23819/94
WyrokETPCz2000-11-16ECLI:CE:ECHR:2000:1116JUD002381994
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
Czy zniszczenie mienia i domu skarżącego przez siły bezpieczeństwa, brak skutecznego środka odwoławczego oraz przesłuchanie skarżącego w związku ze skargą do ETPCz naruszyły jego prawa wynikające z art. 3, 8, 13 Konwencji, art. 1 Protokołu nr 1 oraz art. 25 (dawnego) Konwencji?Ratio decidendi
Trybunał uznał, że zniszczenie domu i mienia skarżącego przez siły bezpieczeństwa, pozbawienie go środków do życia i zmuszenie do opuszczenia wioski stanowiło nieludzkie traktowanie w rozumieniu art. 3 Konwencji. Działania te stanowiły również poważną i nieuzasadnioną ingerencję w jego życie prywatne i rodzinne, dom oraz prawo do poszanowania mienia, naruszając art. 8 Konwencji i art. 1 Protokołu nr 1. Trybunał stwierdził także naruszenie art. 13, ponieważ krajowe postępowanie karne i administracyjne nie stanowiło skutecznego środka odwoławczego, zwłaszcza w kontekście specyfiki regionu południowo-wschodniej Turcji i braku niezależnego dochodzenia. Dodatkowo, przesłuchanie skarżącego przez żandarmerię w związku z jego skargą do Komisji Praw Człowieka (poprzedniczki Trybunału) stanowiło naruszenie zobowiązań państwa wynikających z dawnego art. 25 Konwencji, utrudniając skuteczne korzystanie z prawa do skargi indywidualnej.Stan faktyczny
Skarżący, Ihsan Bilgin, turecki obywatel mieszkający w wiosce Yukarıgören, twierdził, że jego dom i inne mienie zostały zniszczone przez siły bezpieczeństwa w 1993 i 1994 roku. Został zmuszony do opuszczenia wioski wraz z rodziną. Władze tureckie zaprzeczały odpowiedzialności, sugerując, że zniszczenia mogły być dziełem PKK lub wynikały z zaniedbania. Skarżący był również przesłuchiwany przez żandarmerię w związku z jego skargą do Europejskiej Komisji Praw Człowieka.Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie:
1. Stwierdza naruszenie art. 3 Konwencji.
2. Stwierdza naruszenie art. 8 Konwencji i art. 1 Protokołu nr 1.
3. Stwierdza naruszenie art. 13 Konwencji.
4. Stwierdza brak naruszenia art. 14 i 18 Konwencji.
5. Stwierdza, że państwo pozwane nie wywiązało się ze swoich zobowiązań wynikających z art. 25 ust. 1 (dawnego) Konwencji.
6. Zasądza na rzecz skarżącego 12 000 GBP tytułem szkody majątkowej i 10 000 GBP tytułem szkody niemajątkowej, płatne w lirach tureckich według kursu wymiany w dniu płatności, w ciągu trzech miesięcy.
7. Zasądza na rzecz przedstawiciela skarżącego 21 500 GBP tytułem kosztów i wydatków (pomniejszone o 13 445 franków francuskich otrzymanych z Rady Europy), płatne w funtach szterlingach na konto bankowe w Wielkiej Brytanii, w ciągu trzech miesięcy.
8. Oddala pozostałe roszczenia skarżącego dotyczące słusznego zadośćuczynienia.Pełny tekst orzeczenia
CONSEIL DE
L'EUROPE
AVRUPA
KONSEYİ
Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi Kararı
BĐLGĐN/Türkiye Davası*
Baꢀvuru no.23819/94
Strazburg KASIM 2000
USULĐ ĐꢁLEMLER
1. Dava, Avrupa Đnsan Hakları Komisyonu ("Komisyon") tarafından, 30 Ekim 1999 tarihinde,
Đnsan Haklarını ve Temel Hakları Korumaya Dair Sözleꢀme'nin ("Sözleꢀme") eski 32/1 ve 47.
maddelerinde öngörülen üç aylık süre zarfında Mahkemeye tevdi edilmiꢀtir. Davanın nedeni,
bir Türk vatandaꢀı olan Đhsan Bilgin’in ("baꢀvuran"), 24 Mart 1994 tarihinde, Sözleꢀme'nin
eski 25.maddesi uyarınca, Türkiye Komisyon'a yaptığı baꢀvurudur (baꢀvuru no. 23819/94).
2. Yasal yardım alan baꢀvuranı Đngiltere'de hukukçu ve üniversite öğretim üyesi olarak
faaliyet gösteren Prof. François Hampson temsil etmiꢀtir. Bu davaya yönelik olarak Türk
Hükümeti ("Hükümet") kendi Ajanı tarafından temsil edilmiꢀtir.
3. Komisyonun talebi, Sözleꢀme'nin eski 44 ve 48. maddeleriyle Türkiye'nin Mahkemenin
zorunlu yargı yetkisini tanıdığı bildirime atıf yapmaktadır (eski 46. madde). Talebin amacı
dava olaylarının, davalı Devlet'in 3,8,13,14 ve 18. maddeler uyarınca üstlendiği
yükümlülüklerin ihlalini teꢀkil edip etmediği konusunda bir karar vermesini sağlamaktı.
4. Büyük Daire Kurulu 6 ve 8 Aralık 1999 tarihlerinde Sözleꢀmeye ek 11 No'lu Protokolün
5/4; Đçtüzüğün 100/1 ve 24/6 maddeleri uyarınca, baꢀvurunun kendi alt dairelerinin (Kısım)
biri tarafından inceleneceğini kararlaꢀtırmıꢀtır. Bunun üzerine davaya bakmakla Đkinci Kısım
görevlendirilmiꢀtir.
5. Đkinci Kısım içinde teꢀekkül eden davaya bakmakla görevli daire re'sen, Türkiye adına
seçilmiꢀ yargıç (Sözleꢀme'nin 27/2 ve Đçtüzüğün 26/1-a maddeleri) Sn. Türmen'i dahil
etmiꢀtir. Daireyi oluꢀturmak üzere atanan diğer yargıçlar Mahkeme Baꢀkanı Sn. A. Baka, Sn.
B. Conforti, Sn. G. Bonello, Sn. P. Lorenzen, Sn. M. Fishcbach ve Sn. A. Kovler'di.
6. Daha sonra Sn. Türmen Daire oturumlarına katılmaktan çekilmiꢀtir (Đçtüzük m.28). Bundan
dolayı Hükümet, Daire oturumlarına katılmak üzere Sn. F. Gölcüklü'yü ad hoc yargıç olarak
Türmen'in yerine atamıꢀtır (Sözleꢀme'nin 27/2 ve Đçtüzüğün 29/1 maddeleri).
7. Đçtüzük m. 59/3 uyarınca Daire Baꢀkanı tarafları baꢀvuruyla ilgili olarak görüꢀlerini
sunmaya davet etmiꢀtir. Sekreter, 13 Mart'ta baꢀvuranın 5 Mayıs 2000'de de Hükümet'in
görüꢀlerini almıꢀtır. 15 Mayıs 2000 tarihinde Hükümet, daha önce sunmadığı bazı belgelerle
Çatakköprü jandarma karakolunun 13 Ekim 1993 tarihli hizmet defterinin bir nüshasını
sunmuꢀtur.
______________________________________________________________________________________
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2005. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Çok taraflı Siyasî İşler
Genel Müdürlüğü tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın adının tam
olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri Bakanlığı
Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak suretiyle ticari olmayan
amaçlarla alıntılanabilir.
8. 30 Mayıs 2000 tarihinde taraflara danıꢀtıktan sonra Daire esaslara iliꢀkin duruꢀma
yapılmasına gerek olmadığına karar vermiꢀtir (Đçtüzük m. 59/2 vd.). Taraflar birbirlerinin
görüꢀlerine yazılı cevap vermeye davet edilmiꢀlerdir. Her iki taraf da bu imkandan
yararlanmamıꢀtır.
OLAYLAR
I. Davaya Esas Teꢀkil Eden Olaylar
9. Baꢀvuran, Đhsan Bilgin, 1960 doğumlu bir Türk vatandaꢀı olup Batman'da yaꢀamaktadır.
Bu davaya neden olan olayların geliꢀtiği dönemde adıgeçen Diyarbakır ilinin Güzderesi
köyüne bağlı Yukarıgören mezrasında yaꢀamaktaydı. Baꢀvuru, baꢀvuranın Yukarıgören'deki
evinin ve diğer mallarının güvenlik güçlerince yok edildiğine iliꢀkin iddialarıyla ilgilidir.
A. Olaylar
10. Baꢀvuranın mallarının yok edilmesiyle ilgili olaylar taraflar arasında tartıꢀma konusudur.
11. Baꢀvurana göre olaylar 14-17. paragraflar arasında yer almaktadır. Mahkemeye sunduğu
görüꢀte baꢀvuran, 21 Ekim 1999 tarihli Komisyon raporuna dayanmaktadır. Hükümete göre
olaylar ise 18-20. paragraflar arasında yer almaktadır.
12. Komisyona sunulan kanıtların açıklaması 21-26. paragraflar arasında bulunmaktadır.
Baꢀvuranın mallarının yok edilmesiyle ilgili olarak iç hukuk makamları önündeki iꢀlemlerin
açıklaması ise 39-61. paragraflar arasında verilmiꢀtir.
13. Komisyon, taraflar arasında tartıꢀma konusu olayları saptamak için Sözleꢀmenin eski
28/1-a hükmü uyarınca bir soruꢀturma yürütmüꢀtür. Bu amaçla Komisyon, gerek baꢀvuranın
gerekse de davalı Hükümet'in kendi iddialarını desteklemek için sunduğu belgeleri incelemiꢀ
ve 13 ve 14 Mart 1997 tarihlerinde Ankara'da yapılacak duruꢀmada tanık ifadelerine
baꢀvurmak üzere üç delege atamıꢀtır. Komisyonun kanıtlara iliꢀkin değerlendirmesi ve
bulguları 66-70. paragraflar arasında özetlenmiꢀtir.
1. Baꢀvurana göre olaylar
14. 28 Eylül 1993 tarihinde Güzderesi köyüne bağlı Yukarıgören mezrasına çok sayıda
jandarma gelir. Muhtemelen, bu köyde yaꢀayan ve PKK'yla ilgili faaliyetlere karıꢀtığı ꢀüphe
edilen Faysal Alpan'ı aramaktadırlar. Jandarmalar, Faysal'a ve diğer Yukarıgören sakinlerine
topladıkları tütünleri dıꢀarı çıkararak evlerinin önüne yığmalarını isterler. Daha sonra da tütün
yığınını ateꢀe verirler. O gün jandarmalar aralarında Hüsnü Eraslan'ın iki oğluyla Mehmet
Eraslan'ın bir oğlunun da bulunduğu 11 veya 12 kiꢀiyi yakalayarak gözaltına alırlar.
15. Baꢀvuran olayın aynı gün mü yoksa iki hafta sonra mı vuku bulduğunu kesin olarak
hatırlayamasa da, jandarmalar baꢀvuranın evindeki mobilyaları kırarlar, pencereleri ve diğer
ev eꢀyalarını kırarlar. Baꢀvuran yanmıꢀ tütün yığınının ve zarar görmüꢀ ev eꢀyalarının resmini
çeker.
16. 1994 yılının yazında ve sonbaharında, baꢀvuranın Batman'da olduğu bir sırada,
jandarmalar Yukarıgören'e yine gelirler. O sırada baꢀvuranın ailesi mezrada kalmaya devam
eden tek ailedir ve diğer tüm aileler mezrayı terk etmiꢀlerdir. Jandarmalar baꢀvuranın ailesini
ve bir misafirlerini su deposunun önünde topladıktan sonra mezradaki evleri ateꢀe verirler.
Baꢀvuran ertesi gün köye geri döner. Evinin yakılmasından sonra baꢀvuran ve ailesi
Yukarıgören'i terk ederler.
17. Baꢀvuranın tütünleri, evi ve diğer eꢀyaları Çatakköprü jandarma karakol komutanı ile
Silvan ilçe jandarma karakol komutanının emir ve sorumluluğundaki jandarmalar tarafından
yakılmıꢀtır. Her iki karakola bağlı jandarmalar 1993 ve 1994 yıllarında Yukarıgören ve
Güzderesi'nde gerçekleꢀtirilen ve Yukarıgören'in yakılmasıyla sonuçlanan baskın ve
operasyonlara da katılmıꢀlardır. Bu saldırıların amacı baꢀvuranın da aralarında bulunduğu
Yukarıgören sakinlerini mezrayı terketmeye zorlamaktır.
2. Hükümete göre olaylar
18. Hükümet, sözkonusu dönemde PKK eylemlerinin yoğun olarak devam etmekte olduğunu
ve bölgede jandarmanın düzenli olarak askeri, idari, yargısal ve sivil amaçlarla devriye
gezdiğini belirtmiꢀtir.
19. Askeri makamlara göre, sözkonusu dönemde Güzderesi'nde ve civarında hiçbir operasyon
yapılmamıꢀtır.
20. Hükümete göre, baꢀvuran, yetkililere herhangi bir resmi ꢀikayette bulunmadığı için ancak
bu baꢀvuru Türk Hükümeti'nin dikkatine sunulduğunda bir ön soruꢀturma açılmıꢀ ve
yürütülmüꢀtür. Dosya, sorumlu olduğu iddia edilenler, örneğin Đbrahim Aktürk (Silvan Đlçe
Jandarma karakol komutanı), Hakan Temel (Silvan Đlçe jandarma karakoluna bağlı komando
tim komutanı) ve Hüdaverdi Tunç (Çatakköprü jandarma karakol komutanı), hakkında lüzum-
u veya men-i muhakeme kararı verilmesi için Đl Đdare Kuruluna sevk edilmiꢀtir. Đl Đdare
Kurulu 4 Haziran 1998 tarihli kararında Đbrahim Aktürk, Hakan Temel ve Hüdaverdi Tunç
hakkındaki iddiaları destekleyen yeterli kanıt olmadığı sonucuna varmıꢀtır.
B. Tarafların Komisyona sundukları kanıtlar
21. Komisyon önündeki yargılamada, baꢀvuran ve Hükümet, baꢀvuranın Diyarbakır Đnsan
Hakları Derneğine (ĐHD) ve ulusal makamlara verdiği ifadeleri sunmuꢀlardır.
22. Hükümetin sunduğu belgeler arasında, baꢀvuranın 9 Ağustos 1995 tarihinde Çatakköprü
jandarma karakolu tarafından alınan ifadesi de bulunmaktadır. Bu ifadeye göre baꢀvuran,
ifadeyi alan jandarmaya, 28-29 Eylül 1993 tarihlerinde, kendisi evde yokken, evinin ve
eꢀyalarının kimliği belirsiz kiꢀilerce tahrip edildiğini ve aꢀağı yukarı aynı günlerde, Đnsan
Hakları Derneğine mensup 4-5 kiꢀilik
bir grubun Güzderesine gelerek kendisiyle
görüꢀtüğünü belirtmiꢀtir. Baꢀvuran, ĐHD'ne baꢀvurduğunu reddetmiꢀ ve herhangi bir baꢀvuru
yapılmıꢀsa bile bunun bilgisi dıꢀında yapıldığını ve devam ettirme niyetinde olmadığını
belirtmiꢀtir.
23. 21 Ağustos 1995 tarihinde baꢀvuran ĐHD'ye verdiği ifadede, baꢀvuran 7 Ağustos 1995
tarihinde askerler tarafından alınarak Çatakköprü jandarma karakoluna götürüldüğünü ve
burada, Devlet aleyhine baꢀvuruda bulunmasıyla ilgili olarak sorgulandığını belirtmiꢀtir.
Karakol komutanı bazı köylerin PKK tarafından yakıldığı konusunda ısrar etmiꢀ ve
baꢀvuranın PKK'dan maddi yardım aldığını kabul etmesini istemiꢀtir. Baꢀvuran, köyünün
güvenlik güçlerince yakıldığı iddiasını sürdürmüꢀ ve PKK'nın herhangi bir biçimde olaya
müdahil olduğu iddiasını reddetmiꢀtir. Ayrıca kendisine bir ifade de imzalatılmıꢀtır.
24. Baꢀvuran, Hüsnü Eraslan tarafından ĐHD'ye verilen ifadeleri, Hüsnü Eraslan ve Mehmet
Salih Eraslan tarafından ulusal makamlara verilen dilekçeleri; muhtar ve Güzderesi Đhtiyar
Heyeti tarafından tutulan bir hasar tespit tutanağı ile 14 fotoğrafı da sunmuꢀtur.
Fotoğraflardan üçü yakılan ürünü, onbir tanesi ise kundaklanan ve içi hasar gören evleri
göstermektedir.
25. Hükümet, baꢀvuranın 6 Kasım 1995 tarihinde Silvan cumhuriyet savcısına verdiği ifadeyi,
resmi olay yeri tutanaklarını, 14 Ekim 1993 tarihinde Güzderesi'nden oniki kiꢀinin PKK'ya
yardım ve yataklık ettikleri ꢀüphesiyle Silvan jandarma karakolunda gözaltında tutulduğunu
gösteren gözaltı tutanaklarını, Çatakköprü jandarma karakoluna ait 18 görev defterini ve
Mehmet Salih Eraslan, Hüsnü Eraslan, Abdulkadir Toptemiꢀ, Mehmet Emin Tanrıkulu,
Mehmet Selim Oğurlu, Hüdaverdi Tunç, Đbrahim Aktürk ve Hakan Temel Aksel'in ifadelerini
de içeren yetkililerin iddialara yönelik olarak yürüttükleri soruꢀturmayla ilgili belgeleri de
sunmuꢀtur.
26. Komisyon Hükümet'ten Çatakköprü jandarma karakolunun Eylül 1993 ile Ekim 1994
arasında Güzderesiyle ilgili tüm planlama defterlerini, görev defterlerini, operasyon
raporlarını ve olay yeri tutanaklarını sağlamasını istemiꢀtir. 18 farklı tarihe iliꢀkin görev
defterleriyle Güzderesiyle ilgili 30 Aralık 1993 tarihli bir olay yeri tutanağı ve yine Güzderesi
bölgesiyle ilgili 17 Kasım 1992 ve 2 Mart 1994 tarihli iki olay yeri tutanağı haricinde
Hükümet, ne diğer tarihlere iliꢀkin görev defterlerini, ne talep edilen planlama defterleriyle
operasyon raporlarını ne de diğer olay yeri raporlarını Komisyon'a sunmuꢀtur.
Resmi belgeler
1. Olay yeri tutanakları
27. Đbrahim Aktürk tarafından imzalanan 17 Kasım 1992 tarihli bir olay yeri tutanağıyla
Hüdaverdi Tunç ve üç jandarma tarafından imzalanan 18 Kasım 1992 tarihli bir müꢀterek
ifadede 15-20 PKK militanının 17 Kasım 1992 tarihinde Silvan-Batman karayolunda 15-20
arabayı durdurarak üç resmi aracı ateꢀe verdikleri ve bazı sürücülerin üzerindeki parayı gasp
ettikleri belirtilmektedir. Kendisine ateꢀ edilen bir ꢀahsın cesedi olay yeri yakınında
bulunmuꢀtur.
28. Đbrahim Aktürk tarafından imzalanan 30 Aralık 1993 tarihli vukuat raporu ile Hüdaverdi
Tunç, dört jandarma ve üç vatandaꢀ tarafından imzalanan aynı tarihli olay yeri tutanağına
göre, kimliği belirsiz ꢀahıslar Güzderesi'ndeki PTT binasına molotof kokteyli atmıꢀlardır.
Vukuat raporuna göre bu olay 29 Aralık 1993 meydana gelen bu olay PKK militanları ya da
sempatizanları tarafından gerçekleꢀtirilmiꢀtir.
29. Hüdaverdi Tunç, yardımcısı, iki jandarma ve iki mağdur vatandaꢀ tarafından ortaklaꢀa
imzalanan, 2 Mart 1994 tarihli vukuat raporuyla aynı tarihli olay yeri tutanağında kimliği
belirsiz maskeli ve silahlı dört kiꢀinin Çatakköprü-Silvan karayolunun Güzderesi sapağında
bir aracı durdurarak içindeki iki kiꢀinin önemli miktardaki parasını gasp ettileri
belirtilmektedir.
2.Gözaltı kayıtları
30. Silvan jandarma karakolunun gözaltı kayıtlarından 14 Ekim 1993 tarihinde PKK'ya
yardım ve yataklık ettikleri ꢀüphesiyle 39 kiꢀinin gözaltına alındığı anlaꢀılmaktadır. Bu
ꢀahıslar arasında A. Kerim oğlu Mehmet Uğurlu, Hüsnü oğlu Mehmet Eraslan, Hüsnü oğlu
M. Faysal Eraslan , M. Salih oğlu Ercan Eraslan ve A. Kerim oğlu Mehmet Eraslan da dahil
olmak üzere Güzderesi'nden 12 kiꢀi bulunmaktadır.
3.16 Kasım 1993 tarihli il jandarma komutanlığı raporu
31. Đl Jandarma Komutanı ve Vali tarafından da imzalanan 16 Kasım 1993 tarihli Diyarbakır
Đl Jandarma Komutanlığı raporundan 14 Ekim 1993 tarihinde gözaltına alınan
Güzderelilerden M. Faysal Eraslan dıꢀında tümünün 4 Ekim 1993 tarihli yakalama emri
uyarınca gözaltına alındığı anlaꢀılmaktadır. M. Faysal Eraslan ise 12 Ekim 1993 tarihli
yakalama emriyle gözaltına alınmıꢀtır.
32. Ayrıca bu rapor, her ikisi de Güzdereli olan Eꢀref Aykut ve Đrfan Uğurlu (Hasan oğlu)'nun
yer göstermesi üzerine iki kaleꢀnikof tüfek, bir ꢀarjör ve 35 merminin bulunduğunu
belirtmektedir.
33. Yine bu rapora göre Mehmet ve Ercan Eraslan "örgüt mensupları ile" birlikte 12 Ağustos tarihinde Malabadi Barajı inꢀaat ꢀantiyesini kundaklama eyleminde yeraldıklarını ve M.
Faysal, Mehmet ve Ercan Eraslan'ın 17 Kasım 1992 tarihinde "örgüt mensupları ile" birlikte
Silvan-Batman karayolu üzerindeki Güzderesi sapağında bir aracın yakılması ve bir sivilin
öldürülmesi eylemine karıꢀtıklarını itiraf ettiklerini bildirmiꢀlerdir. Sözkonusu raporda
Mehmet Faysal Eraslan'ın Silvan'dan Bahçe yönüne gitmekte olan bir yolcu otobüsünü yakma
eylemine karıꢀtığını itiraf ettiği ve Faysal, Ercan ve Mehmet Eraslan'ın da Silvan'daki Tekel
deposunun kundaklanması eylemine karıꢀtıklarını itiraf ettikleri belirtilmektedir.
4. Çatakköprü jandarma karakolunun günlük görev defterleri
34. Hükümet tarafından sunulan Çatakköprü jandarma karakoluna ait 18 görev defterine göre,
Çatakköprü jandarma karakol komutanı Hüdaverdi Tunç, sekiz jandarma ve bir Zırhli Piyade
Taburu ("ZPT") timiyle birlikte <sayı okunaksız> Eylül 1993 Pazartesi günü Güzderesi ve
civarındaki üç köye keꢀif ve devriye göreviyle görevlendirilmiꢀtir. Anılan defterde bu görev
istihbarat ve belge toplamak olarak açıklanmıꢀtır. Eylül 1993 Salı günü, Hüdaverdi Tunç ve dokuz jandarmaya ꢀüphelileri arama ve aranan
ꢀahısları Çigil'e (Güzderesi'nin güneyinde bir köy) getirme görevi verilmiꢀtir. Ekim 1993 tarihinde Çatakköprü jandarma karakolundan dokuz jandarma ve bir Komando
Timi Güzderesi'nde ev arama ve aranan ꢀahısları yakalama görevini ifa etmek üzere
görevlendirilmiꢀtir. Ekim 1993 tarihinde Hüdaverdi Tunç ve sekiz jandarma Güzderesi köyüne bağlı ÖrenkeyΨ
mezrasında ev arama ve aranan ꢀahısları yakalama görevini ifa etmek üzere
görevlendirilmiꢀtir.
<tarih okunmuyor>1993 Çarꢀamba günü Hüdavedi Tunç, dokuz jandarma ve iki ZPT timi
köy devriyesi göreviyle görevlendirilmiꢀtir. Đfa edilmesi gereken görev Güzderesi ve
yakındaki üç köyde ev araması yapmak ve aranan ꢀahısları yakalamak olarak açıklanmıꢀtır.
Bu ꢀahsın isminin kayıtlara yanlıꢀ bir biçimde M. Veysi Eraslan olarak geçirildiği anlaꢀılmaktadır.
Ψ Komisyon delegelerine verdiği ifadede Hüdaverdi Tunç, Yukarıgören'e Örenköy dendiğini de belirtmiꢀtir.
Aralık 1993 günü Hüdaverdi Tunç ve yedi jandarma köy devriyesi göreviyle
görevlendirilmiꢀtir. Đfa edilmesi gereken görev Güzderesi ve yakındaki üç köyde ev araması
yapmak ve aranan ꢀahısları yakalamak olarak açıklanmıꢀtır. ve 12 ꢁubat 1993 tarihlerinde Hüdaverdi Tunç, dokuz jandarma ve bir ZPT timi köy
devriyesi göreviyle görevlendirilmiꢀtir. Đfa edilmesi gereken görev Güzderesi, Örenköy ve
yakındaki beꢀ köy ve mezrada ev araması yapmak ve aranan ꢀahısları yakalamak olarak
açıklanmıꢀtır. ꢁubat 1994 tarihinde Hüdaverdi Tunç ve yedi jandarma köy devriyesi göreviyle
görevlendirilmiꢀtir. Đfa edilmesi gereken görev Güzderesi ve yakındaki üç köyde ev araması
yapmak ve aranan ꢀahısları yakalamak olarak açıklanmıꢀtır. Mart 1994 Cuma günü Hüdaverdi Tunç ve dokuz jandarma ile birlikte bir ZPT timi köy
devriyesi göreviyle görevlendirilmiꢀtir. Đfa edilmesi gereken görev Güzderesi ve yakındaki
altı köy ve mezrada ev araması yapmak ve aranan ꢀahısları yakalamak olarak açıklanmıꢀtır. Mart 1994 tarihinde Hüdaverdi Tunç ve dokuz jandarma ile birlikte bir ZPT timi köy
devriyesi göreviyle görevlendirilmiꢀtir. Đfa edilmesi gereken görev Güzderesi ve yakındaki
yedi köyde ev araması yapmak ve aranan ꢀahısları yakalamak olarak açıklanmıꢀtır. Mart 1994 tarihinde Hüdaverdi Tunç ve on jandarma bir <okunmuyor> timiyle iꢀbirliği
içinde köy devriyesi göreviyle görevlendirilmiꢀtir. Đfa edilecek görev günlük görev defterinin
fotokopisinde okunamamaktadır. Nisan 1994 tarihinde Hüdaverdi Tunç ve dokuz jandarma ile birlikte bir ZPT timi köy
devriyesi göreviyle görevlendirilmiꢀtir. Đfa edilmesi gereken görev Güzderesi ve yakındaki üç
köyde ev araması yapmak ve aranan ꢀahısları yakalamak olarak açıklanmıꢀtır. Nisan 1994 tarihinde Hüdaverdi Tunç ve en az altı jandarma köy devriyesi göreviyle
görevlendirilmiꢀtir. Đfa edilmesi gereken görev Güzderesi ve yakındaki üç köyde ev araması
yapmak ve aranan ꢀahısları yakalamak olarak açıklanmıꢀtır. <ay okunmuyor> 1994 tarihinde Hüdaverdi Tunç ve onbir jandarma köy devriyesi
göreviyle görevlendirilmiꢀtir. Đfa edilmesi gereken görev Güzderesi ve yakındaki beꢀ köyde
ev araması yapmak ve aranan ꢀahısları yakalamak olarak açıklanmıꢀtır. Eylül 1994 pazartesi günü Çatakköprü jandarma karakol komutanı Mustafa Kalfa ve dokuz
jandarma köy devriyesi göreviyle görevlendirilmiꢀtir. Đfa edilmesi gereken görev Güzderesi
ve yakındaki beꢀ köyde ev araması yapmak ve aranan ꢀahısları yakalamak olarak
açıklanmıꢀtır. Ekim 1994 Cumartesi günü, Çatakköprü Jandarma karakol komutan yardımcısı ve on
jandarma sayısı belirsiz ilçe jandarma komutanlığına bağlı timlerle ve baꢀka jandarma
timleriyle birlikte köy devriyesi göreviyle görevlendirilmiꢀtir. Đfa edilecek görev
Güzderesin'nde köy araması, alınan istihbaratın teyidi, erzak temininin sağlanması ve aranan
ꢀahısların yakalanması olarak açıklanmıꢀtır. Aralık 1994 tarihinde Çatakköprü Jandarma karakol komutan yardımcısı ve yedi jandarma
köy devriyesi göreviyle görevlendirilmiꢀtir. Đfa edilece görev Güzderesi ve civarındaki üç
köyde firarilerin yakalanması ve kanıt toplama olarak açıklanmıꢀtır.
Gayrıresmi belgeler
35. ("Tutanak") baꢀlıklı ve tarihsiz bir belgede, Hüsnü Eraslan ve baꢀvuran askerlerin 28
Eylül 1993 tarihinde Güzderesi'ne baskın düzenleleyerek evlerine zarar verdiklerini
belirtmiꢀlerdir. Bu belgede adıgeçen "evimdeki tüm tencere ve tavalar, televizyon, buzdolabı,
kapılar, pencereler, battaniyeler, yastıklar, bir su pompası, bir radyo, bir soba, bir çin
battaniyesi, bir gardrop ve tüm mobilyalarım tahrip edilmiꢀtir" diye belirtmiꢀtir. Tutanağın
muhtar ve köy ihtiyar heyeti tarafından tutulduğu belirtilmektedir. Sözkonusu belge "tutanak
tutulmasını talep eden" olarak Hüsnü Eraslan ve baꢀvuran tarafından; "uzman" olarak Mehmet
Avꢀar, A. Kadir Toptemiꢀ, M. Emin Tanrıkulu ve M. Dahil Aykut tarafından; ve Güzderesi
muhtarı olarak da Abdülkerim Uğurlu tarafından imzalanmıꢀtır. Muhtarın imzasının üzerinde
resmi damga da bulunmaktadır.
36. Silvan Sulh Ceza Mahkemesine verilen tarihsiz bir dilekçede, Hüsnü Eraslan 28 Eylül tarihinde askerlerin oğlu Mehmet'in Güzderesi'ndeki evini bastıklarını ve oğlunun tüm
ev eꢀyalarını tahrip ettiklerini belirtmiꢀtir. Dilekçe uğranılan zararın ayrıntılı bir dökümünü
içermektedir. Hüsnü Eraslan baꢀlatmak istediği kovuꢀturmada kanıt olarak kullanmak üzere
uğranılan zararın yargısal olarak tespitini talep etmiꢀtir.
37.1 Ekim 1993 tarihli bir dilekçede Mehmet Salih Eraslan Diyarbakır savcılığına oğluyla
birlikte on kiꢀinin 28 Eylül 1993 günü güzderesine yapılan askeri baskın sırasında
götürüldükleri ihbarında bulunmuꢀ ve oğlunun gözaltına alınıp alınmadığını eğer alındıysa
nerede olduğunun kendisine bildirilmesini talep etmiꢀtir. 18 Ekim 1993 tarihli cevabında
Diyarbakır DGM savcısı oğlunun Silvan Đlçe Jandarma Komutanlığı Karargahında göz altında
tutulduğunu bildirmiꢀtir.
38. 18 Ekim 1993 tarihli Özgür Gündem gazetesinde yayımlanan bir makalede üç Đngiliz
parlamenterle -Lord Avebury, Greg Plummer ve John Austin Walker- üç Türk
parlamenterden –Leyla Zana, Mahmut Kılınç ve Đsmail Aydın- oluꢀan bir heyetin
güneydoğudaki insan hakları ihlalleri ve boꢀaltılmıꢀ köylere iliꢀkin bir rapor hazırlamak için
Türkiye'nin güneydoğusuna bir ziyarette bulunduğu belirtilmiꢀtir. Bu makaleye göre, heyet
Silvan’a bağlı dokuz köy ve mezrayı ziyaret ederek ürün ve kıꢀlık erzağı güvenlik
kuvvetlerince yakılan köylülerle görüꢀmüꢀlerdir. Makalede kimliği açıklanmayan köylüler,
anılan heyete, birçok köylüyle birlikte Güzderesi’nden Hüsnü Eraslan ile oğulları Mehmet ve
Faysal Eraslan’ın gözaltına alındığını anlatmıꢀlardır. Yine köylüler kendilerinin Silvan
Đlçesine bağlı köylerde yaꢀadıklarını ve askerlerin köylerini dört gün önce bastıklarını heyete
anlatmıꢀlardır. Köylülere göre, askerlerden bazıları evlerine girerek ev eꢀyalarını parçalamıꢀ
ve erzaklarını dökmüꢀler; dolayısıyla her ikisi de kullanılamaz hale gelmiꢀtir. Askerler daha
sonra köylülerin tütün ve buğdayını ateꢀe vererek köylülürin köyü terk etmelerini
istemiꢀlerdir.
Yukarıgören’deki olaylarla ilgili iç soruꢀturma
39. Baꢀvurunun Hükümet’e bildirilmesinin akabinde, Silvan Cumhuriyet Savcısı tarafından
baꢀvuranın iddialarıyla ilgili bir ön-soruꢀturma yürütülmüꢀtür.
40. Silvan Sulh Ceza Mahkemesi’nden Silvan Cumhuriyet Savcısına gönderilen 9 Ağustos tarihli bir yazıda Hüsnü Eraslan’ın Güzderesi’ndeki evinin yakılmasıyla ilgili herhangi
bir baꢀvuruda bulunmadığı bildirilmiꢀtir.
41. Güzderesi muhtarı, Mehmet Salih Eraslan’dan alınan 30 Ağustos 1994 tarihli ifadeye
göre, Güzderesi’nde 28 Eylül, 13 Ekim ve 23 Kasım 1993 tarihlerinde güvenlik güçlerince
yapıldığı iddia edilen operasyonlar Güzderesi sakinleri tarafından yapılan herhangi bir
ꢀikayetin konusu olmamıꢀtır.
42. Çatakköprü jandarma karakol komutanı, iki jandarma ve Mehmet Salih Eraslan tarafından
imzalanan bir ifadeye göre, Güzderesi’nde 28 Eylül, 13 Ekim ve 23 Kasım 1993 tarihlerinde
güvenlik güçlerince operasyon yapılıp yapılmadığının tespit edilmesi talebi üzerine
Çatakköprü karakolunun günlük görev defterleri incelenmiꢀ ve bu inceleme sonucunda da 28
Eylül ve 23 Kasım 1993 tarihlerinde hiçbir güvenlik kuvvetinin Güzderesi’ne gitmediği fakat Ekim 1993 tarihinde bir köy devriyesinin Güzderesine gittiği anlaꢀılmıꢀtır. Yine ifadede
belli bir tarihe atıf yapılmaksızın kayıtlara göre hiçbir operasyon yürütelmediği iddia
edilmiꢀtir.
43. 1 Eylül 1994 tarihinde, Silvan cumhuriyet savcısı Mehmet Salih Eraslan’ın ifadesini almıꢀ
ve Eraslan bu ifadede baꢀvuranın 3-4 ay önce Yukarıgören’den ayrıldığını ve 28 Eylül
1993’te askerlerin Güzderesi’nde bir arama yaparak oğlu Ercan da dahil olmak üzere 12
kiꢀiyi PKK’ya yardım ve yataklık ettikleri gerekçesiyle gözaltına aldıklarını bildirmiꢀtir.
Eraslan bu arama sırasında, askerlerin evinde bulunan bazı eꢀyalara zarar verdiklerini iddia
etmiꢀ ama evleri ve eꢀyalarını yaktıkları iddiasını reddetmiꢀtir. Kesin tarihi hatırlamamakla
birlikte Eraslan, müteakip günlerde Güzderesinde bir ya da iki arama daha ifa edildiğini
belirtmiꢀtir. Eraslan güvenlik güçlerinin, sonraki aramalarda da köylülerin evi ile eꢀyalarını
yaktıkları iddiasını reddetmiꢀtir.
44. 2 Eylül 1994 yılında Silvan cumhuriyet savcısı Hüsnü Eraslan’ın da ifadesini almıꢀ ve
adıgeçen, Mehmet Salih Eraslan’ın iddialarını teyit etmiꢀtir. Hüsnü Eraslan 28 Eylül 1993
tarihindeki arama sırasında askerlerin eꢀyalarına zarar verdiğini ve kendisinin bu olayla ilgili
ꢀikayette bulunmak istediğini belirtmiꢀtir. Adıgeçen, Yukarıgören ve Güzderesi’nde müteakip
aramaların da yapıldığını doğrulamıꢀtır. Hüsnü Eraslan da askerlerin bu aramalar sırasında
evleri yaktıklarına iliꢀkin iddiaları yalanlamıꢀtır.
45. 9 Eylül 1994 tarihinde Silvan cumhuriyet savcısının Abdülkadir Toptemiꢀ’ten aldığı
ifadede, adıgeçen Eylül 1993 tarihinde jandarmaların Güzderesi’nden aralarında Mehmet
Salih Eraslan’ın oğlu Ercan’ın da bulunduğu 14-15 kiꢀiyi göz altına aldıklarını ve gözaltına
alınanların ev eꢀyalarını tahrip ettiklerini belirtmiꢀtir. Jandarmaların köyden ayrılmasının
ardından bazı pencere ve dolapların kırıldığını fark etmiꢀtir. Toptemiꢀ de askerlerin ev
eꢀyalarını yaktıkları iddiasını reddetmiꢀtir. Baꢀvuranın Güzderesi’nde değil Yukarıgören’de
yaꢀadığını açıklamaꢀtır. Toptemiꢀ ayrıca tarihsiz tutanaktaki (bkz. § 35) isminin altındaki
imzayı reddetmiꢀtir.
46. 23 Eylül 1994 tarihinde Silvan cumhuriyet savcısı baꢀvuranın ifadesini almıꢀtır. Bu
ifadede baꢀvuran cumhuriyet savcısına yaklaꢀık bir yıl önce jandarmaların Yukarıgören’e
gelerek köylülerden teröristlerin sığınaklarını göstermelerini istediklerini belirtmiꢀtir.
Köylüler bu tür sığınaklardan haberdar olmadıklarını belirttiklerinde ise askerler kızmıꢀ ve
köylülere ait yaklaꢀık 20 ton civarında tütünü yakmıꢀlardır. Baꢀvuran, savcıya 28 Eylül 1993
tarihinde askerlerin ev eꢀyalarını tahrip ettiklerini belirtmiꢀtir. Baꢀvurana göre, askerler çeꢀitli
vesilelerle Yukarıgören’e dönmüꢀler ve bunlardan birinde –Yukarıgören’de olmadığı bir
sırada- evini yakmıꢀlardır. Evi yakıldıktan sonra, baꢀvuran ve ailesi Batmana göç etmiꢀlerdir.
Baꢀvuran savcıya askerlerden korktuğu için herhangi bir merciye ꢀikayette bulunmadığını ve
bildiği kadarıyla yine aynı nedenle baꢀka hiç kimsenin de bu tür bir baꢀvurusu olmadığını
anlatmıꢀtır.
47. 17 Ekim 1994 tarihinde Silvan cumhuriyet savcısı, Güzderesi’nde yaꢀadığını bildiren
Mehmet Emin Tanrıkulu’nun ifadesine baꢀvurmuꢀtur. Adıgeçen, Hüsnü Eraslan’a ve
baꢀvurana ait eꢀyaların 28 Eylül 1993 tarihinde askerler tarafından yakılmasıyla ilgili bir
tutanağı imzaladığını reddetmiꢀtir. Baꢀvuran adıgeçene yangının askerlerin iꢀi olduğunu
anlatmıꢀtır. Askerler, köye iki baskın daha düzenlemiꢀ ve bunlardan birinde Tanrıkulu’nun
kızı Necla’nın da aralarında bulunduğu 11-12 kiꢀiyi gözaltına almıꢀlardır. Askerler daha sonra
adıgeçenin eꢀyalarına sert cisimlerle vurarak zarar vermiꢀlerdir. Đkinci seferde ise, askerler üç
ton tütünü dıꢀarı çıkararak yakmıꢀlardır. Ayrıca gözaltına aldıkları ꢀahısların mallarına da
zarar vermiꢀlerdir. Bu sırada askerler arasında bir Binbaꢀı da bulunmaktadır. Tanrıkulu
konuyla ilgili ꢀikayette bulunmamıꢀ ve olayların sonrasında Mersine taꢀınmıꢀtır. Herhangi bir
suçlama ve ꢀikayette bulunmak istememektedir.
48. 3 Kasım 1994 tarihli bir yazıyla, Đçiꢀleri Bakanlığı baꢀvuranın Komisyon önünde dile
getirdiği ꢀikayetlerin soruꢀturulduğunu ve baꢀvuranın iddialarının aksine Güzderesi ve
Yukarıgören’de 28 Eylül 1993 tarihinde hiçbir operasyon icra edilmediğini Dıꢀiꢀleri
Bakanlığına bildirmiꢀtir.
49. Baꢀvuranın Komisyon önünde dile getirdiği ꢀikayetlerle ilgili ön soruꢀturma bağlamında
Silvan cumhuriyet savcısı Yukarıgören’i bizzat ziyaret etmiꢀtir. 16 Aralık 1994 tarihli ziyarete
iliꢀkin rapor, davayla ilgili olduğu kadarıyla, ꢀöyledir: “...Güzderesi Muhtarı Mehmet Salih
Eraslan görgü tanığı olarak gösterilmiꢀtir...Tanıktan, ꢀikayetçi Đhsan Bilgin’e ait evi
göstermesi istenmiꢀtir. Gösterilen ev incelenmiꢀ ve evin tek katlı, kerpiç tuğlalı ve düz çatılı
bir ev olduğu görülmüꢀtür. Çatı kolonları, pencere ve kapı çerçeveleri bulunmamaktadır. Çatı
ve duvarlar isle kaplıdır. Odaları ayıran duvarlar kısmen yok edilmiꢀtir. Mevcut durumuyla ev
ꢀu anda kullanılamaz haldedir. Mezrada 7-8 ev bulunmaktadır. Mezrada hiç kimsenin
yaꢀamadığı anlaꢀılmaktadır. ꢁikayetçinin evinde hiçbir eꢀya bulunmamaktadır...”
50. 28 Aralık 1994 tarihli yazı ile Jandarma Genel Komutanlığı baꢀvuranın Komisyon önünde
dile getirdiği ꢀikayetlerin soruꢀturulduğunu Dıꢀiꢀleri Bakanlığına bildirmiꢀtir. Raporların
incelenmesinden 28 Eylül 1993 tarihinde güvenlik güçlerince gerçekleꢀtirilmiꢀ herhangi bir
operasyon olmadığı anlaꢀılmıꢀtır. Baꢀvuranın iddialarının mesnetsiz olduğu ve kendisinin
güvenlik güçlerine herhangi bir baꢀvuruda bulunmadığı sonucuna varılmıꢀtır.
51. Çatakköpru Jandarma komutanlığını Hüdaverdi Tunç’tan devralan jandarma komutanı 9
Ağustos 1995 tarihinde Güzderesi eski sakinlerinden Mehmet Selim Oğurlu’nun ifadesini
almıꢀtır. Mehmet Selim Uğurlu anılan ifadede Eylül ya da Ekim 1993’te sabahın ilk
saatlerinde baꢀvuranın evinin kimliği belirsiz ꢀahıslarca yakıldığını belirtmiꢀtir. Adıgeçen
uyandıktan sonra hala yanmakta olan baꢀvuranın evine gitmiꢀtir. Baꢀvuran evden hiçbir
eꢀyasını alamamıꢀ ve eꢀyaların hepsi evle birlikte yanmıꢀtır. Baꢀvuran, kayıplarından dolayı
devletten herhangi bir yardım almamıꢀtır. Adıgeçenen bildiği kadarıyla, baꢀvuran hiçbir
yasadıꢀı örgüte mensup değildir. Adıgeçen ve diğer köylüler baꢀvuranın evini teröristlerin
kundakladığından ꢀüphelenmektedirler.
52. Baꢀvuranın 9 Ağustos 1995 tarihinde de Çatakköprü jandarma karakolunda ifadesi
alınmıꢀtır (bkz § 22).
53. Sözkonusu dönemde Çatakköprü jandarma karakol komutanlığı görevini ifa eden
Hüdaverdi Tunç’un ifadesi, birkaç baꢀarısız görev yerini tespit giriꢀiminden sonra, 25 Ekim tarihinde alınmıꢀtır. Sn. Tunç ifadesinde Silvan jandarma komutanlığı ile birlikte ortak
operasyonlar düzenlediklerini ve birkaç kez de Güzderesine gittiklerini bildirmiꢀtir. 1993
güzünde, terörist eylemler yoğun bir biçimde yaꢀanmaya baꢀlamıꢀ ve jandarmalarda sürekli
olarak operasyon düzenlemiꢀlerdir. Jandarma kuvvetleri bu dönemde alınan istihbaratlar
doğrultusunda köyleri de aramıꢀtır. Bu tür aramalar köylüler tarafından baskın olarak
algılanmıꢀtır. Tunç baꢀvuranı hatırlamadığını belirtmiꢀtir. Kendisi baꢀvuranın köyüne birkaç
kez gitmiꢀ olmakla birlikte kesin tarihlerini hatırlayamamıꢀtır. Adıgeçen, jandarmaların PKK
üyeliği nedeniyle aranan Faysal Alpan isimli ꢀahsı köydeki evlerde aradıklarını doğrulamıꢀtır.
Bu aramalar esnasında diğer ꢀahısların kimliklerini de kontrol etmiꢀler ve aralarında
kovuꢀturma makamlarına da teslim edilen Muhtarın oğlu da dahil olmak üzere 12 kiꢀiyi göz
altına almıꢀlardır. Aramalardan sonra kendisi ve adamları üslerine geri dönmüꢀlerdir.
Jandarmanın köylüleri köy meydanında topladıkları, onlara kötü muamelede bulundukları,
tütünlerini yaktıkları ya da eꢀyalarına zarar verdikleri doğru değildir. Adıgeçen, kendisinin ve
komutasındaki askerlerin baꢀvuranın evini yaktıkları iddiasını reddetmiꢀtir. Tunç, yakılıp
yakılmadığını bile bilmediğini eğer yakılmıꢀsa bile bunu PKK’nın yapmıꢀ olabileceğini
belirtmiꢀtir. Köy muhtarı Abdülkerim Uğurlu’nun belirttiği gibi adıgeçen her iki köy
aramasına da katılmıꢀtır.
54. Silvan cumhuriyet savcısı, 6 Kasım 1995 tarihinde de baꢀvuranın ifadesine baꢀvurmuꢀtur.
Bu ifadede baꢀvuran savcıya mali durumuyla ilgili bilgi vermiꢀtir. Baꢀvuran, evinin
yakılmasından birkaç gün sonra bir araç içinde 7-8 kiꢀinin gelerek kendisini olayla ilgili
olarak sorguya çektiklerini ifade etmiꢀtir. Baꢀvuran, gelenlerin gazeteci olduğunu düꢀünmüꢀ
ve onlara olayla ilgili bilgi vermiꢀtir. Baꢀvuru dilekçesi bu ꢀahıslar tarafından yazılmıꢀ ve
kendisi de imzalamıꢀtır. Bundan sonra baꢀvuran, arasıra Diyarbakır Đnsan Hakları Derneğine
gittiğini de ifade etmiꢀtir.
55. 15 Kasım 1995 tarihinde Silvan cumhuriyet savcısı görevsizlik karararı vermiꢀtir.
Kararda, baꢀvuran ve Hüsnü Eraslan ꢀikayetçiler, Mehmet Salih Eraslan ve Mehmet Emin
Tanrıkulu mağdur taraflar ve Abdülkadır Toptemiꢀ ile Abdülkadir Uğurlu da tanıklar olarak
sayılmıꢀtır. Davalılar ise Đbrahim Aktürk, Hakan Temel Aksel ve Hüdaverdi Tunç olarak
gösterilmiꢀtir. Suçlar, 28 Eylül 1993, 13 Ekim 1993 ve 23 Kasım 1993 tarihlerinde iꢀlenen
kundaklama, mala karꢀı cürüm, hakaret ve kötü muamele olarak sayılmıꢀtır.
Kararda baꢀvuranın silahlı kuvvetlerin 28 Eylül 1993 tarihinde Yukarıgören’i basarak evini,
tütününü yaktıkları ve ev eꢀyalarını tahrip ettikleri iddiasıyla avukatlar aracılığıyla Avrupa
Đnsan Hakları Komisyonuna baꢀvuruda bulunduğuna dikkat çekilmiꢀtir. Kararda Hüsnü
Eraslan’ın da ev eꢀyalarının tahrip edilmesi ve tütününün yakılmasından dolayı ꢀikayette
bulunduğunun tespit edildiği belirtilmiꢀtir.
Yine kararda Abdülkadir Toptemiꢀ’in kısmen olayı doğruladığı, Mehmet Emin Tanrıkulu’nun
da askerlerin ev eꢀyalarını tahrip ederek, tütününü yaktığı iddiasında bulunduğuna dikkat
çekilmiꢀtir. O sırada Gözderesi muhtarı olan Abdülkerim Uğurlu olayları kısmen doğrulamıꢀ
fakat olayların mezradaki bazı cahil kiꢀilerin PKK’yı desteklemelerinden çıktığını da
belirtmiꢀtir.
Đddia konusu suçlar davalıların görevlerini ifa ettikleri sırada iꢀlendiği için cumhuriyet savcısı
Memurların Yargılanması Hakkında Kanun’un 2. maddesi uyarınca dosyanın Silvan Đlçe Đdare
Kurulu’na gönderilmesine karar vermiꢀtir.
56. 4 Aralık 1995 tarihinde, Silvan cumhuriyet savcısı daha önceki ifadesini sürdüren
Abdülkadir Toptemiꢀ’ten iki kez daha ifade almıꢀtır (bkz. §45 üstte). Toptemiꢀ bu ifadede
olaylardan sonra Đnsan Hakları Derneğine mensup kiꢀilerin bir jiple köye geldiklerini
belirtmiꢀtir. Bu ꢀahıslar, köylülerin resimlerini çekerek ifadelerine baꢀvurmuꢀlardır.
Toptemiꢀ’in kendisi o sırada köyde olmayıp bunu daha sonra duymuꢀtur. Baꢀvuran, köye
düzenenlenen operasyon öncesinde bazı eꢀyalarını alarak Batman’a taꢀınmıꢀtır. Baꢀvuran,
kardeꢀi Mehmet ꢁah Bilgin gözaltına alındıktan sonra korkuya kapılmıꢀtır. Baꢀvuran, sadece
günlük gereksinimlerini karꢀılamaya yarayan temel maddelere sahiptir. Toptemiꢀ olay
sırasında baꢀvuranın köyde mi yoksa Batman’da mı olup olmadığını hatırlamamaktadır.
57. 14 Kasım 1996 tarihinde, 1992-1994 yılları arasında Silvan Đlçe jandarma karakolunun
komutanlığını yapmıꢀ olan Đbrahim Aktürk Adıyaman cumhuriyet savcısını ifade vermiꢀtir.
Aktürk, 1992-1994 döneminde Silvan bölgesinde terör olaylarının meydana geldiğini ve
çeꢀitli operasyonların yürütüldüğünü belirtmiꢀtir. Adıgeçen Güzderesi’nde yürütülmüꢀ bir
operasyon hatırlamamaktadır. Aktürk, baꢀvuranın iddialarının doğruluğundan ꢀüphe
duymaktadır.
58. 23 Mart 1998 tarihinde, ilgili dönemde Silvan Jandarma Komando Birliğinin komutanı
olan Hakan Temel Aksel üst rütbeli bir jandarma subayına ifade vermiꢀtir. Aksel’in hatırladığı
kadarıyla Güzderesi sakinleri PKK’ya destek sağlamaktadırlar. Köy, Çatakköprü jandarma
karakolunun görev alanı içersine girmektedir. Güzderesi PKK’lılar tarafından kullanılmakta
ve PKK’ya gıda, personel ve para sağlamakta önemli bir yer tutmaktadır. PKK bu köyü
özellikle Silvan ve Çatakköprü arasındaki soygunlarda toplanma noktası olarak
kullanmaktadır. 1993 sonu ya da 1994 baꢀında, Bismil ile Silvan arasındaki bölgenin PKK’lı
kadın komutanı güvenlik güçlerine teslim olmuꢀtur. Kendisinden sağlanan istihbarat ıꢀığında
çok sayıda PKK militanı jandarma kuvvetlerince yakalanmıꢀtır. PKK’ya destek sağlayanlar
arasında çok sayıda Güzderesi sakini bulunmaktadır. Aksel, jandarma kuvvetlerinin ve
komando timinin komutanı olarak kendisinin kiꢀilere kötü muamelede bulunduğu ve mallara
zarar verdiği iddasını reddetmiꢀtir. Aksel’e göre, baꢀvuranın yaptığı ꢀikayet jandarma
kuvvetlerini kötülemek ve öc almak için PKK’lı teröristler tarafından tezgahlanmıꢀtır.
59. Dosyanın, valinin 11 Mart 1997 tarihli emriyle gönderildiği Diyarbakır Đl Đdare Kurulu, 4
Haziran 1998 tarihli kararında, davalı Đbrahim Aktürk, Hakan Temel Aksel ve Hüdaverdi
Tunç aleyhindeki iddialarla ilgili yeterli kanıt olmadığı için cezai kovuꢀturma baꢀlatmaya
gerek olmadığı sonucuna varmıꢀtır.
60. Silvan cumhuriyet savcısının 23 Kasım 1998 tarihli talimatı üzerine, Yukarıgören’e bir
soruꢀturma ekibi gitmiꢀtir. Bu ekipte Silvan Đlçe Jandarma Komutanlığından bir jandanma,
ilçe defterdarlığından bir memur, Tapu idaresinden bir memur ve Đlçe Tarım Müdürlüğünden
bir memur yer almıꢀtır. Bu ekibin 24 Kasım 1998 tarihli müꢀterek raporunda, baꢀvuranın
çökmüꢀ evinin yüzölçümünün 100 m² olduğu, evin harabe halinde bulunduğu, yıkılma
sebebinin yakılma ya da güç kullanımı olmayıp, ihmal ve doğal kuvvetler olduğu, baꢀvuranın
ahırının 150 m² olduğu ve tıpkı ev gibi ihmal ve doğal kuvvetler nedeniyle çöktüğü, ağılının
ise 30 m² olduğu ve ahırla aynı durumda bulunduğu belirtilmiꢀtir.
C. Komisyona verilen ifadeler
61. Taraflar arasında ihtilaf konusu olan davaya iliꢀkin olaylarla ilgili olarak Komisyon
tarafların da yardımıyla bir soruꢀturma yürütmüꢀ ve 13 ve 14 Mart 1997 tarihlerinde üç
Komisyon delegesi tarafından alınan yedi tanığın yazılı ve sözlü ifadelerini kanıt olarak kabul
etmiꢀtir. Đfadelerine baꢀvurulan tanıklar arasında baꢀvuran; Hüsnü Eraslan; Mahmut Soner;
Mehmet Emin Tanrıkulu; Hüdaverdi Tunç; Mustafa Düzgün; 1993-1995 yılları arasındaki
Silvan cumhuriyet savcısı ve yine aynı dönemdeki Silvan cumhuriyet baꢀsavcısı Bülent Elver
bulunmaktadır.
Beꢀ sanık daha ifade vermeye çağrılmıꢀ fakat bu kiꢀiler duruꢀmada bulunmamıꢀlardır. Bunlar:
ölen Abdülkadir Toptemiꢀ ve Abdülkerim Uğurlu, ifade vermekten korktuğu söylenen iki
köylü ile sağlık durumu nedeniyle katılamayan bir köylüdür.
62. Komisyon Delegelerine verdiği ifadede baꢀvuran, okuyamasa da imzasını tanıyabildiğini
belirtmiꢀtir. Đddia konusu olaylarla ilgili olarak kesin ber tarih verememekle birlikte baꢀvuran yazının sonunda askerlerin tütününü ve ev eꢀyalarını yaktığını, yaklaꢀık bir yıl sonra da
yine askerler tarafından evinin yakıldığını iddia etmiꢀtir. Baꢀvuran, ꢀikayette bulunmak için
ĐHD’ne gittiğini ve baꢀvurusunu sürdürmek niyetinde olduğunu da belirtmiꢀtir. Komisyon
Delegeleri baꢀvuranı, dünyası çiftçilik, karısı, çocukları ve onların gereksinimlerinden ibaret
olan ılımlı, sıradan ve samimi bir insan olarak görmüꢀlerdir. Sert görünümüne rağmen,
baꢀvuran, ailesinin geçimini sağlamak için her ꢀeyi olan evinin ve eꢀyalarının kaybından
dolayı acı çeken bir insan olarak Delegeleri derinden etkilemiꢀtir. Baꢀvuranın ifadesi birçok
çeliꢀkiler içerse ve olayların tarihi, zamanı ve sayısıyla ilgili olarak kesinlik taꢀımasa da, genel
hatları itibariyle iddiaları samimi, ikna edici ve dayanaklı bulunmuꢀtur. Zira bu iddilar gerek
iç soruꢀturmada gerekse de Delegeler önünde köylüler tarafından da desteklenmiꢀtir.
63. Baꢀvuranın iddialarının genel hatları köylü tanıklar Hüsnü Eraslan, Mehmet Emin
Tanrıkulu ve Mahmut Soner tarafından da teyit edilmiꢀtir. Komisyon Delegeleri Hüsnü
Eraslan ve Mehmet Emin Tanrıkulu’nun tanıklıklarını güvenilir bulmuꢀ, fakat Mahmut
Soner’in ifadesine ihtiyatla yaklaꢀılması gerektiği sonucuna varmıꢀtır.
64. Hüdaverdi Tunç, kendi komutasındaki askerlerin, askeri, sivil ve yargısal nitelikli rutin
görevleri yerine getirmek üzere düzenli aralıklarla devriye olarak köye gittiklerini
doğrulamıꢀtır. Bu tür görevler jandarma karakolunun görev defterlerine kaydedilmiꢀtir.
Jandarma terminolojisinde bir “operasyon” muhtemelen birden fazla jandarma karakolundan
çok sayıda jandarmanın köye giderek, arama yapması, istihbarat toplaması ve ꢀüphelileri
yakalaması anlamını taꢀımaktadır.
Tunç 1993 güzünde Güzderesi’nde bir arama faaliyetinin icra edildiğini ve burada 12 kiꢀinin
gözaltına alındığını hatırlamıꢀ ama jandarmaların köylülerin tütününü yaktıkları ya da ev
eꢀyalarına zarar verdikleri iddialarını reddetmiꢀtir. Adıgeçen, bölge genelindeki köylerin yok
edildiği iddialarını hiç duymadığını ve görev süresi boyunca da bu tür ꢀeylerin hiç meydana
gelmediğini belirtmiꢀtir. Tunç, Güzderesi’nin yakılmasıyla ilgili olarak kendisine yöneltilen
suçlamaları ilk kez 25 Ekim 1995 tarihinde savcıya ifade verirken öğrendiğini de ifade
etmiꢀtir.
Komisyon delegeleri Tunç’un ifadesini genel hatlarıyla güvenilir bulmuꢀlar fakat özel
olaylarla ilgili ifadesinin ihtiyatla değerlendirilmesi gerektiği kanaatini edinmiꢀlerdir.
Delegeler, jandarmaların ev araması yaparken zarara sebebiyet verdikleri iddialarını Tunç’un
kayıtsız ꢀartsız reddetmesini ise inandırıcı bulmamıꢀlardır.
65. Silvan cumhuriyet savcıları Bülent Elver ve Mustafa Düzgün’ün baꢀvuranın iddialarıyla
ilgili olarak yürüttükleri soruꢀturmaya iliꢀkin ifadelerini Komisyon Delegeleri güvenilir
bulmuꢀlardır. Fakat Delegeler, savcıların, güvenlik güçlerinin özel mülkiyete zarar verdikleri
iddiasıyla hiç karꢀılaꢀmadıkları, ya da bu tür bir iddiayla belki bir kez karꢀılaꢀtıklarına iliꢀkin
ifadelerini inandırıcı bulmamıꢀlardır.
D. Komisyonun ifadelere iliꢀkin değerlendirmesi ve saptamaları
66. Sözlü ifadeler konusunda, Komisyon, tercümanlar aracılığıyla ifade alınmasının ortaya
çıkarttığı zorlukların farkındadır. Dolayısıyla, Komisyon, delegelerin huzurunda bulunan
tanıkların verdikleri ifadelere atfedilmesi gereken anlam ve öneme dikkatle yaklaꢀmıꢀtır.
Olaylarla ilgili çeliꢀkili ve tartıꢀmalı iddialar olduğunda Komisyon, kapsamlı bir yargısal
soruꢀturmanın olmamasından özellikle üzüntü duymuꢀtur. Komisyon ilk derece mahkemesi
olarak kendi sınırlılıklarının farkındadır. Üstte bahsedilen dile iliꢀkin sorunların yanı sıra
bölge koꢀullarına ayrıntılı ve doğrudan aꢀina olmamasının eksikliğini de duyumsamıꢀtır.
Komisyon’nun saptamaları aꢀağıdaki gibi özetlenebilir.
67. Komisyon Eylül 1993 ile Aralık 1994 tarihleri arasında jandarma kuvvetlerinin Güzderesi
ve mezralarında düzenli olarak devriye gezdiklerinin sabit olduğu kanaatindedir. Komisyon
ayrıca, sırasıyla 3 ve 13 Ekim 1993 tarihleri ile 8 Ekim 1994 tarihinde Güzderesi ve/veya
Yukarıgören’de daha önemli jandarma operasyonlarının düzenlenmiꢀ olduğu görüꢀündedir. 13
Ekim 1993 tarihinde düzenlenen jandarma operasyonun haricinde Komisyon, sunulmuꢀ olan
belgelerden jandarmaların bu tarihlerde Yukarıgören’e de gitmiꢀ olduğunu kesin olarak tespit
edememektedir. Ancak, ꢀahitler tarafından verilmiꢀ olan ifadelere dayanarak, Komisyon
Çatakköprü dıꢀında diğer karakolların katılımını da içeren önemli bir jandarma
operasyonunun Güzderesi köyünde gerçekleꢀtirildiğinde, operasyonun Yukarıgören de dahil
olmak üzere Güzderesi’ne bağlı mezraları da kapsamasının muhtemel olduğunu
düꢀünmektedir.
68. Komisyon, söz konusu dönem içinde jandarma faaliyetlerinin ve daha önemli
operasyonların düzenli olarak yürütülmesinin ve olayların üzerinden uzun yıllar geçmiꢀ
olmasının tanıklar arasında olayların gerçekleꢀtiği tarihler açısından bir çeliꢀmeye sebebiyet
verdiğini kabul etmektedir. Tanıkları dinleyen delegelerin kanaatlerini de dikkate alan
komisyon, bunun, baꢀvuranın ve diğer köylü tanıkların güvenilirliğini ve inanılırlığını
zedelemeyeceğini düꢀünmektedir.
69. Kendisine sunulan kanıtlar ıꢀığında Komisyon, 13 Ekim 1993 tarihinde veya 1993
sonbaharında Çatakköprü ve Silvan’dan gelen jandarmaların baꢀvuranın evindeki armatürler,
mobilya ve ev eꢀyalarına zarar verdiğinin tespit edildiği sonucuna ulaꢀmıꢀtır. Komisyon,
bunlara bir buzdolabı, televizyon, kaset çalar, çamaꢀır makinesi, mutfak gereçleri, ocak, ev
gereçleri, eꢀyalar, yatak, perdeler, kapılar ve pencerelerin dahil olduğunu tespit etmiꢀtir.
Ayrıca, 13 Ekim 1993 tarihinde her halükarda 1993 güzünde olmak üzere baꢀvuranın tütün
mahsüllerinin de jandarmalar tarafından yakılmıꢀ olduğunu kabul etmektedir.
70. Yine kendisine sunulan kanıtların ıꢀığında Komisyon, ifadelerin doğruluğuna iliꢀkin bir
ꢀüpheye yer olmadığı sonucuna varmıꢀtır. Bu nedenle komisyon, 8 Ekim 1994 tarihinde veya
bu tarihlerde olmak üzere, her halükarda 1994 güzünde Çatakköprü ve Silvan’dan gelen
jandarmaların, baꢀvuranın evinin kasten yakılması, dolayısıyla kendisi ve ailesinin
Yukarıgören’den ayrılmaya zorlanmasından sorumlu olduğu kanaatindedir.
E. Hükümet tarafından Mahkemeye sunulan diğer belgeler
71. 15 Mayıs 2000 tarihinde Hükümet daha önce sunmadığı bazı belgeler sunmuꢀtur. Bunlar
arasında, Türk idare mahkemelerinin, terör eylemleri sonucunda meydana gelen zararlarla
ilgili olarak bireyler lehine tazminata hükmettiği iꢀbu davayla ilgisi olmayan davalar da
bulunmaktadır. Sunulan diğer yargısal kararlar, Türk ceza mahkemelerinin, yine bu davayla
ilgisi olmayan davalarda, öldürme, iꢀkence ve saldırı gibi suçlar nedeniyle asker ve polis
görevliler aleyhine vermiꢀ olduğu mahkumiyetlerle ilgilidir. Sunulan belgeler arasında,
Çatakköprü jandarma karakolunun <gün ve tarih okunaksız> 1993 Pazartesine ait görev
defteri , Çatakköprü jandarma karakolunun ve Silvan jandarma karakolunun bölgede sırasıyla Eylül 1993, 6 ꢁubat 1994, 5 ve 16 Mart 1994 ve 27 Nisan 1994 tarihlerinde meydana gelen
olaylara iliꢀkin beꢀ adet vukuat raporu, Silvan Sulh Ceza Mahkemesinin Silvan Cumhuriyet
savcısına baꢀvuranın nerede olabileceğiyle ilgili olarak gönderdiği 9 Ağustos 1994 tarihli yazı
ile Silvan Đl jandarma Komutanlığının Silvan cumhuriyet savcısına gönderdiği baꢀvuranın üç
ay önce Batman’a taꢀındığı yeni adresinin ise tespit edilemediğine iliꢀkin 7 Eylül 1994 tarihli
yazı.
Hükümet’e göre bu defter 28 Eylül 1993 tarihine iliꢀkindir
72. Hükümet Mahkeme’ye sunduğu görüꢀte, Abdülkerim Oğurlu (8 Kasım 1994), Đhsan
Oğurlu (9 Ağustos 1995), Mehmet ꢁirin Eraslan (30 Kasım 1995) ve baꢀvurandan (4 Aralık
1995) alınan ifadelerden de bahsetmiꢀtir. Fakat bu ifadeler ne Komisyona ne de Mahkemeye
sunulmuꢀtur.
II. ĐLGĐLĐ ĐÇ HUKUK VE UYGULAMA
73. Mahkeme, diğer davalarda özellikle de 16 Eylül 1996 tarihli Akdivar vd-Türkiye kararı,
RD 1996-IV, §§ 28-43, 28 Kasım 1997 tarihli Menteꢀ vd- Türkiye kararı, RD 1997-VIII, §§
36-51; 24 Nisan 1998 tarihli Selçuk ve Asker-Türkiye kararı, RD 1998-II, §§ 33-45 ; 25
Mayıs 1998 tarihli Gündem-Türkiye kararının, RD 1998-III, §§ 32-45 paragraflarında sunulan
iç hukuk özetlerine atıfta bulunmaktadır.
A. Olağanüstü Hal
74. Yaklaꢀık 1985 yılından beri, Türkiye’nin güney doğusunda güvenlik güçleriyle PKK
üyeleri arasında çatıꢀmalar hüküm sürmektedir. Bu çatıꢀma asker ya da sivil binlerce cana mal
olmuꢀtur.
75. Olağanüstü Hal Kanunu (Kanun no.2935, 25 Ekim 1983) uyarınca iki önemli Kanun
Hükmünde Kararname (KHK) çıkarılmıꢀtır. Birincisi 10 Temmuz 1987 tarihinde çıkarılan Sayılı KHK olup, onbir güneydoğu ilinin onunu kapsayan bir olağanüstü hal bölge
valiliği kurmaktadır. Anılan KHK’nin 4. maddesinin a ve b fıkraları uyarınca tüm özel ve
genel kolluk kuvvetleriyle Jandarma Asayiꢀ Komutanlığı bölge valisinin emrine
verilmektedir.
76. Đkincisi 16 Aralık 1990 tarihinde çıkarılan 430 Sayılı KHK’dir. Bu KHK de bölge
valisinin yetkilerini güçlendirmiꢀtir. Örneğin, bölge valisi görev alanı içindeki yargıçlar ve
savcılar da dahil olmak üzere kamu görevlilerinin ve çalıꢀanlarının yer değiꢀtirmesine karar
verebilir. Đlgili KHK’nin 8. maddesi ꢀöyledir:
"Bu Kanun Hükmünde Kararname ile Đçiꢀleri Bakanına, Olağanüstü Hal Bölge Valisine ve
olağanüstü hal bölgesi dahilindeki il valilerine tanınan yet-kilerin kullanılması ile ilgili her
türlü karar ve tasarruflarından dolayı bun-lar hakkında cezai, mali veya hukuki sorumluluk
iddiası ileri sürülemez ve bu maksatla herhangi bir yargı merciine baꢀvurulamaz. Kiꢀilerin
sebepsiz uğradıkları zararlardan dolayı Devletten tazminat talep etme hakları saklıdır."
B. Đdari sorumluluğa iliꢀkin Anayasal hükümler
77. Türk Anayasasının 125. maddelerinin 1. ve 7. fıkraları aꢀağıdaki gibidir:
"Đdarenin her türlü eylem ve iꢀlemlerine karꢀı yargı yolu açıktır… Đdare, kendi eylem ve
iꢀlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlüdür."
78. Bu hüküm olağanüstü hal ve savaꢀ hali de dahil olmak üzere hiçbir sınırlamaya tabi
değildir. 125. maddenin son hükmü, "sosyal risk" kuramına dayalı mutlak ve objektif
sorumluluk taꢀıyan idarenin, sorumlu tutulabilmesi için mutlaka hatalı olduğunun
kanıtlanmasını da gerekli kılmamaktadır. Dolayısıyla, idare, kimliği belirsiz kiꢀilerce ya da
teröristlerce iꢀlenen fiillerden zarar gören ꢀahıslara, kamu düzeni ve güvenliğiyle ya da
bireysel yaꢀam ve mülkiyetin korunmasıyla ilgili görevlerini yerine getirmediği gerekçesiyle
tazminat ödeyebilir.
79. Đdare aleyhine her türlü dava, yargılama usulü yazılı olan idare mahkemelerine açılır.
C. Ceza hukuku ve usulü
80. Türk Ceza Kanunu (TCK) ꢀu fiilleri suç saymıꢀtır:
- Bir kimsenin bir ꢀeyi iꢀlemek veya iꢀlemesine müsaade etmek ya da o ꢀeyi iꢀlememeye
mecbur etmek için diğer bir kimseye zor kullanması veya onu tehdit etmesi (madde 188);
- tehdit (madde 191)
- kiꢀinin konutunu kanunsuz olarak aramak (madde 193 ve 194);
- bir kimseyi iꢀkence veya kötü muameleye tabi tutmak (madde 243 ve 245);
- bir baꢀkasının malına kasten zarar vermek (526 vd maddeler)
81. Bu suçlarla ilgili tüm ꢀikayetler, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun 151 ve 153.
maddeleri uyarınca cumhuriyet savcısına ya da yerel idari makamlara yapılabilir. Cumhuriyet
Savcısı, ihbar veya herhangi bir suretle bir suçun iꢀlendiği ꢀüphesini uyandıracak bir durumla
karꢀılaꢀır karꢀılaꢀmaz kamu davası açmaya gerek olup olmadığına karar vermek üzere hemen
soruꢀturma açmakla mükelleftir (Madde 153). ꢁikayetler yazılı ya da sözlü yapılabilir. Bir
ꢀikayetçi, savcının cezai kovuꢀturma baꢀlatılmasına gerek olmadığı yönündeki kararına itiraz
edebilir.
82. ꢁikayet konusu fiilleri iꢀlediğinden ꢀüphe edilenler askeri personelse, verilen emirlere
uymadıklarında, Askeri Ceza Kanununun 86 ve 87. maddelerine uyarınca, zarara sebebiyet
vermek, insan yaꢀamını tehlikeye düꢀürmek ve mala zarar vermekten kovuꢀturulabilirler. Bu
durumda, soruꢀturma CMUK’a göre yetkili makam nezdindeki (asker olmayan) ꢀahıslarca ya
da zanlının hiyerarꢀik üstü tarafından baꢀlatılabilir (Askeri Mahkemelerin Kuruluꢀ ve
Đꢀleyiꢀine iliꢀkin 353 Sayılı Kanun’un 93 ve 95. maddeleri)
83. Eğer zanlı bir Devlet görevlisi ya da memuru ise, yerel idare kurullarından lüzum-u
muhakeme kararı alınması gerekmektedir. Đdare kurulu kararları Danıꢀtay’da temyiz
edilebilir; idare kurullarının vermiꢀ olduğu men-i muhakeme kararları Danıꢀtay tarafından
re’sen incelenir.
D. Medeni Hukuk Hükümleri
84. Memurlar tarafından iꢀlenen maddi ve manevi zarara sebebiyet veren herhangi bir yasadıꢀı
fiil, bu cürüm olsun iꢀkence olsun, olağan medeni hukuk mahkemeleri önünde tazminat
davası konusu olabilir. Borçlar Kanununun 41. maddesi uyarınca, gerek kasten gerek ihmal ve
savsaklama yahut tedbirsizlik ile haksız bir surette diğer kimseye zarar veren ꢀahıs, o zararın
tazminine mecburdur. Maddi kayıplar, Borçlar Kanununun 46. maddesi, manevi kayıplar ise
yine aynı yasanın 47. maddesi uyarınca medeni hukuk mahkemeleri tarafından tazmin edilir.
Terörist ꢀiddetin sebep olduğu zararlar ise Sosyal Yardımlaꢀma ve Dayanıꢀma Fonu
tarafından karꢀılanabilir.
E. 285 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin Etkisi
85. Terör suçlarının sözkonusu olduğu durumlarda, cumhuriyet savcılarının yetkileri, Türkiye
genelinde kurulmuꢀ bulunan Devlet Güvenlik Mahkemelerine (DGM) ve bunların savcılarına
geçer.
86. Olağanüstü hal bölgesinde görev yapan güvenlik gücü mensuplarının iꢀlediği suçlar
bakımından da cumhuriyet savcılarının yetkileri bulunmamaktadır. 285 sayılı KHK'nin 4§1
hükmü, bölge valisinin emrindeki tüm güvenlik görevlilerinin, görevleri sırasında iꢀledikleri
suçlar bakımından 1914 Sayılı Memurin Muhakematı Kanununa tabi olacaklarını
öngörmektedir. Bu arada bir baꢀka kanun 1914 Sayılı Kanunun yerini almıꢀtır. Dolayısıyla,
güvenlik güçleri tarafından suç iꢀlendiği ihbarını alan herhangi bir savcı görevsizlik kararı
vererek dosyayı Đdare Kuruluna göndermekle mükelleftir. Memurlardan oluꢀan idare
kurullarına vali baꢀkanlık eder. Kurul tarafından verilen men-i muhakeme kararları Danıꢀtay
tarafından re'sen incelenir. Lüzum-u muhakeme kararı alındıktan sonra davayı soruꢀturma
görevi savcınındır.
MAHKEMEYE SUNULAN SON GÖRÜꢁLER
87. Baꢀvuran, Mahkeme'den, evi ve diğer malları yok edildiği gerekçesiyle Sözleꢀmenin 3,8,
13, 14 ve 18. maddeleri ile 1 Nolu Protokolün 1. maddesiyle korunan haklarının davalı Devlet
tarafından ihlal edildiği sonucuna varmasını talep etmiꢀtir. Baꢀvuran ayrıca Mahkeme'den,
evinin yok edilmesini güneydoğu Türkiye'de 1993 yılı ve civarında vuku bulan evlerin ve
eꢀyaların bilinçli olarak yok edilmesi ve zorla köy boꢀaltmaların bir parçası olarak
değerlendirmesini de istemiꢀtir. Baꢀvurana göre bu durum Sözleꢀme'nin ağır ihlalini
oluꢀturmaktadır. Baꢀvuran, davalı Devlet'in Sözleꢀme'nin eski 25. maddesi uyarınca üstlendiği
yükümlülükleri de ihlal ettiğini iddia etmiꢀtir. Baꢀvurn Mahkeme'den uğradığı zararların 41.
madde uyarınca adil tatminini talep etmiꢀtir.
88. Hükümet ise baꢀvuranın iddialarının kanıtlarla desteklenemediğini iddia ederek
Mahkemeyi, baꢀvuranın öne sürdüğü maddelerin ihlal edilmediği sonucuna varmaya davet
etmiꢀtir. Đlgili tarafların verdikleri ifadelerdeki çeliꢀki ve tutarsızlıklara dikkat çeken
Hükümet, Komisyonun saptamalarının yeterince güçlü, açık ve tutarlı çıkarımlardan çok
varsayımlara dayalı olduğunu belirtmiꢀtir. Hükümet'e göre, Yukarıgören'de meydana gelen
olaylarla ilgili olarak birçok olası senaryo bulunmakta ve baꢀvuranın iddialarının uydurulmuꢀ
bir hikaye olabileceği gerçeğinin de dıꢀlanmaması gerekmektedir. Hükümet, baꢀvuranın
Sözleꢀme'nin eski 25. maddesi uyarınca sahip olduğu etkili baꢀvuru hakkını engellediği
iddiasını da reddetmiꢀtir.
HUKUK
1. MAHKEMENĐN OLAYLARA ĐLĐꢁKĐN DEĞERLENDĐRMESĐ
89. Mahkeme, yerleꢀmiꢀ içtihatları uyarınca, 1 Kasım 1998’den önceki Sözleꢀme sistemine
göre, olaylara iliꢀkin saptama yapma ve değerlendirmede bulunma görevinin öncelikle
Komisyon'a ait olduğunu tekrarlar. Mahkeme bu değerlendirmelerle bağlı kalmayarak önüne
gelen kanıtlar ve malzemeler ıꢀığında kendi değerlendirmesini yapma yetkisine sahip olmakla
birlikte, bu yetkiyi yalnızca istisnai durumlarda kullanmaktadır (bkz. 16 Eylül 1996 tarihli
Akdivar vd-Türkiye kararı, Reports, 1996-IV, s.1214, § 78; ve Selmouni-Fransa [GC],
no.25803/94, § 86, ECHR 1999-V).
90. Hükümet, Mahkeme’ye sunduğu görüꢀlerde Komisyon’un yaptığı değerlendirmenin,
baꢀvuranın ve diğer ꢀahitlerin ifadelerindeki çeliꢀkiler dikkate alınmadığı için eksik olduğunu
iddia etmektedir. Bu nedenle Mahkeme, Hükümet tarafından Komisyon’un olaylara iliꢀkin
değerlendirmesini gözden geçirmeye davet edilmiꢀtir.
91. Mahkeme, Komisyon’un olaylara iliꢀkin saptamasına, kendisinin görevlendirdiği bir
delegasyonun Ankara’da tanıkları dinledikten sonra varmıꢀ olduğuna dikkat çeker (bkz. üstte
61-65. paragraflar).
92. Bu davanın doğası gereği ortaya çıkan kaçınılmaz zorluklara ek olarak Komisyon, olay
saptama görevini yerine getirirken kendisi için çok gerekli olan yazılı belgelere ulaꢀamamıꢀtır
(bkz. üstte 26. paragraf). Mahkeme, Hükümet’in belgeye dayalı kanıt sunmadaki ihmaline
iliꢀkin herhangi bir açıklama getirmemiꢀ olduğunu müꢀahede etmektedir.
93. 15 Mayıs 2000 tarihinde sunduğu Çatakköprü Jandarma karakolunun 13 Ekim 1993
tarihine iliꢀkin günlük görev defterinin alt kısmının yeni nüshasına dayanan Hükümet (bkz
üstte 7. paragraf), Komisyon'un, 13 Ekim 1993 tarihinde Silvan Đlçe jandarma karakolunun
Çatakköprü jandarmalarına yardım ettiğine iliꢀkin tespitine karꢀı çıkmıꢀtır. Mahkeme, bu yeni
belge ıꢀığında baꢀka güvenlik güçlerinin yardımının sözkonusu olmadığına dikkat çeker.
94. Diğer yandan, Silvan Đlçe jandarma karakolunun gözaltı tutanaklarıyla (bkz. üstte 30.
paragraf) Diyarbakır il jandarma komutanlığının 16 Aralık 1993 tarihli raporundan (bkz. üstte
31. paragraf), 14 Ekim 1993 tarihinde Güzderesi'nden oniki kiꢀinin gözaltına alındığı ve bu
gözaltına almaların Silvan Đlçe Jandarma Komutanlığının 4 ve 12 Ekim 1993 tarihli emriyle
gerçekliꢀtirildiği anlaꢀılmaktadır. Mahkeme, sözkonusu kiꢀilerin Komisyon'un tespit ettiği
gibi, 13 Ekim 1993'te değil 14 Ekim 1993'te yakalandıklarını göz ardı edemez. Çatakköprü
Jandarma Karakolu'nun 14 Ekim 1993 tarihli günlük görev defteriyle, bu karakolun planlama
ve operasyon raporları sunulmadığı için, anılan karakola sözkonusu tarihte baꢀka güvenlik
güçlerince yardım edilip edilmediği kesin olarak tespit edilememiꢀtir. Güzderesi'nden oniki
kiꢀinin kesin olarak hangi tarihte yakalandıkları sorunu bir kenara bırakılacak olursa, ilgili
dönemde bölgedeki koꢀulları göz önünde bulunduran Mahkeme PKK'lı oldukları ꢀüphesiyle
oniki kiꢀiyi yakalamak için özel bir emirle Güzderesine giden Çatakköprü jandarmalarına
diğer güvenlik güçlerinin de yardım etmesini pek muhtemel bulmamaktadır. Her hal ve karda,
Mahkeme, Hükümet'in öne sürdüğü argümanları, Komisyon'un olaylara iliꢀkin
değerlendirmenin bütününden ꢀüphe edilmesi için yeterli bulmamaktadır.
95. Mahkeme, Komisyon’un baꢀvuranın iddialarını destekleyen ve bu iddialar hakkında ꢀüphe
uyanmasına yol açan unsurları ayrıntılı bir biçimde inceleyerek kanıt değerlendirme görevini
titizlikle yerine getirdiğini düꢀünmektedir. Bu nedenle Mahkeme, Hükümet’in, Komisyon’un
Sözleꢀme’deki sistem uyarınca kanıt değerlendirme hususundaki yerleꢀmiꢀ ilkelere uygun
olarak kanıtları değerlendirmediği yönündeki görüꢀüne katılmak için herhangi bir neden
görmemektedir (cf. Salman-Türkiye [GC], 21986/93 § 100, AĐHM 2000-..). Dolayısıyla
Mahkeme, olayların Komisyon’un verdiği ꢀekilde kabul edilmesi gerektiğini düꢀünmektedir.
96. Bu nedenle Mahkeme, güvenlik güçlerinin baꢀvuranın evinin yıkılmasından, eꢀyalarının
kaybından, kendisinin ve ailesinin Yukarıgören’den ayrılarak baꢀka bir yere yerleꢀmek
zorunda kalmasından sorumlu olduğunu düꢀünmektedir.
II. SÖZLEꢁMENĐN 3. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI
97. Baꢀvuran, ikametgahına, özel ve aile yaꢀamına yapılan müdahalenin Sözleꢀme’nin 3.
maddesine aykırılık teꢀkil ettiğini öne sürerek ꢀikayette bulunmuꢀtur. Sözleꢀme’nin 3.
maddesi aꢀağıdaki gibidir:
“Hiç kimse iꢀkenceye, insanlık dıꢀı ya da onur kırıcı ceza veya iꢀlemlere tabi tutulamaz
98. Hükümet, belirtilen tarihlerde Güzderesi ya da Yukarıgören'de operasyon icra edildiği
iddialarını reddetmiꢀ ve baꢀvuranın güvenlik güçleri aleyhindeki iddialarının dayanaktan
yoksun olduğunu belirtmiꢀtir. Dolayısıyla Sözleꢀme'nin 3. Maddesi ihlal edilmemiꢀtir.
99. Komisyon, baꢀvuranın mallarına zarar verilmesi ve evinin yakılmasının, elem ve acı veren
koꢀullar altında, kendisi ve ailesiyle birlikte barınaksız olarak bırakılmasının, emniyet ve
refahının tamamen göz ardı edildiği bir ꢀiddet ve kasıtlı tahribat fiili teꢀkil ettiği görüꢀündedir.
Bu açıdan Komisyon, Delegelerin baꢀvurana iliꢀkin, geçim kaynaklarından mahrum edilmesi
nedeniyle maddi kayıplardan derin bir biçimde etkilenmiꢀ olan ılımlı ve basit bir adam
ꢀeklindeki izlenimlerini hatırlatmaktadır.
100. Mahkeme, bu davada saptanan gerçeklere atıfta bulunarak (bkz. §96) baꢀvuranın evinin
ve eꢀyalarının, güvenlik güçleri tarafından yok edildiğini, geçim kaynaklarından yoksun
bırakılarak ailesiyle birlikte Yukarıgören’i terketmek zorunda bırakıldığını düꢀünmektedir.
101. Mahkeme, Sözleꢀme’nin 3.maddesinin demokratik toplumun temel değerlerinden birini
içerdiğini hatırlatır. Sözleꢀme, organize suçlar ve terörle mücadele gibi çok zor ꢀartlarda bile
bu hükme aykırı muameleyi yasaklamıꢀtır. Muamelenin 3.madde kapsamına girebilmesi için
aꢀağılayıcı muamelenin ağırlık düzeyinin asgariye ulaꢀması gerekmektedir. Bu asgari düzeyin
değerlendirilmesi izafidir: muamelenin süresi, fiziksel ve/veya psikolojik etkileri, hatta bazen
mağdurun cinsiyeti, yaꢀı, sağlık durumu gibi etkenlere bağlıdır (cf. 24 Nisan 1998 tarihli
Selcuk ve Asker-Türkiye kararı, Reports 1998-II, s.909, §§ 75-76).
102. Komisyon, baꢀvuranın evinin ve eꢀyalarının yok edilmesinin altında yatan bir neden
bulamamıꢀtır. Söz konusu fiillerin baꢀvuranı cezalandırmak için değil de baꢀvuranın evinin
teröristler tarafından kullanılmasını engellemek için iꢀlendiği varsayılsa bile bu varsayım kötü
muamelede bulunmanın gerekçesi olamaz.
103. Baꢀvuranın evinin ve eꢀyalarının yok edilmesini ve içinde bulunduğu kiꢀisel koꢀulları
göz önünde bulundaran Mahkeme, güvenlik güçlerinin fiillerinin 3. madde anlamında insanlık
dıꢀı muamele kapsamına girdiğini ve baꢀvuranın bu muamelelerden muzdarip olduğunu
düꢀünmektedir.
104. Mahkeme, 3.maddenin ihlal edildiği sonucuna varmıꢀtır.
III. SÖZLEꢁMENĐN 8. MADDESĐNĐN VE 1 NO’LU PROTOKOLÜN 1. MADDESĐNĐN ĐHLAL
EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI
105. Baꢀvuran, evinin ve eꢀyalarının güvenlik güçlerince kasti olarak yok edilmesinin ve
ailesiyle birlikte geçim kaynaklarını kaybederek evini terketmek zorunda kalmasının hem
Sözleꢀme’nin 8. maddesine hem de 1 No’lu Protokolün 1. maddesine aykırı olduğunu öne
sürerek ꢀikayette bulunmuꢀtur. Anılan maddeler aꢀağıdaki gibidir:
8.Madde:
“1. Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve haberleꢀmesine saygı gösterilmesi hakkına
sahiptir.
2. Bu hakkın kullanılmasına bir kamu otoritesinin müdahalesi, ancak ulusal güvenlik, kamu
emniyeti, ülkenin ekonomik refahı, dirlik ve düzenin korunması, suç iꢀlenmesinin önlenmesi,
sağlığın veya ahlakın veya baꢀkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için, demokratik bir
toplumda, zorunlu olan ölçüde ve yasayla öngörülmüꢀ olmak koꢀuluyla söz konusu olabilir.”
No’lu Protokolün 1.Maddesi:
“Her gerçek ve tüzel kiꢀi, maliki olduğu ꢀeyleri barıꢀçıl bir biçimde kullanma hakkına
sahiptir. Kamu yararı gerektirmedikçe ve uluslararası hukukun genel ilkeleri ile hukukun
aradığı koꢀullara uyulmadıkça, hiç kimse mülkiyetinden yoksun bırakılamaz.
Ancak yukarıdaki hükümler hiçbir biçimde, mülkiyetin genel yarara uygun olarak
kullanılmasını denetim altına almak, vergiler ile diğer harç veya cezaların ödenmesini
sağlamak için Devletin gerekli gördüğü yasaları yürürlüğe koyma yetkisini ortadan
kaldırmaz.”
106. Hükümet, Sözleꢀme'nin 3. maddesi bağlamında öne sürdüğü gerekçelerle bu hükümlerin
ihlal edildiği iddiasını reddetmiꢀtir.
107. Komisyon her iki hükmün de ihlal edildiği kanaatindedir.
108. Mahkeme, baꢀvuranın, güvenlik güçleri tarafından evinin ve eꢀyalarının yok edildiğini,
geçim kaynaklarından yoksun bırakılarak ailesiyle birlikte Yukarıgören’i terketmek zorunda
bırakıldığı sonucuna varmıꢀtır (bkz § 96). Bu fiillerin, baꢀvuranın özel ve aile yaꢀamına,
ikametgahına ve mülkiyetinden faydalanma hakkına ağır ve haksız bir müdahale oluꢀturduğu
ꢀüphe götürmez bir gerçektir.
109. Dolayısıyla Mahkeme, Sözleꢀme’nin 8.maddesinin ve 1 No’lu Protokolün 1. maddesinin
ihlal edildiği kanaatindedir.
IV. SÖZLEꢁME’NĐN 13. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI
110. Baꢀvuran Sözleꢀme uyarınca yaptığı ꢀikayetlerle ilgili olarak Sözleꢀme’nin
13.maddesinin öngördüğü etkili iç hukuk yollarının güneydoğu Türkiye’de mevcut olmadığını
iddia ederek ꢀikayette bulunmuꢀtur. 13. madde aꢀağıdaki gibidir:
“Bu sözleꢀmede tanınmıꢀ olan hak ve özgürlükleri ihlal edilen herkes, ihlal fiili resmi görev
ifa eden kimseler tarafından bu sıfatlarına dayanılarak yapılmıꢀ da olsa, durumun düzeltilmesi için
ulusal bir makama baꢀvurma hakkına sahiptir.”
111. Hükümet, tazminat talebinde bulunulmuꢀ çeꢀitli iç hukuk davalarının Türkiye'nin
güneydoğusundaki olağanüstü hal bölgesinde etkili iç hukuk yollarınının mevcudiyetine iꢀaret
ettiğini halbuki baꢀvuranın bu tür bir tazminat talebinde bulunmadığını öne sürerek
baꢀvuranın 13. maddeyle güvence altına alınan hakkının ihlal edildiği iddiasını reddetmiꢀtir.
112. Komisyon, 13. maddenin ihlal edildiği görüꢀündedir. Hükümet'in atıfta bulunduğu
medeni ve idari iç hukuk yollarıyla ilgili Mahkeme içtihadına atıfta bulunan Komisyon,
Güneydoğu Türkiye’nin olağanüstü hal bölgelerinde evlerin ve köylerin güvenlik
kuvvetlerince tahrip edildiği iddialarına iliꢀkin olarak tazminat talebinde bulunabilme
olanağının mevcudiyetinin, etkin bir iç hukuk yolu olarak değerlendirilemeyeceği
kanaatindedir. Komisyon, bu bölgedeki bir köyde ev yıkımına iliꢀkin olarak güvenlik
kuvvetleri aleyhine karꢀı kazanılan veya açılan herhangi bir davaya iliꢀkin örnek
gösterilemediğini dikkat çekmektedir. Baꢀvuranın davası kapsamında açılan soruꢀturmada
olduğu gibi, bu gibi soruꢀturmalar il veya ilçe idare kurullarının uhdesindedir. Komisyona
göre, idare kurullarının, mülki amirin yetkisine tabi olan ve dolayısıyla bağımsız olmayan
hukuk harici, idari organlar olup bunların etkin soruꢀturma önlemleri alması pek olası
değildir. Komisyon, iddialar, Güneydoğu Türkiye’deki olağanüstü hal bölgelerinde özel bir
konuma sahip olan güvenlik kuvvetlerine iliꢀkin olduğunda köylülerin Devlet’in soruꢀturma
mekanizmasına iliꢀkin olumlu bir esas tespiti olmaksızın kuramsal veya idari çözüm yollarına
baꢀvurmasını beklemesinin gerçekçi olmayacağı kanaatindedir.
113. Mahkeme, Sözleꢀmenin 3 ve 8. maddeleriyle 1 No'lu protokolün 1. maddesi uyarınca
yakınma konusu ihlallerin nitelik ve ağırlığının Sözleꢀme'nin 13. maddesiyle ilgili etkileri
olduğunu da düꢀünmektedir.
114. Bireyin, evinin ve mallarının Devlet görevlilerince kasten tahrip edildiğine iliꢀkin makul
bir iddiası olduğunda ‘etkili iç hukuk yolu’ kavramı, iç hukuk sisteminde varolan diğer
yollara baꢀvurma hakkını engellemeden, tazminat ödenmesine ek olarak, davalı Devlete,
sorumluların bulunmasını ve cezalandırılmasını ve ꢀikayetçinin soruꢀturma sürecine etkin
olarak katılmasını sağlayacak titiz ve etkili bir soruꢀturma yürütme yükümlülüğü
getirmektedir (cf. Selçuk ve Asker-Türkiye, loc.cit., s.913, § 96)
115. Mahkeme, Komisyon iꢀbu baꢀvuruyu Hükümet’in dikkatine sunduktan sonra, Silvan
Cumhuriyet Savcısı’nın baꢀvuranın iddialarıyla ilgili olarak çok sayıda köylünün ifadesini
alarak bir soruꢀturma baꢀlattığına dikkat çeker. 15 Kasım 1995 tarihinde Silvan cumhuriyet
savcısı görevsizlik kararı vererek dosyayı ilçe idare kuruluna göndermiꢀtir.
116. Mahkeme, Silvan cumhuriyet savcısına verdikleri ifadelerde baꢀvuran, Hüsnü Eraslan,
Mehmet Salih Eraslan, Abdülkadir Toptemiꢀ ve Mehmet Emin Tanrıkulu'nun askerlerin
Güzderesi ve/veya Yukarıgören'deki köylülerin eꢀyalarına zarar verdiklerini bildirdiklerine
dikkat çeker (bkz §§ 43-47). Baꢀvuran ve Mehmet Selim Oğurlu Çatakköprü Jandarma
Karakolunda verdikleri ifadeler sözkonusu zararın kimliği belirsiz kiꢀilerce verildiğini
bildirmiꢀlerdir (bkz §§ 22 ve 51).
117. Hüdaverdi Tunç, Đbrahim Aktürk v Hakan Temel Aksel Güzderesi'ndeki jandarma
faaliyetlerini hatırladıkları kadarıyla, jandarmaların köylülerin eꢀyalarına zarar verdikleri
iddasını reddetmiꢀlerdir (bkz. §§ 53, 57 ve 58). Son olarak, Silvan Cumhuriyet savcısı 16
Aralık 1994 tarihli olay yeri inceleme tutanağında baꢀvuranın evinin çatısının, pencerelerinin
ve çerçevelerinin olmadığını belirtmiꢀtir. Savcı, yangın çıktığının bir emaresi olarak çatının ve
duvarların isle kaplı olduğuna da dikkat çekmiꢀtir (bkz § 49).
118. Đdare Kurulu 4 Haziran 1998 tarihinde, baꢀvuranın iddialarını destekleyen herhangi bir
kanıt bulunamadığı için iddiaların yöneldiği söz konusu üç güvenlik mensubu hakkında cezai
takibat yapılmasına gerek olmadığı kararına varmıꢀtır (bkz § 59).
119. Mahkeme, daha önce de tespit ettiği gibi, güvenlik güçlerinin de karıꢀtığı iddia edilen
hukuk dıꢀı fiiller bakımından ceza hukuku uygulamasının güneydoğu Türkiye’de özellikle
1990’ların ilk yarısında özel bir nitelik arzettiğini ve bu bölgede uygulanan soruꢀturma
sistemindeki aksaklıkların, ceza hukuku korumasının etkinliğini zedelediğini düꢀünmektedir.
Bu fiili durum, güvenlik güçlerinin, Sözleꢀme’yle güvence altına alınan demokratik bir
toplumdaki temel hak ve özgürlükleri ihlal eden eylemlerinden dolayı sorumlu
tutulamamalarına yol açmıꢀ ve bu sorumsuz konumlarını güçlendirmiꢀtir (Mahmut Kaya-
Türkiye, no. 22535/93, 28 Mart 2000 tarihli karar, §§ 94-98). Mahkeme, idari makamların
güneydoğu Türkiye’de bağımsız ve etkiden uzak bir soruꢀturma yürütme ehliyetleri
hususunda da ciddi ꢀüpheler taꢀımaktadır (Oğur-Türkiye, [GC], no. 21594/93, 20 Mayıs 1999
tarihli kakar, § 91).
120. Mahkemeye göre, bu baꢀvuruyla ilgili soruꢀturma, sadece baꢀvuranın iꢀaret ettiği belli
tarihlerde iꢀlendiği iddia edilen suçlarla sınırlanmıꢀtır (örneğin 28 Eylül, 13 Ekim ve 23
Kasım 1993). Baꢀvuranın okuma-yazma bilmediği düꢀünülürse baꢀka tarihlerde de vuku
bulmuꢀ olayların olabileceği sorusu akla gelmektedir. Soruꢀturma yürütülürken incelenmesi
gereken konu olayların hangi tarihte vuku bulduğu değil, bu olayların gerçekten meydana
gelip gelmediği olmalıydı. Bu sorunun cevabı bulunduktan sonra, suçun kesin olarak hangi
tarihte iꢀlendiğinin tespiti anlamlı olabilirdi.
121. Mahkeme, Çatakköprü ve Silvan Jandarma Karakollarının kayıtlarının sözkonusu davayı
soruꢀturmakla görevli Savcı tarafından değil sadece askeri yetkililerce teyit edildiğine dikkat
çeker. Hüdaverdi Tunç dıꢀında Çatakköprü Jandarma Karakolu’na bağlı diğer jandarmalardan
ifade alma giriꢀiminde bulunulmadığı da Mahkeme’nin dikkatini çeken bir baꢀka noktadır.
122. Mahkeme, bu davada yürütülen kovuꢀturmanın Sözleꢀme’nin 13.maddesinde öngörülen
kapsamlı ve etkili bir soruꢀturma olarak değerlendirilemeyeceği bu nedenle tazminat talebi de
dahil olmak üzere diğer mevcut iç hukuk yollarının da reddedildiğini düꢀünmektedir.
123. Sonuç olarak Mahkeme, Sözleꢀme’nin 13.maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmıꢀtır.
V. YETKĐLĐLERĐN GÜNEYDOĞU TÜRKĐYE'DE EVLERĐ VE EꢁYALARI BĐLĐNÇLĐ OLARAK
TAHRĐP ETTĐKLERĐ VE ZORLA KÖY BOꢁALTTIKLARI ĐDDĐASI
124. Baꢀvuran, yetkililerin güneydoğu Türkiye'de evleri ve eꢀyaları bilinçli olarak tahrip etme
ve zorla köy boꢀaltma uygulamasının mağduru olduğu Sözleꢀme ihlallerini ağırlaꢀtırdığından
yakınmaktadır. Baꢀvuran, Komisyon ve Mahkeme'nin Türkiye'nin güneydoğusuyla ilgili diğer
davalarda verdiği ihlal kararlarına atıfta bulunarak bunların, yetkililer tarafından ciddi insan
hakları ihlallerini reddetme ve bunları araꢀtırmaya yönelik hukuk yolu sunmama biçiminde
ortaya çıktığını iddia etmiꢀtir.
125. Sözleꢀme'nin 3, 8, ve 13. maddeleriyle Sözleꢀmenin 1 no'lu Protokolünün 1. maddesine
iliꢀkin üstteki tespitlerini göz önünde bulunduran Mahkeme, bu davada belirlenen tespitlerin
yetkililer tarafından benimsenen bir uygulamanın parçası olup olmadığının tespit edilmesini
gerekli bulmamaktadır.
VĐ. SÖZLEꢁMENĐN 14. VE 18. MADDELERĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI
126. Baꢀvuran, evinin ve eꢀyalarının yok edilmesinin, Kürt kökenlilere karꢀı yetkililerce
yürütülen ayrımcı politikayı ve bu konudaki resmi tutumu sergilediğini dolayısıyla 14. ve 18.
maddelerin ihlal edildiğini öne sürerek ꢀikayette bulunmuꢀtur.
127. 14.madde aꢀağıdaki gibidir:
“Bu Sözleꢀme'de tanınan hak ve özgürlüklerden yararlanma, cinsiyet, ırk, renk, dil, din,
siyasal yada baꢀka görüꢀler, ulusal veya sosyal köken, ulusal bir azınlığa mensup olma, servet, doğuꢀ
veya herhangi baꢀka bir durum bakımından hiçbir ayrım gözetilmeksizin sağlanır.”
18.madde aꢀağıdaki gibidir:
“Bu Sözleꢀme'nin hükümleri gereğince, sözü edilen hak ve özgürlüklere getirilen sınırlamalar
ancak öngörülen amaçlar için uygulanabilir.”
128. Komisyon, bu maddeler uyarınca öne sürülen iddialar hakkında yeterli kanıt olmadığı
gerekçesiyle adı geçen hükümlerin ihlal edilmediği görüꢀündedir.
129. Mahkeme de Komisyonun görüꢀüne katılmakta ve bu iki hükmün de ihlal edilmediği
sonucuna varmaktadır.
VĐĐ. SÖZLEꢁMENĐN ESKĐ 25. MADDESĐNĐN ĐHLALĐ ĐDDĐASI
130. Baꢀvuran, son olarak, 9 Ağustos 1995 tarihinde Çatakköprü Jandarma Karakolu’na
götürülerek Komisyon’a yaptığı baꢀvuruyla ilgili olarak sorgulandığı ve baꢀvurusunu geri
çekmeye zorlandığını iddia ederek Sözleꢀme’nin eski 25. maddesinin ihlal edildiği
gerekçesiyle ꢀikayette bulunmaktadır. Madde aꢀağıdaki gibidir:
“Bu Sözleꢀmede tanınan hakların Yüksek Akit Taraflardan birince ihlalinden zarar gördüğü
iddiasında bulunan her gerçek kiꢀi, devlet dıꢀı her kuruluꢀ veya özel kiꢀilerden oluꢀan her topluluk,
hakkında ꢀikayet vaki olan Yüksek Akit Tarafın bu konuda Komisyon'un yetkisini tanıdığını bildirmiꢀ
olması halinde, Avrupa Konseyi Genel Sekreteri'ne sunulacak bir dilekçe ile Komisyon'a baꢀvuruda
bulunabilir. Yüksek Akit Taraflardan böyle bir bildirimde bulunmuꢀ olanlar, bu hakkın etkin bir
biçimde kullanılmasına hiçbir suretle engel olmamayı taahhüt ederler...”
131. Hükümet bu hükmün ihlal edildiği iddasını reddetmiꢀtir. Hükümet'e göre, sürmekte olan
bir soruꢀturmada ilgili kiꢀilerin ifadelerini almak Sözleꢀme'nin eski 25. maddesiyle güvence
altına alınan etkili baꢀvuru yapma hakkının engellenmesi biçiminde yorumlanamaz.
132. Komisyon, baꢀvuranın, Komisyon’a yaptığı baꢀvuruyla ilgili olarak sorgulanmak üzere
Çatakköprü Jandarma Karakolu’na götürüldüğünün inkar edilmediğine dikkat çekmektedir.
Komisyon ayrıca, Silvan Cumhuriyet Savcısı’nın, anılan ifadenin alınması için bir emir
vermediği, bu ifadenin alındığından haberdar olmadığı ve jandarmanın kendisine karꢀı açılan
bir soruꢀturmada, jandarmadan ifade almasını istemenin uygun olmayacağını düꢀündüğü
ꢀeklindeki ifadesine iꢀaret etmektedir. Komisyon, bir baꢀvuran tarafından ꢀikayet edilen
hususlardan doğrudan sorumlu olan otoritelerin baꢀvuranın Komisyon’a yapmıꢀ olduğu
baꢀvuru sebebiyle baꢀvurana yaklaꢀmasının uygun olmadığı görüꢀündedir. Bu düꢀünce,
mevcut davada olduğu üzere baꢀvuranın zor ve hassas bir durumda olduğu ve otoriteler
tarafından bu yönde yapılan iꢀlemlerin, baꢀvuranı Sözleꢀme’nin 25. maddesi kapsamındaki
haklarını kullanmak üzere ꢀikayetini takip etmekten caydırmak ꢀeklinde yorumlanabileceği
davalarda özellikle geçerlidir. Komisyon ayrıca, Türk otoritelerin baꢀvuranı anılan ꢀekilde
sorgulamasının, baꢀvuran tarafından Sözleꢀmenin eski 25. maddesinde belirtilen bireysel
baꢀvuru hakkının kullanılmasını zorlaꢀtırdığı kanaatindedir. Bu nedenle, otoriteler baꢀvuranın
anılan hüküm kapsamındaki hakkını etkin ꢀekilde kullanmasını engellemiꢀlerdir. Dolayısıyla
Hükümet, Sözleꢀme’nin eski 25. maddesi uyarınca üstlendiği yükümlülükleri yerine
getirmekte zaafa düꢀmüꢀtür.
133. Mahkeme, Sözleꢀme’nin eski 25. maddesi (ꢀimdiki 34. madde) uyarınca oluꢀturulan
bireysel baꢀvuru sisteminin, baꢀvuranlara Sözleꢀme Organlarına serbestçe baꢀvurabilme
hakkının tanınmasını, yetkililer tarafından kendilerine ꢀikayetlerini geri almaları veya
değiꢀtirmeleri yönünde herhangi bir baskı yapılmamasını gerektirdiğini düꢀünmektedir. Bu
bağlamda, “baskı” kavramı, sadece doğrudan ve açık olarak yapılan baskıları değil aynı
zamanda baꢀvuranı Sözleꢀme organlarına baꢀvurmaktan caydırmaya yönelik dolaylı eylem ve
temasları da içermektedir.
Yetkililer ve baꢀvuran arasında cereyan eden temasların Sözleꢀme’nin eski 25/1 maddesine
uygun olup olmadığının değerlendirilmesi davanın özel koꢀullarının ıꢀığında yapılmalıdır. Bu
bağlamda baꢀvuranın yetkililer tarafından uğrayacağı etki karꢀısındaki hassasiyeti göz önünde
bulundurulmalıdır. Daha önceki davalarda, Mahkeme, baꢀvuran köylülerin yetkililer
karꢀısındaki zayıf konumlarını ve güneydoğu Türkiye’deki ꢀikayetlere iliꢀkin olarak
baꢀvuranların sorgulandıklarını müꢀahade etmiꢀtir. Bu tür baskılar, Sözleꢀme’nin eski 25.
maddesinde öngörülen bireysel baꢀvuru hakkını engellediği için uygunsuz ve kabul edilemez
bir tutuma tekabül etmektedir (Salman-Türkiye [GC], 21986/93, § 130).
134. Mahkeme, 9 Ağustos 1995 tarihinde baꢀvuranın Çatakköprü jandarma karakoluna
götürülerek Komisyona yaptığı baꢀvuru hakkında sorgulandığını tespit etmiꢀtir. Bu
sorgulamanın, baꢀvuranın iddialarını soruꢀturmakla görevli Silvan cumhuriyet savcısının
talimatıyla değil de jandarma komutanının kendi inisiyatifiyle gerçekleꢀtirildiği
anlaꢀılmaktadır.
135. Mahkeme, bu davadaki yakınma konusu olaylardan doğrudan sorumlu olduğu iddia
edilen yetkililerden bir memurun sözkonusu sorgulamayı yapmasının Sözleꢀme'de tanınan
bireysel baꢀvuru hakkının iꢀleyiꢀini engellediği ve sonuç olarak Hükümet’in Sözleꢀme’nin
eski 25/1 maddesi uyarınca üstlendiği yükümlülüklere uymadığı hususunda Komisyonla aynı
fikirdedir.
136. Bu nedenle davalı Devlet, Sözleꢀme'nin eski 25§1 maddesi uyarınca üstlendiği
yükümlülüklere uymamıꢀtır.
VĐĐĐ. SÖZLEꢁMENĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI
137. Sözleꢀme'nin 41. maddesi aꢀağıdaki gibidir:
"Mahkeme iꢀbu Sözleꢀme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleꢀmeci Tarafın iç
hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun bir surette,
zarar gören tarafın tatminine hükmeder."
A. Maddi Zarar
138. Baꢀvuran evi ve müꢀtemilatı, ürünü, ev eꢀyaları, hayvanları, erzakları, gelir kaybı ve
alternatif kira maliyeti tutarı olarak 99, 678.84 Đngiliz Poundu talep etmiꢀtir.
139. Hükümet, baꢀvuranın ev ve eꢀyalarının güvenlik güçlerince yok edildiği iddialarının
kanıtlanamadığını dolayısıyla herhangi bir tazminat ödenmesi gerekmediğini belirtmiꢀtir.
Hükmolunacak adil tatmin miktarı makul sınırları aꢀmamalı ya da sebepsiz zenginleꢀmeye yol
açmamalıdır.
140. Mahkeme, baꢀvuranın ev ve eꢀyalarının güvenlik güçlerince yok edildiğine iliꢀkin
saptamalarını hatırlatır (bkz. § 96). Bu saptama karꢀısında, maddi tazminata hükmetmek
ꢀüphesiz gereklidir. Fakat baꢀvuran mal kaybının değer ve miktarını herhangi bir belge ya da
baꢀka bir kanıtla ispatlayamadığı için, Mahkeme'nin miktar değerlendirmesi, zorunluluk
gereği, hakkaniyet ilkeleri temelinde olmalıdır.
1. Ev ve müꢀtemilatı
141. Baꢀvuran, yüzölçümü 200 m² olan evi için 5,585.29 Pound, yüzölçümü 400 m² olan ahırı
için 3,447.06 Pound ve yüzölçümü 30 m² olan kümesi için 107.72 Pound tazminat talep
etmiꢀtir.
142. Hükümet, 24 Kasım 1998 tarihli Baꢀvuran'ın Yukarıgören'deki eviyle ilgili yerinde
inceleme raporuna atıf yapmaktadır. Bu rapora göre baꢀvaranın evi 100 m², ahırı 150 m² ve
ağıl olarak tarif edilen bir diğer müꢀtemilat da 30 m²'dir (bkz. § 60).
143. Komisyon, baꢀvuranın evi ve müꢀtemilatının nitelik ve büyüklüğüyle ilgili tespitte
bulunmamıꢀtır.
144. Kesin bir kanıtın yokluğunda Mahkeme, hakkaniyet ilkeleri temelinde değerlendirmede
bulunarak yok olan binalar için 4,500 pound tutarında tazminata hükmetmiꢀtir. Bu tutar
ödeme tarahindeki döviz kuru üzerinden Türk Lirasına çevrilecektir.
2. Diğer mallar
145. Baꢀvuran, sulanabilir ve ekilebilir 200 dönüm arazisi ile 371 dönüm meyva bahçesi için
68,232.27 Pound, hayvanları için 8,213.34 Pound, ev eꢀyaları için 5,899.32 Pound ve erzaklar
için de 2,185.07 Pound talep etmiꢀtir.
146. Hükümet baꢀvuranın taleplerinin bir hayli abartılı olduğunu belirtmektedir. Diğer
köylülerden elde edilen bilgilere göre, baꢀvuranın ꢀu anda kiralanmıꢀ olan 120 dönüm kurak
arazisi bulunmaktadır. Hükümet, baꢀvuranın meyva bahçesinin sadece 180 dönüm olduğunu,
hayvanları olup olmadığının da tespit edilemediğini olsa bile bunların türlerinin
belirlenemediğini iddia etmiꢀtir. Hükümet, baꢀvuranın ꢀu anda talep ettiği ev eꢀyalarının
tümüne ve erzağa sahip olup olmadığının da ꢀüpheli olduğunu belirtmiꢀtir.
147. Mahkeme baꢀvuranın evindeki eꢀyaların yok edildiğinin ve evi yakıldıktan sonra
ailesiyle birlikte Yukarıgören'i terk etmek zorunda bırakıldığının tespit edildiğini hatırlatır
(bkz. § 96). Dolayısıyla bu durum baꢀvuranın kimi kayıplara uğramasını kaçınılmaz kılmıꢀtır.
Mahkeme, baꢀvuranın zarar görmüꢀ ev eꢀyaları arasında buzdolabı, televizyon, kaset çalar,
çamaꢀır makinası, mutfak eꢀyaları, soba, ev eꢀyaları, mobilya, yatak, yorgan ve çarꢀaflar,
perdeler, kapılar ve pencereler bulunduğunun Komisyon tarafından belirlendiğini hatırlatır
(bkz. § 69).
148. Baꢀvuranın diğer malları konusunda bağımsız ve inandırıcı kanıtların yokluğunda ve
hakkaniyet ilkeleri temelinde Mahkeme, baꢀvurana, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden
Türk Lirasına çevrilmek üzere 4,000 Pound verilmesine hükmetmiꢀtir. Mahkeme, ne ekili
arazi ve meyva bahçesi için ne de baꢀvuranın hayvanları için bir tazminata hükmetmiꢀtir.
Baꢀvuran bunların, evinin ve müꢀtemilatının yok edilmesi sonucunda zarar gördüğünü
kanıtlayamamıꢀtır.
3.Gelir Kaybı
149. Baꢀvuran çiftçilikten uğradığı gelir kaybı tutarı olarak 7,285.18 Pound talep etmiꢀtir.
150. Baꢀvuranın sahip olduğu arazinin büyüklüğü ve buradan elde edilen gelir miktarı
konusunda bağımsız kanıtların yokluğunda Mahkeme, hakkaniyet ilkelerini göz önünde
bulundurarak, bu baꢀlık altında, baꢀvurana ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Türk
Lirasına çevrilmek üzere 2,500 Pound ödenmesine hükmetmiꢀtir.
4.Alternatif kira maliyeti
151. Baꢀvuran Ekim 1994 ile Haziran 2000 tarihleri arasında, Batman'da ödediği kira bedeli
olarak 3,908.67 Pound'a tekabül eden 3,517,800,000 TL talep etmiꢀtir.
152. Baꢀvuranın bu baꢀlık altındaki iddiaları konusunda bağımsız kanıtların yokluğunda
Mahkeme, hakkaniyet ilkeleri temelinde, baꢀvurana, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden
Türk Lirasına çevrilmek üzere 1,000 Pound verilmesine hükmetmiꢀtir.
B. Manevi Zarar
153. Mahkeme'nin Selçuk ve Asker-Türkiye davasında (24 Nisan 1998 tarihli karar, Reports
1998-II, s.917, §§ 116-118) bu baꢀlık altında hükmettiği tazminat tutarına dayanan baꢀvuran,
manevi tazminat tutarı olarak 10,000 Pound talep etmiꢀtir.
154. Đhlal iddialarının reddeden Hükümet, manevi tazminata hükmedilmemesi gerektiğini,
eğer hükmedilecekse de, Mahkeme'nin Türkiye'deki ekonomik koꢀulları göz önünde
bulundurması gerektiğini öne sürmüꢀtür.
155. Mahkeme, manevi zarar konusunda, Sözleꢀme'nin 3,8, ve 13. maddeleriyle, 1 No.lu
Protokolün 1. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmasının ciddiyetini göz önünde
bulundurarak, bir tazminata hükmetmesi gerektiğini düꢀünmektedir (bkz §§ 104, 109 ve 123).
Ayrıca, baꢀvuran Sözleꢀme'ye güvence altına alının etkili baꢀvuru hakkını kullanmaktan da
alıkonulmuꢀtur (bkz. § 136).
156. Mahkeme, baꢀvurana manevi tazminat tutarı olarak, ödeme tarihindeki döviz kuru
üzerinden Türk Lirasına çevrilmek üzere 10,000 Pound verilmesine karar vermiꢀtir.
C. Masraflar
157. Baꢀvuran, baꢀvuruda bulunmak için yaptığı masraflar için, Avrupa Konseyinden aldığı
yasal yardım tutarı olan 13,445 Fransız Frangı düꢀülerek 27,272.40 Pound verilmesini talep
etmiꢀtir. Bu tutarın 3,370 Poundu çeviri, 2,175 Poundu ise Türkiye'deki avukatlık masrafları
içindir.
158. Hükümet, yapılan masrafların kanıtlanamadığını belirtmiꢀtir. Çeviri masraflarının
abartıldığını da öne sürmüꢀtür.
159. Hakkaniyet temelinde karar veren ve baꢀvuranın dile getirdiği iddiaların ayrıntılarını göz
önünde bulunduran Mahkeme, baꢀvurana her türlü Katma Değer Vergisi ile birlikte 21,500
Pound verilmesini, bu tutardan Avrupa Konseyinden alının 13,445 Fransız Frangı tutarındaki
yasal yardımın düꢀülmesini ve kalan miktarın baꢀvuranın temsilcisinin Đngilteredeki banka
hesabına yatırılmasını kararlaꢀtırmıꢀtır (cf. Scozzari ve Giunta-Đtalya [GC], 39221/98,
13.7.2000, § 258).
D. Temerrüt Faizi
160. Mahkeme'nin edindiği bilgilere göre, bu kararın verdiği tarihte Đngiltere'deki yasal faiz
oranı yıllık % 7,5'tir.
BU SEBEPLERLE MAHKEME, OYBĐRLĐĞĐYLE,
1. Sözleꢀme’nin 3. maddesinin ihlal edildiğine,
2. Sözleꢀme’nin 8. maddesiyle 1 No’lu Protokolün 1. maddesinin ihlal edildiğine,
3. Sözleꢀme’nin 13. maddesinin ihlal edildiğine,
4. Sözleꢀme’nin 14. ve 18. maddelerinin ihlal edilmediğine,
5. Davalı Devlet’in Sözleꢀme’nin 25/1 maddesi uyarınca üstlendiği yükümlülüklere
uymadığına,
6. (a) Davalı Devlet’in baꢀvurana aꢀağıdaki miktarları ödeme tarihindeki döviz kuru
üzerinden Türk Lirasına çevrilmek suretiyle üç ay içinde ödemesine,
(i)
(ii)
Maddi tazminat tutarı olarak 12.000 (onikibin) Đngiliz Sterlini,
Manevi tazminat tutarı olarak 10.000 (onbin) Đngiliz Sterlini;
(b) üç aylık süre sonunda yapılan ödemeler için, ödeme tarihine kadar yıllık % 7.5 basit
faiz uygulanmasına;
7. (a) Davalı Devlet’in, baꢀvuranın temsilcisine, harcama ve masraflar için, temsilcinin
Đngiltere’deki Sterlin hesabına, bu kararın verildiği tarihteki döviz kuru üzerinden Đngiliz
Sterlinine çevrilerek 13.445 Fransız Frangı’nın düꢀülüp, yansıtılabilecek KDV ile birlikte
21.500 Đngiliz Sterlini’nin üç ay içinde ödemesine,
(b) üç aylık süre sonunda yapılan ödemeler için, ödeme tarihine kadar yıllık % 7.5 basit
faiz uygulanmasına;
8. Baꢀvuranın adil tatmine iliꢀkin diğer taleplerinin reddine,
KARAR VERMĐꢁTĐR.
Đngilizce verilen iꢀbu karar, 16 Kasım 2000 tarihinde Đçtüzüğün 77/2 ve 77/3 hükümleri
uyarınca yazılı olarak tebliğ edilmiꢀtir.
Erik Fribergh
Sekreter
Andras Baka
Baꢀkan
26
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 14.07.2026. · Źródło