23945/05

WyrokETPCz2009-09-15ECLI:CE:ECHR:2009:0915JUD002394505

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy przewlekłość postępowania karnego oraz rzekomy brak możliwości przesłuchania świadków naruszyły prawo do rzetelnego procesu z art. 6 ust. 1 i 3 lit. d Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał stwierdził naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji w zakresie prawa do rozpoznania sprawy w rozsądnym terminie, ponieważ postępowanie karne, w tym faza przygotowawcza i dwie instancje sądowe, trwało około sześciu lat i dwóch miesięcy, co uznał za nadmierne. Trybunał oparł się na swojej ugruntowanej linii orzeczniczej dotyczącej kryteriów oceny rozsądnego terminu (złożoność sprawy, zachowanie skarżącego i władz). W odniesieniu do zarzutów dotyczących świadków, Trybunał uznał, że skazanie skarżącego nie opierało się wyłącznie ani decydująco na zeznaniach świadków, których nie mógł przesłuchać, a skarżący miał możliwość zakwestionowania dowodów i był reprezentowany przez adwokata.
Stan faktyczny
Skarżący, Ali Hatipoğlu, lekarz w Turcji, został oskarżony o fałszowanie recept w ramach oszustwa ubezpieczeniowego. Władze krajowe, w tym Ministerstwo Zdrowia i prokuratura, prowadziły dochodzenie, które doprowadziło do postawienia mu zarzutów. Sąd karny skazał go na karę pozbawienia wolności za fałszowanie dokumentów urzędowych, a wyrok ten został utrzymany przez Sąd Kasacyjny. Skarżący zarzucał przewlekłość postępowania oraz niemożność przesłuchania niektórych świadków.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: uznał skargę dotyczącą długości postępowania za dopuszczalną, a pozostałe części skargi za niedopuszczalne; stwierdził naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji; zasądził skarżącemu 2350 euro tytułem kosztów i wydatków; odrzucił pozostałe roszczenia o słuszne zadośćuczynienie.

Pełny tekst orzeczenia

CONSEIL   AVRUPA   DE L’EUROPE   KONSEYĐ   AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ   ĐKĐNCĐ DAĐRE   HATĐPOĞLU -TÜRKĐYE DAVASI   (Baꢀvuru no:23945/05)   KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ   STRAZBURG   Eylül 2009   Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecektir. ꢁekli   düzeltmelere tabi olabilir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2009. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın   adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri   Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak suretiyle ticari   olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   USUL   Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (23945/05) no’lu davanın nedeni (T.C.   vatandaꢀı) Ali Hatipoğlu’nun (baꢀvuran) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne 13 Haziran   tarihinde Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına iliꢀkin Sözleꢀme’nin   (Avrupa Đnsan Hakları Sözleꢀmesi - AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapmıꢀ olduğu baꢀvurudur.   Baꢀvuran, Adapazarı Barosu avukatlarından A. Acartürk tarafından temsil edilmektedir.   OLAYLAR   DAVANIN KOꢁULLARI   Baꢀvuran, 1955 doğumludur ve Sakarya’da ikamet etmektedir.   ꢁubat 1998 tarihinde, Sosyal Sigorta Kurumu Sarıkaya Đlçe Müdürlüğü hastalık   sigortasında dolandırcılık yapıldığı bilgisine ulaꢀmıꢀtır. Müdürlük aynı gün, üzerinde Hendek   Devlet Hastanesi ve Sağlık Ocağında görevli doktorlar tarafından baꢀka ꢀahıslar adına   yazılmıꢀ reçeteler ile birçok sağlık karnesi bulunan bir kiꢀiyi sorguya çekmiꢀtir.   Kasım 1998 tarihinde, Esnaf ve Sanatkârlar ve Diğer Bağımsız Çalıꢀanlar Sosyal Sigorta   Kurumu Soruꢀturma Komisyonu, konuyla ilgili olarak Hendek Sağlık Ocağı’nda doktorluk   yapan baꢀvuran hakkında bir soruꢀturma baꢀlatmıꢀtır. Soruꢀturma Komisyonu, özellikle   baꢀvuranı S.B. ve diğer aile fertleri adına muayene etmeden gerçek dıꢀı reçete yazmakla   suçlamıꢀtır.   Konu hakkında bilgilendirilen Sağlık Bakanlığı da kendi soruꢀturmasını yürütmüꢀtür.   Aralık 1998 tarihinde, Sağlık Bakanlığı soruꢀturma görevlisi ilgili ꢀahsın muayene   etmeden gerçek dıꢀı reçete yazdığı kanaatine varmıꢀtır. Bu nedenle, bakanlığın soruꢀturma   komisyonundan ilgili ꢀahıs hakkında cezai takibat için izin vermesini istemiꢀtir.   Ocak 1999 tarihinde, Sağlık Bakanlığı soruꢀturma görevlisi soruꢀturma raporunun özet   yazısında ilgili ꢀahsın muayene ve tedavi etmediği hastalara gerçek dıꢀı reçete yazdığını   bildirmiꢀtir.   ꢁubat 1999 tarihinde, söz konusu reçetelerden yararlananlardan biri olan S.B.,   Cumnhuriyet savcısı tarafından dinlenmiꢀtir. S.B., savcılığa verdiği ifadesinde ihtilaflı   olayları inkâr etmiꢀ ve üçüncü bir ꢀahsın gizlice, ailesine ait sağlık karnesini kullandığını ve   bu olayda kendisinin mağdur edildiğini söylemiꢀtir. S.B., 23 ꢁubat 1999 tarihinde   suçlanmıꢀtır.   Mart 1999 tarihinde, Hendek kaymakamlığına bağlı devlet personeli takibat komisyonu   baꢀvuran ile diğer üç doktoru kendilerine yöneltilen suçlardan dolayı suçlu bulmuꢀ ve Türk   Ceza Kanunu’nun 339. maddesi gereğince haklarında cezai takibat açılmasına izin vermiꢀtir.   Baꢀvuran, 30 Nisan 1999 tarihinde kendisine yöneltilen suçları inkâr ederek, bu karara karꢀı   çıkmıꢀtır.   Aralık 1999 tarihinde, Sarıkaya Bölge Đdare Mahkemesi bu itirazı reddetmiꢀtir.   Bunun sonucunda, ilgili ꢀahıs ile diğer üç doktor, Türk Ceza Kanunu’nun 339. maddesi   gereğince resmi evrakta sahtecilik suçundan yargılanmak üzere Sarıkaya Ağır Ceza   Mahkemesi önüne getirilmiꢀlerdir.   Ağır ceza mahkemesi, 14 ꢁubat 2000 ilâ 3 Nisan 2003 tarihleri arasında yirmi bir duruꢀma   gerçekleꢀtirmiꢀ ve bu duruꢀmalarda sanıklar ile avukatlarının savunmalarını dinlemiꢀtir. S.B.,   Mart 2000 tarihinde istinabe yoluyla dinlenmiꢀtir. Ağır ceza mahkemesi, 10 Nisan 2000   tarihinde görülen duruꢀmada S.B. de dahil sözkonusu reçetelerden faydalanan ꢀahısların   ifadelerini okutmuꢀtur. Baꢀvuran, isnad edilen suçlamaları inkâr etmiꢀ ve masum olduğunu   ileri sürmüꢀtür. 13 Eylül 2000 tarihinde, ağır ceza mahkemesi, doktorlar aleyhine yürütülen   davayla ihtilaflı reçetelerden yararlanan kiꢀiler hakkında yürütülen ceza davasının   birleꢀtirilmesine karar vermiꢀtir.   Baꢀvuran, 1 Mayıs 2001 tarihinde listesini verdiği tanıkların dinlenmesini talep etmiꢀtir.   Baꢀvuranın bu talebi ağır ceza mahkemesi tarafından olumlu karꢀılanmıꢀ ve bu kiꢀilerin   istinabe yoluyla ifadelerinin alınması için Hendek ceza mahkemesi görevlendirilmiꢀtir.   Haziran 2001 tarihli duruꢀmada baꢀvuranın avukatı tanıkların dinlenmesi talebinde   sorduğu soruların ilgili ꢀahıslara yöneltilmediğini tespit etmiꢀtir. Avukat bunun üzerine,   hazırladığı soruların istinabe yoluyla tanıklara sorulması için ceza mahkemesinin yeniden   görevlendirilmesini talep etmiꢀtir. Ağır ceza mahkemesi, bu talebi haklı bulmuꢀ ve sözkonusu   tanıkların istinabe yoluyla ifadelerinin alınması için ceza mahkemesini yeniden   görevlendirmiꢀtir. Ağır ceza mahkemesi ayrıca, bu ifade alımı iꢀlemine katılması için tanıkları   duruꢀmaya çağıran mahkeme celbinin baꢀvuranın avukatına da gönderilmesini istemiꢀtir. 19   Temmuz 2001 tarihinde ceza mahkemesi, bu çağrı celbinin tanıkların dinleneceği tarih   belirtilmek suretiyle avukata gönderilmesine karar vermiꢀtir. 12 Eylül 2001 tarihinde,   sözkonusu tanıkların istinabe yoluyla bir kez daha ifadeleri alınmıꢀtır.   Ocak 2002 tarihinde görülen duruꢀmada ağır ceza mahkemesi, S.B.’nin ailesinden iki   ferdin istinabe yoluyla elde edilen ifadelerini okutmuꢀtur. Bu konuyla ilgili söyleyecek bir   ꢀeyi olup olmadığı sorulan baꢀvuranın avukatı, yorumu olmadığını beyan etmiꢀtir. Ağır ceza   mahkemesi, 5 ꢁubat 2002 tarihli duruꢀmada S.B.’nin ailesinden bir tanığı dinlemiꢀ ve ihtilaflı   reçetelerden yararlanan sözde hastalar ile yazılan ilaçlar arasında bir bağlantı olup   olmadığının anlaꢀılması için bir bilirkiꢀiye baꢀvurulmasını istemiꢀtir. Mahkeme ayrıca,   yazılan reçetelere yapılan geri ödemeler dolayısıyla sosyal güvenlik kurumunun uğradığı   zararın hesaplanması için de bir bilirkiꢀi raporu istemiꢀtir. Mahkeme, 11 Nisan, 9 Temmuz ve   Ekim 2002 tarihlerinde bu bilirkiꢀi raporlarını beklemek üzere davayı ertelemiꢀtir. 2 Kasım   tarihinde, S.B. vefat etmiꢀtir. Bilirkiꢀi raporu 26 Aralık 2002 tarihinde dava dosyasına   eklenmiꢀtir. Baꢀvuranın avukatı, 29 Ocak 2003 tarihinde bilirkiꢀi raporu sonuçlarını reddeden   savunmasını mahkemeye sunmuꢀtur.   Mart 2003 tarihinde Cumhuriyet savcısının, özellikle baꢀvuranın resmi evrakta sahtecilik   suçundan Türk Ceza Kanunu’nun 339. maddesi gereğince mahkûm edilmesini isteyen esasa   dair talepnamesi dinlenmiꢀtir.   Nisan 2003 tarihli duruꢀma sonrasında ağır ceza mahkemesi, dosyada yer alan ve aralarında   bilirkiꢀi raporlarının, sağlık karnelerinin, doktor reçetelerinin ve tanık ifadelerinin de   bulunduğu delil unsurlarına dayanarak baꢀvuranı isnad edilen suçlardan dolayı suçlu bulmuꢀ   ve Türk Ceza Kanunu’nun 339. maddesinin 1. fıkrası gereğince iki yıl on bir ay hapis   cezasına mahkûm etmiꢀtir. Mahkeme gerekçe metninde, özellikle baꢀvuranın ihtilaflı   reçetelerden yararlandıkları için yargılanan kiꢀiler adına yirmi iki reçete yazdığını, bunlardan   altı tanesinin sağlık ocağının kayıtlarında yer almadığını, buna karꢀın bu reçetelere tekabül   eden numaraların karꢀısında baꢀka isimlerin yazılı olduğunu kaydetmiꢀtir.   Nisan 2003 tarihinde kararı temyize taꢀıyan baꢀvuran, 8 Mayıs ve 25 Eylül 2003 tarihlerinde   sunduğu temyiz savunmasında, soruꢀturmadaki eksikliklerden, ihtilaflı reçetelerden   yararlanan bazı tanıkların dinlenmemesinden, toplanan delillerin yetersizliğinden ve dosyaya   eklenen bilirkiꢀi raporlarının taraflı ve eksik olduğundan yakınmıꢀtır.   Yargıtay Cumhuriyet Baꢀsavcısı, 6 Mart 2004 tarihinde açıkladığı temyiz hakkındaki yazılı   görüꢀünde, dolandırılan tutarın küçüklüğünü ve kararın dayanağı olan bilirkiꢀi raporunun   Sağlık Bakanlığı soruꢀturma görevlisi tarafından hazırlandığını göz önüne alarak, Yargıtay’ın   bu mahkûmiyet kararını bozmasını talep etmiꢀtir.   Yargıtay, 26 Ocak 2005 tarihinde gerçekleꢀtirdiği bir duruꢀma sonrasında baꢀvuranın   mahkûmiyet kararını onamıꢀtır. Yargıtay, ilk derece mahkemesinin dosyadaki suçlamaları,   itiraz yollarını ve savunmaları incelediğini, tartıꢀtığını ve değerlendirdiğini gözlemlemiꢀtir.   Baꢀvuran, 23 ꢁubat 2005 tarihinde karar düzeltme talebinde bulunmuꢀtur.   Yargıtay Cumhuriyet Baꢀsavcısı, 29 Mart 2005 tarihinde bu itirazı reddetmiꢀtir.   HUKUK   I. AĐHS’NĐN 6. MADDESĐNĐN 1 VE 3 d) PARAGRAFLARININ ĐHLÂL EDĐLDĐĞĐ   ĐDDĐASI HAKKINDA   Baꢀvuran, hakkında yürütülen ceza yargılamasının süresinden, kanıt imkanlarının sunuluꢀ   biçiminden ve bazı tanıkların mahkemeye çağırılmayarak kendisi tarafından   sorgulanamamasından yakınmakta ve bu nedenle yargılamanın adil olmadığını ileri   sürmektedir. Bu konuda baꢀvuran, çok önemli bilgiler verebilecek bazı ꢀahısların ifadelerine   baꢀvurulmadığından ꢀikâyetçi olmakta ve AĐHS’nin 6. maddesinin 1 ve 3 d) paragraflarına   atıfta bulunmaktadır.   Hükümet, bu görüꢀe karꢀı çıkmaktadır.   A. Kabuledilebilirliğe iliꢀkin   1. Kanıt imkanlarının sunuluꢀ biçimi ve bazı tanıkların dinlenmemesi hakkında   Hükümet, ulusal mahkemelerin tanıkları dinlediğini ve duruꢀma sırasında istinabe yoluyla   elde edilen ifadelerin okunduğunu, baꢀvuranın avukatının bunlara itiraz etmediğini   hatırlatarak, AĐHS’nin 6. maddesinin 3 d) paragrafında belirtilen gereksinimlerin yerine   getirildiğini savunmaktadır.   Baꢀvuran, konuyla ilgili görüꢀ bildirmemektedir.   AĐHM, AĐHS’nin 6. maddesinin her ne kadar adil yargılanma hakkını güvence altına alsa da,   bu maddenin mevcut haliyle, iç hukukla ilgili olan delillerin toplanma biçimini, özellikle de   bu delillerin kabuledilebilirlikleri ve ispat güçleri ile ilgili soruları düzenlemediğini   hatırlatmaktadır (bakınız Đsviçre aleyhine Schenk davası, 12 Temmuz 1988, prg. 46 ve   devamı, seri A no 140). Ayrıca AĐHM’ne verilen görev, tanık ifadelerinin delil olarak kabul   edilip edilmediği hususunda görüꢀ bildirmesinden ziyade bir bütün olarak ele alındığında   sözkonusu yargılamanın, delil unsurlarının sunulma ꢀekli de dahil olmak üzere, hakkaniyete   uygun olarak görülüp görülmediği hususunda görüꢀ bildirmesidir (bakınız, diğerleri   arasından, Hollanda aleyhine Van Mechelen ve diğerleri davası, 23 Nisan 1997, prg. 50,   Karar ve hükümlerin derlemesi 1997-III).   Bu bakımdan delil unsurları normal koꢀullarda halka açık olarak görülen bir duruꢀma   sırasında, vicahi yargılama yapılması amacıyla baꢀvurana sunulmalıdır. Bir mahkumiyet   kararı, yalnızca ya da kesin bir ꢀekilde, sanığın ne soruꢀturma sırasında ne de duruꢀma   sırasında sorguya çektirebildiği bir kiꢀinin ifadelerine dayandığı hallerde savunma haklarının,   6. maddede ifade edilen güvencelerle uygun düꢀmeyecek bir ꢀekilde sınırlandığı sonucu   ortaya çıkmaktadır (özellikle bakınız, Fransa aleyhine Saïdi davası, 20 Eylül 1993, prg. 43-   44, seri A no 261-C). AĐHM, istinabe yoluyla alınan ifadelerle ilgili olarak, « baꢀvurana, bu   ifadelere itiraz etme imkanı tanınmasının » bir duruꢀmanın ya da doğrudan ifade alınmasının   yerine geçmesinin mümkün olmadığını daha önce açıklamıꢀtır (Türkiye aleyhine Hulki Güneꢀ   davası, no 28490/95, prg. 95, CEDH 2003-VII (alıntılar) ; Türkiye aleyhine Sadak ve diğerleri   davası, no 29900/96, 29901/96, 29902/96 ve 29903/96, prg. 63-68, CEDH 2001-VIII). Bu   durum, baꢀvuranın ne soruꢀturma safhasında ne duruꢀmalar sırasında iddia tanıklarını sorguya   çekme ya da çektirme imkanı bulduğu ve bu tanıklıkların, mahkumiyet kararının temelini   oluꢀturduğu değerlendirildiğinde daha da önem kazanmaktadır.   Bununla birlikte AĐHM, mevcut dava koꢀullarında, dosyadaki delil unsurlarına bakıldığında   bazı tanıkların ifadeleri istinabe yoluyla alınmıꢀ olsa bile sonuçta dava dosyasına   eklendiklerini, buna karꢀın baꢀvuranın avukatına görüꢀ bildirmesi talep edildiği halde   kendisinin çekimser kaldığını gözlemlemektedir. Duruꢀma tutanaklarını inceleyen AĐHM   ayrıca, istinabe yoluyla ifade alınması talebinde bulunan ağır ceza mahkemesinin, bu olaya   katılması için baꢀvuranın avukatının çağırılmasını da istediğini gözlemlemektedir. Zaten,   dosyadaki delil unsurlarına bakıldığında, baꢀvuranın mahkûmiyet kararının sadece veya kesin   bir ꢀekilde bu tanıkların ifadelerine göre değil tüm delil unsurları ve maddi deliller gözönüne   alınarak verildiği açıkça anlaꢀılmaktadır.   Öte yandan AĐHM, AĐHS’nin 6. maddesinin 3 d) paragrafında iddia tanıklarının hepsinin   mahkemeye çağırılması veya sorgulanmasının zorunlu kılınmadığını ve maddede « aynı   ꢀartlar altında » denmek suretiyle bu alanda « silahların eꢀitliği » ilkesinin eksiksiz olarak   sağlanmasının amaçlandığını hatırlatmaktadır. Bu bağlamda, baꢀvuranın sadece AĐHS’nin 6.   maddesinin 3 d) paragrafının ihlâl edildiğini ileri sürmesi yeterli olmamakta, belirli bir iddia   tanığını sorgulayamadığını ispat etmesi gerekmektedir. Ayrıca bu tanığın mahkemeye   çağırılmasının gerçeğin anlaꢀılması açısından gerekli olduğu ve bu tanığın sorgulanmaması   halinde muhtemelen savunma hakkına helal geleceği açıkça ortaya konulmalıdır (Đtalya   aleyhine Erich Priebke davası (karar), no 48799/99, 5 Nisan 2001). Bu durumda AĐHM,   yargılama sürerken vefat eden S.B.’nin dinlenmemesinin 6. maddeye aykırı düꢀüp   düꢀmediğinin araꢀtırılmasına yer olmadığı kanaatine varmaktadır (buna benzer bir yaklaꢀıma   örnek olarak bakınız, Belçika aleyhine Bricmont davası, 7 Temmuz 1989, prg. 88, seri A no   158). Bütün bunlara ilaveten, dosyadaki delil unsurlarına bakıldığında AĐHM, S.B.’nin   ifadesinin duruꢀma sırasında okunduğunu ve böylece baꢀvurana ifade hakkında görüꢀ   bildirme veya bu ifadeyi savunmasında kullanma fırsatı verildiğini gözlemlemektedir.   Son olarak AĐHM, hem ağır ceza mahkemesi hem Yargıtay önünde avukatı tarafından temsil   edilen baꢀvuranın ulusal mahkemelerde sunulan delillere itiraz etme imkânı bulduğunu   gözlemlemektedir.   Yukarıda belirtilen tüm unsurları göz önüne alan AĐHM, baꢀvurunun bu bölümünün açıkça   dayanaktan yoksun olduğu ve bu nedenle AĐHS’nin 35. maddesinin 3. ve 4. maddeleri   uyarınca reddedilmesi gerektiği kanaatine varmaktadır.   2. Yargılama süresi hakkında   AĐHM, bu ꢀikâyetin AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı anlamında açıkça dayanaktan   yoksun olmadığını tespit etmektedir. AĐHM, diğer taraftan ꢀikâyetin baꢀka bir   kabuledilemezlik gerekçesi bulunmadığını kaydetmektedir. Bu itibarla kabuledilebilir ilan   edilmesi uygun olacaktır.   B. Esasa iliꢀkin   Değerlendirilmesi gereken dönem 13 Kasım 1998 tarihinde baꢀlayıp, 26 Ocak 2005 tarihinde   sona ermektedir. Dolayısıyla, hazırlık soruꢀturması da dahil olmak üzere toplam iki dereceli   yargılama süreci yaklaꢀık altı yıl iki ay sürmüꢀtür. Bu konuda AĐHM, makul bir yargılama   süresinin özellikle dava koꢀulları göz önüne alınarak ve AĐHM’nin içtihadında yeralan   davanın karmaꢀıklığı, baꢀvuranın ve yetkili makamların tutumu gibi kıstaslara bakılarak   değerlendirileceğini hatırlatmaktadır (bakınız, diğer bir çoğu arasından, Fransa aleyhine   Pélissier ve Sassi davası [GC], no 25444/94, prg. 67, CEDH 1999-II).   AĐHM, mevcut davadakilere benzer sorunların tartıꢀıldığı çok sayıda davaya baktığını   hatırlatmakta ve bunların hepsinde AĐHS’nin 6. maddesinin 1. paragrafının ihlâl edildiğini   kaydetmektedir (bakınız Pélissier ve Sassi ilgili bölüm).   Kendisine sunulan tüm unsurları inceledikten sonra AĐHM, Hükümetin bu davada farklı bir   sonuca varmaya yetecek nitelikte inandırıcı hiçbir delil veya argüman sunmadığını tespit   etmektedir. Bu alandaki yerleꢀik içtihadını dikkate alan AĐHM, mevcut davada yargılama   süresinin aꢀırı olduğuna ve « makul süre » gereksinimini karꢀılamadığına hükmetmektedir.   Sonuç olarak AĐHM’nin kanaatine göre, AĐHS’nin 6. maddesinin 1. paragrafı ihlâl edilmiꢀtir.   II. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA   A. Tazminat   Baꢀvuran, 250.000 Euro maddi tazminat talebinde bulunmaktadır.   Hükümet, sözkonusu iddialara itiraz etmektedir.   AĐHM, tespit edilen ihlalle iddia edilen maddi tazminat arasında bir illiyet bağı görememekte   ve sözkonusu talebi reddetmektedir.   B. Yargılama masraf ve giderleri   Baꢀvuran, AĐHM önünde yapmıꢀ olduğu yargılama masraf ve giderlerini 5.000 TL (yaklaꢀık   2.350 Euro) olarak değerlendirmektedir. Baꢀvuran, AĐHM tarafından ödenmesine hükmedilen   tazminat miktarının %20’sinin de ekleneceği 5.000 TL’lik bir avukatlık ücreti sözleꢀmesini   belge olarak sunmaktadır.   Hükümet, sözkonusu iddialara itiraz etmektedir.   AĐHM’nin yerleꢀik içtihadına göre bir baꢀvuran gerçekliğini, gerekliliğini kanıtladığı makul   miktarlardaki yargı giderlerini elde edebilir. Mevcut davada sahip olduğu unsurları ve   yukarıda sözü edilen kriterleri göz önüne alan AĐHM, AĐHM önünde yapmıꢀ olduğu   yargılama masraf ve giderleri için baꢀvurana 2.350 Euro ödenmesine hükmetmektedir.   C. Gecikme faizi   AĐHM, gecikme faizinin Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi faizlerine uyguladığı   orana üç puanlık bir artıꢀ eklenerek belirlenmesine hükmetmektedir.   BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM, OYBĐRLĐĞĐYLE,   1. Baꢀvurunun yargılamanın uzunluğu kapsamında yapılan ꢀikayete iliꢀkin kısmının   kabuledilebilir geri kalan kısmının kabuledilemez olduğuna;   2. AĐHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiğine;   3. a) AĐHS’nin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinleꢀtiği tarihten itibaren üç ay içinde,   ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Türk Lirası’na çevrilmek üzere, her türlü   vergiden muaf tutularak Savunmacı Devlet tarafından baꢀvurana 2.350 Euro (iki bin   üç yüz elli Euro) yargılama masraf ve gideri ödenmesine;   b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet   tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç   puan fazlasına eꢀit oranda basit faiz uygulanmasına;   4. Adil tatmine iliꢀkin diğer tüm taleplerin reddine;   KARAR VERMĐꢁTĐR.   Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıꢀ ve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.   paragraflarına uygun olarak 15 Eylül 2009 tarihinde yazılı olarak bildirilmiꢀtir.   7

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 14.07.2026. · Źródło