22922/03
WyrokETPCz2009-09-22ECLI:CE:ECHR:2009:0922JUD002292203
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
Czy brak dostępu do adwokata podczas zatrzymania przez policję, w szczególności w przypadku nieletniego, narusza prawo do rzetelnego procesu sądowego z art. 6 ust. 1 w związku z art. 6 ust. 3 lit. c Konwencji?Ratio decidendi
Trybunał uznał, że systematyczne ograniczenie dostępu do adwokata podczas zatrzymania przez policję, stosowane wobec wszystkich zatrzymanych w związku z przestępstwami podlegającymi jurysdykcji sądów bezpieczeństwa państwa, stanowi naruszenie art. 6 ust. 1 w związku z art. 6 ust. 3 lit. c Konwencji. Trybunał powołał się na swoje wcześniejsze orzeczenie w sprawie Salduz przeciwko Turcji, podkreślając, że brak dostępu do adwokata w początkowej fazie postępowania, zwłaszcza w przypadku nieletniego, podważa rzetelność całego procesu, ponieważ zeznania uzyskane w takich okolicznościach mogą mieć decydujący wpływ na wyrok.Stan faktyczny
Skarżący, urodzony w 1983 roku, został zatrzymany w wieku 17 lat 31 grudnia 2000 roku pod zarzutem wspierania nielegalnej organizacji. Był przesłuchiwany przez policję i prokuratora bez obecności adwokata. Został skazany na 2 lata i 6 miesięcy więzienia, a sąd oparł się na jego zeznaniach złożonych bez adwokata. Po zmianach w prawie krajowym, jego sprawa była kilkukrotnie ponownie rozpatrywana, a ostatecznie został skazany na 25 dni więzienia (zamienione na grzywnę) z odroczeniem wykonania kary.Rozstrzygnięcie
Trybunał uznał skargę za dopuszczalną. Stwierdził naruszenie art. 6 ust. 1 w związku z art. 6 ust. 3 lit. c Konwencji. Zasądził skarżącemu 1 500 EUR tytułem szkody niemajątkowej oraz 200 EUR tytułem kosztów i wydatków. Oddalił pozostałe roszczenia o słuszne zadośćuczynienie.Pełny tekst orzeczenia
COUNCIL
AVRUPA
OF EUROPE
KONSEYĐ
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ
DÖRDÜNCÜ DAĐRE
HALĐL KAYA/TÜRKĐYE
(Baꢀvuru no. 22922/03)
KARAR
STRAZBURG Eylül 2009
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecektir. ꢁekli
düzeltmelere tabi olabilir.
______________________________________________________________________________________
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2009. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.
USULĐ ĐꢀLEMLER
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan 22922/03 no’lu davanın nedeni T.C.
vatandaꢀı Halil Kaya’nın (“baꢀvuran”), Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne 4 ꢁubat 2003
tarihinde Avrupa Đnsan Hakları ve Temel Özgürlükler Sözleꢀmesi’nin (“AĐHS”) 34. maddesi
uyarınca yapmıꢀ olduğu baꢀvurudur.
Baꢀvuran, AĐHM önünde Adana Barosu avukatlarından K. Derin tarafından temsil
edilmiꢀtir.
OLAYLAR
I. DAVA OLAYLARI
Baꢀvuran, 1983 doğumludur ve Adana’da yaꢀamaktadır. Aralık 2000 tarihinde 00.15’te, sözkonusu tarihte on yedi yaꢀında olan baꢀvuran,
lehinde sokaklarda sloganlar atmak ve araba lastiği yakmak suretiyle yasadıꢀı bir örgüte
yardım ve yataklık etmekten Adana’da gözaltına alınmıꢀtır. Aynı gün, avukat gıyabında,
sırasıyla polis ve Cumhuriyet Savcısı tarafından sorgulanmıꢀtır. Dava dosyasındaki
bilgilerden, baꢀvuranın gözaltına alındığı ikinci gün serbest bırakıldığı anlaꢀılmaktadır. Ocak 2001’de Adana DGM Cumhuriyet Savcısı, baꢀvuranı ve diğer üç kiꢀiyi, Ceza
Kanunu’nun 169. maddesi ve Terörle Mücadele Kanunu’nun 5. maddesi (3713 no’lu Kanun)
bağlamında suç teꢀkil eden, yasadıꢀı bir örgüte yardım ve yataklık etmekle suçladığı bir
iddianame yayımlamıꢀtır. Ocak ve 13 Ağustos 2001 tarihleri arasında mahkeme, baꢀvuranın bir avukat
tarafından temsil edilmediği otuz dört duruꢀma düzenlemiꢀtir. 3 Eylül 2001 tarihli duruꢀma
için baꢀvurana, avukat tayin edilmiꢀtir. Aralık 2001’de DGM, kararını vermiꢀtir. Baꢀvuranı suçlu bularak iki yıl altı aylık
hapis cezasına çarptırmıꢀtır. Mahkeme, baꢀvuranı mahkum ederken avukat gıyabında polise
ve Cumhuriyet Savcısı’na verdiği ifadeleri göz önüne almıꢀtır. 8 Temmuz 2002’de Yargıtay,
esasa iliꢀkin bir duruꢀma düzenlemeksizin baꢀvuranın itirazını reddetmiꢀtir. 8 Temmuz 2002
tarihli karar, 21 Ağustos 2002’de Adana DGM sekretaryasına tevdi edilmiꢀtir. Müteakiben, 11
Eylül 2002’de baꢀvuran, cezasını çekmek üzere cezaevine gönderilmiꢀtir.
Bu süre zarfında 30 Temmuz 2003’te Ceza Kanunu’nun 169. maddesinde değiꢀiklik
yapan 4963 no’lu Kanun yürürlüğe girmiꢀtir. Yeni kanunun, baꢀvuran için daha avantajlı
maddeleri bulunduğunu gerekçe gösteren yasal temsilci, yargılamanın yeniden yapılmasını
talep etmiꢀtir. 15 Eylül 2003’te Adana Ceza Mahkemesi davayı yeniden açmaya karar vermiꢀ
ve baꢀvuranın serbest bırakılmasını öngörmüꢀtür. Buna bağlı olarak, konu Adana Ceza
Mahkemesi tarafından yeniden incelenmiꢀ ve Ceza Kanunu’nun 169. maddesinin yeni ifade
biçimini göz önüne alan mahkeme, 7 Ekim 2004’te baꢀvuranın 169. madde bağlamında değil
312. madde bağlamında mahkum edilmesi gerektiği sonucuna varmıꢀtır. Sonuç olarak,
baꢀvuran üç ay on gün hapis cezasına çarptırılmıꢀ ve cezası, para cezasına çevrilmiꢀtir.
Ayrıca, 647 no’lu Kanun uyarınca cezasının infazı ertelenmiꢀtir. Baꢀvuran, 7 Ekim 2004’te
temyize baꢀvurmuꢀtur.
Aralık 2005’te Yargıtay Baꢀsavcısı, dava dosyasının yeniden incelenmek üzere
Adana Ceza Mahkemesi’ne gönderilmesine karar vermiꢀtir. Savcı kararında 12 Ekim 2004’te
yürürlüğe girerek Ceza Kanunu’nu bir kez daha değiꢀtiren yeni yasaya atıfta bulunmuꢀtur.
Savcı ayrıca 31 Mart 2005’te 5326 no’lu Kanun’da kabahatlere iliꢀkin getirilen yeni bir
değiꢀikliğe dikkat çekmiꢀtir.
Adana Ceza Mahkemesi, baꢀvuranın davasını bir kez daha son hukuki değiꢀiklikleri
göz önüne alarak incelemiꢀtir. Son olarak, 8 Mayıs 2006’ta mahkeme, baꢀvuranı 5326 no’lu
Kanun’un 215. maddesi uyarınca suçlu bularak yirmi beꢀ günlük hapis cezasına çarptırmıꢀtır.
Mahkeme ayrıca sözkonusu cezayı, para cezasına çevirmiꢀ ve 5395 no’lu Çocuk Koruma
Kanunu uyarınca davanın hükme bağlanmasını ertelemeye karar vermiꢀtir. Sözkonusu karar, Haziran 2007’de Adana Ağır Ceza Mahkemesi tarafından onanmıꢀtır.
HUKUK
AĐHS’nin 6. maddesinin 3. paragrafının (c) bendini dayanak olarak gösteren baꢀvuran,
sözkonusu tarihte reꢀit olmadığı halde, polis tarafından göz altına alındığı sırada avukat
yardımı alamadığından ꢀikayetçi olmuꢀtur.
Hükümet, ulusal yargılama sürecinde, polis tarafından gözaltına alındığı sırada avukat
yardımı alamadığını gerekçe olarak göstermemesi nedeniyle öncelikle baꢀvuranın AĐHS’nin
35/1 maddesinin gerektirdiği gibi iç hukuk yollarını tüketmemiꢀ olduğunu ileri sürmüꢀtür.
Ayrıca, yargılanması sırasında 3 Eylül 2001 tarihinden sonra bir avukat tarafından temsil
edilmeye baꢀlanması nedeniyle baꢀvurunun, altı aylık süre sınırı aꢀıldıktan sonra yapıldığını
belirtmiꢀtir. AĐHM’nin Okul/Türkiye kararındaki (no. 45358/99, 4 Eylül 2003) içtihadını
dayanak olarak gösteren Hükümet, altı aylık sürenin, Yargıtay’ın kararını verdiği 8 Temmuz
2002’den itibaren baꢀlaması gerektiği kanaatindedir.
AĐHM, 3842 no’lu Kanun’un 31. maddesi uyarınca baꢀvuranın avukata eriꢀim hakkına
getirilen kısıtlamanın sistematik olduğunu ve devlet güvenlik mahkemelerinin yetki alanına
giren bir suçla bağlantılı olarak gözaltına alınan herkese uygulandığını kaydeder. Sonuç
olarak, sözkonusu kısıtlama mutat olarak uygulanmıꢀ ve baꢀvuran, polis tarafından gözaltında
tutulduğu süre içerisinde avukat yardımı hakkından yararlanmayı talep edememiꢀtir.
Dolayısıyla, AĐHM Hükümet’in iç hukuk yollarının tüketilmesine iliꢀkin ilk itirazını reddeder.
AĐHM, Hükümet’in altı aylık süre kuralına uyulmamasına iliꢀkin iddiası hususunda, bir
yargılamanın adil olup olmadığı değerlendirilirken, yargılamanın bütünüyle göz önüne
alınması gerektiğini hatırlatır (bkz. John Murray/Đngiltere, 8 ꢁubat 1996, 63. paragraf, Hüküm
ve Karar Raporları 1996-I). Ayrıca, Hükümet’in atıfta bulunduğu Okul kararında AĐHM,
Yargıtay’ın duruꢀma düzenlemesi halinde, kararını sözkonusu duruꢀmayı müteakiben bir
hafta içerisinde vermesi gerektiği kaydedilen CMK’nın 324. maddesine atıfta bulunmaktadır.
Ancak, mevcut davada Yargıtay, davanın esasına iliꢀkin bir duruꢀma düzenlememiꢀtir.
AĐHM, baꢀvuranın kendisine nihai iç hukuk kararının ex officio (resen) tebliğ edilmesi
hakkına sahip olmadığı ve mevcut davada olduğu gibi ulusal yargılama sürecinde, bir avukat
tarafından temsil edildiği durumlarda, nihai iç hukuk kararının birinci derece mahkemesi
sekretaryasına tevdi edildiği tarihin, AĐHS’nin 35/1 maddesi uyarınca baꢀlangıç tarihi –
baꢀvuranın ya da yasal temsilcisinin, nihai kararın içeriğini öğrenebildiği en son tarih –
olarak olarak kabul edilmesi gerektiğini yineler (bkz. Đpek/Türkiye (karar), no. 39706/98, 7
Kasım 2000). Mevcut davada 8 Temmuz 2002 tarihli karar Adana DGM sekretaryasına 21
Ağustos 2002’de tevdi edilmiꢀtir. Baꢀvuranın, AĐHM’ye 4 ꢁubat 2002’de baꢀvuruda
bulunması nedeniyle AĐHM, AĐHS’nin 35/1 maddesinin gerektirdiği gibi baꢀvurusunu altı
aylık süre içerisinde sunmuꢀ olduğu kanaatindedir. Sonuç olarak Hükümet’in itirazı
onaylanamaz.
AĐHM bu noktada AĐHM’ye mevcut baꢀvuruda bulunulması ardından baꢀvuran
aleyhindeki cezai takibatın, ulusal mevzuatta yapılan birçok değiꢀikliği müteakiben yeniden
baꢀlatıldığını gözlemler. Ulusal mahkemeler, yargılama sonunda baꢀvuranı, 5326 no’lu
Kanun’un 215. maddesi uyarınca suçlu bulmuꢀ ancak hakkında hüküm verilmesini
ertelemiꢀtir. Sonuç olarak, baꢀvuran beꢀ yıl boyunca gözetim altında tutulmuꢀ ve
mahkumiyeti, sabıka kaydına geçmemiꢀtir. Ancak, sözkonusu karardan önce baꢀvuran, 11
Eylül 2002 ve 15 Eylül 2003 tarihleri arasında cezasını çekmiꢀtir. Sonuç olarak, baꢀvuran
halen AĐHS’nin 34. maddesi bağlamında mağdur olarak kabul edilebilir (bkz., mutatis
mutandis (üzerinde gerekli değiꢀiklikler yapıldıktan sonra), Birdal/Türkiye, no. 53047/99, 24.
paragraf, 2 Ekim 2007; a contrario, Koç ve Tambaꢀ (karar), no. 46947/99, 24 ꢁubat 2005).
AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde baꢀvurunun kalan kısmının
dayanaktan yoksun olmadığını kaydeden AĐHM, ayrıca baꢀka açılardan bakıldığında da
kabuledilemezlik unsuru taꢀımadığını tespit eder. Bu nedenle, kabuledilebilir niteliktedir.
AĐHM, esasa iliꢀkin olarak Salduz/Türkiye kararında aynı ꢀikayeti incelemiꢀ ve
AĐHS’nin 6. maddesinin 3. paragrafının (c) bendinin, 6/1 madde ile birlikte ihlal edildiği
sonucuna varmıꢀ olduğunu gözlemler ([BD], no. 36391/02, paragraflar 56-62, 27 Kasım
2008). AĐHM sözkonusu kararda, avukata eriꢀim hakkına getirilen kısıtlamanın sistematik
olduğu ve devlet güvenlik mahkemelerinin yetki alanına giren bir suçla bağlantılı olan ve bu
süreçte polis tarafından gözaltında tutulan herkese – yaꢀlarından bağımsız olarak –
uygulandığı sonucuna varmıꢀtır. AĐHM mevcut davayı incelemiꢀ ve yukarıda anılan Salduz
kararında vardığı sonuçlardan farklı bir sonuca varmasına neden olacak özel koꢀullar tespit
etmemiꢀtir.
AĐHM, mevcut davanın spesifik unsurlarından birinin baꢀvuranın yaꢀı olduğunu
kaydeder. Polis tarafından gözaltında tutulan ve reꢀit olmayanlara yapılan avukat yardımı
hususunda ilgili uluslararası hukuk belgelerini göz önüne alan AĐHM (bkz. Salduz,
paragraflar 32-36), bu tür bir hizmetin esas önemini vurgular.
Yukarıda kaydedilenleri göz önüne alan AĐHM, mevcut davada AĐHS’nin 6.
maddesinin 3. paragrafının (c) bendinin, 6/1 madde ile birlikte ihlal edildiği sonucuna
varmıꢀtır.
Baꢀvuran, AĐHS’nin 41. maddesi bağlamındaki adil tatmine dayanarak 40,000 Euro
maddi tazminat ve 40,000 Euro manevi tazminat talep etmiꢀtir. Ayrıca, avukat ücreti için
5,000 Euro ve mahkeme masrafları için 300 Euro talep etmiꢀtir. Taleplerine gerekçe olarak,
bir tercümandan aldığı 200 Euro’luk faturayı sunmuꢀtur. Hükümet, sözkonusu taleplere itiraz
etmiꢀtir.
Tespit edilen ihlal ve talep edilen maddi tazminat arasında illiyet bağı bulunmadığını
tespit eden AĐHM, sözkonusu talebi reddeder. Baꢀvurana manevi tazminat olarak, hakkaniyet
temelinde, 1,500 Euro ödenmesine karar vermiꢀtir.
AĐHM ayrıca en uygun tatmin ꢀeklinin, baꢀvuranın talep etmesi halinde, AĐHS’nin 6/1
maddesi gerekleri uyarınca yeniden yargılanması olacağı kanaatindedir (bkz. Salduz, 72.
paragraf).
AĐHM içtihadına göre, baꢀvuran ancak gerçekten ve gerekli olduğu için yapıldıklarını
ve miktarın makul olduğunu kanıtlaması durumunda masraflarının tazmin edilmesine hak
kazanır. Mevcut davada sahip olduğu bilgileri ve yukarıda kaydedilen kriterleri göz önünde
bulunduran AĐHM, baꢀvurana bu baꢀlık altında 200 Euro tazminat ödenmesine karar
vermiꢀtir.
AĐHM, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına
uyguladığı faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun olduğuna karar
vermiꢀtir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM OYBĐRLĐĞĐYLE
1. Baꢀvurunun kalan kısmının kabuledilebilir olduğuna;
2. Baꢀvuranın polis tarafından gözaltında tutulduğu süreçte avukat yardımı alamaması
hususunda AĐHS’nin 6. maddesinin 3. paragrafının (c) bendinin, 6/1 madde ile birlikte ihlal
edildiğine;
3. (a) AĐHS’nin 44. maddesinin 2. paragrafı gereğince kararın kesinleꢀtiği tarihten itibaren üç
ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Sorumlu Hükümet’in ulusal para birimine
çevrilmek üzere Sorumlu Devlet tarafından baꢀvurana aꢀağıda kaydedilen meblağların
ödenmesine;
(i) Manevi tazminat olarak 1,500 Euro (bin beꢀ yüz Euro) ve ödenebilecek her tür
vergi;
(ii) Yargılama masraf ve giderleri için toplam 200 Euro (dokuz yüz Euro) ve
baꢀvurana uygulanabilecek her tür vergi;
(b)Yukarıda belirtilen üç aylık sürenin sona erdiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına
kadar, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan marjinal kredi kolaylığı oranının
üç puan fazlasına eꢀit oranda basit faiz uygulanmasına;
4. Adil tatmine iliꢀkin diğer taleplerin reddedilmesine;
KARAR VERMĐꢁTĐR.
Đꢀbu karar Đngilizce olarak hazırlanmıꢀ ve AĐHM Đçtüzüğü’nün 77. maddesinin 2. ve 3.
paragrafları gereğince 22 Eylül 2009 tarihinde yazılı olarak bildirilmiꢀtir.
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 14.07.2026. · Źródło