23818/94
WyrokETPCz1998-07-28ECLI:CE:ECHR:1998:0728JUD002381894
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
Czy niedociągnięcia w planowaniu i prowadzeniu operacji sił bezpieczeństwa oraz brak skutecznego śledztwa w sprawie śmierci cywila naruszyły prawo do życia (art. 2 Konwencji)? Czy brak skutecznego środka odwoławczego w sprawie naruszenia prawa do życia naruszył art. 13 Konwencji? Czy działania władz krajowych utrudniające skarżącemu złożenie i kontynuowanie skargi do Komisji naruszyły art. 25 ust. 1 Konwencji?Ratio decidendi
Trybunał uznał, że państwo ma pozytywny obowiązek ochrony prawa do życia, który obejmuje zapewnienie, że operacje sił bezpieczeństwa są planowane i prowadzone w sposób minimalizujący ryzyko dla życia cywilów. Władze tureckie nie przedstawiły wystarczających dowodów na to, że operacja była odpowiednio zaplanowana i prowadzona z należytą starannością, aby uniknąć ofiar cywilnych, zwłaszcza biorąc pod uwagę ryzyko krzyżowego ognia. Ponadto, Trybunał stwierdził brak skutecznego i niezależnego śledztwa w sprawie śmierci, co jest proceduralnym aspektem art. 2, ponieważ prokurator oparł się na raporcie żandarmerii, nie przeprowadzając własnych, dogłębnych czynności śledczych ani nie przesłuchując świadków. Brak skutecznego śledztwa uniemożliwił skarżącemu skorzystanie z efektywnych środków odwoławczych na poziomie krajowym, co naruszyło art. 13. Władze krajowe, przesłuchując skarżącego w sprawie jego skargi do Komisji, wywarły na niego presję, co naruszyło prawo do indywidualnej skargi z art. 25 ust. 1.Stan faktyczny
Skarżący Muharrem Ergi złożył skargę w imieniu swoim, zmarłej siostry Havvy Ergi i jej córki. 29 września 1993 r. w wiosce Kesentaş (Gisgis) doszło do strzelaniny między tureckimi siłami bezpieczeństwa a członkami PKK. Havva Ergi, siostra skarżącego, zginęła od kuli w głowę, gdy znajdowała się na werandzie swojego domu. Władze krajowe (prokurator) oparły się na raporcie żandarmerii, który przypisywał śmierć PKK, nie przeprowadzając dogłębnego śledztwa ani nie przesłuchując rodziny ofiary czy świadków. Skarżący był dwukrotnie przesłuchiwany przez tureckie władze w związku ze swoją skargą do Europejskiej Komisji Praw Człowieka.Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie odrzucił wstępne zarzuty Rządu dotyczące ważności skargi. Jednogłośnie stwierdził, że Rząd jest pozbawiony prawa do podnoszenia zarzutu niewyczerpania krajowych środków odwoławczych. Jednogłośnie stwierdził, że nie można ustalić, iż siły bezpieczeństwa zabiły siostrę skarżącego w sposób naruszający art. 2 Konwencji. Jednogłośnie stwierdził naruszenie art. 2 Konwencji z powodu niedociągnięć w planowaniu i prowadzeniu operacji sił bezpieczeństwa oraz braku skutecznego i niezależnego śledztwa. Jednogłośnie nie uznał za konieczne rozpatrywania skargi dotyczącej art. 8 Konwencji. Stwierdził naruszenie art. 13 Konwencji w odniesieniu do skarżącego i jego siostrzenicy (8 głosów za, 1 przeciw). Jednogłośnie stwierdził brak naruszenia art. 14 i 18 Konwencji. Stwierdził naruszenie art. 25 ust. 1 Konwencji (8 głosów za, 1 przeciw). Zasądził skarżącemu 1000 GBP za szkody niemajątkowe (8 głosów za, 1 przeciw) i 5000 GBP córce Havvy Ergi (siostrzenicy skarżącego) za szkody niemajątkowe (jednogłośnie). Jednogłośnie zasądził skarżącemu 12000 GBP (pomniejszone o 9995 FF pomocy prawnej) na pokrycie kosztów i wydatków. Jednogłośnie zasądził odsetki ustawowe w wysokości 7,5% rocznie od zasądzonych kwot po upływie trzech miesięcy. Jednogłośnie oddalił pozostałe żądania zadośćuczynienia.Pełny tekst orzeczenia
CONSEIL DE
L'EUROPE
AVRUPA
KONSEYİ
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
ERGİ-TÜRKİYE DAVASI
(66/1997/850/1057)
Strazburg Temmuz 1998
______________________________________________________________________________________
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 1998. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Çok Taraflı Siyasî
İşler Genel Müdürlüğü tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın
adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.
USULİ İŞLEMLER
1. Dava, 9 Temmuz 1997 tarihinde, Sözleşme’nin 32. maddesinin 1.
Paragrafı ile belirlenen üç aylık süre içinde Avrupa İnsan Hakları Komisyonu
("Komisyon") tarafından Mahkeme'ye gönderilmiştir. Bir Türk vatandaşı olan
Muharrem Ergi tarafından 25 Mart 1994 tarihinde Sözleşmenin 25. maddesine
uygun olarak Komisyona yapılan 23818/94 nolu başvurudan kaynaklanmaktadır.
Başvuru, başvuranın kendi adına, merhum kız kardeşi Havva Ergi ve aynı zamanda
yeğeni adına yapılmıştır.
Komisyon'un talebi 44. ve 48. maddelere ve Türkiye'nin Mahkeme'nin
zorunlu yetkisini tanıdığı bildiriye gönderme yapmıştır (Madde 46). Talebin amacı
dava gerçeklerinin sorumlu Devletin Sözleşme'nin 2, 8,13,14,18 ve 25. maddeleri ile
belirlenen yükümlülüklerinin ihlalini ortaya koyup koymadığı hakkında bir karara
varmaktır.
2. Mahkeme A Tüzüğünün 33. maddesinin 3(d) paragrafına uygun olarak
yapılan soruşturmaya cevaben, başvuran duruşmalarda yer almak istediğini belirtmiş
ve kendisini temsil edecek avukatları görevlendirmiştir (Tüzük 30).
3. Oluşturulacak Daireye, resmen seçilmiş Türk hakim Sn. F. Gölcüklü
(Sözleşmenin 43. maddesi), Sn. R. Ryssdal, o zamanki Mahkeme Başkanı (Tüzük 21
4/b) katılmışlardır. 27 Ağustos 1997 tarihinde Başkan, Raportörün huzurunda kura
usulü ile diğer yedi üyeyi; Sn. A. N. Loizou, Sn. M. A. Lopes Rocha, Sn. L.
Wildhaber, Sn. G. Mifsud Bonnici, Sn. B. Repik, Sn. E. Levits ve Sn. V.
Toumanov'u (Sözleşmenin 43. maddesi ve Tüzük 21/5) seçmiştir. Sonuç olarak, 9
Şubat 1998 tarihinde Sn. R. Bernhardt, Mahkeme'nin o zamanki Başkan Vekili,
davanın ilerleyen safhasında yer alamayan Sn. Ryssdal'ın yerini almıştır (Tüzük
21/6, ikinci alt paragraf).
4. Daire Başkanı olarak (Tüzük 21/6), Sn. Ryssdal, raportöre vekalet
ederek, Türk Hükümeti ajanı ("Hükümet"), başvuranın avukatları ve Komisyon
Delegesi ile dava muamelelerinin organizasyonu hakkında görüşmüştür. (Tüzük
37/1 ve 38). Sonuç olarak verilen kararlara uygun olarak, raportör, sırası ile
başvuranın ve Hükümetin görüşlerini 12 ve 20 Şubat 1998 tarihlerinde almıştır. 9
Nisan 1998 tarihinde Komisyon Sekreteri, görüşlerini duruşmada sunacağını
açıklamıştır. Nisan 1998 tarihinde, Komisyon, Daire Başkanının talimatıyla
raportörün talep ettiği Ankara'da Delegelerin önünde tanık dinleme duruşmasının
duruşma tutanağı da dahil olmak üzere dava dosyasından birçok belgeyi temin
etmiştir.
5. 1.Davaya 66/1997/850/1057 numarası verilmiştir. İlk numara davanın
Mahkemeye ilgili yılda (ikinci numara) havale edilen davalar listesindeki yeridir.
Son iki numara Mahkemeye kuruluşundan bu yana havale edilen davaların
listesindeki yerini ve Komisyon’a yapılan başvurulara karşılık gelen listedeki yerini
belirtir.
Mahkeme önünde:
(a) Hükümet adına
Sn. D. AKÇAY, Dışişleri Bakanlığı,
Sn. E. GENEL,
Ajan Yardımcısı,
Sn. A. EMÜLER,
Sn. M. GÜLŞEN,
Sn. A. GÜNYAKTI,
Sn. N. AYMA,
Danışmanlar;
Delege;
(b) Komisyon adına
Sn. G. THUNE,
(c) Başvuran adına
Sn.F. HAMPSON, Avukat,
Sn. K. BOYLE, Avukat,
Sn. A. REIDY, Avukat,
Danışman.
Mahkeme, Sn. Thune, Sn. Hampson ve Sn. Akçay'ın konuşmalarını
dinlemiştir.
ESASLAR HUSUSUNDA
I. DAVADAKİ ÖNEMLİ HUSUSLAR
6. Kürt kökenli bir Türk vatandaşı olan başvuru sahibi Muharrem Ergi, doğumludur ve Aydın İncirliova'da yaşamaktadır.
7. Başvuru, başvuranın kendi adına, merhum kız kardeşi Havva Ergi ve
Havva Ergi'nin kızı adına yapılmıştır. Başvuru, Havva Ergi'nin öldürüldüğü 29 Eylül tarihinde meydana gelen olayla ilgili şikayetlerle ilgilidir.
Olayın meydana geldiği köyün iki ismi vardır: eski Kürtçe ismi Gisgis ve
resmi Türkçe adı Kesentaş. Aşağıda ikinci isim kullanılmıştır.
8. Bu dava ile ilgili esaslar tartışılmıştır.
A. Başvuranın Olay Hakkında Anlattıkları
9. 29 Eylül 1993 tarihinde olayın gerçekleşmesinden bir hafta önce
başvuranın köyü Kesentaş'ta, iki işbirlikçiden biri olan Cuma Bali PKK (Kürdistan
İşçi Partisi) tarafından öldürülmüştü. Olaydan bir gün önce, diğer "işbirlikçi"
İbrahim Halil, Ziyaret Köyünün Korucuları ve jandarma eşliğinde başvuranın
köyünden 5 kilometre uzaklıktaki Ziyaret Köyüne yola çıkmıştı. "İşbirlikçi",
başvuran tarafından, köy korucularından farklı olarak, Devlet için casusluk yapan
kişi olarak tanımlanmıştır.
10. 29 Eylül 1993 tarihinde, güvenlik güçleri köy civarında PKK
mensuplarını yakalamak için pusu kurmuşlardı. Bir komando birliği ve Ziyaret
Köyü korucularından oluşmaktaydı. Güvenlik güçleri, asfalt yolun kenarındaki
köyün 600 metre kuzey-batısında ve güneyindeki mezarlığın içinde veya yakınında
mevzilenmişlerdi. Güvenlik güçleri ateş açtılar. Ateş edilmeye, yaklaşık bir saat
devam edildi ve sivillere ait evler de fark gözetilmeden açılan ateşe maruz kaldı. Bu
durum, başvuranın kız kardeşi Havva'nın hayatını kaybetmesine yol açtı. PKK'nın
hiçbir üyesi ne yakalandı ne de öldürüldü.
11. Başvuranın evi köy meydanında idi. Olayın meydana geldiği sırada
babası ve kız kardeşi Havva, evin üst kısmındaki balkonda uyuyorlardı. Ateş açılır
açılmaz Havva ve babası eve girdiler, fakat Havva bir şeyler toplamak için
verandaya çıktı. Eşikteyken, başına bir kurşun isabet etti ve o anda öldü.
12. Ertesi sabah, başvuranın amcası Hasan Ergi, muhtemelen telefonla
Ergani Jandarma Komutanı'na başvuranın kız kardeşinin öldürüldüğünü bildirdi.
Komutan sadece bir kişinin öldüğünü öğrendiğinde çok şaşırdı ve en az yirmi kişinin
ölümünü beklediğini söyledi. Başvuranın amcası, Cumhuriyet Savcısı'na
başvuracağını söyledi. Fakat, Komutan, onlara evlerine dönmelerini ve Cumhuriyet
Savcısı'na kendisinin bilgi vereceğini söyledi.
13. Öğlene doğru, Cumhuriyet Savcısı, bir doktor ve birkaç asker
başvuranın evine geldiler ve otopsi yapıldı. Başvuranın evinde otopsi yapılırken,
başvuranın erkek kardeşi Seyit Battal Ergi, askerlere neden bunların başlarına
geldiğini sordu. Bir astsubay, köylülerin korucu olmayı kabul ettikleri taktirde, bu
olayların sona ereceğini, köyün girişinde teröristlerin görülmesi nedeniyle köye ateş
açıldığını ve askerlerin düzensizliği nedeniyle köye fark gözetilmeden ateş
edildiğini söyledi. Doktor otopsiyi tamamladıktan sonra, başsağlığı dileklerinden
başka hiç bir şey söylemedi. Ayrıca defin belgesi çıkardı. Cumhuriyet Savcısı,
başvuran ve ailesine olayın nasıl gerçekleştiğini sormadı. Jandarma görevlisi İsa
Gündoğdu, köylülere hiç bir şey sormadan veya olaya karışan komando güçlerinin
konu ile ilgili ifadelerini almadan olay tespit tutanağını hazırladı. Olay sırasında
PKK'nın bulunduğunun söylendiği alanda jandarmalar tarafından boş kovan
bulunamamıştır. Olay sırasında, PKK'ın orada bulunduğuna dair hiçbir delil mevcut
değildir.
14. Başvuranın kız kardeşini öldüren, balistik raporda anlatılan merminin,
diğer birçok güçler gibi Türk güvenlik güçlerince de kullanılan standart NATO 7.62
olduğu tespit edilmiştir. Doğudan ateş edilmiş olması mümkün değildir, çünkü
evlerin duvarları ile bloke edilmiş durumdadır. Sadece güneyden ve güvenlik
güçlerinin mevzilendiği daha yüksek bir yerden, bir dağ eteğinden, güneydoğudan
ateş edilmiş olması mümkündür.
15. Otopsi yapıldıktan sonra, Cumhuriyet Savcısı ve aile arasında temas
kurulmamıştır. Olayın resmi görünümü ile ilgili olarak başvuran ve ailesi
aydınlatılmamış ve vurulma olayı ile ilgili olarak herhangi bir araştırma veya
soruşturma yapılıp yapılmadığı hakkında bilgilendirilmemişlerdir. Başvuran, 200
haneli köyün 20 haneye düştüğünü, geri kalan ailelerin askeri olaylar nedeniyle, kız
kardeşinin ölümüne yol açan olay gibi, evlerini terk ettiklerini belirtmiştir.
B. Hükümetin Olayı Sunuşu
16. Güvenlik güçleri, bölgede aktif olan PKK mensuplarını yakalamak
için, köy civarında pusu operasyonu düzenlemiştir. Birlikler kuzey-batıda saklanmış
ve köyün güneydoğusundaki bir noktada mezarlığın yanında PKK ile silahlı
çatışmaya girmişlerdir. PKK'nın bulunduğu yerden 100 metre daha yüksek bir yerde
idiler. Güneyde bulunan bir birlik söz konusu değildi ve birlikleri orada
bulundurmanın hiçbir anlamı yoktu çünkü PKK güneyden gelmeyecekti. Bu
sebepten dolayı, başvuranın kız kardeşini öldüren mermi, güneyden güvenlik
güçlerince atılmış olamaz.
17. Çatışma sırasında, açılan uzun süreli ve ayırım gözetmeyen saldırı
iddialarını desteklemeyecek şekilde, sadece birkaç ev hafif hasar görmüştü.
C.Ulusal Otoriteler Önündeki Prosedür
18. Olay hakkındaki hazırlık soruşturması, Ergani Bölgesi Cumhuriyet
Savcısı tarafından başlatıldı. 30 Eylül 1993 tarihinde babasının evinde, başvuranın
kız kardeşine otopsi yapıldı. Aynı tarihli tıbbi rapora göre, yapılan genel kontrolde
bir mermi yarası, muhtemelen merminin girdiği bölge, tespit edilmiştir. Kafatası
açılmış ve 7.62'lik mermi, sağ çeper lobunda bulunmuş ve alınmıştır. Ölümün, tıbbi
incelemeden yaklaşık 10-12 saat önce meydana geldiği tespit edilmiştir.
19. Ergani Cumhuriyet Savcısı'na gönderilen 7 Ekim 1993 tarihli
mektupta, Jandarma Komutanı Ahmet Kuzu, güvenlik güçlerinin Kesentaş Köyü
girişinde bir pusu operasyonu düzenlediğini bildirmiştir. Güvenlik güçleri köyün
kuzeyine doğru kaçan teröristlere ateş açmış ve hiç kimseyle irtibat kurmadan, bu
yönde bir araştırma ekibi göndermiştir. 30 Eylül 1993 tarihinde saat 08.00
sıralarında Ergani Bölge Jandarma Komutanlığı'na telefon edildiğinin ve Havva
Ergi'nin çatışma sırasında öldürüldüğünün rapor edildiğini belirtmiştir. Aynı gün
Cumhuriyet Savcısının da huzurunda saat 10.00'da inceleme yapılmıştır. Olay tespit
tutanağı ve olay yeri krokisinin kopyaları mektuba eklenmiştir.
20. 12 Aralık 1993 tarihinde, Ergani Cumhuriyet Savcısı Mustafa Yüce,
konunun kendi yetkisi dışında olduğunu düşünerek, davanın halen görülmekte
olduğu Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi'ne bağlı yetkili Cumhuriyet
Savcısı'na göndermiştir. Yetkisizlik kararı, davalıları "yasadışı PKK örgütünün
üyeleri" ve suçu da güvenlik güçleri ile silahlı çatışmaya girmek ve cinayet olarak
tanımlamıştır. Havva Ergi'nin köye yaklaşmakta olan PKK üyeleri ve Kesentaş
Köyü civarında bir pusu operasyonu gerçekleştirmekte olan güvenlik güçleri
arasında çıkan silahlı çatışmada açılan ateş sonucu öldüğünü belirtmiştir.
21. 1 Nisan 1994 tarihinde Bölge Kriminal Polis Laboratuarı uzman
balistik raporunu yayınlamıştır. Kurşunun 7.62 mm çapında olduğu ve namlusunda
saat yönünde dönen dört çizgi bulunan bir silahla ateşlendiği tespit edilmiştir.
22. Cumhuriyet Başsavcısının Diyarbakır Devlet Güvenlik
Mahkemesi'ndeki ofisinden Adalet Bakanlığı'na gönderilen 8 Aralık 1994 tarihli
mektupta, köye yayılan pusu operasyonu sırasında ve merminin bir evin kapısının
kasasından sekmesi sonucunda kapının yanında ayakta durmakta olan Havva Ergi'ye
isabet ettiği rapor edilmiştir. Ölümü hakkındaki soruşturma halen devam etmekte
idi. Balistik inceleme sonucunda merminin şeklinin bozuk olduğu saptanmış ve
kullanılan silah hakkında bir sonuca ulaşmak için gerekli hiçbir bilgi
edinilememiştir. Olay yerinde boş kovan bulunamamıştır. Böylece, dosyada ölüme
neden olan silah hakkında hiçbir bilgi mevcut değildir. Silahlı çatışma 21.30'da
başlayıp gece yarısına kadar devam ettiği için, görülenlere ve duyulanlara dair şahit
mevcut değildir. Silahlı çatışmaya katılan PKK mensuplarını yakalamak için
çalışmalar devam etmekte idi fakat uzun bir süre çatışma alanına geri dönmedikleri
için, bu şahısları belirleyip tutuklamak zaman alacaktır. Başvuranın İnsan Hakları
Derneği (İHD) tarafından alınan 9 Ekim 1993 tarihli ifadesindeki iddialarla ilgili
olarak, güvenlik güçlerinin köye ateş açtıkları iddiası doğru değildi ve terörizme
karşı mücadele veren güvenlik güçlerini karalamak amacını taşımaktaydı. Güvenlik
güçlerinin görevi köye
ateş açtıkları konusundaki şüpheleri yok etmeyi
sağlayacak şekilde düzeni sağlamak ve halkı korumaktı. Kesentaş köyündeki
olaylar genellikle köye doğru giden ve köyden ayrılan yollarda güvenlik güçlerince
gerçekleştirilen pusu operasyonundan kaynaklanmıştır.
23. İçişleri Bakanlığı, 26 Aralık 1994 tarihli mektupla, güvenlik
güçlerinin köye yaklaşmakta olduklarını haber aldıkları teröristleri yakalamak
amacıyla, 29 Eylül 1993 tarihinde köye geldiklerini Dışişleri Bakanlığına
bildirmiştir. Güvenlik güçlerine PKK tarafından saldırılmıştır. Ziyaret Köyü'nden
korucular operasyona katılmamıştır. Kendi korucuları olan köye baskın
düzenlenmez. Köylülerin korucu olmak için başvurmalarına rağmen, uygun görev
olmadığı için görevlendirilmemişlerdir. Olay sırasında başvuranın iddia ettiği gibi değil (Bkz. yukarıda 15. paragraf) 150 hane vardı ve başvuran tarafından iddia
edildiği gibi halen orada yaşamakta olan 20 değil, 180 hane mevcuttur.
D. Komisyon'un Esas Hakkındaki Bulguları
24. Dava esasları, özellikle de Haziran 1993'te veya o sıralarda meydana
gelen olaylar tartışıldığı için, Komisyon, tarafların yardımı ile bir araştırma
başlatmış ve 7-8 şubat 1998 tarihlerinde Ankara'da bir duruşmada üç delege
tarafından alınan dört tanığın sözlü ve yazılı ifadeleri de dahil olmak üzere yazılı
delilleri toplamıştır.
25. Yazılı deliller hususunda, Komisyon, başvuranın Diyarbakır İnsan
Hakları Derneği (İHD) tarafından alınan 9 Ekim 1993 tarihli ifadesine ve Ergani
Merkez Jandarma Teşkilatı Komutanı İsa Gündoğdu tarafından hazırlanan ve diğer
jandarmalar tarafından imza edilen 30 Eylül 1993 tarihli olay tespit tutanağına
büyük önem vermiştir. Rapor, Havva Ergi'nin PKK'nın güvenlik güçleri ile
çatışması sırasında açılan ateş sonucunda kaza ile öldürüldüğü sonucuna varmıştır.
Dahası Komisyon, İsa Gündoğdu tarafından hazırlanan ve imzalanan 30 Eylül 1993
tarihli olay yeri krokisine önem vermiştir. Krokide maktulun cesedinin yeri,
teröristlerin ateş ettiği nokta (7), güvenlik güçlerinin ateş ettiği nokta (9), yol ve köy
eğimleri numaralarla gösterilmiştir.
26. Buna ek olarak, Komisyon, sırasıyla 30 Ekim ve 3 Kasım 1995 tarihli
iki ifadeye önem vermiştir.
Başvuran ve Terörle Mücadele Departmanı görevlileri tarafından
imzalanan ilk ifade, soru cevap şeklinde hazırlanmıştır. Başvurana mal beyanı
gösterilmiş ve imzanın kendisine ait olduğunu onaylaması istenmiştir. Avrupa İnsan
Hakları Derneği'ne veya Türkiye'de başvuruda bulunup bulunmadığı konularında
sorular sorulmuş ve başvuruda bulunduğu doğruysa, daha fazla açıklama yapılması
istenmiştir. Kız kardeşi için İnsan Hakları Derneği'ne başvurduğunu, Kürdistan
İnsan Hakları Projesine başvurmadığını ve İHD aracılığıyla dolaylı olarak Avrupa
İnsan Hakları Komisyonuna başvurduğunu belirtmiştir. İçinde bulunduğu maddi
durum hakkında ayrıntılı bilgi sunmuştur.
Başvuran ve Cumhuriyet Savcısı tarafından imzalanan ikinci ifade,
kendisine mal beyanının gösterildiğini ve başvuranın, kendi yaptığı mal beyanına
benzediğini onayladığını belirtmiştir. 1993 yılında İHD'ye ve Avrupa İnsan Hakları
Komisyonu'na başvurduğunu açıklamıştır. Başvurusunun başka herhangi bir konu
ile ilgili olmadığını ve başka birşey eklemek istemediğini belirtmiştir.
27. Sözlü ifadeler, başvuranın, Ahmet Kuzu, (Ergani Bölgesi Jandarma
Komutanı), İsa Gündoğdu ve Mustafa Yüce'nin (Ergani Cumhuriyet Savcısı)
ifadelerini kapsamaktadır. Ayrıca aşağıdaki tanıklar da çağrılmalarına rağmen,
mahkemeye gelmemişlerdir: Bekir Selçuk (Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi
önündeki Cumhuriyet Başsavcısı), Senai Baran (muhtar), İbrahim Halil Ergi (Havva
Ergi'nin Babası), Seyit Battal Ergi (Havva Ergi'nin erkek kardeşi), Hasan Ergi
(Havva Ergi'nin amcası) ve Hacere Ergi (Havva Ergi'nin annesi).
28. 7-8 şubat 1996 tarihinde yapılan duruşmanın tutanağı Hükümetin
başvurunun geçerliliğine ilişkin ilk itirazları ile ilgili şu konuşmaları da
içermektedir: (Bkz. aşağıdaki 60. paragraf):
"Sn. GÜNDÜZ: Dilekçeniz önümüzde. Bu imza size ait, Muharrem Ergi,
öyle değil mi?
Sn. Muharrem Ergi: Evet.
Sn. GÜNDÜZ: Sn. Ergi, sonradan sizin adınıza yapılan başvuru hakkında
bilginiz var mı? Avrupa İnsan Hakları Komisyonu'na verilen başvuruyu gördünüz
mü?
Sn. Muharrem Ergi: Evet.
Sn. GÜNDÜZ: İngilizce bilmiyorsunuz değil mi?
Sn. Muharrem Ergi: Hayır. Çok değil.
Sn. GÜNDÜZ: Yine bir yanlışlık var. Size bir kadın gibi hitap ediliyor.
Tabi Muharrem ismine çok rastlanmıyor, nedeni bu olmalı. Bu imza size ait.
"Annem ve babamla birlikte gittik" demişsiniz öyle değil mi?
Sn. Muharrem Ergi: Evet."
Mustafa Yüce, delegelere, olay tespit tutanağının olaydan PKK'nın
sorumlu olduğu yönündeki sonucunun doğru olduğu konusunda ikna olduğunu ve
buna karşı başka bir iddiada bulunulmadığını belirtmiştir. Güvenlik güçlerince
hazırlanan raporun doğru olduğundan şüphe etmek için hiçbir neden yoktur. Havva
Ergi'nin güvenlik güçlerinin açtığı ateş sonucu öldüğü iddiasında bulunulursa, köye
gitmek zorunda kalacaktı. Güvenlik güçlerinin sorumlu olması halinde, kendisine
şikayette bulunulmuş olacağına inanmaktadır.
29. Sözlü kanıtlarla ilgili olarak, Komisyon, tercümanlar aracılığıyla
sözlü olarak alınan ifadeleri değerlendirme zorluklarının farkındadır. Böylece
delegeler önündeki tanıkların ifadelerinin içeriğine dikkat etmiş ve büyük önem
vermiştir.
Olaylarla ilgili birbirine zıt ve çelişkili beyanların olduğu davada
Komisyon, özellikle iç hukukta etkili bir adli takibat ve söz konusu olaylarla ilgili
diğer bağımsız soruşturmaların olmayışı konusunda müteessir olmuştur. Delillerin
toplanmasında ilk derece mahkemesi olarak
sınırlarının farkında idi. Yukarıda
bahsedilen dil ile ilgili problemlere ek olarak bölgede hüküm sürmekte olan şartlarla
ilgili ayrıntılı ve doğrudan bilgi eksikliği söz konusu idi. Dahası, Komisyon'un
şahitleri mahkemeye çıkıp ifade vermeye zorlama konusunda gücü yoktur. Bu
davada on kişinin mahkemeye davet edilmesine rağmen, sadece dört kişi Komisyon
Delegeleri önünde ifade vermiştir. Kayda değer olarak sadece çağrılan iki savcıdan
biri gelmiştir ve Komisyon'un tekrarlanan taleplerine rağmen, Hükümet, Delegeler
önünde ifade vermeleri için operasyona katılan görevlileri tespit etmemiştir.
Hükümet, ayrıca, operasyonla ilgili belgelerin tümünü sunmamıştır. Bu sebepten
dolayı, Komisyon, önemli derecedeki ifade ve kanıt yokluğu içinde, olaylarla ilgili
karara varırken zorluklarla karşılaşmıştır.
Komisyon'un bulguları şu şekilde özetlenebilir.
1. Olayların Evveliyatı:
30. Kesentaş Köyü, kuzey yönü güneyinden daha yüksek olan ve kuzey
yönünün arkasında dik dağlar bulunan bir dağ yamacında kurulmuştur. Köy
civarında üzüm bağları mevcuttur; dağların arasında kuzeydoğu yönünde
uzanmakta olan köyden doğu-batı yönlü bir yol geçmektedir; köyün güneyinde daha
geniş bir anayol doğu-batı yönlüdür ve bu yolun güneyinde zemin yine yukarı doğru
meyillidir. Köy böylece engebelidir. Kuzeye doğru arazi, kuzey/kuzeydoğu
yönünden köye inen bir nehir yatağı ile birlikte inişli yokuşlu ve diktir.
31. Komisyon, tanıkların ifadeleri vasıtasıyla 1993 yılında veya bu
sıralarda, yörede PKK faaliyetlerinin etkin olduğu sonucuna varmıştır. 29 Eylül tarihinde, operasyondan kısa bir süre önce, köy ile ilgili en az iki olay
gerçekleşmiştir. Olaylardan birinde bir köylü Cuma Bali öldürülmüş ve diğerinde ise
başka bir köylü İbrahim Halil ve babası, evi kurşunlandıktan sonra jandarma
koruması altında köyü terk etmişler ve koruculara katıldıkları Ziyaret Köyü'ne
taşınmışlardır. Halil, PKK ile birlikte dağlarda bulunmuş ve kendi iradesi ile geri
dönmüştür. İkinci olayın ne zaman gerçekleştiği tespit edilememiştir. Başvuranın
İHD'ye sunmuş olduğu yazılı ifade olaydan bir gün önceki taşınmaya atıfta
bulunmaktadır, fakat başvuran sözlü ifadesinde köyde olmadığını ve diğerlerinin
kendisine ne söylemiş olabileceklerini hatırlamadığını belirtmiştir. Ailenin
taşınmasına yardım eden Binbaşı Kuzu tarih konusuna kesinlik kazandırmamıştır.
32. PKK, köylülerden ilaç ve yiyecek talep etmekle birlikte arazinin
engebeli oluşundan faydalanarak kuzeyden köye girmeye çalışmıştır. Köyde korucu
yoktu ve civarda daimi bir güven söz konusu değildi. Köyün güneyindeki anayol,
zaman zaman devriye gezerek kontrol edilmekte idi.
33. 17 kilometre doğuda, Ergani'de, astsubay İsa Gündoğdu'nun sorumlu
olduğu Merkez Jandarma Komutanlığı vardı. Ayrıca Ergani'de Binbaşı Kuzu
emrinde Bölge Jandarma Komutanlığı ve ayrıca bir komando taburu vardı. Binbaşı
Kuzu bölgenin genel kontrolünden ve merkez jandarma teşkilatından sorumluydu ve
buna ek olarak çoğu zaman arazide olan komando gücü komutanlığı görevinde
bulunamıyordu.
2. 29 Eylül 1993 Tarihinde Kesentaş Köyü'nde Meydana Gelen Olaylar
34. Komisyon, 29 Eylül 1993 tarihinde Kesentaş Köyü'nde meydana
gelen olaylar hususunda ulusal düzeyde ayrıntılı bir soruşturmanın yapılmadığını ve
olaylar hususunda adli bulgu mevcut olmadığını gözlemlemiştir. Böylece Komisyon,
bulgularını Delegeler önünde sözlü olarak veya dava sırasında yazılı olarak sunulan
ifadelere dayandırmıştır; bu değerlendirmede yeteri kadar kuvvetli açık ve uygun
neticelerin veya buna benzer aksi ispat edilmemiş kuvvetli ihtimallerin birlikte
varolması ve buna ek olarak kanıtlar toplanırken tarafların nasıl bir tutum içinde
oldukları değerlendirmeye dahil edilebilir. (Bkz. mutatis mutandis 18 Ocak 1978
tarihli İrlanda İngiltere'ye Karşı Kararı, Seri A, no 25, sayfa 65, paragraf 161).
35. Komisyon, iki jandarma tanığının verdikleri ifadede çatışma çıktığı
zaman köyde olmadıkları gerçeğine dikkatleri çekmiştir. Binbaşı Kuzu, çatışma
sırasında, komandolarla birlikte operasyonda olduğunu belirtmiştir. Astsubay İsa
Gündoğdu, çatışma sona erdikten sonra olay yerine gelmiştir ve PKK'nın kaçtığı yön
olduğu iddia edilen tarafa doğru gitmesine rağmen, onların izine rastlayamamıştır.
Komisyon, Ankara'daki duruşmadan önce, tanıkların dinlenmesi amacıyla
operasyonda görev alan jandarmaların kimliklerinin açıklanmasını Hükümet'ten iki
kez talep etmiştir. Hükümet ise bu talebe karşılık vermemiştir. Komisyon,
başvuranın da o sırada köyde olmadığını ve o gece ile ilgili anlattığı olayların aile
üyelerinin ve köylülerin anlattıklarına dair hatırladıklarına dayandığını hatırlatmıştır.
Çatışma sırasında orada olan başvuranın ailesinin üyeleri Delegeler tarafından
çağrılmalarına rağmen tanık olarak duruşmaya katılmamışlardır. Bu sebepten dolayı,
Komisyon önünde olayları anlatabilecek bir görgü şahidinin olmaması üzücüdür.
36. Dahası, yazılı deliller de en yetkili kişi tarafından hazırlanmamıştır.
Olay tespit tutanağı ve olay yeri krokisi operasyona katılan bir jandarma görevlisi
tarafından değil, İsa Gündoğdu tarafından hazırlanmıştır ve İsa Gündoğdu'nun
delegeler önündeki ifadesinden güvenlik güçlerini olay yerinde ve ayrıntılı bir
biçimde sorguladığı açık değildir. Gerçekten de onlarla iletişimi şifreli iletişim
vasıtasıyla telsiz iletişimi ile sınırlı olduğu izlenimini veriyordu. Hükümet,
operasyona katılan birimin komutanının kimliğinin ve ait olduğu birimin
açıklanmasına ve operasyonla ilgili kayıtların tutulduğu kayıt raporlarına dair
kopyaların sunulması hususlarında Komisyon talebine uyulmamıştır.
37. Komisyon'un bu sebepten dolayı, 29 Eylül 1993 gecesinde
gerçekleşen olaylara dair delili yeterli değildir. Bir çatışmanın gerçekleşip
gerçekleşmemesi hususunda Komisyon, "işbirlikçilerden" birinin vurulduğu ve
diğerinin de ayrılmaya zorlandığı köyde meydana gelen olaylarla bağlantılı olarak,
başvuranın, köyün ayırım gözetilmeksizin bombardımana tutulduğunu iddia ettiğini
belirtmiştir. Komisyon, Binbaşı Kuzu'nun tehdit edilen köylünün götürülmesi
olayına doğrudan katıldığını ve PKK'nın köylüye ateş ettiğini düşünmediğini, fakat,
örgütü terk etmesinin sebebini öğrenmek amacıyla, diğer köylülerin onu öldürmüş
olabileceğini hatırlamaktadır. İsa Gündoğdu köydeki birçok insanın örgüte katıldığı
yorumunu yapmıştır. Başvuranın köye bir ders vermek amacıyla köyün
bombardımana tutulduğu iddiası, temelsiz bir iddia değildir.
38. Komisyon, birçok şaşırtıcı duruma dikkati çekmiştir. Binbaşı Kuzu,
Bölge Jandarma Komutanı idi, fakat ne olduğuna dair fikir yürütebilme yetisine
sahip olduğunu düşünmesine rağmen, kendi yetkisi altındaki bir operasyonda rolü ve
bilgisi yoktur. Olayın meydana geldiği gece, merkez jandarma teşkilatındaki İsa
Gündoğdu, jandarma teşkilatının diğer araçları başka bir görevde kullanılmakta
oldukları için polisten, personeli taşımak için silahlı araç aldı. İsa Gündoğdu,
köydeki çatışmanın sadece beş dakika sürdüğünü fakat Diyarbakır Devlet Güvenlik
Mahkemesi savcısının, 8 Aralık 1994 tarihli mektubu, başvuranın ailesinden
öğrendiği olaylarla ilgili anlattıklarını ve bunları teyit eden, saat 21.30'da başlayan
ve gece ilerleyen saatlere kadar devam eden silahlı saldırının bir saatten fazla
sürdüğünü ifade etmektedir. Başvuran, açılan ateşin uzun süreli olmasından da
anlaşılabileceği gibi, köyde geniş çapta zarar meydana geldiğini ifade etmiştir.
Başvuran köyün içinde dolaşmış, yaklaşık yüz kadar evdeki hasarı fark etmiş ve iki
evdeki mermi izlerini gösteren birkaç fotoğraf çekmiştir. Ertesi gün köye giden İsa
Gündoğdu, sadece iki üç evin ve bir aracın en çok 15 mermiden hasar gördüğünü
belirtmiştir. Bu durum, hükümet tarafından daha fazla bilgi sunularak izah
edilebilirdi. İsa Gündoğdu köyün fotoğraflarının savcı tarafından çekildiğini
belirtmiştir. Bunlar, fotoğraf çekilmediğini belirten Hükümet tarafından
sunulmamıştır.
39. Sunulan çatışmanın detaylarıyla ilgili olarak, Komisyon yine
doğrudan bilgi eksikliği ile engellenmiştir. İlk olarak, İsa Gündoğdu tarafından
çizilen olay yeri krokisinin son kısmı dahil edilmemiş bulanık bir kopyası
sunulmuştur. Bu kopya teröristlerin pozisyonunu (no 7) ve güvenlik güçlerinin
pozisyonunu (no 9) gösteren bir anahtar niteliği taşımaktadır. A(no 7) köyün doğu
kısmını göstermektedir. A (no 9) kuzey batıyı göstermektedir. Ayrıca güneyde,
kuzey batıdaki güvenlik güçlerinin pozisyonuna benzer özellik gösteren ve bulanık
bir şekil içeren karalamalar vardı. Bu şekil a 9'a benzemektedir. İsa Gündoğdu
sorgulandığı zaman, teröristlerin güneyde olduklarını ve krokide bulanık şekil ile
işaretlenmiş pozisyona yakın olduklarını belirtmiştir. Bulanık şekil a 9 olsa idi, bu
bir hata olurdu. Ayrıca Binbaşı Kuzu da güneyde güvenlik güçlerinin olmadığı
konusunda ısrarlı idi. Kısacası, bunun bir anlamı yoktur: arazi müsaitti ve PKK'nın
kuzeyden geleceğini ve bu yönde kaçacaklarını biliyorlardı. Binbaşı Kuzu, kendi
ifadesinde çatışma sırasında orada olmadığını belirttiği için, Komisyon onun verdiği
ifadeye fazlaca önem veremeyeceği görüşündedir. İsa Gündoğdu krokisini
çatışmaya katılan birliklerin anlattıklarına, büyük olasılıkla kısa bir telsiz
bağlantısına dayandırmıştır. Başvuranın evvelden, güvenlik güçlerini güneyde
olarak işaretlemesi ve şimdi de bunun bir hata olduğundan emin olması garip bir
duruma işaret etmektedir. Tanıkların dinlenmesinden aylar sonra, Komisyon'a
güvenlik güçlerinin bulunduğu yeri; köyün güneyindeki bulanık şekli gösteren a 9
olduğu açıkça belli olan daha net bir olay yeri krokisi sunulmuştur.
40. Komisyon, balkonun güneye bakan pozisyonunu ve civardaki evlerin
özellikle de doğudaki yüksek duvarın pozisyonunu dikkate aldığında, başvuranın
Havva Ergi'yi öldüren merminin güneyden veya güneydoğudan ateşlenmesinin
mümkün olduğu şeklindeki görüşlerini paylaşmıştır. Hükümet buna itiraz
etmemiştir.
41. Hükümetin, yukarıda bahsedilen belge ve bilgileri sunmamasına bağlı
olarak, Komisyon, güvenlik güçlerinin bir süre ile köye ateş açtığı ve güvenlik
güçleri birimlerinin güneyde oldukları şeklindeki başvuranın iddialarını destekler
nitelikte güçlü neticeler çıkarılabileceği görüşündedir. Bununla beraber, Komisyon
önünde, 29 Eylül 1993 tarihinde gerçekleştirilen operasyonun iddia edildiği gibi
çatışmaya yol açan bir pusu operasyonu değil, misilleme cezası görevi olduğunu
destekleyecek yetersiz belge mevcuttu. Komisyon, Havva Ergi'yi öldüren merminin
güvenlik güçlerince atıldığının tespit edilmediğini belirtmiştir. Fakat, öyle olmuş
olabileceğini destekleyecek bulguların varolduğu görüşündedir.
3. Yetkililer Tarafından Yürütülen Soruşturma
42. Başvuranın kız kardeşinin ölümü, 30 Eylül 1993 tarihinde saat 08.00
sıralarında yetkililere bildirilmiştir. Cumhuriyet Savcısı, eşlik eden İsa Gündoğdu ve
birkaç jandarma köye gelmişlerdir. Ergi ailesine ait evde otopsi yapılmış, ve daha
sonra adli inceleme için gönderilen mermi çıkarılmıştır. Savcı birçok insanla
konuşmuştur. Fakat İsa Gündoğdu, savcının soruşturma yaptığını söylerken, kendi
olay tespit raporunda buna benzer bir olaya iştirak etmediğini ve gerçekte ifade
alındığına şahit olmadığını teyit etmiştir. Savcının talimatı üzerine İsa Gündoğdu
birçok yerde özellikle de güneyde boş kovan aramıştır. Bulunduğu rapor edilen
hiçbir kovan mevcut değildir.
43. Başka bir savcı Mustafa Yüce, izinden dönüşünde soruşturmayı
devraldı. 12 Aralık 1993 tarihinde ölümden PKK'nın sorumlu olduğunu ima eden,
yetkisizlik kararı verdi. Kararını İsa Gündoğdu'nun hazırladığı olay tespit tutanağına
ve olay yeri krokisine dayandırmıştır. Aile üyeleriyle, köylülerle veya askeri
personel ile görüşmemiştir. Cumhuriyet Savcılarından hiçbiri bu kişilerden ifade
almamıştır.
Söz konusu rapordan, başvuranın kız kardeşini öldüren mermiyi
ateşleyenin PKK olduğu belli değildir. Ayrıca, raporla birlikteki olay yeri krokisine
göre, güvenlik güçleri güneyde ve kuzey batıda ve teröristler doğudadır fakat hangi
yönden ateş edildiği sorusuna açıklık getirecek olan Ergi ailesinin evinin ve
çevresindeki evlerin yeri belli değildir. Ayrıca rapor metninde de güvenlik
güçlerinin yeri hakkında açıklama yapılmamıştır.
44. Yetkisizlik kararının ardından, dosya, Diyarbakır Devlet Güvenlik
Mahkemesindeki savcıya transfer edilmiştir. 1 Nisan 1994 tarihli balistik rapor
hariç, o tarihten itibaren, soruşturma tedbirleri ile ilgili hiçbir belge sunulmamıştır.
45. Binbaşı Kuzu, Delegelere askeri operasyonların planlanmasında,
bunların sivil bölgelere taşınmaması hususunda önemli bir prensibin varolduğunu
belirtmiştir. Bu olayda plan, faaliyeti köyün kuzeyi ile sınırlı tutmaktı fakat, PKK
onlara doğru tahmin edilen yönden yaklaşmamıştır. Operasyonla ilgili hiçbir askeri
soruşturma yapılmamıştır. Binbaşı Kuzu, İsa Gündoğdu'nun hazırlamış olduğu olay
tespit raporunu ve olay yeri krokisini inceledikten sonra, bunları Cumhuriyet
Savcısı'na sunmuş ve daha fazla bir işlem yapmamıştır.
II. İLGİLİ İÇ HUKUK
46. Anayasanın 125. maddesi şöyledir:
"İdarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu açıktır...
İdare kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle
yükümlüdür."
47. Yukarıdaki hüküm olağanüstü hal veya savaş durumlarında bile,
herhangi bir sınırlamaya tabi tutulmaz. Bu hükmün ikinci şartı "sosyal risk" teorisine
bağlı olarak, güvenirliği mutlak ve objektif bir nitelikte olan idare açısından
herhangi bir hatanın varlığının kanıtlanmasını önemli ölçüde gerektirmemesidir.
Böylece, İdare, Devletin kamu düzeni ve güvenliğini sağlamada veya can ve mal
güvenliğini korumada başarılı olamadığı durumlarda bilinmeyen ya da terörist
şahıslarca işlenen fiillerden zarar gören insanlara tazminat verebilir.
48. Türk Ceza Kanunu, katil kastıyla olmayan adam öldürme (452. ve
459. maddeler), kasten adam öldürme (448. madde), ve öldürmek fiili ile ilgili (450.
madde) hükümleri kapsamaktadır. Bu tür suçlarla ilgili bütün şikayetler için Ceza
Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun 151. ve 153. maddeleri gereğince savcıya veya
yerel idari yetkililere başvurulabilir. Savcı ve polisin kendilerine rapor edilen suçları
araştırma görevleri vardır (153. madde) ve savcı Ceza Muhakemeleri Usulü
Kanunu'nun 148. maddesi gereğince dava açılıp açılamayacağı hakkında karar verir.
Şikayetçi, savcının cezai işlem başlatmama kararına karşı çıkabilir (165. madde ).
49. Bu fiilleri işleyen şüpheli şahısların askeri personel olması
durumunda, Askeri Ceza Kanunu'nun 89. maddesi gereğince, emirlere itaat
edilmemişse, büyük çapta zarara sebebiyet vermek, insan hayatını tehlikeye atmak
ve mala zarar vermek suçlarından haklarında dava açılabilir. İşlemler bu şartlar
altında Ceza Kanunu gereğince yetkili otorite önünde veya şüpheli şahsın hiyerarşik
olarak üstü konumundaki yetkililer önünde ilgili şahıslar tarafından (askeri olmayan)
başlatılabilir (353 nolu Askeri Mahkemeler Kuruluşu ve Yargılama Usulü
Kanunu'nun 93. ve 95. maddeleri).
50. Suçu işlediği iddia edilen şahıs güvenlik güçleri mensupları da dahil
olmak üzere bir devlet görevlisi veya memur ise, yargılama izni ön araştırmayı
yapan yerel idare kurullarından alınmalıdır. (İl Meclisi Yönetim Kurulu) Mahalli
Kurul Kararları Danıştay'da temyiz edilebilir; men-i muhakeme otomatik olarak
böyle bir uygulamaya tabidir.
51. Resmi bir görev yerine getirilirken işlenen hatalar hususundaki İdare
aleyhine olan davalar, idari mahkemelerin önüne getirilebilir. Devlet memurlarının
diğer yasadışı fiilleri veya ihmalleri, suç veya haksız fiil oluşturduğu ve maddi,
manevi zarar verdiği hallerde hukuk mahkemeleri önünde tazminat talebi konusu
olabilir.
52. Terör şiddeti ile meydana gelen zarar, Sosyal Yardımlaşma ve
Dayanışma Fonu'ndan karşılanabilir.
53. Başvuranın temsilcileri, yukarıda verilen genel şema ile
sağlanabilecek olan bireyin korunmasını zayıflatan belli bazı yasal hükümlere daha
önce değinmişlerdir.
KOMİSYON ÖNÜNDEKİ İŞLEMLER
54. Sayın Ergi, 25 Mart 1994 tarihinde Komisyon'a sunduğu (23818/94)
nolu başvurusunda Sözleşmenin 2,8,13,14 ve 18. maddelerine dayanarak, kız
kardeşinin askerlerce yasadışı olarak öldürülmesinden şikayetçi olmuştur.
55. Komisyon, 2 Mart 1995 tarihinde başvuruyu kabul edilebilir
bulmuştur. 20 Mayıs 1997 tarihli raporunda (31. madde) başvuruyu incelemeye
(oybirliğiyle), güvenlik güçlerinin düzenlediği operasyonun planlanması ve
başvuranın kız kardeşinin ölümü konusunda etkili bir soruşturma yapılmaması
hususlarında Sözleşmenin 2. maddesinin ihlal edildiğine (oybirliğiyle), 8. maddeye
bağlı (oybirliğiyle) veya 13. maddeye bağlı (9'a karşı 20 oy) farklı bir konunun
ortaya çıkmadığına (oybirliğiyle), 14. ve 18. maddelerin ihlal edilmediğine
(oybirliğiyle
)
ve Türkiye'nin, Sözleşmenin 25. maddesinde belirtilen
sorumluluklarını yerine getirmediğine (1'e karşı 30 oy) karar vermiştir. Komisyon
görüşünün tam metni bu karara ek olarak hazırlanmıştır.
MAHKEME'YE SON SUNUŞLAR
56. 21 Nisan 1998 tarihindeki duruşmada Hükümet, görüşlerinde de
belirttikleri gibi, başvuru geçersiz olduğu veya alternatif olarak başvuran iç hukuk
yollarını tüketmediği için Mahkeme'den başvurunun geçersiz olduğu şeklinde karar
vermesini istemiştir. Mahkeme'nin, ilk itirazlardan hiçbirini kabul etmemesi halinde
Hükümet, Sözleşmenin 2,8,13,14 ve 18. maddelerinin ihlal edilmediği ve sorumlu
Devletin Sözleşmenin 25. maddesinde belirtilen sorumluluklarını yerine getirdiği
şeklinde karar vermesini istemiştir.
57. Aynı zamanda başvuran, Mahkeme'den, görüşlerinde de belirttiği gibi
Sözleşmenin 2, 13, 14 ve 18. maddelerinin ihlal edildiği yönündeki isteklerini ve
Sözleşmenin 25. maddesi ile gerekli kılınan sorumluluklarını yerine getirmediği ve
Sözleşmenin 50. maddesine bağlı olarak adil tatmin kararının verilmesi
hususlarındaki taleplerini tekrarlamıştır.
HUKUKA DAİR
I. HÜKÜMETİN İLK İTİRAZLARI
58. Hükümetin, Mahkeme'nin yargısı hususunda iki ön itirazı mevcuttur.
İlk olarak Muharrem Ergi'nin bu davada gerçek başvuran olduğu konusunda ciddi
şüpheleri vardı. İkinci olarak da Sözleşmenin 26. maddesinde belirtilen iç hukuk
yollarının tüketilmesi hususu yerine getirilmemişti.
59. Mahkeme, prensipte, ön itirazları Komisyon önünde en azından esas
anlamda ve yeterli açıklıkta ortaya koyduğu dereceye kadar, kabul edilebilirlik
incelemesinin ilk aşamasında dikkate aldığını belirtmiştir. (Bkz. 9 Aralık 1994
tarihli Yunan Stran Rafinerileri ve Stratis Andriadis Yunanistan'a Karşı Kararı, Seri
A no. 301-B, p. 77, paragraf 32)
A. Hükümetin Birinci Ön İtirazı
60. Hükümet, başvurunun geçerliliğine itiraz ederken, 30 Ekim ve 3
Kasım 1995 tarihlerinde Türk yetkililerce alınan ifadelerdeki (bkz. yukarıdaki 26.
paragraf) imzanın net bir şekilde dik ve sıkışık yazı karakteri ile 9 Ekim 1993
tarihinde İnsan Hakları Derneği Diyarbakır şubesi'nce alınan ifade (bkz. yukarıdaki
25. paragraf) ve aynı tarihli vekaletnamedeki imzaların yuvarlak ve dağınık yazı
karakterleri arasında herhangi bir benzerlik olmadığını belirtmiştir. Bunun yanı sıra,
sözde ifadeler alındığı zaman, Diyarbakır dava dosyasındaki yazı, diğer dava
dosyalarındaki yazılarla benzerlik taşımakta idi. Bu, adaletin tam olarak işlemesi
hususunda, muamelelerin herhangi bir aşamasında, Hükümetin gündeme
getirebileceği önemli bir konudur.
61. Komisyon, Hükümet tarafından ortaya konan imzalar arasında çok
belirgin bir farklılık görmemiştir. Zira, Muharrem Ergi, İnsan Hakları Derneği
Diyarbakır Şubesi'ne anne ve babası ile birlikte şikayette bulunmak için gittiği ve
ifadesini imzaladığı hususlarında Delegeler önünde yemin etmiştir. (Bkz. yukarıdaki
28. paragraf). İfadesinden açıkça bellidir ki bu şikayetleri kendi isteği ile sunmuştur.
Böylece Komisyon, önündeki başvurunun, Sözleşmenin 25. maddesinde sözü edilen,
Komisyon'a başvurma hakkının gerçek ve geçerli bir uygulamasını ortaya koyduğu
görüşündedir.
62. Mahkeme, Hükümeti, başvurunun kabulüne itiraz etmesi hususunda
harekete geçirenin, bir yanda, 30 Ekim ve 3 Kasım 1995 tarihlerinde Terörle
Mücadele Departmanı ve Cumhuriyet Savcısı tarafından alınan ifadelerdeki imzalar
(bkz yukarıdaki 26. paragraf) ve diğer yanda, 9 Ekim 1993 tarihli ifadede (bkz.
yukarıdaki 25. paragraf) ve aynı tarihli vekaletnamede görünen imzalar arasında
varolduğu iddia edilen farklılıklar olduğunu gözlemlemiştir. Bu sebepten dolayı,
Komisyonun, başvurunun kabuledilebilir olduğunu bildiren 2 Mart 1995 tarihli
kararını almasından önce, bu husustaki itirazlarını sunmaları beklenemez (Bkz.
yukarıdaki 55. paragraf). ve 8 şubat 1996 tarihlerinde Delegeler önündeki duruşmada Hükümet
Ajanı, Muharrem Ergi'ye yanlışlıkla bayan olarak atıfta bulunulduğunu belirterek
başvuruyu imzalayanın kendisi olup olmadığını sorduğu zaman, Hükümetin konuya
değindiği belirtilmiştir.(Bkz. yukarıdaki 28. paragraf) Daha da önemlisi, Komisyon'a Temmuz 1996 tarihinde sunulan son görüşlerinde imzalarda görülen yukarıda
değinilen farklılıklara değinerek Muharrem Ergi'nin bu davada gerçek başvuran olup
olmadığı konusundaki şüphelerini dile getirmiştir.
Bu şartlar altında, Hükümetin, Mahkeme önünde başvurunun
geçerliliğine ilişkin itirazını sunması engellenemez.
63. Fakat, itirazın esası hususunda, Mahkeme, Muharrem Ergi isimli
kimsenin, yukarıda bahsedilen duruşmada, kendisinin davranış ve tavırlarını
gözlemleyecek ve böylece ifadesinin doğruluğunu ve ispat edilebilirliğini
değerlendirecek pozisyonda olan Komisyon Delegeleri önünde ifade verdiğine
itiraz edilmediğine dikkati çekmektedir. Sayın Ergi Hükümet Ajanının, başvuruyu
imzalayanın kendisi olup olmadığı konusundaki sorusunu olumlu cevaplamıştır
(Bkz. yukarıdaki 28. paragraf). Komisyon, kanıtların değerlendirilmesinin ardından,
önündeki başvurunun, Sözleşmenin 25. maddesi ile güvence altına alınan başvuruda
bulunma hakkının tatbik edilmesinden şüphe etmek için hiçbir sebep görmemiş ve
başvuruyu incelemeye karar vermiştir (Bkz yukarıdaki 55. paragraf).
64. Mahkeme, kendi içtihatlarında gerçeklerin saptanması ve
doğrulanmasının öncelikle Komisyon'un görevi olduğunu (sözleşmenin 28.
maddesinin 1. paragrafı ve 31. maddeler) ve sadece istisnai durumlarda, bu yönde
karar vereceğini hatırlatarak (Bkz. 28 Kasım 1998 tarihli Menteş ve Diğerleri
Türkiye'ye Karşı Kararı, Karar ve Hüküm Raporları, 1997-VIII, S. 2709-10, par. 66)
bu bulgulardan ayrılmak için bir sebep görmemiştir. Mahkeme, bu sebepten dolayı
başvurunun geçerliliği hususundaki ilk itirazı reddetmiştir.
B. Hükümetin 2. Ön İtirazı
65. Hükümet, daha sonra, başvuranın Sözleşme'nin 26. maddesi ile
gerekli kılınan iç hukuk yollarının tüketilmesi şartına uymadığı, Türk hukukunda
başvurabileceği etkili iç hukuk yollarını tüketmediği için Mahkeme'den, itirazlarının
kabul edilmesini talep etmiştir (Bkz. yukarıdaki 46-53. paragraflar).
Komisyon'un 2 Mart 1995 tarihli kabul edilebilirlik kararında Hükümet
tarafından görüş sunulmadığını belirtmiş olmasına rağmen, Hükümet 4 Kasım 1994
tarihli bir mektup ile, Komisyon'dan başvurunun incelenmesini milli otoriteler
tarafından yürütülen inceleme tamamlanana kadar ertelemesini istemiştir. Hükümet,
Ergani Cumhuriyet Savcısı'nın, Havva Ergi'nin ölümü hakkında soruşturma
başlattığını ve soruşturma dosyasının Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi'ne
gönderildiğini belirtmiştir.
66. Komisyon Delegeleri, Hükümet'in bu itirazını, Komisyon'un
başvuruyu kabul edilebilir bulmasından önce yapmadığını vurgulamıştır. 4 Kasım tarihli mektupları, sürmekte olan soruşturma nedeniyle erteleme talebi
içermekteydi, fakat, başvuranın değerlendirebileceği yollara başvurmadığı iddiası ile
ilgili detaylar bir yana, iç hukuk yollarının tüketilmemesi nedeniyle, kabul
edilebilirlik kararına karşı itiraz içermemekteydi. 5 Aralık 1994 tarihinde Komisyon,
erteleme talebini reddetmiştir ve Hükümeti, başvuranın iç hukuk yollarını tüketmesi
gereğini yerine getirip getirmediği veya bu gereklilikten muaf tutulup tutulmadığı
konusundaki soruyu cevaplamaya davet etmiştir. Fakat Hükümet, Komisyon'un
başvurunun kabul edilebilir olduğunu açıklamaya karar vermesine kadar bir
yorumda bulunmamıştır. Bu sebepten dolayı, iç hukuk yollarının tüketilmesi
hususunda itiraz etmeleri durdurulmalıdır.
67. Mahkeme, Delegelerin görüşlerini paylaşarak, Hükümet'in aslında
kabul edilebilirlik konusunda yorumda bulunabileceği uzun bir süreye sahip
olduğunu belirtmiştir. Fakat, kabul edilebilirlik aşamasında görüş bildirmemişlerdir.
Bu sebepten dolayı Mahkeme, Hükümetin ikinci ön itirazını sunmasının
engellendiği sonucuna varmıştır (Bkz. 25 Eylül 1997 tarihli Aydın Türkiye'ye Karşı
Kararı, Raporlar 1997, s. 1885, par. 58).
II. BAŞVURANIN ŞİKAYETLERİNİN ESASI
A. Sözleşmenin 2. Maddesinin İhlali İddiası
68. Başvuran, kendisi, merhum kardeşi Havva Ergi ve yeğeni adına
kardeşinin güvenlik güçleri tarafından, aşağıda verilen Sözleşmenin 2. maddesinin
ihlalini teşkil edecek şekilde öldürüldüğünü iddia etmiştir (Bkz. yukarıdaki
paragraflar 9-15).
"1. Herkesin yaşama hakkı kanunla korunur. Kanunun ölüm cezası ile
cezalandırdığı bir suçtan dolayı hakkında mahkemece hükmedilen bu cezanın
yerine getirilmesi dışında hiç kimse kasten öldürülemez.
2. Öldürme, aşağıdaki durumlardan birinde kuvvete başvurmanın kesin
zorunluluk haline gelmesi sonucunda meydana gelmişse, bu maddenin ihlali
suretiyle yapılmış sayılmaz :
(a) Bir kimsenin kanundışı şiddete karşı korunması;
(b) Kanuna uygun olarak tutuklama yapılması veya kanuna uygun olarak
tutuklu bulunan bir kişinin kaçmasının önlenmesi;
(c) Ayaklanma veya isyanın, kanuna uygun olarak bastırılması.
69. Hükümet, başvuranın iddialarına itiraz etmiştir (Bkz. yukarıdaki
paragraflar 16-17), fakat Komisyon, pusu operasyonunun planlanması ve
yürütülmesindeki eksiklikler ve etkili bir soruşturma yapılmaması nedeniyle, bu
hükmün ihlal edildiği görüşündedir.
1. Mahkeme Önündeki İddialar
(a) Komisyon
70. Komisyon, kanıtlar hakkındaki bulgularına gönderme yaparak, (bkz.
yukarıdaki paragraflar 24-45), Havva Ergi'nin ölümüne sebep olan merminin
güvenlik güçleri tarafından atıldığı hususunun, çok kuvvetli belirtiler olmasına
rağmen, tespit edilmediği sonucuna varmıştır. Operasyonun, köye yaklaşmakta olan
PKK'ya yönelik olmadığı ve köyde yaşayanlara kasıtlı olarak zarar vermek için ateş
açıldığı tespit edilmemiştir (Bkz. yukarıdaki 41. paragraf).
Diğer taraftan, Komisyon, Kesentaş Köyü'ne yakın olarak gerçekleştirilen
pusu operasyonunun, sivil nüfusa zarar gelmemesine hassasiyet göstererek yapıldığı
hususundaki kanıtlarla yetinmemiştir. Buna ek olarak Türk yetkililerin Havva
Ergi'nin ölümü konusunda yeterli ve etkili bir soruşturma yapmadığını belirlemiştir.
Bu sebepten dolayı Sözleşme'nin 2. maddesinin ihlali söz konusudur.
(b) Başvuran
71. Başvuranın ifadesinde, operasyonun yapıldığı gece, Kesentaş Köyü
civarında, PKK'nın varlığına dair kanıt bulunmadığı ve güvenlik güçlerinin,
Sözleşme'nin 2. maddesinin ihlalini oluşturacak surette yasal bir sebebe
dayanmaksızın, ateş açtıkları belirtilmiştir (Bkz. yukarıdaki paragraflar 9-11). Amaç,
köyde bir Hükümet "işbirlikçisinin" PKK tarafından öldürülmesinden dolayı
köylüleri cezalandırmaktı (Bkz. yukarıdaki par. 9). PKK'nın varlığı konusundaki
iddiaları ispatlamak Hükümet'in görevidir (Bkz. yukarıdaki par. 16). Hükümet,
böyle bir delil gösteremediği için, başvuranın iddiasını hiç şüphesiz ispatladığı
düşünülmelidir. Böyle bir yaklaşım, Amerika İnsan Hakları Mahkemesi önündeki 20
Ocak 1989 tarihli Godinez Cruz Honduras'a Karşı Kararı (par. 136, 140-141) ve
Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komitesi önündeki Bleir Uruguay'a Karşı
(Doc.A/37/40, s. 130, par.13.3)
Kararı ile sergilendiği gibi, aynı problemle karşı karşıya olan diğer İnsan
Hakları Dernekleri tarafından takip edilmiştir.
72. Alternatif olarak, başvuran, PKK ile güvenlik güçleri arasında bir
çatışma olmuşsa, güvenlik güçlerince yapılan bu çatışmanın planlanmadığını ve sivil
nüfusu korumak için hassas davranılmadığını iddia etmiştir. Komisyon raporundaki
kanıtlar, resmi görüşe göre kuzey, kuzeydoğu veya kuzeydoğu yönünde ateş etmesi
gereken güvenlik güçlerinin, meşru hedeften 60 ile 90 derece uzaklıkta kuzeybatı
yönüne doğru ateş ettiklerini göstermiştir. Havva Ergi, sadece o yönden ateşlenmiş
bir kurşunla öldürülmüş olabilir. Güvenlik güçlerince köyün güneyinden merkeze
doğru birçok kez ateş edilmiştir. Başvuranın kardeşi, tehditin kaynağının bulunduğu
iddia edilen yerden çok farklı bir yönden rastgele ve ayırım gözetilmeden güvenlik
güçlerince açılan ateş sonucu ölmüştür.
Bu nedenle, başvuran Mahkeme'den, Komisyon'un, başvuranın kız
kardeşinin plansız ve sivil nüfusun hayatını korumayı gözetmeyen bir operasyon
sonucunda öldüğü şeklindeki bulgusunu teyit etmesini istemiştir.
73. Dahası, başvuran, Mahkeme'den Komisyon'un başvuranın kız
kardeşinin ölümü hususunda etkili ve yeterli bir soruşturma yapılmadığı yönündeki
bulgusunu teyit etmesini istemiştir. Başvuran, Sözleşme'nin 2. maddesinin
prosedürle ilgili gereklerinin dört hususta ihlal edildiğini iddia etmiştir. İlk olarak,
Sorumlu Devlet, cumhuriyet savcısı, adli düzeyde, jandarma ise iç prosedürde
etkili bir soruşturma yapma görevlerini yerine getirmemişlerdir. İkinci olarak,
Devlet Güvenlik Mahkemesi Savcısı, Ergani Cumhuriyet Savcısı'nı yetersiz rapor
sunduğu için görevi ihmal etmekten ve dava dosyasındaki eksiklikleri düzeltmekten
cezalandırmak için hiçbir adım atmamıştır. Üçüncü olarak, bölge jandarma
komutanı da soruşturma yapmamıştır. Dördüncü olarak, güvenlik güçlerinin eğitimi
ve yaptıkları işlerle ilgili kurallar, Sözleşmenin 2. maddesinin ihlalini oluşturacak
surette rastgele ve ayırım yapmadan ateş açılmasını engelleyecek surette değildi.
(c) Hükümet
74. Hükümet, güvenlik güçlerinin köye zarar vermek amacıyla bölgede
bulunmadıklarını ve Havva Ergi'yi öldüren merminin güvenlik güçlerince
ateşlenmediğini belirtmiştir (Bkz. yukarıdaki paragraflar 16-17). Bunun bir pusu
operasyonu olduğu konusunda çelişki olmamakla birlikte Hükümet, bunun köye ya
da başvuranın kardeşine karşı yönlendirilmediğini vurgulamıştır. PKK terörüne
karşı yapılan bölgedeki bu pusu köylerin güvenliğinin sağlanması için yapılan
olağan bir operasyondur. Havva Ergi'nin ölümü köylülerin hayatlarını terörizme
karşı korumak için kanuni şekilde hareket eden güvenlik güçlerinin istikametinde
ortaya çıkan teröristlerle meydana gelen bir çatışma sırasında vuku bulmuştur. Bu
hiçbir şekilde Sözleşme'nin 2. maddesinin hükümlerinin ihlal edildiği anlamına
gelmez.
75. Hükümet'in görüşüne göre, Komisyon, (27 Eylül 1995, Dizi A,
no.324) McCann ve Diğerleri İngiltere'ye Karşı Kararı'nda Mahkeme tarafından ilan
edilen prensipleri, yanlışlıkla bu davaya uygulamıştır. Bu davanın aksine, İngiliz
davası, bombalı saldırıda bulunmasından şüphe edilen üç teröriste karşı kasıtlı
olarak yöneltilmiş ve organize edilmiş bir güvenlik operasyonudur ve bu davada
ilgili kişilerin güvenlik güçlerince öldürüldüğü tespit edilmiştir. Sözü edilen davada
yetkililer, teröristlerin kimlikleri ve İngiliz Metropol Bölgesinin dışındaki küçük bir
bölgede gerçekleştirilmesinden şüphe duyulan suç hakkındaki bilgilere sahiptiler.
Bu davadaki durum aynı değildir. Böylece İngiliz Davası'nda Mahkeme, planlama
ve operasyonun kontrolü ile ilgili inceleme isteyebilirken, bu davadaki durum böyle
değildir.
76. Dahası, Hükümet, Komisyon tarafından tespit edilen esaslara itiraz
etmiştir. Bütün davanın dayandığı yalanları, tutarsızlıkları ve kesin olmayan
hususları dikkate almamıştır. Delegeler önündeki duruşmada, başvuranın içinde
bulunduğu kötü durum olduğu gibi, bu konu da açıklığa kavuşturulmuştur. Bu
bağlamda Hükümet aşağıdakileri vurgulamıştır.
Başvuranın İnsan Hakları Derneği'ne sunduğu ifadesi güvenlik güçlerinin
açmış olduğu ateşe gönderme yapmış olmasına rağmen, sözlü ifadesinde Komisyon
Delegelerini etkilemek için "bombardıman" kelimesini kullanmıştır. Aslında, köyde
sadece üç boş kovan bulunmuştur ki bu da, köyün içinde veya köye karşı çapraz ateş
açılmadığını ve iddia edilen boyutlarda olmadığını göstermiştir. Sayın Ergi ayrıca
bulduğunu iddia ettiği 15 kovanın evinin 700 metre ilerisinde olduğunu iddia
etmiştir. Bu mesafe çatışmanın köyün içinde gerçekleştiği teorisi ile tam bir zıtlık
içerisindedir.
Başvuranın davasına zarar veren ve bu iddiaya daha da ağırlık kazandıran
olay, Muharrem Ergi'nin 7 Şubat 1996 tarihine kadar, 29 Eylül 1993 tarihinde
gerçekleşen olayda görgü şahidi olduğunu açıkça belirtmiştir. Fakat, kabul
edilebilirlik kararından bir yıl sonra Komisyon'a sunulan ifadesinden, olay sırasında
orada olmadığı açıktır. (Bkz. yukarıdaki 35. paragraf). Başvuran tarafından
Komisyon üyelerini etkilemek için yapılan başka bir girişimde, ilk başvurusunda
sözde "bombardıman" başlamadan önce köyde yaklaşık olarak 200 ailenin
yaşadığını ve bu rakamın sonuç olarak 20'ye düştüğünü iddia etmiştir (Bkz.
yukarıdaki 15. paragraf). Bunun aksine Sayın Ergi, Delegelere köyde 150-200
ailenin yaşadığını belirtmiştir. Öyle ise başvuranın iddia ettiği gibi, köyün ayırım
gözetilmeksizin ve keyfi olarak bombardımana tabi tutulmasının ardından köyün
zorla tahliye edilmesi sözkonusu olamaz (Bkz. yukarıdaki 37. paragraf).
Dahası, Ergani Jandarma Komutanı tarafından yapılan sözde beyanın ve
ifadelerin içeriği hakkındaki spekülasyonların doğru olmadığı kanıtlanmıştır. Ergi
ailesinin hiçbir üyesi 29 veya 30 Eylül 1993 tarihinde Ergani'ye gitmemiştir. Şubat
1996'daki duruşmada açıkça belirtildiği gibi, Ergani Jandarma Karakolu, Havva
Ergi'nin ölümünü telefonla öğrenmiştir.
2. Mahkeme'nin Değerlendirmesi
(a) Başvuranın Kız kardeşinin Yasadışı olarak Öldürülmesi İddiası
77. Mahkeme, başvuranın kız kardeşinin ölümüne yol açan şartlar
hususunda çeşitli ifadeler olduğunu gözlemlemiştir. Başvuranın bu operasyonun
güvenlik güçleri tarafından köye karşı yapılan bir misilleme olduğunu iddia
etmesine rağmen, Hükümet, köyün etrafında güvenlik güçleri ile PKK arasında bir
çatışma olduğunu ve ölüme sebep olan merminin güvenlik güçlerince
ateşlenmediğini iddia etmiştir (Bkz. yukarıdaki paragraflar 9-17).
Komisyon, 29 Eylül 1993 tarihinde gerçekleştirilen operasyonun,
çatışmaya yol açan pusu olmadığını, misilleme olduğunu destekleyecek yetersiz
delil olduğu ve Havva Ergi'yi öldüren merminin güvenlik güçlerince atıldığının
tespit edilmediği görüşündedir. Komisyon, söz konusu gece neler olduğuna dair çok
az doğrudan kanıtı olduğu görüşündedir. Delegeler önündeki duruşmaya çıkan
başvuran dahil dört şahitten hiçbiri iddia edilen olaya şahit olmamışlardır (Bkz.
yukarıdaki par. 35). Komisyon tarafından kendilerine tebligat gönderilen köyün
muhtarı ve başvuranın aile üyelerinin birçoğu, tebligata uymamışlardır. (Bkz.
yukarıdaki paragraf 27). Dahası, Komisyon, kendisine sunulan kanıtlarla ilgili
belgelerin kalitesinin ikinci el olduğunu belirlemiştir (Bkz. yukarıdaki paragraf
36).
78. Mahkeme, başvuranın Komisyon'un bulgularına itiraz ederek,
Hükümet'in kanıt sunamamasından çıkarılabilecek sonuçları daha fazla
vurgulamıştır. Fakat, Komisyon'un kanıtları ve bu kanıtları dikkatli bir şekilde
incelemesi hususunda, Mahkeme, Havva Ergi'yi öldüren merminin nereden ve
hangi şartlar altında atıldığı konusunda meşru şüphelerin varolduğu görüşündedir.
Bu sebepten dolayı, Mahkeme, daha önce de belirtildiği gibi, öncelikli görevi
gerçeklerin tespit edilip kanıtlanması olan Komisyonun varmış olduğu sonuçtan
daha farklı bir sonuca varmasını gerektirecek istisnai durumların varolduğu
konusunda tatmin olmamıştır. Böylece, Mahkeme de başvuranın kız kardeşinin
güvenlik güçleri tarafından, başvuranın iddia ettiği şartlarda, şüphesiz kasıtlı olarak
öldürüldüğü şeklinde sonuca varmak için delillerin yetersiz olduğunu
düşünmektedir.
(b) Sözleşmenin 2. Maddesinin Diğer Gereklerinin Yerine
Getirilmemesi İddiası
i. Operasyonun Planlanması ve Gerçekleştirilmesi Hususunda
79. Mahkeme, Hükümetin ifadesine dayanarak, güvenlik güçlerinin bir
pusu operasyonu düzenlediğini ve köy civarında PKK ile silahlı çatışmaya girdiğini
belirtmiştir (Bkz. yukarıdaki paragraflar 16-17). Yukarıda değinildiği gibi, bu konu
üzerinde görüşülmüş ve Mahkeme Havva Ergi'yi öldüren merminin güvenlik
güçlerince ateşlendiğinin tespit edilmediğini belirtmiştir. Fakat, operasyonun
planlanması ve gerçekleştirilmesinin Sözleşmenin 2. maddesi hükmüne uygun olup
olmadığının Mahkeme tarafından incelenmesinin uygun olmadığı şeklindeki
Hükümet görüşü, Mahkeme'yi tatmin etmemiştir.
Bu hususta, söz konusu hükmün içeriği, bütün olarak okunduğunda (bkz.
yukarıdaki paragraf 68), ikinci paragraf öncelikle bir şahsın kasıtlı olarak
öldürülmesine izin veren durumları tanımlamaz fakat, sonucu kasıtsız olarak ölümle
sonuçlanabilecek "güç kullanımı"na izin durumları tanımlar. "Zorunlu tedbirler"
terimi, Sözleşmenin 8-11. maddelerinin 2. paragrafları gereğince, Devlet tarafından
alınan tedbirlerin "demokratik bir toplumda gerekli olup olmadığına" karar verirken
normalde uygulanandan daha sert ve zorlayıcı bir gereklilik testi uygulanmalıdır.
Kullanılan güç özellikle Sözleşmenin 2. maddesinin 2 (a), (b) ve (c) alt
paragraflarında belirlenen amaçlara denk olmalıdır. Bu hükmün demokratik bir
toplumdaki hükmüne bağlı olarak, Mahkeme, değerlendirme yaparken, özellikle
ölümcül kuvvetin kullanıldığı durumlarda, sadece kuvveti uygulayan kişiler değil,
aynı zamanda inceleme altındaki olayların planlanması ve kontrolü ile ilgili konular
da dahil olmak üzere ölümleri detaylı bir şekilde incelemelidir (Bkz. yukarıda
bahsedilen McCann ve Diğerleri Kararı, s. 46, paragraflar 148-150).
Dahası, Sözleşmenin 2. maddesi 1. madde ile birlikte okunduğunda,
Devletin yaşama hakkını etkili bir şekilde "güvence" altına alması için bazı önlemler
alması istenebilir.
Yukarıdaki hususların ışığı altında, Devletin sorumluluğunun Devlet
görevlilerinin açtığı ateşin bir sivilin ölümüne neden olduğuna dair önemli kanıtlar
mevcut olduğu hallerle sınırlı olmadığı konusunda, Mahkeme, Komisyonun fikrini
paylaşmaktadır. Sivil hayatın kazai kaybını engellemek ve her durumda en aza
indirmek amacıyla, karşıt bir gruba yönelik gerçekleştirilen güvenlik operasyonunun
kurgu ve yöntem seçiminde uygun önlemlerin alınmadığı göz önünde
bulundurulmalıdır.
Böylece, şüphesiz Havva Ergi'yi öldüren merminin güvenlik güçleri
tarafından ateşlendiğinin tespit edilmemiş olmasına rağmen, Mahkeme, güvenlik
güçlerinin operasyonunun planlanıp planlanmadığı ve mümkün olduğunca, pusudaki
PKK mensuplarının ateş gücünden gelebilecek zararlar da dahil olmak üzere,
köylülerin hayatına gelebilecek zararları engelleyebilecek, en aza indirgeyebilecek
nitelikte bir operasyon yapıp yapmadığı konusu üzerinde düşünmelidir.
80. Davanın özel şartları tekrar gözden geçirildiğinde, bir yandan,
operasyonun planlanması ve yürütülmesi hususunda bir değerlendirme yapabilme
konusunun Hükümet tarafından sunulan bilgilerin yetersizliği nedeniyle sınırlı
olduğunu Komisyonun belirttiğini Mahkeme gözlemlemiştir. Operasyona kimlerin
katıldığı, güvenlik güçlerinin hangi şartlar altında ateş açtığı ve çatışma başladıktan
sonra güvenlik güçlerince ne gibi tedbirler alındığı hususlarında bilgisi yoktu (Bkz.
yukarıdaki paragraflar 35-37).
Diğer taraftan, jandarma memurlarının Komisyon'a sundukları
ifadelerinden, pusunun köyün kuzeybatısında köy ve pusu arasındaki mesafe
olmaksızın gerçekleştirildiği anlaşılmaktadır. PKK teröristlerinin köye, kuzeydeki
yolu takip ederek ya da nehir yatağını takip ederek kuzeydoğudan veya güvenlik
güçlerine görünmeden kuzeybatı yönünden köye sızmış olabilecekleri tahmin
edilmelidir.
Komisyon kanıtlardan güvenlik güçlerinin güneyde mevzilendiklerini
tespit etmiştir (Bkz. yukarıdaki 41. paragraf). Bu şartlar altında, köylülerin büyük
ölçüde, güvenlik güçleri ile köye kuzeyden veya kuzeydoğudan yaklaşan PKK
teröristleri arasındaki çapraz ateş altında kalmaları riski vardı. Güvenlik güçlerinin
sivil halkın varlığı nedeniyle, köye yaklaşmakta olan PKK teröristleri tarafından
açılan ateşe karşılık verirken dikkatli davranmış oldukları düşünülebilir fakat
teröristlerin aynı hassasiyeti göstermiş oldukları düşünülemez. Köylüleri bu
durumdan korumaya yönelik önlemler alındığını gösteren hiçbir bilgi mevcut
değildir.
Bu sebepten dolayı, operasyonun planlanması ve yürütülmesi hususunda
jandarmanın kanıt sunmaması nedeniyle, Komisyon, Kesentaş Köyü yakınlarında
gerçekleştirilen pusu operasyonunda, sivil nüfusun hayatına zarar verilmemesine
dikkat edildiği konusunda ikna olmamıştır.
81. Mahkeme, Komisyon tarafından yapılan tespitlere (bkz. yukarıdaki
paragraflar 34-41) ve kendi bulgularına göre, Havva Ergi'yi öldüren merminin güney
ya da güneydoğu yönünden ateşlenmiş olmasının mümkün olduğunu, güvenlik
güçlerinin güney yönünde bulunduğunu ve güvenlik güçleri ile PKK arasındaki
çapraz ateş nedeniyle sivil şahısların hayatlarına karşı gerçek bir tehlikenin doğduğu
kanısına varmıştır. Mahkeme, Sorumlu Devletin yetkililerinin, pusu operasyonunun
planlanması ve idaresi hakkında doğru delil sunmamasına bağlı olarak,
Komisyonun, sivil şahısların hayatlarının korunmasında yeterli önlemlerin
alınmadığı şeklindeki görüşlerine katılmış ve aynı tespitte bulunmuştur.
ii. Soruşturmanın Yetersiz Olduğu İddiası Hususunda
82. Buna ek olarak, Mahkeme, Sözleşmenin 2. maddesinde üstü kapalı
bir biçimde prosedürle ilgili gerekliliğe özel bir önem vermiştir. İçtihat hukukuna
göre, Sözleşmenin 2. maddesi ile belirlenen yaşama hakkını güvence altına alma
sorumluluğu, Devletin genel görevini belirleyen "kendi yetki alanları içinde bulunan
herkese bu Sözleşmenin birinci bölümünde açıklanan hak ve özgürlükleri tanırlar"
şeklindeki Sözleşmenin 1. maddesi ile birlikte okunduğunda, şahısların devlet
görevlilerince kuvvet kullanımı sonucu öldürülmesi hallerinde etkili bir soruşturma
yapılmasını gerektirdiğini hatırlatmaktadır. (Bkz. yukarıda bahsedilen McCann ve
Diğerleri Kararı, s. 49, par. 161; ve 19 şubat 1998 tarihli Kaya Türkiye'ye Karşı
Kararı, s. ...., par. 78, 86). Böylece, Hükümet tarafından iddia edilenin tersine, (Bkz.
yukarıdaki paragraf 75), bu sorumluluk, ölüme sebep olanın Devlet görevlileri
olduğunun tespit edildiği davalarla sınırlı değildir. Ne de merhumun aile bireylerinin
ya da diğerlerinin, yetkili soruşturma otoritelerine resmi bir şikayette bulundukları
kesindir. İncelenmekte olan davada, yetkililerin ölüm hususundaki bilgilerinin az
olması hususu, Sözleşmenin 2. maddesi gereğince ölümle ilgili etkili bir soruşturma
yapma gerekliliğini daha da artırmıştır.
83. Fakat, Mahkeme, Havva Ergi'nin ölümü hususunda soruşturma
yapma sorumluluğunu taşıyan Cumhuriyet Savcısı Mustafa Yüce'nin başvuranın kız
kardeşinin ölümüne sebep olanın PKK olduğunu belirten jandarmanın hazırlamış
olduğu olay tespit tutanağına çok fazla bağlı kalmış olmasına dikkati çekmiştir (Bkz.
yukarıdaki par. 43). Savcı, Delegelere, sadece bu sonuç ile çelişen bazı unsurların
olması halinde, soruşturma ile ilgili başka önlemlerin gerekli olacağını düşündüğünü
belirtmiştir (Bkz. yukarıdaki paragraf 28). Ayrıca, sorumluların, güvenlik güçlerinin
yaptığı hata sonucu öldüğünü söyleyen ve bu konuda başvuranı kışkırtan merhumun
akrabaları olduğu ve bu davada başvurana yaklaşmadıkları görüşündedir (ibid).
Şüphe unsurunun varolmaması durumunda, kurbanın aile üyelerinin, köylülerin,
operasyon sırasında orada bulunan askeri personelin ifadeleri alınmadan, PKK'nın
öldürmeden sorumlu olduğunu belirterek, yetkisizlik kararı çıkarmıştır (Bkz.
yukarıdaki paragraflar 28-43).
Durum böyle iken, söz konusu olay tespit tutanağından veya olay yeri
krokisinden başvuranın kız kardeşini öldüren merminin PKK tarafından atıldığı belli
değildir.
Buna ek olarak, rapor, çatışma sırasında orada olmayan (bkz. yukarıdaki
paragraf 35) ve memurların kimlikleri ile çatışmaya katılan birlikler hakkında bilgisi
olmadığını ve neler olduğuna dair bilgileri kısa şifreli telsiz bağlantısından
öğrendiğini belirten jandarma komutanı İsa Gündoğdu tarafından hazırlanmıştır
(Bkz. yukarıdaki paragraf 36). Fakat, cumhuriyet savcısı, Havva Ergi'nin ölümü
hususunda soruşturma yapmamıştır ve bu sebeple ilgili belgeleri değerlendirebilmesi
mümkün değildir.
84. Güvenlik güçlerinin operasyonu planlı bir şekilde gerçekleştirdiğini
ispatlayacak detaylı bir görüş, ne bölge jandarma komutanı ne de cumhuriyet savcısı
tarafından sunulmuştur. Ahmet Kuzu'nun, Delegelere, operasyonun mümkün
olduğunca sivil alanlarda veya sivil alanların yakınında gerçekleştirilmemesi
yönünde ve bu olayda operasyonun köyün kuzeyi ile sınırlı olacak şekilde
planlandığını belirtmesine rağmen, bu dava şartlarında yapılan planın ve
uygulanmasının yetersiz olduğu hususunda soruşturma yapılmamış olduğu
görülecektir (Bkz. yukarıdaki paragraf 45).
85. Daha önce bahsedilenlerin ışığı altında, Mahkeme, Komisyon gibi,
yetkililerin Havva Ergi'nin ölümü ile ilgili olarak etkili bir soruşturma yapmadığı
görüşündedir. Türkiye ile ilgili önceki kararlarda belirtildiği gibi, ölümlerin
Türkiye'nin güneydoğu bölgesindeki olağanüstü hal bölgesinde sıklıkla ve trajik
olarak meydana gelen bir durum olduğu gerçeğine önem vermektedir (Bkz. yukarıda
sözü geçen Aydın ve Kaya Kararları, sırası ile paragraflar 14 ve 91). Fakat ne
şiddetli bir silahlı çatışmanın hüküm sürmesi ne de ölümlerle ilgili felaketler
Sözleşmenin 2. maddesi altındaki güvenlik güçlerinin katıldığı çatışma sonucunda
meydana gelen ölümler hususunda etkili ve bağımsız bir soruşturma yapma
sorumluluğunu, özellikle de birçok bakımdan durumun belirsiz olduğu bu davada,
ortadan kaldıramaz (ibid).
iii. Genel Sonuç
86. Yukarıdaki tespitlerin ışığında Mahkeme, güvenlik güçlerinin
operasyonunun planlanması ve idaresindeki eksiklikler ve etkin sonuç veren bir
soruşturma yapılmamış olması nedeniyle Türk yetkililerin Havva Ergi'nin yaşam
hakkını koruyamamış olduklarını tespit etmiştir. Bu nedenle Sözleşmenin 2.
maddesi ihlal edilmiştir.
B. Sözleşmenin 8. maddesinin ihlali iddiası
87. Başvuran, Komisyon önünde Havva Ergi'nin kızı adına, annesinin
öldürülmesinin Sözleşmenin aşağıda verilen 8. maddesinin ihlalini oluşturduğunu
iddia etmiştir.
"1. Herkes, özel ve aile hayatına, konutuna ve haberleşmesine saygı
gösterilmesi hakkına sahiptir
2. Bu hakkın kullanılmasına bir kamu otoritesi tarafından müdahale,
demokratik bir toplumda ancak ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik
refahı, dirlik ve düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya
ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için zorunlu olan ölçüde
ve kanunla öngörülmüş olmak şartıyla söz konusu olabilir."
Bununla birlikte, bu şikayeti Mahkeme önünde sürdürmemiştir.
88. Komisyon, çocuk için trajik sonuçlarına rağmen, Havva Ergi'nin
yaşam hakkının korunması hususunda Sözleşmenin 2. maddesinin ihlalinden başka
bir sonuç çıkmadığı görüşündedir (Bkz. yukarıdaki paragraf 86).
89. Hükümet de Sözleşmenin 8. maddesi anlamında ayrı bir sonuç
çıkmadığı görüşündedir.
90. Mahkeme, konuyu incelemeye gerek görmemiştir.
C. Sözleşmenin 13. Maddesinin İhlali İddiası
91. Başvuran, ek olarak kendisi ve yeğeninin Sözleşmenin aşağıda verilen
13. maddesinin ihlalinin mağduru olduğundan şikayet etmiştir.
"Bu sözleşmede tanınmış olan hak ve özgürlükleri ihlal edilen herkes,
ihlal fiili resmi görev ifa eden kimseler tarafından bu sıfatlarına dayanılarak
yapılmış da olsa, durumun düzeltilmesi için ulusal bir makama başvurma hakkına
sahiptir."
92. Hükümet, bu iddianın yanlış olduğunu ispatlamaya çalışmıştır.
Hükümet Ceza ve İdare Mahkemelerinin etkin iç hukuk yolları sunduğunu fakat
başvuranın bu gibi iç hukuk yollarından faydalanmadığını vurgulamıştır (Bkz.
yukarıdaki paragraflar 46-53). Kuralları bağlı sorumluluğunun ötesinde, devlet
sorumluluğunu taahhüt etmek için hukuki temellerin sahasını tatmin edici şekilde
genişleten, idari hatayı kapatmak için sosyal risk teorisine dayanan çok sayıda karara
dikkat çekmiştir. Bu yeni nesil kararları ilginçtir, aynı zamanda cezai ve idari hakkı
birleştirmektedir. Böylece Devlet görevlisi ceza mahkemesinde yargılanırken, idare
mahkemesi ilgili görevlinin cezalandırılması ya da aklanmasına bağlı olmaksızın
tazminata hükmedebilir.
Bu kararların bazıları PKK tarafından öldürülen ve suçluların
bulunmasının mümkün olmadığı polis veya öğretmenlerin yakınlarınca açılmış
davalar ile ilgilidir ve buna rağmen idare mahkemesi ailelere tazminat ödenmesine
karar vermiştir. Çok sayıda davada bombalı saldırıların mağdurları idare
mahkemesinden tazminat almışlardır. Bu kararların çoğu incelenmekte olan bu dava
ile karşılaştırılabilir şartlarda yaşam kaybını içermektedir. Tüm bu kararlar talep
edenin lehinedir.
93. Komisyon tespitlerinde Havva Ergi'nin ölümü ile ilgili yeterli ve etkin
bir soruşturmanın olmamasının Sözleşmenin 2. maddesinin ihlalini oluşturduğunu
hatırlatmaktadır (Bkz. yukarıdaki paragraf 70). Bu konu, başvuranın Sözleşmenin
13. maddesi ile ilgili şikayetlerinde yer aldığı için, Komisyon, bu konuyu ayrıca
incelemeye gerek görmemiştir.
94. Başvuran, Komisyon'un kararına itiraz ederek, Devletin, Sözleşmenin
2. maddesi altındaki yasa dışı öldürmelerle ilgili etkili bir soruşturma yapma
sorumluluğunun 13. maddede belirtilen etkili hukuk yoluna başvurma hakkı ile
eşdeğerde olmadığını iddia etmiştir. İkinci maddeye göre, soruşturmanın etkinliği,
yaşama hakkı dahilinde düşünülürken, 13. maddeye göre, etkili bir hukuk yolu ile
bağlantılı olarak düşünülmüştür. Sözleşmenin 2. maddesi altındaki sorumluluk alanı
olaylarla sınırlı olmasına rağmen, 13. maddesi sadece etkin bir soruşturmayı değil,
aynı zamanda hukuk yoluna başvurma hakkının etkili bir şekilde yerine getirilmesini
sağlamayı da gerektirir.
95. Başvuran, Hükümet tarafından atıfta bulunulan içtihatlar ile ilgili
olarak, idare mahkemesi kararlarından sadece dört tanesinin, Yıldırım, Uçoş,
Demirkıran ve Curabaz, söz konusu dava ile benzer sorunlar içerdiğini ve sadece bu
dört davada güvenlik güçlerinin karıştığı olayları içeren şikayetler olduğuna işaret
etmiştir. Bu davalarda, şikayetçilere tazminat verilmesine hükmedildiği halde, dava
konusu olay, hiçbir zaman ceza soruşturmasına konu olmamıştır.
96. Mahkeme, Sözleşmenin 13. maddesinin, ulusal düzeyde bir hukuk
yoluna başvurmanın Sözleşme haklarının ve özgürlüklerinin kullanılmasını, ne
şekilde olursa olsun iç hukuk sisteminde güvenceye alacağını garanti ettiğini
hatırlatmaktadır. Bu nedenle Sözleşmenin 13. maddesi, Sözleşen Tarafların bu
hüküm altında Sözleşmeden doğan sorumluluklarını yerine getirişleri konusunda
takdirin kendilerine bırakılmış olmasına rağmen, bir iç hukuk yolu hükmünün ilgili
Sözleşme şikayetini değerlendirmesini ve uygun bir hukuki çareye hükmetmesini
gerektirir. Sözleşmenin 13. maddesi altındaki sorumluluğun sahası, Sözleşme
altında, başvuranın şikayetinin niteliğine bağlı olarak değişir. Bununla beraber,
Sözleşmenin 13. maddesi ile gerekli kılınan hukuk yolu, özellikle de Sorumlu
Devletin yetkililerinin atlamaları veya davranışları nedeniyle, haksız bir şekilde
engellenmemeli ve hukukta olduğu kadar pratikte de "etkili" olmalıdır (Bkz.
yukarıda bahsedilen Aksoy, Aydın, Menteş ve Diğerleri Kararları, sırasıyla sayfalar,
2287, par. 98 ve sayfa 1895-96, par. 103 ve sayfa 2715, par. 89).
Fakat, 13. madde, sadece, Sözleşme altında incelenebilir nitelikteki
şikayetlere uygulanabilir (27 Nisan 1988 tarihli Boyle ve Rice İngiltere'ye Karşı
Kararı, Dizi A, no 131, s. 23, par. 52). Başvuranın Sözleşmenin 2. maddesi altındaki
iddiaları ile ilgili davada, durumun böyle olup olmadığı, önemli gerçeklerin ve yasal
iddiaların ışığında değerlendirilmelidir.
97. Bu hususta, Mahkeme, Komisyonun, başvuranın, balkonun güneye
bakan pozisyonu ve çevredeki evlerin pozisyonu, özellikle de doğu yönündeki
yüksek duvar dikkate alındığında, Havva Ergi'nin ölümüne neden olan merminin
güney veya güneydoğu yönünden atılmasının mümkün olduğu şeklindeki
görüşlerine katıldığını belirtmiştir (Bkz. yukarıdaki par. 40). Hükümet, bu konuya
itiraz etmemiştir. Dahası Hükümetin istenilen bilgi ve belgeleri sunmamasına bağlı
olarak, Komisyon, güvenlik güçlerinin köy etrafında belli bir süre ile ateşe devam
ettiği ve güneyde bulundukları şeklinde kuvvetli sonuçlara ulaşmıştır. Komisyon,
ayrıca merminin güneyden güvenlik güçlerince atılmış olabileceği yolunda, önemli
kanıtlar tespit etmiştir (Bkz. yukarıdaki par. 41). Önceki bulguların ışığında
Mahkeme, başvuranın Sözleşmenin 13. maddesi hususundaki iddialarının tartışılmaz
olduğundan şüphe edilemeyeceği sonucuna varmıştır.
98. Bu hükmün gerekliliklerine uyulup uyulmadığı konusundaki soru
hususunda, Mahkeme, bu davada yetkililerin ihlal ettiği Sözleşme kapsamındaki
başlıca haklardan birinin niteliğinin, mağdurun yakınlarının iyiliği için, güvence
altına alınması gereken hukuk yollarını gerektirdiğini hatırlatmıştır. Özellikle de,
Sözleşmenin 13. maddesinin amacı doğrultusundaki etkili bir hukuk yolu fikri,
tazminat ödenmesine ek olarak, sorumluların kimliklerinin tespit edilmesini ve
cezalandırılmalarını ve aynı zamanda mağdurun yakınlarının soruşturma
prosedürüne katılımlarını sağlayacak etkili bir başvuruyu da gerektirir. (Bkz.
yukarıda değinilen Aksoy ve Aydın Kararları, sırasıyla sayfa, 2287, par. 98, ve sayfa
1895-96, par. 103). Görüldüğü gibi, Sözleşmenin 13. maddesinin gereklilikleri,
Sözleşmenin 2. maddesi altında, prosedürle ilgili etkili bir soruşturma yapma
sorumluluğundan daha geniş kapsamlıdır(Bkz. yukarıdaki par. 82).
Mahkeme, yetkililerin, Havva Ergi'nin ölümünün çevresindeki şartlarda
etkin bir soruşturma yapmadıkları şeklindeki tespitini hatırlatmaktadır. Mahkeme,
bu ihmalin başvuranın ve yeğeninin Türk hukukuna göre kullanabileceği her hangi
bir iç hukuk yolunu tüketebilmesini olumsuz etkilediği görüşündedir.
Buna göre Mahkeme, Sözleşmenin 13. maddesinin ihlal edildiğine karar
vermiştir.
D. Sözleşme'nin 14. ve 18. maddelerinin ihlali iddiası
99. Başvuran, köye yapılan saldırının devletin Kürt vatandaşlarına karşı
uyguladığı ayrımcılık politikasını gösterdiğini ve bu yetkilendirilmiş uygulamanın
varlığının Sözleşme'nin 14. ve 18. maddelerini ihlal ettiğini ileri sürmüştür.
Sözleşmenin 14. maddesi aşağıdaki gibidir:
"Bu Sözleşmede tanınan hak ve özgürlüklerden yararlanma, cinsiyet, ırk,
renk, dil, din, siyasal veya diğer kanaatler, ulusal veya sosyal köken, ulusal bir
azınlığa mensupluk, servet, doğuş veya herhangi başka bir durum bakımından hiçbir
ayırım gözetilmeksizin sağlanır. "
18. madde ise şöyledir:
"Bu Sözleşmenin hükümleri gereğince, sözü edilen hak ve
özgürlüklere getirilen sınırlamalar ancak öngörülen amaçlar için
uygulanabilir."
100. Komisyon, bu iddiaların doğrulanmamış olduğunu tespit etmiş,
yukarıdaki maddelerin ihlal edilmediğine karar vermiştir. Hükümet de aynı
görüştedir.
101. Mahkeme de Komisyon tarafından tespit edilen unsurlar
doğrultusunda, söz konusu maddelerin ihlal edilmediğine karar vermiştir.
E. Sözleşme'nin 25/1. Maddesinin İhlali İddiası
102. Son olarak başvuran Sözleşmenin aşağıda verilen, 25/1 maddesi
gereğince Komisyon'a şikayette bulunmak ve şikayetini Komisyon nezdinde
sürdürmek hakkının sorumlu devlet yetkililerince engellendiğinden (bkz. yukarıdaki
paragraf 26), şikayet etmiştir.
"Bu Sözleşmede tanınan hakların Yüksek Sözleşen taraflardan birince
ihlalinden zarar gördüğü iddiasında bulunan her gerçek kişi, devlet dışı her kuruluş
veya özel kişilerden oluşan her topluluk, hakkında şikayet vaki olan Yüksek
Sözleşen Tarafın bu konuda Komisyon'un yetkisini tanıdığını bildirmiş olması
halinde, Avrupa Konseyi Genel Sekreterine sunulacak bir dilekçe ile Komisyona
başvuruda bulunabilir. Yüksek Sözleşen Taraflardan böyle bir bildirimde bulunmuş
olanlar, bu hakkın etkin bir biçimde kullanılmasına hiçbir suretle engel olmamayı
taahhüt ederler."
103. Komisyon, başvuranın Komisyon'dan talep etmiş olduğu adli
yardımı destekleyen mal beyanı ile ilgili sorgulandığı sırada, yetkililerin başvuranı
baskıya maruz bıraktığını ve bunun 25. maddenin 1. paragrafı ile garanti altına
alınmış kişisel başvuru hakkının kullanılmasına engel teşkil ettiğini belirlemiştir
(Bkz. yukarıdaki paragraf 26). Sorumlu Devlet, bu sebepten dolayı, bu hüküm
altında belirtilen sorumluluklarını yerine getirmemiştir.
104. Hükümet Komisyonun varmış olduğu sonuca şiddetle karşı
çıkmıştır. Başvuru yapıldıktan yaklaşık bir buçuk yıl sonra ve Komisyonun kabul
edilebilirlik kararından yedi ay sonra, 30 Ekim ve 3 Kasım 1995 tarihlerinde
ifadeler alındıktan sonra, (bkz. yukarıdaki paragraf 26), baskı iddialarının ilk olarak
ortaya çıktığını iddia etmişlerdir. (Bkz. yukarıdaki paragraflar 1 ve 55)
Dahası, Hükümet, Türk yetkililerin, başvuranı, Komisyon önündeki
adli yardım talebi hususunda sorgulamak zorunda olduklarını vurgulamıştır.
Böylece Sekreter, Hükümeti, talep üzerinde yorum yapmaya davet etmiştir.
Sorgulamanın amacı mal beyanının doğruluğunu ispatlamaktı. Başvuran, hiçbir
aşamada başvurusundan vazgeçmesi veya Komisyon önündeki işlemlerdeki
statüsünden vazgeçmesi hususunda direkt veya dolaylı baskıya maruz kalmamıştır.
Önce, Hükümetten işbirliği yapmasını istediği, sonra da, sonuçlar ve bulgular rapor
edildikten sonra, onları onayladığı için Komisyonun tavrında çelişki vardır.
105. Mahkeme, Sözleşmenin 25. maddesi altındaki başvuranın
şikayetinin zamanlamasının, Sözleşme gereğince kabul edilebilirlik kararına
sebebiyet vermediğini gözlemlemiştir. Hükümetin bu konudaki iddiaları
reddedilmelidir.
Şikayetin esası ile ilgili olarak ifade tutanaklarından anlaşıldığı üzere
(bkz. yukarıdaki paragraf 26), bu ifadelerin başvuranın mal beyanı ile
sınırlandırılmamış olduğu tespit edilmiştir. Başvurana Komisyon'a yaptığı
başvurunun konusu ve
başvuru yapabileceği konular ile ilgili açıklama talep
edilmiştir. Mahkeme ayrıca başvuranın yetkililer tarafından neden iki kere
sorgulandığı, bunun neden terörle mücadele polisleri ve savcı tarafından yapıldığı
konusunda makul bir gerekçe bulamamıştır. Bütün bunların ışığında Mahkeme,
Komisyon'un tespit ettiği gibi, bu şartlar altındaki, Komisyon'a yaptığı başvuru ile
ilgili görüşmeler neticesinde başvuranın kendisini gözdağı verilmiş hissetmiş
olduğunu kabul etmiştir. Bu bağlamda, Mahkeme, başvuranın, yetkililerin,
başvurusunu geri çekmesi ya da değiştirmesi şeklinde her hangi bir baskısına maruz
kalmadan Komisyon ile özgürce temas kurmasının Sözleşme'nin 25. maddesinde
sağlanmış bireysel başvuru sisteminin etkin uygulanmasında en önemli unsur
olduğunu hatırlatmıştır (16 Eylül 1996 tarihli Akdivar ve Diğerleri Türkiye'ye Karşı
Kararı, Raporlar 1996/IV, s. 1219, par. 105); ve 18 Aralık 1996 tarihli Aksoy
Türkiye'ye Karşı Kararı, Raporlar VI, sayfa 2288, par. 105). Söz konusu başvurunun
şartları Devletin, Sözleşme'nin söz konusu hükmünü ihlal ettiğini ortaya
koymaktadır. Böylece Sözleşme'nin 25/1. maddesi ihlal edilmiştir.
II. Sözleşme'nin 50. maddesi ile ilgili talep
106. Havva Ergi'nin ölümü ile ilgili olarak, başvuran, Sözleşme'nin
aşağıda sunulan 50. maddesi bağlamında, tazminat talep etmiştir.
"Mahkeme, bir Yüksek Sözleşen Tarafın yargı mercileri veya herhangi
başka bir resmi merci tarafından verilmiş olan bir kararın veya alınmış olan bir
tedbirin bu Sözleşmeden doğan yükümlülüklere tamamen veya kısmen aykırı
düştüğü hükmüne varırsa ve eğer ilgili tarafın iç hukuku bu karar veya tedbirin
sonuçlarını ancak kısmen gidermeye elverişli ise, Mahkeme kararında gerektiği
taktirde zarar gören tarafa hakkaniyete uygun bir tatmin şekline hükmolunur."
A. Manevi Zarar
107. Başvuran, kendisinin, merhum kız kardeşinin ve onun kızının
bireysel ihlallerin mağduru olduklarını ileri sürmüştür. Manevi zararlarının tazmini
için 30.000 İngiliz Sterlini talep etmiştir. Bununla beraber 2. maddenin ihlali
uygulamasının sonucu olan ağırlaştırılmış zararları ve Türkiye'nin güneydoğusunda
etkili iç hukuk yollarının bulunmaması nedeniyle 13. maddenin ağırlaştırılmış ihlali
için 10.000 İngiliz Sterlini ağırlaştırıcı tazminat talep etmiştir.
108. Hükümet, talep edilen miktarların abartılı olduğunu belirtmiştir.
Hükümet, bu bağlamda Mahkeme'yi asgari ücretin yaklaşık olarak aylık 600 FF ve
kıdemli bir hakimin maaşının 4.700 FF olan Türkiye'deki sosyal ve ekonomik
koşulları dikkate almaya davet etmiştir. Hükümet, başvuran olmayan ve yargılama
prosedüründe yer almayan yeğen için karar verilmesini doğru bulmamıştır.
109. Komisyon Delegesi başvuranın talepleri hakkında herhangi bir
öneride bulunmamıştır.
110. Mahkeme, başlangıçtan itibaren söz konusu başvurunun Komisyon'a
başvuran tarafından sadece kendisi ve merhum kız kardeşi için değil aynı zamanda
yeğeni olan Havva Ergi'nin kızı için de yapıldığını belirlemiştir. Mahkeme, sadece
ihlal olduğunu tespit etmekle telafi edilemeyecek ölçüde manevi zarar gördüklerini
değerlendirmektedir. İhlalin ağırlığı (bkz. yukarıdaki paragraflar 86 ve 98) ve adil
tatmin dikkate alındığında, Mahkeme, başvurana 1000 İngiliz Sterlini ve Havva
Ergi'nin kızına ya da onun adına kanuni temsilcisine verilmek üzere 5,000 İngiliz
Sterlini ödenmesine karar vermiştir.
111. Öte yanda, Mahkeme, ağırlaştırıcı tazminat ile ilgili tüm talepleri
reddetmiştir.
B.Masraf ve Harcamalar
112. Başvuran, ayrıca davayı Sözleşme organları önüne hazırlanmak ve
sürdürmek amacıyla yaptığı hukuki masraf ve harcamaları için 20,624.60 İngiliz
Sterlini ödenmesini talep etmiştir. Başvuran, Avrupa Konseyinden adli yardım
olarak aldığı miktarı çıkarttıktan sonra, şunları talep etmiştir:
(a) İngiltere, faaliyet gösteren avukatları tarafından yapılan işin ücreti
olarak 16,450.24 İngiliz Sterlini (İS);
(b)Türk avukatlarının yaptığı çalışmalar için 1,625 İS;
(c)Çeşitli idari harcamalar için 306.66 İS;
(d) Kürt İnsan Hakları Projesi (KHRP) tarafından yapılan araştırma ve
destek için 1,230 İS;
(e) Balistik inceleme raporu için 250 İS;
(f) Türkiye'de yapılan duruşmadaki tercüme, yorum, iaşe ve ibate
masrafları için 417.70 İS
(g)Diğer yorum ve tercüme masrafları için 345 İS
Başvuran, Mahkeme tarafından hükmedilecek meblağın doğrudan
başvuranın İngiltere'de faaliyet gösteren avukatlarının adına açılmış bir hesaba
İngiliz Sterlini olarak ödenmesini ve gecikme faizinin yıllık %8 olarak
uygulanmasını talep etmiştir.
113. Hükümet, Mahkeme'yi ispat edilmemiş ve çok abartılı olduğu için
bu talebi reddetmeye davet etmiştir. Hükümet, başvuranın, İngiltere'de faaliyet
gösteren avukatların yardımına başvurmasının gereğini tartışmakta ve KHRP'nin
masraf ve harcamaları için herhangi bir meblağa hükmedilmesine şiddetle karşı
çıkmaktadır.
114. Komisyon Delegesi, başvuran tarafından talep edilen meblağlarla
ilgili herhangi bir yorum yapmamıştır.
115. Mahkeme, KHRP tarafından yapılan masraf ve harcamalar için talep
edilen harcamaların gerekli olduğu için yapıldığına ikna olmamıştır ve bu talebi
reddetmiştir. Masraf ve harcamaların diğer kısmı için, Mahkeme adil şekilde karar
vererek, başvuran tarafından sunulan taleplerin detayları ile ilgili olarak 12000 İS'ni
uygulanabilecek vergiler ile birlikte, Avrupa Konseyi'nden harcamalar ve ödemeler
için alınmış olan 9,995 Fransız Frangı adli yardım düşüldükten sonra ödenmesine
karar vermiştir.
C. Gecikme Faizi
116. Mahkeme'ye verilen bilgiye göre, bu kararın verildiği tarihte
İngiltere'de uygulanan yasal faiz oranı yıllık % 7,5'dur.
BU NEDENLERDEN DOLAYI MAHKEME;
1. Hükümetin başvurunun geçerliliği ile ilgili ilk itirazlarını oybirliğiyle
reddetmiştir.
2. Hükümetin iç hukuk yollarının tüketilmediğine dair ilk itirazı
yapmaktan kendi eylemi ile mahrum kaldığına oybirliği ile karar vermiştir.
3. Başvurunun kardeşinin Sözleşme'nin 2. maddesinin ihlalini oluşturacak
şekilde güvenlik güçlerince öldürüldüğünün saptanamadığına oybirliğiyle karar
verilmiştir.
4. Güvenlik güçlerinin yaptığı operasyonun planlanması ve idaresinin ve
başvuranın kardeşinin ölümünün çevresindeki koşullar doğrultusunda Devlet
yetkilileri tarafından yeterli ve etkin bir soruşturma yapılmamasının Sözleşme'nin 2.
maddesinin ihlalini oluşturduğuna oybirliği ile karar vermiştir.
5. Sözleşme'nin 8. maddesi ile ilgili şikayetleri incelemeye oybirliğiyle
gerek görmemiştir.
6. Başvuran ve yeğeni ile ilgili olarak Sözleşme'nin 13. maddesinin ihlal
edildiğine 1'e karşı 8 oyla karar vermiştir.
7. Sözleşme'nin 14 ve 18. maddelerinin ihlal edilmediğine oybirliğiyle
karar vermiştir.
8. Sözleşme'nin 25/1. maddesinin ihlal edildiğine 8'e karşı 1 oyla karar
vermiştir.
9. Sorumlu Devletin, başvurana 3 ay içinde, manevi zararlar ile ilgili
olarak 1,000 (bin) İS'ni ödeme gününde geçerli döviz kurundan Türk Lirasına
çevrilerek ödenmesine 1'e karşı 8 oyla karar vermiştir.
10. Sorumlu Devletin, başvuranın yeğenine ya da onun yerine hareket
eden kanuni temsilcisine, üç ay içinde, manevi zararlar ile ilgili olarak 5,000 (beş
bin) İS'ni ödeme gününde geçerli döviz kurundan Türk Lirasına çevrilerek
ödenmesine oybirliğiyle karar vermiştir.
11. Sorumlu Devletin, başvurana, üç ay içinde, masraf ve harcamalar için,
12,000 İS'ni uygulanabilecek vergilerle birlikte, 9,995 FF karar tarihindeki kurdan
İngiliz Sterlini'ne çevrilerek çıkartıldıktan sonra ödenmesine oybirliği ile karar
vermiştir.
12. Yukarıda miktarlara, yukarıda bahsedilen üç aylık sürenin
aşılmasından itibaren ödeme gününe kadar yıllık % 7.5 gecikme faizi
uygulanmasına oybirliği ile karar vermiştir.
13. Adil tatmin için talep edilen meblağların diğer kısmını oybirliği ile
reddetmiştir.
İngilizce ve Fransızca olarak hazırlanmış olup, 28 Temmuz 1998
tarihinde Strazburg'daki İnsan Hakları Binası'nda halka açık duruşmada
sunulmuştur.
İmza : Rudolf BERNHARDT
Başkan
İmza: Herbert PETZOLD
Raportör
Sözleşmenin 51 maddesinin 2. paragrafına ve Mahkeme A Tüzüğünün
53. maddesinin 2. paragrafına uygun olarak, Sayın Gölcüklü'nün Kısmi Karşıoyu bu
karara ek olarak sunulmuştur.
YARGIÇ GÖLCÜKLÜ'NÜN KISMİ KARŞIOYU
Ergi Türkiye'ye Karşı Davası'nda bazı noktalarda aşağıda verilen
sebepler nedeniyle çoğunluğun düşüncesine katılmadığımı bildirmek istiyorum.
1. Mahkeme, söz konusu ölümle ilgili etkili bir soruşturma yapılmaması
nedeniyle Sözleşmenin 2. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmıştır ve
başvuranın Sözleşmenin 2. ve 13. maddelerinin, şikayetlerin temelini oluşturduğunu
gösterecek etkili ve yeterli bir soruşturma olmadığı için, ben de Komisyon gibi,
Sözleşmenin 13. maddesi altında başka farklı bir konunun ortaya çıkmadığı
görüşündeyim. Bu bağlamda Kaya Türkiye'ye Karşı davasındaki karşıoyuma ve
sorun üzerinde Komisyon'un büyük bir çoğunluğu tarafından ifade edilen görüşe
gönderme yapıyorum (Bkz. Aytekin Türkiye'ye Karşı, Başvuru No:22880/93, 18
Eylül 1997;Ergi Türkiye'ye Karşı, Başvuru No: 23814/94, 20 Mayıs 1997; Yaşa
Türkiye'ye Karşı, Başvuru No: 22495/93, 8 Eylül 1997).
2. Mahkeme, ayrıca, Hükümet tarafından itiraz edilen ispatlanmamış bazı
iddiaları yorumlayarak Sözleşmenin 25. maddesinin ihlal edildiği sonucuna
varmıştır. Sorumlu Devlet başvuru kendilerine ulaştırıldığında birkaç kez başvuranla
irtibat kurmaya çalışmıştır. Bu adım, öncelikle, başvuranın iddialarını doğrulamak
ve ikinci olarak da Sözleşme sisteminde problemi çözmenin ilk adımı olan dostane
çözüme ulaşılıp ulaşılamayacağını araştırmak için faydalı ve gerekli idi.
Şikayetçinin, Komisyon önündeki başvurusu hususunda görüşmek için ulusal yetkili
tarafından çağırıldığında söz konusu kişi rahatsızlık duymuş olabilir. Fakat, bu
psikolojik durumun başvuranın Strazburg Kuruluşları önündeki muamelelerine
devam etmesinin engellenmesi için baskı uygulanması olarak algılanması benim
fikrime göre ya kötü talih ya da sorumlu Devletin itibarını sarsmak için hazırlanmış
politik bir planın sonucudur. Benim fikrime göre, başvuranın bu tür davalarda
Sözleşmenin 25. maddesi ile yetkili kılınmamış bir tür kamu davası vasıtası ile
hareket eden Diyarbakır İnsan Hakları Derneğinin baskısı altında olup olmadığını,
Mahkeme kendisine sormalıdır- ve Diyarbakır'da başlayan bütün davalar aynı yolu
takip etmektedir- Londra (Kürdistan İnsan Hakları Projesi) ve Strazburg.
Raportörün Notu: Bu ek pratik nedenlerden dolayı sadece kararın basılmış şekli
ile birlikte (1998 Hüküm ve Karar Raporlarında) yeralacaktır, fakat Komisyon
Raporu'nun bir kopyasını Raportör Daire'den temin etmek mümkündür.
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 15.07.2026. · Źródło