23707/02

WyrokETPCz2009-10-20ECLI:CE:ECHR:2009:1020JUD002370702

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy przewlekłość postępowania karnego przeciwko skarżącemu naruszyła jego prawo do rozpoznania sprawy w rozsądnym terminie, zgodnie z art. 6 ust. 1 Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że postępowanie karne, trwające od maja 1994 do października 2001 roku (ponad siedem lat i pięć miesięcy), było nadmiernie długie i nie spełniało wymogu „rozsądnego terminu” z art. 6 ust. 1 Konwencji. Oceniając rozsądność terminu, Trybunał wziął pod uwagę złożoność sprawy, zachowanie skarżącego oraz działania władz krajowych, stwierdzając, że rząd nie przedstawił żadnych argumentów uzasadniających opóźnienia. W odniesieniu do zarzutu braku niezawisłości i bezstronności sądu, Trybunał uznał, że ostateczny wyrok skazujący został wydany przez sąd złożony wyłącznie z sędziów cywilnych po zmianie konstytucyjnej, co było zgodne z jego wcześniejszym orzecznictwem, i uznał ten zarzut za niedopuszczalny.
Stan faktyczny
Skarżący, Ekrem Yürük, urodzony w 1972 roku i mieszkający w Stambule, został aresztowany 4 maja 1994 roku w ramach operacji przeciwko PKK, a w jego domu znaleziono materiały wybuchowe. Został oskarżony o członkostwo w organizacji zbrojnej. Sąd Bezpieczeństwa Państwa w Stambule skazał go 29 maja 1997 roku na dwanaście lat i sześć miesięcy pozbawienia wolności. Wyrok ten został uchylony przez Sąd Kasacyjny z powodu błędu proceduralnego. Po zmianie składu Sądu Bezpieczeństwa Państwa (zastąpienie sędziego wojskowego cywilnym), sąd ponownie skazał skarżącego 17 kwietnia 2001 roku, a wyrok ten został ostatecznie zatwierdzony przez Sąd Kasacyjny 8 października 2001 roku.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: 1. Uznał skargę w części dotyczącej długości postępowania za dopuszczalną, a pozostałą część skargi za niedopuszczalną. 2. Stwierdził naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji. 3. Zasądził na rzecz skarżącego 3 600 euro tytułem zadośćuczynienia za szkodę niemajątkową, płatne w lirach tureckich po kursie z dnia płatności, wolne od wszelkich podatków. 4. Odrzucił pozostałe żądania dotyczące słusznego zadośćuczynienia.

Pełny tekst orzeczenia

CONSEIL   AVRUPA   DE L’EUROPE   KONSEYĐ   AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ   ÜÇÜNCÜ DAĐRE   YÜRÜK -TÜRKĐYE DAVASI   (Baꢀvuru no:23707/02)   KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ   STRAZBURG   Ekim 2009   Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecektir. ꢁekli   düzeltmelere tabi olabilir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2009. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   USUL   Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (23707/02) no’lu davanın nedeni (T.C.   vatandaꢀı) Ekrem Yürük’ün (baꢀvuran) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne 6 Nisan 2002   tarihinde Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına iliꢀkin Sözleꢀme’nin (Avrupa   Đnsan Hakları Sözleꢀmesi - AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapmıꢀ olduğu baꢀvurudur.   Baꢀvuran, Đstanbul Barosu avukatlarından T. Yüksel tarafından temsil edilmektedir.   OLAYLAR   I. DAVANIN KOꢁULLARI   Baꢀvuran, 1972 doğumludur ve Đstanbul’da ikamet etmektedir.   Mayıs 1994 tarihinde, PKK’ya yönelik olarak düzenlenen bir operasyon çerçevesinde   baꢀvuran, yakalanmıꢀ ve gözaltına alınmıꢀtır. Baꢀvuranın evinde yapılan aramalar sırasında   patlayıcılar ele geçirilmiꢀtir.   Mayıs 1994 tarihinde, Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı tarafından   ifadesinin alınmasının ardından baꢀvuran, sözkonusu mahkemenin nöbetçi hakimi karꢀısına   çıkarılmıꢀtır. Nöbetçi hakim baꢀvuranın tutuklanmasına karar vermiꢀtir.   Haziran 1994 tarihinde, Savcı, oluꢀumunda iki sivil bir askeri hakim bulunan Devlet   Güvenlik Mahkemesi önünde baꢀvuran ve diğer on bir sanık hakkında kamu davası açmıꢀtır.   Savcı, silahlı örgüt üyeliğinin cezalandırılmasını öngören Türk Ceza Kanunu’nun 168/2   maddesinin uygulanmasını talep etmiꢀtir.   Ağustos ve 4 Ekim 1994 tarihli duruꢀmalar, sanıkların mahkeme huzuruna çıkmalarının   beklenmesi nedeniyle iptal edilmiꢀtir.   Aralık 1994 tarihinde, Devlet Güvenlik Mahkemesi, ilk kez baꢀvuranı dinlemiꢀtir.   Baꢀvuran, hakkında yöneltilen suçlamalara itiraz etmiꢀ ve gözaltı sırasında iꢀkence gördüğünü   beyan etmiꢀtir. Baꢀvuran, bu hususta dosyada yer almayan bir sağlık raporunu ileri sürmüꢀtür.   Sözkonusu duruꢀma ve 2 ꢁubat, 31 Mart, 1 Haziran, 25 Temmuz ve 28 Eylül 1995 tarihli   duruꢀmalar, dosyaya eklenen tutanaklardaki imza sahiplerinin ifadelerinin alınması için   ertelenmiꢀtir.   Kasım 1995 tarihinde, Devlet Güvenlik Mahkemesi, iddianamesi için dosyayı Savcıya   iletmiꢀtir.   ꢁubat, 11 Nisan, 13 Haziran, 20 Ağustos ve 17 Aralık 1996 tarihli duruꢀmalar ile 21 ꢁubat   ve 6 Mayıs 1997 tarihli duruꢀmalarda, avukatlarının talepleri üzerine, Devlet Güvenlik   Mahkemesi, esas bakımından nihai görüꢀlerini hazırlamaları amacıyla sanıklara süre   tanımıꢀtır.   Eylül 1996 tarihli duruꢀma, bir sanığın ek ifadesinin alınmasının beklenmesi nedeniyle   ertelenmiꢀtir.   Duruꢀma tutanaklarında, Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin özellikle iꢀ yükü nedeniyle   duruꢀmaları ertelediği belirtilmektedir.   Mayıs 1997 tarihinde, Devlet Güvenlik Mahkemesi, baꢀvuranı isnat edilen suçlamalar   nedeniyle suçlu bulmuꢀ ve on iki yıl altı ay hapis cezasına mahkum etmiꢀtir.   Aralık 1998 tarihli bir kararla, Yargıtay, yargılama hatasından sözkonusu kararı bozmuꢀ ve   sözkonusu mahkemenin kararını açıkladığı duruꢀmada baꢀvuranların bulunmaması nedeniyle,   sözkonusu kararı Devlet Güvenlik Mahkemesi’ne iade etmiꢀtir.   Haziran 1999 tarihli bir anayasal düzenleme ile Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin   oluꢀumundaki askeri hakimin yerini sivil hakim almıꢀtır.   Ekim 1999 tarihli duruꢀmada, baꢀvuran, esas bakımından savunmasını hazırlamak   amacıyla Devlet Güvenlik Mahkemesi’nden ek süre istemiꢀtir.   Nisan 2000 tarihli duruꢀmada, esasa iliꢀkin savunmasında, baꢀvuran, atılı suçun Türk Ceza   Kanunu’nun 169. maddesi çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğini ileri sürmüꢀ ve serbest   bırakılmasını talep etmiꢀtir.   Nisan 2001 tarihinde, Devlet Güvenlik Mahkemesi, 29 Mayıs 1997 tarihli kararını   yinelemiꢀtir.   Ekim 2001 tarihli nihai bir kararla, Yargıtay, verilen kararı onamıꢀtır.   HUKUK   I. AĐHS’NĐN 6. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA   Birçok bakımdan AĐHS’nin 6. maddesine atıfta bulunarak, baꢀvuran, yargılama süresinin   uzunluğundan, yapısında askeri bir hakimin bulunması nedeniyle Đstanbul Devlet Güvenlik   Mahkemesi’nin bağımsız ve tarafsız bir mahkeme olmamasından, savunmasını hazırlamak   için gerekli süre ve kolaylıklara sahip olamamaktan ve 4616 sayılı “Af Kanunundan”   yararlanmasının reddedilmesinden ꢀikayetçi olmaktadır. Baꢀvuran ayrıca, sözkonusu yasanın   kendi davasına uygulanıp uygulanamayacağının kontrolünü yaptırmak için bir baꢀvuru   yolunun bulunmayıꢀından da ꢀikayetçidir.   A. Kabuledilebilirliğe iliꢀkin   1) Yargılama süresi   AĐHM, sözkonusu ꢀikayetin AĐHS’nin 35/3 maddesi uyarınca açıkça dayanaktan yoksun   olmadığını tespit etmektedir. Ayrıca AĐHM, kabuledilemezliğe iliꢀkin hiçbir unsur tespit   edememektedir.   2) Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin bağımsızlığı ve tarafsızlığı   Hükümet, 17 Nisan 2001 tarihli kararı alan Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin tamamen sivil   hakimlerden oluꢀtuğunu ileri sürmektedir.   AĐHM, kararı esas bakımından inceleyen Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin yeni yapısı önünde   baꢀvuranın kendini savunma imkanı olduğunu tespit etmektedir.   Nihai mahkumiyet kararı, olaylara ve hukuka iliꢀkin unsurların tamamını inceleyen üç sivil   hakim tarafından verilmiꢀtir (bkz, Yaꢀar-Türkiye, baꢀvuru no: 46412/99, 31 Mart 2005 ve   Yılmaz-Türkiye, baꢀvuru no: 62230/00, 20 Eylül 2005).   AĐHM, benzer bir ꢀikayeti daha önce incelediğini ve reddettiğini hatırlatmaktadır (bkz, Imrek-   Türkiye, baꢀvuru no: 57175/00, 28 Ocak 2003). Sözü edilen içtihadından sapmayı   gerektirecek hiçbir koꢀulun bulunmaması nedeniyle AĐHM, AĐHS’nin 35. maddesinin 3. ve 4.   paragrafları uyarınca sözkonusu ꢀikayetin kabuledilemez ilan edilmesinin uygun olacağı   kanaatindedir.   B. Esas   AĐHM, dava süresinin makul olup olmadığının, davanın koꢀullarına göre ve baꢀta davanın   karmaꢀıklığı olmak üzere AĐHM içtihadı tarafından benimsenen kriterler ile baꢀvuran ve   yetkili mercilerin tutumları dikkate alınarak değerlendirildiğini hatırlatmaktadır. (bkz,   diğerleri arasından, Pélissier ve Sassi-Fransa, baꢀvuru no: 25444/94).   Dikkate alınacak dönem, 4 Mayıs 1994 tarihinde baꢀvuranın yakalanması ile baꢀlamıꢀ ve 8   Ekim 2001 tarihinde, Yargıtay’ın nihai kararı ile sona ermiꢀtir. Sözkonusu dönem, toplamda   dört karar alınan iki dereceli yargıda yaklaꢀık yedi yıl beꢀ ay sürmüꢀtür.   Hükümet, yasadıꢀı bir örgüt adına birçok suç iꢀleyen çok sayıda kiꢀiyi kapsaması nedeniyle   karmaꢀık bir davanın sözkonusu olduğunu savunmaktadır. Ayrıca Hükümet, savunmasını   hazırlama için süre taleplerinde bulunan baꢀvuranın da yargılamanın uzamasına neden   olduğunu belirtmektedir.   AĐHM, müteaddit defalar, mevcut davadakine benzer sorunları ortaya koyan çok sayıda dava   incelemiꢀ ve AĐHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiğini tespit etmiꢀtir (sözü edilen Pélissier ve   Sassi).   Takdirine sunulan unsurları incelemesinin ardından, AĐHM, iꢀbu davada farklı bir sonuca   ulaꢀmak için Hükümet’in hiçbir tespit ve argüman sunmadığı değerlendirmesinde   bulunmaktadır. Konuya iliꢀkin içtihadını göz önüne alan AĐHM, mevcut davada, yargılama   süresinin çok uzun olduğu ve “makul süre” gerekliliğini karꢀılamadığı kanaatindedir.   Bu itibarla AĐHS’nin 6/1 maddesi ihlal edilmiꢀtir.   II. ĐLERĐ SÜRÜLÜEN DĐĞER ĐHLALLERE ĐLĐꢁKĐN   Kabuledilebilirliğe iliꢀkin   Baꢀvuran, tutukluluk süresinin uzunluğundan ꢀikayetçi olmakta ve AĐHS’nin 5. maddesine   atıfta bulunmaktadır.   Sözkonusu ꢀikayete iliꢀkin olarak, altı ay süresi, baꢀvuranın iki dönem süren tutukluluk   süresinin sona erdiği tarihlerden itibaren yani 29 Mayıs 1997 ve 17 Nisan 2001 tarihlerinden   itibaren iꢀlemeye baꢀlamaktadır. Sözkonusu ꢀikayet, 6 Nisan 2002 tarihinde dolayısıyla   gecikmeli olarak yapılmıꢀtır. AĐHS’nin 35. maddesinin 1. ve 4. paragrafları uyarınca bu   ꢀikayetin reddedilmesi gerekmektedir.   Baꢀvuran, son olarak, AĐHS’nin 2. ve 3. maddelerine atıfta bulunmakta ve gözaltı ve açlık   grevlerinin yapıldığı cezaevinde güvenlik güçlerinin müdahaleleri sırasında kötü muameleye   maruz kalmaktan ꢀikayetçi olmaktadır. AĐHM, sözkonusu ꢀikayetlerin baꢀvuran tarafından   hiçbir mesnede dayandırılmadığı tespitinde bulunmaktadır. AĐHM, AĐHS’nin 35. maddesinin   1. ve 3. paragrafları uyarınca sözkonusu ꢀikayetlerin reddedilmesi gerektiği kanaatindedir.   III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA   A. Tazminat   Baꢀvuran, maruz kaldığı manevi zarar için 15.000 Euro talep etmektedir.   Hükümet, sözkonusu iddialara itiraz etmektedir.   Hakkaniyete uygun olarak, AĐHM, baꢀvurana 3.600 Euro manevi tazminat ödenmesi gerektiği   kanaatindedir.   B. Yargılama masraf ve giderleri   Baꢀvuran, yapmıꢀ olduğu farklı yargılama masraf ve giderleri için 6.500 Euro talep   etmektedir.   Hükümet, sözkonusu iddialara itiraz etmektedir.   AĐHM içtihadına göre bir baꢀvuran yargılama masraf ve giderlerinin geri ödemesini   gerçekliği, gerekliliği ve oranlarının makul yapısı ortaya konduğu sürece elde edebilir.   Mevcut davada, talebin hiçbir belge ile desteklenmediğini göz önüne alan AĐHM, baꢀvurana,   bu talebine iliꢀkin olarak tazminat ödemeye gerek olmadığı kanaatindedir.   C. Gecikme faizi   AĐHM, gecikme faizinin Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi faizlerine uyguladığı   orana üç puanlık bir artıꢀ eklenerek belirlenmesine hükmetmektedir.   BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM, OYBĐRLĐĞĐYLE,   1. Baꢀvurunun yargılama süresi kapsamında yapılan ꢀikayetlere iliꢀkinin kısmının   kabuledilebilir, geri kalan kısmının kabuledilemez olduğuna;   2. AĐHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiğine;   3. a) AĐHS’nin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinleꢀtiği tarihten itibaren üç ay içinde,   ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Türk Lirası’na çevrilmek üzere, her türlü vergiden   muaf tutularak, Savunmacı Devlet tarafından baꢀvurana 3.600 Euro (üç bin altı yüz Euro)   manevi tazminat ödenmesine;   b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet   tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan   fazlasına eꢀit oranda basit faiz uygulanmasına;   4. Adil tatmine iliꢀkin diğer tüm taleplerin reddine;   KARAR VERMĐꢁTĐR.   Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıꢀ ve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.   paragraflarına uygun olarak 20 Ekim 2009 tarihinde yazılı olarak bildirilmiꢀtir.   6

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło