23657/94
WyrokETPCz1999-07-08ECLI:CE:ECHR:1999:0708JUD002365794
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
Czy zaginięcie osoby po zatrzymaniu przez siły bezpieczeństwa, brak skutecznego śledztwa oraz domniemane tortury i śmierć w areszcie stanowią naruszenie prawa do życia (art. 2), zakazu tortur (art. 3), prawa do wolności i bezpieczeństwa (art. 5) oraz prawa do skutecznego środka odwoławczego (art. 13) Konwencji?Ratio decidendi
Trybunał uznał, że Ahmet Çakıcı zginął po zatrzymaniu przez siły bezpieczeństwa, a władze nie przedstawiły wiarygodnego wyjaśnienia jego losu, co stanowi naruszenie art. 2. Stwierdzono również, że Ahmet Çakıcı był poddany torturom w areszcie, co narusza art. 3. Brak rejestracji zatrzymania i odmowa dostępu do gwarancji proceduralnych naruszyły art. 5. Ponadto, Trybunał uznał, że brak szybkiego i skutecznego śledztwa w sprawie zaginięcia i domniemanej śmierci Ahmeta Çakıcı, a także brak dostępu do efektywnych krajowych środków odwoławczych, naruszyły art. 13. Trybunał podkreślił znaczenie skutecznego systemu skarg indywidualnych i obowiązku państwa do współpracy z organami Konwencji.Stan faktyczny
Skarżący, İzzet Çakıcı, obywatel turecki, złożył skargę w swoim imieniu oraz w imieniu swojego brata, Ahmeta Çakıcı. Ahmet Çakıcı został zatrzymany przez żandarmerię i wiejskich strażników 8 listopada 1993 roku we wsi Çitlibahçe. Według zeznań świadków, był bity i poddawany elektrowstrząsom w areszcie w Diyarbakır. Od tego czasu zaginął. Władze tureckie twierdziły, że Ahmet Çakıcı był członkiem PKK i zginął w starciu z siłami bezpieczeństwa w lutym 1995 roku, a jego tożsamość ustalono na podstawie dowodu osobistego znalezionego przy jednym z ciał. Rodzina nie została powiadomiona o jego śmierci ani o miejscu pochówku.Rozstrzygnięcie
Odrzucono wstępne zarzuty Rządu. Stwierdzono naruszenie art. 2 Konwencji. Stwierdzono naruszenie art. 3 Konwencji w odniesieniu do brata skarżącego. Stwierdzono brak naruszenia art. 3 Konwencji w odniesieniu do skarżącego. Stwierdzono naruszenie art. 5 Konwencji. Stwierdzono naruszenie art. 13 Konwencji. Stwierdzono brak naruszenia art. 14 Konwencji. Stwierdzono brak naruszenia art. 18 Konwencji. Zasądzono zadośćuczynienie pieniężne za szkodę majątkową i niemajątkową oraz zwrot kosztów.Pełny tekst orzeczenia
CONSEIL DE
L'EUROPE
AVRUPA
KONSEYİ
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
ÇAKICI-Türkiye Davası
(23657/94)
Strazburg Temmuz 1999
USULİ İŞLEMLER
1. Dava, 14 Eylül 1998 tarihinde Sözleşme'nin eski 19. maddesi ile kurulan
Mahkeme'ye Avrupa İnsan Hakları Komisyonu tarafından ("Komisyon"),
Sözleşmenin 32. maddesinin 1. paragrafı ve 47. maddeleri ile belirlenen üç aylık
süre içinde havale edilmiştir. Dava, Türk vatandaşı Sn. İzzet Çakıcı tarafından 2
Mayıs 1994 tarihinde Sözleşmenin eski 25. maddesi bağlamında Komisyona
yapılan 23657/94 nolu başvurudan kaynaklanmaktadır.
Komisyonun talebi Sözleşmenin önceki 44 ve 48. maddeleri ve önceki
Mahkeme A Tüzüğünün 32. maddesinin 2. Paragrafına gönderme yapmaktadır.
Talebin amacı davanın esaslarının Sorumlu Devletin Sözleşmenin 2,3,5,13,14
ve 18. maddelerinden kaynaklanan sorumluluklarının ihlalini ortaya koyup
koymadığı konusunda bir karara varmaktır.
2. Mahkeme Tüzüğünün eski 33. Maddesinin 3(d) paragrafına uygun
olarak sorulan soruya cevaben, başvuran, davada yeralmak istediğini belirtmiş ve
kendisini temsil edecek avukatı görevlendirmiştir. (Madde 30)
3. Özellikle 11 No'lu Protokolün yürürlüğe girmesinden önce usulle
ilgili olarak ortaya çıkabilecek problemleri çözmek için oluşturulan Daire'nin
(Sözleşmenin önceki 43. maddesi ve önceki Tüzük 21) Başkanı olarak, Mahkeme
Başkanı Sn. Bernhardt, Sekreter Yardımcısı aracılığıyla, Türk Hükümeti Ajanı'nın
("Hükümet"), başvuranın avukatının ve Komisyon Delegesi'nin yazılı usulün
organizasyonu hakkındaki görüşlerini almıştır. Sonuç olarak verilen talimata uygun
olarak, Raportör, başvuranın görüşlerini 23 Aralık 1998 tarihinde, Hükümet'in
görüşlerini ise 4 Ocak 1999 tarihinde almıştır.
______________________________________________________________________________________
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 1999. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Çok Taraflı Siyasî İşler
Genel Müdürlüğü tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın adının tam
olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri Bakanlığı
Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak suretiyle ticari olmayan
amaçlarla alıntılanabilir.
4. 11 Nolu Protokolün 1 Kasım 1998 tarihinde yürürlüğe girmesinden
sonra ve 5. maddenin 5. paragrafına uygun olarak dava Büyük Daire'ye
gönderilmiştir. Büyük Daire re'sen (ex officio) seçilmiş Türk hakim Sn. R.
Türmen (Sözleşmenin 27. maddesinin 2. paragrafı ve Tüzüğün 24. maddesinin
4. paragrafı); Sn. L. Wildhaber, Mahkeme Başkanı; Sn. E.Palm, Başkan Vekili;
Sn. J.-P. Costa ve Sn. M. Fischbach, Bölüm Başkan Vekilleri; (Sözleşmenin
27. maddesinin 3. paragrafı ve Tüzük 24 paragraflar 3 ve 5 (a)) isimli kişilerden
oluşmuştur. Büyük Daireyi tamamlamak üzere atanan diğer üyeler Sn. L. Ferrari
Bravo, Sn. L. Caflisch, Sn. W. Fuhrmann, Sn. K. Jungwiert, Sn. B. Zupancıc,
Sn. N. Vajic, Sn. J. Hedigan, Sn. W. Thomassen, Sn. M. Tsatsa-Nikolovska, Sn. T.
Pantiru, Sn. E. Levits ve Sn. K. Traja isimli kişilerdir. (Tüzük 24 para.3 ve Tüzük para. 4).
5. 7 Ocak 1999 tarihinde Sn. Wildhaber Sn. Türmen'i üyelikten muaf
tutmuştur; Sn. Türmen Büyük Dairenin Tüzüğün 28. maddesinin 4'üncü paragrafı
gereğince alınan karara uyarak üyelikten çekilmiştir. Şubat 1999 tarihinde Hükümet, Sekreter'e, Sn. F.
Gölcüklü'nün ad hoc hakim olarak atandığını bildirmiştir. (Sözleşmenin 27.
maddesinin 2. paragrafı ve Tüzük 29 (1)).
6. Mahkemenin daveti üzerine (Tüzük 99) Komisyon, üyelerinden
birini, Sn. J. Liddy'i Büyük Daire önündeki davaya katılması için görevlendirmiştir.
7. Mahkeme Başkanının kararı gereğince, duruşma halka açık olarak 24
Mart 1999 tarihinde Strazburg'da İnsan Hakları Binası'nda yapılmıştır.
Mahkeme önünde:
(a) Hükümet adına
Sn. D. AKÇAY, Ajan,
Sn. B. ÇALIŞKAN,
Sn. E. GENEL,
Sn. A. GÜNYAKTI,
Sn. H. MUTAF, Danışmanlar;
(b) Başvuran adına
Sn. F. HAMPSON,
Sn. A. REIDY, Danışman;
(c) Komisyon Adına
Sn. J. LIDDY, Delege.
Mahkeme, Sn. Liddy'nin Sn. Hampson'un ve Sn. Akçay'ın konuşmalarını
dinlemiştir.
ESASLAR HAKKINDA
I. Davanın Şartları
A. Başvuran
8. Başvuran, Sn. İzzet Çakıcı 1953 doğumlu bir Türk vatandaşıdır
ve halen Türkiye'nin güneydoğusunda Diyarbakır'da yaşamaktadır. Komisyon'a
başvuru, kendi adına ve devletin sorumluluğu altındaki şartlarda ortadan
kaybolduğunu iddia ettiği erkek kardeşi Ahmet Çakıcı adına yapılmıştır.
B. Olaylar
9. Başvuranın erkek kardeşinin ortadan kayboluşu hakkındaki olaylar
tartışılmıştır.
10. Başvuran tarafından sunulan olaylar aşağıda Bölüm 1'de
sunulmuştur. Mahkemeye sunduğu görüşlerinde başvuran 12 Mart 1998 tarihli
Komisyon Raporu'nda (önceki 31. madde) tespit edilen olaylara ve daha önce
Komisyon'a sunduğu görüşlere dayanmıştır.
11. Hükümet'in sunduğu şekliyle olaylar, Bölüm 2'de sunulmuştur.
12. Komisyona sunulan materyaller hakkında bilgi Bölüm C'de
sunulmuştur. Ulusal otoriteler önünde başvuranın erkek kardeşinin ortadan
kaybolması ile ilgili dava hakkında bilgi, Komisyon'un belirlediği şekliyle Bölüm
D'de sunulmuştur.
13. Komisyon, başvuranın erkek kardeşinin ortadan kaybolduğu
şartlarla ilgili tartışmanın ışığı altında esasları belirlemek amacıyla, Sözleşmenin
önceki 28. maddesinin 1 (a) paragrafı gereğince kendi soruşturmasını yürütmüştür.
Bu amaçla Komisyon, hem başvuranların hem de Hükümetin kendi iddialarını
desteklemek için sunmuş oldukları bir dizi belgeyi incelemiş ve 3 ve 4 Temmuz
1996'da Ankara'da ve 4 Aralık 1996'da da Strazburg'da yapılan duruşmalarda
tanıkların ifadelerini dinlemek için üç delegeyi görevlendirmiştir. Komisyonun
kanıtlar hakkındaki değerlendirmesi ve bulguları Bölüm E'de özetlenmiştir.
1. Başvuranın Sunduğu Şekliyle Olaylar
14. 8 Kasım 1993 tarihinde, başvuranın erkek kardeşi, Ahmet Çakıcı
Çitlibahçe Köyü'nde jandarmalar ve köy korucuları tarafından gerçekleştirilen
operasyon sonucunda gözaltına alınmıştır. Operasyon sabah erken saatlerde
başladığı sırada diğerleri açık bir alanda toplanırken, Ahmet Çakıcı çeşme
yanındaki bir evde saklanmıştır. Güvenlik güçleri evleri ateşe vermeye başlamıştır.
Ahmet Çakıcı evinin çatısına saklamış olduğu 4.700.000 TL'yi almış ve evden
çıkarken yakalanmıştır. Ahmet Çakıcı güvenlik güçleri tarafından köyden
götürülmüştür. Bu olaya diğer köylüler de şahit olmuştur. Para Ahmet Çakıcı'dan
bir üsteğmen tarafından alınmıştır. Köyden bir erkek çocuk, Ahmet Çakıcı'nın
karısı Remziye Çakıcı'ya, bir jandarmanın sözkonusu kişiden parayı alırken
gördüğünü söylemiştir.
15. Ahmet Çakıcı, Diyarbakır'a gönderilmeden önce, 1 gece kaldığı
Hazro'ya götürülmüştür. Diyarbakır'da İl Jardarma Komutanlığı'nda gözaltına
alınmıştır. Yaklaşık 6 -7 gün sonra, 8 Kasım 1993 tarihinde güvenlik güçleri
tarafından Bağlan'da yapılan operasyonda gözaltına alınan Mustafa Engin,
Abdurrahman Al ve Tahsin Demirbaş ile 16-17 gün boyunca aynı odada kalmıştır.
Ahmet Çakıcı dövülmüş, kaburgası kırılmış ve kafatası yarılmıştır. Birçok
kez sorgulama için odadan çıkarılmış, elektrik şoku verilmiş ve dövülmüştür.
Ahmet Çakıcı, Mustafa Engin'e de bir üsteğmenin kendisinden para aldığını
söylemiştir. Bu sürenin sonunda gözaltına alınan diğer üç kişi mahkeme önüne
çıkarılmıştır. Engin ve Demirbaş serbest bırakılmış ve Abdurrahman Al
gözaltına geri gönderilmiştir. Engin, Ahmet Çakıcı'yı tekrar görmemiştir.
16. 1994 Ocak sonu veya Şubat başında İl Jandarma
Komutanlığı'ndaki 85 günden sonra, Ahmet Çakıcı, aylarca gözaltında
tutulduğu Hazro'ya geri gönderilmiştir. Oradan da Kavaklıboğaz'daki jandarma
karakoluna gönderilmiştir. 1994 yılında ilkbahar veya yaz başlarında,
Kavaklıboğaz'da gözaltına alınan Hikmet Aksoy, 13 gün boyunca yemek için
hücrelerinden çıkarıldıkları zaman Ahmet Çakıcı'yı görmüştür. Bu sürenin sonunda
Hikmet Aksoy Lice'ye gönderilmiştir.
17. Mayıs 1996'da, Hükümetin görüşleri iletildikten sonra başvuran,
ilk defa olarak yetkililer tarafından Ahmet Çakıcı'nın 17 ve 19 Şubat 1995
tarihlerinde Hani'de Kıllıboğan Tepesi'nde bir çatışmada öldürüldüğünün iddia
edildiğini öğrenmiştir. Kimlik tespitinin sadece Ahmet Çakıcı'nın kimlik
belgesinin cesetlerden birinin üzerinde bulunduğu iddiasına dayanarak yapıldığı
anlaşılmaktadır.
2. Hükümet'in Sunduğu Şekliyle Olaylar
18. Hükümet, bu dönemde PKK'nın (Kürdistan İşçi Partisi) sayısız
köyü imha ettiğini, binlerce masum kurbana zarar verdiğini ve güneydoğu
bölgesindeki halka dayanılmayacak surette baskı uyguladığını hatırlatmıştır.
19. Hükümet, Ahmet Çakıcı'nın güvenlik güçleri tarafından 8 Kasım tarihinde Çitlibahçe'de yapılan bir operasyon sırasında gözaltına
alınmadığını ve bu tarihten sonra da gözaltında tutulmadığını ifade etmiştir.
Gözaltı kayıtları, Ahmet Çakıcı'nın Hazro veya Diyarbakır İl Jandarma
Komutanlığı'nda tutulmadığını göstermektedir. Ayrıca, adıgeçen Kavaklıboğaz'daki
jandarma karakoluna da götürülmemiştir.
20. Ahmet Çakıcı, PKK örgütünün bir militanıdır. 17- 19 Şubat 1995
tarihleri arasında PKK ve güvenlik güçleri arasındaki silahlı çatışmanın ardından
Kıllıboğan Tepesi'nde diğer 55 militan ile birlikte ölü olarak bulunmuştur.
Ahmet Çakıcı 23 Ekim 1993 tarihinde Dadaş Köyü'nden "devletin hizmetçi
köpekleri" diye söz ettiği beş öğretmenin öldürülmesi olayına karışmıştır. Bu
olaydan sonra muhtemelen adaletten kaçmak veya PKK'daki eylemlerine devam
etmek üzere ortadan kaybolmuştur.
21. Başvuranın ailesinden hiçkimse sözkonusu kaybolma ile ilgili
olarak Hazro'da Cumhuriyet Savcısı'na şikayette bulunmamıştır.
C. Başvuran ve Hükümet Tarafından Sözkonusu İddialar İle İlgili
Olarak
Komisyon'a
Sunulan
Belgeler
22. Komisyon önündeki duruşmada başvuran ve Hükümet,
başvuran tarafından Diyarbakır'daki İnsan Hakları Derneği'ne (İHD) ve
Diyarbakır'daki Cumhuriyet Savcısına verilen ifadeleri sunmuşlardır. Cumhuriyet
Savcısı ve İnsan Hakları Derneği, Ahmet Çakıcı'nın eşi Remziye Çakıcı'nın ve 9
Kasım 1 Aralık tarihleri arasında Diyarbakır İl Jandarma Komutanlığı'nda
gözaltında tutulan Mustafa Engin'in ifadelerini almıştır. Mustafa Engin ayrıca bir
polis memuruna da ifade vermiştir. Başvuran adına, Osman Baydemir, Mustafa
Engin ile aynı zamanda gözaltına alınan Abdurrahman Al'dan ve Mehmet Bitgin ile
Fevzi Okatan adlı iki köylüden ifade alınmıştır.
23. Hükümet, ayrıca Mustafa Engin, Abdurrahman Al ve Tahsin Demirbaş'ın
tutuklanması ile ilgili 8 Kasım 1993 tarihli bir tevkif müzekkeresi, Çitlibahçe
Köyü'ndeki operasyonla ilgili 7 ve 8 Kasım 1993 tarihli iki rapor, Komisyon
Delegesi'nin ifade vermek üzere davet ettiği fakat ifade vermek üzere duruşmaya
gitmeyen tanık Hikmet Aksoy ile ilgili belgeler ve iddialar hakkında makamlar
tarafından yapılan soruşturmalar ile ilgili belgeleri sunmuştur.
24. Komisyon, ilgili süreler içerisindeki Hazro Jandarma Karakolu,
Lice Jandarma Karakolu, Diyarbakır İl Jandarma
Kavaklıboğaz'daki Jandarma Karakolu'ndaki gözaltı kayıtlarının suretlerini talep
etmiştir. Komisyon Delegeleri daha sonra Diyarbakır, Hazro ve
Komutanlığı
ve
Kavaklıboğaz'daki orjinal kayıtları incelemek istemiştir. Hükümet, sözkonusu
süreler için, Hazro Merkez Jandarma Karakolu'nun orjinal gözaltı kayıtlarını, Lice
Jandarma Komutanlığı'nın ve Diyarbakır İl Jandarma Komutanlığı'nın gözaltı
kayıtlarının ise kopyalarını sunmuştur. Hükümet, Diyarbakır İl Jandarma
Komutanlığı'nın orjinal gözaltı kayıtları ile Kavaklıboğaz Jandarma Karakolu'nun ne
orjinal ne de suret olmak üzere gözaltı kayıtlarını Komisyon'a sunmamıştır.
D. İçhukuk Süreci
25. Başvuranın ve Ahmet Çakıcı'nın babası Tevfik Çakıcı, 22 Aralık tarihinde, 24 gün sonra serbest bırakılan Mustafa Engin, Abdurrahman Al
ve Tahsin Demirbaş ile aynı zamanda 8 Kasım 1993 tarihinde güvenlik güçleri
tarafından gözaltına alınan Ahmet Çakıcı'nın akibeti hakkında bilgi isteyen el
yazısı ile yazılmış dilekçesini Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi'ne
sunmuştur. Kendisine, Ahmet Çakıcı'nın gözaltına alınan kişiler listesinde
olmadığı yolunda sözlü bir cevap verilmiştir.
26. Hazro Cumhuriyet Savcısı Aydın Tekin 4 Nisan 1994 tarihli bir
mektup ile, Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Başsavcısı'na kayıtların
incelenmesinden sonra Ahmet Çakıcı'nın 8 Kasım 1993 tarihinde gözaltına
alınmadığı veya tutuklanmadığı şeklinde bilgi vermiştir.
27. Hazro Cumhuriyet Savcısı Aydın Tekin, Diyarbakır Devlet
Güvenlik Mahkemesi Başsavcısı'na gönderdiği 19 Nisan 1994 tarihli mektubuyla, 4
Nisan 1994 tarihli mektubunu teyit etmiş ve Ahmet Çakıcı'nın kaybolduğuna dair
ailesi tarafından bir başvuru yapılmadığını belirtmiştir.
28. Adalet Bakanlığı (Uluslararası Hukuk ve Dış İlişkiler Genel
Müdürlüğü), 18 Ağustos 1994 tarihli mektubu ile, başvuran tarafından Avrupa
İnsan Hakları Komisyonu'na yapılan şikayetlere genel hatları ile işaret eden
Dışişleri Bakanlığı'nın 19 Temmuz 1994 tarihli mektubuna atıfta bulunarak,
Diyarbakır Cumhuriyet Savcısı'ndan başvuranın şikayetlerini incelemesini ve
hukuken değerlendirilmesini istemiştir.
29. Başvuranın ifadesi, Diyarbakır'da bir savcı tarafından 9 Eylül 1994 tarihinde
alınmıştır. İfadesinde, erkek kardeşi Ahmet Çakıcı'nın askerler tarafından 8 Kasım tarihinde gözaltına alındığını ve yine gözaltında tutulan Mustafa Engin ve
Tahsin Demirbaş tarafından görüldüğünü belirtmiştir. Cumhuriyet Savcısı, 25
Kasım 1994 tarihinde Remziye Çakıcı'nın ifadesini almıştır. Remziye Çakıcı,
ifadesinde, Jandarmaların 8 Kasım 1993 tarihinde bir operasyon sırasında
eşini alıp götürdüklerini söylemiştir.
30. 1 Aralık 1994 tarihli mektupla, Diyarbakır İl Jandarma
Komutanlığı'ndan Albay Eşref Hatipoğlu, Diyarbakır Cumhuriyet Savcısı'nın 22
Kasım 1994 tarihli mektubuna cevaben, kayıtların, Ahmet Çakıcı'nın 8 Kasım (1993 tarihi hatalıdır) tarihinde gözaltına alınmadığını gösterdiğini
bildirmiştir.
31. Albay Eşref Hatipoğlu, 8 Aralık 1994 tarihli mektubunda,
Diyarbakır İli yetkililerine başvuranın Avrupa İnsan Hakları Komisyonu'na
başvurusu hakkında bilgi vermiştir. Ayrıca, polis memurlarının, ifadeleri
alınmak üzere aranan başvuranın, babasının, Ahmet Çakıcı'nın, Mustafa Engin'in
Abdurrahman Al'ın veya Tahsin Demirbaş'ın adreslerini bulamadıkları
bildirilmiştir.
Kayıp olduğu iddia edilen Ahmet Çakıcı'nın, PKK'ya katılarak cinayet işlediği
tespit edilmiştir. Adı geçenin, 23 Ekim 1993 tarihinde Dadaş Köyü'nden yedi
kişiyi kaçıran (beş öğretmen, bir imam ve imamın erkek kardeşi) ve beşini öldüren
PKK'nın dağ takımının bir üyesi olduğu ve arandığı rapor edilmiştir.
32. Albay Eşref Hatipoğlu, Hazro Bölge Jandarma Komutanlığı'na
gönderdiği 1 Mart 1995 tarihli mektup ile birlikte, 17-19 Şubat 1995 tarihlerinde
Kıllıboğan Bölgesi'nde gerçekleştirilen operasyon sonucunda ölü olarak bulunan teröristin üzerinde bulunan belgeleri sunmuştur.
33. 14 Mart 1995 tarihli mektup ile, Hazro Cumhuriyet Savcısı
Mustafa Turhan, Lice Cumhuriyet Savcılığından, Mustafa Engin ve Tahsin
Demirbaş'ın 8 Kasım 1995 tarihinde jandarmalar tarafından gözaltına alınıp
alınmadıklarını ve gözaltındayken kaybolduğu iddia edilen Ahmet Çakıcı ile ilgili
olarak Mustafa Engin'in görüşlerinin alınmasını talep etmiştir.
34. Aynı savcı, 14 Nisan 1995 tarihli mektup ile, Hazro Bölge
Jandarma Komutanlığı'nın, 8 Kasım 1993 tarihinde Çitlibahçe'de gerçekleştirilen
operasyonla ilgili bilgi istemesini ve Ahmet Çakıcı'nın, Mustafa Engin,
Abdurrahman Al ve ve Tahsin Demirbaş ile birlikte gözaltına alınıp
alınmadığının araştırılmasını ivedilikle talep etmiştir.
35. Hazro Bölge Jandarma Komutanlığı, Hazro Cumhuriyet Savcısı'na
verdiği 17 Mayıs 1995 tarihli cevabi mektupla 8 Kasım 1993'teki operasyonun
amacının PKK üyeleri ile yardım ve yataklık edenleri yakalamak olduğunu ve
kayıtların Ahmet Çakıcı, Mustafa Engin, Abdurrahman Al ve Tahsin
Demirbaş'ın gözaltına alınmadıklarını gösterdiğini belirtmiştir.
36. 22 Mayıs 1995 tarihli mektupla Hazro Cumhuriyet Savcısı, Hazro
Bölge Jandarma Komutanlığı'ndan Ahmet Çakıcı'nın yerinin belirlenmesini talep
etmiştir.
37. Hazro Bölge Jandarma Komutanlığı, Hazro Cumhuriyet Savcılığı'na
gönderdiği 23 Haziran 1995 tarihli mektubunda Ahmet Çakıcı'nın yerinin
belirlenmesiyle ilgili Savcılığın Mayıs 1995 tarihli yazısı ile Diyarbakır İl
Jandarma Komutanlığı'nın 1 Mart 1995 tarihli yazısından bahsetmiştir. Ahmet
Çakıcı'nın PKK'nın bir üyesi olduğu belirtilmiştir. 17-19 Şubat tarihlerinde
Kıllıboğan Tepesi'nde gerçekleştirilen ve 56 teröristin ölümü ile sonuçlanan
operasyonun ardından, Ahmet Çakıcı'nın kimliği bir teröristin üzerinden çıkan
belgeler arasında bulunmuş ve adıgeçenin teröristlerden biri olduğu sonucuna
varılmıştır.
38. Hazro Cumhuriyet Savcılığı, Diyarbakır Cumhuriyet
Başsavcılığı'na gönderdiği 27 Haziran 1995 tarihli yazısında Diyarbakır
Cumhuriyet Başsavcılığının 1 Aralık 1994 tarihli yazısına ve Adalet Bakanlığı'nın Ağustos 1994 tarihli yazısına atıfta bulunarak, 8 Kasım 1993 tarihinde PKK
üyelerini ve PKK'ya yardım edenleri yakalamak amacıyla bir operasyon
düzenlendiğini ve Ahmet Çakıcı, Mustafa Engin ve Tahsin Demirbaş isimli
şahısların iddia edildiği gibi gözaltına alınmadığını bildirmiştir. Yukarıda
belirtilen 23 Haziran 1995 tarihli mektuba atıfta bulunulmuş ve Ahmet
Çakıcı'nın PKK üyesi olduğu 17-19 Şubat 1995 tarihlerinde Kıllıboğan Tepesi, Hani
Bölgesi'nde gerçekleştirilen operasyonlar sırasında ölü olarak bulunduğu
belirtilmiştir. Lice Cumhuriyet Savcısı'ndan Mustafa Engin'in ifadesinin alınması
istenmiş olup, henüz cevap temin edilmemiştir.
39. Hazro Cumhuriyet Savcılığı, 4 Temmuz 1995 tarihli yazı ile
Adalet Bakanlığı'na, (Uluslararası Hukuk ve Dış İlişkiler Müdürlüğü) Hazro
Jandarması'nın temin etmiş olduğu bilgileri iletmiştir. (Bkz. yukarıdaki 37.
paragraf). 1994/191 nolu hazırlık soruşturması başlatıldığı ve devam etmekte olduğu
belirtilmişti.
40. Hazro Cumhuriyet Savcısı, Adalet Bakanlığı'na hitaben yazılan 5
Mart 1996 tarihli yazı ile, yine Adalet Bakanlığı'nın talebi üzerine Diyarbakır
Cumhuriyet Savcısı'ndan Mustafa Engin'in ifadesini almasının istendiği
bildirilmiştir.
41. 12 Mart 1996 tarihinde bir polis memuru, Mustafa Engin'den,
Ahmet Çakıcı'yı üç yıldır görmediğini belirten kısa bir ifade almıştır. 13 Mayıs 1996
tarihinde Diyarbakır Cumhuriyet Savcılığı, Mustafa Engin'in ifadesini almıştır.
Adıgeçen, bu ifadesinde, Ahmet Çakıcı'yı görmediğini belirtmiş, fakat, Ahmet
Çakıcı'nın kendisini görmüş olabileceğini ifade ederek, ayrıca, Diyarbakır İl
Jandarma Komutanlığı'nda bulunduğu süre zarfında, kendisine bir kez elektrik şoku
verildiğini söylemiştir.
42. 13 Haziran 1996 tarihinde, Hazro Cumhuriyet Savcısı Mustafa
Turhan yetkisizlik kararı vermiş ve dosyayı İl İdare Kurulu'na göndermiştir.
Karar, başvuranı ve Remziye Çakıcı'yı davacı ve mağduru da Ahmet Çakıcı olarak
göstermiştir. Suç, gözaltındaki bir şahsa yapılan kötü muamele, işkence ve
sözkonusu şahsın parasına el konulması olarak tanımlanırken, davalı da Hazro
Jandarma Karakolu'ndaki kimliği belirsiz şahıslar ve köy korucuları olarak
tanımlanmıştır. Sözkonusu kararda davacılar, Hazro Jandarma Komutanlığı'na bağlı
askerlerin 8 Kasım 1993 tarihinde Çitlibahçe'ye geldiklerini, mağduru gözaltına
alarak, işkence gördüğü Diyarbakır'a götürdüklerini ve bir üsteğmenin mağdurdan
4.280.000 TL aldığını iddia etmişlerdir. Soruşturma, mağdurun PKK terör
örgütünün bir üyesi olduğunu ve 17-19 Şubat tarihleri arasında Kıllıboğan
Tepesi'nde güvenlik güçleri tarafından gerçekleştirilen operasyonun ardından
mağdurun kimlik kartının öldürülen teröristlerden birinin üzerinde bulunduğunu ve
dolayısıyla teröristin şüpheye yer vermeksizin Ahmet Çakıcı olduğunun
belirlendiğini tespit etmiştir. Mustafa Engin, Ahmet Çakıcı'yı görmediğini belirten
bir ifade vermiştir. Şüpheliler, Memurin Muhakematı Kanunu kapsamına girdikleri
için Hazro Cumhuriyet Savcılığı'nın yetkisizlik kararı ile dosya Hazro İl İdare
Kurulu Başkanlığı'na sevkedilmiştir.
E. Komisyonun Kanıtları Değerlendirmesi ve Olayların Tespiti
43. Komisyon, dava konusu olaylar, özellikle de Kasım 1993
sıralarında gerçekleşenler, tartışmalı olduğu için tarafların yardımı ile, soruşturma
yapmış ve onbir tanıktan yazılı ve sözlü ifadeler de dahil olmak üzerelazılı delilleri
kabul etmiştir. Bu tanıkların isimleri şöyledir; Çitlibahçe'nin eski muhtarı Fevzi
Oyazılı delilleri , Ahmet Çakıcı'nın eşi Remziye Çakıcı, 9 Kasım 1 Aralık 1993
tarihleri arasında Diyarbakır İl Jandarma Komutanlığı'nda gözaltına alınan
Mustafa Engin, 8 Kasım 1993 tarihinde Çitlibahçe'deki operasyonu yöneten
Hazro Jandarma Komutanı Ertan Altınoluk, Çitlibahçe Köyü'nden Mehmet
Bitgin, Kasım 1994 tarihinden itibaren Hazro'da Cumhuriyet Savcılığı yapan
Mustafa Turhan, Temmuz 1993 ve Ağustos 1994 tarihleri arasında Hazro Bölge
Jandarma Komutanlığı'nda görevli olan Hazro Bölge Merkez Karakolu Komutanı
Aytekin Türker,
Ağustos
1992'den
beri
Diyarbakır
İl
Jandarma
Komutanlığı'ndaki gözaltı kayıtlarını tutmakla görevli Ahmet Katmerkaya,
Temmuz 1993 ve Ağustos 1995 tarihleri arasında Kavaklıboğaz Karakolu'nda
görev yapan jandarma Kemal Çavdar ve Dadaş Köyü'nden beş öğretmenle birlikte
kaçırılan imamın erkek kardeşi Abdullah Cebeci.
Tanıklıklarına başvurulması için çağrılan altı tanık bu çağrıya
uymamıştır. Bunlar; 1994 yılında Hazro Cumhuriyet Savcısı olarak görevini yürüten
Aydın Tekin, Diyarbakır İl Jandarma Komutanı Albay Eşref Hatipoğlu,
Kavaklıboğaz'da gözaltında iken başvuranın erkek kardeşini gören Hikmet Aksoy,
başvuranın ve Ahmet Çakıcı'nın babası Tevfik Çakıcı, 8 Kasım-1 Aralık 1993
tarihleri arasında Diyarbakır İl Jandarma Komutanlığı'nda gözaltında tutulan
Tahsin Demirbaş ve Abdurrahman Al. Tevfik Çakıcı tanık dinleme duruşmasından
önce ölmüştür. Başvuranın, Hikmet Aksoy'un Konya Cezaevinde olduğunu
bildirmiş olmasına rağmen, Hükümet, Temmuz 1996 tarihindeki duruşma için sözü
edilen şahsın yerini tespit edemediğini savunmuştur.Hükümet, 20 Kasım 1996
tarihinde delegeler önündeki duruşma için Hikmet Aksoy'a tebligat göndermiş
fakat, kendisi sözkonusu belgeyi imzalamayı reddetmiş ve 18 Kasım 1996
tarihinde serbest bırakılmıştır. Hükümet, Komisyon'a, adıgeçenin serbest
bırakılmasının nedeni ve zamanlaması ile ilgili bilgi sunmamıştır. Aydın Tekin
Komisyon'a gönderdiği bir mektup ile olayla ilgili olarak dolaylı ya da dolaysız
hiçbir bilgisi olmadığını ve katılmak zorunda olmadığı görüşünde olduğunu
bildirmiştir. Temmuz 1996 tarihindeki duruşmada Hükümet Ajanı, delegelere, ne
Cumhuriyet Savcılarını ne de Eşref Hatipoğlu gibi
kıdemli
memurlarını
duruşmaya katılmaya zorlayamayacaklarını talep edemeyeceklerini belirtmiştir.
Komisyon, raporunun 245. paragrafında, Hükümetin, Sözleşmenin eski
28. maddesinin 1 (a) paragrafı çerçevesinde gerçekleri belirleme görevinde
Komisyona gerekli kolaylıkları sağlamada yetersiz kaldığını belirtmiştir. Bu
paragrafta bahsedilenler şöyledir:
(i) Hükümet'in Komisyon Delegelerinin orjinal gözaltı kayıtlarını
görmelerini sağlamamaları (bkz. yukarıdaki para. 24)
(ii) Hükümet'in tanık Hikmet Aksoy'un katılmasını sağlamaması
(iii) Hükümet'in Aydın Tekin ve Eşref Hatipoğlu isimli tanıkların
katılmalarını sağlamaması
44. Komisyon, sözlü ifade ile ilgili olarak, tercümanlar aracılığıyla
alınan ifadenin değerlendirmesinin zor olduğunun farkında idi. Bu yüzden,
delegeler önünde tanıkların ifadelerine verilmesi gereken anlam ve önem
konusunda titiz davranılmıştır.
Olaylarla ilgili çelişkili ifadelerin olduğu bu davada, Komisyon,
detaylı ulusal adli bir soruşturmanın yapılmamış olmasından üzüntü duymuştur.
Komisyon, bir ilk derece mahkemesi olamayacağı için kendi sınırlarının
farkında idi. Yukarıda bahsedilen dil problemine ek olarak, bölgedeki mevcut
durum hakkında detaylı ve doğrudan bilgi mevcut değildir. Dahası, Komisyon'un
tanıkları ifade vermeye zorlama yetkisi de yoktu. Bu davada 17 tanığın davet
edilmiş olmasına rağmen, sadece 11 kişi ifade vermiştir. Belge eksikliği konusuna
yukarıda değinilmiştir. Bu yüzden Komisyon, ifade ve kanıt yetersizliği nedeni ile
olayları tespit etmekte zorluk çekmiştir.
Komisyon'un tesbitleri şöyle özetlenebilir:
1. 8 Kasım 1993 tarihli Çitlibahçe Köyü operasyonu
45. Çitlibahçe, 1993 yılında terörist faaliyetlerin yoğun olduğu bir
bölgede idi. 23 Ekim 1993 tarihi sıralarında PKK üyeleri beş öğretmen, bir imam
ve Dadaş Köyü'nden imamın erkek kardeşi Abdullah Cebeci'yi kaçırmışlar ve
giderken Bağlan Köyü'nün yakınından geçmişlerdir. Mustafa Engin'in, gitmesine
izin vermeden önce, Kürt kökenli bir öğretmeni bir gece için evinde misafir
etmesi istenmişti. PKK diğer dört öğretmeni ve imamı öldürmüş, Abdullah Cebeci
ise yaralı olarak kurtulmayı başarmıştır. Adıgeçen, Lice Jandarma
Komutanlığı'ndaki jandarmalara, yiyecek getiren ve nöbet tutan köylüler de
dahil, gördüğü şahısların eşgalini vermiştir. Bağlan Köyü Lice jandarmasının
yetkisi altında bir köy idi. Kaçırılan mağdurlar, Çitlibahçe Köyü'ne yakın,
Bağlan'a bir kilometreden daha az bir mesafede fakat Hazro jandarmasının yetkisi
altındaki bir yere götürülmüşlerdir.
46. Hazro ve Lice jandarması 8 Kasım 1993 tarihinde bir operasyon
düzenlemiştir. Bu operasyon, kaçırma, öldürme ve olaya karışan şahısların
yakalanması ile ilgili kanıt ve bilgi toplamak amacıyla yapılmıştı. Ertan
Altınoluk, Hazro jandarmasının komutanı idi. 7 Kasım 1993 tarihinde sözkonusu
kişi tarafından verilen operasyon emri PKK teröristlerinin ve işbirlikçilerinin
yakalanması ve barınaklarının yokedilmesi amacını taşımakta idi ve Çitlibahçe
operasyon yeri olarak belirlenmişti. Komisyon, Ertan Altınoluk'un, Çitlibahçe'ye,
Ahmet Çakıcı'yı aramak için gitmediklerini belirten ifadesini reddetmiştir.
Delegeler, onun tanıklığının faydasız ve ciddiyetten uzak olduğu görüşündedir.
Komisyon, Ahmet Çakıcı'nın bu operasyondan önce, PKK'ya karıştığı şeklindeki
şüphelerle ilgili olarak yetkililer tarafından arandığını belirten diğer iki
jandarmadan alınan ifadeye önem vermiş ve kaçırma ile ilgili olarak, Hazro
jandarmasının Ahmet Çakıcı'nın yerinin tespit edilmesi ve yakalanması için
Çitlibahçe'ye gittiğini tespit etmiştir.
47. Komisyon, jandarmalar tarafından Ahmet Çakıcı'nın köyden
götürüldüğünü gören Remziye Çakıcı, Fevzi Okatan ve Mehmet Bitgin isimli
tanıkların ifadelerinin tutarlı, güvenilir, inandırıcı olduğu görüşündedir. Tanıkların
ifadelerine Hükümet tarafından sunulan itirazların, yapılan inceleme sonucunda
temelden yoksun olduğuna karar vermiştir. Bu yüzden, Komisyon, jandarmalar 8
Kasım 1993 tarihinde Çitlibahçe'ye geldiklerinde Ahmet Çakıcı'nın saklanmaya
çalıştığını, fakat sonra bulunarak Hazro jandarmaları tarafından gözaltına alındığını
tespit etmiştir. Bu sırada Bağlan Köyü'nde, Lice Jandarması, Mustafa Engin,
Abdurrahman Al ve Tahsin Demirbaş'ı gözaltına almıştır.
2. Ahmet Çakıcı'nın kötü muameleye maruz kaldığı ve gözaltına
alındığı iddiası
48. Mustafa Engin, Abdurrahman Al ve Tahsin Demirbaş geceyi
geçirdikleri Lice Jandarma Komutanlığı'na götürülmüştür. Bu durum gözaltı
kayıtlarına geçirilmemiştir. Ertesi gün 9 Kasım 1993 tarihinde, Diyarbakır İl
Jandarma Komutanlığı'na götürülmüşlerdir. Gözaltı kayıtları da aynı gün
gözaltına alındıklarını doğrulamaktadır.
49. Hazro Jandarma Karakolu'nda tutulan gözaltı kayıtlarında, Ahmet
Çakıcı ile ilgili olarak 8 Kasım tarihine ait bir kayıt yoktur. Kasım-Aralık 1993
tarihleri arasında Diyarbakır İl Jandarma Komutanlığı'ndaki kayıtların kopyaları
için de durum aynıdır. Komisyon, her ikisini de detaylı olarak incelemiştir.
Oldukça önemli bulgular tespit etmiştir. Özellikle, kayıtların tarihsel sıra ile
yapılmadığını, Diyarbakır gözaltı kayıtlarındaki girişlerin aynı el yazısı ile
yapıldığını, Diyarbakır'da gözaltına alınan şahısların sayısının hücre sayısını
aştığını tespit etmiştir. Bu, kayıtların çağdaş bir şekilde yapılmadığı şüphesini
uyandırmıştır. Kayıtlara yapılan bir girdinin, bir şüphelinin mutlak surette orada
olduğunu göstermediğini ve şüphelilerin gözaltı alanına giriş ve çıkışlarının
kayıt edilmediğini belirten Diyarbakır İl Jandarma kayıtlarından sorumlu Ahmet
Katmerkaya'nın sözlü açıklamaları, Komisyon'u hiçbir şekilde tatmin etmemiş
Komisyon, bu süre içinde gözaltına alınmış olması mümkün olan şahısların
kayıtlarının doğru ve kapsamlı olmadığı ve Ahmet Çakıcı'nın isminin Hazro
ve Diyarbakır kayıtlarında varolmamasının onun gözaltına alınmadığını
kanıtlamak için yeterli olmadığı sonucuna varmıştır.
50. Komisyon, Diyarbakır İl Jandarma Komutanlığı'nda iken aynı
odada 16-17 gün boyunca kalan Ahmet Çakıcı'yı görüp konuştuğunu söyleyen
Mustafa Engin'in sözlü ifadesini kabul etmiştir. Ahmet Çakıcı'nın üzerinde
kurumuş kan lekeleri ile kötü göründüğünü, dövüldüğünü, kaburga kemiklerinden
birinin kırıldığını, kafatasının hasar gördüğünü, iki kez elektrik şoku verildiğini
söylediği ifadesini de kabul etmiştir. Ahmet Çakıcı'nın gözaltına alındığı ve kötü
muameleye maruz kaldığını destekleyen kanıt, İnsan Hakları Derneği tarafından
Abdurrahman Al'dan alınan yazılı ifadede mevcuttur.
Komisyon, Mustafa Engin tarafından verilen ve Hükümet'in, sözlü
ifadesine ters düştüğüne inandığı yazılı ifadeleri dikkate almıştır.12 Mart 1996
tarihinde bir polis memuru tarafından alınan ilk ifadenin kısa ve kesin olmayan bir
itiraz niteliği taşıdığını tespit etmiştir. 13 Mayıs 1996 tarihinde bir savcı
tarafından alınan ifadenin de kısa, çelişkili ve net olmadığı belirtilmiştir.
Komisyon, bunun Mustafa Engin'in ifadesini tam ve doğru olarak yansıtmadığı
ve delegeler önündeki ifadenin güvenirliğini sarsmadığı görüşündedir. Ahmet
Çakıcı'nın Çitlibahçe'de yakalandıktan sonra, 8 Kasım 1993 tarihinde geceyi
geçirdiği Hazro'ya götürüldüğü, Engin'in serbest bırakıldığı 2 Aralık tarihi
sıralarında yine son olarak Mustafa Engin tarafından görüldüğü Diyarbakır İl
Jandarma Komutanlığı'na transfer edildiği tespit edilmiştir.
51. Komisyon, başvuranın, Ahmet Çakıcı'nın Diyarbakır İl Jandarma
Komutanlığı'ndan Hazro'ya Hazro'dan da Kavaklıboğaz Jandarma Karakolu'na
götürüldüğü şeklindeki iddialarına ilişkin bulgu tespit etmemiştir. Bu iddialar,
delegeler önüne çıkmayan ve yazılı ifade sunmayan Hikmet Aksoy tarafından
başvurana söylenenlere dayanmaktadır. Bazı destekleyici faktörler olmasına
rağmen,
Komisyon,
kanıtların gerekli
standartlara
sahip olmadığını
belirtmiştir.
3. Ahmet Çakıcı'nın Ölümü İle İlgili Raporlar
52. Ahmet Çakıcı'nın ailesine, adıgeçenin 17-19 Şubat 1995 tarihleri
arasında güvenlik güçleri ile PKK arasında bir çatışma sırasında öldüğü konusunda
bilgi verilmemiştir. Albay Eşref Hatipoğlu'nun yetkililere Ahmet Çakıcı'nın
nerede olduğu konusunda bilgi vermesi istenmiş olmasına rağmen, kimlik
kartının Kıllıboğan Tepesi'nde ölen teröristlerden birinin üzerinde bulunduğuna dair
resmi rapor sunmamıştır. Kimlik kartının bulunmasına dair ilk rapor, bazı
belgelerle birlikte Albay Hatipoğlu tarafından çatışmanın olduğuna dair bilginin
iletildiği Hazro jandarması tarafından sunulmuştur. Fakat, Komisyon'a cesetin
kimliği ya da gömülmesi ile ilgili belge sunulmamıştır. Komisyon, Ahmet
Kılıç'ın iddia edildiği gibi öldürüldüğünü veya cesedinin Kıllıboğan Tepesi'nde
ölenlerden birine ait olduğunu tespit etmemiştir.
4. Ahmet Çakıcı'nın Kaybolması İddiası İle İlgili Olarak Yapılan
Soruşturma
53. Komisyon, başvuranın ve babası Tevfik Çakıcı'nın, Ahmet
Çakıcı'nın kaybolması konusunda, Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi
Savcısı'na başvurduğunu belirtmiştir. Yetkililer tarafından yapılan tek girişim,
Devlet Güvenlik Mahkemesi kayıtlarının Ahmet Çakıcı'nın ismini içerip
içermediğini kontrol etmek ve kayıtları kontrol eden Hazro savcısına araştırma
yapması için göndermekti.
54. Başvuru hakkında Hükümet'e bilgi verilmesinin ardından
Diyarbakır ve Hazro Cumhuriyet Savcıları inceleme yapmıştır. Mustafa Engin,
Remziye Çakıcı ve başvuranın ifadeleri alınmıştır. Tahsin Demirbaş ve
Abdurrahman Al'ın adresleri tespit edilememiştir. Komisyon, Hazro Savcısı'nın,
Ahmet Çakıcı'nın tutuklanmasına ilişkin olarak Hazro Bölge Jandarması'ndan bilgi
talep ettiğini fakat orjinal gözaltı kayıtlarını incelemediğini tespit etmiştir. Ne de
bir savcı tarafından Diyarbakır İl Jandarma gözaltı kayıtları incelenmiştir.
Hazro Bölge Jandarması tarafından, Ahmet Çakıcı'nın Kıllıboğan Tepesi'nde
ölen teröristler arasında olduğunun teyidi için hiçbir girişimde bulunulmamıştır.
55. 13 Haziran 1996 tarihli yetkisizlik kararını verirken, Mustafa
Engin, Remziye Çakıcı ve başvurandan alınan ifadeler ile Ahmet Çakıcı'nın
cesedinin bulunması hakkında Hazro jandarmasından alınan bilgi, Hazro
Cumhuriyet Savcısı'nın elinde mevcut idi. Savcı'nın Komisyon'a yapılan başvuru ile
ilgili belgeleri ve gözaltı kayıtlarının kopyalarını da temin etmesi mümkün
olabilirdi.
II. İlgili İç Hukuk Ve Uygulaması
56. Hükümet, görüşlerinde bu dava ile bağlantılı olarak, ulusal yasal
hükümler hakkında detaylı bilgi sunmamıştır. Mahkeme, diğer davaların, (özellikle
de 25 Mayıs 1998 tarihli Kurt Türkiye'ye Karşı Kararı, Hüküm ve Karar Raporları
1998-III, s. 1169-70, para. 56-62, 9 Haziran 1998 tarihli Tekin Türkiye Kararı,
Raporlar 1998-IV, s. 1512-13, para. 25-29) görüşlerinde sunulan ulusal hukuka
ilişkin bilgilere gönderme yapmıştır.
A. Olağanüstü Hal
57. Yaklaşık 1985'ten beri güvenlik güçleri ile PKK (Kürdistan İşçi
Partisi) arasında Türkiye'nin güneydoğusunda ciddi problemler yaşanmaktadır.
Hükümet'e göre, bu problemler binlerce sivilin ve güvenlik güçleri üyelerinin
hayatını tehdit etmektedir.
58. 25 Ekim 1983 tarihli 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanunu
gereğince güneydoğu bölgesi ile ilgili iki kararname çıkarılmıştır. Bunlardan
ilki olan 10 Temmuz 1987 tarihli 285 nolu Kararname ile Türkiye'nin
güneydoğusundaki onbir ilden onunda Olağanüstü Hal Bölge Valiliği kurmuştur.
Kararnamenin 4. maddesinin (b) ve (d) bendleri gereğince, bütün özel kuvvetler ve
güvenlik güçleri birimleri ve Jandarma Asayiş Komutanlığı, Bölge Valisi'nin emri
altındadır.
59. 16 Aralık 1990 tarihli 430 No'lu ikinci kararname ile, 8.
maddede belirtildiği gibi, bölge valisinin yetkileri artırılmıştır; örneğin bölge
valisi hakimler ve savcılar da dahil olmak üzere kamu görevlilerinin ve
çalışanlarının bölgeden nakillerini emredebilir.
"Bu Kanun Hükmünde Kararname ile İçişleri Bakanına, Olağanüstü
Hal Bölge Valisine ve olağanüstü hal bölgesi dahilindeki il valilerine tanınan
yetkilerin kullanılması ile ilgili her türlü karar ve tasarruflarından dolayı bunlar
hakkında cezai mali veya hukuki sorumluluk iddiası ileri sürülemez ve bu maksatla
herhangi bir yargı merciine başvurulamaz. Kişilerin sebepsiz uğradıkları
zararlardan dolayı Devletten tazminat talep etme hakları saklıdır."
B. İdari Sorumluluk Hakkında Anayasal Hükümler
60. Anayasa'nın 125. maddesinin 1. ve 7. paragrafları şöyledir:
"İdarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu açıktır.
......
İdare, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle
yükümlüdür."
61. Bu hüküm olağanüstü hal veya savaş durumlarında bile
sınırlamaya tabi tutulamaz. Bu maddenin son hükmü, sosyal risk teorisine dayalı,
mutlak ve objektif bir sorumluluk anlayışına sahip idarenin hata yapmış olmasını
gerektirmez. Bu nedenle, kamu güvenliği veya düzenini sağlayamadığı ya da
bireyin hayatını ya da mülkünü koruma görevinde başarılı olamadığı hallerde,
idare, kimliği tespit edilemeyen veya teröristler tarafından işlenen fiillerden zarar
gören şahıslara tazminat ödeyebilir.
62. İdare hakkındaki dava, yazılı usulle çalışan idari mahkemeler
önünde görülebilir.
C. Ceza Hukuku ve Usulü
63. Türk Ceza Kanunu'na göre ceza gerektiren suçlar şöyledir:
- Şahsın hürriyeti Aleyhinde Cürümler (genel olarak 179. madde ve
devlet memurları hakkında 181. madde)
- Tehdit (191. madde)
- Hükümet Memurları Tarafından Efrada Karşı Yapılacak
Suimuameleler (243. ve 245. maddeler)
- Şahıslara Karşı Müessir Fiiller (452. ve 459. maddeler), kasten adam
öldürme (448. madde) ve mevsuf adam öldürme (450. madde)
64. Bütün bu suçlar için, şikayetler Ceza Muhakemeleri Usulü
Kanunu'nun 151. ve 153. maddeleri gereğince, savcıya veya yerel idari makamlara
yapılabilir. Bir suçun işlenmesi ile ilgili bilgisi olan savcı dava açıp açmama
konusunda karar verirken olayla ilgili olarak inceleme yapmakla yükümlüdür.
(153. madde). Şikayetler yazılı veya sözlü yapılabilir. Davacı, savcının ceza davası
açmama kararına karşı itiraz edebilir.
D. Medeni Kanun Hükümleri
65. Devlet memurlarının, maddi ve manevi zarara yol açan ve suç ya
da haksız fiil niteliği taşıyan hukuka aykırı bir davranışı hukuk mahkemeleri
önünde tazminat talebi konusu olabilir. Borçlar Kanunu'nun 41. maddesi
gereğince, mağdur olan kişi, isteyerek, tedbirsizlik veya dikkatsizlik sonucu zarar
veren faile karşı şikayette bulunabilir. Hukuk Mahkemelerine Borçlar
Kanunu'nun 46. maddesi gereğince maddi zarar, 47. madde gereğince de manevi
zarar talebi ile başvurulabilir.
E. 285 No'lu Kararnamenin Etkisi
66. Terör suçlarıyla ilgili davalarda, savcılar, ayrı bir sistem olarak
Türkiye'de mevcut olan, Devlet Güvenlik Mahkemeleri ve savcıları lehine
yetkilerinden vazgeçerler.
67. Olağanüstü hal bölgesinde, güvenlik güçleri üyelerinin işlediği
iddia edilen suçlarla ilgili olarak Cumhuriyet Savcısının yetkisi elinden
alınmıştır. 285 no'lu Kararnamenin 4. maddesinin 1. paragrafı, Bölge Valisinin
yönetimi altındaki bütün güvenlik güçlerinin (bkz. yukarıdaki 58. paragraf),
görevlerini yerine getirirken işledikleri bir fiilin, 1914 sayılı Memurin
Muhakematı Kanunu'na göre yargılanması gerektiğini belirtir.Bu nedenle, güvenlik
güçleri hakkında bir şikayet alan her savcı, yetkisizlik kararı vermeli ve dosyayı
İdari Kurul'a transfer etmelidir. Bu kurullar valinin başkanlığında toplanan devlet
memurlarından oluşur. Kurulun verdiği men-i muhakeme kararı otomatik olarak
Yüksek İdare Mahkemesi'ne gönderilir. Lüzum-u muhakeme kararı verildikten
sonra davanın incelenmesi yetkisi savcıya aittir.
KOMİSYON ÖNÜNDEKİ İŞLEMLER
68. İzzet Çakıcı,
Mayıs 1994 tarihinde Komisyon'a
başvurmuştur. Kardeşi Ahmet Çakıcı'nın güvenlik güçleri tarafından
gözaltına alındığını ve o tarihten beri kayıp olduğunu ve bu olayların
makamlarca yeterince araştırılmadığını iddia etmiştir. Sözleşmenin 2,3,5,13,14 ve
18. maddelerine dayanmıştır.
69. Komisyon, 15 Mayıs 1995 tarihinde 23657/94 numaralı
başvurunun kabuledilebilir olduğuna karar vermiştir. 12 Mart 1998 tarihli
raporunda (Sözleşmenin eski 31 maddesi), başvuranın erkek kardeşinin kayboluşu
konusunda oybirliğiyle Sözleşmenin 2. maddesinin ihlal edildiği; başvuranın
kardeşi konusunda (oybirliğiyle) Sözleşmenin 3. maddesinin ihlal edildiği;
başvuranın kardeşinin kayboluşu konusunda (oybirliğiyle) Sözleşmenin 5.
maddesinin ihlal edildiği; başvuran konusunda Sözleşmenin 3. maddesinin ihlal
edildiği (üçe karşı yirmi yedi oy); Sözleşmenin 13. maddesinin ihlal edildiği
(oybirliğiyle); Sözleşmenin 14. ve 18. maddelerinin ihlal edilmediği
(oybirliğiyle) görüşünde olduğunu açıklamıştır. Raporda sunulan Komisyon
görüşünün ve kısmi muhalefet şerhinin tam metni bu karara ek olarak sunulmuştur.
MAHKEMEYE SON SUNUŞLAR
70. Başvuran görüşlerinde, Mahkemeden, muhatap Devlet'in
Sözleşmenin 2,3,5,13, 14 ve 18. maddelerini ihlal ettiği ve Sözleşmenin eski 28.
maddesi 1(a) paragrafından doğan sorumluluklarını yerine getirmediği şeklinde
karara varmasını istemiştir. Mahkemeden, kendisi, kardeşinin eşi ve varisleri
için, 41. madde gereğince adil tazminata hükmedilmesini talep etmiştir.
71. Hükümet, görüşlerinde, başvuranın iç hukuk yollarını tüketmemiş
olması nedeniyle, Mahkemenin başvuruyu kabuledilemez bulmasını talep
etmiştir. Hükümet, ayrıca başvuranın şikayetlerinin kanıtlarla desteklenmediğini
iddia etmiştir.
HUKUKA DAİR
72. Mahkeme, 1 Kasım 1998 tarihinden önceki Sözleşme sistemi
kapsamında, olayların tesbiti ve teyidinin öncelikle Komisyonun görevi olduğu
şeklindeki içtihatlarını hatırlatmıştır (Sözleşmenin önceki 28. maddesinin
1.paragrafı ve 31. madde). Mahkemenin Komisyonun olaylarla ilgili
tespitlerine bağlı kalmamasına ve önündeki bütün belgelerin ışığı altında kendi
değerlendirmesini yapmakta serbest olmasına rağmen, sadece bazı istisnai
durumlarda bu alandaki yetkisini kullanacaktır. (Bkz. diğer kararlar arasında 16
Eylül 1996 tarihli Akdivar ve Diğerleri Kararı, Hüküm ve Karar Raporları, 1996-
IV, s. 1214, para. 78).
73. Hükümet, görüşlerinde ve yazılı savunmalarında başvuranın,
Remziye Çakıcı'nın ve Mustafa Engin'in ifadelerindeki çelişkileri ve zayıf
noktaları dikkate almadığı için ve gözaltı kayıtlarındaki ilgisiz birtakım
eksiklikleri dikkate aldığı için Komisyon'un kanıtlarla ilgili değerlendirmesinin
noksan olduğunu belirterek, Mahkeme'yi Komisyon'un tespitleri konusunda tekrar
değerlendirme yapmaya davet etmiştir.
74. Bu davada Mahkeme, Komisyon'un olaylarla ilgili tespitlerine
Ankara ve Strazburg'da delegeler önünde yapılan duruşmalardan sonra, (bkz.
yukarıdaki 43. para.) ulaştıklarını hatırlatmıştır. Komisyon'un, önündeki kanıtları
değerlendirme görevine hassasiyetle yaklaştığını ve başvuranın ifadesini
destekleyen ve onun güvenirliliğine gölge düşüren detaylara önem verdiğini
belirtmiştir. Komisyon, özellikle, Mustafa Engin ile Çitlibahçe Köyü'ndeki
operasyonu yürüten jandarma Ertan Altınoluk isimli şahıstan alınan ifadeleri
dikkatle incelemiştir.
75. Mahkemenin görüşüne göre, Hükümet tarafından yapılan
eleştiriler, Mahkeme'ye olayları teyid etme yetkisini verebilecek bir durum
ortaya koymamaktadır. Bu şartlarda Mahkeme, olayları Komisyonun tespit
etmiş olduğu şekliyle kabul etmiştir.
76. Olaylarla ilgili tespitlerin kaçınılmaz olarak bu şekilde
yapılmasından kaynaklanan zorluklara ek olarak, Komisyon görevlerini tam olarak
yerine getirmek için gerekli kanıtlara ve ifadelere ulaşamamakta idi. Komisyon,
Hükümet'in Komisyon delegelerine orijinal gözaltı kayıtlarını görmelerini ve tanık
Hikmet Aksoy'un katılımını sağlamadığını, Aydın Tekin (Cumhuriyet Savcısı)
ve Albay Eşref Hatipoğlu (jandarma subayı) isimli devlet
katılımlarını sağlayamadığını tespit etmiştir.
memurlarının
Mahkeme, bu durumun, sadece, başvuranların, yetkililerin baskısına
maruz kalmadan Sözleşme organları ile özgürce iletişim kurabilmeleri için değil,
ayrıca Devlet'in başvuruların etkili bir şekilde incelenebilmesini sağlamak için de
bütün kolaylıkları sağlamasını temin amacıyla, Sözleşmenin eski 25. maddesi ile
kurulan (yerini 34. madde almıştır) bireysel başvuru sisteminin etkili bir şekilde
işlemesi açısından, büyük önem taşıdığını vurgulamıştır. (Bkz. Komisyonun
olayları tespit etme sorumluluğu ile ilgili Sözleşmenin eski 28. maddesinin 1 (a)
paragrafının yerini alan mahkeme prosedürü ile ilgili Sözleşmenin 38. maddesi).
Mahkeme ayrıca, gözaltı kayıtları ile ilgili olarak, Hükümet'in sunmuş olduğu
açıklamaların yetersizliğine ve tanıklar konusunda Hükümet'in yaptığı açıklamaların
tatmin edici ve inandırıcı olmayışına dikkat çekmiştir. Sonuç olarak,
Hükümet'in, Komisyon'un olayları tesbiti için bütün kolaylıkları sağlama
konusunda Sözleşme'nin eski 28. maddesinin 1 (a) paragrafı ile belirlenen
sorumluluklarını yerine
etmiştir.
getirmediği
şeklindeki
Komisyon tesbitini teyit
II. Hükümet'in Ön İtirazı
77. Hükümet, başvuranın ceza davası yolu ile veya hukuki veya idari
mahkemelere başvurma usulünü kullanarak tazminat talebinde bulunmadığı
için, Sözleşmenin 35. maddesinin gerektirdiği şekilde iç hukuk yollarını
tüketmediğini iddia etmiştir. Hükümet, Türk yetkililerin güvenlik güçlerine karşı
ceza davası açma konusunda isteksiz olmadığını ve hukuki, ile idari yolların etkili
olduğunu belirten, Mahkeme'nin Aytekin davasındaki kararına (bkz. 23 Eylül tarihli Aytekin Kararı, Raporlar 1998-VII) atıfta bulunmuştur. Aralık 1993 tarihli dilekçenin üzerinde adres olmadığı veya
savcılık kalemi tarafından alındığını gösteren kayıt taşımadığı için, başvuranın,
kardeşinin kaybolması konusunda iddia edildiği gibi savcıya başvuruda
bulunmadığını ifade etmiştir.
78. Başvuranın avukatı, duruşmada, başvuranın babasının
Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Savcılık kalemine başvurduğunu ve bu
başvuruları kayıt etmenin mutad bir uygulama olmadığını belirtmiştir. Dahası,
şikayet dilekçesi, açıkça başvuranın, erkek kardeşinin güvenlik güçleri tarafından
götürüldüğü şeklindeki iddiasını ve buna tanıklık eden üç tanığın ismini
içermektedir.
79. Komisyon, kabuledilebilirlik kararında Hükümet'in argümanlarını
reddederek, başvuranın Türk hukuku gereğince ilgili ve yetkili otoriteler
önünde şikayetlerini sunduğunu ve sonuç olarak başka çarelere başvurmasının
gerekmediğini belirtmiştir.
80. Mahkeme, Ahmet Çakıcı'nın kayboluşu ile ilgili olarak
başvuranın
ve babasının Devlet Güvenlik
Mahkemesi'ne başvurduğu
hususunu Komisyon tarafından tesbit edildiğini gözlemlemiştir. Mahkeme ayrıca, 4
ve 19 Nisan tarihli mektuplarla da ortaya konulduğu gibi, hem Diyarbakır Devlet
Güvenlik Mahkemesi'ndeki hem de Hazro'daki savcıların, adıgeçenlerin
şikayetleri hakkında bilgileri olduğunu belirtmiştir (Bkz. yukarıdaki paragraflar
26-27).
Fakat,
yetkililer
sözkonusu
iddialara
karşı
girişimde
bulunmamışlardır. Remziye Çakıcı'nın 12 Kasım 1994 tarihli ifadesi ile
doğrulanan başvuranın 9 Eylül 1994 tarihli ifadesine rağmen, Hazro ve
Diyarbakır'daki gözaltı kayıtlarının tetkiki ile Mustafa Engin'den alınan iki kısa
ifadenin dışında bir tedbir alınmamıştır. Daha sonra, 1995 yılında Ahmet Çakıcı'nın
cesedinin bulunduğuna dair raporun teyidi için veya otopsi raporu ile defin
belgesinin kopyalarını talep etmek yolu ile kimliğin tesbiti için hiçbir girişimde
bulunulmamıştır. Kaybolma iddiası ile ilgili etkili bir soruşturma yapılmayışının
ve otoritelerin Ahmet Çakıcı'nın gözaltına alındığını reddetmelerinin ışığı
altında, Mahkeme, başvuranın Hükümet tarafından değinilen hukuki ve idari
yollara başvurmasının anlam taşımadığı ve başvuranın iç hukuk yollarını tüketmek
için, kendisinden beklenebilecek herşeyi yaptığı sonucuna varmıştır (bkz. 25
Mayıs 1998 tarihli Kurt Türkiye Kararı, Raporlar 1998-III, s. 1175-77, para. 79-83).
Sonuç olarak, Mahkeme, Hükümet'in ilk itirazını reddetmiştir.
III. Sözleşmenin 2. Maddesinin İhlal Edildiği İddiası
81. Başvuran, erkek kardeşinin yakınlarına haber verilmeden gözaltına
alındığını ve Sözleşme'nin 2. maddesinin ihlalini ortaya koyacak şekilde, o
tarihten beri kayıp olduğunu iddia etmiştir. Bu madde şöyledir:
"1. Herkesin yaşam hakkı yasanın koruması altındadır. Yasanın
ölüm cezası ile cezalandırdığı bir suçtan dolayı hakkında mahkemece
hükmedilen bu cezanın yerine getirilmesi dışında hiç kimse kasten öldürülemez.
2. Öldürme aşağıdaki durumlardan birinde kuvvete başvurmanın kesin
zorunluk haline gelmesi sonucunda meydana gelmişse, bu maddenin ihlali
suretiyle yapılmış sayılmaz:
a) Bir kimsenin yasa dışı şiddete karşı korunması için;
b) Usulüne uygun olarak yakalamak için veya usulüne uygun olarak
tutuklu bulunan bir kişinin kaçmasını önlemek için;
c) Ayaklanma veya isyanın yasaya uygun olarak bastırılması için."
A. Mahkeme Önünde Hazır Bulunan Şahısların İddiaları
1. Başvuran
82. Başvuran, erkek kardeşi Ahmet Çakıcı'nın yakınlarına haber
verilmeksizin gözaltına alındığı sırada kötü muameleye tabi tutulduğu ve
Çakıcı'nın makamların sorumluluğu altındaki şartlarda öldüğü iddiası ile ilgili
Komisyon bulgularına atıfta bulunmuştur. Başvuran, gözaltına alınan şahıslar
hakkında, onların güvenliğini sağlama ve yaşama hakkını güvenceye alma,
gözaltına alınan şahıs hakkında hesap verme ve yaşamasını sağlama
konularında Hükümet'in sorumluluğu olduğunu belirtmiştir. Dahası şüpheli bir
ölüm meydana geldiğinde, Devlet'in etkili ve detaylı bir soruşturma yapması
gereklidir. Bu davada, Cumhuriyet Savcısı, Ahmet Çakıcı'nın cesedinin
bulunduğu iddiasını soruşturmak için bile hiçbir girişimde bulunmamıştır. Bu
durum Cumhuriyet Savcılarının Sözleşme'den doğan sorumluluklarını yerine
getirirken meydana gelen sistematik bir ihmaldir.
2. Hükümet
83. Hükümet, başvuranın oğlunun haber verilmeksizin gözaltında
bulunduğu sırada öldüğü konusunda somut belirtilerin olmadığı Kurt Davası'ndaki
Mahkeme'nin yaklaşımına dayanarak, (bkz. Kurt Kararı s.1182, para. 107) bu
davada Sözleşme'nin 2. maddesinin uygulanamayacağını belirtmiştir. Hükümet,
ayrıca, adı geçenin ölümünden güvenlik güçlerinin sorumlu olduğunun tespit
edildiği hallerde,- fakat bu davada durumun aynı olduğuna itiraz etmektedirler- 2.
maddenin uygulanabilirliğini gösteren McCann Davası'na ( 27 Eylül 1995 tarihli
McCann ve Diğerleri İngiltere'ye Karşı Kararı, Dizi A no 324 ) atıfta bulunmuştur.
Başvuranın ve Mustafa Engin'in, Ahmet Çakıcı'nın gözaltına alınması veya
kötü muameleye tabi tutulması iddiaları ile ilgili tutarsız ifadelerine dayanan
eleştirilerini tekrar etmişlerdir.
3. Komisyon
84. Komisyon, bu davanın koşullarında Ahmet Çakıcı'nın artık hayatta
olmadığının kuvvetli bir olasılık olduğu görüşündedir ve ölüm olayı, habersiz
gözaltına alınma ve kötü muamele kapsamında gerçekleştiği için, yetkililerin
Sözleşme'nin 2. maddesinden doğan sorumluluklarını yerine getirmediğini ortaya
koyduğunu düşünmektedir.
B. Mahkeme'nin Değerlendirmesi
85. Mahkeme, Komisyon'un, Ahmet Çakıcı'nın, yakınları haberdar
edilmeksizin gözaltına alındığını ve ciddi bir kötü muameleden dolayı mağdur
olduğu yolundaki tesbitini kabul etmiştir. Komisyon'un da belirttiği gibi, kimlik
kartının ölen teröristlerden birinin üzerinde bulunduğu şeklindeki yetkililerin
iddiasından kuvvetli
sonuçlar çıkarılabilir. Mahkeme bu temelde, hiç
şüphesiz, Ahmet Çakıcı'nın güvenlik güçleri tarafından yakalanmasının ve
gözaltına alınmasının ardından öldüğü sonucuna varmak için somut gerçeklere
dayalı yeterli delillerin varolduğunu tespit etmiştir. Bu nedenle bu davanın,
Mahkeme'nin Sözleşme'nin 5. maddesi altında başvuranın oğlunun kaybolması
ile ilgili şikayetleri incelediği Kurt Davası'ndan (Kurt Kararı, s. 1182, para. 107-08)
ayrı tutulması gereklidir.
86. Mahkeme, yaşama hakkını koruma altına alan Sözleşme'nin 2.
maddesinin, başlıca hükümlerden biri olduğunu ve 3. madde ile birlikte, Avrupa
Konseyi'ni oluşturan demokratik toplumların temel değerlerinden birini
koruma altına aldığını tekrarlamıştır. (bkz. McCann ve Diğerleri Kararı, s, 45-
46, para 146-47) Sorumluluk, sadece, Devlet görevlilerinin kuvvet kullanması
sonucu kasten adam öldürme ile sınırlı değildir, ayrıca, 2. maddenin 1. paragrafının
ilk cümlesi ile Devletlere yaşama hakkının kanunla korunması için sorumluluk
yüklemektedir. Bu durum şahısların, kuvvet kullanılması sonucunu öldürüldüğü
durumlarda etkili resmi bir soruşturma yapılmasını gerektirir. ( bkz. 2 Eylül 1998
tarihli Yaşa Türkiye Kararı, Raporlar 1998-VI, s. 2438, para. 98).
87. Ahmet Çakıcı'nın güvenlik güçleri tarafından yakınlarına haber
verilmeksizin gözaltına alınmasının ardından ölmesi sebebiyle, Mahkeme taraf
Devlet'in sorumlu olduğunu tespit etmiştir. Mahkeme, gözaltına alınmasının
ardından, neler olduğu hakkında yetkililer tarafından açıklama yapılmadığını
ve yetkililerin öldürücü kuvvet kullanması konusunda Hükümet tarafından bir
açıklama yapılmadığını gözlemlemiştir.
Ahmet Çakıcı'nın
ölümünün
sorumluluğu, böylece, taraf Devlet'e yüklenebilir ve bu konuda 2. maddenin ihlali
söz konusudur.
Bunlara ek olarak, Ahmet Çakıcı'nın ortadan kayboluşu ve cesedinin
bulunması hakkında yürütülen yetersiz soruşturma ile izlenen usulle ilgili etkili
güvencelerin yokluğuna bağlı olarak (bkz. para. 80, 105-07), Mahkeme, taraf
Devlet'in yaşama hakkını güvenceye alma sorumluluğunu yerine getirmediğini
tespit etmiştir. Bu sebepten dolayı Sözleşme'nin 2. maddesi ihlal edilmiştir.
IV. Sözleşme'nin 3. Maddesinin İhlali İddiaları
A. Başvuranın Erkek Kardeşi Ahmet Çakıcı Hakkında
88. Başvuran, kardeşinin taraf Devlet'in Sözleşme'nin 3. maddesini ihlal
etmesi dolayısıyla mağdur olduğunu iddia etmiştir. Sözleşme'nin 3. maddesi
şöyledir:
"Hiçkimse işkenceye, insanlık dışı, ya da onur kırıcı ceza ve işlemlere
tabi tutulamaz".
89. Başvuran, erkek kardeşinin Hazro'da ve Diyarbakır İl Jandarma
Komutanlığı'nda gözaltında iken, işkenceye varan ciddi kötü muameleye maruz
kaldığını ifade etmiştir. Ahmet Çakıcı dövülmüş ve kendisine elektrik şoku
verilmiştir. Başvuran, ayrıca, Assenov ve Diğerleri Bulgaristan'a Karşı Davasına
dayanarak, (28 Ekim 1998 tarihli karar Raporlar 1998-VIII, s. 3179, para. 102),
Ahmet Çakıcı'nın ölümü ile ilgili etkili bir soruşturma yapılmamasının,
Sözleşmenin 3. maddesinin de ihlalini ortaya koyduğunu belirtmiştir.
90. Hükümet'in bu konudaki görüşleri, Komisyonun esasla ilgili
değerlendirmeleri ve Sözleşmenin 3. maddesi hakkında içtihat hukuku ile ilgili
standart bir yorum geliştirmemesi konusundaki eleştiriler ile sınırlı idi.
91. Komisyon, Ahmet Çakıcı'ya yapılan kötü muamelenin
sonucunda ortaya çıkan etkilere tanık olan ve Çakıcı'nın kendisine
dövüldüğünü ve elektrik şoku verildiğini söylediği Mustafa Engin'in tanıklığını,
Ahmet Çakıcı'nın işkence gördüğüne dair yeterli delil olarak kabul etmiştir.
Komisyon, yakınlarına bilgi verilmeksizin gözaltına alma ve kaybolma
durumlarında, bağımsız ve tarafsız bir tıbbi kanıt veya görgü tanığı ifadesinin
sunulamayacağı ve bunlardan birisinin varlığının 3. maddenin ihlal edildiğinin
tespit edilmesi için ön şart olarak talep edilmesinin bu madde ile sağlanan
korumayı engelleyeceği görüşündedir.
92. Mahkeme, Mustafa Engin'in Delegelere sunduğu ifadenin
güvenilir olduğunu belirtmiştir. Bu tanık Ahmet Çakıcı ile 16- 17 gün boyunca
aynı odada kalmış ve onu tanıma ve onunla konuşma şansı olmuştur. İfadesinde
Ahmet Çakıcı'nın kıyafetlerinin üzerinde kan lekeleri gördüğünü (bkz. yukarıdaki
para. 50) ve fiziksel olarak kötü bir durumda olduğunu söylemiştir. Ahmet
Çakıcı'nın, kendisine, dövüldüğünü, kaburga kemiklerinden birinin kırıldığını ve
kafatasının yarıldığını söylediğini belirtmiştir. Birlikte tutuldukları odadan alınmış
ve dönüşünde Mustafa Engin'e, sorgulama sırasında kendisine iki kere elektrik
şoku verildiğini söylemiştir.
Mahkeme, bu ifadenin hiç şüphesiz, Ahmet Çakıcı'nın gözaltında
iken
işkence gördüğü şeklindeki
Komisyon
görüşünü doğruladığını
paylaşmaktadır. Sonuç olarak, başvuranın erkek kardeşi Ahmet Çakıcı hakkında,
Sözleşme'nin 3. maddesinin ihlali sözkonusudur.
93. Mahkeme, bu konuyu aşağıda 13. madde bağlamında incelediği
için, Sözleşme'nin 3. maddesi
bağlamında, soruşturmadaki eksiklikler
konusunda ayrı bir bulgu tespit etmesi gerektiği görüşünde değildir.
B. Başvuran Konusunda
94. Mahkeme'nin Kurt Davası'ndaki kararına dayanarak, (bkz. Kurt
Kararı, s. 1187-88, para. 130-34), başvuran, kendisi, Ahmet Çakıcı'nın eşi
Remziye ve çocukları da dahil ailenin diğer üyeleri ile ilgili olarak kardeşinin
kaybolmasının insanlık dışı bir muameleyi ortaya koyduğunu belirtmiştir. Ahmet
Çakıcı'nın başına gelenler konusunda ailenin boş ümitlere kapılmasına neden
olan ve üzüntülerini arttıran uzun süreli belirsizliğe ve araştırmalarına cevaben
kendilerine bilgi verilmediğini ifade etmiştir.
95. Hükümet, başvuranın, kardeşinin haklarının ihlal edilmesi
nedeniyle dolaylı olarak mağdur olduğunu iddia etmesine itiraz etmiştir. Kardeşler
arasındaki bağların yakın olmadığını ve başvurunun bu yönü hakkında, sonuçlara
varabilmek için gerekli ve detaylı bir araştırmanın yapılmadığını belirtmiştir.
96. Komisyon'un büyük çoğunluğu, başvuranın çektiği endişe, şüphe ve
belirsizliğin uzun sürmesine değinerek, Sözleşmenin 3. maddesine aykırı olarak,
başvuranın insanlık dışı ve aşağılayıcı bir muameleye tabi tutulduğunu iddia
edebileceğini saptamıştır. Azınlıkta kalan bir kısım ise, başvurana uygulanan
duygusal baskının ayrı bir meseleyi ortaya koymadığı görüşündedir; çünkü, aksi
taktirde, bu düşünce, kabul edilemeyecek surette, Sözleşme ihlallerinden dolaylı
olarak etkilenen geniş çaplı bir gruba uygulanabilir.
97. Mahkeme, bu şikayetin sadece başvuranla ilgili olarak, Komisyon
önünde incelendiğine dikkati çekmiştir. Komisyon'un kabuledilebilirlik kararına
göre, Ahmet Çakıcı'nın eşi ve çocukları bağlamında şikayet sunulmamıştır.
Mahkeme önündeki dava, Komisyon'un kabuledilebilirlik kararı ile sınırlandığı
için, (bkz. diğer kararlar arasında 24 Şubat 1995 tarihli McMichael İngiltere'ye
Karşı Kararı, Dizi A no 307-B, s. 50, para. 71), Mahkeme, başvuruyu sadece
başvuran ile ilgili olarak inceleyecektir.
98. Mahkeme, habersiz gözaltına alma sırasında başvuranın oğlunun
kaybolması ile ilgili Kurt Davası'nda, (Kurt Davası, 1187-88, para. 130-34),
davanın özel şartlarına bağlı olarak Sözleşme'nin 3. maddesinin ihlal edildiğini
tespit ettiğini gözlemlemiştir. Hakları ihlal edilen bir mağdurun annesi olduğu,
onun sıkıntı ve endişelerine rağmen, yetkililerin rahatlığı karşısında mağdur
olduğu gerçeğine dikkati çekmiştir. Fakat, Kurt Davası, "kayıp şahıslar"ın aile
bireylerinin 3. maddeye aykırı bir muamelenin mağduru olduğu şeklinde bir
genelleme yapılmasını sağlamamaktadır.
Bir aile bireyinin mağdur olup olmadığı konusu, başvuranın maruz
kaldığı sıkıntıya, hakları ihlal edilen mağdurların akrabalarının kaçınılmaz olarak
yaşadıkları duygusal çöküntüden daha farklı bir boyut ve şekil kazandıran özel
faktörlerin varlığına bağlı olacaktır. İlgili faktörler, aile bağlarının yakınlığını
içermektedir- bu bağlamda, aile-çocuk bağına-, ilişkilerin özel durumlarına, aile
bireyinin sözkonusu olaylara ne kadar tanık olduğuna, aile bireyinin kayıp şahıs
ve makamların sorulara verdikleri cevaplar hakkında bilgi edinmek için ne kadar
çaba gösterdiğine belirgin bir ağırlık verilecektir. Mahkeme, böyle bir ihlalin
özünün, aile bireyinin "kaybolması" ile değil, yetkililerin dikkatine sunulduğunda
gösterdikleri tepki ve davranışlarla ilgili olduğunu vurgulamıştır. Özellikle de
sonraki konu ile ilgili olarak, bir akraba, yetkililerin sorumsuzluğunun
doğrudan bir mağduru olduğunu iddia edebilir.
99. Bu davada, başvuran, kayıp şahsın erkek kardeşidir. Kurt
davasındaki başvuranın aksine, güvenlik güçleri başvuranın kardeşini götürdükleri
zaman, başvuran, başka bir yerde kendi ailesi ile birlikte yaşadığı için, olay yerinde
değildi. Başvuran, yetkililere başvuruda bulunup sorular yöneltirken bu görevi tek
başına yüklenmemiştir; babası Tevfik Çakıcı 22 Aralık 1993 tarihinde
Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi'ne başvuruda bulunmuştur. Yetkililerin
verdiği yanıtların neden olduğu ağırlaştırıcı detaylar bu davada Mahkeme'nin
dikkatine sunulmamıştır. Sonuç olarak Mahkeme, bu davada başvuranın kendisi
ile ilgili olarak, Sözleşme'nin 3. maddesinin ihlal edildiği iddiasını savunacak
hiçbir özellik tespit etmemiştir. Bu sebepten dolayı, başvuran konusunda
Sözleşme'nin 3. maddesinin ihlali sözkonusu değildir.
V. Sözleşmenin 5. Maddesinin İhlali İddiaları
100. Başvuran, erkek kardeşinin ortadan
kaybolmasının
Sözleşme'nin 5. maddesinin bir çok kez ihlal edilmesine sebep olduğunu
belirtmiştir.
"1. Herkesin kişi özgürlüğüne ve güvenliğine hakkı vardır. Aşağıda
belirtilen haller ve kanunla belirlenen yollar dışında hiç kimse özgürlüğünden
yoksun bırakılamaz:
a) Kişinin yetkili mahkeme tarafından mahkum edilmesi üzerine
usulüne uygun olarak hapsedilmesi;
b) Bir mahkeme tarafından yasaya uygun olarak verilen bir karara
riayetsizlikten dolayı, veya yasanın koyduğu bir yükümlülüğün yerine
getirilmesini sağlamak için usulüne uygun olarak yakalanması veya tutulu durumda
bulundurulması;
c) Bir suç işlediği hakkında geçerli şüphe bulunan veya suç işlemesine,
ya da suçu işledikten sonra kaçmasına engel olmak zorunluluğu inancını
doğuran makul nedenlerin bulunması dolayısıyla, bir kimsenin yetkili merci
önüne çıkarılmak üzere yakalanması veya tutulu durumda bulundurulması;
......
2. Yakalanan her kişiye, yakalama nedenleri ve kendisine yöneltilen
her türlü suçlama en kısa zamanda ve anladığı bir dille bildirilir.
3. Bu maddenin 1/c fıkrasında öngörülen koşullar uyarınca yakalanan
veya tutulu durumda bulunan herkes hemen bir yargıç veya adli görev yapmaya
yasayla yetkili kılınmış diğer bir görevli önüne çıkarılır; kendisinin makul bir
süre içinde yargılanmaya veya adli kovuşturma sırasında serbest bırakılmaya hakkı
vardır. Salıverilme, ilgilinin duruşmada hazır bulunmasını sağlayacak bir teminata
bağlanabilir.
4. Yakalama veya tutulu durumda bulunma nedeniyle
özgürlüğünden yoksun kılınan herkes, özgürlük kısıtlamasının yasaya uygunluğu
hakkında kısa bir süre içinde karar verilmesi ve yasaya aykırı görülmesi halinde
kendisini serbest bırakması için bir mahkemeye başvurma hakkına sahiptir.
5. Bu madde hükümlerine aykırı olarak yakalama veya tutulu kalma
işleminin mağduru olan herkesin tazminat istemeye hakkı vardır.
101. Başvuran, erkek kardeşi Ahmet Çakıcı'nın bir gece için Hazro'ya,
sonra da 2 Aralık 1993 tarihine kadar gözaltında tutulduğu Diyarbakır İl
Jandarma Komutanlığı'na götürülerek güvenlik güçleri tarafından gözaltında
tutulduğunu ifade etmiştir. Kardeşini gözaltına alınması, kayıtlara geçirilmemiş ve
yetkililer tarafından reddedilmiş, böylece gözaltında iken sağlanması gereken
güvencelerden
yoksun bırakılmıştır.
Sözleşmenin 5. maddesinin
3.
paragrafının gerektirdiği gibi, makul bir süre içinde, hakim önüne
çıkarılmamış; avukata, doktora veya bir akrabasına başvurmasına izin verilmemiş
ve Sözleşmenin 5. maddesinin 4. paragrafı bağlamında gözaltına alınmasının
yasallığına itiraz etmesi engellenmiştir. Başvuranın görüşüne göre, ailesinin
Ahmet Çakıcı'nın gözaltına alındığı şeklindeki iddiası konusunda yetkililer
tarafından hızlı ve etkili bir soruşturma yapılmamıştır ki bu ayrıca Sözleşme'nin 5.
maddesinin ihlalini oluşturur.
102. Hükümet, Ahmet Çakıcı'nın gözaltına alındığı iddiasına itiraz
ederek, yetkililerin, erkek kardeşi ile ilgili bütün bilgileri özellikle de isminin
gözaltı kayıtlarında yeralmayışı konusundaki bilgileri başvurana verdiklerini
iddia etmiştir. Hükümet, ayrıca, Komisyon'un gözaltı kayıtları konusundaki
eleştirilerinin bu dava esası içerisinde ilgisiz ve orantısız olduğunu belirtmiştir.
Hükümet, şahısları, iddia edilen süreler içerisinde kayıtlara geçirmeden veya
uygun adli usule başvurmadan gözaltında tutmanın mümkün olmadığı
görüşündedir. Ayrıca, Mahkeme'nin güneydoğudaki terör tehdidinin sonucu olarak,
ulusun varlığına tehdit oluşturan olağanüstü halin varlığını kabul ettiği Aksoy
davasını (18 Aralık 1996 tarihli Aksoy Türkiye'ye Karşı Kararı, Raporlar 1996-VI)
delil olarak göstererek Sözleşmenin 15. maddesi bağlamında derogasyona atıfta
bulunmuştur.
103. Komisyon, Ahmet Çakıcı'nın özgürlüğünün güvenlik güçleri
tarafından keyfi olarak engellendiğine karar vererek Hükümet'in onun başına
gelenler hakkında güvenilir veya delile dayanan bir açıklama yapmadığına karar
vermiştir. Komisyon, ayrıca gözaltındaki bir şahsın kaybolmasını önlemek için
getirilen güvenceleri incelerken, Lice, Hazro ve Diyarbakır İl Jandarma
Komutanlığı'ndaki gözaltı kayıtlarının kusurlu, karışık ve tutarsız olduğunu ve
güvenilir veya doğru olmadıklarını gözlemlemiştir. Jandarmaların doğru ve etkili
kayıt tutma usullerini uygulamaya koyduğu konusunda tatmin olmamıştır.
104. Mahkeme, demokrasilerde yetkililer tarafından gerçekleştirilen
keyfi gözaltına alınmalardan, bireylerin haklarını koruyan Sözleşme'nin 5.
maddesinin sağladığı güvencenin önemini sıklıkla tekrarlamıştır (bkz. Kurt Kararı,
s. 1184-85, para. 122). Bu bağlamda, özgürlüğün engellenmesi sadece iç hukukun
esasla ve usulle ilgili kurallarına değil, ayrıca bireyin keyfi gözaltına alınmasından
koruyan Sözleşme'nin 5. maddesi ile de uyum içinde olmalıdır (bkz. 15 Kasım tarihli Chahal İngiltere'ye Karşı Kararı, Raporlar 1996-V, s. 1864, para.
118). Sözleşmenin 5. maddesi keyfi olarak gözaltına alınma riskini minimuma
indirmek amacıyla, özgürlüğün kısıtlanmasını bağımsız adli bir incelemeye tabi
tutmak açısından asli bir hak sağlar ve yetkililerin sorumlu olmasını gerektirir.
Mahkemenin Kurt Davası'nda daha önce almış olduğu karar gibi, (Kurt Kararı, s.
1185, para. 124), bir bireyin yakınlarına haber verilmeksizin gözaltına
alınması, bu güvencelerin reddedilmesini ve Sözleşme'nin 5. maddesinin ciddi bir
biçimde ihlalini ortaya koyar. Kendi denetimleri altındaki bireyler için, yetkililerin
hesap verme sorumluluklarına bağlı olarak, 5. madde kaybolma riskine karşı etkili
tedbir alınmasını ve bir şahsın gözaltına alındığı ve o tarihten sonra tekrar
görülmediği iddiası hakkında etkili bir soruşturma yapılmasını gerektirir.
105. Bu düşüncelerin ışığı altında Mahkeme, Komisyon'un Ahmet
Çakıcı'nın güvenlik güçleri tarafından yakalandığını, 8 Kasım 1993 gecesini
geçirdiği Hazro'ya götürüldüğünü, 2 Aralık 1993 tarihine kadar gözaltında
tutulduğu Diyarbakır İl Jandarma Komutanlığı'na gönderildiğini hatırlatmıştır (bkz.
para. 50). Bu gözaltı, Hazro veya Diyarbakır gözaltı kayıtlarına geçirilmemiştir,
ayrıca, nerede ve ne durumda olduğuna dair başka bir resmi kayıt mevcut değildir.
Gözaltına alınmaların tarihi, saati ve yeri, nedeni ile bunu gerçekleştiren şahısların
konuda etkili olan şahısların isimleri ile ilgili bilgilerin kayıt edilmesi, Sözleşme'nin
5. maddesinin 1. paragrafının amacı doğrultusunda bir şahsın gözaltına
alınmasının kanuna uygunluğu açısından gereklidir. Başvuran hakkında kayıt
tutulmaması Komisyon'un sözkonusu kayıtlarla ilgili genel güvensizlik
bulgularını ağırlaştırılan ciddi bir ihlali ortaya koymaktadır. Mahkeme, ayrıca,
Komisyon delegeleri önüne çıkan jandarma tanıkların bilgileri kayıt etmede
kullanılan uygulamalar konusunda Komisyon'un endişelerini paylaşmaktadır; şöyle
ki bir kimse resmi olarak belirlenen gözaltı bölgesinden farklı bir yerde
tutulduğunda veya herhangi bir sebeple gözaltı bölgesinden götürüldüğünde
kayıt tutulmamaktadır. Mahkeme, gözaltındaki bir kimsenin belli bir zamanda
nerede olduğunu tespit etmeyi sağlayan kayıtların tutulmamasını kabul
edememektedir.
106. Ayrıca, Ahmet Çakıcı'nın gözaltına alınması hususunda üç tanığın
olduğu yetkililerin dikkatine sunulmuş olduğu halde, başvurunun Komisyon
tarafından Hükümet'e sunulmasına kadar gözaltı kayıtlarının incelenmesinden
başka, kanıt aramak için hiçbir girişimde bulunulmamıştır. Mahkeme, Ahmet
Çakıcı'nın cesedinin bulunması ile ilgili rapor hakkındaki soruşturmanın
yapılmaması ile o aşamada sonuçlanan sınırlı sayıdaki araştırma üzerinde yorum
yapmıştır (bkz. yukarıdaki para. 80). Ahmet Çakıcı'nın kaybolması hakkında, ne
hızlı ne de anlamlı bir soruşturma yapılmıştır.
107. Bu sebeple, Mahkeme, Ahmet Çakıcı'nın, Sözleşme'nin 5.
maddesindeki güvencelerden tamamen yoksun bırakılarak yakınlarına haber
verilmeden gözaltına alındığına ve bu hüküm bağlamında garanti altına alınan
özgürlük ve kişi güvenliği hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir.
VI. Sözleşmenin 13. Maddesinin İhlali İddiası
108. Başvuran, erkek kardeşi adına ve olayın doğrudan mağduru
olarak kendisi adına, erkek kardeşinin kayboluşu hakkında etkili bir iç hukuk
yolunun olmayışı konusunda şikayette bulunmuş ve Sözleşmenin aşağıda
gösterilen 13. maddesinin ihlal edildiğini iddia etmiştir.
" Bu Sözleşme'de tanınmış olan hak ve özgürlükleri ihlal edilen
herkes, ihlal fiili resmi görev ifa eden kimseler tarafından bu sıfatlarına
dayanılarak yapılmış da olsa, ulusal bir makama etkili bir başvuru yapabilme
hakkına sahiptir. "
109. Başvuran, erkek kardeşinin kayboluşu hakkında zamanında
yapılmayan ve yüzeysel soruşturma nedeni ile etkili bir iç hukuk yolunun
olmadığını ifade etmiştir. Cumhuriyet Savcılarının orijinal kayıtları doğrudan
incelememelerine ve Cumhuriyet Savcısı'nın görevsizlik kararında, Ahmet
Çakıcı'nın cesedinin teröristlerle yapılan çatışmadan sonra bulunduğunu belirten
temelsiz rapora dayanmasına atıfta bulunmuştur.
110. Hükümet, Aytekin Kararı'na gönderme yaparak, cezai, hukuki
ve idari adalet sisteminin, başvuranlar tarafından kullanıldığında etkili bir tazmin
yolu sunduğunu savunmuştur. Hükümet'e göre, başvuran, iddiaların kendilerine
iletilmesinden sonra uygun ve gerekli adımları atan ulusal makamlarda etkili bir iç
hukuk yolu sağlamak için ciddi bir biçimde girişimde bulunmamıştır.
111. Komisyon, Cumhuriyet Savcıları'nın, başvuranın, kardeşinin
kayboluşu hakkındaki iddialarını destekleyen kanıtları gözardı ederek veya
dikkate almayarak etkili ve hızlı bir soruşturma yapılmadığı için 13. maddenin
ihlal edildiği sonucuna varmıştır. Komisyon Delegesi, duruşma sırasında sözkonusu
başvuruyu, yaşama hakkı, kötü muamele, ve güneydoğudaki evlerin tahrip edilmesi
ile ilgili iddialarda, etkili iç hukuk yollarının sağlanmadığı, daha da önemlisi
güvenlik güçlerinin kusurlu olduğu durumlar için yetkili makamların soruşturma
yapmada isteksiz ve güvenlik güçlerinin temelsiz iddialarını kabul etmeye meyilli
olduğu davalarda, Mahkeme'nin daha önce vermiş olduğu onbeş kararın kapsamı
içinde ele almaya karar vermiştir. Olayın en başında başvuranın eşine ateş eden
failin kimliğinin tespit edilmesi ile farklılık gösteren Aytekin davası hariç, bütün
bu davalarda yetersiz soruşturma prosedürü ile ilgili bulgular elde edilmiştir.
112. Mahkeme, Sözleşme'nin 13. Maddesinin, Sözleşme'deki hak ve
özgürlüklerin iç hukukta korunabilmesi için ulusal düzeyde bir iç hukuk yoluna
başvurmayı güvence altına aldığını hatırlatmaktadır. Böylece 13. madde,
Sözleşmeci Devletlerin sözleşme ile ilgili sorumluluklarına uyma biçimleri
konusunda, takdirin kendilerine ait olmasına rağmen bir iç hukuk yolu hükmünün
Sözleşme gereğince, "tartışılabilir bir şikayet"le ilgilenmesini ve uygun çareyi
sağlamasını gerektirir. Sözleşme'nin 13. maddesi kapsamındaki sorumluluğun
amacı başvuranın şikayetinin niteliğine bağlı olarak değişiklik gösterir. Yine de
Sözleşme'nin 13. maddesinin gerektirdiği iç hukuk yolu teoride olduğu kadar
uygulamada da etkili olmalıdır, özellikle de uygulama, sorumlu Devlet'in
yetkililerinin fiilleri
veya
ihmalleri tarafından haksız bir biçimde
engellenmemelidir (Bkz. Aksoy Kararı, s. 2286, para. 95, 25 Eylül 1997 tarihli
Aydın Türkiye Kararı, Raporlar 1997-VI, s. 1895-96, para. 103 ve 19 Şubat 1998
tarihli Kaya Türkiye Kararı, Raporlar 1998-I, s. 329-30, para. 106).
113. Mahkeme, bu davada yakınlarına haber verilmeksizin gözaltına
alma, kötü muamele ve başvuranın erkek kardeşinin bu olaylar sırasında öldüğü
ihtimalini kuvvetlendiren Komisyon bulgularını onaylamıştır. Yaşama hakkının
güvence altına alınma ve işkence ile kötü muameleden korunma haklarının
önemi gözönüne alındığında Sözleşmenin 13. maddesi, iç hukuk sistemi içinde
mümkün olan başka bir hukuk yoluna zarar vermeden, faillerin tespit edilip
cezalandırılmalarını sağlayacak, etkili bir soruşturma yapma ve başvuranın da bu
soruşturmaya katılımını sağlama sorumluluğunu Sözleşmeci Devletlere yükler
(bkz. Yaşa Kararı, s. 2442, para. 114).
114. Bu davada yetkililerin, başvuranın erkek kardeşinin kayboluşu
hakkında etkili bir soruşturma yapma sorumluluğu vardı. Mahkeme, yukarıdaki
80. ve 106. paragrafları dikkate alarak, Taraf Devlet'in, ileriki aşamalarda
varolabilecek hukuk yollarının etkinliğine zarar verebilecek şekilde
sorumluluğunu yerine getirmediğini tespit etmiştir.
Sonuç olarak, Sözleşme'nin 13. maddesi ihlal edilmiştir.
VII. Sözleşmenin 14. Ve 18. Maddelerinin İhlali İddiaları
115. Başvuran, erkek kardeşinin kayboluşunun Kürt kökenli
vatandaşlara karşı sürdürülen ayırımcı politikayı sergilediğini, yetkililer tarafından
sürdürülen uygulamanın sırasıyla Sözleşme'nin 14. ve 18. maddelerinin
ihlalini oluşturduğunu belirtmiştir. Sözleşme'nin 14. maddesi şöyledir:
"Bu Sözleşmede tanınmış olan hak ve özgürlüklerden yararlanma,
cinsiyet, ırk, renk, dil, din, siyasal veya diğer kanaatler, ulusal veya sosyal
köken, ulusal bir azınlığa mensupluk, servet, doğuş veya herhangi başka bir
durum bakımından hiçbir ayırım gözetilmeksizin sağlanır."
18. madde ise şöyledir:
“Bu sözleşmenin hükümleri gereğince, sözü edilen hak ve
özgürlüklere getirilen sınırlamalar ancak öngörülen amaçlar için uygulanabilir."
116. Komisyon, başvuranın, bu hükümler altındaki iddialarının
savunulmadığı ve hiçbir ihlal ortaya koymadığı sonucuna varmıştır. Hükümet de
aynı görüştedir.
117. Mahkeme de, Komisyon tarafından tespit edilen esasların
temelinde bu hükümlerin ihlal edilmediği sonucuna varmıştır.
VIII. Yetkililerin 13. Maddeyi İhlal Etme Pratikleri İle İlgili
İddialar
118. Başvuran, Sözleşme'nin ihlalini oluşturan, büyük oranda müsamaha
gösterilen uygulamaların Türkiye'de varolduğuna ve bu uygulamalarda varolan
resmi hoşgörünün derecesinin, Sözleşmenin 13. maddesinin ihlalini oluşturacak
şekilde, Türkiye'nin güneydoğusunda hukuk yolları ile ilgili sistemin tamamen
etkisiz olmasına
belirtmiştir.
neden olduğuna dair kanıtların
mevcut
olduğunu
119. Hükümet, başvuranın bu konudaki iddialarını reddetmiştir.
120. Komisyon Delegesi, etkisiz iç hukuk yolları ile ilgili bulguları
kapsayan Türk davalarına ilişkin Mahkeme'nin önceki kararlarına atıfta bulunmuş
olmasına rağmen, Komisyon'un, henüz kendi tecrübelerinin ışığı altında böyle bir
uygulama tespit etmediğini vurgulamıştır. Ekim 1999'da görevi sona eren
Komisyon'un, bu tarihten önce incelediği davalar için böyle bir tespit yapmasının
mümkün olabileceği de gözardı edilmemelidir.
121. Mahkeme, bu davadaki delillerin incelenmesinden ve dava
dosyasındaki belgelerden, yetkililerin Sözleşme'nin 13. maddesinin ihlalini
oluşturacak surette bir uygulama içerisinde oldukları konusunda karar vermek için
yeterli olmadığı görüşündedir.
IX. Sözleşmenin 41. Maddesinin Uygulanması
122. Sözleşmenin 41. maddesi gereğince,
"Mahkeme işbu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar
verirse ve İlgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen
telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği taktirde, hakkaniyete uygun bir surette,
zarar gören tarafın tatminine hükmeder".
A- Maddi Zarar
123. Başvuran, kardeşinin eşine ve çocuklarına maddi tazminat
ödenmesini talep etmiştir. Başvuran, tutukluluğu esnasında Ahmet Çakıcı'dan bir
üsteğmen tarafından alındığı iddia edilen 4.700.000 TL'ye karşılık gelen 282.47
İngiliz Sterlini, Ahmet Çakıcı'nın 30.000.000 civarındaki aylık kazancından
yola çıkılarak hesaplanan gelir kaybı için 11.534.29 İngiliz Sterlini (İS) talep
etmiştir.
124. Hükümet, kendi görüşlerine göre, ifadesi çelişkili ve güvenilmez
olan Mustafa Engin'in bilgi kaynağına bağlı olarak, 4.700.000 TL'nin ödenmesine
itiraz etmiştir. Öldüğü kesin olarak tespit edilmediği için gelir kaybını ödemenin
uygun olmayacağı ve bu davada başvuruda bulunmadıkları için, her halükarda,
Ahmet Çakıcı'nın varislerine tazminat verilemeyeceği belirtilmiştir.
125. Mahkeme, başvuranın kendi adına ve kardeşi adına başvuruda
bulunduğunu gözlemlemiştir. Bu şartlar altında, Mahkeme, uygun gördüğü
taktirde, kardeşinin varislerine verilmek üzere, başvurana tazminat verebilir (bkz.
Kurt Kararı, s. 1195, para. 174).
126. 4,700,000 TL tutarındaki iddia ile ilgili olarak, Mahkeme,
Komisyon'un, bir jandarma memurunun Ahmet Çakıcı'dan para aldığı iddiası
hakkında herhangi bir tesbitte bulunmadığına dikkati çekmiştir. Mahkeme, bu
iddianın, Ahmet Çakıcı'nın Mustafa Engin'e Diyarbakır İl Jandarma
Komutanlığı'nda gözaltında tutulurken, bir üsteğmenin kendisinden para
aldığını söylemesinden kaynaklandığını hatırlatmıştır. Aynı zamanda Remziye
Çakıcı da köyden bir erkek çocuğun kendisine, bir jandarmanın Ahmet Çakıcı'dan
para aldığını gördüğünü söylediğini iddia etmiştir. (bkz. yukarıdaki para. 14 ve
15). Mahkeme, bu tanıkların güvenilir olduğu şeklindeki Komisyon görüşünü
kabul etmiş fakat, hiçbir tanığın olaya direkt olarak şahit olmadığına ve başkaları
tarafından söylenenlere dayandığına dikkati çekmiştir. Mahkeme, bu konuda,
tazminat verilmesi için, yeterli ve doğrulanmış bir temelin mevcut olduğu
konusunda tatmin olmamıştır.
127. Mahkeme içtihatları, başvuranın gelir kaybı ile ilgili olarak,
başvuranın iddia ettiği zarar ile Sözleşmenin ihlal edilmesinin arasında nedensel bir
bağlantı olması gerektiğini belirler ve bu zarar, kazanç kaybı konusundaki tazminatı
kapsar. (bkz. diğer kararlar konusunda 13 Haziran 1994 tarihli Barbera,
Messegue ve Jabardo İspanya'ya Karşı Kararı, (50. madde), Dizi A, no 285-C, s.
57-58, para. 16-20). Mahkeme, Ahmet Çakıcı'nın güvenlik güçleri tarafından
yakalanmasının ardından öldüğünü ve Devletin Sözleşmenin 2. maddesi
gereğince sorumlu olduğunu tespit etmiştir (bkz. yukarıdaki para. 85). Bu şartlar
altında 2. maddenin ihlali ile eşine ve çocuklarına sağladığı maddi desteğin
kaybı arasında doğrudan nedensel bir bağlantı vardır. Mahkeme, Hükümetin,
başvuran tarafından talep edilen meblağa itiraz etmediğine dikkati çekmiştir.
Ahmet Çakıcı'nın ölümü ile ilgili gelir kaybını yansıtan toplam miktarın
hesaplanmasının gerçekçi temeli ile başvuran tarafından yapılan ayrıntılı
açıklamalara bağlı olarak, Mahkeme, kardeşinin hayattaki eşi ve çocukları adına
başvurana 11,534.99 İngiliz Sterlini ödenmesine hükmetmiştir.
B. Manevi Zarar
128. Başvuran, daha önceki yasa dışı gözaltına alma, işkence ve etkili
bir soruşturmanın yapılmadığı durumlar için verilen tazminatlara atıfta bulunarak,
kardeşinin Sözleşmenin ihlali ile ilgili olarak maruz kaldığı manevi zarar için
40.000 İngiliz Sterlini talep etmiştir.
129. Hükümet, tazminatın başvuranları zenginleştirmek için bir araç
haline getirilmemesi gerektiğini ve kurban ile başvuranın yaşlarının, sosyal
durumlarının olduğu kadar bölgenin de sosyoekonomik şartlarının gözönünde
bulundurulması gerektiğini ifade etmiştir. Hükümetin görüşüne göre, başvuran
tarafından iddia edilen miktarları ödemenin gerekçesi yoktur.
130. Mahkeme, Kurt Türkiye'ye Karşı Kararı'nda (s.1195, para. 174-
75), başvuranın oğlunun gözaltında iken kaybolması hakkında Sözleşmenin 5. ve
13. maddelerinin ihlal edilmesinden dolayı, başvurana, oğlu ve varislerinin adına
15.000 İngiliz Sterlini ödenmesine karar verdiğini ve Mahkeme'nin 3. ve 13.
maddelerin ihlal edildiği kararına neden olan özel şartlardan dolayı başvuranın
kendi adına 10.000 İngiliz Sterlini ödenmesine hükmettiğini hatırlatmıştır. Bu
davada, Mahkeme, 5. ve 13. maddelerin ihlaline ek olarak, 2. madde ile
güvence altına alınan yaşam hakkının ihlal edildiğine ve 3. maddeye aykırı
olarak da şiddete maruz kaldığına karar vermiştir. Türkiye'nin güneydoğusundaki
davalarda daha önce verilen tazminat hükümlerine değinerek, (bkz. 3. madde
ile ilgili olarak, Aksoy Kararı, s. 2289-90, para. 113, Aydın Kararı, s. 1903. para.
131, Tekin Kararı, s. 1521-22, para 77; ve 2. madde ile ilgili olarak Kaya Kararı, s.
333, para. 122, 27 Temmuz 1998 tarihli Güleç Türkiye Kararı, Raporlar 1998-IV,
S. 1734, para. 88, 28 Temmuz 1998 tarihli Ergi Türkiye Kararı, Raporlar 1998-
IV, s. 1785, para. 110, Yaşa Kararı, s. 2444-45, para. 124 ve Mahkeme'nin resmi
raporlarında yayınlanacak olan 20 Mayıs 1999 tarihli Oğur Kararı, s....., para. 98),
ve bu davanın şartlarına bağlı olarak, Mahkeme, manevi zarar konusunda
başvurana kardeşinin varisleri adına 25.000 İngiliz Sterlini (İS), verilmesine
hükmetmiştir. Başvuran hakkında Mahkeme, 3. maddenin ihlal edilmediğine
karar vermiştir (bkz. yukarıdaki 99. paragraf). Fakat, Mahkeme tarafından tespit
edilen ihlaller konusunda şüphesiz zarara maruz kalmıştır ve Sözleşmenin 41.
maddesinin anlamı
doğrultusunda "zarar gören taraf" olarak nitelendirilebilir.
İhlallerin ciddiyetine ve hakkaniyete uygun olarak başvurana 2,500 İngiliz
Sterlini verilmesine karar verilmiştir.
C. Yargılama Masrafları
131. Başvuran, yargılama masrafları için toplam 32,205.17 İngiliz
Sterlini talep etmiştir. Bu meblağa, Ankara'da ve Strazburg'da Komisyon
Delegeleri önünde ve Strazburg'da Mahkeme Heyeti önündeki duruşmalara katılım
masrafları da dahildir. Kürdistan
İnsan Hakları
Projesi'nin (KHRP)
İngiltere'deki hukuk ekibi ve Türkiye'deki avukatlar ve başvuran arasında irtibat
sağladığı için 3,520 İngiliz Sterlini ve Türkiye'deki üç avukat tarafından yürütülen
işler için 3600 İngiliz Sterlini talep edilmiştir. Başvuran, yasal kesinliği
sağlamak ve gelecekteki başvuru sahiplerine ve temsilcilerine yardımcı olmak
için, Mahkeme'nin, karar verilen tazminat hakkında ya da en azından talep edilen
meblağlardan ayrılınması konusunda sebep göstermesini istemiştir.
132. Hükümet, işlevi hakkında tam olarak detay sunulmayan KHRP
için tazminat verilmesine itiraz etmiştir. Yabancı avukatlar konusunda yüksek
meblağlarda tazminat verilmesine itiraz edilmiş ve Türkiye'deki avukatlar
tarafından yapılan iş için istenen meblağın, ulusal düzeyde uygulanan oranlarla,
özellikle de Kurt davasındaki Türk avukatların talep ettiği 25 İngiliz Sterlini saat
ücreti ile yabancı avukatların talep ettiği 60 İngiliz Sterlini saat ücreti
karşılaştırıldığında, aradaki farkın fahiş olduğu belirtilerek bu konuda da itiraz
edilmiştir. Ayrıca, başvuranın avukatlarının diğer davalarda faydalanmaları için,
içtihat incelemesi ve analizi yapma konusunda sorumlu olmadıklarını
belirtmişlerdir.
133. Masraflar ile ilgili iddialar konusunda, Mahkeme, adil şekilde
karar vererek ve başvuran tarafından sunulan iddiaların detayları ile ilgili olarak,
20,000 İngiliz Sterlini'nin uygulanabilecek diğer vergiler ile birlikte, Avrupa
Konseyi'nden alınan 7,000 Fransız Frangı adli yardım düşüldükten sonra
ödenmesine karar vermiştir.
C. Gecikme Faizi
134. Mahkeme, bu kararın verildiği tarihte, İngiltere'de uygulanan %
7.5 yıllık yasal faiz oranını uygulamaya karar vermiştir.
BU SEBEPLERDEN DOLAYI, MAHKEME
1. Hükümetin ilk itirazlarını oybirliğiyle reddetmiştir.
2. Oybirliğiyle Sözleşme'nin 2. maddesinin ihlal edildiğine karar vermiştir.
3. Başvuranın kardeşi ile ilgili olarak, oybirliğiyle Sözleşme'nin 3.
maddesinin ihlal edildiğine karar vermiştir.
4. Başvuran ile ilgili olarak, 3'e karşı 14 oyla Sözleşme'nin 3. maddesinin ihlal
edilmediğine karar vermiştir.
5. Oybirliğiyle Sözleşme'nin 5. maddesinin ihlal edildiğine karar vermiştir.
6. 1'e karşı 16 oyla Sözleşme'nin 13. maddesinin ihlal edildiğine karar
vermiştir.
7. Oybirliğiyle Sözleşme'nin 14. maddesinin ihlal edilmediğine karar vermiştir.
8. Oybirliğiyle Sözleşme'nin 18. maddesinin ihlal edilmediğine karar vermiştir.
9. Oybirliğiyle;
(a) Taraf Devletin, başvurana, üç ay içinde, aşağıdaki meblağları ödeme
gününde geçerli döviz kurundan Türk Lirasına çevirerek ödemesine karar
vermiştir;
(i) maddi zarar olarak, 11,534 (Onbirbin beşyüz otuzdört) İngiliz
Sterlini (İS) ve 29 (yirmidokuz) Peni, kardeşinin sağ kalan eşi ve mirasçıları için
başvuran tarafından alınacaktır.
(ii) manevi zarar olarak, 25,000 (yirmibeş bin) İS, bu meblağ
kardeşinin mirasçıları için başvuran tarafından alınacaktır ve manevi zarar
olarak başvuran için 2,500 (ikibin beşyüz) İS.
(b) Yukarıda bahsedilen üç aylık sürenin aşılması halinde ödemeye kadar
yıllık olarak % 7.5 oranında basit faiz uygulanır.
10. 5'e karşı 12 oyla
(a) Taraf Devlet'in, başvurana, üç ay içinde, yargılama masrafı olarak,
uygulanabilecek Katma Değer Vergisi ile birlikte 20,000 (yirmi bin) İS'den 7,000
(yedi bin) Fransız Frankını bu kararın yayınlandığı tarihte geçerli kurdan İS'ne
çevirerek çıkarıp ödeyecektir.
(b) Yukarıda bahsedilen üç aylık sürenin aşılması halinde ödemeye kadar
yıllık olarak % 7.5 oranında basit faiz uygulanır.
11. Adil tatmin hakkında başvuranın taleplerinin geri kalan kısmını
oybirliğiyle reddetmiştir.
İngilizce ve Fransızca olarak hazırlanmış olup, 8 Temmuz 1999
tarihinde Strazburg'da İnsan Hakları Binası'nda halka açık bir duruşmada tefhim
edilmiştir.
İmza:
Luzius
WILDHABER
imza: Maud DE BOER-BUQUICCHIO
Sekreter Yardımcısı
Başkan
Sözleşme'nin 45. Maddesinin 2. Paragrafı ve Mahkeme Tüzüğün 74.
Maddesinin 2. Paragrafı gereğince, aşağıdaki kısmi muhalefet şerhleri bu karara ek
olarak sunulmuştur:
(a) (a) Sn. Jungwiert ve Sn. Fischbach'ın da katıldıkları Bayan
Thomassen'in kısmi muhalefet şerhi;
(b) (b) Sn. Gölcüklü'nün kısmi muhalefet şerhi
L.W.
M.B.
JUNGWIERT VE FISCHBACH'IN DA KATILDIKLARI HAKİM
THOMASSEN'İN KISMİ MUHALEFET ŞERHİ
Çoğunluk, başvuran ile ilgili olarak Sözleşmenin 3. Maddesinin ihlal
edilmediği görüşündedir. Ben bu görüşü paylaşmıyorum ve oyumu ihlal yönünde
kullanıyorum.
Hükümet, kaybolma, şiddet ve başvuranın erkek kardeşinin ölümünden
sorumludur. Başvuran, erkek kardeşinin güvenlik güçleri tarafından gözaltında
tutulduğu süre içinde işkence görmesi hakkında Hükümet'in sorumlu tutulabileceği
konusunda ikna olmuştur; ki bu şartlar altında oldukça makuldur. Daha sonra,
başvuranın erkek kardeşi ortadan kaybolmuştur. Hükümet, başvuranın bilgi edinme
çabalarına karşılık vermemiş ve hatta gözaltına alındığını reddetmiştir. Başvuranın
erkek kardeşinin ölü olarak bulunduğu iddia edildiğinde, Hükümet, belirli bir süre
sonra, çarpışmada öldüğünü iddia etmiştir. Buna rağmen, kimliğinin tespit edilmesi
veya defin işlemleri için aile ile temas kurulmamıştır. Başvuranın, kardeşinin
akibetni öğrenmek için gösterdiği bütün çabalar yetkililer tarafından gözardı
edilmiştir; bu yüzden beş buçuk yıldan uzun bir süre boyunca şüphe ve üzüntüye
terkedilmiştir. Böyle bir davada, kardeşinin Türk Hükümeti tarafından insanlık dışı
bir muameleye maruz bırakıldığına inandığını düşünüyorum.
Çoğunluk, kaybolan bir şahsın aile bireylerinin, duygusal çöküntü
yaşaması mağdurun akrabaları için kaçınılmaz bir sonuç olduğu için, Sözleşme'nin
3. Maddesinin ihlal edilmesi için yeterli olmadığını belirtmiştir. Aile bireylerinden
birinin mağdur olup olmaması, çoğunluğun görüşüne göre, başvuranın üzüntüsüne
duygusal çöküntüden farklı bir boyut kazandıracak özel faktörlerin varlığına bağlı
olacaktır (kararın 98. paragrafı). Bu kriterlerin esasına girmeden bu davada söz
konusu kriterlerin varolmadığı konusunda ikna olmadım.
Kararda, çoğunluk, Mahkemenin kaybolan bir şahsın annesi ile ilgili
olarak 3. Maddenin ihlal edildiğine karar verdiği Kurt Davası ile ( bkz. Kurt Kararı )
bu dava arasında farklılık olduğunu iddia etmektedir. Oğlunun yakalandığını gören
ve yetkililerin ihmalkarlığı nedeniyle, akibeti konusunda haber alamamasının
dayanılmaz bir acı olduğu açıktır. Fakat, bir ağabey de kardeşinin kaderinin
belirsizliği nedeniyle, aynı acıyı hissedebilir. Ayrıca, başvuranın kendi ailesi ile
birlikte farklı bir yerde yaşaması nedeniyle güvenlik güçlerinin kardeşini
götürdüklerinde orda bulunmamasına kararda değinilmiş olmasını inandırıcı
bulmuyorum. Babası, 22 Aralık 1993 tarihli dilekçesini Diyarbakır Devlet Güvenlik
Mahkemesi'ne sunduğu için, başvuranın birçok dilekçe sunarken ve yetkililere soru
yöneltirken asıl yükü taşımadığının öne sürülmesini inandırıcı bulmuyorum.
Başvuran ile ilgili olarak, kardeşinin ortadan kaybolduğu andan itibaren, yetkililere
soru yöneltmesi ve başvuruda bulunması ve Mahkememize onun başvuruda
bulunmasından daha çok etkilendim.
Türk Hükümeti en ciddi insan hakkı ihlali; yaşama hakkına saygı
konusunda sorumlu bulunmuştur. Dahası, başvuranı, beş buçuk yıldan fazla bir süre
ile belirsizlik, şüphe ve endişeye terk etmiştir. Böyle davranarak, başvuranın
hislerini ve başına gelenleri öğrenme çabalarını zalimce gözardı etmiştir.
Kardeşinin yaşama hakkına saygı gösterme sorumluluğunu yerine getirmemesinin
dışında, Hükümet, ayrıca, ihmalkarlıkları ve davranışları sonucunda başvuranın
uzun bir süre maruz kaldığı endişe ve sıkıntı konusunda sorumlu tutulmalıdır.
Başvuran ile ilgili olarak, bu faktörlerin 3. maddenin ihlal edildiğine karar verilmesi
için yeterli olduğu görüşündeyim.
HAKİM GÖLCÜKLÜ'NÜN KISMİ MUHALEFET ŞERHİ
(Çeviri)
Aşağıdaki bazı nedenlerden dolayı çoğunluğun görüşünü
paylaşmadığımı üzülerek belirtmek istiyorum.
Ergi Türkiye Kararı'ndaki kısmi muhalefet şerhinde de belirttiğim gibi,
(28 Temmuz 1998 tarihli karar, Hüküm ve Karar Raporları 1998-IV), Mahkeme,
ölüm hakkında etkili ve yeterli bir soruşturma yapılmadığını ileri sürerek
Sözleşmenin 2. Maddesinin ihlal edildiğine karar verdiğinde, Sözleşmenin 13.
maddesi bağlamında farklı konuların ortaya çıktığı görüşünde değilim; çünkü söz
konusu ölüm hakkında etkili ve yeterli bir soruşturma yapılmaması, hem 2. madde
hem de 13. madde bağlamında başvuranın şikayetlerinin temelini oluşturmaktadır.
Bu bağlamda, Kaya Türkiye Kararı'ndaki muhalefet şerhime ( 19 Şubat 1998 tarihli
karar, Raporlar 1998-1) ve konu hakkında Komisyon'un çoğunluğunun paylaştığı
görüşe atıfta bulunuyorum. (Aytekin Türkiye Kararı, başvuru no 22880/93, 18 Eylül
1997; Ergi Türkiye Kararı, başvuru no 23818/94, 20 Mayıs 1997; Yaşa Türkiye
Kararı, başvuru no 22495/93, 8 Nisan 1997).
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło