24122/94
WyrokETPCz1999-07-08ECLI:CE:ECHR:1999:0708JUD002412294
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
Czy skazanie skarżącego za ujawnienie tożsamości funkcjonariuszy publicznych w artykule prasowym stanowiło nieproporcjonalną ingerencję w jego prawo do wolności wyrażania opinii z art. 10 Konwencji? Czy skład Sądu Bezpieczeństwa Państwa, obejmujący sędziego wojskowego, naruszył prawo skarżącego do rozpoznania sprawy przez niezawisły i bezstronny sąd zgodnie z art. 6 ust. 1 Konwencji?Ratio decidendi
Trybunał uznał, że ingerencja w wolność wyrażania opinii skarżącego, choć przewidziana prawem i mająca na celu ochronę integralności terytorialnej oraz praw innych osób (funkcjonariuszy), była nieproporcjonalna do tych celów. Kluczowe było to, że informacje o tożsamości funkcjonariuszy i ich rzekomym niewłaściwym postępowaniu były już wcześniej opublikowane w innych gazetach, co podważało cel ochrony ich tożsamości. Ponadto, Trybunał stwierdził, że skazanie miało efekt mrożący na debatę publiczną. W odniesieniu do art. 6 ust. 1, Trybunał, odwołując się do wcześniejszych wyroków (Incal, Çıraklar), uznał, że status sędziego wojskowego w Sądzie Bezpieczeństwa Państwa (podległość dyscyplinie wojskowej, wpływ władz wojskowych na karierę) budził uzasadnione obawy co do niezawisłości i bezstronności sądu w oczach cywilnego skarżącego, co naruszyło jego prawo do rzetelnego procesu.Stan faktyczny
Skarżący, Kemal Tekin, właściciel tygodnika „Haberde Yorumda Gerçek”, opublikował artykuł z 26 kwietnia 1992 r. dotyczący konferencji prasowej w Şırnak. Artykuł relacjonował zarzuty, że gubernator Şırnak poinformował delegację o rozkazie strzelania do ludności wydanym przez szefa policji, oraz zawierał dialog, w którym dowódca żandarmerii miał grozić byłym posłom. Skarżący został oskarżony i skazany przez Sąd Bezpieczeństwa Państwa w Stambule na grzywnę w wysokości 54 000 000 lir tureckich na podstawie art. 6 Ustawy o walce z terroryzmem z 1991 r. za ujawnienie tożsamości funkcjonariuszy, co miało uczynić ich celami ataków terrorystycznych. Odwołanie skarżącego zostało odrzucone przez Sąd Kasacyjny.Rozstrzygnięcie
Trybunał stwierdza naruszenie art. 10 Konwencji (16 głosów za, 1 przeciw). Trybunał odrzuca jednomyślnie zarzut wstępny Rządu dotyczący niewyczerpania krajowych środków odwoławczych. Trybunał stwierdza naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji (16 głosów za, 1 przeciw). Trybunał zasądza na rzecz skarżącego 13 000 FRF za szkodę majątkową, 30 000 FRF za szkodę niemajątkową oraz 15 000 FRF za koszty i wydatki, wraz z odsetkami 3,47% rocznie. Trybunał odrzuca pozostałe żądania słusznego zadośćuczynienia.Pełny tekst orzeczenia
CONSEIL
AVRUPA
DEL’EUROPE
KONSEYĐ
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ
Sürek – Türkiye davası (no. 2)
(Ba vuru No. 24122/94)
KARAR
STRAZBURG, 8 Temmuz 1999
______________________________________________________________________________________
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 1999. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.
CONSEIL
AVRUPA
DEL’EUROPE
KONSEYĐ
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ
SÜREK – TÜRKĐYE DAVASI (No. 2)
(Baꢀvuru No. 24122/94)
KARAR
STRAZBURG Temmuz 1999
Đꢀbu karar metni, Mahkemenin seçkin karar ve hükümleri resmi raporlarında nihai ꢀekilde
yayınlanmasından önce Sekreterya revizyonuna tabidir.
TEMMUZ 1999 TARĐHLĐ (2. NOLU) SÜREK KARARI
Sürek – Türkiye (2 Nolu) davasında,
Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına iliꢀkin Sözleꢀmenin
(“Sözleꢀme”) 11. Protokol ile değiꢀik1 27. Maddesi ve Mahkeme Đçtüzüğünün 2
ilgili hükümleri uyarınca;
Sn. L. Wildhaber, Baꢀkan,
Sn. E. Palm,
Sn. A. Pastor Ridruejo,
Sn. G. Bonello,
Sn. J. Makarczyk,
Sn. P. Kuris,
Sn. J.-P. Costa,
Sn. F. Tulkens,
Sn. V. Straznicka,
Sn. M. Fischbach,
Sn. V. Butkevych,
Sn. J. Casadevall,
Sn. H.S. Greve,
Sn. A.B. Baka,
Sn. R. Maruste,
Sn. K. Traja, hakimler
Sn. F. Gölcüklü, ad hoc hakim,
isimli hakimler ile Sekreter Yardımcıları Sn. P.J. Mahoney ve Sn. M. de Boer-
Buquicchio’un katılımıyla toplanmıꢀ olan Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi
Heyeti, Mart ve 16 Haziran 1999 tarihli gizli oturumları sonucunda,
Yukarıda son anılan tarihte benimsenmiꢀ olan aꢀağıdaki karara varmıꢀtır:
USULĐ ĐꢁLEMLER
1. Dava, Sözleꢀme’nin 32. Maddesi’nin 1. fıkrası ve 47. Maddesinde
öngörülen üç aylık süre içinde, 17 Mart 1998 tarihinde Avrupa Đnsan Hakları
Komisyonu (“Komisyon”) tarafından, Sözleꢀme’nin3 eski 19. maddesi uyarınca
kurulu bulunan Mahkememize sunulmuꢀtur. Bir Türk vatandaꢀı olan Sn. Kemal
Tekin tarafından, Sözleꢀme’nin eski 25. Maddesi uyarınca 9 Mart 1994 tarihinde
Türkiye aleyhine Komisyona yapılan bir baꢀvurudan (no.24122/94)
kaynaklanmıꢀtır.
Sekreteryanın Açıklaması: - 2 11 no’lu Protokol ve Mahkeme Đçtüzüğü 1 Kasım 1998 tarihinde yürürlüğe girmiꢀtir. 19. Maddeyi değiꢀtiren 11 No’lu Protokolün yürürlüğe girmesinden itibaren Mahkeme sürekli
bazda faaliyet göstermiꢀtir.
TEMMUZ 1999 TARĐHLĐ (2. NOLU) SÜREK KARARI
Komisyon’un talebi Sözleꢀme’nin eski 44. ve 48 Maddeleri ile Türkiye
tarafından mahkemenin zorunlu yetkinin tanındığı bildirgeye (Eski 46. Madde)
iliꢀkindir. Talebin amacı, dava esaslarının, davalı Devlet tarafından Sözleꢀme’nin
6. Maddesinin 1. Fıkrası ve 10. Maddesi kapsamındaki yükümlülüklerin ihlalini
ortaya koyup koymadığına iliꢀkin bir kararın verilmesidir.
2. Mahkeme’nin Eski A Đçtüzüğünün1 33. Maddesinin 3. fıkrasının, (d) bendi
uyarınca yapılmıꢀ olan soruꢀturmaya cevaben baꢀvuran adli takibata katılmak
istediğini belirtmiꢀ ve kendisini temsil etmek üzere bir avukat tayin etmiꢀtir (Eski
Đçtüzük 30). Daha sonra Yeni Mahkemenin Baꢀkanı Sn. R. Wildhaber tarafından
anılan avukata yazılı prosedürde Türkçe dilini kullanma iznini vermiꢀtir (Eski
Đçtüzük 27, 3. fıkrası). Müteakiben yeni Mahkemenin Baꢀkanı Sn. R. Wildhaber
tarafından anılan avukata sözlü prosedürde Türkçe dilini kullanma iznini vermiꢀtir
(Đçtüzük 36, 5. fıkrası).
3. 11 nolu Protokolün yürürlüğe girmesinden önce meydana gelebilecek usul
hususlarına iliꢀkin iꢀlemleri yürütmek üzere kurulmuꢀ olan (Sözleꢀme’nin 43.
Maddesi ve eski Đçtüzük 21) Dairenin Baꢀkanı Sn. Bernhardt, Sekreter
aracılığıyla hareket ederek Türkiye Cumhuriyeti (“Hükümet”) Temsilcisi,
baꢀvuranın avukatı ve Komisyon Delegesine yazılı prosedürün hazırlanması
talebinde bulunmuꢀtur. Bunun üzerine gönderilen talebe iliꢀkin olarak Sekreter
baꢀvuranın görüꢀlerini 23 Eylül ve Hükümetin görüꢀlerini 22 Kasım 1998
tarihinde almıꢀtır. 8 eylül 1998 tarihinde Hükümet tarafından Sekretere görüꢀlerini
destekleyen ek bilgileri sunmuꢀ ve 22 Kasım 1998 tarihinde baꢀvuran adil tazmin
talebine iliꢀkin ek bilgileri sunmuꢀtur. 26 ꢁubat 1999 tarihinde hükümet,
baꢀvuranın adil tazmin taleplerine iliꢀkin ek görüꢀlerini sunmuꢀtur.
4. 11 Nolu Protokolün 1 Kasım 1998 tarihinde yürürlüğe girmesinden sonra
ve anılan Protokolün 5. maddesinin 5. fıkrası uyarınca Dava Mahkeme Heyetine
sunulmuꢀtur. 22 Ekim 1998 tarihinde Sn. Wildhaber adaletin doğru ꢀekilde tecelli
edilebilmesi için, mevcut dava ile Türkiye aleyhlinde olan diğer on iki dava olan
Karataꢀ – Türkiye (baꢀvuru no. 23168/94); Arslan - Türkiye (no. 23462/94); Polat
- Türkiye (no. 23500/94); Ceylan - Türkiye (no. 23556/94); Okçuoglu - Türkiye
(no. 24146/94); Gerger - Türkiye (no. 24919/94); Erdoğdu ve Ince - Turkiye (no.
25067/94 ve 25068/94); Baꢀkaya ve Okçuoğlu - Türkiye (no. 23536/94 ve
24408/94); Sürek ile Özdemir - Türkiye (no. 23927/94 ve 24277/94); Sürek -
Türkiye No. 2 (no. 24122/94); Sürek - Türkiye no. 3 (no. 24735/94) ve Sürek -
Türkiye no. 4 (no. 24762/94) davalarının birleꢀtirilmesine karar vermiꢀtir. Sekretarya’nın Açıklaması: A Đçtüzüğü, 9 nolu Protokolün yürürlüğe girmesinden önce (1 Ekim
1994) Mahkemeye sunulan davalar ile anılan tarih itibarıyla ilgili Protokole tabi olmayan Devletler
ile ilgili davalar için geçerlidir.
TEMMUZ 1999 TARĐHLĐ (2. NOLU) SÜREK KARARI
5. Heyet Türkiye adına re’sen seçilen Sn. R. Türmen’i (Sözleꢀme’nin 27.
Maddesinin 2. Fıkrası ve mahkeme Đçtüzüğün 24. Maddesinin 4. Fıkrası),
Mahkeme Baꢀkanı Sn. Wildhaber, Mahkeme Baꢀkan Yardımcısı Sn. E. Palm ve
Bölümlerin Baꢀkan Yardımcıları
Sn. J.-P. Costa ve Sn. M. Fischbach
(Sözleꢀme’nin 27. Maddesinin 3. Fıkrası ve Đçtüzük 24’ün 3 ve 5 (a)) Fıkrası)
katılımı ile oluꢀmuꢀtur. Heyet’in tamamlanması için katılan diğer üyeler; Sn. A.
Pastor Ridruejo, Sn. G. Bonello, Sn. J. Makarczyk, Sn. P. Kuris, Sn. F. Tulkens,
Sn. V. Straznicka, Sn. V. Butkevych, Sn. J. Casadevall, Sn. H.S. Greve, Sn. A.B.
Baka, Sn. R. Maruste, ve Sn. S. Botoucharova (Đçtüzüğün 24. Maddesinin 3.
fıkrası ve 100. Maddesinin 4. Fıkrası). Kasım 1998 tarihinde, Đçtüzüğün 28. Maddesinin 4. Fıkrası uyarınca Heyet
tarafından verilen Ogur – Türkiye (Baꢀvuru No. 21594/93) Kararı ile ilgili olarak
davadan çekilen Sn. Türmen’i duruꢀmaya katılmaktan muaf tutmuꢀtur. 16 Aralık tarihinde Hükümet ad hoc hakim olarak Sn. F. Gölcüklü’nün atandığını
Yazı Đꢀleri Müdürlüğü’ne bildirmiꢀtir (29. Maddenin 1. Fıkrası).
Sonrasında, davanın ileri aꢀamalarına katılamayacak olan Sn. Botoucharova’nın
yerine Sn. K. Traja atanmıꢀtır (Đçtüzüğün 24. Maddesinin 5. Fıkrasının (b) bendi).
6. Mahkeme’nin daveti üzerine (Đçtüzük 99) Komisyon, Heyet nezdindeki
takibata katılmak üzere üyelerinden biri olan Sn. D. Svaby’i atamıꢀtır. Komisyon
sonrasında Sekrterya’ya sözlü duruꢀmaya Komisyon’un katılmayacağını
bildirmiꢀtir. 16 ꢁubat 1999 tarihinde Delege, Sekreterya’ya davaya iliꢀkin yazılı
görüꢀünü sunmuꢀtur.
7. Baꢀkanın kararına uygun olarak duruꢀma, 3 Mart 1999 tarihinde Sürek ve
Özdemir – Türkiye davası ile birlikte Strazburg Đnsan Hakları Mahkemesinde
gerçekleꢀtirilmiꢀtir. Mahkeme duruꢀma öncesinde bir hazırlık toplantısı yapmıꢀtır.
Mahkeme huzurunda bulunanlar:
(a) Hükümet adına
Sn. D. Tezcan,
Sn. M. Vzmen,
Sn. B. Galiskan,
Sn. G. Akyüz,
Ajan,
Ajan Yardımcısı,
Sn. A. Günyaktı,
Sn. F. Polat,
Sn. A. Emüler,
Sn. I. Batmaz Keremoglu,
Sn. B. Yıldız,
Sn. Y. Özbek,
Danıꢀmanlar;
TEMMUZ 1999 TARĐHLĐ (2. NOLU) SÜREK KARARI
(b) baꢀvuran adına
Đstanbul Barosu’ndan Sn. H. Kaplan,
Avukat
Mahkeme Sn. Kaplan ve Sn. Tezcan’ın beyanlarını dinlemiꢀtir.
DAVA ESASLARI
I. DAVA KONUSU OLAYLAR
A. Baꢀvuran
8. Baꢀvuran 1957 doğumlu bir Türk vatandaꢀı olup, Đstanbul’da ikamet
etmektedir.
9. Đlgili tarihte, baꢀvuran Đstanbul’da Haberde Yorumda Gerçek isimli haftalık
bir dergiyi yayınlayan, Türk kökenli sınırlı sorumlu bir ꢀirket olan Deniz Basın
Yayın Sanayi ve Ticaret Organizasyon’un baꢀlıca hisse sahiplerinden biridir.
B. Dava Konusu Haber
10. Derginin 26 Nisan 1992 tarihli sayısı, iki eski milletvekili olan Leyla Zana
ve Orhan Doğan, Lord Avebury ve Anglikan Kilisesinin bir üyesinden oluꢀan
heyetin bölgedeki gerginliğin baꢀlangıcında ꢁırnak’ta düzenlenen bir basın
toplantısında verilen bilgilere iliꢀkin bir haber içermektedir.
Haber, ꢁırnak Valisi tarafından delegasyona ꢁırnak Emniyet Müdürünün halka
ateꢀ açılması yönünde talimat verdiğinin bildirildiğini belirten bir makale
içermiꢀtir.
Ayrıca Leyla Zana, Orhan Doğan ve bir Jandarma Komutanı olan Đsmet
Yediyıldız arasında geçen bir diyalogu da sunmuꢀtur.
Haberin ilgili bölümü ꢀu ꢀekildedir:
“Jandarma Alayı Komutanı Đsmet Yediyıldız:
“Sizin kanınız benim susuzluğumu gideremez…”
Đngiliz delegasyonu ile birlikte Diyarbakır Milletvekili Leyla Zana, ꢁırnak
Milletvekili Orhan Doğan ve Bismil Đlçesi Kaymakamı Mehmet Kurdoğlu, güvenlik
kuvvetleri tarafından abluka altına alınmıꢀ olan Tepe köyü sakinleri ile bir süre görüꢀüp,
ölülerinin cenazelerini almaları için izin alındığının söylenmesi üzerine köylüleri ikna
TEMMUZ 1999 TARĐHLĐ (2. NOLU) SÜREK KARARI
etmeyi baꢀardığında, Diyarbakır Emniyet Müdürü Ramazan Er ile Jandarma Alay
Komutanı Đsmet Yediyıldız arasında ilginç bir konuꢀma geçmiꢀtir.
Bir tarafta Leyla Zana ve Orhan Doğan ile Albay Đsmet Yediyıldız arasında geçen
konuꢀma Leyla Zana tarafından aꢀağıdaki ꢀekilde aktarılmıꢀtır:
Albay Yediyıldız: Sizin burada ne iꢀiniz var? Siz buraya gelene kadar burada kimse
yoktu. Buraya gelip iꢀleri yine karıꢀtırdınız.
Leyla Zana: Hayır efendim. Biz gelmeden önce durum oldukça gergindi. Kaymakam
ile birlikte geldik ve buradaki gerginliği yatıꢀtırmaya çalıꢀıyoruz. Đꢀte Kaymakam da
burada.
Albay Yediyıldız: Hayır, bu doğru değil. Helikopter ile geçerken daha önce burada
kimsenin olmadığını gördük. Đnsanlar siz gelince toplandılar.
Orhan Doğan: Hayır, isterseniz Kaymakam’a sorabilirsiniz. (Bu arada Kaymakam
Mehmet Kurdoğlu da azarlanmaktadır.)
Albay Yediyıldız: Bu ölülerin kim olduğunu biliyor musunuz?
Orhan Doğan: Evet, bunlar bizim, hepimizin çocukları.
Albay Yediyıldız: Hayır, bunlar sizin çocuklarınız.
Orhan Doğan: Ama Albay’ım ...
Albay Yediyıldız: Bana albayım deme. Ben sizin albayınız değilim. Sizin kanınız
benim susuzluğumu gideremez. Siz de dürüst olun benim kanım da sizin susuzluğunuzu
gideremez. Sizi ꢀu anda bir sıçan gibi öldürürüm. Ölümünüz bize zevk verir. Kanınız
susuzluğumu gideremez.
Leyla Zana: Sorun bizi öldürmek ile çözümlenecek ise, iꢀte halkımız; hadi onların
yanına gidelim ve siz bizi öldürün ve bu sorun çözülsün.
Albay Yediyıldız: Hayır sizi ꢀimdi öldürmeyeceğim. Sizleri halkın gözünde küçük
düꢀürdükten sonra öldüreceğim.”
C. Baꢀvuran aleyhindeki suçlamalar
11. 29 Mayıs 1992 Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Savcısı, derginin
sahibi olarak baꢀvuranı terörle mücadelede yetkili görevlilerin isimlerinin ifꢀa
edilmesi ve dolayısıyla bu ꢀahısların terör faaliyetlerine hedef olarak gösterme
eylemleri ile suçlamıꢀtır. Suçlamalar, Türk Ceza kanununun 1991 Tarihli Terörle
Mücadele Kanununun (“1991 tarihli Kanun”: bakınız aꢀağıdaki 16. paragraf) 6.
Maddesi kapsamında yapılmıꢀtır.
12. Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi huzurundaki yargılamada baꢀvuran
suçlamaları reddetmiꢀ ve savunmasında aꢀağıdaki hususları dile getirmiꢀtir.
TEMMUZ 1999 TARĐHLĐ (2. NOLU) SÜREK KARARI
Haber, 1992 Nevruz kutlamalarında meydana gelen olayların halka bildirilmesi
amacına yönelik olarak yayınlanmıꢀtır. Güneydoğu Türkiye’ye yapılan ziyarette
eski milletvekilleri Leyla Zana ve Orhan Doğan tarafından ortaklaꢀa yapılan basın
bildirisine dayalıdır. 1991 Tarihli Kanunun 6. Maddesinin terörle mücadele
konusunda yetkili ꢀahısların kimliğinin ifꢀa edilmesine ve neꢀrine iliꢀkin kesin
yasaklar getirirken, yetkililerin yetkilerini suiistimal etmesi, kanunları
çiğnemesini ve vatandaꢀları suimuameleye tabi tutulmasına olanak sağlamaktadır.
Yetkililerin eylemlerine iliꢀkin bilgiler de dahil olmak üzere, bilgi alma ve verme
hakkı bir demokratik toplulukta temel bir haktır. 1991 tarihli Kanunun 6. Maddesi
sadece Anayasayı değil, aynı zamanda Sözleꢀme’nin 10. Maddesini de ihlal
etmektedir.
D. Baꢀvuranın mahkumiyeti
13. 2 Eylül 1993 tarihli Kararında Devlet Güvenlik Mahkemesi baꢀvuranı, Tarihli Kanunun 6. Maddesi uyarınca suçlu bulmuꢀ ve 54,000,000 Türk
Lirası para cezasına çarptırmıꢀtır. Haberin, ꢁırnak Valisi tarafından ziyarette
bulunan delegasyona, ꢁırnak Emniyet Müdürü tarafından halka ateꢀ açılması
yönünde bir talimat verildiğine iliꢀkin bilgi verildiği ꢀeklinde bir iddiayı içerdiğini
dikkate almıꢀtır. Ayrıca, bir jandarma komutanı tarafından Leyla Zana’nın
yanında Orhan Doğan’a “Ölümünüz bize zevk verecektir. Kanınız susuzluğumu
gideremez” dendiğini bildirmektedir. Bu yetkililerin kimliğinin ifꢀa edilmesi ile,
yayının kendilerini terör saldırılarına hedef gösterdiğini belirtmiꢀtir.
E. Baꢀvuranın mahkumiyeti temyiz etmesi ve müteakip takibat
14. Baꢀvuran, Devlet Güvenlik Mahkemesi nezdindeki savunmasını
tekrarlayarak, temyizde bulunmuꢀtur. Ayrıca, söz konusu basın bildirgesinin
baꢀka gazete ve dergilerde bildirildiğini ve suç konusu haberin bunlara herhangi
bir ekleme yapmadığını da öne sürmüꢀtür.
15. 10 Aralık 1993 tarihinde Yargıtay tarafından temyiz baꢀvurusu
reddedilmiꢀtir. Baꢀvuranın savunmasının reddedilmesine iliꢀkin Devlet Güvenlik
Mahkemesi delil tespiti ve uygulanan mantığın yerinde olduğunu onamıꢀtır.
TEMMUZ 1999 TARĐHLĐ (2. NOLU) SÜREK KARARI
II. ĐLGĐLĐ ĐÇ HUKUK
A. Ceza Kanunu
Terörle Mücadele Kanunu (12 Nisan 1991 Tarih ve 3173 Sayılı Kanun)1
24. 1991 Tarihli Terörle Mücadele Kanunun Đlgili Hükümleri ꢀu ꢀekildedir:
6. Madde
“Đsim ve kimlik belirterek veya belirtmeyerek kime yönelik olduğunun anlaꢀılmasını
sağlayacak surette kiꢀilere karꢀı terör örgütleri tarafından
suç iꢀleneceğini veya terörle mücadelede görev almıꢀ kamu görevlilerinin
hüviyetlerini açıklayanlar veya yayınlayanlar veya bu yolla kiꢀileri hedef gösterenler beꢀ
milyon liradan on milyon liraya kadar ağır para cezası ile cezalandırılır.
Terör örgütlerinin bildiri veya açıklamalarını basanlara veya yayınlayanlara beꢀ milyon
liradan on milyon liraya kadar ağır para cezası verilir.
…
Yukarıdaki fıkralarda belirtilen fiillerin 5680 sayılı Basın Kanununun 3 üncü maddesindeki
mevkuteler vasıtası ile iꢀlenmesi halinde, ayrıca sahiplerine de; mevkute bir aydan az süreli
ise bir önceki ay ortalama fiili satıꢀ miktarının, aylık veya bir aydan fazla süreli ise bir
önceki fiili satıꢀ miktarının,mevkute niteliğinde bulunmayan basılı eserler ile yeni yayına
giren mevkuteler hakkında ise, en yüksek tirajlı günlük mevkutenin bir önceki ay ortalama
satıꢀ tutarının2 yüzde doksanı kadar ağır para cezası verilir. Ancak, bu ceza elli milyon
liradan az olamaz. Bu mevkutelerin sorumlu müdürlerine, sahiplerine verilecek cezanın
yarısı uygulanır.”
B. Devlet Güvenlik Mahkemeleri
17. Devlet güvenlik Mahkemesinin kuruluꢀ ve yargılama hakkındaki kanunun
ilgili hükümleri, mevcut karar ile aynı tarihte yayınlanan 1. Nolu Sürek – Türkiye
Kararının 32-33. paragraflarında belirtilmiꢀtir. Terörizm faaliyetlerinin engellenmesi amacıyla yürürlüğe girmiꢀ olan bu kanun, Ceza
Kanununda “terörizm fiilleri” veya “terörizm amacıyla iꢀlenen fiiller” (3. ve 4. maddeler) olarak
tanımlanan ve anılan kanuna tabi olan çeꢀitli suçlara iliꢀkindir. Đtalik olarak yazılmıꢀ olan bölüm, 31 Mart 992 tarihinde Anayasa Mahkemesi tarafından iptal
edilmiꢀ ve 27 Temmuz 1993 tarihinde yürürlükten kaldırılmıꢀtır.
TEMMUZ 1999 TARĐHLĐ (2. NOLU) SÜREK KARARI
KOMĐSYON HUZURUNDA YAPILAN TAKĐBAT
18. Sn. Kamil Sürek Komisyona 9 Mart 1994 tarihinde baꢀvurmuꢀtur.
Mahkumiyetinin ve almıꢀ olduğu cezanın Sözleꢀmenin 10. Maddesi kapsamında
teminat altına alınan ifade özgürlüğüne iliꢀkin meꢀru olmayan bir müdahale teꢀkil
ettiğini ve Sözleꢀme’nin 6. Maddesinin 1. Fıkrasına aykırı olarak davasına
bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından bakılmadığı yönünde ꢀikayetleri
olmuꢀtur. Ayrıca, kendisi aleyhinde yapılan ceza mahkemesinin makul bir sure
içinde sonuçlandırılmadığı ve bu nedenle 6. Maddenin 1. Fıkrasının ihlal
edildiğini öne sürmüꢀtür.
19. Komisyon, baꢀvuran tarafından iddia edilen ceza mahkemesinin süresine
iliꢀkin ꢀikayet hariç olmak üzere, baꢀvurunun (no. 26682/95) kabul edildiğini 2
Eylül 1996 tarihinde beyan etmiꢀtir. 13 Ocak 1998 tarihli raporunda Komisyon,
Sözleꢀmenin 10. Maddesinin ihlal edilmediğini (23’e karꢀı 9 oy) ancak 6.
Maddenin 1. fıkrasının ihlal edildiğine (31’e karꢀı 1 oy) iliꢀkin görüꢀ belirtmiꢀtir.
Komisyonun görüꢀü ile birlikte rapor içinde bulunun üç ayrı görüꢀün tam metni
bu kararın ekinde sunulmuꢀtur1.
MAHKEMEYE YAPILAN NĐHAĐ SUNUMLAR
20. Baꢀvuran, Mahkeme’den muhatap Devletin Sözleꢀmenin 6. Maddesinin 1.
Fıkrası ve 10. Maddesi kapsamındaki yükümlülüklerini ihlal ettiğinin tespit
edilmesini ve kendisine adil tazminat verilmesini talep etmiꢀtir.
Hükümet kendi adına Mahkeme’den baꢀvuranın ꢀikayetlerini reddetmesini
istemiꢀtir.
HUKUK AÇISINDAN
I. SÖZLEꢁMENĐN 10. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI
21. Baꢀvuran Sözleꢀme’nin 10. maddesi ile güvence altına alınmıꢀ olan ifade
özgürlüğüne haklı sebep olmaksızın merciler tarafından müdahale edildiğini iddia
etmiꢀtir. Đlgili madde ꢀu ꢀekildedir:
“1. Herkes ifade özgürlüğüne sahiptir. Bu hak, kanaat özgürlüğünü, kamu otoritelerinin
müdahalesi ve ülke sınırları söz konusu olmaksızın haber veya fikir alma ve verme Sekretarya’nın Açıklaması Uygulama nedenlerinden dolayı bu ek, sadece kararın baskılı
sürümünde verilecek olup (Mahkeme’nin seçkin karar ve hükümlerine iliꢀkin resmi raporlar),
ancak Komisyon Raporunun bir sureti Sekreterya’dan temin edilebilecektir.
TEMMUZ 1999 TARĐHLĐ (2. NOLU) SÜREK KARARI
özgürlüğünü de içerir. Bu madde, devletlerin televizyon ve sinema iꢀletmelerini bir izin
rejimine bağlı tutmalarına engel değildir.
2. Kullanılması görev ve sorumluluk yükleyen bu özgürlükler, demokratik bir toplumda,
zorunlu tedbirler niteliğinde olarak,ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün veya kamu
güvenliğinin korunması, asayiꢀsizliğin veya suç iꢀlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya
ahlakın, baꢀkalarının ün ve haklarının korunması, gizli kalması gereken haberlerin
yayılmasına engel olunması veya yargı gücünün otorite ve tarafsızlığının sağlanması
için kanunla öngörülen bazı formalitelere ꢀartlara,sınırlamalara ve yaptırımlara
bağlanabilir.”
22. Hükümet, baꢀvuranın ifade özgürlüklerine yapılan müdahalenin 10.
Maddenin ikinci paragrafı hükümleri uyarınca haklı sebebe dayandırıldığını
savunmuꢀtur. Komisyon Hükümet’in bu husustaki görüꢀüne katılmaktadır.
A. Müdahalenin Mevcudiyeti
23. Mahkeme, baꢀvuranın 1991 Tarihli Terörle Mücadele Yasası’nın (“1991
Tarihli Yasa”) 6. maddesi uyarınca suçlu bulunup, hüküm giymiꢀ olması
nedeniyle, baꢀvuranın ifade özgürlüğü hakkına bir müdahalenin yapılmıꢀ
olduğunun açık olduğunu ve bu konuda bir itirazın sunulmadığını kaydetmiꢀtir.
B. Müdahalenin Haklı Sebebe Dayanması
24. Müdahaleler, “kanunlar tarafından öngörüldüğü üzere”, 10. Maddenin 2.
fıkrasında belirtilen haklı sebeplerden bir veya birkaçına dayandığı ve anılan
hedef veya hedeflerin elde edilmesi için bir demokratik toplumda gerekli olanların
haricinde, Madde 10 ihlallerini teꢀkil etmektedir. Mahkeme bu ölçütleri sırasıyla
inceleyecektir.
1. “Kanunlar Tarafından Öngörülme”
25. Müdahalenin, 1991 Tarihli Yasanın 6. Maddesi uyarınca yasal bir
dayanağı olduğu ve dolayısıyla Sözleꢀme’nin 10. Maddesinin 2. Fıkrası uyarınca
“kanunlar tarafından öngörüldüğü” aleyhinde bir itiraz yapılmamıꢀtır. Mahkeme
de bunun aksine bir sonuca varılması için herhangi bir neden görmemektedir.
2. Meꢀru amaç
26. Baꢀvuran müdahalenin, Sözleꢀme’nin 10. Maddesinin ikinci paragrafı
kapsamında meꢀru bir amaca dayandığı konusunda bir itiraz da bulunmamıꢀtır.
27. Hükümet, uygulanan önlemlerin milli güvenlik ve toprak bütünlüğü adına
uygulandığını belirtmiꢀtir.
28. Komisyon, bazı yetkililerin kimliklerinin ifꢀa edilmesi gerekçesi ile
baꢀvuranın mahkumiyetinin ve hapis cezasına çarptırılmasının, diğerlerinin
haklarının korunması amacıyla meꢀru hakların korunmasına yönelik olduğu
görüꢀündedir. Komisyon, milli güvenlik ve kamu emniyetinin korunması gibi
diğer amaçların konu ile ilgili olup olmadığı konusunda görüꢀ belirtmemiꢀtir.
TEMMUZ 1999 TARĐHLĐ (2. NOLU) SÜREK KARARI
29. Mahkeme, Güneydoğu Türkiye’deki güvenlik durumunun hassasiyetini
(Bkz. 25 Kasım 1997 tarihli Zana – Türkiye Kararı, 1997-VII Raporları, s. 2539,
10. Madde) ve terör ile mücadele konusunda görevli kamu görevlilerinin, terör
saldırılarına hedef olmaktan korunması için belli önlemleri alma zorunluluğunu da
dikkate alarak, itiraz konusu olan önlemlerin, Sözleꢀme’nin 10. Maddesi
kapsamında meꢀru amaçlar olan toprak bütünlüğü ve baꢀkalarının haklarının
korunması adına uygulanmıꢀ olduğunun kabul edilebileceği görüꢀündedir.
3. “Bir Demokratik Toplum için Zaruret”
(a) Mahkeme huzurunda bulunanların iddiaları
(i) Baꢀvuran
30. Baꢀvuran, içeriği konusunda herhangi bir yazı iꢀleri müdürlüğü
sorumluluğa sahip olmaksızın, derginin sahibi olmasına rağmen, söz konusu
yetkililerin isimlerinin ifꢀa edilmesi nedeniyle 1991 Tarihli Kanunun 6. Maddesi
uyarınca cezalandırılmasından ꢀikayetçi olmuꢀtur. Söz konusu verilerin, 1992
yılında ꢁırnak’taki bir gerginliğin baꢀlangıcında kamu ꢀahsiyetleri delegasyonları
tarafından düzenlenen basın konferansında verilen bilgilerin tarafsız olarak
iletilmesini hedefleyen tarafsız bir haber raporunun bir bölümünü teꢀkil ettiğini
savunmuꢀtur. Yayın PKK’yı yüceltmemiꢀtir. Ayrıca ne derginin ne de baꢀvuru
sahibinin örgüt ile bir iliꢀkisi bulunmamaktadır. Son olarak, söz konusu basın
bildirisinin baꢀka gazetelerde de yayınlandığını ve suçlama konusu haber
makalelerinin bunlara herhangi bir ilave yapmadığını vurgulamıꢀtır.
(ii) Hükümet
31. Hükümet, baꢀvuran tarafından yayınlanan haberin, terörle mücadeleye
katılan belli yetkililerin kimliğinin ifꢀa edilmesi suretiyle dayanağı olmayan
çağrıꢀımlar yaparak, anılanların hayatlarının terör saldırıları tehlikesine atıldığını
savunmuꢀtur.
Baꢀvuran derginin sahibi olarak, örtülü ꢀekilde ancak yine de bariz olarak bir
terör örgütünü haklı çıkarmaya çalıꢀan bir haberin yayınlanması ile bölücü
propaganda yapılmasına katılarak, toprak bütünlüğü, milli birlik ve güvenlik ile
suç ve asayiꢀsizliğin önlenmesini gibi ulusal topluluğun temel çıkarlarını tehdit
etmiꢀtir. Hükümet görüꢀlerinde bölücü propagandanın ister istemez ꢀiddeti teꢀvik
ettiğini ve Türk halkı içindeki çeꢀitli gruplar arasında düꢀmanlığı provoke ettiğini
ve dolayısıyla insan hakları ve demokrasiyi tehlikeye attığı belirtilmiꢀtir.
TEMMUZ 1999 TARĐHLĐ (2. NOLU) SÜREK KARARI
Hükümet’in kanaatine göre, baꢀvuran aleyhinde alınan önlemlerin Devletin
temel çıkarlarını tehlikeye atan eylemlere iliꢀkin yetkililerin değerlendirme marjı
dahilindedir ve mevcut davada bu önlemlerin alınmasının 10. Maddenin 2.
paragrafı kapsamında doğrulanmaktadır.
(iii)Komisyon
32. Komisyon, güneydoğu Türkiye’deki genel gerginlik ve meydana gelen
terör ve ꢀiddet seviyesini dikkate alarak, bu bölgede terörist gruplarına karꢀı
Devlet mücadelesinde görev yapan yetkililerin sıklıkla ciddi tehlikelere maruz
kaldığı ve bu nedenle de yüksek derecede korumanın gerekli olduğunu
düꢀünmektedir. Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin tespitlerine göre, ilgili
yetkililerin kimliklerinin ifꢀa edilmesi bu yetkilileri terör saldırılarının hedefi
haline getirmiꢀtir. Komisyon, kendi baꢀına kamu yararına bilgiler içerebilecek
olan söz konusu haber makalelerinin ilgili iki yetkilinin kimlikleri ifꢀa
edilmeksizin de yayınlanabileceği kanaatindedir. Dava konusu durumlarda 10.
Maddenin ihlal edilmediği sonucuna varmıꢀtır.
(b) Mahkeme’nin değerlendirmesi
33. Mahkeme, örneğin Zana – Türkiye kararı (yukarıda belirtilmiꢀtir, s. 2547-
48, 51. madde) ve 21 Ocak 1999 tarihli Fressoz ve Roire – Fransa Kararında
(1999-… Raporları, s. …, 45. Madde) olduğu üzere, kararlarının dayandığı temel
ilkeleri vurgulamaktadır.
(i) Đfade özgürlüğü demokratik bir toplumun zorunlu temellerinden birini ve
toplumun ilerlemesi ve her bireyin öz-güveni için gerekli temel ꢀartlardan birini
teꢀkil etmektedir. 10. Maddenin 2. paragrafı uyarınca, bu kabul gören veya
zararsız veya kayıtsızlık içeren “bilgiler” veya “fikirler” için değil, aynı zamanda
kırıcı, ꢀok edici veya rahatsız edici olanlar için de geçerlidir. Bunlar, bir
“demokratik toplumun” olmazsa olmaz çokseslilik, tolerans ve hoꢀgörünün
gerekleridir. 10. Maddede belirtilen ꢀekilde bu özgürlük, ancak harfiyen uyulması
gereken ve ikna edici bir ꢀekilde tespit edilmesi gereken bazı istisnalara tabidir.
(ii) 10. Maddenin 2. Fıkrasında belirtilen anlamda “zaruri” sıfatı “acil bir
sosyal ihtiyaç” anlamındadır. Akit Devletler anılan ihtiyacın mevcut olup
olmadığının değerlendirilmesi konusunda belli bir marja sahiptir. Ancak bağımsız
bir mahkeme tarafından verilenler de dahil olmak üzere, tabi olduğu yasama ve
kararları kapsayacak ꢀekilde Avrupa denetimi ile iç içe olmalıdır. Mahkeme bu
sebeple, bir “sınırlamanın” Sözleꢀme’nin 10. Maddesinin güvencesinde olan
ifade özgürlüğü ile bağdaꢀıp bağdaꢀmadığı konusunda nihai kararı verme yetkisini
haizdir.
TEMMUZ 1999 TARĐHLĐ (2. NOLU) SÜREK KARARI
(iii) Denetim yetkisinin uygulanmasında Mahkeme müdahaleyi, suçlanan
ifadeler ve bunların ifade edildiği bağlam da dahil olmak üzere, davayı bir bütün
olarak ele alarak incelemelidir. Đlk olarak müdahalenin “meꢀru amaçlar ile
orantılı” ve ulusal otoriteler tarafından anılan müdahalenin meꢀru gösterilmesi
için belirtilen gerekçelerin “ilgili ve yeterli” olup olmadığı tespit edilmelidir.
Bunu yaparken de Mahkeme, ulusal otoritelerin Madde 10 kapsamında bulunan
ilkelere uygun standartları uyguladığı ve ilgili bulguların kabul edilebilir bir
değerlendirmesine dayalı oldukları konusunda olumlu kanaata varmalıdır.
34. Mahkeme ayrıca, kamu yararına olan hususlarda siyasi konuꢀmalar veya
tartıꢀmalara iliꢀkin sınırlamalar Sözleꢀme’nin 10. Maddesinin 2. fıkrasında çok
küçük bir kapsamın olduğunu hatırlatmaktadır (bkz. 25 Kasım 1996 tarihli
Wingrove – Birleꢀik Kraliyet davası, 1996 Raporları-V, s. 1957, 58. Madde).
Ayrıca, Hükümetin sahip olduğu egemen konum, özellikle haksız saldırılar ve
düꢀmanlarının eleꢀtirilerine cevap verilmesine iliꢀkin baꢀka araçların bulunduğu
durumlarda, cezai iꢀlemlere baꢀvurulması konusunda bir sınırlamanın
uygulanmasını zorunlu kılmaktadır. Bununla birlikte,
garantörleri sıfatıyla hareketle, ceza kanunu niteliğinde olanlar da dahil olmak
üzere, doğru tepkiyi verecek ve anılan ifadeler aꢀılmadan önlemlerin
kamu düzeninin
benimsenmesi Devlet otoritelerinin yetkisine açıktır (bkz. 9 Haziran 1998 tarihli
Đncal – Türkiye kararı, 1998-IV Raporları, s. 1567, 54. Madde). Son olarak, anılan
sözler bir birey veya bir kamu görevlisi veya bir nüfusun bir kesimine karꢀı bir
ꢀiddeti teꢀvik ettiği durumlarda Devlet otoriteleri, ifade özgürlüğüne iliꢀkin
müdahale gereğinin incelenmesinde daha geniꢀ bir marja sahiptir.
35. Baꢀvuranın, sahibi olduğu dergi vasıtasıyla belli kamu görevlilerinin
kimliğini ifꢀa etmek suçundan mahkum edilmiꢀ olması nedeniyle, söz konusu
müdahaleler ayrıca basının, bir siyasi demokrasinin düzgün ꢀekilde iꢀlemesinin
sağlanmasına iliꢀkin temel görevi bağlamında da dikkate alınmalıdır (birçok diğer
otoritenin yanı sıra bkz., 8 Temmuz 1986 tarihli Lingens - Avusturya kararı, A
Serisi, No. 103. s. 26, Madde 41; ve yukarıda anılan Fressoz ve Roite kararı, s. …,
Madde 45). Basının ꢀiddet tehdidi karꢀısında milli güvenlik veya ülke
bütünlüğünün korunması veya asayiꢀsizlik veya suçun engellenmesi için konmuꢀ
olan sınırlamaları aꢀmaması gerekmesine rağmen, bölücü olanlar da dahil olmak
üzere, bilgi sağlaması ve siyasi hususlarda bilgi vermesi bir zorunluluktur.
Basının, anılan bilgileri ve fikirleri bildirme zorunluluğunun yanı sıra, halkın da
bunları almaya hakkı vardır. Basın özgürlüğü, kamuoyuna siyasi liderlerin fikir ve
tutumlarının keꢀfedilmesi ve bunlara iliꢀkin bir kanaat oluꢀturulması için en iyi
araçlardan birini sağlamaktadır (bkz. yukarıda anılan Lingens kararı, s. 26, Madde
41-42).
36. Mahkeme, baꢀvuranın mahkumiyeti ve cezasının dergisi tarafından, yanlıꢀ
davranıꢀlarda bulunduğu izlenimini veren bazı yetkililerin kimliğini ifꢀa eden bir
TEMMUZ 1999 TARĐHLĐ (2. NOLU) SÜREK KARARI
haber makalesi yayınlanmıꢀ olduğu gerekçesiyle uygulanmıꢀ olduğuna dikkat
etmektedir. Dergi ile sadece ticari açıdan bağlı olduğu ve yazı iꢀleri müdürlüğü
sorumluluğu taꢀımadığı gerekçesi ile haber makalelerinin içeriğine iliꢀkin her
türlü cezai sorumluluktan muaf tutulması gerektiği yönünde baꢀvuran tarafından
ileri sürülen iddiayı reddetmektedir. Baꢀvuran mal sahibi olup, bu konumu
itibarıyla derginin yazı iꢀleri yönetimini ꢀekillendirme hakkına sahiptir. Bu
nedenle, halk için bilgi toplanması ve dağıtılması konusunda derginin yazı iꢀleri
ve muhabir personelinin görev ve sorumlulukları açısından vekaleten sorumlu
olup, bu da çatıꢀma ve gerginlik durumlarında daha büyük önem taꢀımaktadır.
37. Baꢀvuranın mahkumiyet ve cezası ilk olarak yayınında, ꢁırnak Valisi’nin
ꢁırnak Emniyet Müdürü tarafından halka karꢀı ateꢀ açma emrinin verilmiꢀ
olduğunu teyit ettiği yönünde bir haber vermiꢀ olduğu ile ilgilidir. Đkinci olarak,
eski bir milletvekili olan Leyla Zana’nın, adı verilen bir Jandarma Komutanının
yine eski bir milletvekili olan Orhan Doğan’a “sizin ölümünüz bize mutluluk
verecektir. Sizin kanınız benim susuzluğumu gideremez” dediğini (bkz.
yukarıdaki Paragraf 10) belirtmektedir.
Dolayısıyla, ifadelerde kullanılan kelime açık ꢀekilde söz konusu polis ve
jandarma yetkilisinin ciddi bir yanlıꢀ davranıꢀ içinde bulunduğunu ima
etmektedir. Đfadelerin ilgili görevli veya yetkililere karꢀı ꢀiddeti teꢀvik edecek
ꢀekilde belirtildiği söylenemese de, yetkililerin güçlü bir kamu saygısızlığına
maruz bırakabilecek düzeydedir. Ayrıca, haber makalesi, 1985’ten bu yana çok
ciddi can kayıpları ve bölgenin büyük bir kısmında olağanüstü hal ilan edilmesine
sebebiyet verecek ꢀekilde güvenlik kuvvetleri ile PKK kuvvetleri arasında ciddi
çatıꢀmaların devam etmekte olduğu Güneydoğu Türkiye’deki güvenlik durumu
bağlamında yayınlanmıꢀ olması da dikkate alınmalıdır (bkz. yukarıda anılan Zana
kararı, s. 2539, Madde 10).
38. Yukarıdaki hususlar dikkate alındığında Mahkeme,
baꢀvurana
uygulanmıꢀ olan mahkumiyet ve cezanın 10. Maddenin 2. fıkrası kapsamındaki
zorunluluk ile ilgili nedenlerle desteklenmiꢀ olduğundan ꢀüphe etmek için
herhangi bir neden görmemektedir.
39. Dayanak teꢀkil eden nedenlerin yeterli olup olmadığına iliꢀkin husus ile
ilgili olarak Mahkeme, söz konusu müdahalenin gerginliğin meydana gelmiꢀ
olduğu bir bölgeye bazı siyasetçiler tarafından yapılmıꢀ olan ziyarete iliꢀkin
olarak anılan siyasetçiler tarafından basın toplantısında bildirilen ifadelerin
gazeteciler tarafından rapor edilmesine iliꢀkin olduğunu belirtmektedir (bkz. 23
Eylül 1994 tarihli Jersild – Danimarka Kararı, A Serisi, no. 298, s. 23, Paragraf
31). Söz konusu haber makalesi basit bir polis görevlisi ve bir jandarma subayı
tarafından belli durumlar konusunda emredildiği veya teyit edildiği bildirilen
ifadeleri yansıtmaktadır. Bu iddiaların doğru olduğu varsayılırsa, söz konusu
yanlıꢀ davranıꢀın ciddiyeti karꢀısında kamunun sadece hareketi değil, aynı
zamanda yetkililerin kimliklerini öğrenme konusunda meꢀru bir hakkı
bulunmaktadır. Ancak, ilgili Türk kanunları kapsamında (bkz. 23 Nisan 1992
tarihli Castells – Đspanya Kararı, A Serisi, No. 236, s. 24, paragraflar 47-48)
gerçek ve kamu yararının savunulması mümkün değildir.
40. Ayrıca, haber makalesine dayanak teꢀkil eden basın açıklamasının baꢀka
gazetelerde yayınlanmıꢀ olduğu ve söz konusu haber kapsamının herhangi bir
TEMMUZ 1999 TARĐHLĐ (2. NOLU) SÜREK KARARI
ekleme yapmadığı konusunda herhangi bir ihtilaf mevcut değildir. Ayrıca diğer
gazetelerin anılan açıklamadan kaynaklanan yayından dolayı cezalandırılmıꢀ
olduğu da belirtilmemiꢀtir (bkz. 22 Mayıs 1990 tarihli Weber – Đsviçre Kararı, A
Serisi, No. 177, s. 23, paragraf 51). Mevcut davadaki haber makalesinin
yayınlandığı tarihte bazı yanlıꢀ davranıꢀlarda bulunan polis ve jandarma
görevlilerini ifꢀa eden söz konusu bilgi zaten halka açıklanmıꢀtır. Dolayısıyla,
ilgili yetkililerin kimliklerinin korunmasına iliꢀkin amaç, önemli ölçüde ortadan
kalkmıꢀ ve sınırlamanın engellemeyi amaçladığı zarar vuku bulmuꢀ durumdadır
(bkz. 26 Kasım 1991 tarihli Observer and Guardian ve Sunday Times (No. 2)
Kararları, sırasıyla A Serisi, No. 216, ss. 34-35, paragraflar 69-71; ve A Serisi,
No. 217, ss. 30-31, paragraflar 54-56).
41. Son olarak Mahkeme, mahkumiyet ve cezanın, basının kamu yararına
olan hususlarda açık tartıꢀmaya olan katkısını yıldırabilecek nitelikte olduğu
görüꢀündedir.
42. Yukarıdaki hususlar ıꢀığında Mahkeme, Hükümet’in söz konusu
yetkilileri terörist saldırılarından koruma amacının, baꢀvuranın Sözleꢀme’nin 10.
maddesi kapsamındaki ifade özgürlüğü hakkına uygulanan sınırlamaların haklı
çıkarılması için yeterli olmadığı kanaatindedir. Basın özgürlüğünün korunması ile
söz konusu kamu görevlilerinin kimliklerinin korunması arasında adil bir denge
olmadığında, ꢀikayet konusu müdahale ilgili meꢀru amaçlar ile orantısızdır. Bu
nedenle mevcut davada Sözleꢀme’nin 10. maddesi ihlal edilmiꢀtir.
II. SÖZLEꢁMENĐN 6. MADDESĐNĐN 1. FIKRASININ ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ
ĐDDĐASI
A. Hükümetin ön itirazı
43. Hükümet tarafından Mahkemeye sunulan mütalaada, baꢀvuranın davasına
bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından bakılmadığı ꢀeklindeki ꢀikayetin iç
mahkemelere sunulmadığı gerekçesiyle, Sözleꢀme’nin 35. maddesinde öngörülen
iç hukuk yollarının tüketilmediği öne sürülmüꢀtür.
TEMMUZ 1999 TARĐHLĐ (2. NOLU) SÜREK KARARI
44. Mahkeme ilke olarak ön itirazları, en azından özü itibarıyla ve yeterli
açıklıkta olacak ꢀekilde söz konusu Devlet tarafından ilk kabul edilebilirlik
aꢀamasında öne sürüldüğü ölçüde dikkate aldığını yinelemektedir (bkz. 23 Eylül tarihli Aytekin – Türkiye Kararı, 1998-VII Karar ve Hükümler Raporu, s. ,
Paragraf 77). Ancak, Hükümet’in Komisyon’a sunmuꢀ olduğu mütalaada iç hukuk
yollarının tüketilmemiꢀ olduğu gerekçesiyle yukarıda belirtilen ꢀikayetin kabul
edilebilirliğine iliꢀkin bir itirazda bulunduğu görülmemektedir. Bu nedenle ön
itirazlarının sunulmasına iliꢀkin bir estoppel mevcuttur.
B. Baꢀvuranın ꢀikayetinin esasları
45. Baꢀvuran, kendisini yargılayıp mahkum eden Devlet Güvenlik
Mahkemesinde bir askeri hakimin bulunmuꢀ olması nedeniyle Sözleꢀmenin 6.
Maddesinin 1. Fıkrası uyarınca adil yargılama hakkının ihlal edildiğinden
ꢀikayetçi olmuꢀtur. 6. Maddenin 1. Fıkrası ꢀu ꢀekildedir:
“Herkes, … kendisine yöneltilen herhangi bir suçlamanın karara bağlanması konusunda,
kanunla kurulmuꢀ bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının … adil … olarak
görülmesini istemek hakkına sahiptir.”
46. Hükümet bu iddiaya itiraz etmiꢀ, ancak iddia Komisyon tarafından kabul
edilmiꢀtir.
47. Baꢀvuran dilekçesinde, Đstanbul Devlet güvenlik Mahkemesi gibi Devlet
Güvenlik Mahkemelerine atanan askeri hakimlerin, Cumhurbaꢀkanının onayına
tabi olmak üzere Milli Savunma Bakanı ve Baꢀbakanın ortak kararı ile atanmıꢀ
olduklarından yürütmeye bağlı olduklarını belirtmiꢀtir. Mesleki sicilleri ve
terfileri ile birlikte memuriyetlerine iliꢀkin teminatın amirinin ve dolayısıyla
ordunun kontrolü altında olduğunu belirtmiꢀtir. Askeri hakimleri amirine ve
orduya karꢀı bağlayan bağlar, askeri hakimlerin mahkemedeki iꢀlevlerini bağımsız
ve tarafsız olarak yerine getirmesini engellediğini öne sürmüꢀtür. Baꢀvuran ayrıca,
amirlerinin görüꢀleri ile ters bir görüꢀü benimsemelerinin imkansız olduğu
gerekçesi ile askeri hakimlerin ve dolayısıyla görev yaptıkları mahkemelerin
bağımsızlık ve tarafsızlığından ödün verildiğini vurgulamıꢀtır
Baꢀvuran, bu hususların Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesinin bağımsızlık
ve tarafsızlığını engellediğini ve kendisinin 6. Maddenin 1. Fıkrasına aykırı olarak
adil yargılama hakkından mahrum bırakıldığını belirtmiꢀtir.
48. Hükümet, Devlet Güvenlik Mahkemelerine askeri hakimlerin katılımına
iliꢀkin kuralları ve anılan mahkemelerin 6. Maddenin 1. fıkrası anlamında
bağımsızlık ve tarafsızlık gereklerine tam uygunluğunun sağlanması için adli
iꢀlevlerin yerine getirilmesinde hak sahibi oldukları teminatları sunmuꢀtur.
TEMMUZ 1999 TARĐHLĐ (2. NOLU) SÜREK KARARI
Hükümet, askeri hakimlerin amirlerine karꢀı sorumlu oldukları yönündeki baꢀvuru
sahiplerinin iddialarına itiraz etmiꢀtir. Đlk olarak, resmi bir görevlinin bir askeri
hakimin adli iꢀlevlerini yerine getiriꢀ ꢀeklini etkilemeye çalıꢀmasının Askeri
Kanunun 112. maddesi uyarınca bir suç teꢀkil ettiğini belirtmiꢀtir (bkz. yukarıdaki
17. paragraf). Đkinci olarak, sicil raporları sadece askeri hakimlerin adli olmayan
görevlerinin yürütülmesine iliꢀkin olduğunu belirtmiꢀtir. Askeri hakimler sicil
raporlarına eriꢀim hakkına sahip olup, bunların içeriği konusunda Yüksek Askeri
Đdari Mahkeme’de dava açma hakkı verilmiꢀtir. Adli kapasitede hareket ederken,
bir askeri hakimin tam olarak bir sivil hakim ꢀeklinde değerlendirildiğini
savunmuꢀtur.
49. Ayrıca Hükümet, mahkemede askeri hakimlerin bulunması nedeniyle
baꢀvuru sahiplerinin yargılamasının adil olma özelliğinin önyargıya tabi
olmadığını öne sürmüꢀtür. Askeri hakimin hiyerarꢀik yetkilileri ve anılan
hakimleri mahkemeye atayan kamu yetkililerinin takibat veya davanın sonucuna
iliꢀkin herhangi bir etkiye sahip olmadığını iddia etmiꢀlerdir. Ayrıca, baꢀvuru
sahiplerinin ilk mahkumiyeti, temyiz üzerine davanın görüꢀülmesinden sonra
Yargıtay tarafından iptal edilmiꢀtir. Dava tekrar Đstanbul Devlet güvenlik
Mahkemesine sevk edildiğinde anılan mahkeme, yüksek mahkemenin kararına
uymuꢀ ve müteakip kararı bağımsızlık ve tarafsızlığının ihtilaf konusu olmadığı
Yargıtayca onanmıꢀtır (bkz. yukarıdaki 13-15 paragrafları).
50. Hükümet ayrıca, Devlet Güvenlik Mahkemelerinin Anayasanın 143.
maddesi uyarınca kurulmasının öngörüldüğü güvenlik bağlamının özellikle
dikkate alınması gerektiğini Mahkeme’ye bildirmiꢀtir. Silahlı kuvvetlerin terörle
mücadele kampanyası konusundaki deneyimi de dikkate alınarak, yetkililerin
güvenlik ve Devlet bütünlüğüne iliꢀkin tehditler ile baꢀa çıkabilmesi amacıyla
gerekli uzmanlık ve bilginin sağlanması için bir askeri hakimin katılımı ile anılan
mahkemelerin güçlendirilmesinin gerekli olduğunu düꢀündüklerini belirtmiꢀtir.
51. Komisyon, Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesinin Sözleꢀme’nin 6.
Maddesinin 1. fıkrası uyarınca bağımsız ve tarafsız bir mahkeme olarak kabul
edilemeyeceği sonucuna varmıꢀtır. Komisyon bu görüꢀü ile ilgili olarak 25 ꢁubat tarihinde benimsenen Đncal – Türkiye davası raporunun 31. Maddesi ve
görüꢀünü destekleyen nedenlere gönderme yapmıꢀtır.
52. Mahkeme, 9 Haziran 1998 tarihli Đncal – Türkiye kararı (1998-IV
Raporları, s. 1504) ve 28 Ekim 1998 tarihli Çıraklar – Türkiye kararında (1998-
Raporları, s. …) mevcut dava için Hükümet tarafından öne sürülen hususlara
benzer hususların ele alınmıꢀ olduğunu vurgulamaktadır. Anılan kararlarda
Mahkeme, Devlet Güvenlik Mahkemesinde bulunan askeri hakimlerin durumunun
bağımsızlık ve tarafsızlık açısından belli teminatları içerdiğini belirtmiꢀtir (bkz.
yukarıda anılan Đncal kararı, s. 1571, madde 65 ve yukarıda anılan 32. paragraf).
Diğer yandan Mahkeme, bu hakimlerin statüsünün bazı hususlarının bağımsızlık
ve tarafsızlıklarını tartıꢀma konusu yaptığı kararına varmıꢀtır (aynı yerde, Madde
68): örneğin, orduya ait görevliler olduğundan ve dolayısıyla amirinden emirler
aldığı; veya askeri disipline tabi kaldıkları; ve atamalarına iliꢀkin kararların büyük
ölçüde idari yetkililer ve ordu tarafından alındığı gerçekleri (bkz. yukarıdaki 17.
paragraf).
TEMMUZ 1999 TARĐHLĐ (2. NOLU) SÜREK KARARI
53. Đncal kararında olduğu üzere Mahkeme görevinin, Devlet Güvenlik
Mahkemelerinin kuruluꢀunun gerekliliğini Hükümet tarafından öne sürülen haklı
sebepler ıꢀığında tespit edilmesi olmadığı düꢀüncesindedir. Görevi, Đstanbul
Devlet Güvenlik Mahkemesinin iꢀleyiꢀ ꢀeklinin Sn. Sürek’in adil yargılanma
hakkını ihlal edip etmediği, özellikle de tarafsız olarak incelendiğinde kendilerini
yargılayan mahkemenin bağımsızlığı ve tarafsızlığına iliꢀkin haklı bir korkunun
mevcut olup olmadığının tespit edilmesidir (bkz. yukarıda anılan Đncal Kararı, s.
1572, Madde 70; ve yukarıda anılan Çıraklar kararı, s. …, Madde 38).
Bu soruya iliꢀkin olarak, Mahkeme mevcut baꢀvuran gibi sivil olan Sn. Đncal
ve Sn. Çıraklar’ın davasında varılan sonuca varılmaması için herhangi bir neden
görmemektedir. Devletin toprak bütünlüğünü ve ulusal birliği zedelemeye yönelik
propaganda yapma suçundan bir Devlet Güvenlik Mahkemesinde yargılanan
baꢀvuru sahiplerinin, Askeri Hakimler üyesi olan bir düzenli askeri görevlisinin
katılımını içeren bir heyet tarafından yargılanma konusunda endiꢀe içinde
olmaları anlaꢀılır bir husustur (bkz., yukarıdaki 17. paragraf). Bu itibarla,
yargılamanın ikinci turunda Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin davanın
özü ile herhangi bir iliꢀkisi olmayan hususlardan gereksiz yere etkilenebileceğini
düꢀünmek için yeterli sebepleri mevcuttur. Bir baꢀka deyiꢀle, baꢀvuranın
mahkemenin bağımsızlık ve tarafsızlığına iliꢀkin korkularının haklı sebebe
dayandığı kabul edilebilir. Yargıtaydaki yargılama da, ilgili mahkemenin tam
yetkili olmaması nedeniyle bu korkuların bertaraf edilmesini sağlayamamıꢀtır
(bkz. yukarıda anılan Đncal kararı, s. 1573, Madde 72 sonu).
54. Yukarıda anılan nedenlerden dolayı Mahkeme, 6. Maddenin 1. fıkrasının
ihlal edildiği kararına varmıꢀtır.
III. SÖZLEꢁME’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI
55. Baꢀvuran yerel ve Sözleꢀme mahkeme gider ve masraflarının geri
ödenmesinin yanı sıra, maddi ve manevi zarara iliꢀkin tazminat talebinde
bulunmuꢀtur. Sözleꢀme’nin 41. Maddesi bu açıdan aꢀağıdakileri öngörmektedir:
“Mahkeme, iꢀbu Sözleꢀme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili
Sözleꢀmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme
gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine
hükmeder.”
TEMMUZ 1999 TARĐHLĐ (2. NOLU) SÜREK KARARI
A. Maddi zarar
56. Baꢀvuran kendisine uygulanan ve kendisi tarafından ödenen para cezasının
(bkz. yukarıdaki 13. paragraf) tazmin edilmesi için 100,000 Fransız Frangı
tutarında tazminat talebinde bulunuꢀtur. Talep edilen meblağ tahakkuk eden faizi
içermekte olup, muhatap Devlette bulunan yüksek enflasyon oranı dikkate alınmıꢀ
ve 1992 döviz kuru oranları bazında hesaplanmıꢀtır.
57. Hükümet, baꢀvuranın sadece 54,000,000 Türk Lirası tutarında bir para
cezasına çarptırıldığı ve anılan cezayı aylık taksitler halinde ödemesine izin
verilmiꢀ olması gerekçesi ile talep edilen meblağın fahiꢀ olduğunu savunmuꢀtur.
58. Komisyon Delegesi görüꢀ belirtmemiꢀtir.
59. Mahkeme, muhatap Devlet’in baꢀvuranın mahkumiyeti ve verilen ceza
açısından 10. Maddeyi ihlal etmediğinin tespit edilmesine bağlı kalınmaksızın, 6.
Maddenin 1. fıkrasına uygun olarak yürütülen bir yargılamanın sonucunun nasıl
olabileceğine iliꢀkin görüꢀ bildirememektedir. Đlgili dönem sırasındaki döviz
kurları dikkate alındığında, Mahkeme bu ꢀartlar altında maddi zarar olarak 13,000
FRF tutarında bir meblağın ödenmesi gerektiği görüꢀündedir.
B. Manevi Zarar
60. Baꢀvuran bir avukat olarak kariyerine, bir terör suçlusu olarak sabıkalı
olması nedeniyle zarar verildiğini iddia etmiꢀtir. Mahkeme’den manevi tazminat
olarak FRF 80,000 tutarında bir meblağın tespit edilmesini talep etmiꢀtir.
61. Hükümet, Mahkeme tarafından bu davada bir ihlalin tespit edilmesi
durumunda bu tespitin kendi baꢀına adil tazmin teꢀkil edeceğini belirtmiꢀtir.
62. Komisyon Delegesi, baꢀvuranın talebinin bu hususuna iliꢀkin olarak
duruꢀmada görüꢀ belirtmemiꢀtir.
63. Mahkeme baꢀvuranın davanın esaslarına iliꢀkin olarak sıkıntı çekmiꢀ
olduğunun kabul edilebileceğini düꢀünmektedir. Sözleꢀme’nin 41. maddesi
uyarınca adil bazda bir değerlendirme yaparak Mahkeme baꢀvurana bu bölüm
kapsamında 30,000 FRF tutarında bir meblağın ödenmesini kararlaꢀtırmıꢀtır.
C. Masraflar ve Giderler
64. Baꢀvuran, yerel mahkemeler ve Sözleꢀme kurumları nezdindeki masraf ve
giderleri (çeviriler, posta, yazıꢀmalar ve yol giderleri) fakslar, kırtasiye ve Türk
mahkemelerindeki takibatlar esnasında kendisine tahakkuk eden yasal masraf ve
TEMMUZ 1999 TARĐHLĐ (2. NOLU) SÜREK KARARI
giderleri talep etmiꢀtir. Bunları 50,000 FRF olarak değerlendirmiꢀtir. Komisyon
ve Mahkeme huzurundaki takibata iliꢀkin olarak, avukatlık ücretlerinin Türk
Barolar Birliği’nin asgari ücret çizelgesi bazında hesaplandığını belirtmiꢀtir.
Baꢀvuran talep edilen meblağın Türkiye’deki yüksek enflasyon seviyesini dikkate
aldığını ve mevcut döviz kurları bazında hesaplandığını belirtmiꢀtir
65. Hükümet, talep edilen meblağların yerel mahkemelerde Türk avukatları
tarafından kazanılan ücretlere kıyasla abartılı olduğunu ve usulüne uygun olarak
doğrulanmadığını bildirmiꢀtir. Davanın basit bir dava olduğunu ve mahkemede
kendi dilini kullanma hakkına sahip olan baꢀvuranın avukatının fazla bir emek
harcamadığını belirtmiꢀtir. Muhatap Devlet’teki sosyo ekonomik durum dikkate
alınarak bir haksız zenginlik kaynağı teꢀkil edebilecek bir kararın verilmemesi
yönünde uyarıda bulunmuꢀtur.
66. Komisyon Delegesi bir görüꢀ bildirmemiꢀtir.
67. Mahkeme, baꢀvuranın avukatının benzeri olaylara dayalı olarak
Sözleꢀmenin 6. ve 10. Maddesi kapsamındaki ꢀikayetlerin Mahkeme huzuruna
getirilmesine iliꢀkin hazırlıkları yürütmüꢀ olduğunu dikkate almaktadır. Adil
bazda karara vararak ve emsal kararı 25 Mart 1999 tarihli Nikolava – Bulgaristan
Kararında (1999 Raporları, s. …, Madde 79) belirlenen ölçütü de dikkate alarak
baꢀvurana FRF 15,000 tutarının ödenmesine karar vermiꢀtir.
D. Temerrüt Faizi
68. Mahkeme iꢀbu kararın düzenlenmiꢀ olduğu tarihte, eldeki verilere göre
tespit edilmiꢀ olan yıllık %3.47 oranına tekabül eden Fransa’da uygulanan yasal
faiz oranının uygulanmasının yerinde olacağı kanaatine varmıꢀtır.
YUKARIDA BELĐRTĐLEN GEREKÇELERE DAYANARAK
MAHKEME
1.
2.
Sözleꢀmenin 10. maddesinin ihlal edildiğinin on altıya karꢀı bir oy ile
kabulüne;
Sözleꢀme’nin 6. Maddesinin 1. fıkrası kapsamındaki baꢀvuranın talebine
iliꢀkin olarak iç hukuk yollarının tüketilmediğine iliꢀkin Hükümet
tarafından sunulan ön itirazın oybirliği ile reddine;
3.
Sözleꢀmenin 6. maddesinin 1. fıkrasının ihlal edildiğinin on altıya karꢀı bir
oy ile kabulüne;
TEMMUZ 1999 TARĐHLĐ (2. NOLU) SÜREK KARARI
4.
(a) Üç ay içinde, ödeme tarihinde geçerli olan kur üzerinden Türk lirasına
çevrilecek olan ve aꢀağıda belirtilen tutarların davalı Devlet tarafından
baꢀvurana ödenmesinin:
(i) Manevi zarar için 13,000 (on üç bin) Fransız Frangı;
(ii) Manevi zarar için 30,000 (otuz bin) Fransız Frangı
(ii) Masraf ve giderler için 15,000 (on beꢀ bin) Fransız Frangı;
(b) Yukarıda belirtilen üç aylık sürenin sona ermesinden ödeme
tarihine dek bu tutarlar için yıllık %3.47 faiz oranı uygulanmasının;
On altıya karꢀı bir oy ile kabulüne;
5.
Adil tazmin konusundaki diğer taleplerin oy birliği ile reddine;
iliꢀkin iꢀbu karar Đngilizce ve Fransızca dillerinde olmak üzere, 8 Temmuz tarihinde Strazburg’da bulunan Đnsan Hakları Binası’ndaki halka açık
oturumda düzenlenmiꢀtir.
Luzius WILDHABER
Baꢀkan
Paul MAHONEY
Sekreter Yardımcısı
Sn. Wildhaber’in bir bildirgesi ile birlikte Sözleꢀmenin 45. Maddesinin 2.
Fıkrası ile Mahkeme Đçtüzüğünün 74. Maddesinin 2. Fırkası uyarınca bu karara
aꢀağıda belirtilen ꢀerhler eklenmiꢀtir.
(a) Sn. Bonello’nun mutabakat ꢀerhi.
(b) Sn. Gölcüklü’nün muhalefet ꢀerhi .
Paraf: L. W.
Paraf: P. J. M.
TEMMUZ 1999 TARĐHLĐ (2. NOLU) SÜREK KARARI
HAKĐM WĐLDHABER’ĐN BĐLDĐRGESĐ Haziran 1998 tarihli Đncal – Türkiye Kararında (1998 Raporları, s. 1547)
Sözleꢀme’nin 6. Maddesinin 1. Fıkrasının ihlaline iliꢀkin oylamada karꢀı oy
kullanmıꢀ olmama rağmen, mevcut davada Mahkeme’nin çoğunluğu tarafından
ulaꢀılan görüꢀü benimsemek durumundayım.
(2. NOLU) SÜREK KARARI
HAKĐM BONELLO’NUN MUTABAKAT ꢁERHĐ
Madde 10’un ihlalinin tespiti için çoğunlukla birlikte oy vermekle birlikte
yerel yetkililerin baꢀvuranın ifade özgürlüğüne müdahalesinin demokratik bir
toplumda meꢀru olup olmadığının tespitine yönelik olarak Mahkeme tarafından
uygulanan ana ölçütü onaylamamaktayım.
Bu iꢀlemlerde ve ꢀiddete teꢀvikin söz konusu olduğu daha önceki ifade
özgürlüğüne iliꢀkin Türk davalarında Mahkeme tarafından ortak olarak kullanılan
ölçüt ꢀu ꢀekilde olmuꢀtur: baꢀvuran tarafından yayınlanan yazılar ꢀiddeti
destekliyor ya da buna teꢀvik ediyor ise, ulusal mahkemeler tarafından baꢀvuranın
mahkumiyeti demokratik bir toplumda haklı gerekçelere dayandırılabilir. Ben bu
değerlendirmeyi yetersiz bulmaktayım.
Sadece teꢀvik “açık ve mevcut tehlike” yaratması durumunda bu tür ꢀiddete
teꢀviklerin yerel yetkililerce cezalandırılmasının demokratik bir toplumda makul
gerekçelere dayandırılabileceğini düꢀünmekteyim. Güç kullanmaya çağrı
entelektüelleꢀtirilip soyutlanarak, asıl ya da gelecekteki ꢀiddet odaklarından
zaman ve mekan olarak uzaklaꢀtırıldığında, ifade özgürlüğü temel hakkı genel
olarak baskın çıkacaktır.
Yasa ve asayiꢀin dengesini bozma eğilimindeki kelimeler için tüm zamanların
en güçlü anayasa hukukçularından biri tarafından söylenen sözleri yinelemek
isterim: “Ülkenin kurtarılması için derhal bir kontrolün yapılmasını gerektiren
kanunun meꢀru ve zorunlu amaçlarını yakın bir gelecekte tehdit etmedikleri
sürece beğenmediğimiz ve ölüm taꢀıdığına inandığımız görüꢀlerin ifade
edilmesini kontrol etmekten kendimizi daima alıkoymalıyız.”1
Đfade özgürlüğünün teminat altına alınması, bir devletin güç kullanma
taraftarlığını, bu tür taraftarlığın gelecekteki kanunsuzluğu teꢀkil etme ya da
teꢀvik etmeye yönelik olduğu ya da bu tür bir eylemi teꢀvik etme ya da meydana
getirme eğiliminde olduğu durumlar hariç olmak üzere, yasaklamasına ya da men
etmesine izin vermemektedir.2 Bu bir yakınlık ve derece sorunudur.3
Đfade özgürlüğünün kısıtlanmasını haklı sebeplere dayayan mevcut ve belirgin
bir tehlikenin tespit edilmesini desteklemek amacıyla, kısa sürede ortaya çıkacak
ciddi bir ꢀiddetin beklenip beklenmediğinin ya da savunulup savunulmadığının ya
da baꢀvuranın geçmiꢀteki eyleminin ꢀiddet taraftarlığının en kısa zamanda ve
zarar verici eylemleri yaratacağı hususuna inanılması ile ilgili olarak sebep teꢀkil
edip etmediğinin tespit edilmesi gereklidir.1
Bazılarının ölüme gebe görünmesine rağmen, baꢀvuranın suçlandığı
kelimelerin hiçbirinin ulusal düzen üzerinde büyük etki yaratacak tehdit oluꢀturma
potansiyeline sahip olduğu görüꢀü, benim açımdan açık değildir. Aynı zamanda
bu ifadelerin sindirilmesinin Türkiye’nin kurtarılması için kaçınılmaz olduğu
görüꢀünü de onaylamamaktayım. Bırakın belirgin ve mevcut olanını, hiçbir Abrahams – Birleꢀik Devletler davası Hakimi Oliver Wendell Holmes, 250 U.S. 616 (1919) 630. Brandenburg- Ohio, 395 U.S. 444 (1969) 447. Schenk- Birleꢀik Devletler 294 U.S. 47 (1919) 52. Whitney- California 274 U.S. 357 (1927) 376.
(2. NOLU) SÜREK KARARI - HAKĐM BONELLO’NUN MUTABAKAT ꢁERHĐ
tehlike oluꢀturmamıꢀlardır. Kısacası, Mahkeme baꢀvuranın ceza mahkemeleri
tarafından mahkumiyetine göz yumması durumunda ifade özgürlüğünün
bozulmasını desteklemiꢀ olacaktır.
Özet olarak, “algılanan kötü niyetin etkisinin tam olarak tartıꢀmaya fırsat
kalmadan meydana gelecek ꢀekilde çok yakın durumlar haricinde, konuꢀmalardan
kaynaklanan hiçbir tehlike bariz ve mevcut olarak nitelendirilmez. Kötü niyetin
engellenmesi için eğitim süreci vasıtasıyla tartıꢀılarak, yanlıꢀlık ve
mantıksızlıkların bariz hale getirilmesi için yeterli zaman olduğunda uygulanacak
çözüm, zorla kabul ettirilen sessizlikten ziyade, konuꢀmak olmalıdır.”2 Whitney- California davası hakimi Louis D. Brandeis, 274 U.S. 357 (1927) 377.
(2. NOLU) SÜREK KARARI
HAKĐM GÖLCÜKLÜ’NÜN MUHALEFET ꢁERHĐ
(Geçici çeviri)
Sözleꢀme’nin 10. Maddesinin ihlal edildiği yönündeki çoğunluk kararına
katılmadığımı üzülerek belirtmek isterim. Bu davadaki müdahalenin demokratik
bir toplum açısından zaruri olmadığı ve özellikle de milli güvenlik ve kamu
düzeninin korunması amacı ile orantılı olmadığının tespit edilmesi için herhangi
bir geçerli nedenin bulunmadığı görüꢀündeyim.
Ayrıca mahkemede bir askeri hakimin bulunması nedeniyle, ilgili hüküm
kapsamında Devlet Güvenlik Mahkemesinin “bağımsız ve tarafsız” olmadığı
gerekçesi ile 6. Maddenin ihlal edildiği yönündeki Mahkeme’nin çoğunluk
görüꢀüne katılmamaktayım. Kasım 1995 tarihli Zana – Türkiye kararında ortaya çıkan ve Gerger-
Türkiye Kararının (8 Temmuz 1999) ekinde muhalefet ꢀerhinde belirtmiꢀ
olduğum genel ilkelerin mevcut dava ile ilgili ve bu dava ile geçerli olduğu
kanaatindeyim. Tekrarın engellenmesi için okurlar için anılan muhalefet ꢀerhinin
1-9 paragraflarına gönderme yapmaktayım.
Sürek – Türkiye davası (No. 2) ꢀekil açısından değilse bile, en azından içerik
açısından Zana ve Gerger davaları veya Sürek (No. 4) ve Sürek ve Özdemir
davalarından ayırt edilememektedir. Aslında, Avrupa Đnsan Hakları Komisyonu oya karꢀı 9 oy ile Sözleꢀme’nin 10. maddesinin ihlal edilmediği sonucuna
varmıꢀtır. Komisyon ayrıca ꢀunları belirtmiꢀtir: “Devlet Güvenlik Mahkemesinin,
ilgili yetkililerinin kimliklerinin ifꢀa edilmesinin ilgilileri terör saldırılarına hedef
haline getirmiꢀ olduğu yönündeki tespiti. Komisyon, güneydoğu Türkiye’deki
genel gerginlik ve meydana gelen terör ve ꢀiddet seviyesini dikkate alarak, bu
bölgede terörist gruplarına karꢀı Devlet mücadelesinde görev yapan yetkililerin
sıklıkla ciddi tehlikelere maruz kaldığı ve bu nedenle de yüksek derecede
korumanın gerekli olduğunu düꢀünmektedir. Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin
tespitlerine göre, ilgili yetkililerin kimliklerinin ifꢀa edilmesi, bu yetkilileri terör
saldırılarının hedefi haline getirmiꢀtir. Komisyon, kendi baꢀına kamu yararına
bilgiler içerebilecek olan söz konusu haber makalelerinin ilgili iki yetkilinin
kimlikleri ifꢀa edilmeksizin de yayınlanabileceği kanaatindedir.” Sonuç olarak
Komisyon
“baꢀvuranın ifade özgürlüğüne yapılan müdahalenin ilgili iki
görevlinin haklarının korunması amacı ile orantılı ve makul ölçüde gerekli
olduğu” sonucuna ulaꢀmıꢀtır.
Mahkeme’nin 6. Maddenin 1. fıkrasının ihlaline iliꢀkin tespiti açısından, 9
Haziran 1998 tarihli Đncal – Türkiye Davasında sayın hakimler Sn. Thor
Vilhjalmsson, Sn. Matscher, Sn Foighel, Sir John Freeland, Sn. Lopes Rocha, Sn.
Wildhaber ve Sn. Gotchev ile müꢀtereken ve 28 Ekim 1998 tarihli Çıraklar –
(2. NOLU) SÜREK KARARI - HAKĐM GÖLCÜKLÜ’NÜN MUHALEFET ꢁERHĐ
Türkiye Davasında münferiden ifade etmiꢀ olduğum muhalefet ꢀerhine atıfta
bulunmak isterim. Đkisi sivil olan üç hakimden oluꢀan bir mahkemede bir askeri
hakimin mevcudiyetinin, askeri olmayan (sivil) adli düzeyde bulunan ve kararları
Yargıtayın incelemesine tabi olan Devlet Güvenlik Mahkemesinin bağımsızlık ve
tarafsızlığını herhangi bir ꢀekilde etkilemediğine iliꢀkin görüꢀüm sabittir.
(1) Çoğunluğun kararının dıꢀtan görünüꢀler kuramının haklı olmayan bir
uzantısından kaynaklandığını; (2) kararın 79. paragrafında çoğunluk tarafından
belirtildiği üzere, “... bir Devlet Güvenlik Mahkemesinde yargılanan baꢀvuru
sahiplerinin, Askeri Hakimler üyesi olan bir düzenli askeri görevlinin katılımını
içeren bir heyet tarafından yargılanma konusunda endiꢀe içinde olmaları anlaꢀılır
bir husustur” demesi ve bunu basitçe önceki Đncal kararına dayandırmasının
(Çıraklar kararı, Đncal kararında belirtilenin sadece bir tekrarı niteliğindedir)
yeterli olmadığını (3) çoğunluğun görüꢀünün soyut olduğu ve bu nedenle haklı
çıkarılabilmesi için hem gerçekler hem de hukuk açısından daha iyi desteklenmiꢀ
olması gerektiğini vurgulamak isterim.
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło