23573/02
WyrokETPCz2009-06-16ECLI:CE:ECHR:2009:0616JUD002357302
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
Czy przewlekłość postępowania sądowego w sprawie odszkodowania za szkody w uprawach oraz brak skutecznego środka odwoławczego w prawie tureckim w związku z długością postępowania naruszyły odpowiednio art. 6 ust. 1 i art. 13 Konwencji?Ratio decidendi
Trybunał uznał, że postępowanie sądowe, które trwało około ośmiu lat i siedmiu miesięcy w dwóch instancjach, przekroczyło „rozsądny termin” wymagany przez art. 6 ust. 1 Konwencji, biorąc pod uwagę brak przekonujących argumentów rządu. Ponadto, Trybunał potwierdził swoje wcześniejsze ustalenia, że turecki system prawny nie oferuje skutecznego środka odwoławczego w celu zrekompensowania długości postępowania, co stanowi naruszenie art. 13 Konwencji.Stan faktyczny
Skarżący, Abdulaziz Danış, mieszkaniec Derik, poniósł szkody w swojej uprawie bawełny w wyniku prac prowadzonych przez administrację publiczną. W 1992 roku wszczął postępowanie sądowe o odszkodowanie, które początkowo toczyło się przed sądem cywilnym, a następnie, po stwierdzeniu niewłaściwości rzeczowej, przed sądem administracyjnym. Postępowanie zakończyło się w 2001 roku, kiedy to Rada Stanu zatwierdziła decyzje sądu administracyjnego przyznające skarżącemu odszkodowanie.Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: 1. Uznał skargę za dopuszczalną w części dotyczącej długości postępowania i braku środka odwoławczego w tej kwestii, a w pozostałej części za niedopuszczalną. 2. Stwierdził naruszenie art. 6 ust. 1 i art. 13 Konwencji. 3. Zasądził na rzecz skarżącego 5.500 Euro tytułem zadośćuczynienia niemajątkowego oraz 700 Euro tytułem kosztów i wydatków. 4. Oddalił pozostałe żądania dotyczące słusznego zadośćuczynienia.Pełny tekst orzeczenia
CONSEIL DE
L'EUROPE
AVRUPA
KONSEYİ
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ DAİRE
ABDULAZİZ DANIŞ -TÜRKİYE DAVASI
(Başvuru no:23573/02)
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ
STRAZBURG Haziran 2009
İşbu karar AİHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli
düzeltmelere tabi olabilir.
______________________________________________________________________________________
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2009. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.
USUL
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (3573/02) no’lu davanın nedeni (T.C. vatandaşı)
Abdulaziz Danış’ın (başvuran) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne 5 Nisan 2002 tarihinde
İnsan Haklan ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme’nin (Avrupa İnsan
Haklan Sözleşmesi - AİHS) 34. maddesi uyarınca yapmış oldukları başvuryd^ır.
Başvuran, Diyarbakır Barosu avukatlarından M.S. Tanrıkulu tarafından temsil edilmektedir.
OLAYLAR
I.
DAVANIN KOŞULLARI
Başvuran 1956 doğumludur ve Derik’te ikamet etmektedir,
İdare tarafından yürütülen baraj çalışmalarındaki sular başvuranın pamuk tarlasında zarara yol
açmıştır. Ağustos 1992 tarihinde, başvuran, Asliye Hukuk Mahkemesi’nde zarar tespit davası
açmıştır. Aynı gün mahkeme, idarenin yol açtığı maddi zararın tespiti için iki tane bilirkişi
raporu düzenlenmesine karar vermiştir. 1992 yılının Ağustos ayında sözkonusu raporlar
dosyaya eklenmiştir. Ağustos 1992 tarihinde, daha çok başvuran lehine olan bilirkişi raporuna dayanarak,
başvuran, Derik Asliye Hukuk Mahkemesi’nde tazminat davası açmıştır. Mayıs 1993 tarihinde, başvuran, aynı olaylar temelinde ikinci tazminat davasını açmıştır.
Başvuran, birinci davasında geçmeyen 371.400.000 TL ek meblağ talep etmiştir.
Sözkonusu yargılamalar, mahkemenin ratione materiae bakımından görevsizlik kararı
nedeniyle akim kalmıştır. 28 Eylül 1994 tarihinde, başvuran, dosyasının Diyarbakır İdare
Mahkemesi’ne gönderilmesini talep etmiştir. Mayıs 1998 tarihli kararlarla İdare Mahkemesi, başvuranı haklı bulmuş ve talep edilen
miktarların başvurana Ödenmesine karar vermiştir. Ekim 2001 tarihinde tebliğ edilen 28 Mart 2001 tarihli kararlarla, Danıştay, ilk derece
mahkemesinin kararlarım onamıştır.
HUKUK
Başvuran, yargılama süresinin, AİHS’nin 6/1 maddesi ile öngörülen “makul süre” ilkesine
riayet etmediğini iddia etmektedir.
Başvuran, Türkiye’de yargılama süresinin uzunluğundan şikayetçi olmak için başvuruda
bulunulabilecek hiçbir hukuki yolunun bulunmamasından şikayetçidir. Başvuran, AİHS’nin
13. maddesine atıfta bulunmaktadır.
A. Kabuledilebilirliğe ilişkin
Hükümet, öncelikle iç hukuk yollarının tüketilmediğini savunmaktadır. İkinci olarak ise
Hükümet, AİHS’nin 35. maddesi uyarınca altı ay süresi gözetilmediğinden AİHM’ye
başvuruyu reddetme çağrısında bulunmaktadır.
, ^
AİHM, Türk Hukuk düzeninin yargılanabilirler, AİHS’nin 13. maddesi uyarınca yargılama
süresi hakkında şikayette bulunabilmeyi sağlayan etkin bir başvuru yolu sunmadığını daha
önce tespit etme imkanı bulunduğunu hatırlatmaktadır {Tendik ve diğerleri-Türkiye, başvuru
no: 23188/02,22 Aralık 2005). AÎHM, Hükümet’in itirazım reddetmektedir.
AİHM, mevcut davada, nihai iç hukuk kararlarının, 8 Ekim 2001 tarihinde tebliğ edilen 28
Mart 2001 tarihli kararlarla nihai hale geldiğini tespit etmektedir. Başvuran, başvurusunu, 5
Nisan 2002 tarihinde, başka bir deyişle nihai iç hukuk kararlarından altı ay sonra sunmuştur.
Dolayısıyla AÎHM, Hükümet’in ön itirazını reddetmektedir.
İçtihadından doğan ilkeler ışığında ve sahip olduğu unsurları göz önüne alarak, AİHM,
başvuranın
başvurusunun
esas
bakımından
inceleme
konusu
yapılması
gerektiği
kanaatindedir. Nitekim AİHM, kabuledilemezliğe ilişkin hiçbir gerekçe görememektedir.
Başvurular kabuledilebilir niteliktedir.
B. Esas
Dikkate alınacak dönem, 10 Ağustos 1992 tarihinde başlamış 28 Mart 2001 tarihinde sona
ermiştir. Sözkonusu dönem, iki dereceli yargıda, yaklaşık sekiz yıl yedi ay sürmüştür.
AİHM, mevcut davadakine benzer sorunları ortaya koyan çok sayıda dava incelemiş ve
AİHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiğini tespit etmiştir. Takdirine sunulan unsurları
incelemesinin ardından AİHM, mevcut dava Hükümet’in ikna edici hiçbir tespit ve argüman
sunmadığı kanaatindedir.
Konuya ilişkin içtihadım göz önüne alarak AİHM, mevcut davada yargılama süresinin “makul
süre” ilkesini karşılamadığı kanaatindedir.
AİHM, AİHS’nin 6/1 maddesi uyarınca, davalarının makul sürede görülmesi hakkının telafisi
için Türk hukukunun ilgililerin başvuruda bulunabilecekleri başvuru yoluna sahip olmaması
nedeniyle sözü edilen Tendik kararında AİHS’nin 13. maddesinin ihlaî edildiğini
hatırlatmaktadır. İşbu karar çerçevesinde, Tendik başvurusunda aldığı karardan sapmasını
gerektiren hiçbir unsur bulunmamaktadır.
Dolayısıyla, AİHM, mevcut davada AİHS’nin 6. ve 13. maddelerinin ihlal edildiği
kanaatindedir.
II. 1 NO’LU EK PROTOKOL’ÜN 1. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
HAKKINDA
Başvuran, pamuk tarlasının tahrip olmasından kaynaklanan zararlar nedeniyle mülkiyet
hakkının ihlal edildiğini iddia etmektedir. 5 Eylül 2008 tarihli görüşlerinde, başvuran,
Türkiye’deki enflasyon oranına göre mahkemenin ödenmesine hükmettiği gecikme faizinin
yetersizliği nedeniyle zarara uğradığını iddia etmektedir.
Sahip olduğu unsurları göz önüne alan ve düzenlenen iddiaları değerlendirmekte yetkili olan
AİHM, ÂİHS ve Protokolleri ile güvence altına alman hak ve özgürlükler ile ilgili olarak
hiçbir ihlal tespit edememiştir. AİHS’nin 35. maddesinin 3. ve 4. paragrafları uyarınca
başvurunun bu kısmının kabuledilemez ilan edilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmaktadır.
III. AİHS’NİN 41. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
Başvuran, 23.184 Euro maddi tazimat talep etmektedir. Manevi tazminat için başvuran,
10.000 Euro istemektedir. Avukatlık ücreti için de başvuran 2.366 Euro talep etmektedir.
Ayrıca başvuran dosya unsurlarına dayanarak yapmış olduğu diğer harcamalar için
AİHM’den belli bir miktar ödenmesini talep etmektedir.
Hükümet, sözkonusu iddialara karşı çıkmaktadır.
AİHM, tespit edilen ihlalle ileri sürülen maddi tazminat arasında hiçbir illiyet bağı tespit
edememekte ve sözkonusu talebi reddetmektedir. Buna karşın AİHM, başvurana 5.500 Euro
manevi tazminat ödenmesinin uygun olacağı kanaatindedir.
Yargılama masraf ve giderleri ile ilgili olarak, AİHM içtihadına göre, bir başvuran yargılama
masraf ve giderlerinin geri ödemesini ancak gerçekliği, gerekliliği ve oranlarının makul yapısı
ortaya konduğu sürece elde edebilir. Sahip olduğu unsurları ve yukarıda sözü edilen kriterleri
göz önüne alarak AİHM, yargılama masraf ve giderleri için 700 Euro ödenmesinin uygun
olacağı kanaatindedir.
Sözkonusu miktarlara Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uygulanan üç
puanlık gecikme faizi eklenecektir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AİHM, OYBİRLİĞİYLE,
1. Başvurunun, yargılama süresinin uzunluğuna ve bu husustaki şikayeti sunmak için
başvuru yolunun bulunmayışı kapsamında yapılan şikayete ilişkin kısmının
kabuledilebilir, geri kalan kısmının kabuledilemez olduğuna;
2. AİHS’nin 6/1 ve 13. maddesinin ihlal edildiğine;
3. a) AİHS’nin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde,
ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden TL’ ye çevrilmek üzere, Savunmacı Devlet
tarafından başvurana her türlü vergiden muaf tutularak 5.500 Euro (beş bin beş yüz
Euro) manevi tazminat ve 700 Euro (yedi yüz Euro) yargılama masraf ve gideri
Ödenmesine;
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç
puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;
4. Adil tatmine ilişkin diğer tüm taleplerin reddine;
KARAR VERMİŞTİR.
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.
paragraflarına uygun olarak 16 Haziran 2009 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
4
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło