlar 1997-...,
s..., paragraf 60; 25 Mayıs 1998 tarihli Kurt Türkiye'ye Karşı, Raporlar 1998-...,
s...., paragraf 83, kararları ile karşılaştırınız.)
86. Bu düşünceler bağlamında ve davanın kendine özgü koşullarında, Divan,
başvuranın Sözleşme kapsamındaki şikayetleri doğrultusunda başvuranın iç hukuk
yollarını tüketmemiş olduğunun mütalaa edilmesi gerektiği sonucuna varmıştır.
Hükümetin ilk itirazları buna göre kabul edilmiştir.
BU NEDENLERDEN DOLAYI, DİVAN, OYBİRLİĞİYLE,
iç hukuk yolları tüketilmediği için davanın esasını inceleyemeyeceğine karar
vermiştir.
İngilizce ve Fransızca olarak hazırlanmış olup 23 Eylül 1998 tarihinde Strazburg'da
İnsan Hakları Binası'nda kamuya açık duruşmada tefhim edilmiştir
İmza: Rudolf BERNHARDT
Başkan
İmza: Herbert PETZOLD
Raportör
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło