23188/02
WyrokETPCz2005-12-22ECLI:CE:ECHR:2005:1222JUD002318802
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
Czy przewlekłość postępowania karnego naruszyła prawo do rozpoznania sprawy w rozsądnym terminie z art. 6 ust. 1 Konwencji? Czy w prawie tureckim istniał skuteczny środek odwoławczy w odniesieniu do długości postępowania karnego, zgodnie z art. 13 Konwencji?Ratio decidendi
Trybunał uznał, że całkowita długość postępowania karnego, trwającego od siedmiu do siedmiu lat i dziewięciu miesięcy, była nadmierna, zwłaszcza biorąc pod uwagę sześć lat i cztery miesiące na etapie pierwszej instancji oraz nieuzasadnione opóźnienia po uchyleniu wyroku przez Sąd Kasacyjny w celu spełnienia prostego wymogu proceduralnego. W odniesieniu do art. 13, Trybunał stwierdził, że prawo tureckie nie oferowało skutecznego środka prawnego, który mógłby przyspieszyć postępowanie lub zapewnić odpowiednie odszkodowanie za opóźnienia, odrzucając argumenty rządu dotyczące możliwości składania skarg w trakcie postępowania lub wytoczenia powództwa cywilnego przeciwko sędziom.Stan faktyczny
Czterej skarżący, obywatele tureccy, zostali aresztowani w latach 1994-1995 pod zarzutem przynależności do PKK i prowadzenia działalności separatystycznej. Byli tymczasowo aresztowani, a następnie skazani przez Państwowy Sąd Bezpieczeństwa w Erzurum na kary od dożywotniego pozbawienia wolności do dwunastu lat i sześciu miesięcy. Postępowanie karne, obejmujące dwa etapy orzekania przez sąd pierwszej instancji i odwołania do Sądu Kasacyjnego, trwało od siedmiu lat i siedmiu miesięcy do siedmiu lat i dziewięciu miesięcy.Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: uznaje skargę dotyczącą długości postępowania sądowego i braku skutecznego środka odwoławczego za dopuszczalną, a pozostałą część skargi za niedopuszczalną; stwierdza naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji; stwierdza naruszenie art. 13 Konwencji; zasądza każdemu ze skarżących 2 500 euro tytułem zadośćuczynienia za szkody niemajątkowe oraz 500 euro tytułem zwrotu kosztów i wydatków; oddala pozostałą część roszczenia o słuszne zadośćuczynienie.Pełny tekst orzeczenia
COUNCIL
A V R U P A
OF E U R O P E
KONSEYİ
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ
ÜÇÜNCÜ DAĐRE
TENDĐK VE DĐĞERLERĐ - TÜRKĐYE
(Baꢀvuru no. 23188/02)
KARAR
STRAZBURG Aralık 2005
Bu karar AĐHS’nin 44 § 2 maddesinde belirtilen ꢀartlarda kesinlik kazanacaktır. Ancak,
üzerinde ꢀekle iliꢀkin değiꢀiklik yapılabilir.
______________________________________________________________________________________
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2005. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.
Tendik ve Diğerleri – Türkiye davasında,
Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi (Üçüncü Daire),
Baꢀkan B.M. ZUPANCIC,
Yargıçlar, J. HEDIGAN
R. TÜRMEN,
M. TSATSA-NIKOLOVSKA,
E. MYJER,
DAVID THOR BJÖRGVINSSON,
I. ZIEMELE ve
Bölüm Sekreteri V. BERGER’in katılımı ile, Aralık 2005 tarihinde kapalı oturumda toplanmıꢀ, anılan tarihte izleyen kararı
almıꢀtır:
USUL
1.Dava, Halit Tendik, Haydar Tikiz, Aran Serhat ve Salih Tikiz (“baꢀvuranlar”) isimli Türk
vatandaꢀlarının, 29 Mayıs 2002 tarihinde, Đnsan Hakları ve Temel Hürriyetlerin Korunması
Sözleꢀmesi’nin (“Sözleꢀme”) 34. maddesine dayanarak Türkiye Cumhuriyeti aleyhine
AĐHM’ye yaptığı baꢀvurudan (no. 23188/02) kaynaklanmaktadır.
2.Baꢀvuran, Đstanbul Barosu’na bağlı M. Erbil ve M. Ayhan isimli avukatlar tarafından temsil
edilmiꢀtir. Türk Hükümeti (“Hükümet”), AĐHM’deki yargılama için bir Ajan tayin
etmemiꢀtir.
3.Baꢀvuranlar, tutuklu yargılanma sürelerinin makul süre ꢀartını aꢀtığını, kendilerine yönelik
olarak baꢀlatılan cezai iꢀlemlerin makul bir sürede sonuçlandırılmadığını ve bu bağlamda iç
hukukta kullanabilecekleri etkili bir hukuk yolunun bulunmadığını iddia etmiꢀlerdir.
4. 2 Haziran 2004 tarihinde, AĐHM, baꢀvuruyu bildirmeye karar vermiꢀtir. AĐHS’nin 29 § 3.
maddesini uygulayarak, baꢀvurunun kabuledilebilirliği ve esaslarını aynı anda ele alarak bir
karara varmaya karar vermiꢀtir.
5.1 Kasım 2004 tarihinde, AĐHM, Bölümlerinin kompozisyonunu değiꢀtirmiꢀtir (Đç Tüzük, 25
§ 1. madde). Bu dava yeni oluꢀturulmuꢀ Üçüncü Daire’ye tevzi edilmiꢀtir (Đç Tüzük, 52 § 1.
madde).
6.Baꢀvuran ve Hükümet, kabuledilebilirlik ve esaslar hakkında ayrı ayrı görüꢀ bildirmiꢀtir (Đç
Tüzük, 59 § 1).
7.Baꢀvuranlar sırasıyla, 1972, 1969, 1977 ve 1947 doğumludur. Erzurum Cezaevi’nde tutuklu
idiler.
8.Birinci baꢀvuran 7 Ocak 1995’te, ikinci baꢀvuran 16 Mart 1994’te, üçüncü baꢀvuran 11
Temmuz 1994’te, ve dördüncü baꢀvuran 3 ꢁubat 1994’te, PKK’ya üye oldukları ve Türkiye
Cumhuriyeti aleyhine ayrılıkçı faaliyetlerde bulundukları ꢀüphesiyle tutuklanmıꢀlardır.
9.Baꢀvuranlar, 11 ꢁubat, 24 Mart, 20 Temmuz 1994 ve 20 Ocak 1995’te soruꢀturma hakimleri
huzuruna çıkarılmıꢀtır. Akabinde, hakimler, baꢀvuranların tutuklu yargılanmalarına karar
vermiꢀtir.
10.12, 13 ve 15 Eylül 1994 tarihlerinde, Erzincan Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet
Savcısı, aynı mahkemede, baꢀvuranlar dahil yirmi iki kiꢀiyi, diğerlerinin yanı sıra, ayrılıkçı
faaliyetlere katılmak, PKK’ya üye olmak, yardım ve yataklık yapmakla suçlayan
iddianameler sunmuꢀtur. Birinci baꢀvurana yönelik suçlama, PKK’nin Evci köy komitesini
oluꢀturmak, çeꢀitli köylerde üç ilkokulu yakmak ve örgütün dağ kadrosu için insan toplamayı
kapsamaktaydı.
11.2 Haziran 1997 tarihinde, Erzincan Devlet Güvenlik Mahkemesi’ni kaldıran 4210 sayılı
Kanun’un yürürlüğe girmesini takiben, dava dosyası Erzurum Devlet Güvenlik
Mahkemesi’ne nakledilmiꢀtir.
12.Cezai iꢀlemler boyunca, kendi inisiyatifi ya da baꢀvuranın talebi üzerine, her duruꢀmadan
sonra, Devlet Güvenlik Mahkemesi, baꢀvuranların devam eden tutukluluk hallerini incelemiꢀ
ve devamına karar vermiꢀtir. Devlet Güvenlik Mahkemesi, yöneltilen suçların niteliği ve
baꢀvuranların tutukluluk hallerinin devamı çerçevesinde kanıtların durumunu dayanak olarak
almıꢀtır.
13.8 Ocak 1999 tarihinde, Erzurum Devlet Güvenlik Mahkemesi, birinci ve ikinci
baꢀvuranları, ayrılıkçı hareketlerde bulunmaktan dolayı Türk Ceza Kanunu’nun 125. maddesi
uyarınca ölüm cezasına çarptırmıꢀ ve daha sonra bunu müebbet hapse çevirmiꢀtir. Ayrıca,
üçüncü baꢀvuranı aynı suçtan ölüme mahkum etmiꢀ ve daha sonra bunu yirmi yıl hapis
cezasına çevirmiꢀ, dördüncü baꢀvuranı da PKK’ya üye olmaktan on beꢀ yıl hapse mahkum
etmiꢀtir.
14.23 Aralık 1999 tarihinde, Yargıtay, Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin dördüncü sanık dahil
olmak üzere, bazı sanıkların yargılama sırasında savunma haklarına saygı duymadığı ve aile
kayıt belgelerinin kopyalarında gerekli imza ve damgaların bulunmaması nedeniyle,
mahkemenin kararını bozmuꢀtur. Dava, Devlet Güvenlik Mahkemesi’ne geri gönderilmiꢀtir.
15.22 Mayıs 2001 tarihinde, Erzurum Devlet Güvenlik Mahkemesi, birinci ve ikinci
baꢀvuranları, Türk Ceza Kanunu’nun 125. maddesi çerçevesinde, ayrılıkçı faaliyetlerde
bulunmaktan dolayı ölüm cezasına çarptırmıꢀ ve sonra bunu müebbet hapse çevirmiꢀtir.
Üçüncü baꢀvuranı aynı suçtan dolayı ölüm cezasına çarptırmıꢀ ve sonra on altı yıl sekiz ay
hapse çevirmiꢀtir. Dördüncü baꢀvuran, PKK mensubu olduğu gerekçesiyle, on iki yıl altı ay
hapis cezasına çarptırılmıꢀtır.
16.Karar, resen, temyize tabi idi.
17.29 Kasım 2001 tarihinde, Yargıtay, Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin sonraki kararını
onamıꢀtır.
HUKUK
I.AĐHS’NĐN 5 § 3. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI
18.Baꢀvuranlar, tutuklu yargılanma sürelerinin, AĐHS’nin 5 § 3. maddesinde yer alan “makul
süre” ꢀartını aꢀtığını ileri sürerek ꢀikayetçi olmuꢀtur. Bu maddenin ilgili bölümleri ꢀöyledir:
“Bu maddenin 1.c fıkrasında öngörülen koꢀullar uyarınca yakalanan veya tutulu durumda
bulunan herkes … kendisinin makul bir süre içinde yargılanmaya veya adli kovuꢀturma
sırasında serbest bırakılmaya hakkı vardır. Salıverilme, ilgilinin duruꢀmada hazır bulunmasını
sağlayacak bir teminata bağlanabilir.”
19.AĐHM, içtihadı çerçevesinde, 5 § 3. maddede yer alan sürenin bitiminin, yalnızca bir ilk
derece mahkemesi tarafından da olsa, suçlamanın belirlendiği gün olduğunu hatırlatır (bkz.
Wemhoff – Almanya, 27 Haziran 1968 kararı, Seri A no. 7, s. 23, § 9).
AĐHM, bu davada, Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin, nihai kararını 22 Mayıs 2001 tarihinde
verdiğini not eder. Bu tarihten sonra Yargıtay’ın 29 Kasım 2001 tarihli kararına kadar,
baꢀvuranlar “yetkili bir mahkeme tarafından mahkum edildikten sonra” tutuklu
bulundurulmuꢀlardır, ki bu AĐHS’nin 5 § 1 (a) maddesi kapsamına girmekteydi. Ancak,
baꢀvuru AĐHM’ye 29 Mayıs 2002 tarihinde yapılmıꢀtır, bu 22 Mayıs 2001 tarihli karardan altı
aydan fazla bir süre sonradır. Sonuç olarak, baꢀvurunun bu kısmı, süresi dıꢀında yapılmıꢀtır ve
AĐHS’nin 35 §§ 1. ve 4. maddeleri uyarınca altı ay kuralına uymadığı için reddedilmesi
gereklidir.
II.AĐHS’NĐN 6 § 1. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI
20.Baꢀvuranlar, kendilerine yönelik cezai iꢀlemlerin AĐHS’nin 6 § 1. maddesinin gerektirdiği
üzere, makul süre içinde yapılmadığını ileri sürerek ꢀikayetçi olmuꢀtur. Bu maddenin ilgili
bölümlerine göre:
“Herkes, … cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan, …
bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde, … görülmesini istemek hakkına
sahiptir.”
A.Kabuledilebilirlik
21.Hükümet, baꢀvuranların AĐHS’nin 35. maddesinde yer alan altı ay kuralına uymadıklarını
iddia etmiꢀtir. Bu davada, nihai yerel kararın, Yargıtay tarafından 29 Kasım 2001’de
alındığını; ancak baꢀvurunun, 26 Eylül 2002’de, yani bu tarihten altı aydan fazla bir süre
sonra yapıldığını belirtmiꢀtir.
22.AĐHM, AĐHS’nin 35 § 1. maddesinin maksatları açısından, altı ay süre sınırlamasının,
baꢀvuranlardan alınan, baꢀvurunun tamamlanmasından önce uzun bir gecikmenin meydana
gelmemesi ꢀartıyla, baꢀvurunun konusunu özet olarak belirten, bir yazıyla kesildiğini
hatırlatır. Bu bağlamda, AĐHM, baꢀvuranların, bir baꢀvuru yapma niyetini ortaya koyan ve
ꢀikayetlerin niteliğinin özetini veren ilk yazısının, 29 Mayıs 2002 tarihinde, yani, 29 Kasım tarihli nihai yerel karardan sonra altı ay içinde, gönderildiğini not eder. Bunu, 26 Eylül tarihinde tam bir baꢀvuru takip etmiꢀtir, ki bu AĐHM’nin içtihadına göre uzun bir
gecikme olarak görülemez. Dolayısıyla, baꢀvuranların, AĐHS’nin 35 § 1. maddesi kapsamında
altı ay kuralına uydukları düꢀünülmelidir. Buna göre, Hükümet’in itirazı reddedilmelidir.
23.AĐHM, bu ꢀikayetin AĐHS’nin 35 § 3. maddesi bağlamında temelsiz olmadığı kanısındadır.
Kabuledilmez olduğunun ilanı için herhangi bir sebep belirlenmemiꢀtir. Dolayısıyla,
kabuledilebilir ilan edilmesi gereklidir. AĐHS’nin 29 § 3. maddesini uygulama kararı
uyarınca, AĐHM hemen ꢀikayetin esaslarını incelemeye geçecektir.
B.Esaslar
24.Hükümet, baꢀvuranlara yöneltilen suçların niteliği ve sanıkların sayısına iliꢀkin geniꢀ çaplı
yargılama yapma gereğini göz önünde bulundurarak, davanın, karmaꢀık olduğunu ileri
sürmüꢀtür.
25.AĐHM, ele alınacak sürenin, baꢀvuranların yakalanmasıyla ꢁubat 1994 ve Ocak 1995’te
baꢀlayıp ve Yargıtay’ın kararıyla 29 Kasım 2001 tarihinde sona erdiğini gözlemler.
Dolayısıyla, iꢀlemler, yedi yıldan, yedi yıl dokuz aya kadar değiꢀen süreler boyunca
sürmüꢀtür.
26.AĐHM, iꢀlemlerin uzunluğunun makuliyetinin, dava ꢀartları ve ꢀu ölçütler ıꢀığında
değerlendirilmesi gerektiğini tekrarlar: davanın karmaꢀıklığı, baꢀvuranın ve ilgili makamların
tutumu (bk.z diğerlerinin yanı sıra, Pélissier ve Sassi – Fransa [BD], no. 25444/94, § 67,
AĐHM 1999-II).
27.AĐHM, yirmi iki sanığın yargılanmasını kapsadığı için, davanın belirli bir karmaꢀıklık
derecesine sahip olmasına rağmen, bunun baꢀlı baꢀına iꢀlemlerin toplam uzunluğunu haklı
çıkardığının söylenemeyeceği kanısındadır.
28.Baꢀvuranların tutumuna gelince, AĐHM, dava dosyasından, baꢀvuranların iꢀlemlerin
uzamasına katkıda bulunduklarının görünmediğini gözlemler.
29.Makamların tutumuna gelince, AĐHM, bu davanın, yedi yıldan, yedi yıl dokuz aya kadar
değiꢀen süreler boyunca dört yargı kademesinde incelendiğini not eder. Cumhuriyet
Savcısı’nın Devlet Güvenlik Mahkemesi’ne iddianamelerini sunmasından sonra, Devlet
Güvenlik Mahkemesi’nin ilk kararını almasının dört yıl dört ay sürdüğünü gözlemler.
Yargıtay, ilk derece mahkemesinin, kararını, dördüncü baꢀvuran da dahil olmak üzere,
baꢀvuranlarla birlikte yargılanan sanıklardan bazılarının savunma haklarına saygı
duymaksızın verdiğinden ve bu sanıklardan bazılarının aile kayıt belgelerinin kopyalarında
gerekli damga ve imzalar bulunmadığından, bu kararı hukuk açısından bozmuꢀtur. Dava
dosyasının Devlet Güvenlik Mahkemesi’ne geri gönderilmesinden sonra, mahkemenin
sonraki kararını vermesi, bir yıl beꢀ ay sürmüꢀtür. AĐHM, baꢀvuranlara yönelik cezai iꢀlemler
ele alındığı sürece, davanın geri gönderilmesinden sonra, yargılama mahkemesinin uyması
gereken tek usuli ꢀartın, baꢀvuranın ailesinin kayıt belgelerinin damgalı ve imzalı bir
kopyasını elde etmek olduğunu gözlemler. Bir yıl beꢀ aylık bir sürenin bu ꢀartın yerine
getirilmesinde aꢀırı olduğu düꢀünülmektedir.
30.AĐHS’nin 6 § 1. maddesinin, Sözleꢀmeci Devletlere, davaları makul bir sürede karara
bağlama yükümlülüğü dahil olmak üzere, hukuk sistemlerini, mahkemelere bu maddenin tüm
gerektirdiklerini karꢀılayabilecek ꢀekilde düzenlemeleri görevini verdiğini hatırlatarak (bkz.
Arvelakis – Yunanistan, no. 41354/98, § 26, 12 Nisan 2001), yerel mahkemenin iꢀlemleri
hızlandırmak için daha sıkı tedbirler almıꢀ olabileceği kanısındadır.
31.Yukarıda anlatılanlar ıꢀığında, AĐHM, iꢀlemlerin toplam uzunluğunun (özellikle ilk derece
mahkemesindeki altı yıl dört aylık sürenin) 6 § 1. maddede yer alan “makul süre” ꢀartına
uygun olmadığı kanısındadır.
Dolayısıyla, 6 § 1. madde ihlal edilmiꢀtir.
III.AĐHS’NĐN 13. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI
32.Baꢀvuranlar, kendilerine yönelik cezai iꢀlemlerin uzunluğuna iliꢀkin olarak Türk
hukukunda faydalanılabilecek hiçbir iç hukuk yolu olmadığını ileri sürerek ꢀikayetçi
olmuꢀlardır. AĐHS’nin 13. maddesine atıfta bulunmuꢀlardır. Bu maddeye göre:
“Bu Sözleꢀme’de tanınmıꢀ olan hak ve özgürlükleri ihlal edilen herkes, ihlal fiili resmi görev
yapan kimseler tarafından bu sıfatlarına dayanılarak yapılmıꢀ da olsa, ulusal bir makama etkili
bir baꢀvuru yapabilme hakkına sahiptir.”
A.Kabuledilebilirlik
33.Hükümet, baꢀvuranların yerel mahkemedeki yargılamanın hiçbir safhasında iꢀlemlerin
uzunluğundan ꢀikayetçi olmadığını öne sürmüꢀtür. AĐHM, bu itirazın, ꢀikayetin esaslarının
incelenmesiyle yakından bağlantılı olduğunu not eder ve bunu esaslara birleꢀtirir.
B.Esaslar
34.AĐHM, öncelikle, AĐHS’nin 13. maddesinin, 6 § 1. madde çerçevesinde bir dava
duruꢀmasını makul süre içinde yapma ꢀartının ihlal edildiği iddiasıyla ilgili olarak ulusal bir
merci önünde etkili bir hukuk yolunu güvence altına aldığını gözlemler.
35.13. maddenin maksadı açısından, her davada, iç hukukta baꢀvuranların faydalanabileceği
araçların, iddia edilen bir ihlali ya da o ihlalin devam etmesini önlemesi veya halihazırda
meydana gelmiꢀ bir ihlal için yeterli tazmin sağlaması açısından “etkili” olup olmadığının
incelenmesi gereklidir (bkz. Kudla – Polonya [BD], no. 30210/96, §§ 156-158, AĐHM 2000-
XI). Dolayısıyla 13. madde, bir alternatif sunmaktadır: bir hukuk yolu, eğer davaya bakan
mahkemelerce verilen bir kararı hızlandırmak veya halihazırda meydana gelmiꢀ gecikmeler
için davacılara yeterli tazmin sağlamak için kullanılabiliyorsa “etkili”dir (bkz. Hartman – Çek
Cumhuriyeti, no. 53341/99, § 81, AĐHM 2003-VIII (bölümler)).
36. AĐHM, Türk hukuk sisteminin iꢀlemleri hızlandırmak için herhangi bir hukuk yolu
sunmadığını gözlemler. Bu davada, baꢀvuranların, baꢀka bir merciin, iꢀlemleri hızlandırmak
için yargılama mahkemesi üzerinde denetleme yetkisini kullanmaya mecbur etmesi için
kiꢀisel hakları bulunmamaktaydı (bkz. yukarıda anılan Hartman, § 66). Bu bağlamda,
Hükümet’in, baꢀvuranların yargılama safhasında iꢀlemlerin uzunluğuna iliꢀkin ꢀikayette
bulunmadıkları ꢀeklindeki argümanı, 13. maddenin maksadı açısından “etkili bir hukuk yolu”
olarak değerlendirilemez.
37.Hükümet ayrıca, baꢀvuranların, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu çerçevesinde, uzun
süren iꢀlemler sonucunda maruz kaldıkları iddia edilen zarar için, yargılamayı yapan
yargıçlara yönelik tazminat davası açabileceklerini ileri sürmüꢀtür.
38.AĐHM, Hükümet’in, baꢀvuranların bu tür bir davayı açabilmeleri hususunda, Hukuk Usulü
Muhakemeleri Kanunu’nun herhangi bir maddesini belirtmemiꢀlerdir, bu hukuk yolunun
AĐHS’nin 13. maddesinde yer alan “etkili” olma ꢀartını karꢀıladığını kanıtlayan hiçbir örnek
sunmamıꢀlardır.
39.Dolayısıyla, AĐHM, Türk hukukunun, baꢀvuranların iꢀlemlerin uzunluğuna itiraz
edebilecekleri etkili bir hukuk yolu sağlamadığı sonucuna varmıꢀtır.
Dolayısıyla, 13. madde ihlal edilmiꢀtir.
IV.AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI
40.AĐHS’nin 41. maddesine göre:
“Mahkeme iꢀbu Sözleꢀme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek
Sözleꢀmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği
takdirde, hakkaniyete uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”
A.Tazminat
41.Baꢀvuranların her biri, 50.000 YTL manevi tazminat talep etmiꢀtir.
42.Hükümet bu talebe itiraz etmiꢀtir.
43.AĐHM, baꢀvuranların sıkıntı gibi manevi zarara uğramıꢀ olmaları gerektiği kanısındadır.
Eꢀitlik temelinde yaptığı değerlendirme sonucunda baꢀvuranların her birine 2.500 Euro
manevi tazminat ödenmesine karar vermiꢀtir.
B.Mahkeme masrafları
44.Baꢀvuranlar ayrıca, AĐHM önünde yapılan mahkeme masrafları için 27.550 YTL talep
etmiꢀtir.
45.Hükümet bu talebe itiraz etmiꢀtir.
46.Elindeki bilgiler temelinde ve eꢀitlik temelinde yaptığı değerlendirme sonucunda, AĐHM
baꢀvuranların her birine mahkeme masrafları için 500 Euro ödenmesine karar vermiꢀtir.
C.Gecikme faizi
47. AĐHM, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere uyguladığı
faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun olduğuna karar vermiꢀtir.
YUKARIDAKĐ GEREKÇELERE DAYANARAK AĐHM OYBĐRLĐĞĐYLE,
1.Ulusal bir merci önünde yargılamanın uzunluğu ve etkili hukuk yolu bulunmamasına iliꢀkin
ꢀikayetin kabuledilebilir olduğuna ve baꢀvurunun kalan kısmının kabuledilmez olduğuna;
2.AĐHS’nin 6 § 1. maddesinin ihlal edildiğine;
3. AĐHS’nin 13. maddesinin ihlal edildiğine;
4.(a)sorumlu Devlet’in baꢀvuranların her birine, AĐHS’nin 44 § 2. maddesi uyarınca kararın
kesinleꢀtiği tarihten itibaren üç ay içinde, 2.500 Euro (iki bin beꢀ yüz Euro) manevi tazminat,
mahkeme masrafları için 500 Euro (beꢀ yüz Euro), ve uygulanabilecek her türlü vergiyi,
ödeme tarihinde geçerli olan kur üzerinden Yeni Türk Lirası’na çevrilerek ödemesine;
(b) yukarıda anılan üç aylık sürenin aꢀılmasından ödeme gününe kadar geçen süre için Avrupa
Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere uyguladığı faiz oranına üç puan eklemek suretiyle
elde edilecek oranın gecikme faizi olarak uygulanmasına;
5. Baꢀvuranın adil tazmin talebinin kalan kısmının reddine
KARAR VERMĐꢀTĐR.
Đngilizce hazırlanmıꢀ, Mahkeme Đç Tüzüğü’nün 77 §§ 2. ve 3. maddeleri uyarınca 22
Aralık 2005 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiꢀtir.
Vincent BERGER
Sekreter
Bostjan ZUPANCIC
Baꢀkan
8
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło