23438/02

WyrokETPCz2007-09-20ECLI:CE:ECHR:2007:0920JUD002343802

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy przewlekłość postępowania karnego oraz długość tymczasowego aresztowania naruszyły prawo do rzetelnego procesu i wolności osobistej skarżącego zgodnie z art. 6 ust. 1 i art. 5 ust. 3 Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał stwierdził naruszenie art. 5 ust. 3 Konwencji w odniesieniu do pierwszego okresu tymczasowego aresztowania skarżącego (ponad 7 lat i 9 miesięcy), ponieważ sądy krajowe przedłużały areszt, używając ogólnikowych sformułowań i nie przedstawiając wystarczających, konkretnych powodów, które uzasadniałyby tak długie pozbawienie wolności. W odniesieniu do drugiego okresu aresztowania, Trybunał uznał, że powody podane przez sądy krajowe (poważny charakter nowych zarzutów, ryzyko ucieczki i kontynuowania działalności przestępczej) były wystarczające. Naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji Trybunał uznał za uzasadnione ze względu na nadmierną długość postępowania karnego, które trwało ponad 14 lat i nadal się toczyło, co przekroczyło "rozsądny termin".
Stan faktyczny
Skarżący, Muhamet Akyol, obywatel turecki, został aresztowany 6 lutego 1993 roku w związku z operacją policyjną przeciwko nielegalnej organizacji TKP/ML – TIKKO. Był tymczasowo aresztowany przez długi okres, skazany w 2000 roku, ale wyrok został uchylony w 2001 roku, po czym został zwolniony. W lipcu 2004 roku został ponownie aresztowany pod nowymi zarzutami dotyczącymi działalności w nielegalnej organizacji i ponownie tymczasowo aresztowany. W chwili wydania wyroku ETPCz, postępowanie karne przeciwko niemu nadal trwało.
Rozstrzygnięcie
Skarga dotycząca drugiego okresu tymczasowego aresztowania została uznana za niedopuszczalną. Stwierdzono naruszenie art. 5 ust. 3 Konwencji w odniesieniu do pierwszego okresu tymczasowego aresztowania. Stwierdzono naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji. Zasądzono 12 500 EUR tytułem zadośćuczynienia za szkodę niemajątkową. Odrzucono roszczenia o odszkodowanie za szkodę majątkową oraz zwrot kosztów i wydatków.

Pełny tekst orzeczenia

COUNCIL   AVRUPA   OF EUROPE   KONSEYĐ   AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ   ĐKĐNCĐ DAĐRE   MUHAMET AKYOL/TÜRKĐYE   (B a ꢀvuru no. 23438/02)   KARAR   STRAZBURG   Eylül 2007   Sözkonusu karar AĐHS’nin 44§2. maddesi uyarınca kesinlik kazanacaktır. Ancak ,ꢀekle iliꢀkin   değiꢀiklik yapılabilir.   ____________________________________________________________________________________________   © T.C. Dıꢀiꢀleri Bakanlığı, 2007. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları   Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın adının tam   o l a r a k b e l i r t i l m i ş o l m a s ı v e y u k a r ı d a k i t e l i f h a k k ı b i l g i s i y l e b e r a b e r o l m a s ı k o ş u l u i l e D ı ş i ş l e r i B a k a n l ı ğ ı A v r u p a K o n s e y i   ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   USULĐ ĐꢁLEMLER   Davanın nedeni, Türk vatandaꢀı Muhamet Akyol’un (“baꢀvuran”), 7 Temmuz 2000   tarihinde, Đnsan Hakları ve Temel Özgürlükleri Korumaya Dair Sözleꢀme’nin (“Sözleꢀme”)   34. maddesi uyarınca, Türkiye aleyhine Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne yaptığı   baꢀvurudur (baꢀvuru no. 61898/00). Orijinal baꢀvuru formunda baꢀvuran, AĐHS’nin 6 § 1.   maddesi uyarınca, aleyhinde baꢀlatılan cezai takibata iliꢀkin ꢀikayette bulunmuꢀtur.   OLAYLAR   I. DAVA OLAYLARI   Baꢀvuran, sırasıyla 1972 doğumludur ve halen Tekirdağ F-Tipi Cezaevi’nde   gözaltında tutulmaktadır.   ꢁubat 1993 tarihinde baꢀvuran TKP/ML – TIKKO (Türk Kominist Partisi-Marksist   Leninist – Türkiye Đꢀçi Köylü Kurtuluꢀ Ordusu) adında yasadıꢀı bir örgüte karꢀı düzenlenen   bir polis operasyonunda gözaltına alınmıꢀtır.   ꢁubat 1993 tarihinde baꢀvuran, Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde tutuklu   yargılanmasını öngören tek bir hakim önüne çıkarılmıꢀtır.   Nisan 1993 tarihinde Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı,   Ceza Kanunu’nun 168 § 2. maddesi uyarınca yasadıꢀı bir örgüte üye olmakla suçlanan   baꢀvuranın da dahil olduğu dokuz kiꢀi aleyhinde bir iddianame yayımlamıꢀtır.   Nisan 1994 tarihinde Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi 2. Dairesi önünde   baꢀvuran ve diğer sanıklar aleyhinde açılan dava, delillerin durumları temel alınarak, Đstanbul   Devlet Güvenlik Mahkemesi 3. Dairesi önünde devam etmekte olan bir baꢀka dava ile   birleꢀtirilmiꢀtir.   Mayıs 1993 ve 12 Haziran 2000 tarihleri arasındaki müteakip kırk sekiz duruꢀma   boyunca Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi, delillerin durumlarını, suçun niteliğini ve   gözaltı süresini temel alarak baꢀvuranı serbest bırakmayı reddetmiꢀtir.   Bu süre içerisinde, 8 Temmuz 1997 tarihinde baꢀvuran cezaevinden kaçmıꢀtır. 17   Eylül 1997 tarihinde yakalanmıꢀ ve cezaevine geri gönderilmiꢀtir.   Haziran 2000 tarihinde Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi baꢀvuranı suçlu   bularak mahkum etmiꢀ ve on iki yıllık hapis cezasına çarptırmıꢀtır.   Mayıs 2001 tarihinde Yargıtay, 12 Haziran 2000 tarihli kararı feshetmiꢀ ve dava   dosyasını ilk derece mahkemesine iade etmiꢀtir.   Aralık 2001 tarihinde Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi, baꢀvuranların tutuksuz   yargılanmasına karar vermiꢀtir.   Haziran 2004 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan 16 Haziran 2004 tarihli 5190   nolu Kanun ile, Devlet Güvenlik Mahkemeleri lağvedilmiꢀtir. Müteakiben, Đstanbul Ağır Ceza   Mahkemesi’nin 11. Dairesi dava üzerinde yargı yetkisi elde etmiꢀtir.   Dava iꢀlemleri 2001/225 nolu dosya kapsamında devam etmekteyken, 2 Temmuz   tarihinde baꢀvuran, yeni suça iliꢀkin olarak polis tarafından gözaltına alınmıꢀtır. 6   Temmuz 2004 tarihinde tutuklu olarak yargılanmasına baꢀlanmıꢀtır.   Temmuz 2004 tarihinde Đstanbul Cumhuriyet Savcısı, baꢀvuranı Ceza Kanunu’nun   146. maddesi uyarınca anayasal düzene zarar verme teꢀebbüsünde bulunmakla itham ederek   Đstanbul Ağır Ceza Mahkemesi’nin 11. Dairesi’ne bir iddianame sunmuꢀtur.   Ocak 2005 tarihinde Đstanbul Ağır Ceza Mahkemesi’nin 11. Dairesi, sanıkların bir   kısmına iliꢀkin 2001/2005 nolu dava kararını vermiꢀtir. Baꢀvurana iliꢀkin davayı ayırmaya ve   bu davayı, baꢀvurana karꢀı açılan ve 2004/225 nolu dosya kapsamında mahkeme önünde   beklemekte olan yeni cezai takibat ile birleꢀtirmeye karar vermiꢀtir.   ꢁubat 2005 tarihinde Đstanbul Ağır Ceza Mahkemesi 11. Dairesi davayı, önünde   devam etmekte olan bir baꢀka dava ile birleꢀtirmeye karar vermiꢀtir.   Müteakip duruꢀmalar sırasınca Đstanbul Ağır Ceza Mahkemesi, delillerin durumunu,   suçun niteliğini ve baꢀvuranın kaçma riskini gözönüne alarak baꢀvuranın serbest bırakılma   taleplerini reddetmiꢀtir.   Dava dosyasındaki bilgiye göre, baꢀvuran aleyhindeki cezai takibat halen 2004/194   nolu dosya kapsamında Đstanbul Ağır Ceza Mahkemesi 11. Dairesi önünde devam etmektedir.   Baꢀvuran halen tutuklu olarak yargılanmaktadır.   HUKUK   I. AĐHS’NĐN 5 § 3. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI   Baꢀvuran, tutuklu olarak yargılanma süresinin, AĐHS’nin ilgili kısmı aꢀağıda   kaydedilen 5 § 3. maddesindeki “makul süre” gereğini aꢀtığı hususunda ꢀikayette   bulunmuꢀtur:   “Bu maddenin 1.c fıkrasında öngörülen koꢀullara uyarınca yakalanan veya tutulu durumda bulunan   herkes[in] ... kendisinin makul bir süre içinde yargılanmaya veya adli kovuꢀturma sırasında serbest   bırakılmaya hakkı vardır. Salıverilme, ilgilinin duruꢀmada hazır bulunmasını sağlayacak bir teminata   bağlanabilir.”   Hükümet sözkonusu iddiaya itiraz etmiꢀtir.   A. Baꢀvuranın 6 ꢁubat 1993 ve 28 Aralık 2001 tarihleri arasında tutuklu olarak   yargılanması   1. Kabuledilebilirlik   Hükümet, baꢀvuranın 21 Ocak 2002 tarihinde AĐHS’nin 5 § 3. maddesi uyarınca   ꢀikayetini sunmuꢀ olması nedeniyle, 6 ꢁubat 1993 ve 12 Haziran 2000 tarihleri arasında   gözaltında harcamıꢀ olduğu sürenin altı aylık zaman limiti dıꢀında kaldığını ve reddedilmesi   gerektiğini ileri sürmüꢀtür.   AĐHM, baꢀvuranın tüm süre boyunca cezaevinde tutulması halinde, çok sayıda ve   birbirini izleyen gözaltı sürelerinin, bir bütün olarak kabul edilmesi ve altı aylık sürenin, son   sürenin bitiminden baꢀlaması gerektiğine karar verdiği durumlarda Solmaz/Türkiye kararında   benimsenen ilkelere değinmektedir. Sözkonusu davada, baꢀvuranın tutuksuz yargılanması   yakalandığı tarih olan 6 ꢁubat 1993’de baꢀlamıꢀtır. Đstanbul DGM tarafından mahkum   edildiği 12 Haziran 2000 tarihine kadar AĐHS’nin 5 § 3. maddesi uyarınca gözaltında   tutulmuꢀtur. Sözkonusu tarihten itibaren, Yargıtay’ın ilk derece mahkemesinin kararını   feshettiği 15 Mayıs 2001’e kadar 5 § 1. (a) madde bağlamında “yetkin bir mahkeme   tarafından mahkum edilmesi ardından” gözaltına alınmıꢀtır. Bu nedenle, gözaltının sözkonusu   kısmı AĐHS’nin 5 § 3. maddesi kapsamı dıꢀında kalmaktadır. 15 Mayıs 2001’den 28 Aralık   2001’deki tutuksuz yargılanmasına kadar baꢀvuran, AĐHS’nin 5 § 3. maddesi kapsamı   dahilinde yargılanma öncesinde yine gözaltında tutulmuꢀtur. Sonuç olarak, altı aylık süre   yargılanma öncesi gözaltının son kısmı olan 28 Aralık 2001 tarihinden itibaren baꢀlamalıdır.   Dolayısıyla AĐHM, Hükümet’in itirazını reddetmektedir.   Ayrıca AĐHM, sözkonusu ꢀikayetin AĐHS’nin 35 § 3. maddesi bağlamında açıkça   temelden yoksun olmadığını belirtmektedir. Kabuledilmez olduğu sonucuna varılması için de   gerekçe bulunmamaktadır. Bu nedenle kabuledilebilir olduğuna karar verilmelidir.   2. Esaslar   Hükümet, Đstanbul DGM’nin baꢀvuranın tutuklu yargılanma süresini haksız olarak   uzatmadığını belirtmiꢀtir. Baꢀvuranın itham edildiği suç ciddi niteliktedir. Aynı zamanda   baꢀvuranın, 8 Temmuz ve 17 Eylül 1997 tarihleri arasında cezaevinden kaçmıꢀ olduğunu ileri   sürmüꢀtür.   AĐHM, yukarıda da açıklandığı gibi, sözkonusu sürenin baꢀvuranın yakalandığı 6   ꢁubat 1993’de baꢀladığını ve tutuksuz yargılanmaya baꢀlandığı 28 Aralık 2001’de sona   erdiğini belirtmektedir. Đçtihatı doğrultusunda, AĐHS’nin 5 § 1. (a) maddesi bağlamındaki   mahkumiyetini müteakiben, baꢀvuranın yakalandığı dönemin – 12 Haziran 2000 ve 15 Mayıs   arasındaki dönem – özgürlüğünden mahrum bırakıldığı toplam süreden çıkarılması   ardından, sözkonusu davada gözönüne alınması gereken süre, yedi yıl on bir aydan fazladır.   AĐHM ayrıca baꢀvuranın kaçak olduğu sürenin temel alınamayacağı bu nedenle de 8 Temmuz   ve 17 Eylül 1997 tarihleri arasındaki dönemin de çıkarılması gerektiği kanısındadır. Özetle,   sözkonusu dönem yedi yıl dokuz ay sürmüꢀtür.   Bu süre boyunca, yerel mahkemeler “suçun niteliği, delillerin durumu ve gözaltı süresi   gözönüne alınarak” gibi benzer, kalıplaꢀmıꢀ terimler kullanarak baꢀvuranın tutuklu   yargılanma süresini uzatmıꢀtır. AĐHM, baꢀvuranın itham edildiği suçun ciddiyetinin ve olası   cezanın ꢀiddetinin farkındadır. Ancak, gözaltı süresinin makul olup olmadığının, yalnızca   sözde değerlendirilemeyeceğini yinelemektedir. Bir sanığın, gözaltında tutulmasının makul   olup olmadığı hususu, davaların kendilerine özgü niteliklerine göre değerlendirilmelidir. Bir   davada devam etmekte olan gözaltı, masumiyet karinesine bakılmayarak, kiꢀisel özgürlüğe   saygı kuralının gözardı edilmesine neden olacak gerçek bir kamu yararı gereğinin mevcut   olduğuna iliꢀkin göstergeler bulunması halinde haklı görülebilmektedir. Sözkonusu davada   AĐHM, baꢀvuranın gözaltı süresinin uzatılması hususundaki yerel mahkeme kararlarındaki   muhakeme eksikliğini belirtmekte ve baꢀvuranın 1997 senesinde kaçması ve yeniden   hapsedilmesinden sonra bile, yeniden kaçması riskinden bahsedilmediğini vurgulamaktadır.   AĐHM, genel olarak “delillerin durumu” ifadesinin, ciddi suç göstergelerinin mevcudiyeti ve   sürekliliği hususunda ilgili bir unsur olabilmesine rağmen, sözkonusu davada baꢀvuranın   ꢀikayette bulunduğu gözaltına alınma süresinin uzunluğunu baꢀlıbaꢀına haklı gösteremeyeceği   kanısındadır.   AĐHM sıklıkla, baꢀvuruların sunulmasında ortaya çıkan konulara benzer meselelerin   görüldüğü davalarda AĐHS’nin 5 § 3. maddesinin ihlal edildiğini tespit etmektedir.   Sunulan tüm delilleri inceleyen AĐHM, Hükümet’in sözkonusu davada diğerlerinden   farklı bir sonuca varmasına yol açacak hiçbir delil ortaya koymadığı veya iddia ileri sürmediği   kanısındadır. Konuya iliꢀkin içtihatını gözönüne alarak sözkonusu davada baꢀvuranın   yargılanmadan önce gözaltına alınma döneminin ilk kısmının haddinden fazla uzadığı ve   AĐHS’nin 5 § 3. maddesini ihlal ettiği sonucuna varmaktadır.   Dolayısıyla sözkonusu madde ihlal edilmiꢀtir.   B. Baꢀvuranın, 2 Temmuz 2004’te baꢀlayıp bugüne kadar devam eden tutuklu   yargılanması   Hükümet, Đstanbul Ağır Ceza Mahkemesi’nin baꢀvuranın tutuklu yargılanma süresini   haksız yere uzatmadığını belirtmiꢀtir. Baꢀvuranın kaçma veya bir baꢀka benzer suç iꢀleme   riskini ortadan kaldırmanın hedeflendiğini ileri sürmüꢀtür. Baꢀvuranın 1997’de cezaevinden   kaçmıꢀ ve 2001 Aralık ayında serbest bırakılmasını müteakiben yasadıꢀı örgütteki – TKP/ML   – TIKKO – faaliyetlerine devam etmiꢀ olması, tutuklu yargılanmasının uzatılması için iyi bir   nedenin mevcut olduğunu kanıtlamıꢀtır.   