23143/04
WyrokETPCz2010-01-19ECLI:CE:ECHR:2010:0119JUD002314304
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
Czy zatrzymanie skarżącego przed dotarciem na protest i rzekome złe traktowanie przez policję naruszyły jego prawo do wolności zgromadzeń (art. 11) oraz zakaz nieludzkiego traktowania (art. 3)? Czy władze krajowe przeprowadziły skuteczne śledztwo w sprawie zarzutów złego traktowania, zgodnie z proceduralnym aspektem art. 3 Konwencji?Ratio decidendi
Trybunał uznał, że nie ma wystarczających dowodów "ponad wszelką wątpliwość" na to, że obrażenia skarżącego powstały w wyniku złego traktowania przez policję w momencie zatrzymania, biorąc pod uwagę opóźnienie w zgłoszeniu skargi i brak natychmiastowego udokumentowania obrażeń, co doprowadziło do stwierdzenia braku naruszenia materialnego art. 3. Jednakże, Trybunał stwierdził naruszenie proceduralnego aspektu art. 3, ponieważ śledztwo prokuratora było nieskuteczne – połączył on sprawę skarżącego z innymi demonstrantami, którzy dopuścili się aktów przemocy, mimo że skarżący został zatrzymany wcześniej i nie brał udziału w tych aktach, a prokurator nie przesłuchał skarżącego. Ponadto, Trybunał uznał, że zatrzymanie skarżącego przed dotarciem na protest, bez dowodów na to, że stanowił zagrożenie dla porządku publicznego lub dopuszczał się agresywnych zachowań, stanowiło nieproporcjonalną ingerencję w jego prawo do wolności zgromadzeń, co skutkowało naruszeniem art. 11.Stan faktyczny
Skarżący, Nisbet Özdemir, mieszkaniec Stambułu, został zatrzymany 15 lutego 2003 roku podczas protestu przeciwko interwencji wojskowej w Iraku. Twierdził, że został pobity przez policję przed dotarciem na miejsce protestu, zanim doszło do aktów przemocy ze strony innych demonstrantów. Został zatrzymany o 12:00 i zwolniony o 15:00. Raport medyczny z dnia zatrzymania nie wykazał obrażeń, natomiast późniejszy raport z 4 marca 2003 roku (17 dni po zdarzeniu) wykazał krwiak na nodze. Skarżący złożył skargę karną, która została połączona ze skargami innych demonstrantów, którzy dopuścili się przemocy. Prokurator umorzył sprawę, uznając, że policja działała w ramach uprawnień, a odwołanie skarżącego zostało odrzucone.Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: stwierdza, że skargi dotyczące art. 3 i 11 Konwencji są dopuszczalne, a pozostałe są niedopuszczalne; stwierdza brak naruszenia materialnego aspektu art. 3 Konwencji; stwierdza naruszenie proceduralnego aspektu art. 3 Konwencji; stwierdza naruszenie art. 11 Konwencji; zasądza skarżącemu 5 000 EUR tytułem zadośćuczynienia za szkody niemajątkowe; odrzuca pozostałe żądania zadośćuczynienia.Pełny tekst orzeczenia
CONSEIL
AVRUPA
DE L’EUROPE
KONSEYĐ
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ
ĐKĐNCĐ DAĐRE
NĐSBET ÖZDEMĐR - TÜRKĐYE DAVASI
(Baꢀvuru no: 23143/04)
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ
STRAZBURG Ocak 2010
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecektir. ꢁekli
düzeltmelere tabi olabilir.
______________________________________________________________________________________
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2010. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.
USUL
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (23143/04) no’lu davanın nedeni T.C. vatandaꢀı
Nisbet Özdemir’in (baꢀvuran) 25 Mayıs 2004 tarihinde Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne
Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına iliꢀkin Sözleꢀme’nin (Avrupa Đnsan
Hakları Sözleꢀmesi- AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapmıꢀ olduğu baꢀvurudur.
Baꢀvuran Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi (AĐHM) önünde Đstanbul Barosu avukatlarından
Yaꢀar Aydın ve Ruhꢀen Doğan tarafından temsil edilmektedir.
OLAYLAR
DAVANIN KOꢁULLARI
Baꢀvuran 1946 doğumlu olup Đstanbul’da ikamet etmektedir. ꢁubat 2003 tarihinde Irak’a olası bir ABD askeri müdahalesine karꢀı Kadıköy iskele
meydanında (Đstanbul) bir protesto gösterisi düzenlenmiꢀtir.
Olayla ilgili tutanağa göre, polis bu gösteriden basın yoluyla haberdar olmuꢀ ve gösteriyi
düzenleyen kurumları bunun yasaya aykırı olduğu konusunda uyarmıꢀtır. Saat 12:30 ile 13:30
arası, yaklaꢀık 6 000 katılımcı farklı siyasi parti ve sendika kuruluꢀlarının çağrısına uyarak
olay yerinde toplanmıꢀtır.
Saat 14 sıralarında, bildiriler okunduktan sonra göstericiler dağılmaya baꢀlamıꢀlardır. PKK
lehine slogan atan bir grup, yakında bulunan bir caddeye doğru ilerleyerek eylemlerine devam
etmiꢀtir. Polis, yaptıkları eylemin yasadıꢀı olduğunu belirterek göstericilerin dağılmalarını
istemiꢀtir. Đlgili ꢀahıslar polisin uyarısını dinlemeyerek, geçtikleri güzergâh üzerinde bulunan
banka, iꢀ yeri, otobüs ve araçlara saldırmıꢀlardır. Göstericiler araba lastikleri yakmıꢀlar ve bir
otobüse molotof kokteyli atmıꢀlardır. Polis, güç kullanarak göstericileri dağıtmıꢀ ve içlerinden
yirmi dört kiꢀiyi gözaltına almıꢀtır. Baꢀvuran bu yirmi dört kiꢀi arasında bulunmamaktadır. ꢁubat 2003 tarihinde düzenlenen nakil ve salıverme tutanağına göre, baꢀvuran saat
12’de gözaltına alınmıꢀ ve saat 15’de serbest bırakılmıꢀtır.
Aynı gün baꢀvuranın da aralarında bulunduğu dört kiꢀi hakkında düzenlenen tıbbi raporda
ilgili ꢀahısların vücudunda hiçbir yara ve darp izine rastlanmadığı belirtilmiꢀtir. ꢁubat 2003 tarihinde, baꢀvuran bir radyoloji merkezine gitmiꢀtir. Çekilen röntgen
filmlerinde hiçbir anormallik belirlenmemiꢀtir.
Baꢀvuran, 25 ꢁubat 2003 tarihinde bir tıbbi görüntüleme merkezinde servikal manyetik
rezonans çektirmiꢀtir. ꢁubat 2003 tarihinde, baꢀvuran Kadıköy savcılığına bir suç duyurusunda bulunmuꢀtur.
Baꢀvuran, savcılığa verdiği ifadede gösterinin yapıldığı gün öğleye doğru aynı mahallede
oturan bazı kiꢀilerle birlikte kalabalığa katılmak üzere Kadıköy’e gittiklerini, gösterinin
yapılacağı meydana gelmeden önce arabadan indiklerini ve meydana doğru yürüdüklerini
belirtmiꢀtir. Baꢀvurana göre, meydana varmadan önce polisler hiçbir uyarı yapmaksızın
üzerlerine gelmiꢀtir. Polisler kalkan ve coplarıyla baꢀvuranın kafasına ve ensesine vurmuꢀlar,
bacaklarına tekme atmıꢀlardır. Baꢀvuran bacaklarındaki izlerin, özellikle sağ bacağındaki izin
hâlâ fark edildiğini belirtmiꢀtir. Baꢀvuran aldığı darbeler dolayısıyla yere düꢀmüꢀ ve
bayılmıꢀtır. Kendisine geldiğinde polislerin onu yerde sürüklediğini ve araca bindirmek üzere
iteklediğini görmüꢀtür. Polisler daha sonra kendisine kötü muamele uygulamamıꢀlar ve
göstericileri Fatih Emniyet Müdürlüğü’ne götürmüꢀlerdir.
Saat 14 ya da 14:30 sıralarında, polisler onları bir otobüse bindirmiꢀ ve Haseki
hastanesinin bahçesine kadar götürmüꢀtür. Bir doktor otobüse binmiꢀ ve içerdekilere bir
ꢀikâyeti olan var mı diye sormuꢀtur. Baꢀvuran oradaki polislerden korktuğu için bir ꢀey
söylememiꢀtir. Otobüstekilerin çoğu hafta sonunu gözaltında geçirmemek için ꢀikâyetlerini
söylememiꢀtir.
Saat 15 sıralarında serbest bırakılan baꢀvuran, komꢀularının yardımıyla kendi evine
gitmiꢀtir. Baꢀvuran, ꢀiꢀen bacakları ve sol bacağındaki ꢀiddetli ağrı yüzünden üç gün boyunca
yatakta kalarak evden dıꢀarı çıkamamıꢀ ve tıbbi görüntüleme merkezine ancak daha sonra
gidebilmiꢀtir.
Hükümete göre, baꢀvuran 4 Mart 2003 tarihinde bir suç duyurusunda bulunmuꢀ ve aynı
gün Cumhuriyet savcısının talimatıyla muayene edilmek üzere Adli Tıp Kurumu’na sevk
edilmiꢀtir.
Çekilen röntgen filmlerinden sonra doktor hastada sağ bacağın ön iç kısmından baꢀlayıp
topuğa kadar yayılan ve yer yer emilip dağılmıꢀ sarımsı renkte bir hematom teꢀhis etmiꢀtir.
Doktor kemikte bir patoloji bulunmadığı sonucuna varmıꢀ ve hastaya on gün iꢀ göremez
raporu vermiꢀtir. Mart 2003 tarihinde, Cumhuriyet savcısı, baꢀvuranın suç duyurusu ile çatıꢀmalar
sırasında polis tarafından gözaltına alınan diğer on göstericinin suç duyurusunun
birleꢀtirilmesini kararlaꢀtırmıꢀtır (yukarıdaki ilgili paragraf in fine). Mart 2003 tarihinde, Cumhuriyet savcısı takipsizlik kararı vermiꢀtir. Bunun sonucu
olarak baꢀvuran dinlenmemiꢀtir.
Cumhuriyet savcısı grubun PKK lehine slogan attığını, polisin uyarılarına uymadığını,
direndiğini ve bankalara, iꢀ yerlerine ve otobüslere saldırarak ꢀiddet uyguladığını
kaydetmiꢀtir. Cumhuriyet savcısı ayrıca polisin gözaltına almak için güç kullanmak zorunda
kaldığını ve bunun yasaların onlara verdiği yetkiler çerçevesinde gerçekleꢀtirildiğini
eklemiꢀtir. Nisan 2003 tarihinde, baꢀvuran takipsizlik kararına itiraz etmiꢀ, kendisinin saat 12
civarında yani henüz gösteriye katılmaya fırsat bulamadan gözaltına alındığını, oysa savcının
bahsettiği taꢀkınlıkların saat 14’ten sonra meydana geldiğini savunmuꢀtur. Baꢀvuran, böylece
savcılığın takipsizlik kararını kendisi gözaltındayken meydana gelen olaylara dayanarak
aldığını belirtmiꢀtir. Baꢀvuran, yapılan soruꢀturmanın yetersiz olduğunu ileri sürmüꢀtür. Haziran 2003 tarihinde, Üsküdar Ağır Ceza Mahkemesi baꢀvuranın itirazını reddetmiꢀ ve
takipsizlik kararının yasaya uygun olduğu kanaatine varmıꢀtır. Mahkeme bu kararın
baꢀvurana tebliğ edilmesine hükmetmiꢀtir.
Hükümete göre, tebligat yapılmamıꢀtır. Baꢀvuran ise, tebligatı 25 Kasım 2003 tarihinde
aldığını belirtmektedir.
HUKUK
I. AĐHS’NĐN 3. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA
Baꢀvuran, gösterinin yapılacağı meydana doğru yürürken polislerin kötü muamelesine
maruz kaldığından ꢀikâyetçi olmaktadır. Baꢀvuran, Cumhuriyet savcısının yeterli ve etkili bir
soruꢀturma yapmadan takipsizlik kararı verdiğini savunmaktadır. Baꢀvuran, hem savcılığın ve
hem de ağır ceza mahkemesinin duruꢀma yapmadan davayı sadece dosyadan incelediklerini
belirtmektedir. Baꢀvuran ayrıca, savcılığın kiꢀisel durumunu ve iddialarını hiçbir zaman
dikkate almadığını gözlemlemektedir. Son olarak baꢀvuran iç hukukta etkili bir itiraz
yolundan yararlanamadığını ileri sürmekte ve bütün bu ꢀikâyetler için AĐHS’nin 3, 6 ve 13.
maddelerine atıfta bulunmaktadır.
AĐHM, bu ꢀikâyetlerin sadece AĐHS’nin 3. maddesi açısından incelenmesinin uygun
olacağı kanaatindedir.
AĐHM, tarafların tüm argümanları ıꢀığında, bu ꢀikâyetin olgu ve hukuk bakımından ciddi
sorunlar yarattığını, bu sorunların baꢀvurunun incelenmesi safhasında çözülemeyeceğini ve
dolayısıyla daha kapsamlı incelenmesi gerektiğini düꢀünmektedir. Sonuç olarak, bu ꢀikâyet
AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı anlamında açıkça dayanaktan yoksun olduğu
gerekçesiyle reddedilemez. Baꢀvurunun baꢀka bir kabuledilemezlik gerekçesi de tespit
edilmemiꢀtir.
Baꢀvuran, Hükümetin bahsettiği çatıꢀmalar meydana geldiği sırada kendisinin gözaltında
bulunduğunu ve daha gösteriye katılamadan polisler tarafından saldırıya uğradığını
tekrarlamaktadır. Soruꢀturmayla ilgili olarak ise, baꢀvuran savcılığın kendi suç duyurusunu
kıran-döken göstericilerin suç duyurusuyla birleꢀtirdiğini ve davasını onların davasıyla
birlikte değerlendirdiğini ; ağır ceza mahkemesinin de bu hatayı düzeltmediğini ileri
sürmektedir.
Hükümet, bu sava karꢀı çıkmakta, baꢀvuranın vücudunda tespit edilen yaraların gösteri
sırasında kullanılan güçten kaynaklandığının kesin olmadığını savunmaktadır. Hükümete
göre, baꢀvuran gösteriden önce ya da gösterici grubunun eylemleri sırasında ya da polisle
onların arasında arbede yaꢀanırken yaralanmıꢀ olabilir. Hükümet, Cumhuriyet savcısının
derhâl bir soruꢀturma baꢀlattığını ve delilleri topladığını ; baꢀvuranın da bu takipsizlik
kararına itiraz etme imkânı olduğunu eklemektedir.
1. Kötü muamele iddiaları hakkında
AĐHM, kötü muamele iddialarının uygun delil unsurlarıyla desteklenmesi gerektiğini
hatırlatmaktadır (bakınız, mutatis mutandis, Almanya aleyhine Klaas davası, 22 Eylül 1993,
prg. 30, seri A no 269). Đddia edilen olayların ortaya konulması için AĐHM, “her türlü makul
ꢀüphenin ötesinde” delil ilkesinden yararlanmaktadır; böyle bir delil ancak bir dizi emare veya
yeterince ciddi, kesin ve tutarlı çürütülemez karineler sonucunda ortaya çıkabilir (Birleꢀik
Krallık alyh,ne Irlanda davası, 18 Ocak 1978, prg. 161, seri A no 25).
Mevcut davada AĐHM, baꢀvuranın daha gösteriye giderken kötü muameleye maruz
kaldığını belirttiğini not etmektedir.
AĐHM, 15 ꢁubat 2003 tarihinde düzenlenen nakil ve salıverme tutanağına göre, baꢀvuranın
saat 12’de gözaltına alınmıꢀ ve saat 15’de serbest bırakılmıꢀ olduğunu gözlemlemektedir.
Aynı gün gözaltı sonrasında düzenlenen tıbbi raporda ilgili ꢀahısın vücudunda hiçbir yara ve
darp izine rastlanmadığı belirtilmektedir.
Baꢀvuran her ne kadar bu tıbbi raporun güvenirliği hakkında ꢀüphe duysa da, baꢀvuranın
vücudunda yara ve darp izi tespit eden yegâne tıbbi raporun 4 Mart 2003 tarihinde
düzenlendiğini kabul etmek gerekir. Oysa, AĐHM bu raporun baꢀvuranın olaylarla ilgili
ꢀikâyetinden on yedi gün sonra düzenlendiğini ve bu rapora bakarak yara izlerinin ne zaman
oluꢀtuğunu kesin olarak saptamanın mümkün olmadığını gözlemlemektedir.
Bu konuda AĐHM, baꢀvuranın olaydan sonra birkaç gün yataktan kalkamadığı ve bir tıbbi
görüntüleme merkezine gitmek için ancak 20 ꢁubat 2003 tarihinde evden çıkabildiği
yönündeki ifadesini not almaktadır. Ancak, bu vesileyle çekilen röntgen filmleri baꢀvuranın
bacağındaki yara izini kesin olarak ortaya koyamamıꢀtır. Öte yandan, dosyadaki unsurlara
bakıldığında ilgili ꢀahısın bu yarayı tespit ettirmek için bir doktor muayenesine baꢀvurmadığı
anlaꢀılmaktadır. Üstelik, baꢀvuran 25 ꢁubat 2003 tarihinde tıbbi görüntüleme merkezine
gitmiꢀ, ancak yarasını bir doktora göstermemiꢀtir.
AĐHM, ayrıca baꢀvuranın sözkonusu ꢀikâyetini ancak 28 ꢁubat 2003 tarihinde yani on üç
gün sonra dile getirdiğini ve bu gecikmenin nedeni hakkında bir açıklama yapmadığını
gözlemlemektedir. AĐHM, gözaltına alındıktan bir kaç saat sonra serbest bırakıldığı göz
önüne alındığında bu gecikmenin baꢀvuranın hatası olduğu kanaatine varmakta ve ilgili
ꢀahısın bu yöndeki iddialarını reddetmektedir (bakınız, a contrario, Türkiye aleyhine
Kelekçier davası, no 5387/02, prg. 31 in fine, 28 Nisan 2009).
Bu nedene AĐHM, 4 Mart 2003 tarihli tıbbi raporda belirtilen yara izinin baꢀvuran gözaltı
sonrası serbest bırakıldığında mevcut olduğunun her türlü makul ꢀüphenin ötesinde
söylenemeyeceği sonucuna varmaktadır (bakınız, aynı yönde, Polonya aleyhine Olszewski
davası (karar), no 55264/00, 13 Kasım 2003). Dolayısıyla, AĐHS’nin 3. maddesi esas
bakımından ihlal edilmemiꢀtir.
2. Soruꢀturmanın etkili olma niteliği hakkında
AĐHM, bir kimse polis memurlarınca veya benzer hizmetlerdeki diğer devlet görevlilerince
AĐHS’nin 3. maddesine aykırı muamelelere maruz kaldığını savunulabilir bir ꢀekilde iddia
ettiğinde, sözkonusu hükmün etkili resmi bir soruꢀturmayı zorunlu kıldığı kanaatindedir
(Bulgaristan aleyhine Assenov ve diğerleri davası, 28 Ekim 1998, prg. 102, Karar ve
hükümlerin derlemesi 1998-VIII). Bu soruꢀturma, sorumluların belirlenmesi ve
cezalandırılması ile sonuçlanmalıdır. Đꢀkence ve cezaların veya insanlıkdıꢀı ya da aꢀağılayıcı
muamelenin genel anlamda yasaklanmıꢀ olması çok önemli olmakla birlikte, bu tür bir
soruꢀturma gerçekleꢀmediği takdirde bu yasak, uygulamada etkili olmayacak ve bazı
durumlarda kamu görevlilerinin neredeyse müeyyidesiz bir ꢀekilde kontrollerine tabi kiꢀilerin
haklarını çiğnemeleri mümkün olacaktır (Fransa aleyhine Caloc davası, no 33951/96, prg. 89,
CEDH 2000-IX).
Mevcut davada AĐHM, baꢀvuranın suç duyurusunda bulunmasının ardından Kadıköy
savcılığının diğer on göstericinin suç duyurusuyla baꢀvuranın suç duyurusunu birleꢀtirerek bir
soruꢀturma baꢀlattığını not etmektedir. 20 Mart 2003 tarihinde, Cumhuriyet Savcısı güç
kullanımının göstericilerin saldırgan tavırları karꢀısında zorunlu hale geldiği kanaatine
vararak, takipsizlik kararı almıꢀtır. Cumhuriyet Savcısı böylece baꢀvuranın davasıyla kırıp-
döken göstericilerin davasını müꢀtereken incelemiꢀtir. Oysa, diğer on gösterici polisin saat
14’te baꢀlayan çatıꢀmalar sırasında tutukladığı kiꢀiler olmasına karꢀın baꢀvuran saat 12’de
tutuklanmıꢀtı ve takipsizlik kararında bahsedilen çatıꢀmalar sırasında o gözaltında
bulunuyordu. AĐHM, soruꢀturma yapan savcının baꢀvuranın durumunu diğer ꢀikâyet
sahiplerinden hiçbir ꢀekilde ayrı tutmadığını ; üstelik baꢀvuranın itiraz davası sırasında
hakimlerin dikkatini çekmesine rağmen ağır ceza mahkemesinin de bu hatayı düzeltmediğini
gözlemlemektedir.
AĐHM, Cumhuriyet savcısının soruꢀturma kapsamında baꢀvuranı dinlemediğini not
etmektedir.
Baꢀvuranın vücudunda rastlanan yara izlerinin kaynağını açıklayan bir ceza
soruꢀturmasının yapılmamasını göz önüne alan AĐHM, AĐHS’nin 3. maddesinin usul yönüyle
ihlal edildiği kanaatine varmaktadır.
II. AĐHS’NĐN 11. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA
Baꢀvuran, daha sonra gösteriye katılması ve basın açıklaması yapması engellendiği için
ifade özgürlüğü hakkı ile barıꢀçıl gösteri yapma özgürlüğünün ihlal edildiğini ileri sürmekte
ve AĐHS’nin 10 ve 11. maddelerine atıfta bulunmaktadır.
AĐHM, bu ꢀikâyetleri AĐHS’nin 11. maddesi açısından inceleyecektir (Türkiye aleyhine
Serkan Yılmaz ve diğerleri davası, no 25499/04, prg. 28, 13 Ekim 2009).
AĐHM, baꢀvurunun AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı anlamında açıkça dayanaktan
yoksun olmadığını ve baꢀka bir kabuledilemezlik gerekçesi bulunmadığını tespit etmektedir.
Dolayısıyla, bu ꢀikâyetin kabuledilebilir ilan edilmesi uygun olacaktır.
Baꢀvuran, layihalarında daha gösteri yerine ulaꢀamadan tutuklandığını ve bu nedenle
ꢀiddet eylemlerinin hiçbirine katılmadığını savunmaktadır.
Hükümet, baꢀvuranın gösteri yapma özgürlüğüne müdahale edilmediğini, öyle olduğu
kabul edilse bile, müdahalenin 11. maddenin 2. paragrafı bakımından haklı olduğunu iddia
etmektedir. Hükümet, iç hukukun öngördüğü gibi yetkililere bildirilmediği için yasadıꢀı olan
bir gösterinin sözkonusu olduğunu ve bu nedenle güvenlik güçleri tarafından
dağıtılabileceğini hatırlatmakta, müdahalenin kamu düzenini korumak amacını taꢀıdığını ve
dolayısıyla kargaꢀa çıkarılmasını ve suç iꢀlenmesini önlemeye yönelik olduğunu
kaydetmektedir.
Hükümet, daha sonra güvenlik güçlerinin kalabalığı gösterinin hemen baꢀında
dağıtmadığını ve yasadıꢀı nitelikte olmasına rağmen düzenleyenlerin basın açıklaması
yapmasına izin verdiğini belirtmektedir. Polis, bir grup göstericinin saldırgan tavırları
karꢀısında müdahale etmiꢀtir.
AĐHM, baꢀvuranın gösteriye giderken tutuklandığını belirttiğini kaydetmektedir. Hükümet
ise baꢀvuranın basın açıklamasından sonra aranan kiꢀiler arasında yer alıp almadığının kontrol
edilmesi amacıyla tutuklandığını savunmaktadır. Oysa, dosyadaki unsurlara bakıldığında
baꢀvuranın basın açıklamasından önce tutuklandığı anlaꢀılmaktadır. AĐHM ayrıca ilgili
ꢀahısın gösteriye katılmasının engellenmesinin toplantı yapma hakkına müdahale teꢀkil ettiği
kanaatindedir. Bu müdahalenin, gösteri yapma ve toplantılara iliꢀkin 2911 sayılı Kanun’un
22. maddesi gibi yasal bir dayanağı bulunmaktadır. Ayrıca söz konusu müdahale, kamu
düzenini sağlama, baꢀkalarının hakkını koruma gibi - mevcut durumda halk arasında baskı
görmeden dolaꢀma hakkı - AĐHS’nin 11. maddesinin 2. paragrafında öngörülen en az iki
meꢀru amaca yöneliktir (Oya Ataman, ilgili bölüm, prg. 32). Geriye müdahalenin demokratik
bir toplumda gerekli olup olmadığı sorunu kalmaktadır.
AĐHM öncelikle, 11. maddeye iliꢀkin içtihadından çıkan temel ilkelere atıfta
bulunmaktadır (Türkiye aleyhine Djavit An davası, no 20652/92, prg. 56-57, CEDH 2003-III,
Fransa aleyhine Piermont davası, 27 Nisan 1995, prg. 76-77, seri A no 314, ve Avusturya
aleyhine Plattform « Ärzte für das Leben » davası, 21 Haziran 1988, prg. 32, seri A no 139).
AĐHM’nin nezdinde göstericilerin ꢀiddete baꢀvurmadıkları durumlarda, AĐHS’nin 11.
maddesi ile garanti altına alınan toplantı özgürlüğü kavramının içeriğinin boꢀaltılmaması
bakımından kamu erkinin barıꢀçıl gösterilere belli ölçüde hoꢀgörü göstermesi önem arz
etmektedir (bakınız, bu anlamda, Türkiye aleyhine Karatepe ve diğerleri davası, no 33112/04,
36110/04, 40190/04, 41469/04 ve 41471/04, prg. 48-49, 7 Nisan 2009 ve, daha yakın bir
tarihte, Türkiye aleyhine Serkan Yılmaz ve diğerleri davası, no 25499/04, prg. 34, 13 Ekim
2009).
Mevcut davada AĐHM, gösterinin iç hukuk bakımından yasadıꢀı niteliğine rağmen,
yetkililerin toplanan kalabalığa karꢀı barıꢀçıl ölçülerde kaldığı sürece yeteri kadar hoꢀgörülü
davrandığını kaydetmektedir.
Ancak, baꢀvuranla ilgili olarak aynı ꢀeyi söylemek mümkün değildir ; zira baꢀvuran daha
gösteri yerine ulaꢀamadan ve gösteri baꢀlamadan tutuklanmıꢀtır. Kapsamlı bir incelemeden
sonra AĐHM, dosyada baꢀvuranın kamu düzeni için tehlike yarattığını ya da saldırgan tavırlar
sergilediğini gösteren hiçbir unsur bulunmadığını tespit etmektedir. Hükümetin atıfta
bulunduğu çatıꢀmalarla ilgili olarak ise AĐHM, bu olayların saat 14’ten sonra baꢀladığını ve
taꢀkınlıklar meydana geldiği sırada baꢀvuranın gözaltında bulunduğunu not etmektedir.
Baꢀvuranın ꢀiddet eylemlerine katılmaması dolayısıyla AĐHM, sadece önlem amaçlı olarak
ilgili ꢀahısın gösteriye katılmasının engellenmesi ve tutuklanmasının AĐHS’nin 11.
maddesinin ikinci paragrafı anlamında gereklilik arzetmediği kanaatine varmaktadır.
Dolayısıyla, AĐHS’nin bu hükmü ihlal edilmiꢀtir.
III. AĐHS’NĐN 5. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA
Baꢀvuran, son olarak tutuklanma ve gözaltına alınmasının kurallara ve 5. maddenin
gereksinimlerine uygun olmadığını savunmaktadır.
AĐHM, baꢀvuranın gözaltı süresinin 15 ꢁubat 2003 tarihinde sona ermesine karꢀın
baꢀvurunun 25 Mayıs 2004 tarihinde sunulması, yani aradan altı aydan fazla bir süre geçmesi
dolayısıyla, bu ꢀikâyetin gecikmiꢀ olarak sunulduğu kanaatine varmaktadır (Türkiye aleyhine
Erol davası (karar), no 15323/03, 26 ꢁubat 2008). Bu nedenle, ꢀikâyet AĐHS’nin 35.
maddesinin 1 ve 4. paragraflarına uygun olarak reddedilmelidir.
IV. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA
A. Tazminat
Baꢀvuran, maddi tazminat olarak 3 000 Türk Lirası (TRY) ve manevi tazminat olarak 000 TRY talep etmektedir.
Hükümet, bu taleplere itiraz etmektedir.
AĐHM, tespit edilen ihlal ile iddia edilen maddi zarar arasında nedensellik bağı
görememekte ve bu talebi reddetmektedir.
Buna karꢀın AĐHM, baꢀvurana manevi tazminat olarak 5 000 Euro (EUR) ödenmesi
gerektiği kanaatindedir.
B. Yargılama masraf ve giderleri
Baꢀvuran, ayrıca yargılama masraf ve giderleri karꢀılığında 3 500 TRY talep etmektedir.
Bu talebine destek olarak, baꢀvuran sadece Đstanbul Barosu’nun ücret baremine atıfta
bulunmakla yetinmektedir.
Hükümet, bu talebe itiraz etmektedir.
AĐHM’nin yerleꢀik içtihadına göre bir baꢀvuran gerçekliğini ve gerekliliğini kanıtladığı
makul miktarlardaki yargı giderlerini elde edebilir.
AĐHM mevcut davada sunulan belgeler ve sözü edilen kıstaslar ıꢀığında, yargılama masraf
ve giderleri için yapılan talebi reddetmektedir.
C. Gecikme faizi
Gecikme faizi Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı orana
üç puanlık bir artıꢀ eklenerek belirlenecektir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, MAHKEME, OYBĐRLĐĞĐYLE,
1. AĐHS’nin 3. ve 11. maddesi hakkındaki ꢀikayetlerin kabuledilebilir, bunun dıꢀında
kalanların kabuledilemez olduğuna;
2. AĐHS’nin 3. maddesinin esas bakımından ihlal edilmediğine;
3. AĐHS’nin 3. maddesinin usul bakımından ihlal edildiğine;
4. AĐHS’nin 11. maddesinin ihlal edildiğine;
5. a) AĐHS’nin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinleꢀtiği tarihten itibaren üç ay içinde,
ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Türk Lirası’na çevrilmek üzere, her türlü vergiden
muaf tutularak Savunmacı Devlet tarafından baꢀvurana 5.000 (beꢀ bin) Euro manevi tazminat
ödenmesine;
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan
fazlasına eꢀit oranda basit faiz uygulanmasına;
6. Adil tatmine iliꢀkin diğer taleplerin reddine;
KARAR VERMĐꢁTĐR.
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıꢀ ve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.
paragraflarına uygun olarak 19 Ocak 2010 tarihinde yazılı olarak bildirilmiꢀtir.
9
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło