2422/06;3712/08;3714/08;3715/08;3717/08;3718/08;3719/08;3724/08;3725/08;3728/08;3730/08;3731/08;3733/08;3734/08;3735/08;3737/08;3739/08;3740/08;3745/08;3746/08
WyrokETPCz2009-10-13ECLI:CE:ECHR:2009:1013JUD000242206
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
Czy przewlekłość tymczasowego aresztowania i postępowania karnego, a także brak skutecznych środków odwoławczych w prawie krajowym, naruszyły prawa skarżących wynikające z art. 5 ust. 3 i 4, art. 6 ust. 1 oraz art. 13 Konwencji?Ratio decidendi
Trybunał uznał, że tymczasowe aresztowanie skarżących, trwające ponad 12 lat, było nadmiernie długie i nieuzasadnione, ponieważ władze krajowe nie przedstawiły wystarczających, konkretnych powodów dla tak długiego pozbawienia wolności, poza ogólnikowymi odniesieniami do charakteru przestępstwa i materiału dowodowego. Procedury kontroli legalności aresztowania były nieskuteczne, gdyż sądy stosowały szablonowe uzasadnienia, a procedura odwoławcza nie zapewniała równości broni ani możliwości udziału skarżących w publicznej rozprawie. Postępowania karne, trwające ponad 13-14 lat, były nadmiernie długie i nie spełniały wymogu „rozsądnego terminu”, zwłaszcza w kontekście długotrwałego pozbawienia wolności skarżących. Brakowało również skutecznego środka odwoławczego, który pozwoliłby na przyspieszenie postępowania lub uzyskanie odszkodowania za jego przewlekłość w trakcie trwania sprawy, ponieważ nowe przepisy krajowe przewidywały taką możliwość dopiero po prawomocnym zakończeniu postępowania.Stan faktyczny
Dwudziestu skarżących, obywateli Turcji, zostało aresztowanych w czerwcu i wrześniu 1994 roku pod zarzutem przynależności do nielegalnej organizacji terrorystycznej Hizbullah i próby obalenia porządku konstytucyjnego. Byli oni przetrzymywani w tymczasowym aresztowaniu przez ponad 12 lat, a ich wnioski o zwolnienie były systematycznie odrzucane przez sądy krajowe z użyciem szablonowych uzasadnień. Postępowania karne w ich sprawach trwały odpowiednio ponad 13 lat i 10 miesięcy oraz ponad 14 lat i 7 miesięcy, zanim wyroki skazujące na dożywocie zostały prawomocnie utrzymane.Rozstrzygnięcie
Trybunał, jednomyślnie, postanawia połączyć skargi, uznaje skargi za dopuszczalne, stwierdza naruszenie art. 5 ust. 3 i 4 Konwencji, stwierdza naruszenie art. 6 ust. 1 i 13 Konwencji, zasądza na rzecz każdego ze skarżących kwotę 14 000 EUR tytułem zadośćuczynienia za szkody niemajątkowe, powiększoną o odsetki, oraz oddala pozostałe roszczenia o słuszne zadośćuczynienie.Pełny tekst orzeczenia
CONSEIL
AVRUPA
DE L’EUROPE
KONSEYĐ
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ
ĐKĐNCĐ DAĐRE
TUNCE VE DĐĞERLERĐ - TÜRKĐYE DAVASI
(Baꢀvuru no: 2422/06, 3712/08, 3714/08, 3715/08, 3717/08, 3718/08, 3719/08, 3724/08,
3725/08, 3728/08, 3730/08, 3731/08, 3733/08, 3734/08, 3735/08, 3737/08, 3739/08, 3740/08,
3745/08 ve 3746/08 )
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ
STRAZBURG Ekim 2009
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecektir. ꢁekli
düzeltmelere tabi olabilir.
____________________________________________________________________________________________
© T.C. Dıꢀiꢀleri Bakanlığı, 2009. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları
Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın adının tam
olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri Bakanlığı Avrupa
Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak suretiyle ticari olmayan amaçlarla
alıntılanabilir.
USUL
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (2422/06, 3712/08, 3714/08, 3715/08, 3717/08,
3718/08, 3719/08, 3724/08, 3725/08, 3728/08, 3730/08, 3731/08, 3733/08, 3734/08, 3735/08,
3737/08, 3739/08, 3740/08, 3745/08 ve 3746/08) no’lu davanın nedeni T.C. vatandaꢀları
Mesut Tunce, Naꢀit Tutar, Đhsan Baran, Asif Güneꢀ, Hasan Süsli, Murat Salur, ꢁahin Yapıcı,
Mustafa Demir, Mehmet Duman, Seyfettin Kinay, Mehmet Ali Eneze, Veysi Ülsen, Sedat
ꢁeran, Kasım Erkan, Remezan Elaltuntaꢀ, Güro Adem, Mehmet Zeki Đnal, Mustafa Sevim,
Sıdık Kurt ve Mahsum Nazli’nın (baꢀvuranlar) 10 Aralık 2005 tarihinde Avrupa Đnsan Hakları
Mahkemesi’ne Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına iliꢀkin Sözleꢀme’nin
(Avrupa Đnsan Hakları Sözleꢀmesi- AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapmıꢀ olduğu baꢀvurudur.
Baꢀvuranlar Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi (AĐHM) önünde Diyarbakır Barosu
avukatlarından M. Özbekli tarafından temsil edilmektedir.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOꢁULLARI
Baꢀvuranlar T.C. vatandaꢀı olup halen Diyarbakır Cezaevi’nde mahkum bulunmaktadır. ve 3 Haziran 1994 tarihlerinde, Bay Mesut Tunce, Naꢀit Tutar, Đhsan Baran, Asif Güneꢀ,
Hasan Süsli ve Murat Salur yasadıꢀı silahlı terör örgütü Hizbullah’a karꢀı yürütülen bir
operasyon kapsamında yakalanarak gözaltına alınmıꢀtır. 30 Haziran 1994 tarihinde hakim
önüne çıkarılan bu kiꢀiler, tutuklanarak cezaevine konmuꢀtur. 19 Temmuz 1994 tarihli
iddianame ile özellikle Türkiye’nin anayasal düzenini silah zoruyla yıkmaya teꢀebbüs etmek,
yasadıꢀı silahlı bir terör örgütüne üye olmak ve bu örgüte yardım ve yataklık etmek
suçlarından bu kiꢀiler hakkında kamu davası açılmıꢀtır. 9 Aralık 1999 tarihinde, Diyarbakır
Devlet Güvenlik Mahkemesi bu kiꢀileri ömür boyu hapis cezasına mahkûm etmiꢀtir. Yargıtay, Haziran 2000 tarihinde ilk derece mahkemesinde verilen bu kararı bozmuꢀtur. 22 Haziran tarihinde, esas hakimleri baꢀvuranları bir kez daha ömür boyu hapis cezasına mahkûm
etmiꢀtir. 10 Nisan 2008 tarihinde Yargıtay, ilk derece mahkemesinin kararını onamıꢀtır. ve 14 Eylül 1994 tarihleri arasında, Bay ꢁahin Yapıcı, Mustafa Demir, Mehmet Duman,
Seyfettin Kinay, Mehmet Ali Eneze, Veysi Ülsen, Sedat ꢁeran, Kasım Erkan, Remezan
Elaltuntaꢀ, Güro Adem, Mehmet Zeki Đnal, Mustafa Sevim, Sıdık Kurt ve Mahsum Nazli yine
aynı suç örgütüne karꢀı yürütülen bir operasyon kapsamında yakalanarak gözaltına alınmıꢀtır. Ekim 1994 tarihinde hakim önüne çıkarılan bu kiꢀiler, tutuklanarak cezaevine konmuꢀtur. Ekim 1994 tarihli iddianame ile bu kiꢀiler hakkında kamu davası açılmıꢀtır. 26 ꢁubat 2007
tarihinde, esas hakimleri baꢀvuranları ömür boyu hapis cezasına mahkûm etmiꢀtir. 16 Nisan tarihinde, Yargıtay ilk derece mahkemesinin bu kararını onamıꢀtır.
Baꢀvuranların tutuklandıkları tarihten itibaren tekrarladıkları tahliye talepleri adli
makamlar tarafından sürekli olarak reddedilmiꢀ ve her defasında « isnad edilen suçun
niteliği», « delil durumu» ve « dosya içeriği » gibi benzer ifadeler yinelenerek tutukluluk
halinin devamına karar verilmiꢀtir. Dolayısıyla, esas hakimlerinin verdiği mahkûmiyet
kararına kadar bu kiꢀilerin hepsi tutuklu kalmıꢀtır.
HUKUK
I. DAVALARIN BĐRLEꢁTĐRĐLMESĐ
ꢁikâyetlerin olgu ve esas bakımından benzerliğini dikkate alan AĐHM, baꢀvuruların
birleꢀtirilmesine ve tek dava halinde incelenmesine karar vermiꢀtir.
II. AĐHS’NĐN 5. MADDESĐNĐN 3 VE 4. PARAGRAFLARININ ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ
ĐDDĐASI HAKKINDA
Baꢀvuranlar, öncelikle tutuklu kaldıkları sürenin aꢀırı uzunluğundan ꢀikâyetçi olmakta ve
tutukluluğun yasallığına itiraz edebilecekleri etkili bir hukuk yolu bulunmadığını
savunmaktadır. Sözkonusu ꢀikâyetlerin dile getiriliꢀ ꢀeklini göz önüne alan AĐHM, bunların
AĐHS’nin 5. maddesinin 3 ve 4. paragrafları kapsamında incelenmesi gerektiği kanaatine
varmaktadır.
A. Kabuledilebilirliğe iliꢀkin
Hükümet, baꢀvuranların hiçbir zaman, özet olarak bile, ulusal mahkemeler önünde
tutukluluk süresinin uzunluğundan yakınmadıklarını kaydetmekte ve iç hukuk yollarının
tüketilmediğini ileri sürmektedir. Hükümete göre, ilgili ꢀahısların, ayrıca, ilgili hükümleri 1
Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 141.
maddesinde yinelenen, 466 sayılı Kanun Dıꢀı Yakalanan veya Tutuklanan Kimselere
Tazminat Verilmesi Hakkında Kanun’a uygun olarak ulusal mahkemeler önünde tazminat
davası açması gerekirdi.
Baꢀvuranlar, bu iddialara karꢀı çıkmakta ve esas hakimlerinden her duruꢀma sonunda
serbest bırakılmayı talep ettiklerini, ancak ilk derece mahkemesinin tekrarlanan bu taleplerini
sistematik olarak reddettiğini hatırlatmaktadır.
Hükümetin ilk argümanıyla ilgili olarak AĐHM, daha önce benzer bir davada konuyu
incelediğini ve bu ön itirazı reddettiğini hatırlatmaktadır (bakınız Türkiye aleyhine Koꢀti ve
diğerleri davası, no 74321/01, prg. 16-26, 3 Mayıs 2007). AĐHM, daha önce vardığı
sonuçlardan farklı düꢀünmesini gerektirecek hiçbir gerekçe görmemekte ve Hükümetin bu ön
itirazını reddetmektedir.
Tazminat davası açılmamasıyla ilgili olarak ise AĐHM, mevcut davada incelenen
ꢀikâyetlerin AĐHS’nin 5. maddesinin 3 ve 4. paragraflarına iliꢀkin olduğunu, oysa Hükümetin
dile getirdiği kanun dıꢀı tutuklama için tazminat elde etme hakkının AĐHS’nin 5. maddesinin
5. paragrafı alanına girdiğini gözlemlemektedir (bakınız, Türkiye aleyhine Barıꢀ davası,
no 26170/03, prg. 17, 31 Mart 2009). Bu nedenle, AĐHM bu ön itirazı da reddetmektedir.
AĐHM, baꢀvurunun bu kısmının AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı anlamında açıkça
dayanaktan yoksun olmadığını ve baꢀka bir kabuledilemezlik gerekçesi bulunmadığını tespit
etmektedir. Dolayısıyla, kabuledilebilir ilan edilmesi uygun olacaktır.
B. Esasa iliꢀkin
AĐHS’nin 5. maddesinin 3. paragrafına dayalı ꢀikâyetle ilgili olarak Hükümet, tutukluluk
hali süresinin özellikle isnat edilen suçların niteliğine, öngörülen cezaların ağırlığına ve
baꢀvuranların ciddi suç iꢀleme ihtimaline oranla aꢀırı bulunamayacağını savunmaktadır.
Hükümet, ayrıca mevcut kaçma riskinin, tekrar suç iꢀleme tehlikesinin ve kamu düzenini
koruma gerekliliğinin baꢀvuranların tutukluluk halinin devamı için haklı nedenler
oluꢀturduğunu belirtmiꢀtir.
Dikkate alınacak tutukluluk süresinin belirlenmesiyle ilgili yerleꢀik içtihadı bakımından
AĐHM (bakınız, özellikle, Türkiye aleyhine Solmaz davası, no 27561/02, prg. 23-37,
CEDH 2007-...(alıntılar), ve Türkiye aleyhine Baltacı davası, no 495/02, prg. 44-46, Temmuz 2006), mevcut davada Bay Mesut Tunce, Naꢀit Tutar, Đhsan Baran, Asif Güneꢀ,
Hasan Süsli ve Murat Salur’un on iki yıl altı aydan fazla ve diğer baꢀvuranların ise on iki yıl
beꢀ aydan fazla tutuklu kaldıklarını tespit etmektedir. AĐHM, benzer durumları daha önce
incelediğini ve hemen hepsinde AĐHS’nin 5. maddesinin 3. paragrafının ihlal edildiğine
hükmettiğini hatırlatmaktadır (bakınız, diğer birçoğu arasından, Türkiye aleyhine Dereci
davası, no 77845/01, prg. 34-41, 24 Mayıs 2005, ve Türkiye aleyhine Taciroğlu davası,
no 25324/02, prg. 18-24, 2 ꢁubat 2006). Hükümetin farklı bir sonuca varılmasını sağlayacak
herhangi bir olgu ya da argüman ortaya koymadığını tespit eden AĐHM, mevcut davada
AĐHS’nin 5. maddesinin 3. paragrafının ihlal edildiği sonucuna varmaktadır.
AĐHS’nin 5. maddesinin 4. paragrafına dayalı ꢀikâyetle ilgili olarak Hükümet, tutukluluk
halinin yasallığını denetlemek amacıyla öngörülen itiraz yolunun etkin olduğunu
yinelemektedir. Bu konuyla ilgili olarak AĐHM, geçmiꢀte buna benzer birçok davada ceza
mahkemelerinin – mevcut davada olduğu gibi - basmakalıp gerekçelerle bir baꢀvuranın
tutukluluk halinin devamına karar vermesinin, hem 5. maddenin 3. paragrafının ihlal edildiği
sonucuna varılmasına neden olan en önemli unsurlardan birini teꢀkil ettiğini ve hem de bu
gerekçelere karꢀı çıkmak için öngörülen itiraz yolunun düꢀük baꢀarı ihtimali vaat ettiğini
açıkça gösterdiğini hatırlatmaktadır (Koꢀti ve diğerleri, ilgili bölüm). Ayrıca AĐHM, birçok
defa, hukuki nitelikten yoksun ve özgürlükten mahrum bırakmada usule iliꢀkin teminatları
sunmayan böylesi bir yargılamanın 5. maddenin 4. paragrafındaki gereksinimleri yerine
getirmediğine hükmetmiꢀtir. AĐHM, özellikle bu yargılamanın hem çeliꢀik olması ve hem de
her durumda iddia makamı ile tutuklu arasında « silahların eꢀitliği»’ni garanti etmesi
gerektiğini belirtmektedir. Ayrıca, ilgili ꢀahsın bizzat veya avukatı aracılığı ile kamuya açık
bir duruꢀmada bu yargılamaya katılması sağlanmalıydı (bakınız, Türkiye aleyhine Bağrıyanık
davası, no 43256/04, prg. 51, 5 Haziran 2007, bu sorunun tüm sistemi etkileyen niteliğiyle
ilgili olarak bakınız Türkiye aleyhine Cahit Demirel davası, no 18623/03, prg. 44-48, 7
Temmuz 2009). Mevcut davada farklı sonuca varmayı gerektirecek hiçbir unsur göremeyen
AĐHM, AĐHS’nin 5. maddesinin 4. paragrafının ihlal edildiğine hükmetmektedir.
III. AĐHS’NĐN 6 VE 13. MADDELERĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA
Baꢀvuranlar, davalarının makul süre içerisinde sonuçlandırılmadığından ve aynı zamanda
haklarında yürütülen ceza yargılaması süresine itiraz edebilecekleri etkili bir hukuk yolunun
bulunmadığından ꢀikâyetçi olmakta ve bu baꢀlık altında AĐHS’nin 6 ve 13. maddelerine atıfta
bulunmaktadır.
A. Kabuledilebilirliğe iliꢀkin
Hükümet, baꢀvuranların hiçbir zaman, özet olarak bile, ulusal mahkemeler önünde söz
konusu yargılama süresinin uzunluğundan yakınmadıklarını kaydetmekte ve iç hukuk
yollarının tüketilmediğini iddia etmektedir. Hükümete göre, ilgili ꢀahıslar, Adalet Bakanlığı
aleyhine tam yargı davası açmalı ve yeni Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 141 ve 142.
maddeleri uyarınca bu yönde tazminat talep etmeliydi.
AĐHM, 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren yeni Ceza Muhakemeleri Usulü
Kanunu’nun 141 ve 142. maddelerine atıfla yapılan itiraz dıꢀında Hükümet tarafından dile
getirilen benzer ön itirazları daha önce de reddettiğini hatırlatmaktadır. AĐHM, aslında Türk
hukuk sisteminin yeni Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun yürürlüğe girmesinden önce
davacılara AĐHS’nin 13. maddesi anlamında aꢀırı uzun yargılama süresine itiraz etme imkânı
veren etkili bir hukuk yolu sunmadığını daha önce de tespit etmiꢀtir (Türkiye aleyhine Tendik
ve diğerleri davası, no 23188/02, prg. 36, 22 Aralık 2005).
Hükümetin yeni Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 141 ve 142. maddelerine atıfla
yaptığı itirazla ilgili olarak AĐHM, konunun baꢀvuranların AĐHS’nin 13. maddesi kapsamında
dile getirdikleri ꢀikâyetin özüyle yakından bağlantılı olduğunu düꢀünmekte ve esasla
birleꢀtirilerek incelenmesine karar vermektedir.
Söz konusu ꢀikâyetlerin baꢀka bir kabuledilemezlik gerekçesi bulunmadığını tespit eden
AĐHM, bu ꢀikâyetleri kabuledilebilir ilan etmektedir.
B. Esasa iliꢀkin
1. AĐHS’nin 6. maddesinin 1. paragrafı
Hükümet, davanın karmaꢀıklığına, dosyaların büyüklüğüne, baꢀvuranlara isnat edilen
suçların niteliğine, iꢀlenen suçların çokluğuna, davaya dahil edilen sanık, tanık, davalı ve
mağdurların sayısına bakıldığında ve özellikle organize suçlarla ilgili yargılamaların önündeki
zorluklar dikkate alındığında ihtilaflı yargılama süresinin makul olmadığının
söylenemeyeceğini ve ayrıca ulusal mahkemelerin söz konusu yargılamaları yürütürken çabuk
davranmadığının iddia edilemeyeceğini savunmaktadır.
Baꢀvuranlar, bu argümanlara karꢀı çıkmaktadır.
AĐHM, dikkate alınacak dönemin Bay Mesut Tunce, Naꢀit Tutar, Đhsan Baran, Asif Güneꢀ,
Hasan Süsli ve Murat Salur için tutuklandıkları 2 ve 3 Haziran 1994 tarihlerinde, Bay ꢁahin
Yapıcı, Mustafa Demir, Mehmet Duman, Seyfettin Kinay, Mehmet Ali Eneze, Veysi Ülsen,
Sedat ꢁeran, Kasım Erkan, Remezan Elaltuntaꢀ, Güro Adem, Mehmet Zeki Đnal, Mustafa
Sevim, Sıdık Kurt ve Mahsum Nazli için ise 8 ila 14 Eylül 1994 tarihlerinde baꢀladığını tespit
etmektedir. AĐHM, söz konusu yargılamaların sırasıyla 10 Nisan 2008 ve 16 Nisan 2009
tarihlerinde Yargıtay’ın ilk derece mahkemelerinin baꢀvuranları ömür boyu hapis cezasına
mahkûm eden kararlarını onaylamasıyla son bulduğunu not etmektedir. Dolayısıyla
Bay Mesut Tunce, Naꢀit Tutar, Đhsan Baran, Asif Güneꢀ, Hasan Süsli ve Murat Salur
hakkında yürütülen ceza davası iki dereceli yargılama için on üç yıl on aydan fazla sürerken,
diğer baꢀvuranlar hakkında yürütülen ceza davası da yine iki dereceli yargılama için on dört
yıl yedi aydan fazla sürmüꢀtür.
AĐHM bir yargılama süresinin makul olup olmadığının, davanın koꢀullarına göre ve baꢀta
davanın karmaꢀıklığı olmak üzere, AĐHM tarafından benimsenen kıstaslar ile baꢀvuran ve
yetkili mercilerin tutumları dikkate alınarak değerlendirildiğini hatırlatmaktadır (bakınız,
diğer birçoğu arasından, Fransa aleyhine Pélissier ve Sassi davası [GC], no 25444/94, prg. 67,
CEDH 1999-II).
Öte yandan AĐHM, yargı makamlarının – adaletin en kısa zamanda tecelli etmesiyle
yükümlü olduğu bir konumda – baꢀvuranları bütün yargılama süreci boyunca tutuklu
bulundurduklarını gözlemlemektedir (bakınız, diğerleri arasından, Rusya aleyhine
Kalachnikov davası, no 47095/99, prg. 132, CEDH 2002-VI ve Türkiye aleyhine Gezici ve
Đpek davası, no 71517/01, prg. 54, 10 Kasım 2005).
AĐHM, organize suçlarla ilgili bu yargılamaların özellikle davaya dahil olan sanık, tanık,
davacı sayısı ile sanıklara isnat edilen suçların çokluğu ve dosyaların büyüklüğü nedeniyle
bazı karmaꢀıklıklar içerdiğini kabul etmektedir. Bununla birlikte, bu karmaꢀıklık tek baꢀına
bir yargılamanın on üç yıl on aydan fazla ya da on dört yıl yedi aydan fazla sürmesini haklı
gösteremez.
Konuyla ilgili yerleꢀik içtihadını (bakınız, diğer birçoğu arasından, Pélissier ve Sassi, ilgili
bölüm, ve Türkiye aleyhine A. Yılmaz davası, no 10512/02, prg. 46-53, 22 Temmuz 2008) ve
mevcut dava koꢀullarını dikkate alan AĐHM, ihtilaflı yargılamaların aꢀırı uzun sürdüğü ve
dolayısıyla « makul bir sürede yargılanma hakkı » gereksinimine cevap vermediği kanaatine
varmaktadır.
Bu itibarla, söz konusu ꢀikâyetle ilgili olarak AĐHS’nin 6. maddenin 1. paragrafı ihlal
edilmiꢀtir.
2. AĐHS’nin 13. maddesi
AĐHM, bu maddedeki hükmün, bireyin, 6. maddenin 1. paragrafında getirilen, davanın
makul bir süre içerisinde görülmesi zorunluluğuna uyulmaması gibi ꢀikayetlerini ulusal bir
mahkeme önünde dile getirebileceği etkin bir baꢀvuru yapma hakkını garanti altına aldığını
hatırlatmaktadır (bakınız Polonya aleyhine Kudła davası [GC], no 30210/96, prg. 156, CEDH
2000-XI).
ꢁüphesiz, yalnızca tazminat elde etmeye yönelik bir itiraz yolunun görülmekte olan bir
yargılamayı hızlandıramayacağı gerçeği, tek baꢀına belirleyici bir unsur olamaz. AĐHM, bu
konuyla ilgili olarak, bir baꢀvuranın iç hukukta yargılama süresinin uzunluğundan ꢀikayet
etmek amacıyla kullanabileceği itiraz yollarının AĐHS’nin 13. maddesi anlamında « etkili »
olması için, «iddia edilen ihlalin ortaya çıkmasını veya devam etmesini engellemesi veya
gerçekleꢀmiꢀ tüm ihlaller için elveriꢀli bir düzeltme yapması» gerektiğini hatırlatmaktadır
(bakınız Çek Cumhuriyeti aleyhine Hartman davası, no 53341/99, prg. 81, CEDH 2003–VIII
(alıntılar)). O halde, 13. madde konuyla ilgili bir seçimlik ꢀart sunmaktadır: bir baꢀvuru yolu
ya daha ziyade baꢀvurulan mercilerin kararlarını ivedilikle açıklamasını sağlayarak ya da ilgili
kiꢀiye, tespit edilen gecikmeler için elveriꢀli bir tazmin imkanı sağladığı zaman « etkin »
olarak nitelendirilebilir (Kudla, ilgili bölüm, prg. 159). AĐHM’ne göre, AĐHS’nin 13 ve 35/1.
maddelerindeki (bakınız Kudla, prg. 152) « yakın benzerlikler » göz önüne alındığında, aynı
durum bu ikinci maddede yer alan « etkin » baꢀvuru kavramı için de kaçınılmaz olarak
geçerlidir (Fransa aleyhine Mifsud davası (karar), no 57220/00, CEDH 2002–VIII).
AĐHM, yeni Türk Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 142. maddesinin, hızlı
yürütülmeyen bir ceza yargılamasında ancak karar kesinleꢀtikten sonra ilgili ꢀahıslara yetkili
mercilerden tazminat talep etme imkânı sunduğunu not etmektedir (iç hukukta ilgili
hükümlere bakınız ve Mifsud kararının ilgili bölümüyle karꢀılaꢀtırınız). Bu hüküm, her türlü
itiraz baꢀvurusu için kesin karar olmasını öngördüğünden, makul sürede yargılanma hakkının
ihlal edildiğine inanan kimselere dava devam ettiği sürece iddia edilen ihlalin engellenmesini
sağlamak ya da elveriꢀli bir düzeltme elde etmek amacıyla dava açma imkanı sunmamaktadır.
AĐHM, baꢀvuranlar hakkında yürütülen ceza yargılamalarının bu baꢀvurunun sunulduğu 10
Aralık 2005 tarihinde görülmeye devam etmesi dolayısıyla, iç hukuk sisteminin, mevcut
davada yargılama süreleri makul süreyi çoktan geçmiꢀ olmasına rağmen, baꢀvuranlara böyle
bir itiraz yolu sunmadığını kaydetmektedir.
Diğer taraftan Hükümet, atıfta bulunulan itiraz yolunun baꢀvuranlara isnat edilen suçlarla
ilgili kararı hızlandırabileceğini ya da baꢀvuranlara gecikmeden dolayı tazminat elde etme
imkanı sunabileceğini iddia etmemektedir. Üstelik, Hükümet iç hukukta baꢀvuranların söz
konusu itiraz yolunu kullanarak böylesi bir tazminat elde ettiklerini kanıtlayan bir karar
örneği gösterememektedir (Kudła, ilgili bölüm, prg. 159).
AĐHM’nin gözünde hem hukuken ve hem de uygulamada etkili olması gereken bu itiraz
yolunun, mevcut davada, 13. maddede öngörülen « etkinlik » kıstasını yerine getirmediği
anlaꢀılmaktadır.
Dolayısıyla, mevcut davada Hükümetin iç hukuk yollarının tüketilmediği yönündeki ön
itirazı kabul edilemez. Bu durumda, AĐHM, baꢀvuranların davalarının, AĐHS’nin 6.
maddesinin 1. paragrafında belirtildiği ꢀekilde, makul bir süre zarfında çözüme ulaꢀtırılması
haklarını kullanabilmelerine olanak tanıyan bir baꢀvuru yolunun iç hukukta bulunmamasından
dolayı AĐHS’nin 13.maddesinin ihlal edildiği kanaatine varmaktadır.
IV. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA
Baꢀvuranlar, uğradıkları manevi zarar karꢀılığında her biri için 50 000 Euro (EUR) talep
etmektedir. Baꢀvuranlar ayrıca, ziyarete gelen aile fertlerinin yol giderleri ve kendilerinin
tutukluluk süresince yaptıkları masraflar karꢀılığında rakam belirtmeksizin maddi tazminat
talep etmektedir. Baꢀvuranlar, yine rakam belirtmeksizin ve hiçbir kanıt belgesi sunmaksızın
ulusal mahkemeler ve AĐHM önündeki yargılama gider ve masrafları için ayrıca bir tazminat
talep etmektedir.
Hükümet, bu taleplere itiraz etmektedir.
Maddi tazminat ve yargılama gider ve masraflarıyla ilgili olarak AĐHM, baꢀvuranların
taleplerinin Tüzük’ün 60. maddesine uygun olarak dile getirilmediğini ve dolayısıyla bu
baꢀlık altında tazminat ödenmesine yer olmadığını gözlemlemektedir. Buna karꢀın, AĐHM
manevi tazminat olarak baꢀvuranların her birine 14 000 Euro ödenmesinin hakkaniyete uygun
olacağı kanaatindedir.
AĐHM, Gecikme faizinin Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına
uyguladığı orana üç puanlık bir artıꢀ eklenerek belirleneceğini ifade etmektedir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, MAHKEME, OYBĐRLĐĞĐYLE,
1. Baꢀvuruların birleꢀtirilmesine;
2. Baꢀvuruların kabuledilebilir olduğuna;
3. AĐHS’nin 5/3 ve 4. maddesinin ihlal edildiğine;
4. AĐHS’nin 6/1 ve 13. maddesinin ihlal edildiğine;
5. a) AĐHS’nin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinleꢀtiği tarihten itibaren üç ay içinde,
ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Türk Lirası’na çevrilmek üzere, her türlü vergiden
muaf tutularak Savunmacı Devlet tarafından baꢀvuranların her birine 14.000 (on dört bin)
Euro manevi tazminat ödenmesine;
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan
fazlasına eꢀit oranda basit faiz uygulanmasına;
6. Adil tatmine iliꢀkin diğer taleplerin reddine;
KARAR VERMĐꢁTĐR.
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıꢀ ve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.
paragraflarına uygun olarak 13 Ekim 2009 tarihinde yazılı olarak bildirilmiꢀtir.
Ek
Baꢀvuranların Listesi
1. 1976 doğumlu baꢀvuran Mesut Tunce tarafından yapılan 2422/06 numaralı baꢀvuru.
2. 1971 doğumlu baꢀvuran Naꢀit Tutar tarafından yapılan 3712/08 numaralı baꢀvuru.
3. 1974 doğumlu baꢀvuran Đhsan Baran tarafından yapılan 3714/08 numaralı baꢀvuru.
4. 1973 doğumlu baꢀvuran Asıf Güneꢀ tarafından yapılan 3715/08 numaralı baꢀvuru.
5. 1974 doğumlu baꢀvuran Hasan Süsli tarafından yapılan 3717/08 numaralı baꢀvuru.
6. 1975 doğumlu baꢀvuran Murat Salur tarafından yapılan 3718/08 numaralı baꢀvuru.
7. 1975 doğumlu baꢀvuran ꢁahin Yapıcı tarafından yapılan 3719/08 numaralı baꢀvuru.
8. 1973 doğumlu baꢀvuran Mustafa Demir tarafından yapılan 3724/08 numaralı baꢀvuru.
9. 1975 doğumlu baꢀvuran Mehmet Duman tarafından yapılan 3725/08 numaralı baꢀvuru.
10. 1970 doğumlu baꢀvuran Seyfettin Kinay tarafından yapılan 3728/08 numaralı baꢀvuru.
11. 1974 doğumlu baꢀvuran Mehmet Ali Eneze tarafından yapılan 3730/08 numaralı baꢀvuru.
12. 1968 doğumlu baꢀvuran Veysi Ülsen tarafından yapılan 3731/08 numaralı baꢀvuru.
13. 1974 doğumlu baꢀvuran Sedat ꢁeran tarafından yapılan 3733/08 numaralı baꢀvuru.
14. 1974 doğumlu baꢀvuran Kasım Erkan tarafından yapılan 3734/08 numaralı baꢀvuru.
15. 1970 doğumlu baꢀvuran Remezan Elaltuntaꢀ tarafından yapılan 3735/08 numaralı baꢀvuru.
16. 1972 doğumlu baꢀvuran Güro Adem tarafından yapılan 3737/08 numaralı baꢀvuru.
17. 1974 doğumlu baꢀvuran Mehmet Zeki Đnal tarafından yapılan 3739/08 numaralı baꢀvuru.
18. 1972 doğumlu baꢀvuran Mustafa Sevim tarafından yapılan 3740/08 numaralı baꢀvuru.
19. 1976 doğumlu baꢀvuran Sıdık Kurt tarafından yapılan 3745/08 numaralı baꢀvuru.
20. 1974 doğumlu baꢀvuran Mahsum Nazli tarafından yapılan 3746/08 numaralı baꢀvuru.
9
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 29.07.2026. · Źródło