AĐHM, sanığın gözaltı süresinin uzamasının makul olup olmadığının herbir davada,   davanın kendine özgü niteliklerine göre değerlendirilmesi gerektiğini yinelemektedir.   Sözkonusu davada baꢀvuran, 2 Temmuz 2004’te yasadıꢀı bir örgütün faaliyetlerine   dahil olduğundan ꢀüphe edildiği için yakalanmıꢀ ve Ceza Kanunu’nun 146. maddesi uyarınca   anayasal düzeni ihlal etmeye teꢀebbüs ettiği için hakkında yeni suçlamalar getirilmiꢀtir.   AĐHM öncelikle baꢀvuranın itham edildiği suçun ciddiyetini ve suçlu bulunduğu takdirde   maruz kalacağı yaptırımların ꢀiddetini kabul etmektedir. Đkinci olarak, Đstanbul Ağır Ceza   Mahkemesi’nin her duruꢀma sonunda kendi iradesi veya baꢀvuranın talebi üzerine baꢀvuranın   devam etmekte olan gözaltı durumunu değerlendirdiğini belirtmektedir. Dava dosyasındaki   delillerden, Đstanbul Ağır Ceza Mahkemesi’nin suçun ciddiyetini ve baꢀvuranın kaçma riskini   temel alarak tutuklu yargılanma durumunun devamına karar verdiği anlaꢀılmaktadır.   Baꢀvuranın cezaevinden 1997 senesinde kaçmıꢀ olduğunu ve serbest bırakılması ardından   yasadıꢀı örgütteki faaliyetlerine devam ettiğinden ꢀüphe edildiğini gözönüne alan AĐHM,   yerel mahkemelerin baꢀvuranın tutuklu yargılanma süresini uzatırken verdiği nedenlerin   uygun olduğu ve bu nedenle, gözaltı süresnin uzatılmasını haklı çıkardığı kanısındadır.   Yukarıda kaydedilen görüꢀler ıꢀığında AĐHM, sözkonusu davada, baꢀvuranın tutuklu   yargılanma süresinin ikinci döneminin AĐHS’nin 5 § 3. maddesinin ihlaline neden olduğunu   kabul edilebileceği sonucuna varmaktadır.   Baꢀvurunun sözkonusu kısmı, AĐHS’nin 35 §§ 3. ve 4. maddeleri bağlamında   temelden yoksun olduğu için reddedilmelidir.   II. AĐHS’NĐN 6 § 1. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI   Baꢀvuran, AĐHS’nin aꢀağıda kaydedilen 6 § 1. maddesi bağlamındaki makul süre   gereğinin ihlal edildiği hususunda ꢀikayette bulunmuꢀtur:   “Herkes ... cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan ... bir mahkeme   tarafından davasının makul bir süre içinde ... görülmesini istemek hakkına sahiptir.”   Hükümet, sözkonusu iddiaya itiraz etmiꢀtir.   AĐHM, gözönüne alınması gereken sürenin baꢀvuranın polis tarafından gözaltına   alındığı 6 ꢁubat 1993 tarihinden itibaren baꢀlamıꢀ olduğunu belirtmektedir. Dava   dosyasındaki bilgilere göre, sözkonusu kararın alınma tarihinde henüz sona ermemiꢀtir. Bu   nedenle bugüne kadar dava iꢀlemleri, üç aꢀamada on dört yıl altı aydan fazla sürmüꢀtür.   A. Kabuledilebilirlik   AĐHM, sözkonusu ꢀikayetin AĐHS’nin 35 § 3. maddesi uyarınca temelden yoksun   olmadığını belirtmektedir. Ayrıca, kabuledilmez olduğu sonucuna varılması için gerekçe   bulunmamaktadır. Bu nedenle kabuledilebilir olduğuna karar verilmelidir.   B. Esaslar   AĐHM dava iꢀlemlerinin uzunluğunu makul olup olmamasının, dava koꢀulları ıꢀığında   ve davanın karmaꢀıklığı, baꢀvuranın ve ilgili makamların tutumların gibi kriterler gözönüne   alınarak değerlendirilmesi gerektiğini yinelemektedir.   AĐHM sıklıkla sözkonusu baꢀvuruda ortaya çıkan meseleye benzer meselelerin   görüldüğü davalarda AĐHS’nin 6 § 1. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmaktadır.   Sunulan delilleri inceleyen AĐHM, Hükümet’in sözkonusu davada farklı bir sonuca   varmasını sağlayacak deliller veya iddialar ortaya koymadığı kanısındadır. Konuya iliꢀkin   içtihatını gözönüne alan AĐHM, dava iꢀlemlerinin süresinin haddinden uzun olduğu ve   “makul süre” gereğini karꢀılamadığı kanısındadır.   Dolayısıyla 6 § 1. madde ihlal edilmiꢀtir.   III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI   AĐHS’nin 41. maddesi aꢀağıda kaydedilmiꢀtir:   “Mahkeme iꢀbu Sözleꢀme ve protokollarının ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleꢀmeci   Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete   uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”   A. Tazminat   Baꢀvuran, maddi zarar için 10,000 Euro ve manevi zarar için 20,000 Euro tazminat   talep etmiꢀtir.   Hükümet sözkonusu talebe itiraz etmiꢀtir.   AĐHM, tespit edilen ihlal ve iddia edilen maddi zarar arasında nedensel bir bağ   bulamadığı için talebi reddetmektedir. Ancak, tutuklu yargılanma süresinin kısmen gereksiz   yere uzatılması ve yalnızca ihlal bulgusu ile telafi edilemeyecek cezai takibata iliꢀkin olarak   baꢀvuranın manevi zarara maruz kaldığını kabul etmektedir. Eꢀit temellere dayanarak karar   veren AĐHM baꢀvurana sözkonusu baꢀlık altında 12,500 Euro tazminat ödenmesine karar   vermiꢀtir.   B. Mahkeme masrafları   Baꢀvuran, yasal ücretler için 6,000 Yeni Türk Lirası (YTL) – yaklaꢀık 3,300 Euro – ve   mahkeme masrafları için 400 YTL – yaklaꢀık 220 Euro – talep etmiꢀtir.   Hükümet sözkonusu taleplere itiraz etmiꢀtir.   AĐHM içtihatına göre, baꢀvuran gerekli oldukları için maruz bırakıldığını ve   meblağlarının makul olduğunu kanıtladığı sürece mahkeme masraflarının tazminine hak   kazanmaktadır. Sözkonusu davada, iddia ettiği masraflara maruz bırakıldığını   ispatlayamamıꢀtır. Dolayısıyla, sözkonusu baꢀlık altında kendisine hiçbir tazminat   ödenmesine karar verilmemiꢀtir.   C. Gecikme Faizi   AĐHM, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere uyguladığı   marjinal faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun olduğuna karar   vermiꢀtir.   BU NEDENLERLE, AĐHM OYBĐRLĐĞĐYLE,   1. Baꢀvuranın ikinci tutuklu yargılanma süresine iliꢀkin ꢀikayetinin kabuledilmez ve   baꢀvurusunun kalan kısmının kabuledilebilir olduğuna;   2. Baꢀvuranın, 6 ꢁubat 1993 ve 28 Aralık 2001 tarihleri arasındaki tutuklu yargılanması   hususunda AĐHS’nin 5 § 3. maddesinin ihlal edildiğine;   3. AĐHS’nin 6 § 1. maddesinin ihlal edildiğine;   4. (a) sorumlu Devletin baꢀvurana, kararın AĐHS’nin 44 § 2. maddesine göre kesinleꢀtiği   tarihten itibaren üç ay içerisinde, uygulanabilecek her türlü vergiden muaf olmak üzere   kararın verildiği tarihte uygulanan oran üzerinden yeni Türk Lirası’na çevrilmek üzere manevi   zarar için 12.500 Euro (on iki bin beꢀ yüz Euro) ödemesi gerektiğine;   (b) Yukarıda kaydedilmiꢀ olan üç aylık sürenin bitiminden ödeme gününe kadar,   Avrupa Merkez Bankası’nın uyguladığı marjinal faiz oranına üç puan eklemek suretiyle   oluꢀacak faiz oranına göre yukarıda belirtilen miktarlarda ödenecek basit faizi ödemekle   yükümlü olduğuna karar vermiꢀtir;   5. Baꢀvuranın adil tazminat talebinin kalan kısmını reddetmiꢀtir.   Đꢀbu karar, Đngilizce olarak hazırlanmıꢀ ve Mahkeme Đç Tüzüğü’nün 77. Maddesi’nin 2. ve   3. fıkraları uyarınca 20 Eylül 2007 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiꢀtir.   7

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło