22929/04
WyrokETPCz2008-10-21ECLI:CE:ECHR:2008:1021JUD002292904
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
Czy przewlekłość postępowania karnego oraz udział prokuratora w naradach sądu naruszyły prawo do rzetelnego procesu z art. 6 ust. 1 Konwencji?Ratio decidendi
Trybunał przypomniał, że ocena rozsądnego terminu postępowania opiera się na kryteriach takich jak złożoność sprawy, zachowanie skarżącego i zachowanie władz krajowych. Stwierdził, że w niniejszej sprawie postępowanie karne, trwające ponad dziesięć lat i pięć miesięcy w dwóch instancjach, było nadmiernie długie. Rząd nie przedstawił żadnych faktów ani argumentów, które uzasadniałyby odmienne rozstrzygnięcie, co doprowadziło do wniosku o naruszeniu art. 6 ust. 1 Konwencji. W kwestii udziału prokuratora w naradach sądu, Trybunał uznał, że skarżący nie wyczerpał krajowych środków odwoławczych, ponieważ nie podniósł tego zarzutu przed sądami krajowymi.Stan faktyczny
Skarżący, dyrektor liceum, został oskarżony o fałszowanie dokumentów urzędowych, w tym wydawanie fałszywych dyplomów. W lipcu 1993 roku wszczęto przeciwko niemu postępowanie karne. Po połączeniu dwóch spraw dotyczących fałszerstwa, Sąd Karny w Stambule uznał go za winnego i skazał na karę 2 lat i 11 miesięcy pozbawienia wolności. Wyrok ten został utrzymany w mocy przez Sąd Kasacyjny w grudniu 2003 roku.Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: 1. Uznaje skargę dotyczącą długości postępowania za dopuszczalną, a pozostałą część skargi za niedopuszczalną. 2. Stwierdza naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji. 3. Zasądza na rzecz skarżącego 6 000 EUR tytułem zadośćuczynienia za szkodę niemajątkową, płatne w ciągu trzech miesięcy od daty uprawomocnienia się wyroku, wraz z odsetkami ustawowymi. 4. Oddala pozostałe żądania dotyczące słusznego zadośćuczynienia.Pełny tekst orzeczenia
CONSEIL DE
L'EUROPE
AVRUPA
KONSEYİ
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ DAİRE
İSMAİL KAYA - TÜRKİYE DAVASI
(Başvuru no: 22929/04)
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ
STRAZBURG Ekim 2008
İşbu karar AİHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek olup bazı
şekli düzeltmelere tabi olabilir.
______________________________________________________________________________________
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2008. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.
USUL
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (22929/04) no’lu davanın nedeni T.C. vatandaşı
İsmail Kaya’nın (başvuran) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) 25 Mayıs 2004
tarihinde Avrupa İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunması Sözleşmesi’nin (AİHS)
34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur.
Başvuran, AİHM önünde İstanbul Barosu avukatlarından H.Y. Kayar tarafından temsil
edilmiştir.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI doğumlu olan başvuran İstanbul’da ikamet etmektedir.
İstanbul Valiliği İl İdare Kurulu başvuranla birlikte diğer beş kişinin resmi evrakta sahtecilik
yaptıkları gerekçesiyle ceza mahkemelerine sevk edilmelerini kararlaştırmıştır. Lise müdürü
olan başvuran öğrencilere sahte diploma düzenlemekle suçlanmaktaydı.
Gaziosmanpaşa İlçe İdare Kurulu, sahtecilik yaptıkları gerekçesiyle başvuranla birlikte diğer
üç kişinin 5 Mayıs ve 14 Mayıs 1994 tarihlerinde ceza mahkemelerine sevk edilmelerini
kararlaştırmıştır.
Gaziosmanpaşa Asliye Ceza Mahkemesi konuyla ilgili yetkisizlik kararı vererek davayı Eyüp
Ağır Ceza Mahkemesi’ne havale etmiştir.
Danıştay 19 Nisan 1995 tarihinde İstanbul İl İdare Kurulu’nun 1 Temmuz 1993 tarihli kararını
onayarak dosyayı İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi’ne göndermiştir.
Resmi evrakta sahtecilik iddiasıyla açılan dava 10 Temmuz 1995 tarihinde İstanbul Ağır Ceza
Mahkemesi’nde görülmeye başlanmıştır.
Eyüp Ağır Ceza Mahkemesi’nin 17 Haziran 1996 tarihinde aldığı karar uyarınca sahtecilik
iddiasıyla açılan iki dava birleştirilmiş ve bu dava İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi
görülmüştür.
İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi başvuranı suçlu bularak TCK’nın 339/1 maddesi uyarınca
resmi evrakta sahtecilik yapma suçundan iki yıl on bir ay hapse mahkum etmiştir.
Başvuran 7 Kasım 2002 tarihinde temyize gitmiştir. Başvuran bilahare verdiği temyiz
layihasında ilk derece mahkemesinin kararının gerekçelendirilmemiş olmasına ve Ağır Ceza
Mahkemesi’nin kanıtları değerlendirme tarzına itiraz etmiştir.
Yargıtay 17 Aralık 2003 tarihinde sözkonusu mahkumiyet kararını onamıştır.
HUKUK
I. AİHS’NİN 6. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
Başvuran makul bir süre içerisinde yargılanmadığını iddia etmektedir. Başvuran ayrıca,
Cumhuriyet Savcısı’nın, mahkeme heyetinin karar görüşmelerine katılmasının silahların
eşitliği ilkesine aykırı olduğunu iddia etmektedir. Başvuran bu çerçevede AİHS’nin 6/1
maddesine atıfta bulunmaktadır.
Hükümet bu sava karşı çıkmaktadır.
A. Kabuledilebilirliğe ilişkin
1. Cumhuriyet Savcısı’nın Ağır Ceza Mahkemesi’nin görüşmelerine katılması hakkında
Hükümet başvuranın bu şikayetini ulusal mahkemeler önünde, bilhassa da Yargıtay’daki
temyiz aşamasında dile getirmediği cihetle iç hukuktaki başvuru yollarını tüketmediğini
savunmaktadır.
Başvuran, iç hukukta bu şikayetini etkili bir biçimde dile getirebileceği herhangi bir başvuru
yolu bulunmadığını iddia etmektedir. Başvuran ayrıca, bu konuya bakan ulusal mahkemelerin
başka davalarda benzer şikayetleri reddettiğini savunmaktadır.
AİHM, olayların meydana geldiği dönemde yürürlükte olduğu haliyle CMUK’un 381. ve 382.
maddeleri uyarınca sadece Ağır Ceza Mahkemesi heyetini oluşturan üç hakimin karar
verebileceğini gözlemlemektedir. Şayet Cumhuriyet Savcısı ihtilaf konusu yargılama
sırasında karar sürecine müdahil olmuş ise yasaya aykırı hareket etmiş demektir. Dolayısıyla
şayet başvuranın konuyla ilgili şüpheleri var idiyse bu şikayetini ulusal mahkemelere iletmesi
gerekirdi. Ancak dosya unsurlarından başvuranın bu yönde bir şikayette bulunmadığı
anlaşılmaktadır (Teslim Töre – Türkiye, no: 50744/99, 10 Haziran 2004). Dolayısıyla bu
şikayet iç hukuktaki başvuru yolları tüketilmemiş olduğundan AİHS’nin 35. maddesinin 1. ve
4. fıkraları uyarınca reddedilmelidir.
2. Yargılama süresi hakkında
AİHM bu şikayetin AİHS’nin 35/3 maddesi anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını
ve başka herhangi bir kabuledilemezlik gerekçesinin de bulunmadığını tespit etmektedir.
Dolayısıyla bu şikayetin kabuledilebilir ilan edilmesi yerinde olacaktır.
B. Esasa ilişkin
Dikkate alınması gereken dönem Temmuz 1993’te başlamış olup 17 Kasım 2003’te sona
ermiştir. Dolayısıyla sözkonusu dönem iki dereceden ceza mahkemesi önünde yaklaşık on yıl
beş ay sürmüştür.
AİHM bir yargılama süresinin makul olup olmadığının AİHM içtihadınca belirlenen
kıstaslara, bilhassa da başvuranın ve yetkili makamların tutumlarına bakılarak
değerlendirilmesi gerektiğini hatırlatır (bkz., diğer birçokları arasında, Pélissier ve Sassi –
Fransa, no: 25444/94, prg. 67).
Mevcut davadakine benzer meseleleri gündeme getiren davaları müteaddit defalar incelemiş
olan AİHM sözkonusu davalarda AİHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiğini tespit etmiştir
(Pélissier ve Sassi, adıgeçen).
Kendisine sunulan tüm unsurları inceleyen AİHM, Hükümetin, mevcut davada farklı bir
sonuca varmasına imkan sağlayacak nitelikte herhangi bir olgu ya da argüman sunmadığını
değerlendirmektedir. Konuyla ilgili içtihadını göz önünde bulunduran AİHM, mevcut
davadaki yargılama süresinin uzun olduğu ve ‘makul’ süre koşulunu karşılamadığı hükmüne
varmaktadır.
Bu itibarla AİHS’nin 6/1 maddesi ihlal edilmiştir.
II. AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
A. Tazminat
Başvuran 50.000 Euro maddi ve 50.000 Euro manevi tazminat talep etmektedir.
Hükümet bu taleplere itiraz etmektedir.
Tespit edilen ihlal ile maddi zarar iddiası arasında bir illiyet bağı bulunmadığı kanaatine varan
AİHM bu talebi reddeder. Buna karşın AİHM başvurana 6.000 Euro manevi tazminat
ödenmesinin yerinde olacağına hükmetmektedir.
B. Yargılama masraf ve giderleri
Başvuran ayrıca, ulusal mahkemeler ve AİHM önünde yaptığı masraf ve harcamalar için
20.000 Euro talep etmektedir. Başvuran bu talebini desteklemek üzere herhangi bir belge
sunmamıştır.
Hükümet bu talebe itiraz etmektedir.
AİHM’nin içtihadı uyarınca bir başvurana yargılama masraf ve giderlerinin iadesi ancak bu
masraf ve giderlerin gerçekliği, gerekliliği ve de makul oranda olduğu ortaya konulduğu
müddetçe mümkündür. Yukarıda anılan kıstasları ve mevcut unsurları göz önünde bulunduran
AİHM yargılama masraf ve giderlerine ilişkin talebi AİHM önündeki dava yönünden
reddeder.
C. Gecikme faizi
AİHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına üç
puanlık bir artışın ekleneceğini belirtmektedir.
BU GEREKÇELERE DAYANARAK AİHM, OYBİRLİĞİ İLE
1. Başvurunun yargılama süresi yönünden yapılan şikayete ilişkin olarak kabuledilebilir,
geriye kalan şikayetler bakımından ise kabuledilemez olduğuna ;
2. AİHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiğine ;
3. a) AİHS’nin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde,
ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden YTL’ye çevrilmek üzere, miktara yansıtılabilecek
her türlü vergiden muaf tutularak Savunmacı Devlet tarafından başvurana 6.000 Euro (altı
bin Euro) manevi tazminat ödenmesine ;
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan
fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına ;
4. Adil tatmine ilişkin diğer taleplerin reddine ;
Karar vermiştir.
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve
3. paragraflarına uygun olarak 21 Ekim 2008 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
5
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło