24246/94

WyrokETPCz1999-07-08ECLI:CE:ECHR:1999:0708JUD002424694

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy skazanie cywila za wypowiedzi dotyczące kwestii kurdyjskiej, które nie nawoływały do przemocy, stanowiło naruszenie wolności wyrażania opinii (art. 10 Konwencji)? Czy obecność sędziego wojskowego w składzie Sądu Bezpieczeństwa Państwa, orzekającego w sprawie cywila, naruszała prawo do niezawisłego i bezstronnego sądu (art. 6 ust. 1 Konwencji)?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że skazanie skarżącego za jego wypowiedzi, opublikowane w niskonakładowym czasopiśmie i nie nawołujące do przemocy, było nieproporcjonalne do zamierzonych celów ochrony bezpieczeństwa narodowego i integralności terytorialnej, a zatem nie było "konieczne w społeczeństwie demokratycznym", co stanowiło naruszenie art. 10. W odniesieniu do art. 6 ust. 1, Trybunał stwierdził, że status sędziego wojskowego w Sądzie Bezpieczeństwa Państwa, podlegającego dyscyplinie wojskowej i władzom administracyjnym, budził uzasadnione wątpliwości co do niezawisłości i bezstronności sądu, co naruszyło prawo skarżącego do rzetelnego procesu.
Stan faktyczny
Skarżący, Ahmet Zeki Okçuoğlu, turecki prawnik pochodzenia kurdyjskiego, został skazany w Turcji za propagandę przeciwko integralności państwa. Podstawą skazania były jego wypowiedzi opublikowane w maju 1991 roku w magazynie "Demokrat" podczas dyskusji panelowej na temat "Kwestii kurdyjskiej wczoraj i dziś". Sąd Bezpieczeństwa Państwa w Stambule uznał jego komentarze za propagandę separatystyczną, szkodzącą jedności i integralności terytorialnej Turcji, i skazał go na karę pozbawienia wolności oraz grzywnę.
Rozstrzygnięcie
Trybunał stwierdza naruszenie art. 10 Konwencji. Trybunał stwierdza naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji. Trybunał stwierdza, że nie ma odrębnej kwestii w odniesieniu do art. 14 Konwencji w związku z art. 10. Trybunał zasądza skarżącemu 40 000 franków francuskich (FRF) tytułem szkody niemajątkowej oraz 20 000 FRF tytułem kosztów i wydatków. Trybunał oddala pozostałe roszczenia skarżącego dotyczące słusznego zadośćuczynienia.

Pełny tekst orzeczenia

CONSEIL DE   L'EUROPE   AVRUPA   KONSEYĐ   Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi Kararı   OKÇUOĞLU /Türkiye Davası   Baꢀvuru no: 24246/94   Strasburg   Temmuz 1999   USULĐ ĐꢁLEMLER   1. Dava, Sözleꢀme’nin 32. maddesi 1. fıkrası ve 47. maddesinde   öngörülen üç aylık süre içinde, 17 Mart 1998 Avrupa Đnsan Hakları   Komisyonu (“Komisyon”) tarafından Sözleꢀmenin3 eski 19. maddesi   uyarınca Mahkememize sunulmuꢀtur. Türk vatandaꢀı olan Sn. Ahmet Zeki   Okçuoğlu tarafından 15 Mart 1994 tarihinde eski Madde 25 kapsamında   Türkiye Cumhuriyeti aleyhine Komisyon’a sunulmuꢀ olan baꢀvuruya (No.   24246/94) iliꢀkindir.   Komisyon’un talebi, Sözleꢀmenin eski 44 ve 48 (a) Maddeleri ile eski   Mahkeme A Đçtüzüğü1’nün 32. maddesi 2. fıkrasına dayanmaktadır. Talebin   amacı, davaya iliꢀkin esasların, davalı Devlet tarafından Sözleꢀme’nin 6.   maddesi 1. fıkrası ve 10. ile 14. maddesi kapsamındaki yükümlülüklerin   ihlalini ortaya koyup koymadığına iliꢀkin bir kararın verilmesidir.   2. Eski Mahkeme A Đçtüzüğünün 33. maddesi 3. fıkrası uyarınca yapılmıꢀ   olan soruꢀturmaya cevaben baꢀvuran adli takibata katılmak istediğini   bildirmiꢀ ve Đ stanbul Barosu’ndan Sn. S. Okçuoğlu’nu kendisini temsil   edecek avukat olarak tayin etmiꢀtir (eski içtüzük 30. madde). Bunun   sonucunda, zamanın Mahkeme Baꢀkanı olan Sn. R. Bernhardt avukata yazılı   takibatlarda Türkçe dilini kullanma izni vermiꢀtir (eski içtüzük 27. madde,   3. fıkra).   3. 11 no’lu Protokol yürürlüğe girmeden önce ortaya çıkabilecek, özellikle   usule iliꢀkin hususları ele almak üzere kurulan Heyetin Baꢀkanı sıfatıyla (Sözleꢀ   menin eski 43. Maddesi ve eski içtüzük 21. maddesi) ve Sekreter aracılığıyla   hareket eden Sn. Bernhardt, Türk hükümeti (“Hükümet”) temsilcisi, baꢀvur-   an avukatı ve Komisyon Delegesi ile yargılama sürecinin organizasyonu ko-   nusunda temasa geçmiꢀtir (eski   _____________________________________________   19. Maddeyi değiꢀtiren 11 No’lu Protokolün yürürlüğe girmesinden itibaren Mahkeme sürekli   bazda faaliyet göstermiꢀtir.   A Mahkeme Đçtüzüğü, 9 no’lu Protokolün yürürlüğe girmesinden önce (1 Ekim 1994)   Mahkemeye sunulan davalar ile anılan tarih itibarıyla 31 Ekim 1998 tarihine dek ilgili Protokole   tabi olmayan Devletler ile ilgili davalar için geçerlidir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 1999. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Çok Taraflı Sîyasi İşler   Genel Müdürlüğü tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın adının   tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri   Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak suretiyle   ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   TEMMUZ 1999 TARĐHLĐ OKÇUOĞLU MAHKEME KARARI   içtüzük 37. madde 1 fıkra ve 38. madde). Bunun sonucunda gönderilen   talebe iliꢀkin olarak Sekreter baꢀvuranın görüꢀünü 27 Temmuz 1998   tarihinde ve Hükümetin görüꢀünü 24 Ağustos tarihinde almıꢀtır. 29 Eylül   tarihinde Hükümet görüꢀüne eklenecek evrakları göndermiꢀtir ve 14 Ekim   tarihinde baꢀvuran adil tazmine yönelik olarak iddialarını desteklemek   amacıyla doküman sunmuꢀtur (Sözleꢀme’nin 41. maddesi).   4. 11. No’lu Protokol’ün 1 Kasım 1988 tarihinde yürürlüğe girmesinden   sonra ve anılan Protokol’ün 5. Maddesi 5. fıkrası uyarınca, dava Büyük   Daireye sunulmuꢀtur. 22 Ekim 1998 tarihinde Sn. Wildhaber, bu dava ve   Karataꢀ - Türkiye (baꢀvuru no. 23168/94); Arslan - Türkiye (baꢀvuru no.   23462/94); Polat - Türkiye (baꢀvuru no. 23500/94); Ceylan - Türkiye   (baꢀvuru no. 23556/94), Gerger - Türkiye (baꢀvuru no. 24919/94); Erdoğdu   ve Đnce - Türkiye (baꢀvuru no. 25067/94 ve 25068/94); Baꢀkaya ve   Okçuoğlu - Türkiye (baꢀvuru no. 23536/94 ve 24408/94); Sürek ve Özdemir   - Türkiye (baꢀvuru no. 23927/94 ve 24277/94); Sürek - Türkiye, No. 1   (baꢀvuru no. 26682/95), Sürek - Türkiye No. 2 (baꢀvuru no. 24122/94);   Sürek - Türkiye No.3 (baꢀvuru no. 24735/94) ve Sürek- Türkiye No. 4   (baꢀvuru no. 24762) olmak üzere, Türkiye’ye karꢀı açılan on iki dava için   adaletin doğru ꢀekilde uygulanmasına yönelik olarak tek bir Heyetin   kurulmasına karar vermiꢀtir.   5. Bu amaca yönelik olarak oluꢀturulan Heyet Türkiye için res’en,   seçilmiꢀ bulunan hakim Sn. R. Türmen (Sözleꢀme’nin 27. maddesi, 2.   fıkrası ve Mahkeme Đçtüzüğü 24. maddesi, 4. fıkrası), Mahkeme Baꢀkanı   Sn. Wildhaber, Mahkeme Baꢀkan Yardımcısı Sn. E. Palm ve Bölüm Baꢀkan   Yardımcıları Sn. J.P. Costa ile Sn. M. Fischbach’tan oluꢀmuꢀtur   (Sözleꢀme’nin 27. Maddesi, 3. fıkrası ve 24. Đçtüzük Maddesi 3 ve 5(a)   fıkrası). Heyet için atanan diğer üyeler: Sn. A. Pastor Ridruejo, Sn.   G.Bonello, Sn. J. Makarczyk, Sn. P. Kuris, Sn. F. Tulkens, Sn. V.   Straznicka, Sn. V. Butkevych, Sn. J. Casadevall, Sn. H. S. Gereve, Sn. A.   Baka, Sn. R. Maruste ve Sn. S. Botoucharova (Đçtüzük 24. maddesi 3. ve   5.(a) fıkrası ve Đçtüzük 100. maddesi, 4. fıkrası).   Kasım 1998 tarihinde Sn. Wildhaber Đçtüzük 28. maddesi, 4. fıkrasına   uygun olarak Oğur - Türkiye davasında alınan Heyet kararına iliꢀkin olarak   davadan çekilmesinden sonra Sn. Türmen’i oturumdan muaf tutmuꢀtur. 16   Aralık 1998 tarihinde Hükümet Sn. F. Gölcüklü’nün ad hoc hakim olarak   atandığını tebliğ etmiꢀtir (Đçtüzük 29. maddesi 1. fıkrası).   Bunun sonucunda, davanın ileriki aꢀamalarında yer alamayacak olan Sn.   Botoucharova’nın yerine Sn. K. Traja getirilmiꢀtir (Đçtüzük 24. maddesi, 5   (b) fıkrası).   6. 11 Mart 1999 tarihinde Büyük Daire dava dosyasına ve baꢀvuran ile   hükümetin bu konuya iliꢀkin taleplerinin olmamasına dayanarak duruꢀmanın   halka açık olarak gerçekleꢀtirilmemesine karar vermiꢀtir (Sözleꢀme’nin 31.   maddesi, fıkra (a) ve Mahkeme Đçtüzüğü Madde 31, 59, fıkra 2 ve 71).   TEMMUZ 1999 TARĐHLĐ OKÇUOĞLU MAHKEME KARARI   DAVA ESASLARI   I. DAVA KONUSU OLAYLAR   7. Sn. Ahmet Zeki Okçuoğlu Kürt asıllı Türk olup 1950 doğumludur.   Đstanbul’da yaꢀamakta ve avukat olarak çalıꢀmaktadır.   8. Mayıs, 1991 tarihinde “Demokrat” adlı derginin 12. sayısında   baꢀvuranın da katıldığı ve Sn. M.Đ.S’nin baꢀkanlığında düzenlediği bir   yuvarlak masa tartıꢀmasına iliꢀkin bir makale yayınlanmıꢀtır. “Kürt Sorunun   Dünü ve Bugünü” baꢀlıklı makalede baꢀvuranın yorumları aꢀağıdaki ꢀekilde   yer almıꢀtır:   “M.Đ.S - Irak’taki Kürtlerin ꢀu andaki trajik durumlarının insani tarafını bir yana   bırakırsak, sorunun önemli siyasi yönleri vardır, belki de esas konu, Körfez Krizi ile   birlikte Kürt hareketleri arasındaki iliꢀkilerin uluslararası düzeyde yoğunlaꢀmasıdır. Bu   aꢀamada ꢀu sorunun sorulması gerekiyor: Birleꢀik Devletler ile Avrupa Devletleri   arasında kurulan iliꢀkilerden ne kazanmayı bekliyorduk ve aslında neler kazandık? ..   Đzin verirseniz soruya dönmek istiyorum... Özellikle Birleꢀik Devletler ve Batı   tarafından bölgesel konumdaki geliꢀmelerin yönetilmesi ile ilgili olarak... Sn. Okçuoğlu,   üniter Devlet bağlamında cevabınızı ifade etmenizi rica edebilir miyim?   A.Z. Okçuoğlu - Sorunuzu yanlıꢀ ifade ettiniz. Belirli ideolojik hususları   içermektedir. Cevap vermeden önce, sanırım Kürt sorununun ne ile ilgili olduğunu   açıklamam gerekiyor. Tarihin baꢀlamasından bu yana bölgede mevcut olan ve burada   kurulan diğer uluslar ile birlikte tarihsel açıdan önemli rol oynayan yaklaꢀık 40.000.000   kiꢀilik bir ulusla ilgilidir; fakat aynı zamanda bu ulus yüzyılın baꢀından bu yana ve   uluslararası ve bölgesel güçlerin etkisi altında ulusal haklarından mahrum edilen,   bölgedeki devletler arasında topraklarının paylaꢀıldığını gören ve egemenlik   haklarından mahrum bırakılıp diğer Devletlerin hegemonyasına tabi tutulan bir ulus. Bu   soruda bir geliꢀme kaydedeceksek, baꢀlangıç noktası bu olmalı. Herkesin kabul edeceği   gibi, sorunun radikal çözümünün ꢀu yada bu gün bulunacağı anlamına gelmemektedir.   Sorunuza geri dönersek ... Kürt sorununun dıꢀ güçler, emperyalist güçler tarafından   ateꢀlendiği fikri yeni değildir. Yaklaꢀık bir asırdır bazı gözlemciler sorunu bu açılardan   ele almıꢀtır. Altında yatan sebepler ꢀu ꢀekilde özetlenebilir.   Đlk olarak, Kürtleri kendi hakimiyetleri altında tutan uluslar ile ilgili hususlar var.   Baꢀlangıçtan bu yana, bu güçler sorunun Kürtlerin ulusal bir varlık olmadığı,   kendilerine ait bir iddiaları olmadığı ve dıꢀ güçlerce manipüle edildikleri iddialarını   sürdürmüꢀlerdir. Bu yüzden hedefleri uluslararası güçlerin soruna müdahale etmelerini   engellemek ve sorunun meꢀruluğu üzerine gölge düꢀürmek ve ilgiyi baꢀka yöne   çekmektir. Aynı zamanda uluslararası sosyalist hareket ve bu tür dairelerde süregelen   emperyalizm doktrini bulunmaktadır. Bildiğiniz gibi, Sovyetler Birliği klasik anlamda   bir imparatorluğa benzemektedir. Sovyet Hükümeti her zaman Kürtlere karꢀı olmuꢀtur   çünkü Kürtlere belirli haklar tanınırsa güç kullanarak kontrol ettiği ulusların taleplerde   bulunmasının kaçınılmaz olacağını düꢀünmekte ve bu tür konuların uluslararası düzeyde   tartıꢀılması ꢀebekelerini daha az eriꢀilebilir kılacaktır. Bu yüzden Sovyetler Lenin   zamanından bu yana tutarlı olarak Kürtleri egemenlikleri altında tutan güçlerin yanında   olmuꢀtur ve yerel sosyalist uydu güçleri benzer tartıꢀmaları ileri sürmüꢀtür. Kürtlere   yönelik bu sosyalist güçlerin olumsuz yaklaꢀımları göz önünde bulundurulduğunda,   Sovyetlerin hakimiyet gücü ile bu güçlerin resmi ideolojisi arasındaki iliꢀki de rol   oynamıꢀtır. Bu yaklaꢀım Sovyet konumu tarafından güçlendirilmiꢀtir. Sovyet   ideolojisinin kendisi egemen ulus ideolojisidir. Bu açıdan, Sovyet hakimiyetinin ideoloji   TEMMUZ 1999 TARĐHLĐ OKÇUOĞLU MAHKEME KARARI   ve bölgede uygulanan ꢀekliyle Türk ulusal ideolojisi aynı idi. Ancak, emperyalizmin   belirtilen doktrini burada sona ermemektedir. Yetmiꢀli yıllardan sonra, Kürtler, Sovyet   ve Çin sosyalist propagandası altında, ister bilinçli ister bilinçsiz olarak, aynı yolu   uygulamıꢀtır. Bu da Kürt hareketini ciddi ölümcül sonuçlara götürmüꢀtür.   Kürt sorununun dıꢀarıdaki provokasyonların bir sonucu olarak ortaya çıktığına   yönelik iddialar asılsızdır. Ortadoğu’daki emperyalist korumacılıktan bahsedilecekse,   bunun Kürtlere hiçbir fayda getirmediği ve bunun yanı sıra ilgili emperyalist güçler   tarafından korunduğu ve durumun Türkler, Araplar ve Đranlılara yaradığı söylenecektir.   Đngiltere Osmanlıların lehine Kırım Savaꢀında müdahalede bulunmasaydı, Rus çarı   Osmanlı Devleti’ni tarih kitaplarından çıkartacak ve Bizans mirasını ele geçirmiꢀ   olacaktı. Bazı sol görüꢀlü tarihçilerin ileri sürdüğünün aksine, emperyalistler onu   öldürmekten ziyade “hasta adamı” kurtarmaya çalıꢀmıꢀtır. Bu Araplar için de geçerlidir.   Bugüne dek, - Filistinlileri kabul ederseniz - Orta Asya’daki ulusal hakları için   mücadele eden tek halk Kürt halkıdır. Türkler, Araplar ve Đranlılar ulusal hakları için   tek bir kurꢀun bile atmamıꢀlardır. Đngiltere 1918’de Osmanlı Devleti’ni iꢀgal ettiği   zaman tek bir ateꢀ edilmemiꢀtir. Sözde kurtuluꢀ savaꢀı sadece Yunanlılar ile Türkler   arasındaki tarihi çatıꢀmanın bir sonucudur. Kimin haklı olduğu sorusu tartıꢀmaya yol   açacak bir sorudur. Antep ve Urfa’ya yerleꢀen Fransızlara karꢀı direniꢀ Kürtlerden geldi.   Tam olarak, yerel yetkililerin kalkanı altında geliꢀen direniꢀ Türk - Kürt direniꢀidir.   Halkın kendiliğinden ortaya çıkan direniꢀiydi. Ne Türk ordusu ne de siyasi yetkililer   bunda yer almıꢀtır. Kürtler, belirli evrelerde ileri sürülen ꢀekilde, kendi ulusal haklarını   elde etme konusunda geri kalmıꢀlardır çünkü dıꢀ güçlere bağlı idiler ama, bunun aksine,   uluslararası iliꢀkileri güçlendirmede baꢀarısız olmuꢀlardır ve uluslararası güçler   Kürtlerin kabul edilmelerini ret etmiꢀtir.   Kürt sorunu Kürtlerin sorunu iken bu sorunun çözümü çıkarlarını doğrudan   etkilediğinden dolayı bölgesel ve uluslararası güçleri de ilgilendirmektedir. Gerçek   konumla az benzerlik gösterdiklerinden dolayı emperyalizm, anti-emperyalizm,   sosyalizm ve anti-sosyalizm gibi kavramlar kullanılarak bu sorun ele alınamaz. ‘Bu   bizim sorunumuz. Siz Birleꢀik Devletler, Đngiltere, Sovyetler, Türkler, karıꢀmayın; siz   Araplar, Đranlılar bu konunun dıꢀında kalın’ diyemezsiniz. Menfaatleri tehlikede   olanlarla birlikte bu sorunu çözmeliyiz. Yardımları olsun olmasın. Burada, Kürt sorunu   ile ilgili tüm taraflar arasında en az insiyatife sahip olanların Kürtler olduğunun   belirtilmesi gerekmektedir. Bu yüzden, Kürtler gerçekçi olmalıdır. Sorun kendi   mevcudiyetleri ile ilgili olduğundan ve en az seviyede çaba gösterdikleri bir zamanda   ortaya çıktığından insiyatiflerin alındığını inkar ederek yada bunlara karꢀı çıkarak   sorunları çözmeye kalkıꢀmak gözükaralık olacaktır. Uygulamada, Kürtler bu noktada   soruna çözüm bulma konusunda daha büyük bir rolü nasıl ve ne ölçüde   oynayabileceklerini belirlemelidirler. Bu pratik bir yaklaꢀım olacaktır.   ...   M.Đ.S - Söylediğimi yanlıꢀ anlamanızı istemem. Kürt ayaklanmasını emperyalist   etkenlere dayalı olduğunu ileri sürmüyorum. Tüm dediğim, bölgedeki ülkeler burada   bulunan sorunları kendi baꢀlarına çözmelerini sağlayacak kaynaklara sahip   olmadıklarıdır. Bunun sonucunda, uluslararası güçlerin varlığı devam edecek gibi   gözükmektedir. Bu koꢀullar altında, Kürtler nasıl daha büyük bir role sahip olabilirler?   A.Z.Okçuoğlu - Đlk olarak, Kürt sorunu ile ilgili olarak uluslararası güçler kendi   çıkarlarına önem vermektedir. Ortak çıkarlarımızın nerelerde olduğunun farkında olmalı   ve bunları tespit etmeliyiz. Dünyada Kürtler gibi çok sayıda ulus bulunmaktadır.   Birleꢀmiꢀ Milletler ꢁartı ve temel anlaꢀmaların insanların kendi geleceklerine   kendilerinin karar vermesi hakkına sahip olduklarını belirtmelerine rağmen uygulamada   TEMMUZ 1999 TARĐHLĐ OKÇUOĞLU MAHKEME KARARI   bu hakkın Kürtler için geçerli olduğu kabul edilmemektedir ve bunun ötesinde bu   hakkın diğer uluslar için geçerli olduğu kabul edilmektedir. Bu tür uluslar yaꢀadıkları   ülkelerin sınırlarını aꢀmayan belirli insani ve kültürel hakları elde edebilmeyi   baꢀarmıꢀlardır. Hiçbiri bunun ötesine gidememiꢀtir. Azınlık konumundaki insanların   sorunları bu etken göz önünde bulundurulmadan ele alınıp çözümlenemez. Tüm   sınırların değiꢀikliğe ihtiyacı vardır ancak bunun gerçekleꢀtirilmesi çok zordur. Bu   sebeple, Kürtlerin bir yargılama hatası iꢀlediklerine inanıyorum. Bununla ren uç   noktaya kadar mevcut konumlarını kabul etmeleri gerektiğini kastetmiyorum. Tarih   kitaplarına girmek istiyorlarsa, varlıklarının zorunlu kıldığı uluslararası anlamların   farkında olmalıdırlar.   Kürtlerin “aldatıldığı” yada satıldığı” fikrine itibar göstermediğimi eklemek isterim.   Son zamanlarda, Birleꢀik Devletler Kürtleri kendilerine hakim olarak hareket   konusunda uyarmıꢀtır; Kürtler Talabani ile iliꢀkilerini kesmiꢀ ve silahlara iliꢀkin tüm   taleplerini geri çevirmiꢀlerdir. Benim görüꢀüme göre, Kürtler bir yargılama hatası   yapmıꢀlardır. Iraklı Kürdistan örgütlerinin sorumlu tutulamayacağı gayet radikal bir   yaklaꢀım uygulamıꢀlardır. Kürtler Saddam’ın sona erdiğine inanarak yıllardır maruz   kaldıkları baskılara tepki olarak kendiliklerinden ayaklanma giriꢀiminde   bulunmuꢀlardır. Barzani ve Talabani diğer Kürt liderler ile birlikte bu süreci kabule   zorlanmıꢀtır. Amerika, Fransa, Sovyetlerin benzerlerine yada ayakların üzerinde daha   fazla duramayacağı bir noktada tükenmiꢀ olan Saddam’ın benzerlerine karꢀı koyacak   kadar güçlü değiliz. Bu realitelerin ıꢀığı altında sorunu incelemeliyiz. Kürtlerin   demokratik birliklerine acilen ihtiyaç duyulmaktadır. Düꢀmanlık nosyonundan   vazgeçmeliyiz. Hiçbir taraf diğerine zara verecek kadar güçlü değildir ve her durumda   bunun olması için bir sebep de bulunmamaktadır. Đliꢀkilerimiz dostane olmalıdır,   düꢀmanca değil. Benzer ꢀekilde, batılı güçlerle iliꢀkilerimizi güçlendirdiğimiz zaman   ulusal değerlerin tercih edilmesine yer verilmesi gerekli ve hatta zaruridir.   ...   Kendi açımdan, son zamanlarda sık sık ileri sürülen ilkel milliyetçilik tanımına   karꢀıyım. Bu tür bir terminolojinin kullanılması bazen anlayıꢀ eksikliğini ortaya   çıkartmaktadır. Milliyetçilik iki ꢀekilde olur. Birincisi baskı uygulayan ulusun, ikincisi   ise baskıya maruz kalan ulusun milliyetçiliğidir. Bunun ötesinde, milliyetçiliğe iliꢀkin   bilimsel araꢀtırmalar baꢀka bir tanım sunmamıꢀtır. ‘Đlkel milliyetçilik’ nosyonunun   neleri kapsadığını bilmek zordur: milliyetçiliği toptan ret etmekte midir, yada bir baꢀka   milliyetçilik ꢀekli önermekte midir? Bu belirsizdir. Ayrıca, bu terminoloji bilimsel   değildir, bir değer taꢀımamaktadır ve sadece belirli absürd siyasi kaygıları yansıtmaya   yöneliktir.   Kürtlerin baꢀarı eksikliklerinin ilkel milliyetçilikten dolayı olduğu teorisine   katılmıyorum. Aslında, baꢀarısızlıklarından sorumlu olanlar Kürtler değildir. Bunun   sebepleri Kürtlerin uluslararası konumlarında yatmaktadır. Dünyadaki birçok ulus   Kürtlerle aynı konumdadır. Hiçbiri bugüne dek ister silah gücüyle yada diğer ꢀekillerde   kendi sınırları çizme fırsatına sahip olmamıꢀtır. Diğer hiçbir ulusa sunulmayan bir   fırsatın Kürtlere tanınmasını nasıl bekleyebiliriz? Litvanya örneğini ele alalım.   Litvanyalılar bağımsızlık sorunlarıyla ilgili bir referandum düzenlediler ve sonuç olarak   baskın bir çoğunluk elde ederek kendilerini bağımsız ilan ettiler. Ancak Birleꢀik   devletler onay verince, Sovyetler tanklarla iꢀgal ettiler. Litvanya izole edildi. Bu yüzden   geçmiꢀteki deneyimlerden de faydalanarak konuꢀmalıyız. Irak’taki Kürdistan’da   yüzyılın baꢀından bu yana mücadele devam etmektedir. Ortadoğu’daki mücadelede yer   alan tek halk Kürt halkıdır. Buna rağmen, konumları hiçbir ꢀekilde geliꢀmemiꢀtir.   Kürtler sorunlarına kesinlikle bir çözüm bulacaktır ancak söz konusu etkenlerin sadece   Kürtlere dayalı olmadığı bilinmelidir.   TEMMUZ 1999 TARĐHLĐ OKÇUOĞLU MAHKEME KARARI   Hakkında pek çok ꢀey söylenen milliyetçilik nosyonunu açıklığa kavuꢀturmak   isterim. Bildiğiniz gibi, milliyetçi hareketler batıda Fransız devrimi ile baꢀlamıꢀ ve   bunun sonucunda Asya ve Afrika’ya yayılmıꢀtır. Milliyetçiliğin sonucunda koloniler   özgürlüklerine kavuꢀmuꢀtur. Ancak, milliyetçilik konusu hala canlıdır. Ulusal   haklarından mahrum edilen halklar bulunmaktadır. Özgür bırakılırlarsa milliyetçi bir   hassasiyet göstereceklerdir. Milliyetçi hareketlerin mağdurların lanet tepkilerini   çekmeleri anlaꢀılabilir. Bunun aksine, ezilenin tarafında olduklarını iddia edenlerin,   kendilerini devrimci yada yenilikçi addedenlerin neden benzer bir ꢀekilde tepki   göstermeleri gerektiğini kavramak imkansızdır.   Baskı altındaki ulusun milliyetçiliği diğer bir ulusun haklarının gasp edilmesi olarak   görülemez. Aksine, modern anlamda enternasyonalizmin milliyetçiliğin doğasında   bulunduğuna inanmaktayım. Baskı uygulayan ulusun milliyetçiliği ile baskı uygulanan   ulusun milliyetçiliği arasındaki farkı bilmeden her türlü milliyetçiliğin bir araya   konmasını onaylamıyorum. Bu farkı göz ardı ederseniz, o zaman baskı uygulayan ulusa   hizmet etmektesinizdir.   Kürt milliyetçiliğini yasadıꢀı ilan eden Türk sosyalistleri neden kendilerine   bakmıyorlar? Özellikle Kemalizm olmak üzere tüm zamanların en sağlam   milliyetçiliğini savunuyorlar ancak Kürt milliyetçiliğini yasaklıyorlar. Baskı uygulanan   bir ulusu milliyetçi olmaktan alıkoymak onu köleliğe mahkum etmektir.   Dostum S. tutarlı bir ꢀekilde aynı çizgidedir. Politik görüꢀleri her zaman gericidir.   Kürtler tepki gösterebilir ancak bir politikayı bu tepkinin sırtına yaslamak pek baꢀarı   kazanmayacaktır. Politikada, insanın dostları yada düꢀmanları yoktur, çıkarları vardır.   Ayrıca, politika makulü arama sanatıdır. Özerklik taraftarlarını ve Kürt bağımsızlığını   eleꢀtirenler Irak’taki Kürt ulusal hareketinin ulaꢀtıklarından farklı mıdır? Hayır.   Türkiye’de de bazı faydalar elde edilmiꢀtir ama bağımsızlığa yönelik politikalardan   değil. Bağımsızlık taraftarı olanlar ‘genel bir af kararı çıkartın, örgütlenmemize izin   verin’ diyerek taleplerini gönüllü olarak sınırlayabilirler. ‘Bölünme istemiyoruz’ dahi   diyebilirler. Bu tür politikalar kelime oyunlarıyla istediklerini elde edemez. Bugün,   Kürtler uluslararası bağlama adapte edilmiꢀ orta vadeli politikalar sunmalıdır.”   9. 10 Haziran 1991 tarihinde, 2 no’lu Đstanbul Devlet Güvenlik   Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı (“Devlet Güvenlik Mahkemesi”) baꢀvuranı   Devletin bütünlüğü aleyhine propaganda yapmakla suçlamıꢀtır. Yukarıda   belirtilen yorumlara dayanarak (bkz. Yukarıdaki paragraf 8) Terörle   Mücadele Kanunu’nun (3713 sayılı kanun - aꢀağıdaki paragraf 17’ye   bakınız) 8 (1) maddesinin uygulanmasını ve yukarıda belirtilen derginin   ilgili sayısının nüshalarının toplatılmasını talep etmiꢀtir (bkz. Aꢀağıdaki   paragraf 16).   10. Baꢀvuran Devlet Güvenlik Mahkemesi huzurunda özellikle bölücülük   niyeti taꢀımadığını ileri sürerek suçlamaları ret etmiꢀtir.   11. 11 Mart 1993 tarihinde, bir askeri hakim dahil olmak üzere üç   hakimden oluꢀan Devlet Güvenlik Mahkemesi baꢀvuranı suçlu bulmuꢀ ve   sayılı kanunun 8 (1) Maddesi uyarınca bir yıl, sekiz ay hapis cezasına   ve yirmi aylık taksitle ödenecek 41.666.666 Türk Lirası (“TRL”) tutarında   para cezasına çarptırmıꢀtır. Aynı zamanda ilgili yayınların toplatılması   emrini vermiꢀtir.   Söz konusu dokümanın baꢀvuranın da katıldığı yuvarlak masa   tartıꢀmasında söylenenlerinin tam kopyası teyit edildikten sonra, Devlet   TEMMUZ 1999 TARĐHLĐ OKÇUOĞLU MAHKEME KARARI   Güvenlik Mahkemesi, inter alia olarak, baꢀvuranın yorumlarında bazı Türk   vatandaꢀlarının Kürt asıllı olmaları nedeniyle “ulusal haklarından” mahrum   edildiklerini ve topraklarının ilgili bölgedeki Devletler arasında   paylaꢀıldığını ileri sürdüğünü tespit etmiꢀtir. Baꢀvurana göre, bu Devletler   tarafından yönetilen Kürt nüfusu kendi ulusal haklarını elde etmek için   mücadele etmektedir.   Devlet Güvenlik Mahkemesi bütün olarak ele alınan bu yorumların Türk   Ulusunun birliği ve Türk Devletinin toprak bütünlüğüne zarar verecek   bölücü propaganda ꢀeklinde değerlendirilebileceğini ve Sn. Okçuoğlu’nun   mahkumiyeti için haklı sebep teꢀkil ettiğini kabul etmiꢀtir.   12. 24 Eylül 1993 tarihli karar ile Yargıtay baꢀvuranın temyiz   baꢀvurusunu ret etmiꢀtir.   13. 20 ꢁubat 1995 tarihinde, baꢀvuranın talebi üzerine, Devlet Güvenlik   Mahkemesi baꢀvuranın daha önceki cezai iꢀlemlerle bağlantılı olarak   yargılanmak üzere tutuklu kaldığı 28 Ekim ila 18 Kasım 1990 tarihleri   arasındaki süreyi hapis cezası süresinden çıkartmayı kabul etmiꢀtir. Sonuç   olarak talebi olmaksızın salıverilmiꢀtir.   Baꢀvuran kendisine uygulanan para cezasını aynı gün ödemiꢀtir.   14. 30 Ekim 1995 tarihinde, 27 Ekim 1995 tarih ve 4126 sayılı kanun   yürürlüğe girmiꢀtir. Bu kanun 3713 sayılı kanunun 8. maddesi uyarınca   uygulanabilecek hapis cezası sürelerini azaltırken para cezalarını artırmıꢀtır   (bkz. Aꢀağıdaki 17. paragraf). 2. maddeye iliꢀkin geçiꢀ hükmünde, 4126   sayılı kanun 3713 sayılı kanunun 8. maddesi uyarınca uygulanan cezaların   otomatik olarak gözden geçirileceği hükmünü getirmiꢀtir (bkz. Yukarıdaki   18. paragraf).   15. Sonuç olarak, Devlet Güvenlik Mahkemesi baꢀvuranın davasını dava   esaslarına dayalı olarak yeniden incelemiꢀtir. 8 Mart 1996 tarihli kararında,   Mahkeme Sn. Okçuoğlu’nun hapis cezasını bir yıl, bir ay ve on güne   indirmiꢀ ancak para cezasını 111.111.110 TRL tutarına çıkartmıꢀtır.   II. ĐLGĐLĐ ĐÇ HUKUK VE UYGULAMALARI   A. Ceza Kanunu   1. Ceza Kanunu   16. Ceza Kanununun 36. maddesi 1. fıkrası ꢀu ꢀekildedir:   Madde 36, 1. fıkra   “Mahkümiyet halinde cürüm veya kabahatte kullanılan veya kullanılmak üzere   hazırlanan veya fiilin irtikabından husule gelen eꢀya fiilde methali olmıyan kimselere ait   olmamak ꢀartiyle mahkemece zabıt ve müsadere olunur.”   TEMMUZ 1999 TARĐHLĐ OKÇUOĞLU MAHKEME KARARI   3. Terörle Mücadele Kanunu (3713 sayılı kanun)   17. 3713 sayılı ve 12 Nisan 1991 tarihli Terörle Mücadele kanunu 30   Ekim 1995 tarihinde yürürlüğe giren 27 Ekim 1995 tarih ve 4126 sayılı   kanun ile değiꢀiktir. 8. ve 13. Maddeler ꢀu ꢀekildedir:   Eski 8. Madde, 1. fıkra   “Türkiye Cumhuriyeti Devletinin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü   bozmayı hedef alan yazılı ve sözlü propaganda ile toplantı, gösteri ve yürüyüꢀ   kullanılan yöntem ve niyet dikkate alınmaksızın yapılamaz. Yapanlar hakkında iki   yıldan beꢀ yıla kadar hapis ve elli milyon liradan yüz milyon liraya kadar ağır para   cezası hükmolunur. Bu suçun mükerreren iꢀlenmesi halinde, verilecek cezalar paraya   çevrilemez.”   Yeni 8. Madde, 1. fıkra   “Türkiye Cumhuriyeti Devletinin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü   bozmayı hedef alan yazılı ve sözlü propaganda ile toplantı, gösteri ve yürüyüꢀ   yapılamaz. Yapanlar hakkında bir yıldan üç yıla kadar hapis ve yüz milyon liradan üç   yüz milyon liraya kadar ağır para cezası hükmolunur. Bu suçun mükerreren iꢀlenmesi   halinde, verilecek cezalar paraya çevrilemez.   ...   Birinci fıkrada belirtilen propaganda suçunun ikinci fıkrada yazılı mevkuteler   dıꢀında basılı eser ve sair kitle iletiꢀim araçları ile iꢀlenmesi halinde, sorumluları ve   ayrıca kitle iletiꢀim araçları sahipleri hakkında altı aydan iki yıla kadar hapis, yüzmilyon   liradan üçyüzmilyon liraya kadar ağır para cezası hükmolunur. Ayrıca bu fiilin radyo ve   televizyonlar vasıtasıyla iꢀlenmesi halinde mahkemece ilgili radyo ve televizyon   kuruluꢀunun bir günden onbeꢀ güne kadar yayından men'ine karar verilir.”   Eski 13. Madde   “Bu Kanun kapsamına giren suçlardan dolayı verilen cezalar, para cezasına veya   tedbirlerden birine çevrilemez ve ertelenemez.”   Yeni 13. Madde   “Bu Kanun kapsamına giren suçlardan dolayı verilen cezalar, para cezasına veya   tedbirlerden birine çevrilemez ve ertelenemez.   Ancak bu madde hükmü, 8 inci madde uyarınca verilen mahkumiyet için   uygulanmaz.”   3. 3713 sayılı Kanunu değiꢀtiren 27 Ekim 1995 tarih ve 4126 sayılı   Kanun   18. 27 Ekim 1995 tarihli Kanun bu kanunun 3713 sayılı kanunun 8.   maddesinin ceza hükümlerine yaptığı değiꢀiklikler için geçerli olan “2.   maddeye iliꢀkin geçici hüküm” içermektedir. Bu geçici hüküm ꢀu   ꢀekildedir:   TEMMUZ 1999 TARĐHLĐ OKÇUOĞLU MAHKEME KARARI   “Mevcut kanunun yürürlüğe girmesini takip eden ay içinde, kararı veren mahkeme   Terörle Mücadele kanunun 8. maddesi uyarınca (3713 sayılı kanun) ve 3713 sayılı   Kanunun 8. Maddesine .... yapılan değiꢀikliğe uygun olarak mahkum edilen kiꢀinin   davasını yeniden inceleyecek, kiꢀiye uygulanan hapis cezası süresini yeniden ele alacak   ve kiꢀinin 13 Temmuz 1965 tarihli ve 647 sayılı kanunun 4 ve 6. maddelerinden   faydalanıp faydalanamayacağına dair bir karara varacaktır.”   4. Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu   19. Asliye mahkemeleri kararları aleyhine kanun açısından temyiz ile   ilgili kabul edilebilir gerekçelerle iliꢀkin Ceza Muhakemeleri Usul Kanunun   ilgili hükümleri ꢀu ꢀekildedir:   Madde 307   “Temyiz ancak hükmün kanuna muhalif olması sebebine müstenit olur.   Hukuki bir kaidenin tatbik edilmemesi yahut yanlıꢀ tatbik edilmesi kanuna   muhalefettir.”   Madde 308   “Aꢀağıda yazılı hallerde kanuna mutlaka muhalefet edilmiꢀ sayılır:   1- Mahkemenin kanun dairesinde teꢀekkül etmemiꢀ olması,   - Hakimlik vazifesine iꢀtirakten kanunen memnu olan bir hakimin hükme iꢀtirak   etmesi,   ....”   B. Đçtihat   20. Hükümet, Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesine bağlı Cumhuriyet   Savcısı tarafından özellikle dini gerekçelerle halkı kin ve düꢀmanlığa teꢀvik   etmekten (Ceza Kanunun 312. maddesi) sanık ꢀahısların aleyhine   suçlamaların geri çekilmesine ve Devletin bölünmez bütünlüğü aleyhine   propaganda yapmaktan sanık (3713 sayılı Kanunun 8. Bölümü - yukarıdaki   17. paragrafa bakınız) ꢀahısın aleyhine suçlamaların geri çekilmesine iliꢀkin   diğer birkaç kararın bazı suretlerini temin etmiꢀtir. Suçların neꢀir yoluyla   iꢀlendiği davaların çoğunluğunda, Cumhuriyet Savcısının kararına yönelik   sebeplerin takibatların zaman aꢀımına uğraması, suç teꢀkil eden unsurlardan   bazılarının tespit edilememesi yada yetersiz delil olması gibi hususları   içermektedir. Diğer gerekçeler yayınlanan neꢀriyatların dağıtılmaması,   yasadıꢀı bir amacın olmadığı yada suç iꢀlenmediği yada sorumlu ꢀahısların   tespit edilememesi gibi hususları içermiꢀtir.   Ayrıca, Hükümet yukarıda belirtilen suçlardan sanık davalıların suçlu   bulunmadığı içtihatlarda Devlet Güvenlik Mahkemesi tarafından verilen   birkaç kararı sunmuꢀtur. Bunlar 19 Kasım (no. 1996/428) ve 27 Aralık 1996   TEMMUZ 1999 TARĐHLĐ OKÇUOĞLU MAHKEME KARARI   (no. 1996/519), 6 Mart (no. 1997/33), 3 Haziran (no. 1997/102), 17 Ekim   (no. 1997/527), 24 Ekim (no. 1997/541) ve 23 Aralık 1997 (no. 1997/606);   Ocak (no. 1998/8), 3 ꢁubat (no. 1998/14), 19 Mart (no. 1998/56), 21   Nisan 1998 (no. 1998/87) ve 17 Haziran 1998 (no. 1998/133) tarihli   kararlardır.   Kürt sorunu ile ilgili eserlerin yazarları aleyhine olan takibatlar   açısından, bu davalarda Devlet Güvenlik Mahkemeleri suç teꢀkil eden   unsurlardan biri olan “propagandanın” yapılmadığı gerekçesine dayanarak   yada kullanılan kelimelerin tarafsız özelliklerini dikkate alarak bu kararları   vermiꢀlerdir.   C. Devlet Güvenlik Mahkemeleri   21. Devlet Güvenlik Mahkemeleri 1961 Anayasası’nın 136. Maddesine   uygun olarak 11 Temmuz 1973 tarih ve 1773 sayılı Kanun ile   oluꢀturulmuꢀtur. Bu kanun 15 Haziran 1976 tarihinde Anayasa Mahkemesi   tarafından yürürlükten kaldırılmıꢀtır. Söz konusu mahkemeler daha sonra   Anayasası ile Türk yargı sistemine yeniden dahil edilmiꢀtir.   Gerekçenin ilgili bölümü aꢀağıdaki metni içermektedir:   “Đꢀlendiği zaman uygun kararın verilebilmesi için özel bir yargı gerektiren ve   Devletin mevcudiyeti ve istikrarını etkileyen eylemler olabilir. Bu tür davalar için   Devlet Güvenlik Mahkemelerinin kurulması gereklidir. Anayasamızın doğasında   bulunan ilkeye uygun ꢀekilde, iꢀlendikten sonra belli bir eyleme iliꢀkin karar verilmesi   amacıyla özel bir mahkemenin kurulması yasaklanmıꢀtır. Bu sebeple Devlet Güvenlik   Mahkemeleri yukarıda belirtilen suçları içeren davaları yargılamak için Anayasamızda   Devlet Güvenlik Mahkemeleri kurulmuꢀtur. Yetkilerini belirleyen özek hükümlerin   önceden yürürlüğe sokulduğu ve herhangi bir suç iꢀlenmeden mahkemelerin kurulduğu   göz önünde bulundurularak...., anılan türden suçlar iꢀlendikten sonra bu suçların ele   alınması için kurulmuꢀ olan mahkemeler olarak tanımlanamazlar.”   Devlet Güvenlik Mahkemesinin yapısı ve iꢀlevi aꢀağıdaki kurallara   tabidir.   1. Anayasa   22. Yargı organlarına iliꢀkin anayasal hükümler ꢀu ꢀekildedir:   138. Madde, 1 ve 2. fıkra   “Hâkimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak   vicdani kanaatlerine göre hüküm verirler.   Hiçbir organ, makam, ... veya ... kiꢀi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere   ve hâkimlere emir ve talimat veremez; genelge gönderemez; tavsiye ve telkinde   bulunamaz.”   TEMMUZ 1999 TARĐHLĐ OKÇUOĞLU MAHKEME KARARI     139. Madde, 1. fıkra   “Hakimler ... azlolunamazlar, kendileri istemedikçe Anayasada gösterilen yaꢀtan   önce emekliye ayrılamaz...”   143. Madde, 1-5. fıkraları   “Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü, hür demokratik düzen ve   nitelikleri Anayasada belirtilen Cumhuriyet aleyhine islenen ve doğrudan doğruya   devletin iç ve diꢀ güvenliğini etkileyen suçlara bakmak üzere Devlet Güvenlik   Mahkemeleri kurulacaktır.   Devlet Güvenlik Mahkemesinde bir baꢀkan, iki asil ve iki yedek üye ile savcı ve   yeteri kadar savcı yardımcısı bulunur.   Baꢀkan, bir asil ve bir yedek üye ile savcı, birinci sınıfa ayrılmıꢀ hakim ve   Cumhuriyet savcıları arasından; bir asil ve bir yedek üye, birinci sınıf askeri hakimler   arasından; savcı yardımcıları ise Cumhuriyet savcıları ve askeri hakimler arasından özel   kanunlarında gösterilen usule göre atanır.   Devlet Güvenlik Mahkemesi Baꢀkanı, üye ve yedek üyeleriyle savcı ve savcı   yardımcıları dört yıl için atanırlar, süresi bitenler yeniden atanabilirler.   Devlet Güvenlik Mahkemeleri kararlarının temyiz mercii Yargıtay’dır.   …”   145. Madde, 4. fıkra   “Askeri yargı   Askeri hakimlerin özlük isleri ve yükümlülükleri … mahkemelerin bağımsızlığı,   hakimlik teminatı, askerlik hizmetinin gereklerine göre kanunla düzenlenir. Kanun,   ayrıca askeri hakimlerin yargı hizmeti dıꢀındaki askeri hizmetler yönünden askeri   hizmetlerin gereklerine göre teꢀkilatında görevli bulundukları komutanlık ile olan   iliꢀkilerini de gösterir…”   2. Devlet Güvenlik Mahkemelerinin Kuruluꢀ ve Yargılama Usulleri   Hakkındaki 2845 Sayılı Kanun   23. Anayasa’nın 143. Maddesine dayalı olarak, 2845 Sayılı Kanunun   Devlet Güvenlik Mahkemeleri ile ilgili hükümleri ꢀu ꢀekildedir:   1. Madde   “Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü, hür demokratik düzen ve   nitelikleri Anayasada belirtilen Cumhuriyet aleyhine iꢀlenen ve doğrudan doğruya   Devletin iç ve dıꢀ güvenliğini ilgilendiren suçlara iliꢀkin davalara bakmak üzere … il   merkezlerinde, bu illerin adlarıyla anılan Devlet güvenlik mahkemeleri kurulmuꢀtur.”   3. Madde   TEMMUZ 1999 TARĐHLĐ OKÇUOĞLU MAHKEME KARARI     “Devlet güvenlik mahkemeleri, bir baꢀkan ile iki üyeden oluꢀur ve ayrıca iki yedek   üye bulunur.”   5. Madde   “Devlet güvenlik mahkemesinin baꢀkan ve bir asıl bir yedek üyesi … adli yargı   hakimler arasından; bir asıl bir yedek üyesi birinci sınıfa ayrılmıꢀ askeri hakimler   arasından … tanır.”   6. Madde, (2), (3) ve (6) Fıkraları   “Askeri hakimler arasından üye,yedek üye ve Cumhuriyet savcı yardımcılarının   atanmaları, Askeri Hakimler Kanununda gösterilen usule göre yapılır.   Bu Kanun ve diğer kanunlardaki istisnalar saklı olmak üzere Devlet Güvenlik   Mahkemeleri baꢀkan, üye ve yedek üyeleri … muvafakatları alınmadıkça dört yıldan   önce baꢀka bir yere veya göreve atanamazlar.   ...   Devlet güvenlik mahkemelerinde görevli baꢀkan, üye, yedek üye, Cumhuriyet   savcısı ve Cumhuriyet savcı yardımcıları hakkında kendi kanunlarına göre yapılacak   soruꢀturma sonunda görev yerlerinin değiꢀtirilmesine dair yetkili kurul veya mercilerce   karar verildiği takdirde, ilgili hakimin … görev yeri veya görevi, özel kanunlarında   gösterilen usule göre değiꢀtirilebilir.”   9. Madde, (1). Fıkrası   “Devlet Güvenlik Mahkemeleri aꢀağıdaki suçlarla ilgili davalara bakmakla   görevlidir.   … (d) Anayasanın 120'nci maddesi gereğince Olağanüstü Hal Đlan Edilen Bölgelerde,   Olağanüstü Halin ilanına neden olan olaylara iliꢀkin suçlar.   (e) “Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü, hür demokratik düzen ve   nitelikleri Anayasada belirtilen Cumhuriyet aleyhine islenen ve doğrudan doğruya   devletin iç ve diꢀ güvenliğini etkileyen suçlar.   …”   27. Madde, 1. Fıkra   “Devlet güvenlik mahkemesi kararlarının temyiz mercii Yargıtay’dır.”   34. Madde, 1. ve 2. Fıkra   “Devlet güvenlik mahkemelerinde göreve atanan askeri hakimlerin … özlük   iꢀlerinde, denetimlerinde, haklarında disiplin soruꢀturması açılması ve disiplin cezası   verilmesinde, ꢀahsi ve görevle ilgili suçlarının soruꢀturma ve kovuꢀturulmasında bu …   kendi mesleklerine ait kanunların ilgili hükümleri uygulanır. …   TEMMUZ 1999 TARĐHLĐ OKÇUOĞLU MAHKEME KARARI     Askeri yargıya mensup hakimler hakkında verilecek Yargıtay notları ve adalet   müfettiꢀlerince   … yapılacak soruꢀturmalara iliꢀkin evrak Adalet Bakanlığına   gönderilir.”   38. Madde   “Devlet güvenlik mahkemesinin yargı çevresinin tamamını veya bir kısmını   kapsayacak ꢀekilde sıkıyönetim ilan edilmesi halinde o yargı çevresinde birden fazla   Devlet güvenlik mahkemesi olmak kaydıyla, Devlet güvenlik mahkemesi aꢀağıdaki   esaslara göre sıkıyönetim askeri mahkemesine dönüꢀtürülebilir…”   3. Askeri Hakimler Kanunu (357 Sayılı Kanun)   24. Askeri Hakimler Kanununun ilgili hükümleri aꢀağıda ꢀekildedir:   Ek Madde 7   “Devlet güvenlik mahkemesi üyeliği veya yedek üyeliği … görevlerine atanan   askeri hakim subayların rütbe terfii, rütbe kıdemliliği, kademe ilerlemesi yapmalarını   sağlayacak yeterlikleri, bu Kanunun ve 926 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel   Kanununun hükümleri saklı kalmak ꢀartı ile, aꢀağıda belirtilen ꢀekilde düzenlenecek   sicillerle saptanır.   (a) Birinci sınıfa ayrılmıꢀ üye ve yedek üye askeri hakimlere subay sicil belgesi   düzenlemeye ve sicil vermeye yetkili birinci sicil amiri Milli Savunma Bakanlığı   Müsteꢀarı, ikinci sicil amiri Milli Savunma Bakanıdır.”   …”   Ek Madde 8   “Devlet güvenlik mahkemelerinin askeri yargıya mensup; mahkeme üyeleri …,   Genelkurmay Personel Baꢀkanı, Adli Müꢀaviri ile atanacakların mensup olduğu Kuvvet   Komutanlığının personel baꢀkanı ile adli müꢀaviri ve Milli Savunma Bakanlığı Askeri   Adalet Đꢀleri Baꢀkanından oluꢀan Kurul tarafından seçilir ve usulüne uygun olarak   atanırlar…”   16. Madde, 1. ve 3. Fıkra   “Askeri hakimlerin … atanmaları bu kanun hükümleri saklı kalmak ꢀartıyla Silahlı   Kuvvetler mensuplarının nakil ve tayinleri hakkındaki hükümler esas alınarak Milli   Savunma Bakanı ve Baꢀbakanın müꢀterek kararnamesi ile Cumhurbaꢀkanın onayına   sunulur ve Resmi Gazete ile yayınlanır.”   “Askeri hakimlik kadrolarına yapılacak atamalarda … Askeri Yargıtay notları,   müfettiꢀ raporları ve idari üstlerce düzenlenen siciller göz önünde tutularak iꢀlem   yapılır.”   18. Madde, 1. Fıkra   “Askeri hakimler … maaꢀ dereceleri, maaꢀ yükselmeleri ve diğer özlük hakları   subaylar hakkındaki kanun hükümlerine tabidir.”   TEMMUZ 1999 TARĐHLĐ OKÇUOĞLU MAHKEME KARARI     29. Madde   “Askeri Hakim subaylar hakkında Milli Savunma Bakanı tarafından, savunmaları   aldırılarak, aꢀağıda açıklanan disiplin cezaları verilebilir:   A. Uyarma: Görevde daha dikkatli olması gerektiğinin yazı ile bildirilmesidir.   ...   B. Kınama: Belli bir eylem veya davranıꢀın kusurlu sayıldığının yazı ile   bildirilmesidir.   ...   Bu cezalar kesin olup, ilgilinin kuvvet komutanlığındaki dosyası ile kıta ꢀahsi   dosyasına konur, siciline iꢀlenir.”   38. Madde   “Askeri hakimler … görevlerini yaparlarken eꢀiti adliye hakimlerinin ve savcılarının   özel kıyafetini taꢀırlar…”   4. Askeri Ceza Kanunu   25. 22 Mayıs 1930 tarihli Askeri Ceza Kanunun 112. Maddesi aꢀağıdaki   hükümleri öngörmektedir:   “Memuriyetinin nüfuzunu suiistimal ile askeri mahkemeler üzerinde tesir yapanlar   beꢀ seneye kadar hapsolunur.”   5. 4 Temmuz 1972 tarih ve 1602 Sayılı Yüksek Askeri Đdari   Mahkemesi Kanunu   26. 1602 sayılı kanunun 22. maddesi kapsamında Askeri Yargıtay’ın   Birinci Dairesi adli kararlara iliꢀkin baꢀvurular ve baꢀta mesleki terfi olmak   üzere subayların kiꢀisel durumu ile ilgili ihtilaflara dayalı zarar taleplerini   inceleme yetkisine sahiptir.   KOMĐSYON HUZURUNDA YAPILAN TAKĐBAT   27. Sn. Okçuoğlu 15 Mart 1994 tarihinde Komisyon’a baꢀvuruda   bulunmuꢀtur. Baꢀvuran, Sözleꢀme’nin 6. Maddesinin 1. Fıkrası uyarınca   bağımsız ve tarafsız bir mahkeme olarak kabul edilemeyeceğinden Devlet   Güvenlik Mahkemesinde adil bir yargı olduğunu ret ettiğini belirtmiꢀtir.   Yuvarlak Masa oturumunda yaptığı yorumlardan dolayı mahkumiyetinin   ayrı ayrı yada 14. Madde ile birlikte ele alınan Madde 9 ve 10’un ihlalini   teꢀkil ettiğini ileri sürmüꢀtür.   TEMMUZ 1999 TARĐHLĐ OKÇUOĞLU MAHKEME KARARI     28. Komisyon baꢀvuruyu (no. 24246/94) 14 Ekim 1996 tarihinde kabul   etmiꢀtir. 11 Aralık 1997 tarihli raporunda (Sözleꢀme’nin eski 31. Maddesi),   Sözleꢀme’nin 9. Maddesi ile birlikte müꢀtereken ele alınan 10. Maddesinin   ve 6. Maddenin 1. fıkrasının ihlal edildiği ve 14. Maddeye iliꢀkin olarak   farklı bir konunun ortaya çıkmadığı yönünde (31’e karꢀı 1 oyla) görüꢀ   bildirmiꢀtir.   Komisyon görüꢀünün ve raporda bulunan kısmi muhalefet ꢀerhinin tam   metni bu kararın ekinde sunulmuꢀtur.1   MAHKEMEYE YAPILAN NĐHAĐ SUNUMLAR   29. Görüꢀlerinde Hükümet Mahkemeden   “... askeri hakim bu davada önyargılı hareket etmediğinden ve aslında baꢀvuran   ulusal mahkemeler huzurunda bu konuya iliꢀkin herhangi bir ꢀikayette   bulunmadığından.”   Baꢀvuranın mahkumiyetinin Sözleꢀme’nin 9, 10 yada 14. Maddesinin   yada 6. Maddenin 1. fıkrasının ihlalini teꢀkil etmediğinin kabulünü talep   etmiꢀtir.   30. Sn. Okçuoğlu görüꢀ mektubunda 11 Aralık 1997 tarihli Komisyon   raporunda belirtilen ꢀekilde   Komisyon huzurundaki baꢀvurusu ve   gözlemlerinde yaptığı sunumlara baꢀvurmuꢀtur (bkz. Yukarıdaki paragraf   29). Aynı zamanda baꢀvuran 41. Madde uyarınca adil tazmin talebinde   bulunmuꢀtur.   HUKUK AÇISINDAN   I. DAVA KAPSAMI   31. Mahkeme huzurunda baꢀvuran Sözleꢀme’nin 7. Maddesinin   ihlalinden ꢀikayetçi olmuꢀtur. Ancak Mahkeme Sn. Okçuoğlu’nun bu   ꢀikayetlerini Komisyon baꢀvurunun kabul edilebilirliğini incelediği aꢀamada   sunmadığından (yukarıdaki paragraf 27’ye bakınız) bu ꢀikayetleri inceleme   yetkisine sahip olmadığını bildirmiꢀtir (bkz. mutatis mutandis, 25 ꢁubat   tarihi Findlay - Birleꢀik Kraliyet davası kararı, 1997-I sayılı Karar ve   Hüküm Raporları, sayfa 277, 63. fıkra).   II. SÖZLEꢁME’NĐN 9. VE 10. MADDELERĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ   ĐDDĐASI   Sekreter Notu. Uygulama sebeplerinden dolayı, bu ek sadece kararın basılmıꢀ nüshasında   (1999 Karar Raporları) yer alacaktır ancak Komisyon raporunun bir sureti Sekreterlikten   elde edilebilir.   TEMMUZ 1999 TARĐHLĐ OKÇUOĞLU MAHKEME KARARI     32. Sn. Okçuoğlu baꢀvurusunda Terörle Mücadele Kanunun (3713 sayılı   kanun) 8. maddesi uyarınca mahkumiyetinin Sözleꢀme’nin 9. ve 10.   Maddesini ihlal ettiğini bildirmiꢀtir. Ancak, Mahkeme huzurunda yapılan   duruꢀmada, bu ꢀikayetin sadece 10. madde açısından ele alınması   gerektiğine yönelik olarak Hükümet ve Komisyon tarafından sunulan teklife   itirazda bulunmamıꢀtır. (bkz. 9 Haziran 1998 tarihli Đncal - Türkiye kararı,   Karar ve Hükümler Raporu, 1998-I, sayfa..., 60. fıkra). 10. Madde ꢀu   ꢀekildedir:   “1. Herkes ifade özgürlüğüne sahiptir. Bu hak, kanaat özgürlüğünü, kamu   otoritelerinin müdahalesi ve ülke sınırları söz konusu olmaksızın haber veya fikir alma   ve verme özgürlüğünü de içerir. Bu madde, devletlerin televizyon ve sinema   iꢀletmelerini bir izin rejimine bağlı tutmalarına engel değildir.   2. Kullanılması görev ve sorumluluk yükleyen bu özgürlükler, demokratik bir   toplumda, zorunlu tedbirler niteliğinde olarak,ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün   veya kamu güvenliğinin korunması, asayiꢀsizliğin veya suç iꢀlenmesinin önlenmesi,   sağlığın veya ahlakın, baꢀkalarının ün ve haklarının korunması, gizli kalması gereken   haberlerin yayılmasına engel olunması veya yargı gücünün otorite ve tarafsızlığının   sağlanması için kanunla öngörülen bazı formalitelere ꢀartlara,sınırlamalara ve   yaptırımlara bağlanabilir.”   33. Mahkeme huzurunda bulunanlar, yorumlarının yayınlanmasını   takiben baꢀvuranın mahkumiyetinin ifade özgürlüğü hakkına müdahale   teꢀkil ettiği konusunda mutabakata varmıꢀlardır. Bu tür bir müdahale Madde   10’un ikinci paragrafın gereklerini yerine getirmediği sürece Madde 10’u   ihlal etmektedir. Bu sebepten dolayı Mahkeme “kanun tarafından öngörülen   ꢀekilde” anılan paragrafta belirtilen bir yada daha fazla meꢀru amaca   yönelik olup olmadığını ve ilgili amaçların gerçekleꢀtirilmesi için   “demokratik bir toplumda gerekli” olup olmadığını tespit etmesi   gerekmektedir.   1. “Kanunlar tarafından öngörülme”   34. Ne baꢀvuran ne de Hükümet Terörle Mücadele Kanunun 8.   Maddesinin Sözleꢀmenin amaçlarına yönelik olarak “kanun” olarak ele   alınıp alınmayacağına dair herhangi bir görüꢀ bildirmemiꢀtir.   35. Komisyon baꢀvuranın mahkumiyetinin Terörle Mücadele Kanunun 8.   Maddesine dayalı olduğunu tespit etmiꢀ ve bunun sonucunda müdahalenin   kanunlar tarafından öngörüldüğünü kabul etmiꢀtir.   36. Komisyon ile aynı ꢀekilde Mahkeme baꢀvuranın mahkumiyetinin   Terörle Mücadele Kanununun (3713 sayılı kanun) 8. maddesine dayalı   olmasından dolayı, bunun sonucunda meydana gelen ifade özgürlüğü   hakkına müdahalenin özellikle baꢀvuranın bu konuya belirgin bir ꢀekilde   itirazda bulunmamasından dolayı “kanunlar tarafından öngörülmüꢀ” olarak   kabul edilebileceği tespitinde bulunmuꢀtur.   TEMMUZ 1999 TARĐHLĐ OKÇUOĞLU MAHKEME KARARI     2. Meꢀru amaç   37. Baꢀvuran, bu konuda herhangi bir görüꢀ beyanında bulunmamıꢀtır.   38. Hükümet söz konusu müdahalenin amacının Komisyon’un tespit   ettiği ꢀekilde sadece “ulusal güvenliği” muhafaza etmek ve “[kamu]   düzenini” korumak olmadığını fakat buna ek olarak “toprak bütünlüğünü”   ve “ulusal birliği” korumak olduğunu belirtmiꢀtir.   39. Mahkeme, Güneydoğu Türkiye’deki güvenlik durumunun   hassasiyetini (bkz. 25 Kasım 1997 tarihli Zana - Türkiye kararı, 1997-VII   Raporları, s. 2539, 10. fıkra) ve yetkililerin gereksiz ꢀiddeti destekleyecek   hareketlere karꢀı tetikte olma gereğini de dikkate alarak, baꢀvuran aleyhinde   alınan önlemlerin, baꢀta ulusal güvenliğin ve ülke bütünlüğünün korunması   ve asayiꢀsizlik ve suçun önlenmesi olmak üzere Hükümet tarafından   belirlenen belli amaçların uzantısı olduğu kanaatine varmıꢀtır. Bu durum   özellikle bölücü faaliyetlerin ꢀiddet kullanımına dayalı yöntemlere bağlı   olduğu, dava konusu olayların cereyan ettiği tarihlerdeki Güneydoğu   Türkiye’deki durum için geçerlidir.   3. “Demokratik Toplum için Zaruret”   (a)Mahkeme huzurunda bulunanların iddiaları   (i) Baꢀvuran   40. Baꢀvuran görüꢀlerinin adli yorum sınırları dahilinde tutulduğunu   belirtmiꢀtir. Sunumlarında, baꢀvuran sadece “Kürt sorununa” yönelik   görüꢀlerini ifade ettiği için mahkum edildiğini belirtmiꢀtir.   (ii) Hükümet   41. Hükümet, Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesinin tespit ettiği   ꢀekilde, baꢀvuranın söz konusu tartıꢀmaya katılarak bölücü propaganda   yapmaktan suçlu bulunduğunu belirtmiꢀtir. Tartıꢀma esnasında baꢀvuran   tarafından kullanılan kelimeler PKK’nın tüm sınırlarda asker ve sivillere   saldırdığı ve her gün düzinelerce insanları vahꢀi bir ꢀekilde katlettiği bir   dönemde Kürt kökenli vatandaꢀların duygu, zihin ve isteklerini kendi   Devletlerini kurmaya davet etmektedir. Diğer katılımcılar gibi, nitekim Sn.   Okçuoğlu da bölücü ꢀiddetin sebebine yardım etmiꢀtir.   Madde 10 toprak bütünlüklerinin terörizm tehdidi altında bulunduğu   durumlarda Akit Devletlere geniꢀ bir takdir marjı sağlamaktadır Ayrıca,   Türkiye’deki durumla karꢀı karꢀıya kalındığı zaman Türk yetkilileri   toplumun çeꢀitli kesimleri arasında ꢀiddet ve düꢀmanlığı teꢀvik edebilecek   ve insan hakları ve demokrasiyi tehlikeye atabilecek tüm ayırımcı   propagandaları yasaklama görevine sahiptir.   TEMMUZ 1999 TARĐHLĐ OKÇUOĞLU MAHKEME KARARI     Son olarak, mesaj Körfez Savaꢀı ile Irak sınırında yaratılan   düzensizlikten faydalanarak PKK’nın Güneydoğu Türkiye’deki   operasyonlarını artırdığı bir dönemde okunduğundan Hükümet baꢀvuranın   mahkumiyetinin hiçbir ꢀekilde öngörülen amaçlarla orantısız olmadığını   belirtmiꢀtir.   (iii) Komisyon   42. Komisyon da benzer ꢀekilde hassas siyasi konularda alenen fikir   bildiren insanlar tarafından “yasadıꢀı siyasi ꢀiddeti” mazur gösterilmemesini   önemli kılan 10. maddenin “görev ve sorumluluklarına” katılmaktadır. Đfade   özgürlüğü örneğin durumun altında yatan sebepleri inceleme yada olası   çözümlere iliꢀkin fikir bildirme açısından Türkiye’nin karꢀı karꢀıya kaldığı   zor sorunlara benzer sorunların aleni tartıꢀmalarına katılma hakkını   içermektedir.   Komisyon baꢀvuranın yorumlarında Kürt sorununu tarihi bir açıdan   açıklamaya çalıꢀtığını tespit etmiꢀtir. Görüꢀlerini nispeten ılımlı bir ꢀekilde   ifade ettiği ve Kürt bölücüler tarafından ꢀiddet uygulanmasını kabul   etmediği yönünde görüꢀ bildirmiꢀtir. Buna dayanarak, baꢀvuranın   mahkumiyeti Madde 10 gereklerine aykırı ꢀekilde bir tür sansür teꢀkil   etmektedir.   (b) Mahkeme’nin değerlendirmesi   43. Mahkeme, örneğin Zana - Türkiye kararı (yukarıda belirtilmiꢀtir, s.   2547-48, 51. madde) ve 21 Ocak 1999 tarihli Fressoz ve Roire - Fransa   Kararında (1999-… Raporları, s. …, 45. Madde) olduğu üzere, Madde 10   ile ilgili olarak kararlarının dayandığı temel ilkeleri vurgulamaktadır.   (i) Đfade özgürlüğü demokratik bir toplumun zorunlu temellerinden birini   ve toplumun ilerlemesi ve her bireyin öz-güveni için gerekli temel   ꢀartlardan birini teꢀkil etmektedir. 10. Madde’nin 2. paragrafı uyarınca, bu   kabul gören veya zararsız veya kayıtsızlık içeren “bilgiler” veya “fikirler”   için değil aynı zamanda kırıcı, ꢀok edici veya rahatsız edici olanlar için de   geçerlidir. Bunlar, bir “demokratik toplumun” olmazsa olmaz çokseslilik,   tolerans ve hoꢀgörünün gerekleridir. 10. Maddede belirtilen ꢀekilde bu   özgürlük, ancak harfiyen uyulması gereken ve ikna edici bir ꢀekilde tespit   edilmesi gereken bazı istisnalara tabidir.   TEMMUZ 1999 TARĐHLĐ OKÇUOĞLU MAHKEME KARARI     (ii) 10. Maddenin 2. Fıkrasında belirtilen anlamda “zaruri” sıfatı “acil bir   sosyal ihtiyaç” anlamındadır. Akit Devletler anılan ihtiyacın mevcut olup   olmadığının değerlendirilmesi konusunda belli bir marja sahiptir, ancak   bağımsız bir mahkeme tarafından verilenler de dahil olmak üzere, tabi   olduğu yasama ve kararları kapsayacak ꢀekilde Avrupa denetimi ile iç içe   olmalıdır. Mahkeme bu sebeple, bir “sınırlamanın” Sözleꢀme’nin 10.   Maddesinin güvencesinde olan ifade özgürlüğü ile bağdaꢀıp bağdaꢀmadığı   konusunda nihai kararı verme yetkisini haizdir.   (iii) Denetim salahiyetinin uygulanmasında Mahkeme müdahaleyi,   suçlanan ifadeler ve bunların ifade edildiği bağlam da dahil olmak üzere   davayı bir bütün olarak ele alarak incelemelidir. Đlk olarak müdahalenin   “meꢀru amaçlar ile orantılı” ve ulusal otoriteler tarafından anılan   müdahalenin meꢀru gösterilmesi için belirtilen gerekçelerin “ilgili ve   yeterli” olup olmadığı tespit edilmelidir. Bunu yaparken de Mahkeme,   ulusal otoritelerin Madde 10 kapsamında bulunan ilkelere uygun standartları   uyguladığı ve ilgili bulguların kabul edilebilir bir değerlendirmesine dayalı   oldukları konusunda olumlu kanaate varmalıdır.   44. Baꢀvuran sürekli yayın aracı ile bölücü propaganda yapmak suçundan   mahkum edildiğinden, hakkında ꢀüphe beyan edilen müdahale basının siyasi   demokrasinin doğru iꢀlevselliğinin temin edilmesindeki ana rolü bağlamında   ele alınmalıdır (bkz. Lingens - Avusturya davası 8 Temmuz 1986 tarihli   kararı, A serisi, no. 103, sayfa 26, 41. fıkra; ve yukarıda belirtilen Fressoz -   Roire kararı, sayfa..., 45. fıkra). ꢁiddet tehdidine karꢀı devlet güvenliği yada   toprak bütünlüğü gibi Devlet’in ana çıkarlarını koruma veya asayiꢀsizlik   yada suçun önlenmesi için basının belirlenen sınırları aꢀmaması gerekir ve   basının bölücü olanlar da dahil olmak üzere siyasi konulara iliꢀkin bilgi ve   görüꢀleri bildirmesi zorunludur. Sadece basın bu tür bilgi ve fikirleri   bildirme görevine sahip değildir; kamunun da bunları alma hakkı   bulunmaktadır. Basın özgürlüğü kamuya siyasi liderlerin fikir ve   yaklaꢀımlarına iliꢀin bir fikir elde etme ve oluꢀturmanın en iyi yollarından   birini sunmaktadır (mutatis mutandis, yukarıda belirtilen Lingens kararı,   sayfa 26, 41-42. fıkralar).   45. Yaptığı yorumlarda, Sn. Okçuoğlu uluslararası iliꢀkiler tarihiyle Kürt   asıllı nüfusun mevcut durumunu açıklamaya çalıꢀmıꢀtır. Đncelemesinin   tarafsız olmamasına ve açıklanan durumun çözümlenmesi için neler   yapılması gerektiğine yer vermesine rağmen, kullanılan dil aꢀırı yada uç   noktada değildir.   46. Mahkeme   Sözleꢀmenin 10. Maddesinin 2. fıkrasında kamu   çıkarlarına iliꢀkin siyasi konuꢀmalar veya sorunlara iliꢀkin tartıꢀmaların   sınırlanmasına dair çok dar bir kapsam olduğuna iꢀaret etmektedir (bkz. 25   Kasım 1996 tarihli Wingrove - Birleꢀik Kraliyet davası, 1996 Raporları-V,   s. 1957, 58. Madde). Ayrıca, izin verilebilir eleꢀtirilerin sınırları hükümet ile   ilgili hususlarda, özel vatandaꢀlar veya siyasetçiler açısından daha geniꢀtir.   Demokratik bir sistemdeki hareketler veya hükümetin ihmalleri sadece   yasama ve adli otoritelerin değil aynı zamanda kamuoyunun da yakın   TEMMUZ 1999 TARĐHLĐ OKÇUOĞLU MAHKEME KARARI     takibinde olmalıdır. Ayrıca, Hükümetin sahip olduğu egemen konum,   özellikle haksız saldırılar ve düꢀmanlarının eleꢀtirilerine cevap verilmesine   iliꢀkin baꢀka araçların bulunduğu durumlarda, cezai iꢀlemlere baꢀvurulması   konusunda bir sınırlamanın uygulanmasını zorunlu kılmaktadır. Bununla   birlikte, kamu düzeninin garantörleri sıfatıyla hareketle, ceza kanunu   niteliğinde olanlar da dahil olmak üzere, doğru tepkiyi verecek ve anılan   ifadeler aꢀılmadan önlemlerin benimsenmesi Devlet otoritelerinin yetkisine   açıktır (bkz. 9 Haziran 1998 tarihli Đncal - Türkiye kararı, 1998-IV   Raporları, s. 1567, 54. Madde). Son olarak, anılan sözler bir birey veya bir   kamu görevlisi veya bir nüfusun bir kesimine karꢀı bir ꢀiddeti teꢀvik ettiği   durumlarda Devlet otoriteleri, ifade özgürlüğüne iliꢀkin müdahale gereğinin   incelenmesinde daha geniꢀ bir marja sahiptir.   47. Mahkeme özellikle terörle mücadele ile ilgili olan sorunlar olmak   üzere kendisine sunulan davaların geçmiꢀini dikkate alacaktır (yukarıda   belirtilen Đncal kararı, sayfa 1568, 58. fıkra). Bu noktada, Türk yetkililerinin   yaklaꢀık on beꢀ yıldır Türkiye’de devam eden ciddi karıꢀıklığı   ꢀiddetlendirebileceğini düꢀündükleri fikirlerin yayılmasına yönelik   endiꢀelerini göz önünde bulundurmaktadır (yukarıdaki paragraf 39’a   bakınız).   48. Ancak Mahkeme yuvarlak masa oturumunda baꢀvuranın belirttiği   yorumlar tirajı düꢀük olan ve böylece “ulusal güvenlik”, “kamu düzeni”   yada “toprak bütünlüğü” üzerindeki potansiyel etkisi belirgin ꢀekilde düꢀük   olan bir sürekli yayında yayınlandığı gözleminde bulunmuꢀtur. Ayrıca   Mahkeme bazı görüꢀlerinin Türk asıllı nüfusa iliꢀkin olumsuz bir tablo   çizmesine ve yorumlarını düꢀmanca bir tonda söylenmiꢀ duruma   getirmesine rağmen, bu yorumların ꢀiddet uygulamaya, silahlı direniꢀe yada   bir ayaklanmaya teꢀvik etmediğini belirtmiꢀtir. Bu durum Mahkeme’nin   görüꢀüne göre göz önünde bulundurulması elzem olan bir etkendir.   49. Ayrıca, Mahkeme baꢀvurana verilen cezanın ağırlığı karꢀısında -   özellikle bir yıl, sekiz ay hapis cezasına çarptırılmasına - ve Baꢀsavcının   Baꢀvuranın mahkumiyeti konusundaki ısrarlı yaklaꢀımına ꢀaꢀırmıꢀtır. Bu   açıdan hapis cezasını tamamladıktan sonra baꢀvuranın yeni yürürlüğe giren   sayılı kanun uyarınca ek bir para cezasına çarptırıldığını belirtmiꢀtir   (yukarıdaki paragraf 18’e bakınız).   Mahkeme, bununla bağlantılı olarak, uygulanan cezaların özellik ve   ağırlıklarının müdahalenin orantılı olup olmadığının değerlendirilmesi   hususunda da dikkate alınması gereken etkenler olduğunu belirtmektedir.   50. Sonuç olarak, Sn. Okçuoğlu’nun mahkumiyeti hedeflenen amaçlar   açısından orantısız olup “demokratik bir toplumda gerekli” değildir. Bu   sebepten dolayı Sözleꢀme’nin 10. Maddesi ihlal edilmiꢀtir.   TEMMUZ 1999 TARĐHLĐ OKÇUOĞLU MAHKEME KARARI     III. SÖZLEꢁMENĐN 6. MADDESĐNĐN 1. FIKRASININ ĐHLAL   EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI   51. Baꢀvuran, kendisini yargılayan ve mahkum eden Devlet   Mahkemesinin hakimler kurulunda askeri bir hakimin bulunmasının   Sözleꢀme’nin 6. maddesinin 1. fıkrasını ihlal edecek ꢀekilde adil   yargılamadan mahrum edilmesi anlamına geldiğini belirtmiꢀtir. Anılan   hüküm aꢀağıdaki ꢀekildedir:   “Herkes, … kendisine yöneltilen herhangi bir suçlamanın karara bağlanması   konusunda, kanunla kurulmuꢀ bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının …   adil … olarak görülmesini istemek hakkına sahiptir.”   52. Komisyon iddiayı kabul ederken Hükümet bu iddiaya karꢀı çıkmıꢀtır.   53. Baꢀvuranın görüꢀlerinde, Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi gibi   Devlet Güvenlik Mahkemelerine atanan askeri hakimlerin Savunma Bakanı   ve Baꢀbakanın ortak kararı ile atandıklarından ve Cumhurbaꢀkanının   onayına tabi olduklarından idari yetkililere bağımlı oldukları belirtilmiꢀtir.   Memuriyet sürelerinin güvenliğinin yanı sıra mesleki değerlendirmelerinin   ve terfilerinin idari ꢀubenin ve ordunun kontrolü altında olduğu   belirtilmiꢀtir. Đdari ꢀubeye ve orduya bağlayan bağlar askeri hakimlerin   kurulda kendi iꢀlevlerini bağımsız ve tarafsız bir ꢀekilde   gerçekleꢀtirmelerini imkansız kılmaktadır. Ayrıca baꢀvuran askeri   hakimlerin ve bulundukları mahkemelerin bağımsızlık ve tarafsızlığının   uzlaꢀtırıldığını çünkü bu hakimlerin amirlerinin görüꢀlerine karꢀı olabilecek   bir konumda bulunamayacaklarını vurgulamıꢀtır.   Baꢀvuran bu hususların Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesinin   tarafsızlık ve bağımsızlığına zarar verdiğini ve kendisinin adil bir ꢀekilde   yargılanmasını engellediğini ve bunun sonucunda 6. Maddenin 1. fıkrasının   ihlal edildiğini belirtmiꢀtir.   54. Hükümet, cevap olarak Devlet Güvenlik Mahkemelerine askeri   hakimlerin katılımına iliꢀkin kuralların ve adli iꢀlevlerin yerine   getirilmesinde sahip oldukları teminatların 6. Maddenin 1. fıkrası anlamında   bağımsızlık ve tarafsızlık gereklerine tam uygunluğunun sağlanması için   olduğunu belirtmiꢀtir. Askeri hakimlerin amirlerine karꢀı sorumlu oldukları   yönündeki baꢀvuranın iddiasına itiraz etmiꢀtir. Đlk olarak, resmi bir   görevlinin bir askeri hakimin adli iꢀlevlerini yerine getiriꢀ ꢀeklini etkilemeye   çalıꢀmasının Askeri Kanunun 112. maddesi uyarınca bir suç teꢀkil ettiğini   belirtmiꢀtir (bkz. yukarıdaki paragraf 25). Đkinci olarak, adli kapasitede   hareket ederken, bir askeri hakimin tam olarak bir sivil hakim ꢀeklinde   değerlendirilmektedir. Askeri hakimler kendilerine ait değerlendirme   raporlarına eriꢀime sahiptir ve Yüce Askeri Đdari Mahkemesi huzurunda   kendilerini savunma hakkına sahiptirler (bkz. yukarıdaki paragraf 26). Yargı   yetkisi dahilinde hareket ederken askeri bir hakim sivil bir hakim ile aynı   ꢀekilde değerlendirilmektedir.   TEMMUZ 1999 TARĐHLĐ OKÇUOĞLU MAHKEME KARARI     55. Hükümet Devlet Güvenlik Mahkemesi kurulunda bir askeri hakimin   bulunmasının baꢀvuranın yargılanmasının adilliğine zarar vermediğini   eklemiꢀtir. Ne baꢀvuranın davasına katılan askeri hakimin üstlerinin ne de   anılan hakimi atayan kamu yetkililerinin takibatlara yada davanın sonucuna   iliꢀkin herhangi bir çıkarı bulunmamaktadır.   Hükümet Anayasanın 143. Maddesi uyarınca Devlet Güvenlik   Mahkemesinin kurulmasına iliꢀkin kararın verildiği güvenlik bağlamına   gerekli önemin verilmesi gereğini vurgulamıꢀtır. Silahlı kuvvetlerin terörle   mücadele kampanyası konusundaki deneyimi de dikkate alınarak,   yetkililerin güvenlik ve Devlet bütünlüğüne iliꢀkin tehditler ile baꢀa   çıkabilmesi için olan gerekli uzmanlık ve bilginin sağlanması için bir askeri   hakimin katılımı ile anılan mahkemelerin güçlendirilmesinin gerekli   olduğunu düꢀündüklerini belirtmiꢀtir.   56. Komisyon, Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesinin Sözleꢀme’nin 6.   Maddesinin 1. fıkrası uyarınca “bağımsız ve tarafsız bir mahkeme” olarak   kabul edilemeyeceği sonucuna varmıꢀtır. Komisyon bu görüꢀü ile ilgili   olarak 25 ꢁubat 1997 tarihinde benimsenen Đncal - Türkiye davası   raporunun 31. Maddesi ve görüꢀünü destekleyen nedenlere gönderme   yapmıꢀtır.   57. Mahkeme, 9 Haziran 1998 tarihli Đncal - Türkiye kararı (1998-IV   Raporları, s. 1504) ve 28 Ekim 1998 tarihli Çıraklar - Türkiye kararında   (1998- Raporları, s. …) mevcut dava için Hükümet tarafından öne sürülen   hususlara benzer hususların ele alınmıꢀ olduğunu vurgulamaktadır. Anılan   kararlarda Mahkeme, Devlet Güvenlik Mahkemesinde bulunan askeri   hakimlerin durumunun bağımsızlık ve tarafsızlık açısından belli teminatları   içerdiğini belirtmiꢀtir (bakınız yukarıda anılan Đncal kararı, s. 1571, madde   ve yukarıda anılan 32. paragraf). Diğer yandan Mahkeme, bu hakimlerin   statüsünün bazı hususlarının bağımsızlık ve tarafsızlıklarını tartıꢀma konusu   yaptığı kararına varmıꢀtır (aynı yerde, Madde 68): örneğin, orduya ait   görevliler olduğundan ve dolayısıyla amirinden emirler aldığı; veya askeri   disipline tabi kaldıkları; ve atamalarına iliꢀkin kararların büyük ölçüde idari   yetkililer ve ordu tarafından alındığı gerçekleri (bkz. yukarıdaki 23-24.   paragraf). Sn. Okçuoğlu kendi görüꢀlerinde bu eksikliklerden bazılarına   değinmiꢀtir.   58. Đncal kararında olduğu üzere Mahkeme görevinin, Devlet Güvenlik   Mahkemelerinin kuruluꢀunun gerekliliğinin Hükümet tarafından in   abstracto tespit edilmesi olmadığı düꢀüncesindedir. Görevi, Ankara Devlet   Güvenlik Mahkemesinin iꢀleyiꢀ ꢀeklinin Sn. Okçuoğlu’nun adil yargılanma   hakkını ihlal edip etmediği, özellikle de tarafsız olarak incelendiğinde   kendilerin yargılayan mahkemenin bağımsızlığı ve tarafsızlığına iliꢀkin   haklı bir korkunun mevcut olup olmadığının tespit edilmesidir (bkz.   yukarıda anılan Đncal Kararı, s. 1572, Madde 70; ve yukarıda anılan Çıraklar   kararı, s. …, Madde 38).   Bu soruya iliꢀkin olarak, Mahkeme mevcut baꢀvuru sahibi gibi sivil olan   Sn. Đncal ve Sn. Çıraklar’ın davasında varılan sonuca varılmaması için   TEMMUZ 1999 TARĐHLĐ OKÇUOĞLU MAHKEME KARARI     herhangi bir neden görmemektedir. Devletin toprak bütünlüğünü ve ulusal   birliği zedelemeye yönelik propaganda yapma suçundan bir Devlet   Güvenlik Mahkemesinde yargılanan baꢀvuranın, Askeri Hakimler üyesi   olan bir düzenli askeri görevlisinin katılımını içeren bir heyet tarafından   yargılanma konusunda endiꢀe içinde olmaları anlaꢀılır bir husustur (bkz.   Yukarıdaki paragraf 23). Bu itibarla, yargılamada Đstanbul Devlet Güvenlik   Mahkemesi’nin davanın özü ile herhangi bir iliꢀkisi olmayan hususlardan   gereksiz yere etkilenebileceğini düꢀünmek için yeterli sebepleri mevcuttur.   Bir baꢀka deyiꢀle, baꢀvuranın mahkemenin bağımsızlık ve tarafsızlığına   iliꢀkin korkularının haklı sebebe dayandığı kabul edilebilir. Yargıtay’daki   yargılama da, ilgili mahkemenin tam yetkili olmaması nedeniyle bu   korkuların bertaraf edilmesini sağlayamamıꢀtır (bkz. yukarıda anılan Đncal   kararı, s. 1573, Madde 72 sonu).   59. Yukarıda anılan nedenlerden dolayı Mahkeme 6. Maddenin 1.   fıkrasının ihlal edildiği tespitinde bulunmuꢀtur.   III. MADDE 10 ĐLE BĐRLĐKTE ELE ALINAN SÖZLEꢁME’NĐN 14.   MADDESĐNĐN ĐHLALĐ ĐDDĐASI   60. Baꢀvuran Kürt asıllı bir kiꢀinin eseri olduğundan ve Kürt sorununa   iliꢀkin olduğundan yazılarına iliꢀkin olarak aleyhinde dava açıldığını   belirtmiꢀtir. Buna dayalı olarak Madde 10 ile birlikte ele alınan   Sözleꢀme’nin 14. Maddesi aleyhine ayrımcılık mağduru olduğunu   belirtmiꢀtir. Anılan madde ꢀu ꢀekildedir:   “Bu Sözleꢀme'de tanınan hak ve özgürlüklerden yararlanma, cinsiyet, ırk, renk, dil,   din, siyasal yada baꢀka görüꢀler, ulusal veya sosyal köken, ulusal bir azınlığa mensup   olma, servet, doğuꢀ veya herhangi baꢀka bir durum bakımından hiçbir ayrım   gözetilmeksizin sağlanır.”   61. Hükümet, baꢀvuran mahkum edildiği zaman verilen kararın Sn.   Okçuoğlu’nun belirli bir etnik gruba ait olduğundan değil ulusal birliğin   esas çıkarlarını tehlikeye atan bölücü propaganda yapmaktan dolayı   mahkum edildiğini belirtmiꢀtir.   62. Komisyon Madde 10 ile birlikte ele alınan 14. madde uyarınca   herhangi bir farklı konunun bulunmadığına yönelik görüꢀ bildirmiꢀtir.   63. Ayrı olarak ele alınan 10. Maddenin ihlal edildiğine yönelik görüꢀüne   iliꢀkin olarak (bkz. yukarıdaki paragraf 50), Mahkeme ꢀikayeti Madde 14   altında incelemenin gerekli olmadığı kanaatindedir.   IV. SÖZLEꢁME’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI   64. Baꢀvuran aꢀağıdaki ꢀekildeki Sözleꢀme’nin 41. Maddesi altında adil   tazminat talebinde bulunmuꢀtur:   TEMMUZ 1999 TARĐHLĐ OKÇUOĞLU MAHKEME KARARI     “Mahkeme tarafından Sözleꢀme veya protokollerinin ihlal edildiğinin tespit edilmesi   ve ilgili Yüksek Akit Tarafın yerel hukukunun sadece kısmi bir tazminatı öngörmesi   durumunda, Mahkeme gerektiğinde mağdur olan tarafın adil ꢀekilde tazmin edilmesini   öngörebilir.”   A. Maddi zarar   65. Baꢀvuran maruz kaldığı zarara iliꢀkin olarak tazminat talebinde   bulunmuꢀ ancak tutarı Mahkemenin sağduyusuna bırakmıꢀtır.   66. Hükümet herhangi bir görüꢀ beyanında bulunmamıꢀtır.   67. Mahkeme kendisine herhangi bir maddi zarara iliꢀkin olarak kanıt   sunulmadığını belirtmiꢀtir. Diğer taraftan davanın sonuçları nedeniyle   baꢀvuran sıkıntı çekmiꢀtir. Adil bazda bir değerlendirme yaparak, Mahkeme   baꢀvurana manevi zarar tazminatı olarak bu bağlamda 40.000 Fransız Frankı   (“FRF”) ödenmesine karar vermiꢀtir   B. Masraflar ve Giderler   68. Baꢀvuran masraf ve giderler konusunu da mahkemenin takdirine   bırakmıꢀtır. Ancak ücret olara avukatına 25.000 ABD doları ödediğini   belirtmiꢀtir.   69. Hükümet bu ifadenin gerçekliği konusunda ꢀüpheleri olduğunu ifade   etmiꢀtir.   70. Mahkeme, elde ettiği bilgilere dayanarak, masraf ve giderlerinin geri   ödenmesi için baꢀvurana 20.000 FRF tutarının ödenmesinin makul olduğuna   karar vermiꢀtir.   C. Temerrüt Faizi   71. Mahkeme iꢀbu kararın düzenlenmiꢀ olduğu tarihte, eldeki verilere   göre tespit edilmiꢀ olan yıllık % 3,47 oranına tekabül eden Fransa’da   uygulanan yasal faiz oranının uygulanmasının yerinde olacağı kanaatine   varmıꢀtır.   YUKARIDA BELĐRTĐLEN GEREKÇELERE DAYANARAK   MAHKEME   1. Sözleꢀmenin 10. maddesinin ihlal edildiğinin oybirliği ile kabulüne;   2. Sözleꢀme’nin 6. Maddesinin 1. fıkrasının ihlal edildiğinin 16’ya karꢀı 1   oyla kabulüne;   3. 14. Madde ile birlikte ele alınan Sözleꢀme’nin 10. Maddesine iliꢀkin ayrı   bir hususun ortaya çıkmadığın oy birliği ile kabulüne;   4. Oybirliği ile;   (a) Üç ay içinde, ödeme tarihinde geçerli olan kur üzerinden Türk lirasına   çevrilecek olan ve aꢀağıda belirtilen tutarların davalı Devlet tarafından   Baꢀvurana ödenmesinin:   TEMMUZ 1999 TARĐHLĐ OKÇUOĞLU MAHKEME KARARI     (i) Manevi zarar için 40.000 (kırk bin) Fransız Frankı;   (ii) Harcama ve masraflar için 20.000 (yirmi bin) Fransız Frankı;   (b) Yukarıda belirtilen üç aylık sürenin sona ermesinden ödeme tarihine dek   bu tutarlar için yıllık % 3,47 faiz oranı uygulanmasının kabulüne;   5. Baꢀvuranın adil tazminata iliꢀkin diğer taleplerinin oybirliği ile reddine;   iliꢀkin alınan iꢀbu karar Đngilizce ve Fransızca dillerinde olmak üzere, 8   Temmuz 1999 tarihinde Strazburg’da bulunan Đnsan Hakları Binası’ndaki   halka açık oturumda düzenlemiꢀtir.   Đmza: Luzius Wildhaber   Baꢀkan   Đmza: Paul Mahoney   Sekreter Yardımcısı   Sn. Wildhaber’in bir bildirgesi ile birlikte Sözleꢀmenin 45. Maddesinin 2.   Fıkrası ile Mahkeme Đçtüzüğünün 74. Maddesinin 2. Fırkası uyarınca bu   karara aꢀağıda belirtilen ꢀerhler eklenmiꢀtir:   (a) Sn. Palm, Sn. Tulkens, Sn. Fischbach, Sn. Casadevall ve Sn. Greve   Müꢀterek Mutabakat ꢁerhi;   (b) Sn. Bonello’nun mutabakat ꢀerhi;   (c) Sn. Gölcüklü’nün kısmi muhalefet ꢀerhi.   Paraf: L. W.   Paraf: M. de.S.   OKÇUOĞLU MAHKEME KARARI     HAKĐM WĐLDHABER’ĐN BĐLDĐRGESĐ   Haziran 1998 tarihli Đncal - Türkiye (1998 Raporları, s. 1547) davada   Sözleꢀme’nin 6. Maddesinin 1. Fıkrasının ihlaline iliꢀkin oylamada karꢀı oy   kullanmıꢀ olmama rağmen, mevcut davada Mahkeme’nin çoğunluğu   tarafından ulaꢀılan görüꢀü benimsemek durumundayım.   HAKĐMLER PALM, TULKENS, FISCHBACH, CASADEVALL   VE GREVE’ĐN MÜꢁTEREK MUTABAKAT ꢁERHĐ   Hakim Palm’ın Sürek - Türkiye (No. 1) davasındaki muhalefet ꢀerhinde   kısmen belirtilmiꢀ olduğu üzere, daha çok bağlam üzerinde bir yaklaꢀım   kullanarak aynı sonuca ulaꢀmıꢀ olmamıza rağmen, mevcut davada 10.   Maddenin ihlal edildiğine iliꢀkin Mahkeme kararına katılıyoruz.   Muhatap devlet aleyhinde olan davalarda 10. Maddeye iliꢀkin çoğunluğa   ait değerlendirmenin yayınlar üzerinde kullanılan kelimelerin ꢀekli üzerine   çok fazla ağırlık verildiği ve kelimelerin genel olarak kullanıldığı bağlama   ve bunların olası etkilerine yeterli önemin verilmediği kanaatindeyiz. Söz   konusu dilin ılımlı olmaması ve hatta sert olabileceği ꢀüphesizdir. Ancak   Mahkememiz tarafından vurgulandığı üzere, bir demokraside “kavga”   sözleri bile 10. madde kapsamında korunabilecektir.   Mahkeme’nin içtihatlarındaki siyasi konuꢀmalara sağlanan kapsamlı   korumasına yönelik bir yaklaꢀım, kullanılan kelimelerin körükleyici özelliği   üzerine daha az ve konuꢀmanın yapılmıꢀ olduğu bağlama iliꢀkin ortama   daha fazla ağırlık verilmesini sağlamaktadır. Dil, ꢀiddetin körüklenmesi ve   tahrik etmek amacıyla mı kullanılmıꢀtır? Gerçekten de gerçekleꢀtirebileceği   böyle bir gerçek ve hakiki bir amacı var mıdır? Bu soruların cevapları   sırasıyla her davanın koꢀullarının genel bağlamını oluꢀturan pek çok farklı   tabakanın değerlendirilip ölçülmesini gerektirmektedir. Diğer sorular   sorulmalıdır. Söz konusu metnin yazarı, toplum içinde kelimelerinin etkisini   artıracak bir konuma sahip midir? Yayına, söz konusu konuꢀmanın etkisini   artırabilecek önemli bir gazete veya baꢀka bir ortam aracılığıyla bir önem   verilmiꢀ midir? Kelimeler ꢀiddetten çok uzak mı yoksa hemen ꢀiddetin   eꢀiğinde mi kullanılmıꢀtır?   10. Maddenin kapsamında korunmuꢀ olan ꢀok edici veya saldırı   niteliğindeki dil ile bir demokratik toplumda hoꢀgörü hakkını kaybeden dil   arasındaki anlamlı ayrım ancak suç unsuru teꢀkil eden kelimelerin   kullanılmıꢀ olduğu bağlamın dikkatli ꢀekilde incelenmesi sonucunda   yapılabilir.   OKÇUOĞLU MAHKEME KARARI     HAKĐM BONELLO’NUN MUTABAKAT ꢁERHĐ   Madde 10’un ihlalinin tespiti için çoğunlukla birlikte oy verdim. Ancak   yerel yetkililerin Baꢀvuranın ifade özgürlüğüne müdahalesinin demokratik   bir toplumda meꢀru olup olmadığının tespitine yönelik olarak Mahkeme   tarafından uygulanan ana ölçütü onaylamadım.   Bu iꢀlemlerde ve ꢀiddete teꢀvikin söz konusu olduğu daha önceki ifade   özgürlüğüne iliꢀkin Türk davalarında Mahkeme tarafından ortak olarak   kullanılan ölçüt ꢀu ꢀekilde olmuꢀtur: Baꢀvuran tarafından yayınlanan yazılar   ꢀiddeti destekliyor yada buna teꢀvik ediyor ise, ulusal mahkemeler   tarafından Baꢀvuranın mahkumiyeti demokratik bir toplumda haklı   gerekçelere dayandırılabilir. Ben bu değerlendirmeyi yetersiz bulmaktayım.   Sadece teꢀvik “açık ve mevcut tehlike” yaratması durumunda bu tür   ꢀiddete teꢀviklerin yerel yetkililerce cezalandırılmasının demokratik bir   toplumda makul gerekçelere dayandırılabileceğini düꢀünmekteyim. Güç   kullanmaya çağrı entelektüelleꢀtirilip soyutlanarak, asıl yada gelecekteki   ꢀiddet odaklarından zaman ve mekan olarak uzaklaꢀtırıldığında, ifade   özgürlüğü temel hakkı genel olarak baskın çıkacaktır.   Yasa ve asayiꢀin dengesini bozma eğilimindeki kelimeler için tüm   zamanların en güçlü anayasa hukukçularından biri tarafından söylenen   sözleri yinelemek isterim: “Ülkenin kurtarılması için derhal bir kontrolün   yapılmasını gerektiren kanunun meꢀru ve zorunlu amaçlarını yakın bir   gelecekte tehdit etmedikleri sürece beğenmediğimiz ve ölüm taꢀıdığına   inandığımız görüꢀlerin ifade edilmesini kontrol etmekten kendimizi daima   alıkoymalıyız.”1   Đfade özgürlüğünün teminat altına alınması, bir devletin güç kullanma   taraftarlığını, bu tür taraftarlığın gelecekteki kanunsuzluğu teꢀkil etme yada   teꢀvik etmeye yönelik olduğu yada bu tür bir eylemi teꢀvik etme yada   meydana getirme eğiliminde olduğu durumlar hariç olmak üzere,   yasaklamasına yada men etmesine izin vermemektedir.2 Bu bir yakınlık ve   derece sorunudur.3   Đfade özgürlüğünün kısıtlanmasını haklı sebeplere dayayan mevcut ve   belirgin bir tehlikenin tespit edilmesini desteklemek amacıyla, kısa sürede   ortaya çıkacak ciddi bir ꢀiddetin beklenip beklenmediğinin yada savunulup   savunulmadığının yada Baꢀvuranın geçmiꢀteki eyleminin ꢀiddet   taraftarlığının en kısa zamanda ve zarar verici eylemleri yaratacağı hususuna   inanılması ile ilgili olarak sebep teꢀkil edip etmediğinin tespit edilmesi   gereklidir.1   Abrahams – Birleꢀik Devletler davası Hakimi Oliver Wendell Holmes, 250 U.S. 616   (1919) 630.   Brandenbrg- Ohio, 395 U.S. 444 (1969) 447.   Schenk- Birleꢀik Devletler 294 U.S. 47 (1919) 52.   Whitney- California 274 U.S. 357 (1927) 376.   OKÇUOĞLU MAHKEME KARARI - HAKĐM   BONELLO’NUN MUHALEFET ꢁERHĐ     Bazılarının ölüme gebe görünmesine rağmen, Baꢀvuranın suçlandığı   kelimelerin hiçbirinin ulusal düzen üzerinde büyük etki yaratacak tehdit   oluꢀturma potansiyeline sahip olduğu görüꢀü, benim açımdan açık değildir.   Aynı zamanda bu ifadelerin sindirilmesinin Türkiye’nin kurtarılması için   kaçınılmaz olduğu görüꢀünü de onaylamamaktayım. Bırakın belirgin ve   mevcut olanını, hiçbir tehlike oluꢀturmamıꢀlardır. Kısacası, Mahkeme   Baꢀvuranın ceza mahkemeleri tarafından mahkumiyetine göz yumması   durumunda ifade özgürlüğünün bozulmasını desteklemiꢀ olacaktır.   Özet olarak, “algılanan kötü niyetin etkisinin tam olarak tartıꢀmaya fırsat   kalmadan meydana gelecek ꢀekilde çok yakın durumlar haricinde,   konuꢀmalardan kaynaklanan hiçbir tehlike bariz ve mevcut olarak   nitelendirilmez. Kötü niyetin engellenmesi için eğitim süreci vasıtasıyla   tartıꢀılarak, yanlıꢀlık ve mantıksızlıkların bariz hale getirilmesi için yeterli   zaman olduğunda uygulanacak çözüm, zorla kabul ettirilen sessizlikten   ziyade, konuꢀmak olmalıdır.”2   HAKĐM GÖLCÜKLÜ’NÜN MUHALEFET ꢁERHĐ   (Geçici çeviri)   Aynı zamanda Mahkemede bir askeri hakimin bulunması nedeniyle, ilgili   hüküm kapsamında Devlet güvenlik Mahkemesinin “bağımsız ve tarafsız”   olmadığı gerekçesi ile 6. Maddenin ihlal edildiği yönündeki Mahkeme’nin   çoğunluk görüꢀüne katılmadığımı üzüntü içinde belirtmek isterim. Bununla   bağlantılı olarak, 9 Haziran 1998 tarihli Đncal - Türkiye kararında sayın   hakimler Sn. Thor Vilhjalmsson, Sn. Matscher, Sn. Foighel, Sir John   Freeland, Sn. Lopes Rocha, Sn. Wildhaber ve Sn. Gotchev ile müꢀtereken   sunduğum muhalefet ꢀerhime ve 28 Ekim 1998 tarihli Çıraklar - Türkiye   kararında münferiden sunduğum muhalefet ꢀerhime baꢀvurmuꢀ   bulunmaktayım. Đkisi sivil olan üç hakimden oluꢀan bir mahkemede bir   askeri hakimin mevcudiyetinin, askeri olmayan (sivil) adli düzeyde bulunan   ve kararları Yargıtay’ın incelemesine tabi olan Devlet Güvenlik   Mahkemesinin bağımsızlık ve tarafsızlığını herhangi bir ꢀekilde   etkilemediğine   iliꢀkin inancım devam etmektedir. Tekrar etmekten   sakınmak için, yukarıda belirttiğim muhalefet ꢀerhlerime gönderme   yapmaktayım.   (1) Çoğunluğun kararının dıꢀtan görünüꢀler kuramının haklı olmayan bir   uzantısından kaynaklandığını; (2) kararın 62. paragrafında çoğunluk   tarafından belirtildiği üzere, “... baꢀvuranların, Askeri Hakimler üyesi olan   bir düzenli askeri görevlinin katılımını içeren bir heyet tarafından   yargılanma konusunda endiꢀe içinde olmaları anlaꢀılır bir husustur” demesi   ve bunu basitçe önceki Đncal kararına dayandırmasının (Çıraklar kararı,   Đncal kararında belirtilenin sadece bir tekrarı niteliğindedir) yeterli   olmadığını (3) çoğunluğun görüꢀünün soyut olduğu ve bu nedenle haklı   Whitney- California davası hakimi Louis D. Brandeis, 274 U.S. 357 (1927) 377.   OKÇUOĞLU MAHKEME KARARI - HAKĐM   BONELLO’NUN MUHALEFET ꢁERHĐ     çıkarılabilmesi için hem gerçekler hem de hukuk açısından daha iyi   desteklenmiꢀ olması gerektiğini vurgulamak isterim.

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło