23878/94;23879/94;23880/94;23881/94;23882/94;23883/94

WyrokETPCz1997-11-26ECLI:CE:ECHR:1997:1126JUD002387894

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy długotrwałe zatrzymanie w areszcie policyjnym bez niezwłocznego postawienia przed sędzią, brak skutecznego środka odwoławczego do kwestionowania legalności zatrzymania oraz brak prawa do odszkodowania naruszyły art. 5 ust. 3, 4 i 5 Konwencji, oraz czy tureckie zastrzeżenie na podstawie art. 15 Konwencji miało zastosowanie do tych wydarzeń?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że zastrzeżenie Turcji na podstawie art. 15 Konwencji nie miało zastosowania, ponieważ wydarzenia miały miejsce w Ankarze, która nie była objęta stanem wyjątkowym wskazanym w notyfikacji zastrzeżenia. W odniesieniu do art. 5 ust. 3, Trybunał stwierdził, że zatrzymanie skarżących na 12 lub 14 dni bez interwencji sądowej było niezgodne z wymogiem 'niezwłoczności', nawet w kontekście walki z terroryzmem. Co do art. 5 ust. 4, Trybunał uznał, że brak skutecznego i dostępnego środka odwoławczego do kwestionowania legalności zatrzymania w areszcie policyjnym stanowił naruszenie. Wreszcie, w kwestii art. 5 ust. 5, Trybunał stwierdził, że skarżący nie mieli skutecznego prawa do odszkodowania za naruszenia art. 5, ponieważ krajowe przepisy dotyczące odszkodowań nie obejmowały ich sytuacji, a inne środki prawne nie były w praktyce skuteczne.
Stan faktyczny
Skarżący, sześciu byłych posłów do tureckiego parlamentu, zostali aresztowani w Ankarze w marcu 1994 roku po uchyleniu ich immunitetu parlamentarnego. Zostali oskarżeni o przestępstwa terrorystyczne na podstawie tureckiego kodeksu karnego i ustawy antyterrorystycznej. Zostali zatrzymani w areszcie policyjnym na 12 (dla czterech skarżących) lub 14 (dla dwóch skarżących) dni bez postawienia przed sędzią. Następnie zostali osadzeni w areszcie śledczym na mocy decyzji sędziego Sądu Bezpieczeństwa Państwa. Ostatecznie zostali skazani, a wyroki te zostały częściowo utrzymane przez Sąd Kasacyjny.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: 1. Stwierdza, że zastrzeżenie Turcji na podstawie art. 15 Konwencji nie ma zastosowania w niniejszej sprawie. 2. Stwierdza brak naruszenia art. 5 ust. 1 Konwencji. 3. Stwierdza naruszenie art. 5 ust. 3 Konwencji. 4. Oddala wstępny zarzut Rządu dotyczący art. 5 ust. 4 Konwencji. 5. Stwierdza naruszenie art. 5 ust. 4 Konwencji. 6. Oddala obie części wstępnego zarzutu Rządu dotyczącego art. 5 ust. 5 Konwencji, przy czym druga część została rozpatrzona łącznie z meritum. 7. Stwierdza naruszenie art. 5 ust. 5 Konwencji. 8. Orzeka, że Państwo pozwane ma w ciągu trzech miesięcy zapłacić: a) tytułem szkody niemajątkowej, przeliczone na liry tureckie według kursu wymiany obowiązującego w dniu płatności, każdemu z Bay Sakık, Bay Türk, Bay Alınak i Bayan Zana 25 000 (dwadzieścia pięć tysięcy) franków francuskich, a każdemu z Bay Dicle i Bay Doğan 30 000 (trzydzieści tysięcy) franków francuskich; b) skarżącym 120 000 (sto dwadzieścia tysięcy) franków francuskich tytułem kosztów i wydatków; c) odsetki proste w wysokości 3,87% rocznie od upływu wyżej wymienionego trzymiesięcznego terminu do dnia zapłaty. 9. Oddala pozostałe roszczenia o słuszne zadośćuczynienie.

Pełny tekst orzeczenia

CONSEIL DE   L'EUROPE   AVRUPA   KONSEYĐ   Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi Kararı   SAKIK VE DĐĞERLERĐ /Türkiye Davası   (Baꢀvuru no:23878/94, 23879/94, 23880/94)   Kasım 1997 (87/1996/706/898-903)   DAVANIN ESASI   I. Davanın Özel Koꢀulları   A. Tutuklama ve Polis Nezarethanesinde Gözaltında Tutulma   6. Baꢀvurucular, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin -20 Ekim 1991 genel seçimleri sonucunda   seçilmiꢀlerdi- eski üyeleridirler. Seçildikleri tarihte, Haziran 1990’da kurulan ancak 14 Ağus-   tos 1993’te bölücü faaliyetler nedeniyle Anayasa Mahkemesince yasaklanan ve feshedilen   Halkın Emeği Partisi’nin üyesiydiler. Bu tarih itibarıyla baꢀvurucular, bu arada kurulmuꢀ bu-   lunan, Demokrasi Partisi’ne girmiꢀlerdir.   7. 2 Mart 1994’te Türkiye Büyük Millet Meclisi, Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi Cum-   huriyet Savcısı tarafından ilk kez Kasım 1992’de yapılan ve daha sonra çeꢀitli nedenlerle birkaç   kez yinelenen baꢀvuru üzerine, baꢀvurucuların yasama dokunulmazlıklarını kaldırmıꢀtır. Savcı   onları, Terörle Mücadele Yasasının (Yasa no. 3713 - bkz. aꢀağıda paragraf 21) terör suçları   olarak nitelediği ve bu nedenle de Devlet Güvenlik Mahkemelerinin görev alanına giren (bkz.   aꢀağıda paragraf 22) Ceza Yasasının 125. maddesinde (bkz. aꢀağıda paragraf 20) ta-nımlanan   suçları iꢀlemekle itham etmiꢀtir.   8. Aynı gün meclis binasından çıkarken Bay Dicle ve Bay Doğan, savcının emri üzerine   tutuklanmıꢀ ve Ankara Emniyeti Terörle Mücadele ꢁubesindeki polis nezarethanesine   götürülmüꢀ-lerdir. Ertesi gün avukatları, müvekkillerinin derhal yargıç önüne   çıkarılmalarını talep etmiꢀ ve savcıdan onlarla görüꢀmek için izin istemiꢀlerdir. Savcı, baꢀ   vurucuların yasama dokunulmazlıklarının kaldırılmasına karꢀı yapmak istedikleri baꢀvur-   unun hazırlanması amacına yönelik olmak üzere -gözetim altında yapılacak olan- görüꢀme   için yazılı izin vermiꢀtir.   9. Diğer dört baꢀvurucu meclis sınırlarını terketmeyi reddetmiꢀler; ancak 4 Mart’ta iki meslek-   taꢀlarıyla aynı akıbete uğramıꢀlardır.   Bu tarihte savcı altı baꢀvurucunun polis nezarethanesindeki gözaltı sürelerini, soruꢀ-   turmanın derinleꢀtirilmesi amacıyla, uzatmıꢀtır. Bu karar Devlet Güvenlik Mahkemelerindeki   yargılama usulünü düzenleyen 3842 sayılı yasanın 30. maddesine dayanmaktadır (bkz. aꢀağıda   paragraf 23). Polis nezarethanesindeyken baꢀvurucular ifade vermeyi reddetmiꢀlerdir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 1997. Bu gayrıresmi özet çeviri Çok taraflı Siyasî Đꢀler Genel Müdürlüğü   tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın adının tam olarak belirtilmiş   olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi   ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak suretiyle ticari olmayan amaçlarla   alıntılanabilir.   10. 11 Mart’ta Bay Dicle ve Bay Doğan’ın avukatı, 3 Mart’taki derhal yargıç önüne çıkarılma-   larına iliꢀkin talebi anarak (bkz. yukarıda paragraf 8), diğerlerinin yanı sıra Sözleꢀmenin 5. ve   6. maddelerine de dayanarak, aynı sonucu sağlamaya yönelik yeni bir baꢀvuru yapmıꢀtır.   * D ıꢀiꢀleri Bakanlığı tarafından Türkçe’ye çevrilmiꢀ olup, gayrıresmî tercümedir.   11. 21 Mart 1994’te Anayasa Mahkemesi, baꢀvurucuların yasama dokunulmazlıklarının kaldı-   rılması aleyhine yaptıkları baꢀvuruyu reddetmiꢀtir.   A. Yargılama Öncesi Gözaltında Tutulma   12. Bu arada 17 Mart 1994’te, Devlet Güvenlik Mahkemesinin tek yargıcı, atılı suçun “nitelik   ve özelliği” ve “elde edilen kanıtların durumu” gerekçelerine dayanarak milletvekillerinin   y a rg ıla m a ö n c e s in d e tu tu k la n m a la rın a k a ra r v e rm iꢀtir.   13. Baꢀvurucuların yaptığı itiraz üzerine aynı mahkemenin üç yargıçtan oluꢀan kurulu 22 Mart   1992’de, “[atılı] suçların nitelik ve özelliği, halihazırda yöneltilmiꢀ bulunan ithamlar, [baꢀvu-   rucuların] gözaltında bulundukları süre ve olayın henüz soruꢀturma aꢀamasında olması neden-   leriyle” tutuklamanın gerekli olduğunu kabul ederek yukarıdaki kararı doğru bulmuꢀtur.   14. Baꢀvurucuların 12 Nisan’da salıverilmeleri için yaptıkları baꢀvuru, Devlet Güvenlik Mah-   kemesi tarafından 13 Mayıs’ta, olayın “henüz soruꢀturma aꢀamasında” olması ve bu tarihe ka-   dar “tutuklu milletvekilleri lehine bir değiꢀikliğin” ortaya çıkmamıꢀ olması gerekçeleriyle   reddedilmiꢀtir.   C. Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesindeki Yargılama   15.   Haziran 1994’te savcı, hazırladığı iddianamede baꢀvurucuları Ceza Yasasının 125.   maddesindeki cürmü oluꢀturan bölücülük ve Devletin birliğini bozmakla (bkz. yukarıda pa-   ragraf 7 ve aꢀağıda paragraf 20) itham etmiꢀtir.   16. 8 Aralık 1994’te Devlet Güvenlik Mahkemesi kararını vermiꢀtir. Terörle Mücadele Yasa-   sının 8. maddesini (Yasa no. 3713 - bkz. aꢀağıda paragraf 21) uygulayarak, Bay Sakık ve Bay   Alınak’ı bölücü propaganda nedeniyle üç yıl altı ay ve Bay Türk, Bay Dicle, Bay Doğan ve   Bayan Zana’yı silahlı örgüt üyeliği nedeniyle on beꢀ yıl hapis cezasına mahkum etmiꢀtir (Ceza   Yasasının 168. maddesi - bkz. aꢀağıda paragraf 20).   17. Baꢀvurucuların ve savcının kararı temyiz etmeleri üzerine Yargıtay 26 Ekim 1995’te, Bay   Türk’ün mahkumiyetini Ceza Yasasının 168. maddesini değil Terörle Mücadele Yasasının   (Yasa no. 3713) 8. maddesini ihlâl etmiꢀ olduğu gerekçesiyle bozmuꢀ ve salıverilmesine karar   vermiꢀtir. Diğer baꢀvurucuların mahkumiyetini onamıꢀtır.   II. Đlgili Đç Hukuk   18. Anayasanın 19. maddesine göre,   “Herkes, kiꢀi hürriyeti ve güvenliğine sahiptir.   ꢁekil ve ꢀartları kanunda gösterilen[:]   (...)   haller[i] dıꢀında kimse hürriyetinden yoksun bırakılamaz.   ...   Yakalanan veya tutuklanan kiꢀi, tutulma yerine en yakın mahkemeye gönderilmesi için   gerekli süre hariç en geç kırk sekiz saat ve toplu olarak iꢀlenen suçlarda en geç on beꢀ   gün içinde hakim önüne çıkarılır. ... Bu süreler olağanüstü hal ... hallerinde uzatılabilir.   ...   Her ne sebeple olursa olsun, hürriyeti kısıtlanan kiꢀi, kısa sürede durumu hakkında ka-   rar verilmesini ve bu kısıtlamanın kanuna aykırılığı halinde hemen serbest bırakılma-   sını sağlamak amacıyla yetkili bir yargı merciine baꢀvurma hakkına sahiptir.   Bu esaslar dıꢀında bir iꢀleme tâbi tutulan kiꢀilerin uğradıkları zarar, kanuna göre, Dev-   letçe ödenir.”   19. Anayasanın 90/5. maddesine göre,   “Usulüne göre yürürlüğe konulmuꢀ milletlerarası andlaꢀmalar kanun hükmündedir. ...”   20. Ceza Yasasının ilgili hükümleri ꢀöyledir:   Madde 125:   “Devlet topraklarının tamamını veya bir kısmını yabancı bir Devletin hâkimiyeti altına   koymağa veya Devletin istiklâlini tenkise veya birliğini bozmağa veya Devletin hâki-   miyeti altında bulunan topraklardan bir kısmını Devlet idaresinden ayırmağa matuf bir   fiil iꢀleyen kimse ölüm cezasile cezalandırılır.”   Madde 168   “Her kim, 125., ... maddelerde yazılı cürümleri iꢀlemek için silahlı cemiyet ve çete teꢀ-   kil eder yahut böyle bir cemiyet ve çetede amirliği ve kumandayı ve hususi bir vazifeyi   haiz olursa on beꢀ seneden aꢀağı olmamak üzere ağır hapis cezasına mahkum olur.   Cemiyet ve çetenin sair efradı on yıldan on beꢀ yıla kadar ağır hapisle cezalandırılır.”   21. Terörle Mücadele Yasasının (Yasa no. 3713) 3. maddesi, Ceza Yasasının 125. ve 168.   maddelerinde tanımlanan suçları terör suçları olarak nitelendirmektedir.   Ekim 1995 tarihli değiꢀiklikten önce Yasanın 8/1. maddesine göre,   “Hangi yöntem, maksat ve düꢀünceyle olursa olsun Türkiye Cumhuriyeti Devletinin   ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı hedef alan yazılı ve sözlü propa-   ganda ile toplantı, gösteri ve yürüyüꢀ yapılamaz. Yapanlar hakkında 2 yıldan 5 yıla ka-   dar ağır hapis ve elli milyon liradan yüz milyon liraya kadar ağır para cezası hükmolu-   nur.”   22. Devlet Güvenlik Mahkemelerinin kuruluꢀ ve yargılama usulleri hakkındaki 2845 sayılı   Yasanın 9. maddesine göre Devlet Güvenlik Mahkemeleri, Ceza Yasasının 125 ve 168. mad-   delerinde yazılı suçlarla ilgili davalara bakmakla (da) görevlidir.   23. Olayların geçtiği tarihte, ceza yargılaması mevzuatını değiꢀtiren 18 Kasım 1992 tarih ve   sayılı yasanın 30. maddesine göre, Devlet Güvenlik Mahkemelerinin görev alanına giren   suçlarda (bkz. yukarıda paragraf 22) yakalanan kiꢀi, en geç kırksekiz saat ve toplu olarak iꢀle-   nen suçlarda en geç onbeꢀ gün içinde hakim önüne çıkarılır. Olağanüstü hal ilan edilen illerde   bu süreler sırasıyla dört güne ve otuz güne kadar uzatılabilir   24. 466 sayılı Kanun Dıꢀı Yakalanan veya Tutuklanan Kimselere Tazminat Verilmesi Hak-   kında Kanunun 1. maddesine göre,   “1. Anayasa ve diğer kanunlarda gösterilen hal ve ꢀartlar dıꢀında yakalanan veya tutuk-   lanan veyahut tutukluluklarının devamına karar verilen;   2. Yakalama veya tutuklama sebepleri ve haklarındaki iddialar kendilerine yazılı ola-   rak hemen bildirilmeyen;   3. Yakalanıp veya tutuklanıp da kanuni süresi içinde hakim önüne çıkarılmayan;   4. Hakim önüne çıkarılmaları için kanunda belirtilen süre geçtikten sonra hakim kararı   olmaksızın hürriyetlerinden yoksun kılınan;   5. Yakalanıp veya tutuklanıp da bu durumları yakınlarına hemen bildirilmeyen;   6. Kanun dairesinde yakalandıktan veya tutuklandıktan sonra haklarında kovuꢀturma   yapılmasına veya son soruꢀturmanın açılmasına yer olmadığına veyahut beraatlerine   veya ceza verilmesine mahal olmadığına karar verilen;   7. Mahkum olup da tutuklu kaldığı süre hükümlülük süresinden fazla olan veya tutuk-   landıktan sonra sadece para cezasına mahkum edilen kimselerin uğrayacakları her türlü   zararlar, bu kanun hükümleri dairesinde Devletçe ödenir.   ...”   III. Yükümlülüğün Sınırlandırılmasına Đliꢀkin 6 Ağustos 1990 Tarihli Bildirim ve Bun-   da Yapılan Sonraki Değiꢀiklikler   25. 6 Ağustos 1990’da Türkiye’nin Avrupa Konseyi Daimi Temsilcisi, Avrupa Konseyi Genel   Sekreterine aꢀağıdaki yükümlülüğün sınırlandırılmasına (azaltılmasına) iliꢀkin bildirimi gön-   dermiꢀtir.   “1. Türkiye Cumhuriyeti, ulusal güvenliğine yönelik olarak Güneydoğu Anadolu göl-   gesinde son aylarda alan ve yoğunluk olarak gittikçe büyüyen ve Sözleꢀmenin 15. maddesi   anlamında ulusun yaꢀamını tehdit eden tehlikelerle karꢀı karꢀıyadır.   yılı boyunca, kısmen dıꢀ kaynaklı teröristlerin eylemleri sonucu 136 sivil ve 153   güvenlik görevlisi öldürülmüꢀtür. Yalnızca 1990’ın baꢀından bu yana, 125 sivil ve 96 güven-   lik görevlisi öldürülmüꢀtür.   2. Ulusal güvenliğe yönelik tehdit, baskın olarak Güneydoğu Anadolu bölgesi illerinde   ve kısmen de civar illerde ortaya çıkmaktadır.   3. Terörist eylemlerin yoğunluğu ve çeꢀitliliği nedeniyle bunlarla baꢀa çıkabilmek için   Hükümet, yalnızca güvenlik güçlerini kullanmakla kalmamakta, aynı zamanda kısmen Türki-   ye Cumhuriyetinin diğer bölgelerinden hatta dıꢀarıdan kaynaklanan kamunun yanlıꢀ bilgilen-   dirilmesine yönelik kampanyaya ve sendikal hakların kötüye kullanılmasına karꢀı da uygun   önlemler almak zorunda kalmaktadır.   4. Bu amaca yönelik olarak Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti, Türk Anayasasının 121.   maddesine uygun olarak, 10 Mayıs 1990’da 424 ve 425 sayılı Kanun Hükmünde Kararname-   leri çıkarmıꢀtır. Bu kararnameler Đnsan Haklarının ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına Dair   Avrupa Sözleꢀmesinin aꢀağıdaki hükümlerinde garanti altına alınan hakların kısmen sınırlan-   ması sonucunu doğurabilir: Madde 5, 6, 8, 10, 11 ve 13. ꢁimdiye kadar alınan yeni önlemlerin   açıklamalı bir özeti iliꢀiktedir ...”   ve 425 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamelerin içeriğine iliꢀkin açıklamalı özet   ꢀöyledir:   “A. Olağanüstü hal bölgesine iliꢀkin 424 ve 425 sayılı Kanun Hükmünde Kararname-   lerle Olağanüstü Hal Bölge Valisi ꢀu ek yetkilerle donatılmıꢀtır:   1. Olağanüstü Hal Bölge Valisinin önerisi üzerine Đçiꢀleri Bakanlığı, bölgedeki faali-   yetleri yanlıꢀ aksettirmek suretiyle bölgedeki kamu düzeninin ciddi biçimde bozulmasına veya   bölge halkının heyecanlanmasına neden olacak veya güvenlik güçlerinin görevlerini gereği   gibi yerine getirmelerini engelleyecek yayınları (basıldıkları matbaanın yeri önemli olmaksı-   zın) geçici ya da sürekli olarak yasaklayabilir. Bu ayrıca, gerektiğinde, bunları basan matbaa-   nın kapatılmasına karar verme yetkisini de içerir.   2. Olağanüstü Hal Bölge Valisi, genel güvenliği ve kamu düzenini sürekli ihlâl eden   kiꢀileri, olağanüstü hal süresini aꢀmamak üzere, olağanüstü hal bölgesinin dıꢀında Đçiꢀleri Ba-   kanlığınca belirlenecek bir yerde ikâmete mecbur edebilir. Talepleri üzerine bu kiꢀiler, Geliꢀ-   tirme ve Destekleme Fonundan parasal yardım alabilirler. Bu yardımın esasları Đçiꢀleri Bakan-   lığı tarafından belirlenir.   3. Olağanüstü Hal Bölge Valisi (ya da mücavir il valileri) grev ve lokavt gibi eylemler-   le ilgili belli iꢀ uyuꢀmazlıklarını (3 aya kadar) erteleyebilir ya da izne bağlayabilir.   4. Bölge Valisi tahrip, yağma, boykot, iꢀ yavaꢀlatma, çalıꢀma özgürlüğünün kısıtlan-   ması ve iꢀyerlerinin kapatılması gibi hareketlere karꢀı önlemler alabilir ya da bunları yasakla-   yabilir.   5. Olağanüstü Hal Bölge Valisi kamu güvenliği nedeniyle geçici ya da sürekli olarak   köy, mezra ve benzeri yerleꢀim birimlerini boꢀalttırabilir, yerlerini değiꢀtirebilir, birleꢀtirebilir.   6. Olağanüstü Hal Bölge Valisi olağanüstü hal bölgesi içindeki kamu kurumlarından,   genel güvenlik ve kamu düzeni bakımından çalıꢀmalarında sakınca görülen kamu personelinin   yerlerinin geçici ya da sürekli olarak değiꢀtirilmesini isteyebilir. Bu personel hakkında kendi   özel kanunlarındaki hükümler uygulanır.   B. 424 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile Đçiꢀleri Bakanına, Olağanüstü Hal Böl-   ge Valisine ve il valilerine tanınan yetkilerin kullanılması ile ilgili her türlü karar ve tasarruf-   larından dolayı, bunlar hakkında cezai, mali veya hukuki sorumluluk iddiası ileri sürülemez   ve bu maksatla herhangi bir yargı merciine baꢀvurulamaz.   C. 2935 sayılı olağanüstü hal yasasıyla Đçiꢀleri Bakanına, Olağanüstü Hal Bölge Vali-   sine ve il valilerine tanınan yetkilerin kullanılması ile ilgili idari iꢀlemlere karꢀı açılacak dava-   larda, yürütmenin durdurulmasına karar verilemez.   D. 285 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile Olağanüstü Hal Bölge Valisine tanınan   yetkilerin kullanılması ile ilgili idari iꢀlemler hakkında iptal davası açılamaz.   Yükümlülüğün sınırlandırılmasına iliꢀkin yazıda yer alan bir notta, “ulusal güvenliğe   yönelik tehdidin baskın olarak” Elazığ, Bingöl, Tunceli, Van, Diyarbakır, Mardin, Siirt, Hak-   kâri, Batman ve ꢁırnak illerinde ortaya çıktığı belirtilmiꢀtir (bkz. aꢀağıda paragraf 28).   26. 3 Ocak 1991 tarihli mektupta, Türkiye’nin Daimi Temsilcisi Genel Sekretere, 424 sayılı   Kanun Hükmünde Kararnamenin yerini 16 Aralık 1990’da yayınlanan 430 sayılı Kanun Hük-   münde Kararnamenin aldığını bildirmiꢀtir. Bu mektubun ekinde yer alan kararnamenin açıkla-   yıcı özetine göre,   “1. 425 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile Olağanüstü Hal Bölge Valisine tanınan   yetkiler, olağanüstü hal ilan edilen bölgeyle sınırlıdır. Bu nedenle, civar iller Bölge Valisinin   yetki alanının dıꢀındadır.   2. 425 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile Olağanüstü Hal Bölge Valisine tanınan   özel yetkiler, temel hak ve özgürlükleri ortadan kaldırmaya yönelik terörist eylemler hakkında   alınacak önlemlerle sınırlıdır.   3. Đçiꢀleri Bakanının basılı bir yayının yasaklanmasına ya da (yeri önemli olmaksızın)   bunu basan matbaanın kapatılmasına iliꢀkin yetkileri sınırlandırılmıꢀtır. Yeni hükümlere göre,   Đçiꢀleri Bakanı bu yayınların sahiplerine ya da yayın sorumlulularına ilk önce yazılı ihtarda   bulunur. Buna rağmen yayına ve dağıtıma devam edilmesi halinde, bunların yayınlanmasını   geçici ya da sürekli olarak yasaklayabilir, gerektiğinde bunları basan matbaaları on güne ka-   dar, tekerrüründe ise bir aya kadar kapatabilir. 424 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede   matbaanın kapatılmasına iliꢀkin olarak azami bir süre öngörülmemiꢀti (karꢀ. 6 Ağustos 1990   tarihli yükümlülüğün sınırlandırılmasına iliꢀkin bildirimin ekindeki açıklayıcı özetin A-1. pa-   ragrafı).   4. Yeni Kanun Hükmünde Kararname ile Olağanüstü Hal Bölge Valisine tanınan, ilgili   kiꢀileri olağanüstü hal bölgesi dıꢀında ikâmete mecbur kılma yetkisi sınırlanmıꢀtır. Olağanüstü   hal bölgesi dıꢀına çıkarılan kiꢀiler, belli bir yerde ikâmet etmek zorunda değillerdir. Parasal   yardım talep etmedikleri sürece, bunlar istedikleri yere yerleꢀebilirler. Parasal yardım almaları   durumunda belirlenen yere yerleꢀmek zorundadırlar (bkz. önceki açıklayıcı özetin A-2. parag-   rafı). .   5. Yeni Kanun Hükmünde Kararname ile, 6 Ağustos 1990 tarihli yükümlülüğün sınır-   landırılmasına iliꢀkin bildirimin ekindeki açıklayıcı özetin A (3, 4, 5 ve 6) paragraflarında yer   alan (grev, lokavt ve diğer bazı sendikal faaliyetler, köylerin boꢀaltılması ve birleꢀtirilmesi ve   kamu görevlilerinin görevlerinin ve yerlerinin değiꢀtirilmesi ile ilgili) hükümler yeni   karanamede yer almamaktadır.   6. Önceki açıklayıcı özetin 8. paragrafında yer alan önlemlerle ilgili olarak yeni karar-   name, olağanüstü hal önlemlerinin uygulanmasından doğan kayıp ya da zararlar için idareye   (Devlete) karꢀı dava açma hakkını güvence altına alan bir hüküm içermektedir.   27. 12 Mayıs 1992’de Türkiye’nin Daimi Temsilcisi, Genel Sekretere aꢀağıdaki yazıyı gön-   dermiꢀtir:   “425 ve 430 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamelerde yer alan ve Sözleꢀmenin 5, 6, 8,   10, 11 ve 13. maddelerinde garanti altına alınan hakların sınırlandırılmasına neden olabilecek   nitelikteki önlemlerin çoğu amacına ulaꢀmıꢀ bulunduğundan, size Türkiye Cumhuriyeti’nin   sınırlandırma bildiriminin kapsamını yalnızca Sözleꢀmenin 5. maddesiyle sınırladığını bildiri-   rim. Sözleꢀmenin 6, 8, 10, 11 ve 13. maddelerine iliꢀkin sınırlama artık geçerli değildir; sonuç   olarak, Sınırlama Bildiriminde bu maddelere yapılan göndermeler ortadan kaldırılmıꢀtır.”   28. 6 Nisan 1993’te Türkiye’nin Avrupa Konseyi Daimi Temsilcisi, Genel Sekretere, 19   Mart’ta yürürlüğe giren 9 Mart 1993 tarihli Bakanlar Kurulu kararı ile Elazığ’da olağanüstü   halin kaldırıldığını ve Bitlis’te olağanüstü hal ilan edildiğini bildirmiꢀtir.   KOMĐSYON ÖNÜNDEKĐ ĐꢁLEMLER   29. Baꢀvurucular Komisyona 11 Mart 1994’te baꢀvurmuꢀlardır. ꢁu ꢀikâyetlerde bulunmuꢀlar-   dır:   1. Polis nezarethanesinde gözaltında tutulmalarının; hukuka aykırılığı, aꢀırı uzunluğu,   hukuka aykırılığının tespit edilebileceği bir yasal yola baꢀvurmanın imkânsızlığı, aꢀırı uzunlu-   ğu nedeniyle ortaya çıkan zararlarının giderimi için bir hakka sahip olmamaları (Sözleꢀmenin   5. maddesinin 1, 3, 4 ve 5. fıkraları) ve polis nezarethanesindeyken bir avukatın yardımına   baꢀvuramamıꢀ olmaları (madde 6/3 (c));   2. Devlet Güvenlik Mahkemesindeki yargılama konusunda, bu yargılamanın adil ol-   madığı ve mahkemenin bağımsız ve tarafsız olmadığı (madde 6/1);   3. Anayasa Mahkemesinin yasama dokunulmazlıklarının kaldırılmasının iptali istemle-   rini reddetmesi konusunda, yalnızca hüküm kısmı kendilerine tebliğ edilen bu kararın gerek-   çesinin kendilerine bildirilmemiꢀ olması; ve   4. Đfade özgürlüklerinin çiğnendiği (madde 10).   30. 25 Mayıs 1995’te Komisyon, baꢀvurucuların polis nezarethanesinde gözaltında tutulmala-   rının hukuka aykırılığı ve süresi, bunun bir mahkeme tarafından yargısal denetimini sağlama-   nın imkânsızlığı ve tazminat haklarının olmaması ile ilgili ꢀikâyetlerin kabul edilebilir oldu-   ğunu, baꢀvuruların (no. 23878/94 - 23883/94) geri kalanının kabul edilemez olduğunu beyan   etmiꢀtir. 23 Mayıs 1996 tarihli raporunda (madde 31), oybirliğiyle, 5. maddenin 1. fıkrasının   ihlâl edilmediği ancak 3, 4 ve 5. fıkraların ihlâl edildiği görüꢀünü belirtmiꢀtir.   DĐVAN’A SON SUNUꢁLAR   31. Hükümet dilekçesinde,   “Divan’dan, öncelikle, Türkiye’nin yükümlülüklerini sınırlandırmasının bu davadaki   olaylar açısından geçerli olduğunun ve bu sınırlamaya uygun olarak Sözleꢀmenin 5. maddesi-   nin ihlâl edilmediğinin beyan edilmesini; alternatif olarak, baꢀvurucuların 5. madde [ile bağ-   lantılı olarak] iç hukuk yollarını tamamen tüketmediklerinin beyan edilmesini; 5. maddenin 1.,   3., 4., ve 5. fıkralarının ihlâl edilmediğinin beyan edilmesini saygıyla talep et(miꢀtir).”   32. Baꢀvurucular Divan’dan, “Komisyonun vardığı sonuçlara uygun bir karar vermesini” ve   Sözleꢀmenin 50. maddesine göre zararlarının hakkaniyete uygun bir ꢀekilde giderilmesini ta-   lep etmiꢀlerdir.   KARAR   33. Baꢀvurucular, Sözleꢀmenin 5. maddesinin 1, 3, 4 ve 5. fıkralarının ihlâl edildiğinden (bkz.   aꢀağıda paragraf 40, 41, 49 ve 58) ꢀikâyetçi olmuꢀlardır. Maddenin ilgili bölümleri ꢀöyledir:   “1. Herkes kiꢀi özgürlüğü ve kiꢀi güvenliği hakkına sahiptir. Aꢀağıdaki haller dıꢀında   ve hukukun öngördüğü bir usule uyulmadıkça, hiç kimse özgürlüğünden yoksun bıra-   kılamaz:   ...   (c) bir kimsenin suç iꢀlediğinden makul bir kuꢀku duyulması halinde, ya da bir kiꢀinin   suç iꢀlemesini veya iꢀledikten sonra kaçmasını önlemek için gözaltında tutulmasını ge-   rektiren makul nedenler bulunduğu zaman yetkili yargılama makamının önüne çıkar-   mak amacıyla hukuka uygun olarak gözaltına alınması ve gözaltında tutulması;   Hükümet, Türkiye Sözleꢀmenin 15. maddesine uygun olarak yükümlülüklerini sınır-   lama hakkını kullandığı için (bkz. yukarıda paragraf 25), bu hükümleri ihlâl etmediğini ileri   sürmüꢀtür. Bu nedenle Divan, öncelikle, ilgili sınırlamanın davadaki olaylar için geçerli olup   olmadığına karar vermelidir.   A. Türkiye’nin Sözleꢀmenin 15. maddesi Uyarınca Yaptığı Sınırlamanın Uygulanabilir-   liği   34. Sözleꢀmenin 15. maddesine göre,   “1. Bir Yüksek Sözleꢀmeci Taraf, savaꢀ zamanında ya da ulusun yaꢀamını tehdit eden   baꢀka bir olağanüstü durumda, uluslararası hukuktan doğan diğer yükümlülüklerine   aykırı olmamak koꢀuluyla, durumun zorunluluklarının kesin olarak gerektirdiği ölçüde   bu Sözleꢀme ile üstlendiği yükümlülüklerini azaltan önlemler alabilir.   2. Savaꢀta hukuka uygun eylemler nedeniyle meydana gelen ölümler hariç 2. madde, 3.   madde, 4. maddenin 1. fıkrasında ve 7. maddedeki yükümlülüklerde azaltma yapıla-   maz.   3. Yükümlülüklerini azaltma yetkisi kullanan bir Yüksek Sözleꢀmeci Taraf, aldığı ön-   lemler ve bunların gerekçeleri hakkında Avrupa Konseyi Genel Sekreterini ayrıntılı   olarak bilgilendirir. Yüksek Sözleꢀmeci Taraf ayrıca bu önlemlerin kullanılmasının ne   zaman sona ereceği ve Sözleꢀme hükümlerinin ne zaman yeniden tamamıyla uygula-   nacağı konusunda Avrupa Konseyi Genel Sekreterini bilgilendirir.”   35. Baꢀvurucular söz konusu sınırlamanın kendilerine uygulanan önlemler açısından geçerli   olmadığı görüꢀündedirler. Komisyon bu görüꢀe katılmıꢀtır.   36. Divan, 6 Ağustos 1990 tarihli sınırlamada ve 3 Ocak 1991 tarihli mektupta anılan 424,   ve 430 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamelerin, içeriklerine iliꢀkin açıklamalı özete göre,   yalnızca olağanüstü hal ilan edilen bölge için geçerli olduğunu ve sınırlamaya göre Anka-   ra’nın bu kapsamda bulunmadığını (bkz. yukarıda paragraf 25 ve 28) belirtir. Ayrıca baꢀvuru-   cuların tutuklanmaları ve gözaltında tutulmaları, önce Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi   savcısı sonra da bizzat bu mahkeme tarafından verilen kararlar üzerine, Ankara’da gerçekleꢀ-   miꢀtir (bkz. yukarıda paragraf 7 - 14).   37. Hükümet, bunun sınırlamanın uygulanabilirliği açısından bir engel oluꢀturmadığını ileri   sürmüꢀtür. Davadaki olaylar, olağanüstü hal ilan edilmiꢀ bulunan Türkiye’nin Güneydoğu   bölgesi sınırları içinden yönlendirilen terörist mücadelenin uzantısı niteliğindedir. Terör teh-   didi Türkiye’nin ülkesinin herhangi özel bir bölgesiyle sınırlı değildir. Türkiye’nin sınırlaması   bu sınırlamanın konusu ve amacı, yani mümkün olduğunca çabuk bir biçimde ülkenin her ye-   rinde yeniden kurulması gereken “Sözleꢀmenin amaçları için olağan durumun” sağlanması,   ıꢀığında yorumlanacaksa bu durum dikkate alınmalıdır.   38. Divan, Aksoy / Türkiye kararında Türkiye’nin Güneydoğu bölgesindeki tartıꢀılmaz ciddi-   likteki terör sorununu ve Devletin buna karꢀı etkili önlemler almakta karꢀılaꢀtığı güçlükleri   belirtmiꢀtir. Bu bağlamda Divan, Türkiye’nin Güneydoğu bölgesinde Kürdistan Đꢀçi Parti-   si’nin (PKK) eylemlerinin özel boyut ve ꢀiddetinin, söz konusu bölgede, “ulusun yaꢀamını   tehdit eden bir tehlike” doğurduğunu kabul eder (bkz. 18 Aralık 1996 tarihli karar, Reports of   Judgments and Decisions 1996-..., s. ..., paragraf 70 ve 84).   39. Bununla birlikte, 15. maddenin Sözleꢀmeden doğan yükümlülüklere getirilecek sınırlama-   ların yalnızca “durumun zorunluluklarının kesin olarak gerektirdiği ölçüde” yapılabileceğini   öngördüğü belirtilmelidir.   Eldeki davada Divan, söz konusu sınırlamanın yer bakımından kapsamını değerlendi-   rirken, bunun etkisini Türkiye’nin sınırlama bildiriminde açıkça belirtilmeyen bir bölgesine   teꢀmil etmesi durumunda, bu hükmün konu ve amacına aykırı davranmıꢀ olacaktır. Bu neden-   le söz konusu sınırlamanın dava konusu olaylara uygulanması, yer bakımından, mümkün de-   ğildir.   Sonuç olarak, bu sınırlamanın 15. maddenin gereklerine uygun olup olmadığına karar   vermeye yer yoktur.   B. Sözleꢀmenin 5. maddesinin 1. fıkrası   40. Baꢀvurucular Komisyon önünde, tutuklanmalarının Sözleꢀmenin 5. maddesinin 1. fıkrası-   nı ihlâl ettiğini ileri sürmüꢀlerdir. Bununla birlikte Divan’a sundukları dilekçelerinde, Komis-   yonun vardığı, bu hükmün ihlâl edilmediği sonucunu kabul etmiꢀlerdir (bkz. yukarıda paragraf   30). Bu nedenle, bu ꢀikâyetle ilgili savlar ileri sürmemiꢀlerdir. Divan da, 5. maddenin 1. fıkra-   sının ihlâl edilmediğinin açık olduğu görüꢀündedir.   C. Sözleꢀmenin 5. maddesinin 3. fıkrası   41. Baꢀvurucular, Sözleꢀmenin 5. maddesinin 3. fıkrasına aykırı olarak, “derhal” bir yargıç ya   da hukuken yargı gücünü kullanmaya yetkili bir görevli önüne çıkarılmadıklarını ileri sürmüꢀ-   lerdir.   Komisyon, esas olarak, bu iddiayı kabul etmiꢀtir.   42. Hükümet, Türkiye’deki terörist tehdidin özellik ve ağırlığını ve Avrupadaki diğer terör   örneklerinin ortaya çıkardığıyla karꢀılaꢀtırılamayacak derecedeki ciddi ve yakın tehdidin sa-   vuꢀturulması için harekete geçmekte karꢀılaꢀılan zorlukları öne sürmüꢀtür. Eldeki davada sav-   cı, epeyce bir süredir baꢀvurucular ile PKK arasındaki iꢀbirliğini doğrulayıcı bilgiye sahipti   ancak -toplam yirmi iki klasör tutan- kanıtların toplanması gerekiyordu. Baꢀvurucuların polis   nezarethanesinde tutulması gereğinin nedeni buydu. Üstelik susmayı tercih etmeselerdi, bu   soruꢀturmacıların karꢀılaꢀtıkları engellerin kasten artırılmasına neden olmuꢀtur, gözaltı sürele-   rinin kısa kesilmesini sağlayabilirlerdi.   43. Baꢀvurucular kendilerine atfedilen tavrın, yani bölücü olduğu varsayılan görüꢀleri yayma-   nın, “terörizm” olmadığını ileri sürmüꢀlerdir. Bundan baꢀka, bu makamlar, yasama dokunul-   mazlıklarının kaldırılması için esasen Kasım 1992’de baꢀvurduklarına göre, kendilerini suç-   lamak için gereken kanıtlara zaten bu tarihte sahip olmaları gerekirdi.   44. Divan, terör suçlarının soruꢀturulmasında, (soruꢀturma) makamlarının özel sorunlarla kar-   ꢀılaꢀtıklarını ꢀimdiye dek birçok defa kabul etmiꢀ bulunmaktadır (bkz. 29 Kasım 1988 tarihli   Brogan ve Diğerleri / Birleꢀik Krallık kararı, Seri A no. 300-A, s. 27, § 58, ve yukarıda anılan   Aksoy kararı, s. ..., § 78). Ancak bu, terör unsuru içerdiğini ileri sürdükleri her durumda 5.   maddenin, soruꢀturma makamlarına zanlıları sorgulamak üzere tutuklamaları için açık çek   verdiği, (bu makamların) yerel mahkemelerin, ve son aꢀamada Sözleꢀmenin denetim kurumla-   rının, etkin denetiminden bağıꢀık oldukları anlamına gelmez (bkz. mutatis mutandis, yukarıda   anılan Murray kararı, s. 27, § 58).   Burada tehlikede olan, 5. maddenin Sözleꢀmenin kurduğu sistem içindeki önemidir: 5.   madde temel bir insan hakkını, yani bireyi Devletin (kiꢀi) özgürlüğüne keyfi müdahalelerine   karꢀı korumayı, garanti altına alır. Yürütmenin müdahalelerinin yargısal denetimi, keyfiliği en   aza indirmeye ve hukuk devletini gerçekleꢀtirmeye yönelik 5. maddenin 3. fıkrasında yer alan   garantinin asli bir özelliğidir ki bu “Sözleꢀmenin Dibacesinde açıkça anılan demokratik bir   toplumun temel ilkelerinden biri ...”dir (bkz. yukarıda anılan Brogan ve Diğerleri kararı, s. 32,   § 58, ve yukarıda anılan Aksoy kararı, s. ..., § 76).   45. Divan, baꢀvurucuların polis nezarethanesinde gözaltında tutulmalarının Bay Sakık, Bay   Türk, Bay Alınak ve Bayan Zana için on iki gün; Bay Dicle ve Bay Doğan için on dört gün   sürdüğünü belirtir.   Divan, Brogan davasında yargısal denetime tâbi olmaksızın dört gün altı saat süren po-   lis nezarethanesindeki gözaltı süresinin, bunun amacı terörizme karꢀı bir bütün olarak toplu-   mu korumak olsa bile, 5. maddenin 3. fıkrasında yer alan sıkı süre kaydına aykırı olduğunu   kabul ettiğini anımsatır (bkz. yukarıda anılan Brogan ve Diğerleri kararı, s. 33, § 62).   Baꢀvurucuların suçlandıkları eylemlerinin terörist tehditle bağlantılı olduğu kabul edil-   se bile, Divan, araya yargısal bir karar girmeksizin on iki ya da on dört gün gözaltında tutul-   malarının zorunlu olduğunu kabul edemez.   46. Bu nedenlerle, 5. maddenin 3. fıkrası ihlâl edilmiꢀtir.   D. Sözleꢀmenin 5. maddesinin 4. fıkrası   1. Hükümetin Đlk Đtirazı   47. Hükümet, iç hukuk yollarının tamamen tüketilmediği ilk itirazında bulunmuꢀtur. (Hükü-   met) baꢀvurucuların ulusal mahkemeler önünde Anayasanın 19/8. maddesine (bkz. yukarıda   paragraf 18) ve buna ek olarak, Anayasanın 90/5. maddesine göre (bkz. yukarıda paragraf 19)   Türkiye’de yasa gücünde olan Sözleꢀmenin 5. maddesinin 4. fıkrasına dayanmadıklarını ileri   sürmüꢀtür.   48. Divan, bu ilk itirazın Komisyon önünde ileri sürülmediğini belirtir. Bu nedenle bundan   vazgeçilmiꢀ sayıldığından böyle bir itiraz kabul edilemez (bkz. diğer emsaller arasında, 15   Kasım 1996 tarihli Ceteroni / Đtalya kararı, Reports 1996-V, s. 1756, § 19).   2. ꢁikâyetin Esası   49. Baꢀvurucular polis nezarethanesinde gözaltında tutulmalarına iliꢀkin olarak savcının ver-   diği ve tek yargıç tarafından kesinleꢀtirilen kararların hukuka uygunluğunun denetimi için   yargı yoluna baꢀvuramadıklarından ꢀikâyetçi olmuꢀlardır. Komisyon bu savı kabul etmiꢀtir.   50. Hükümet, Sözleꢀmenin 5. maddesinin 4. fıkrasının gereği olan yargısal denetimin baꢀvu-   rucuların yargılama öncesinde tutuklanmalarına karar veren tek yargıç tarafından yapılmıꢀ ol-   duğunu (bkz. yukarıda paragraf 12) ileri sürmüꢀtür.   51. Divan, baꢀvurucuların yargılama öncesinde tutukluluğuna karar veren tek yargıcın aynı   zamanda onların polis nezarethanesinde gözaltında tutulmalarının hukuka uygunluğu konu-   sunda da karar verip vermediği önemli olmaksızın, bu yargıcın polis nezarethanesinde gözal-   tına alınmalarının sonuna kadar geçen on iki ya da on dört gün boyunca olaya müdahale et-   memiꢀ olduğunu belirtir. 5. maddenin 3. fıkrasına iliꢀkin değerlendirmesinde ulaꢀtığı sonuç   (bkz. yukarıda paragraf 46) dikkate alındığında Divan, böyle uzun bir sürenin “sürat(le)” kav-   ramıyla bağdaꢀmadığını kabul eder (bkz., mutatis mutandis, 24 Haziran 1982 tarihli Van   Droogenbroeck / Belçika kararı, Seri A no. 50, s. 29, § 53).   52. Hükümet ayrıca, Anayasanın 19/8. maddesinin (bkz. yukarıda paragraf 18) Devlet Güven-   lik Mahkemeleri önünde de geçerli olan bir hukuksal baꢀvuru yolu sağladığını iddia etmiꢀtir.   Bu maddenin lafzı, kendisi de Anayasanın 90/5. maddesi (bkz. yukarıda paragraf 19) uyarınca   Türk hukukunda doğrudan uygulanabilir olan Sözleꢀmenin 5. maddenin 4. fıkrasıyla benzer-   dir.   53. Divan var olan bir hukuksal baꢀvuru yolunun yeterince kesin olması gerektiğini, bunun   aksi 5. maddenin hedeflediği ulaꢀılabilirlik ve etkililik gereklerine aykırı düꢀecektir, tekrar   eder (bkz., diğer emsaller arasında, mutatis mutandis, yukarıda anılan Van Droogenbroeck   kararı, s. 30, § 54; 22 Mayıs 1984 tarihli De Jong, Baljet ve Ven den Brink / Hollanda kararı,   Seri A no. 77, s. 19, § 39; ve 8 Haziran 1995 tarihli Yağcı ve Sargın / Türkiye kararı, Seri A   no. 319-A, s. 17, § 42).   Ancak Divan’a sunulan dosyada, polis nezarethanesinde gözaltına alınan herhangi bir   kiꢀinin gözaltına alınmasının hukuka uygunluğunun saptanması ya da salıverilmesi için tek   yargıca yaptığı baꢀvuruda Anayasanın 19/8. ya da Sözleꢀmenin 5/4. maddesini layıkıyla kulla-   nabildiğine iliꢀkin hiçbir örnek bulunmamaktadır. Divan, Türk hukukunun bu sorunu hakkın-   da (kendisinin) karar vermesi gerektiğini düꢀünmemektedir. Bununla birlikte, emsal kararların   bulunmayıꢀı uygulamada bu hukuksal baꢀvuru yolunun kesin olmadığını göstermektedir (bkz.,   mutatis mutandis, yukarıda anılan Van Droogenbroeck kararı, s. 31, § 55; ve yukarıda anılan   De Jong, Baljet ve Ven den Brink kararı, s. 19, § 39).   54. Sonuç olarak 5. maddenin 4. fıkrası ihlâl edilmiꢀtir.   E. Sözleꢀmenin 5. maddesinin 5. fıkrası   1. Hükümetin Đlk Đtirazı   55. Hükümet, iki ayrı temele dayanan, iç hukuk yollarının tamamen tüketilmediği ilk itirazın-   da bulunmuꢀtur. Đlk olarak, baꢀvurucular yerel mahkemeler önünde birbiriyle bağlantılı ele   alınan Anayasanın 19/9 ve 90/5. maddelerine dayanmamıꢀlardır. Đkinci olarak, baꢀvurucuların   Mayıs 1964 tarih ve 466 sayılı Yasanın, hukuka aykırı olarak hürriyetinden yoksun bırakılan   ya da hukuka uygun olarak tutuklandıktan sonra son soruꢀturmanın açılmasına yer olmadığına   veyahut beraatlerine veya ceza verilmesine mahal olmadığına karar verilen kiꢀilerin uğradıkla-   rı zararların tazminini garanti altına almak üzere öngörmüꢀ olduğu hukuksal baꢀvuru yolunu   kullanmaları gerekirdi (bkz. yukarıda paragraf 24).   56. Divan, bu ilk itirazın birinci kısmının Komisyon önünde ileri sürülmediğini belirtir. Bu   nedenle bundan vazgeçilmiꢀ sayıldığından böyle bir itiraz kabul edilemez (bkz. yukarıda pa-   ragraf 48).   57. Divan ayrıca, ilk itirazın ikinci kısmının 5. maddenin 5. fıkrasına iliꢀkin ꢀikâyetin değer-   lendirilmesiyle sıkı bir bağlantı içinde olduğunu kabul eder. Bu nedenle Divan bu itirazı esas-   la birlikte inceleyecektir (bkz. aꢀağıda paragraf 60 ve 61).   2. ꢁikâyetin Esası   58. Baꢀvurucular son olarak, 5. maddenin 5. fıkrasına aykırı olarak, Türk hukukunda yerel   mahkemelerin 5. maddeyi ihlâl etmeleri nedeniyle uğradıkları zararın giderimi için herhangi   bir yola baꢀvurmalarının mümkün olmadığını iddia etmiꢀlerdir.   59. Hükümet, böyle bir sorun olmamakla birlikte bir ihlâlin varlığı söz konusu olsaydı, baꢀvu-   rucuların bu yolu kullanmalarının gerçekten mümkün olduğunu ileri sürmüꢀtür. Baꢀvurucular,   Anayasanın 90/5. maddesi uyarınca (bkz. yukarıda paragraf 19) Türk hukuk sisteminde kendi-   si de doğrudan uygulanabilir olan Sözleꢀmenin 5. maddesinin 5. fıkrasına ve bu madde model   alınarak düzenlenmiꢀ bulunan Anayasanın 19. maddesinin son fıkrasına dayanabilirlerdi.   Bundan baꢀka, özel hüküm olması nedeniyle, kanun dıꢀı yakalanan veya tutuklanan kimselere   tazminat verilmesine dair 466 sayılı yasanın 1. maddesine de dayanabilirlerdi (bkz. yukarıda   paragraf 24). Bu olanaklardan herhangi birini kullanmadıkları için baꢀvurucuların 5. fıkranın   ihlâl edildiğinden ꢀikâyet etmeye hakları bulunmamaktadır.   60. 5. maddenin 4. fıkrasıyla bağlantılı olarak (bkz. yukarıda paragraf 53) Divan, dava dosya-   sında Hükümetin andığı hükümlerin herhangi birine dayanarak 5. maddenin 5. fıkrasında söz   edilen tazminatı elde edebilen bir davacıya iliꢀkin örnek bulunmadığını belirtir.   Komisyon ve baꢀvurucular gibi Divan da, 466 sayılı yasanın 1. maddesine göre son so-   ruꢀturmanın açılmasına yer olmadığına, beraat ya da ceza verilmesine yer olmadığına karar   verilmesi durumu (6. bent) -eldeki davada böyle bir durum söz konusu değildir- dıꢀındaki di-   ğer bütün durumlarda bu hüküm kapsamında tazminat verilebilmesi için hürriyetten yoksun   bırakmanın hukuka aykırı bir biçimde yapılması gerektiğini belirtir. Oysa bu davadaki gözal-   tına alma, Hükümetin de kabul ettiği gibi, Türk hukukuna tamamen uygundur.   Sonuç olarak, Sözleꢀmenin 5. maddesinin 5. fıkrasında garanti altına alınan hakkın et-   kili kullanımı yeter derecede bir kesinlikle sağlanmamıꢀtır (bkz. mutatis mutandis, 22 ꢁubat   tarihli Ciulla / Đtalya kararı, Seri A no. 148, s. 18, § 44).   61. Bu nedenlerle Divan, Hükümetin ilk itirazının ikinci kısmını reddederek 5. maddenin 5.   fıkrasının ihlâl edildiği sonucuna varır.   II. SÖZLEꢁMENĐN 50. MADDESĐNĐN UYGULANMASI   62. Sözleꢀmenin 50. maddesine göre,   “Divan, Yüksek Sözleꢀmeci Tarafların yargısal bir makamı ya da diğer herhangi bir   resmi makamı tarafından alınan bir karar ya da önlemin tamamen ya da kısmen bu   Sözleꢀmeyle üstlendiği yükümlülüklere aykırı olduğu sonucuna varırsa, ve eğer bu   Sözleꢀmeci Tarafın iç hukuku, bu karar ya da önlemin sonuçlarını ancak kısmen gi-   dermeye olanak tanıyorsa, ve gerekliyse, zarar gören tarafın hakkaniyete uygun olarak   tatmin edilmesine hükmedebilir.”   A. Manevi Zarar   63. Baꢀvurucular, “meclis üyesi olarak itibarlarının” zedelenmesi nedeniyle daha da ağırlaꢀtı-   ğını ileri sürdükleri, hürriyetlerinden yoksun bırakılmalarından kaynaklanan manevi zararları-   nın tazmin edilmesini talep etmiꢀlerdir. Baꢀvurucuların her biri, “ꢀahsen” maruz kaldıkları   zarar için 600.000 Fransız frangı (FF), “meclis üyesi olarak itibarlarının zedelenmesi” nede-   niyle de aynı miktarı talep etmiꢀtir.   64. Hükümet, Divan’ın ihlâlin varlığına karar vermesi durumunda, bu kararın tek baꢀına 50.   madde anlamında yeterli adil giderim oluꢀturacağını ileri sürmüꢀtür.   Hükümet, baꢀvurucuların iddialarının Divan içtihatlarıyla hiçbir ilgisi bulunmayan   kavramlara dayandığı ve hakkaniyete uygun ya da temelli olmadığı gibi, polis nezarethanesin-   deki gözaltı sürelerinin uzunluğu ile iddia ettikleri manevi zarar arasında nedensellik bağının   da bulunmadığını ileri sürmüꢀtür. Baꢀvurucuların “meclis üyesi olarak itibarları” zedelenmiꢀ-   se bu, polis nezarethanesinde gözaltında tutulmalarından değil Türkiye Büyük Millet Meclisi   tarafından yasama dokunulmazlıklarının kaldırılmasından kaynaklanmıꢀ olabilir.   65. Komisyon Temsilcisi tazminata hükmedilmesi gerektiğini ancak talep edilen miktarın aꢀırı   olduğunu belirtmiꢀtir.   66. Divan, baꢀvurucuların araya yargısal bir iꢀlem girmeksizin on iki gün (Bay Sakık, Bay   Türk, Bay Alınak ve Bayan Zana) ya da on dört gün (Bay Dicle ve Bay Doğan) polis nezaret-   hanesinde gözaltında tutulduklarını belirtir. Hürriyetlerinden yoksun bırakıldıkları özel koꢀul-   ların onları, yerel mahkemeler tarafından tazminine hükmedilmeyen, manevi zarara uğrattığı   kuꢀkusuzdur.   Olayın çeꢀitli yönlerini dikkate alan ve 50. maddenin gerektirdiği biçimde hakkaniyete   uygun bir değerlendirme yapan Divan, Bay Sakık, Bay Türk, Bay Alınak ve Bayan Zana’nın   her birine 25.000 FF, Bay Dicle ve Bay Doğan’ın her birine 30.000 FF tazminat ödenmesine   hükmetmiꢀtir. Bu miktarlar ödeme tarihindeki geçerli kur üzerinden Türk lirasına (TL) çevri-   lecektir.   B. Masraf ve Ücretler   67. Baꢀvurucular Türk makamları ve sonra da Sözleꢀme kurumları önünde temsil edilmelerin-   de yaptıkları masraf ve ücretler için 344.546 FF talep etmiꢀlerdir.   68. Hükümet bu miktarı, özellikle Paris ve Ankara arasındaki çok sayıdaki toplu yolculukların   ücretlerini içerdiği ve Türkiye’deki normal ücretle kıyaslanamayacak saatlik ücrete dayandığı   için, fahiꢀ ve haksız bulmuꢀtur.   69. Komisyon Temsilcisi konuyu Divan’ın takdirine bırakmıꢀtır.   70. Hakkaniyete uygun bir değerlendirme yapan ve içtihadıyla ortaya koyduğu ölçütleri (bkz.,   diğer emsaller arasında, 18 ꢁubat 1997 tarihli Nideröst-Huber / Đsviçre kararı, Reports 1997-   ..., s. ..., § 40) dikkate alan Divan, baꢀvuruculara bu kalemde 120.000 FF ödenmesine hük-   metmiꢀtir.   C. Temerrüt Faizi   71. Divan, bu kararın verildiği tarihte Fransa’da geçerli olan yasal faiz oranının, yıllık % 3.87,   kabul edilmesinin uygun olacağına hükmetmiꢀtir.   BU NEDENLERLE DĐVAN OYBĐRLĐĞĐYLE,   1. Türkiye’nin Sözleꢀmenin 15. maddesine göre yaptığı sınırlamanın bu davada uygulana-   bilir olmadığına;   2. Sözleꢀmenin 5. maddesinin 1. fıkrasının ihlâl edilmediğine;   3. Sözleꢀmenin 5. maddesinin 3. fıkrasının ihlâl edildiğine;   4. Hükümetin, Sözleꢀmenin 5. maddesinin 4. fıkrasına iliꢀkin ilk itirazının reddine;   5. Sözleꢀmenin 5. maddesinin 4. fıkrasının ihlâl edildiğine;   6. Hükümetin, Sözleꢀmenin 5. maddesinin 5. fıkrasına iliꢀkin iki kısımdan oluꢀan ilk itirazı-   nın, ikincisi bağlı olduğu esasla birlikte değerlendirilerek, her iki kısmının da reddine;   7. Sözleꢀmenin 5. maddesinin 5. fıkrasının ihlâl edildiğine;   8. (a) davalı Devletin, üç ay içinde, aꢀağıdaki miktarları ödemesine:   i) manevi zarar için, ödeme tarihindeki geçerli kur üzerinden Türk lirasına çevril-   mek üzere, Bay Sakık, Bay Türk, Bay Alınak ve Bayan Zana’nın her birine 25.000   (yirmi beꢀ bin) Fransız frangı, Bay Dicle ve Bay Doğan’ın her birine 30.000 (otuz   bin) Fransız frangı;   ii) masraf ve ücretler için baꢀvuruculara 120.000 (yüz yirmi bin) Fransız frangı;   (b) yukarıda belirtilen üç aylık sürenin bitiminden ödeme gününe kadar geçecek süre için yıl-   lık % 3.87 basit faizin uygulanacağına;   9. Hakkaniyet gereği geriye kalan taleplerin reddine   karar vermiꢀtir.

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 29.07.2026. · Źródło