22913/04

WyrokETPCz2005-11-10ECLI:CE:ECHR:2005:1110JUD002291304

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy ponowne uwięzienie osoby cierpiącej na poważną chorobę, uniemożliwiającą odbywanie kary w warunkach więziennych, stanowi nieludzkie i poniżające traktowanie w rozumieniu art. 3 Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że ponowne uwięzienie skarżącego, cierpiącego na zespół Wernickego-Korsakowa, którego stan zdrowia był niezmienny i nie pozwalał na odbywanie kary w warunkach więziennych, stanowiło nieludzkie i poniżające traktowanie. Trybunał podkreślił, że cierpienie wynikające z naturalnej choroby może wchodzić w zakres art. 3, jeśli jest ono potęgowane przez warunki pozbawienia wolności, które można przypisać władzom. Władze krajowe nie działały zgodnie z wymogami art. 3, ponownie osadzając skarżącego w więzieniu, co było wynikiem wadliwego funkcjonowania mechanizmów ochronnych w Turcji, w tym braku komunikacji i konfliktów jurysdykcyjnych między organami. Trybunał odróżnił tę sprawę od innych, gdzie stan zdrowia więźnia był stabilny lub zapewniono mu odpowiednią opiekę.
Stan faktyczny
Skarżący, Tekin Yıldız, został skazany w Turcji na karę pozbawienia wolności. W trakcie odbywania kary rozpoczął strajk głodowy, w wyniku którego zdiagnozowano u niego zespół Wernickego-Korsakowa. Ze względu na jego stan zdrowia, prokuratorzy kilkukrotnie odraczali wykonanie kary. Pomimo niezmienionego stanu zdrowia, skarżący został ponownie aresztowany i osadzony w więzieniu na około osiem miesięcy, co było wynikiem błędu proceduralnego i braku komunikacji między organami krajowymi. Ostatecznie został zwolniony, a jego prawnik wnioskował o całkowite zwolnienie z kary na podstawie nowego kodeksu karnego.
Rozstrzygnięcie
ETPCz jednogłośnie: 1. Uznał skargę z art. 5 ust. 5 za niedopuszczalną. 2. Uznał pozostałą część skargi za dopuszczalną. 3. Stwierdził naruszenie art. 3 Konwencji. 4. Stwierdził, że w przypadku ponownego uwięzienia skarżącego w przyszłości, bez wyraźnej zmiany jego stanu zdrowia umożliwiającej odbywanie kary, art. 3 Konwencji zostałby naruszony. 5. Uznał, że nie ma potrzeby badania sprawy w świetle art. 5 ust. 1, 2, 3 i 4 Konwencji. 6. Zasądził skarżącemu 10 000 EUR tytułem zadośćuczynienia za szkody niemajątkowe oraz 2 000 EUR tytułem kosztów i wydatków, pomniejszone o 715 EUR pomocy prawnej. 7. Oddalił pozostałe żądania słusznego zadośćuczynienia.

Pełny tekst orzeczenia

C O N S E I L D E   L ' E U R O P E   AVRUPA   KONSEYĐ   AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ   TEKĐN YILDIZ - TÜRKĐYE DAVASI   (Baꢀvuru no:22913/04)   KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ   STRAZBURG   KASIM 2005   Đꢀbu karar Sözleꢀme’nin 44 § 2. maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde   kesinleꢀecek olup ꢀekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2005. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan 22913/04 baꢀvuru no’lu davanın nedeni, Türk   vatandaꢀı Tekin Yıldız’ın (Baꢀvuran) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne (AĐHM) 7 Haziran   tarihinde, Avrupa Đnsan Hakları ve Temel Özgürlükleri Sözleꢀmesi’nin (AĐHS) 34.   maddesi uyarınca yapmıꢀ olduğu baꢀvurudur. Baꢀvuran, Đstanbul Barosu avukatlarından F.   Yolcu tarafından temsil edilmektedir.   OLAYLAR   doğumlu baꢀvuran Türk vatandaꢀıdır.   A. Baꢀvurunun Kaynağı Olan Olaylar   Baꢀvuran 17 Mayıs 1994 tarihinde, Đstanbul DGM tarafından terör örgütü TKP/ML-   TĐKKO’ya mensup olduğu gerekçesiyle on iki yıl altı ay ağır hapis cezasına çarptırılmıꢀtır.   Baꢀvuran Edirne F Tipi cezaevinde yatarken, F tipi ceza tevkif kurumlarındaki cezaevi   rejimini protesto etmek amacıyla uzun süreli açlık grevi baꢀlatmıꢀtır.   Açlık grevinin 140. gününe doğru, sağlık durumu kötüye gittiğinden baꢀvuran   muayene için Adli Tıp Kurumu’na gönderilmiꢀtir.   Adli Tıp Kurumu 11 Temmuz 2001 tarihinde raporunu vermiꢀtir. Baꢀvuranda hafıza   ve yakın hafıza bozukluğunun yanısıra kognitif iꢀlev bozukluğu tespit ettikten sonra adli   tabibler Wernicke-Korsakoff Sendromu teꢀhisi koymuꢀ ve Ceza Muhakemeleri Usulü   Kanunu’nun (CMUK) 399. maddesi uygulanarak   baꢀvuranın cezasının infazının   ertelenmesinin uygun olacağı yönünde görüꢀ bildirmiꢀtir.   Temmuz 2001 tarihinde yukarıda belirtilen Adli Tıp Kurumu raporuna dayanarak   Edirne Cumhuriyet Baꢀsavcısı, CMUK’un 399§2 maddesi gereğince, baꢀvuranın cezasının   altı ay ertelenmesine karar vermiꢀtir.   Baꢀvuran 7 Ocak 2002 tarihinde erteleme süresi sona erdiğinde Adli Tıp Kurumu   tarafından yeniden muayene edilmiꢀtir. Adli Tıp Kurumu semptomların devam ettiğini   gözlemlemiꢀtir.   Bunun üzerine Bakırköy Cumhuriyet Baꢀsavcılığı erteleme süresini uzatmıꢀtır.   Edirne Cumhuriyet Baꢀsavcılığı 29 Temmuz 2002 tarihinde, dava konusu hastalığın   niteliğinden dolayı, Anayasa’nın 104§2-b maddesi alanına girdiğini gözönünde bulundurarak,   baꢀvuranın cezasını tamamen iyileꢀene kadar ertelemiꢀtir.   ꢁubat ve 25 Ağustos 2003 tarihlerinde diğer iki tıbbi kontrolden geçmiꢀ ve bu   kontrollerde daha önce konulan teꢀhis doğrulanmıꢀtır.   Böylece erteleme iki kez uzatılmıꢀtır.   Mart 2003 tarihinden itibaren TKP/ML-TĐKKO bünyesinde yeniden faaliyetlerine   baꢀladığından ꢀüphelendiği baꢀvuran aleyhinde soruꢀturma baꢀlatan Malatya Cumhuriyet   Baꢀsavcısı’nın talebi üzerine, Edirne Cumhuriyet Baꢀsavcısı 23 Ekim 2003 tarihinde   yakalama müzekkeresi çıkarmıꢀtır.   Baꢀvuran 21 Kasım 2003 tarihinde yakalanmıꢀ ve Đstanbul H tipi Cezaevi’ne   konulmuꢀtur.   Baꢀvuran 12 Ocak 2004 tarihinde yakalanmasına itiraz etmiꢀ ve o güne kadar   yararlandığı erteleme kararını ileri sürerek yakalanmasının yasadıꢀı olduğu gerekçesiyle   serbest bırakılmasını istemiꢀtir.   Edirne Ağır Ceza Mahkemesi 10 ꢁubat 2004 tarihinde sözkonusu baꢀvuruyu   reddetmiꢀtir. Mahkemeye göre, baꢀvuranın cezaevi koꢀullarında yaꢀamı için tehlike arz   edecek hastalığının bulunduğu tespitinde bulunan Adli Tıp Kurumu raporlarına rağmen,   Malatya Cumhuriyet Baꢀsavcılığı’nın yürüttüğü soruꢀturmadan, baꢀvuranın yakalanmasını   haklı kılan baꢀka bir suç iꢀlediği ortaya çıkmaktadır.   Gerçekte hakimler, 13 Ocak 2004 tarihinde Malatya Cumhuriyet Baꢀsavcısı’nın   baꢀvuran hakkında men-i muhakeme kararı verdiğini bilmiyorlardı. Konuya iliꢀkin men-i   muhakeme kararının Edirne mahkemelerine bildirilmediği ortaya çıkmaktadır.   Baꢀvuranın avukatı 18 Mart 2004 tarihinde, Đstanbul Cumhuriyet Baꢀsavcısı’na   baꢀvurmuꢀtur. CMUK’un 399 ve 402 maddelerinin yanısıra Malatya Cumhuriyet   Baꢀsavcısı’nın verdiği men-i muhakeme kararına dayanarak cezaevinde kalmaya devam ettiği   sürece ölümüne sebep olabilecek hastalığı bulunan müvekkilinin serbest bırakılmasını   istemiꢀtir.   Đstanbul Cumhuriyet Baꢀsavcısı, 7 Nisan 2004 tarihinde baꢀvuranın yeniden muayene   edilmesi ya da tıbbi gözetim altında tutulması için Adli Tıp Kurumu’na gönderilmesi kararı   vermiꢀtir.   Nisan 2004 tarihinde yukarıda sözüedilen muhakemenin men’i kararı hakkında   resmi olarak bilgilendirilen Đstanbul Cumhuriyet Baꢀsavcısı, Đstanbul DGM’den CMUK’un   402§2 maddesi gereğince baꢀvuranın serbest bırakılma hakkının bulunup bulunmadığı   hakkında karara varmasını istemiꢀtir.   Đstanbul DGM 21 Nisan 2004 tarihinde, Đstanbul Cumhuriyet Baꢀsavcısı’nın talebini   sadece baꢀvuranın cezasının infazından sorumlu savcının konu hakkında karar verebileceğini   vurgulayarak reddetmiꢀtir.   Đstanbul Cumhuriyet Baꢀsavcısı’nın yaptığı itiraz 28 Nisan 2004 tarihinde   kaldırılmıꢀtır. Bunun üzerine Baꢀsavcı Adalet Bakanlığı’na sözkonusu kararın yazılı emirle   bozulması için baꢀvuruda bulunmuꢀtur.   Bakanlık 23 Haziran 2004 tarihinde bu yolu kullanmayı reddetmiꢀtir.   Temmuz 2004 tarihinde Đstanbul Cumhuriyet Baꢀsavcılığı’nın talebinden üç ay   sonra, baꢀvuran Adli Tıp Kurumu’na gönderilmiꢀ ve Adli Tıp Kurumu da tıbbi gözetim   kararının savcılık tarafından değil sadece hakim tarafından verilebileceği gerekçesiyle   baꢀvuranı reddetmiꢀtir.   Baꢀvuran 9 Temmuz 2004 tarihinde Edirne 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 10 ꢁubat   tarihinde verdiği karara itiraz etmiꢀtir.   Temmuz 2004 tarihinde Edirne 1. Ağır Ceza Mahkemesi, baꢀvuran hakkında   tutukluluğunu gerektirecek herhangi bir kovuꢀturma olmadığını tespit ettikten sonra baꢀvuran   tamamen iyileꢀene kadar serbest bırakılmasına karar vermiꢀtir.   Baꢀvuran 27 Temmuz 2004 tarihinde serbest bırakılmıꢀtır.   Edirne Cumhuriyet Baꢀsavcılığı, erteleme kararının yakın tarihli sağlık raporu   gözönünde bulundurularak verilmesi gerektiği, oysa baꢀvuran hakkındaki en son sağlık   raporunun 25 Ağustos 2003 tarihli olduğu gerekçesiyle, verilen sözkonusu kararı yazılı emirle   bozması için Adalet Bakanlığı’na baꢀvuruda bulunmuꢀtur.   Bu talep 23 Ağustos 2004 tarihinde reddedilmiꢀtir.   Baꢀvuranın avukatı, 28 Ocak 2005 tarihinde Đstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi’nden,   yeni Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) daha olumlu hükümleri gözönünde bulundurulduğunda   müvekkilinin cezasından tamamen muaf tutulmasını istemiꢀtir.   Mart 2005 tarihinde Ağır Ceza Mahkemesi, yeni TCK’nın yürürlüğe girmesinin   ardından alınabilecek kararları saklı tutulmak kaydıyla bu talebi haklı bulmuꢀtur. Yeni TCK 1   Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe girmiꢀtir.   AĐHM, baꢀvuranın Adli Tıp Kurumu tarafından yeniden muayene edilme talebinin   sonucu hakkında kesin bilgilere sahip değildir. Ancak dosyadan Mart 2005’de baꢀvuranın   Adli Tıp Kurumu’nda tıbbi gözetim altında tutulduğu anlaꢀılmaktadır.   B. AĐHM’nin Soruꢀturma Ziyareti   1. Ceza Đnfaz Kurumlarına Yapılan Ziyaretler   AĐHM heyeti Türkiye’de bulunan farklı tiplerdeki ceza infaz kurumlarda hüküm süren   fiziksel koꢀullar hakkında fikir edinmek maksadı ile baꢀvuranların avukatlarının ve Hükümet   temsilcilerinin eꢀliğinde iki F tipi cezaevini (Tekirdağ ve Kocaeli), iki H tipi cezaevini   (Tekirdağ ve Đstanbul), Đstanbul Bayrampaꢀa H tipi Cezaevi’ni ve bu cezaevinin sağlık hizmet   birimini ziyaret etmiꢀlerdir. Bu ziyaretler sırasında heyet, cezaevi personelinin yanısıra bu   kurumlardaki savcı ve görevli doktorlarla görüꢀmüꢀlerdir.   Heyetin Bayrampaꢀa Cezaevi’ni ve bu cezaevinin sağlık birimini ziyareti sırasında   kendisine Bilirkiꢀi Kurulu da eꢀlik etmiꢀtir.   F tipi cezaevleri yakın zamanda kurulmuꢀ sıkı güvenlik altında olan ceza infaz   kurumlarıdır. Sözkonusu kurumlar genel yapı itibariyle ülkenin her yanında aynıdır ve   doktorları, bir diꢀ doktoru, bir psikoloğu, bir öğretmeni ve bir sosyoloğu bulunmaktadır.   Örneğin 7 Eylül 2004 tarihinde ziyaret edilen Kocaeli F Tipi Cezaevi’nin bir kütüphanesi, bir   spor salonu ile tutukluların resim ve marangozluk gibi el iꢀlerini gerçekleꢀtirebilecekleri   yeterince geniꢀ iki atölyesi bulunmaktadır. Tıbbi muayene odası yaklaꢀık 30 m²   geniꢀliğindedir. Cezaevinde üç hekim görevlidir. Baꢀhekim, gözetim gerektiren hastalara   ayrılan her birinde sekiz hasta yatağının bulunduğu cinsiyete göre ayrılan iki bölümün ve   ayrıca duvarları süngerle kaplı iki bölümün bulunduğunu açıklamıꢀtır. Diꢀçi odası da aynı   geniꢀlikte olup, içinde diꢀçi koltuğu, radyografi çeken bir alet, bilgisayarla birlikte bir masa ve   birkaç dolap bulunmaktadır.   F tipi cezaevlerinde yatakhane yerine bir ila üç kiꢀilik yaꢀam alanları bulunmaktadır.   Her bir yaꢀam alanı 25 m²’lik iki kattan oluꢀmaktadır. Bu alanlar 50 m² geniꢀliğinde bir   avluya açılmaktadır. Heyet tarafından ziyaret edilen bölümde, zemin katında bir tarafta   mutfak köꢀesi, diğer tarafta 5 m² bir lavabo, bir tuvalet ve duꢀu olan bir oda bulunmaktadır.   Birinci kata on basamaklı merdivenle çıkılmakta ve bu katta üç ayrı yatak ve dolap   bulunmaktadır. Cezaevi Müdürlüğü hücrelere yemek servisinin saat 7:00’de, 12:00’de ve   16:30’da yapıldığını ve tutukluların gazete, kitap ve televizyon getirtebildiklerini   belirtmektedir. Avlu 7:30’da açılmakta ve gün batımıyla kapanmaktadır. Avluya giriꢀler bu   saatler arasında denetlenmemektedir. Bir avlu üç kiꢀiye her zaman açıktır. Ancak bir kiꢀilik   hücrelerde, üç hücre aynı avluya bakmaktadır. Her bölümde açma-kapama düğmesi ve çağrı   düğmesi bulunan merkezi bir radyo sistemi bulunmaktadır. Ziyaret saatleri değiꢀken olup   isteklere göre değiꢀtirilebilmektedir. Đlke olarak her tutuklu haftada bir saat kapalı görüꢀ ve   aile, eꢀ ve çocuklarla görüꢀmek için ayda bir saat açık görüꢀ hakkı bulunmaktadır.   Cezaevi Müdürlüğü, 8 Eylül 2004 tarihinde ziyaret edilen Bayrampaꢀa ve Đstanbul H   tipi cezaevleri hakkında, Bayrampaꢀa H tipi cezaevinin yargılanmak üzere tutuklu   bulundurulan kiꢀilere ayrıldığı yönünde heyet üyelerine bilgi vermiꢀtir. 10.000 kiꢀi kapasiteli   Bayrampaꢀa H tipi Cezaevi’nin, 70 ila 100 kiꢀilik yatakhaneleri, 800 m² geniꢀliğinde avlusu   ve spor, sinema, televizyon ve masa tenisi salonu bulunmaktadır.   Üç revirde ise dokuz hekim ve on altı hemꢀire çalıꢀmaktadır. Bilirkiꢀi Kurulu   doktorları sözkonusu bölümleri ziyaret ettikten sonra, 1996 ve 2000 yıllarında açlık grevi   yapan kiꢀilerin tıbbi tedavisinde kullanılan tiyaminin dozajı hakkındaki sorunlarla ilgili olarak   meslektaꢀlarıyla görüꢀmelerde bulunmuꢀlardır.   Görüꢀmelerden, 1996 yılında geniꢀ çapta baꢀlatılan açlık grevleri karꢀısında, bazı   vakalarda ilgili kiꢀilerin itirazı nedeniyle müdahale etmek mümkün olmamasına karꢀın, yetkili   mercilerin dağıttığı yazılı talimat doğrultusunda cezaevi doktorlarının grev yapanlara   müdahale ettikleri ortaya çıkmaktadır. O dönemde, grev yapanlardan birinde bilinç kaybı   olduğunda, damardan serum vererek yerinde acil müdahalede bulunmak amacıyla günlük   hatta günde iki kez kontrol yapılmaktaydı.   2. Bilirkiꢀi kurulunun sağlık muayeneleri   AĐHM Bilirkiꢀi Kurulu’nu, baꢀvuranda özellikle nörolojik veya psikiyatrik sorunlar   bulunup bulunmadığını, ꢀayet bulunuyorsa, bunların ne ölçüde cezaevi koꢀullarına uygun   olduğunu saptamak üzere görevlendirmiꢀtir. Ayrıca Kurul gerektiğinde, ilgilinin Türk adli tıp   mercilerinin hazırladığı sağlık dosyası hakkında bilimsel bir değerlendirme yapacaktı.   Bu bağlamda Bilirkiꢀi Kurulu öncelikle bu gruptaki tüm davalarda, ilgili kiꢀilerin var   olduğunu iddia ettikleri nöropsikiyatrik rahatsızlıklarını açlık grevi ile açıkladıklarını ve bu   rahatsızlıkların, Adli Tıp Kurumu tarafından da tanı konduğu gibi, Wernicke Korsakoff   Sendromu olduğunu belirttiklerini ortaya koymaktadır.   Buradan hareketle Bilirkiꢀi Kurulu, mahkumlarda olası aꢀırı yükleme veya temaruz   unsurlarını ve Wernicke Korsakoff Sendromu’nun gerçek özelliklerini ortaya çıkarmak amacı   ile standartlandırılmıꢀ sağlık muayenelerine baꢀvurmaya karar vermiꢀtir.   Muayeneler 8-11 Eylül 2004 tarihleri arasında Đstanbul Üniversitesi Çapa   Hastanesi’nde yapılmıꢀtır. Baꢀvuranlardan yedisi muayeneye gelmemiꢀtir.   Bilirkiꢀi Kurulu, 10 Eylül 2004 tarihinde muayene edilen baꢀvuranda, WK-S’den ileri   gelen net nörolojik rahatsızlıklar gözlemlendiğini ve bunların günlük yaꢀamdaki bazı   faaliyetlerin yerine getirilmesini yürümeyi zorlaꢀtırdığını belirtmiꢀtir. Bilirkiꢀi Kurulu bu   rahatsızlıklarla cezaevi yaꢀamına uyumun zor olduğu sonucuna varmıꢀtır.   HUKUK AÇISINDAN   I. BAꢁVURUNUN KABULEDĐLEBĐLĐRLĐĞĐ HAKKINDA   A. Tarafların Savları   1. Hükümet   Hükümet, ilk olarak, Edirne 1. Ağır Ceza Mahkemesi, 9 Temmuz 2004 tarihli itirazı   hakkında karara varmadan önce, baꢀvuranın, ulusal mahkemelere AĐHM huzurunda daha   önceden ortaya koyduğu durumu düzeltme olanağı vermediğinden dolayı iç hukuk yollarını   tüketmemesini ileri sürmektedir.   Hükümet ikinci olarak, baꢀvuranı idari mahkemeler huzurunda tam yargı davası   baꢀvurusu yapmamakla ya da Devlet organlarına isnat edilen yetkisini kötüye kullanmadan   dolayı iddia edilen zararının tazminini elde edebilmek amacıyla hukuk mahkemeleri   huzurunda tazminat davası açmamakla suçlamıꢀtır.   AĐHS’nin 5. maddesi bakımından Hükümet, baꢀvuranın bulunduğu koꢀullardakine   benzer koꢀullarda tutuklu bulunan kiꢀilere açık olan 466 sayılı Kanun’un öngördüğü tazmin   yolunu ileri sürmektedir.   Ayrıca Hükümet, baꢀvuranın mağdur sıfatına itiraz etmektedir. Hükümet’e göre Edirne   Ağır Ceza Mahkemesi tarafından serbest bırakılan baꢀvuranın, AĐHS’nin herhangi bir   hükmünün ihlalinden mağdur olduğunu ileri sürmeye hakkı yoktur. Kaldı ki Đstanbul Ağır   Ceza Mahkemesi 11 Mart 2005 tarihinde Yeni Ceza Kanunu gözönünde bulundurarak, geri   kalan cezanın infazının ertelenmesine karar vermiꢀtir. Ayrıca Hükümet, Gündüz-Türkiye   davasına ((karar), no: 37997/04, 28 Haziran 2005) atıfta bulunarak, konusu ortadan kalkan   davanın, AĐHS’nin 37§1 –c maddesi uygulanarak kayıttan düꢀürülmesinin gerektiğini ileri   sürmektedir.   2. Baꢀvuran   Baꢀvuran, yaptığı ꢀikayetlere benzer ꢀikayetler konusunda hiçbir baꢀarı perspektifi   bulunmayan hukuki ve idari baꢀvuru yollarını kullanmamakla tenkit edilemeyeceğine kanaat   getirmektedir. Baꢀvuran özellikle 466 sayılı Kanun bakımından tazmin hakkını tanıyacak bu   durumlardan hiçbirinin mevcut davanın gerçekliklerine uymadığını ileri sürmektedir.   Baꢀvuran, cezaevi yaꢀam koꢀullarına uygun olmayan ve iyileꢀmesi mümkün olmayan   sağlık durumuna rağmen aylar boyunca yasaya aykırı olarak özgürlükten yoksun   bırakıldığından dolayı mağdur sıfatının tanınmaması gibi bir durumun olamayacağını   savunmaktadır.   B. AĐHM’nin Takdiri   1. Đç Hukuk Yollarının Tüketilmesi   AĐHM, AĐHS’nin 35. maddesinde yer alan iç hukuk yollarının tüketilmesi kuralı   konusunda, bu hükmün sözkonusu iç hukuk yollarının iddia edilen ihlallere yönelik,   ulaꢀılabilir ve uygun olmasının gerektirdiğini hatırlatmaktadır (Selmouni-Fransa, no:   25803/94, § 75, AĐHM 1999-V). Dolayısıyla bir yandan özgürlükten yoksun bırakan bir   tedbirin AĐHS’nin 3 ve 5§1 ila 4 maddelerine aykırılığına (ilk ꢀikayet alanı) ve diğer yandan   5§5 maddesi uyarınca sözkonusu tedbir nedeniyle meydana gelen zararın telafisini elde etmek   amacıyla hukuk yolu bulunmamasına (ikinci ꢀikayet alanı) dayanan baꢀvuranın ꢀikayetleri   arasında ayrım yapmak gerekir.   Baꢀvuranın avukatı 12 Ocak 2004 tarihinde, Edirne 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde   yaptığı itirazda, müvekkilinin yakalanmasının yasaya aykırı olduğunu öne sürmüꢀtür. Bunun   dıꢀında, yargılama sonucunda verilen karardan, sözkonusu mahkemenin, baꢀvuranın adli tıp   mercilerine göre cezasının infazı için tehlike arzeden hastalığından bihaber olduğu ortaya   çıkmaktadır. Ayrıca, baꢀvuranın avukatı, Đstanbul Cumhuriyet Baꢀsavcılığı’na yaptığı 18 Mart   tarihli baꢀvurusunda, baꢀvuranın yeniden cezaevine konulmasının yaꢀamını tehlikeye   sokacağını vurgulamıꢀtır.   Bu konuda, AĐHM, 3 ve 5. maddelerinin getirdiği yasaklar sözkonusu olduğunda,   özgürlükten yoksun bırakılmaya son verdirilmesi hakkının, böyle bir yoksun bırakılmanın   telafi edilmesi hakkından ayrı olduğunu yinelemiꢀtir (Demir ve diğerleri-Türkiye, 23 Eylül   tarihli karar, 1998-VI, s. 2652-2653, § 37; K.-F.-Almanya, 27 Kasım 1997 tarihli karar,   1997- VII, § 51 ve 52; Tomasi-Fransa, 27 Ağustos 1992 tarihli karar, A serisi no: 241, s. 34,   § 79; Bkz. ayrıca mutatis mutandis, Ali ꢁahmo-Türkiye (karar), no: 37415/97, 1 Nisan 2003).   Đlk ꢀikayet alanı konusunda, baꢀvuranın hem AĐHS’nin 5. maddesinin amaçlarına   (sözüedilen K.-F.-Almanya, s. 2672, § 51) hem de benzeri hatta aynı koꢀullar nedeniyle ileri   sürülen 3. madde bakımından da uygun ve yeterli bir baꢀvuru yolunu oluꢀturan cezai hukuk   yolunu kullanmıꢀ olarak düꢀünülmelidir.   Dolayısıyla Hükümet’in salık verdiği hukuki ve idari telafi yollarından birinin ya da   diğerinin baꢀvuranın ilk ꢀikayet alanında kullanılıp kullanılmaması gerektiği sorusunu   incelemeye gerek yoktur.   Ancak daha önce yapılan değerlendirmeler gözönüne alındığında, AĐHS’nin 5§5   maddesine iliꢀkin ikinci ꢀikayet alanında durum değiꢀmektedir.   Sözkonusu hüküm, ilk olarak 5. maddenin diğer paragraflarından birinin ihlalinin ya   ulusal organ ya da AĐHS organları tarafından ortaya konulmuꢀ olmasını gerektirmektedir   (Bouchet-Fransa, no: 33591/96, § 50, 20 Mart 2001).   Bu durumda AĐHM, ceza mahkemelerinin yakalanmasına neden olan ön soruꢀturmayı   men-i muhakeme kararıyla sonuçlandırdıktan sonra, baꢀvuranın tutukluluğuna son   verdiklerini gözlemlemektedir. Bu ꢀekilde değerlendirilen baꢀvuranın durumu, “kanuna uygun   olarak yakalanıp ya da tutuklandıktan sonra men-i muhakeme kararından faydalanan”   herhangi bir kimseye tazminat verilmesini öngören 466 sayılı Kanun’un 1. maddesi alanına   girdiği açıkça ortadadır.   Dolayısıyla AĐHM, sözkonusu baꢀvurunun baꢀarısız olacağı konusunda önyargıya   varamaz.   Baꢀvuranın daha sağlam açıklamaları olmadığından ve sadece sözkonusu baꢀvurunun   baꢀarısı konusundaki ꢀüphelerini ortaya koymanın kendisini bu baꢀvuru yolunu kullanmaktan   bağıꢀık tutmayacağından dolayı baꢀvurunun bu kısmının baꢀvuru yollarının tüketilmemesi   kuralıyla çeliꢀtiği sonucuna varmak gerekir.   2. Mağdur sıfatı   AĐHM, baꢀvuranın mağdur sıfatının bulunmadığını ileri süren Hükümet’in görüꢀünü   benimsememektedir.   Đlk olarak bu durum, Gündüz-Türkiye davasından farklıdır. Sözkonusu davada,   AĐHM’nin baꢀvurunun kayıttan düꢀürülmesi kararında, Gündüz’ün askere zorla alınması   kararının Türk makamları tarafından hiçbir zaman uygulanmadığını dikkate almıꢀtır. (Bkz.   örneğin Leblon-Belçika (karar), no: 34046/96, 1 Haziran 1999).   Oysa mevcut davada, 21 Kasım 2003 tarihinde yakalanan baꢀvuranın, sağlık   gerekçesiyle salıverildiği en son tarih olan 27 Temmuz 2004 tarihine kadar hapsedildiği   konusunda ihtilaf bulunmamaktadır.   Sözkonusu tarihten itibaren baꢀvuranın ꢀikayetçi olduğu koꢀulların süregeldiği   söylenemez. Ancak aynı koꢀullardan dolayı AĐHS’nin olası ihlalinden doğabilecek sonuçların   ortadan kalktığı kabul edilemez (Pisano-Đtalya, no: 36732/97, § 42, 24 Ekim 2002).   Dosyadaki hiçbir belge bu amaçla baꢀvuran lehine herhangi bir tedbirin alındığını   göstermemektedir.   Dolayısıyla AĐHM baꢀvurunun bu kısmını kabul edilebilir ilan etmektedir.   II. AĐHS’NĐN 3. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA   Baꢀvuran, Adli Tıp Kurumu’nun Wernicke-Korsakoff teꢀhisine rağmen 21 Kasım   tarihinde yeniden cezaevine konulmasının, AĐHS’nin 3. maddesi bakımından insanlık   dıꢀı ve küçük düꢀürücü muamele oluꢀturduğunu iddia etmektedir.   A. Tarafların Savları   1. Hükümet   Hükümet, baꢀvuran tutukluluk süresi boyunca gerekli bütün tıbbi tedavilerden   faydalandığından, ulusal mercilerin 3. madde bakımından bütün yükümlülüklerini yerine   getirdiklerine kanaat getirmektedir.   Hükümet özellikle Papon-Fransa ((no:1), no: 64666/01, AĐHM 2001-VI) ile Pretty-   Birleꢀik Krallık (no: 2346/02, AĐHM 2002-III) kararlarına atıfta bulunmakta ve her halukarda   baꢀvuranın yeniden cezaevine konulmasının, 3. madde alanına girebilmesi için gerekli   ciddiyet seviyesine ulaꢀan bir muamele oluꢀturmadığını düꢀünmektedir. Zira baꢀvuranın   durumu üzücü de olsa, yetkililere isnat edilebilecek hiçbir fiil ya da ihmalkarlıktan   kaynaklanmamaktadır.   Hükümet, Bilirkiꢀi Kurulu raporu hakkındaki görüꢀlerinde, raporda yer alan tıbbi   tespitler konusunda görüꢀ bildirmeden, 16 Temmuz 2004 tarihinde 3 no’lu Đhtisas Kurulu’nun   baꢀvuranı tıbbi muayeneden geçmesi için çağrıda bulunduğunu ancak baꢀvuranın buna cevap   vermediğini vurgulamıꢀtır.   2. Baꢀvuran   Baꢀvuran bu savlara karꢀı çıkmakta ve cezaevinde tutulmasına engel olan iyileꢀmesi   zor hastalığının bulunduğunu doğrulayan Adli Tıp Kurumu’nun 17 ꢁubat ve 25 Ağustos 2003   tarihli adli tıp raporlarına dayanarak ꢀikayeti üzerinde durmaktadır.   B. AĐHM’nin Takdiri   AĐHS’nin özgürlükten yoksun bırakılan kimselerin ve dolayısıyla bu durumdaki hasta   kiꢀilerin durumuna iliꢀkin hiçbir özel hüküm içermediği doğrudur. Ancak gerekli tıbbi bakımı   sağlayarak devletin tutukluların fiziksel bütünlüğünü koruma yükümlülüğünden ayrı olarak,   doğal yolla ortaya çıkan fiziksel ya da ruhsal rahatsızlıklardan kaynaklanan acının, yetkililerin   sorumlu tutulabileceği tutukluluk koꢀullarından dolayı artıyor ya da artma riski bulunuyor ise,   kendi baꢀına 3. madde alanına girebileceğini hatırlatmak gerekir ( Mouisel-Fransa, no:   67263/01, § 37, 38 ve 40, AĐHM 2002-IX ve sözüedilen Pretty, § 52 ve bu metinde bulunan   atıflar).   Mahkumun sağlığı dıꢀında, selametinin de hapsedilme koꢀullarının pratik   gerekliliklerini dikkate alarak uygun ꢀekilde sağlanması gerekir. Her mahkumun, insan   onuruna uygun tutukluluk koꢀullarına sahip olma hakkı bulunmaktadır. Öyle ki alınan   tedbirlerin uygulanma koꢀulları, kendisini sıkıntıya ya da tutukluluğa bağlı kaçınılmaz üzüntü   seviyesini aꢀacak yoğunlukta bir ümitsizliğe sokmamalıdır (Kudla-Polonya, no: 30210/96, §   94, AĐHM 2000-XI).   AĐHS tutuklu bir kimsenin sağlık gerekçesiyle serbest bırakılması için hiçbir “genel   zorunluluk” getirmese de, tutuklunun klinik tablosu, Avrupa Konseyi’ne Üye Devletler   bünyesinde AĐHS’nin 3. maddesi açısından tutuklu kalıp kalamayacağı sorusunun sorulduğu   durumlardan birini oluꢀturmaktadır (Bkz. Mouisel ve Price-Birleꢀik Krallık, no: 33394/96, §   30, AĐHM 2001-VII). Bundan böyle bu unsur, özellikle tutuklu bulundurulma süresi   konusunda özgürlükten yoksun bırakan cezaların infaz koꢀullarında gözönünde   bulundurulması gereken unsurlardan birini oluꢀturmaktadır (sözüedilen Mousiel, § 44).   Özetle belli bir davada hayati tehlike arz eden hastalığa sahip ya da durumu uzun süre   cezaevi yaꢀam koꢀullarına uygun olmayan bir kimsenin hapiste tutulması, AĐHS’nin 3.   maddesi açısından sorunlara yol açabilir.   AĐHM, hükümlülerin ağır hastalıklarının bulunduğu durumlarda cezaların   uygulanması konusunda yürürlükte olan Türk mevzuatını incelemiꢀtir. AĐHM, mevzuatın   ulusal mercilere tutukluların ciddi hastalıklarının bulunduğu durumlarda müdahale etme   olanağını sunduğunu not etmektedir. Sağlık durumu, geçici olarak serbest bırakılma ya da   cezanın ertelenmesi kararını gerekçelendirebilecek unsurlardan biridir. Bu tedbirlere ek olarak   sağlık nedeniyle Cumhurbaꢀkanı affına baꢀvurma imkanı bulunmamaktadır.   AĐHM, sözkonusu usullerin ilk bakıꢀta, Devletlerin özgürlükten yoksun bırakan   cezalarla bağdaꢀtırması gereken, mahkumların fiziksel bütünlüğü ve esenliğinin korunmasını   sağlamak için uygun güvenceleri oluꢀturduğu kanaatindedir.   Mevcut davanın özel bağlamında, geçmiꢀte Türkiye’nin 1996 ve 2000 yıllarında koğuꢀ   yerine bir ila üç kiꢀilik yaꢀam birimleri öngören F tipi cezaevlerinin kurulmasını protesto   etmek amacıyla baꢀlatılan açlık grevleri karꢀısında, beslenme bozukluğuna bağlı zihinsel ve   fiziksel rahatsızlıkları olan ve aralarından bir kısmının WK-S olduğu düꢀünülen kiꢀilerin   tutuklu bulundurulmaları sorunuyla karꢀı karꢀıya kaldığını hatırlatmak uygun olacaktır. Hiç   kuꢀkusuz yetkili mercilerin, bu durumun toplumun korunması açısından gerekli olmadığına   kanaat getirmesi üzerine, hasta olan tutuklulardan birçoğu sağlık gerekçesiyle geçici olarak   serbest bırakılmıꢀtır.   Mevcut davada yukarıda belirtilen harekete katıldığı anlaꢀılan baꢀvuran, Türk   hukukunun tanımıꢀ olduğu olanaklara ulaꢀabilmiꢀ ve 21 Kasım 2003 tarihinde yeniden   cezaevine konulana kadar bu olanaklardan faydalanmıꢀtır.   Bu konuda AĐHM, 13 Temmuz 2001 tarihinde, Edirne Cumhuriyet Baꢀsavcısı’nın   Adli Tıp Kurumu’nun 3 no’lu Đhtisas Kurulu raporuna dayanarak, iyileꢀme durumu olmayan   ve aynı zamanda cezaevi yaꢀam koꢀullarına uygun olmayan Wernicke-Korsakoff hastası   baꢀvuranın cezasının infazının ertelenmesine karar verdiğini not eder.   Böylece baꢀvuran, CMUK’un 399§ 2 maddesi gereğince hastanede gerekli tıbbi tedavi   görmesi için yakınlarının yanında kalmak üzere serbest bırakılmıꢀtır.   Dolayısıyla geriye baꢀvuranın 27 Temmuz 2004 tarihine kadar, yani yaklaꢀık sekiz ay   boyunca hapsedilmesinin, AĐHS’nin 3. maddesinin uygulama alanına girebilmek için yeterli   ciddi seviyeye ulaꢀan bir durum olup olmadığını incelemek kalmaktadır (Bkz. Price, ibidem).   Baꢀvuranın yeniden cezaevine konulmasına kadar gerçekleꢀtirilen tüm sağlık   kontrolleri daha önce konulan Wernicke-Korsakoff Sendromu teꢀhisini doğrulamaktadır.   Tespit ve uzak hafızada zayıflamanın yanısıra biliꢀsel bozukluk gösteren baꢀvuranın sağlık   durumunun tutukluluk koꢀullarıyla bağdaꢀmadığına karar verilmiꢀtir.   AĐHM, varılan bu tespitleri tartıꢀma konusu yapacak hiçbir unsur görmemekte (Klaas-   Almanya, 22 Eylül 1993, A serisi no: 269, s. 17, § 29-30) ve izleyen nedenlerden dolayı   sözkonusu tespitleri tartıꢀma konusu yapacak hiçbir geliꢀmenin ne dava konusu tutukluluk   sırasında ne de daha sonra meydana geldiğine inanmaktadır.   Sonuç itibariyle 10 Eylül 2004 tarihinde, yani baꢀvuran serbest bırakıldıktan çok   sonra, AĐHM Bilirkiꢀi Kurulu tarafından muayene edilmiꢀtir. Bilirkiꢀi Kurulu Yıldız’da,   denge, yürüme ve kas koordinasyonu sorunları olarak kendini gösteren hem statik hem de   kinetik beyincik sendromu bulunduğunu ortaya koymuꢀtur. Ayrıca baꢀvuran önemli   konsantrasyon güçlüğü, genel zihinsel gerileme ve hafıza bozukluğu çekmektedir.   Buradan yola çıkarak Bilirkiꢀi Kurulu oybirliğiyle Yıldız’ın cezaevinde hastalığına   dayanmasını zorlaꢀtıracak belirgin nörolojik Wernicke-Korsakoff Sendromu rahatsızlığının   bulunduğu sonucuna varmıꢀtır.     Bu ꢀekilde değerlendirildiğinde, mevcut davadaki durum ile Hükümet’in belirttiği   Papon-Fransa (no:1) davası karꢀılaꢀtırılamaz, zira sözkonusu davada, kendisinde herhangi bir   bağımlılık bulgusuna rastlanmayan Papon’un genel sağlık durumunun iyi, bilinci ise açıktır ve   ilgili kiꢀi düzenli olarak, “gerek ceza infaz kurumundaki sağlık personeli ve yardımcı personel   tarafından sağlanan, gerekse hastane ortamındaki konsültasyonlar ve hastaneye yatırma   sayesinde tıbbi gözetim ve bakımdan” yararlanmıꢀtır.   Bu son hususla ilgili olarak, baꢀvuranın yeninden hapsedilmesi durumunda tıbbi   bakımın eksikliğinden açıkça ꢀikayetçi olmamasına karꢀın, Hükümet’in, baꢀvuranın yeniden   hapsedilmesi halinde sağlanacak günlük tedavi veya desteğin niteliğini ve uygunluğunu   destekleyemediğinin vurgulamak gerekir. Baꢀvurana sağlanan dikkate değer tıbbi bakıma   rağmen, böylesi bir argüman yanlıꢀ anlaꢀılacaktır, zira bu, baꢀvuranın cezaevi dıꢀında tedavi   ve bakım görmesi amacıyla tanınan geçici serbestliğin uygunluğu hususunu tartıꢀma konusu   haline getirecektir.   AĐHM, Hükümet’in belirttiğinin aksine, Yıldız’ın yeniden hapsedilmesi ve cezaevinde   tutulması nedeniyle daha da ağırlaꢀan sağlık durumunun, AĐHS’nin 3. maddesinin uygulama   alanına girecek ciddiyet seviyesine ulaꢀtığı kanaatindedir.   Esasen bu durum ancak, Türkiye’de geçerli olan ve olayların meydana geldiği   dönemde uygulamadaki zayıflığı ortaya çıkan koruma mekanizmasının iꢀleyiꢀindeki   bozuklukla açıklanabilir.   Baꢀka bir deyiꢀle, baꢀvuranın sözkonusu olaylardan hemen sonra baꢀvurduğu   mercilerin, meselenin tüm boyutları gözönünde bulundurarak ve ilgili kiꢀinin yakalanmasının   olduğu kadar uzun bir süre cezaevinde tutulmasının da son tahlilde, yalnızca iletiꢀim   eksikliğinden ve çeꢀitli ceza kurumları arasındaki yetki çatıꢀmasından kaynaklanmıꢀ   olduğunu bilerek, durumu ivedi bir ꢀekilde düzeltmek için özel bir dikkat göstermiꢀ olmaları   gerekirdi.   Benzer durumlar, AĐHS’nin 3. maddesi bakımından, baꢀvuranın hastalığının   kökenindeki olayların geliꢀiminde kendilerinin hiçbir hatalarının bulunmadığını iddia etmeye   hakları olmayan Devletin yetkili mercilerinin sorumluluğunu gündeme getirebilir. Esasen   baꢀvuranın uzun süreli açlık grevine baꢀlama kararı verirken kendisine yapmıꢀ olabileceği   kötülük her ne olursa olsun, bu hiçbir ꢀekilde, AĐHS’nin 3. maddesi bakımından Devletin   sözkonusu kiꢀiler karꢀısındaki yükümlülüklerini ortadan kaldırmaz (konuya iliꢀkin diğer   tartıꢀmalar için, bkz., Nevmerjitsky-Ukrayna, no: 54825/00, §§ 82-106, 5 Nisan 2005).   Baꢀvuranın, tıbbi gözetim altına alınmak amacıyla 16 Temmuz 2004 tarihinde 3.   Đhtisas Kurulu’na muayene olmamıꢀ olmasından da herhangi bir sonuç çıkarılmaz. ꢁayet   yetkili merciler ilgili kiꢀiyi Adli Tıp Kurumu’na yeniden göndermek için üç ay beklememiꢀ   ya da sözkonusu kiꢀinin Adli Tıp Kurumu’na kabulünün   formalitelerden ötürü   reddedilmesine izin vermemiꢀ olsalardı, bu türden bir tedbirden beklenebilecek yarar, bu   tarihten önce de pekala sağlanabilirdi.   Kısacası AĐHM, sağlık durumunun değiꢀmemesine karꢀın, baꢀvuranı, 21 Kasım 2003   tarihinde yeniden hapsetmeye, ardındansa 27 Temmuz 2004 tarihine kadar cezaevinde   tutmaya karar veren ulusal mercilerin, AĐHS’nin 3. maddesinde öngörülen ꢀartlarla uyumlu   olarak hareket ettiklerinin kabul edilmeyeceği görüꢀündedir.     AĐHM, bu ꢀekilde Yıldız’a çektirilen ıstırap nedeniyle insanlık dıꢀı ve aꢀağılayıcı bir   muamelenin sözkonusu olduğunu ve bunun, cezaevinde tutulmadan ve WK-S gibi bir   hastalığın tedavisinden kaynaklanan ıstırabın da kaçınılmaz olarak ötesine geçtiğini   saptamıꢀtır. Sonuç olarak mevcut davada AĐHS’nin 3. maddesi ihlal edilmiꢀtir.   AĐHM ulaꢀılan bu sonucun, baꢀvuranın sağlık durumunda hapis cezasına   dayanabilecek kadar net bir değiꢀiklik olmadan, gelecekte Türk makamları tarafından yeniden   hapsedilmesine karar verilmesi durumunda da zorunlu olarak aynı olacağını vurgulamaktadır.   III. AĐHS’NĐN 5. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA   Baꢀvuran, yararlandığı erteleme tedbirinin süresi bitmeden hakkında haksız yere   çıkarılan yakalama müzekkeresi nedeniyle yakalandığından ꢀikayetçi olmakta ve yakalanma   nedenlerinin kendisine düzgün bir ꢀekilde bildirilmediğini ileri sürmektedir. Baꢀvuran ayrıca,   cezaevinde tutulduğu sürenin aꢀırı derecede uzun olduğundan yakınarak, bu tedbire karꢀı   baꢀvurduğu yolların boꢀa çıktığını belirtmektedir. Bu itibarla baꢀvuran AĐHS’nin 5.   maddesinin ilgili hükümlerine (1. fıkranın a) ve c) bentleri ile 2., 3. ve 4. fıkraları) gönderme   yapmaktadır.   Baꢀvuran aynı zamanda baꢀvurusunda yukarıda belirtilen hükümlerle birlikte, özü   itibari ile AĐHS’nin 13. maddesine atıfta bulunmaktadır. AĐHS’nin 5§4. maddesi 13. madde   karꢀısında lex specialis teꢀkil ettiğinden, AĐHM bu ꢀikayeti ayrı tutmaya gerek olmadığına   karar vermiꢀtir.   A. Tarafların Savları   Hükümet öncelikle, sözkonusu yeniden hapsetmenin, hiçbir ꢀekilde eleꢀtiriye mahal   vermeyen bir ceza soruꢀturması kapsamında çıkartılan yakalama müzekkeresine dayandığını   ve ulusal yasalara olduğu kadar AĐHS’ye de uygun olduğunu vurgulamaktadır.   Dahası Hükümet, sonuçta Edirne ceza mahkemeleri tarafından serbest bırakılan   baꢀvuranın, AĐHS’nin 5§4. maddesine göre hukuki yollardan yararlanamadığını iddia   edemeyeceğini belirtmektedir.   Baꢀvuran, özellikle geç serbest bırakıldığını ve yetkili mercilerin AĐHS’de belirtilen   sorumluluklarını üstlenmekten ziyade, davayı uzatan usulleri kullanmayı tercih ettiklerini   belirterek, bu savlara karꢀı çıkmaktadır.   B. AĐHM’nin Takdiri   Tüm unsurlar değerlendirildiğinde AĐHM, yukarıda dile getirilen ꢀikayetlerin, daha   önceden AĐHS’nin 3. maddesi açısından ele alınan sorularla aynı ya da benzer özellikle   taꢀıdığını gözlemlemiꢀtir. AĐHM, AĐHS’nin 3. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmasına   sevk eden tespitlere dayanarak, mevcut davada bu ꢀikayetlerin ayrıca incelenmesine gerek   olmadığına hüküm vermiꢀtir.     IV. AĐHS’NĐN 46. MADDESĐ HAKKINDA   AĐHM, soruꢀturma görevine konu olan elli üç davada genel olarak belirtilen koꢀulları   yakından inceledikten sonra, AĐHS’nin 46. maddesinde öngörülen yükümlülükleri yerine   getirmesinde Savunmacı Devletçe yardımcı olabilmek amacı ile ꢀimdi istisnai olarak,   Türkiye’de uygulana geldiği haliyle resmi Adli Tıp Uzmanlığı mekanizması konusunda   ortaya çıkan bir takım sorunların giderilmesinde elveriꢀli görünen tedbirlerden bahsetmek   gerektiği kanaatindedir (bkz., mutatdis mutandis, Broniowski-Polonya [GC], no: 31443/96, §   194, CEDH 2004-V).   AĐHM’ ye göre en önemli sorun, özellikle, hakimlerin, hüküm giymiꢀ fakat sağlık   gerekçesiyle geçici olarak serbest bırakılmıꢀ bir kimse hakkında yakalama müzekkeresi   çıkarmalarına bağlıdır (burada sözkonusu olan baꢀta mahkumlara mahsus yakalama   müzekkeresidir). Đncelenen dosyalardan, ꢀu üç durumun birinde bu tür tedbirlerin alındığı   anlaꢀılmaktadır: ilgili kiꢀinin Adli Tıp Enstitüsü tarafından yeniden muayene edilmesi   gerektiğinde (bkz., örneğin, Uyan- Türkiye, no 7454/04, §§ 26, 27 ve 52, 10 Kasım 2005),   ilgili kiꢀiye tanınan erteleme süresinin bitiminde ilgili kiꢀinin geleceği hakkında kararın   verilmesi gerektiğinde (bkz., Özgür ve 30 diğer baꢀvuru - Türkiye, no: 28480/04 vet   25514/04, 10 Kasım 2005, Ateꢀ –Türkiye, no 14390/04, 10 Kasım 2005, ve Yılmaz -Türkiye,   no 24030/04) ya da Adli Tıp Enstitüsü tarafından ilgili kiꢀi aleyhinde son olarak verilmiꢀ bir   rapora dayanılarak ilgilinin yeniden hapsedilmesi gerektiğinde (Gürbüz- Türkiye, no   26050/04, §§ 33 ve 34, 10 Kasım 2005).   Yukarıda belirtilen durumlardan ilk ikisinde, davetiye veya ihzar müzekkereleri   yoluyla istenen amaca ulaꢀılabilir. TCK ile de öngörülen bu olasılıklar, cezaevi yaꢀamına   önsel olarak uygun olmayan bir hastalığa yakalanan bir kimsenin, sağlık kontrolünden   geçirilmeden usulsüz bir ꢀekilde yeniden hapsedilmesinin önüne geçilmesi için daha uygun   görünmektedir.   Üçüncü durumda iliꢀkin olarak ise AĐHM usulde bir boꢀluk gözlemlemektedir. Esasen   sayılı Adli Tıp Kurumu Kanunu’nun 15. maddesine göre, yalnızca Cumhuriyet Savcısı   veya Hakim, bir ekspertiz raporunun sonuçlarını Adli Tıp Enstitüsü Genel Kurul’unda   tartıꢀmaya açmakla yetkilidir. Oysa her an “ciddi hasta” olduğu reddedilebilecek olan   baꢀvuranın, bu türden bir hukuki yola doğrudan ulaꢀabilmesi ve aleyhindeki Adli Tıp   raporuna karꢀı itiraz edebilmesi gerekmektedir (bkz., Gürbüz kararı, § 35 ; karꢀılatırınız,   mutatis mutandis, Çıraklar - Türkiye, 28 Ekim 1998, Derleme 1998-VII, ss. 3070-3071,   §§ 29-32, ve Erdoğdu - Türkiye, no 25723/94, § 34, CEDH 2000-VI).   Öte yandan, Adli Tıp Enstitüsü Genel Kurulu karar verene kadar ilgili kiꢀi tarafından   bu hukuki yolun kullanılmasının, yeniden hapsetme tedbiri üzerinde erteleyici etkisi olması   gerekir (bkz., Gürbüz kararı, § 51 ; karꢀılaꢀtırınız, mutatis mutandis, Čonka –Belçika, no   51564/99, §§ 65-84, CEDH 2002-I). Baꢀka bir deyiꢀle yetkili merciler, o ana kadar sağlık   gerekçesiyle ertelemeden yararlanan bir hükümlünün yeniden hapsedilmesine karar verirken,   Türk hukuk sisteminde öngörülen hukuki yolların ilgi kiꢀi tarafından tüketilmesinden sonra   “kesin”leꢀen adli tıp raporuna temel almalıdırlar.   AĐHM bu amaçlar için gerekli tedbirleri alma sorumluluğunu Savunmacı Devlet’e   bırakmaktadır.     V. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA   A. Tazminat   Baꢀvuran herhangi bir maddi zarar iddiasında bulunmamakta, buna karꢀılık manevi   zarar için 50.000 Euro tutarında tazminat talep etmektedir.   Hükümet talep edilen bu miktarın haksız ve fahiꢀ tutarda olduğu kanaatindedir.   AĐHM, baꢀvuranın, cezaevinde tutulması nedeniyle kendisini büyük bir sıkıntı içinde   hissetmiꢀ olabileceğini ve yalnızca bu kararın sonucuyla giderilemeyecek bir manevi zarara   maruz kalmıꢀ olduğu kanaatindedir (bkz., Mokrani-Fransa, no: 52206/99, §§ 36 ve 43, 15   Temmuz 2003).   AĐHM hakkaniyete uygun olarak baꢀvurana bu açıdan 10.000 (onbin) Euro   ödenmesine karar vermiꢀtir.   B. Masraf ve Harcamalar   Baꢀvuran avukatlık ücretleri ile çeviri, iletiꢀim ve posta masrafları için 4.560 Euro   talep etmektedir.   Hükümet kanıtlayıcı belge olmadan bu talebin reddedilmesi gerektiğini belirtmektedir.   AĐHM’nin bu konudaki içtihadına göre, baꢀvuranlar ancak yaptıkları masraf ve   harcamaların gerçekliğini, zorunluluğunu ve miktarının makul olduğunu ortaya koyduklarında   sözkonusu masraf ve harcamalar geri ödenebilir (bkz., diğerleri arasında, Nikolova-   Bulgaristan [GC], no: 31195/96, §79, CEDH 1999-II).   Bu durumda AĐHM, baꢀvuranın iddialarına iliꢀkin herhangi bir kanıtlayıcı belge ya da   not sunmadığını gözlemlemektedir. Bununla birlikte mevcut davanın hazırlıkları için   baꢀvuranın bazı harcamalar yapmıꢀ olduğu muhakkaktır.   AĐHM, sunulan ayrıntıları gözönünde bulundurarak, her türlü vergiden muaf tutulmak   suretiyle baꢀvurana, 2.000 (ikibin) Euro’dan, Avrupa Konseyi tarafından sağlanan 715   (yediyüz onbeꢀ) Euro tutarındaki adli yardım düꢀülerek, kalan meblağın ödenmesinin makul   olduğuna kanaat getirmiꢀtir.   Belirlenen tutar ödeme tarihinde Yeni Türk Lirası’na (YTL) çevrilecek ve baꢀvuran   veya yasayla yetkili kılınmıꢀ bir vekili tarafından belirtilen banka hesabına yatırılacaktır.   C. Gecikme Faizi   Gecikme faizi olarak, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına   uyguladığı faiz oranına üç puan eklenecektir.   BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK AĐHM OYBĐRLĐĞĐYLE,   1. AĐHS’nin 5§5. maddesine dayanan ꢀikayetin kabuledilemez olduğuna;   2. Baꢀvurunun geri kalanının kabuledilebilir olduğuna;     3. AĐHS’nin 3. maddesinin ihlal edildiğine;   4. Baꢀvuranın sağlık durumunda hapis cezasına dayanabilecek kadar net bir değiꢀiklik   olmadan yeniden hapsedilmesi durumunda, AĐHS’nin 3. maddesinin ihlal edileceğine;   5. Davayı AĐHS’nin 5. maddesinin 1.,2.,3. ve 4. fıkraları açsısından incelemeye gerek   olmadığına;   6. a) AĐHS’nin 44 § 2 maddesi gereğince kararın kesinleꢀtiği tarihten itibaren üç ay içinde,   ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden TL’ye çevrilmek üzere Savunmacı Hükümet   tarafından baꢀvurana,   i. manevi tazminat için 10.000 (on bin) Euro ödenmesine,   ii. masraf ve harcamalar için 2.000 (iki bin) Euro’dan, Avrupa Konseyi tarafından   sağlanan 715 (yediyüz onbeꢀ) Euro tutarındaki adli yardım düꢀülerek kalan miktarın   ödenmesine;   iii. yukarıdaki miktarların her türlü vergiden muaf tutulmasına;   (b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet   tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan   fazlasına eꢀit oranda faiz uygulanmasına;   7. Adil tazmine iliꢀkin diğer taleplerin reddine;   karar vermiꢀtir.   Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıꢀ ve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77 §§ 2 ve 3   maddesine uygun olarak 10 Kasım 2005 tarihinde yazıyla bildirilmiꢀtir.   15

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło