24396/94

WyrokETPCz2000-11-14ECLI:CE:ECHR:2000:1114JUD002439694

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy zaginięcie osoby zatrzymanej przez siły bezpieczeństwa, brak skutecznego śledztwa oraz brak dostępu do skutecznych środków odwoławczych naruszyły prawa do życia, wolności i bezpieczeństwa, zakaz nieludzkiego traktowania oraz prawo do skutecznego środka odwoławczego, zgodnie z artykułami 2, 3, 5 i 13 Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że państwo ponosi odpowiedzialność za śmierć Muhsina Taşa, ponieważ zaginął on po zatrzymaniu przez siły bezpieczeństwa, a władze nie przedstawiły wiarygodnego wyjaśnienia jego losu ani okoliczności ucieczki. Brak rzetelnych zapisów dotyczących zatrzymania i leczenia, w połączeniu z niewiarygodnymi zeznaniami świadków, doprowadził do wniosku, że zmarł on w areszcie. Nieskuteczność krajowych postępowań wyjaśniających, charakteryzująca się opóźnieniami, brakiem niezależności i niekompletnością, naruszyła proceduralny aspekt prawa do życia. Skarżący, jako ojciec, doświadczył nieludzkiego traktowania z powodu niepewności co do losu syna i obojętności władz. Zatrzymanie bez odpowiednich gwarancji prawnych i brak dostępu do skutecznych środków odwoławczych stanowiły naruszenie praw do wolności i skutecznego środka odwoławczego.
Stan faktyczny
Skarżący, Beşir Taş, jest ojcem Muhsina Taşa, który został zatrzymany przez tureckie siły bezpieczeństwa 14 października 1993 roku w Cizre, ranny w kolano. Po zatrzymaniu i wstępnym leczeniu w szpitalu, Muhsin Taş został przetransportowany do Şırnak. Władze tureckie twierdziły, że Muhsin Taş uciekł 9 listopada 1993 roku podczas operacji w górach Gabar, gdzie miał pomagać w lokalizowaniu kryjówek PKK. Skarżący przez miesiąc bezskutecznie próbował uzyskać informacje o synu, a krajowe śledztwo w sprawie jego zaginięcia było opóźnione i nieskuteczne.
Rozstrzygnięcie
Trybunał stwierdził naruszenie art. 2 Konwencji w związku ze śmiercią Muhsina Taşa (6 głosów za, 1 przeciw). Stwierdził naruszenie art. 2 Konwencji w związku z brakiem skutecznego śledztwa (jednogłośnie). Stwierdził brak naruszenia art. 3 Konwencji w odniesieniu do Muhsina Taşa (jednogłośnie). Stwierdził naruszenie art. 3 Konwencji w odniesieniu do skarżącego (jednogłośnie). Stwierdził naruszenie art. 5 ust. 1, 3, 4 i 5 Konwencji (6 głosów za, 1 przeciw). Stwierdził naruszenie art. 13 Konwencji (6 głosów za, 1 przeciw). Stwierdził brak konieczności rozpatrywania skargi na podstawie art. 18 Konwencji (jednogłośnie). Zasądził na rzecz skarżącego 20 000 GBP tytułem zadośćuczynienia niemajątkowego dla spadkobierców syna oraz 10 000 GBP tytułem zadośćuczynienia niemajątkowego dla skarżącego, przeliczone na liry tureckie. Zasądził również 14 795 GBP tytułem kosztów i wydatków, pomniejszone o 9 700 franków francuskich otrzymanych z pomocy prawnej Rady Europy, powiększone o VAT, płatne na konto bankowe w Wielkiej Brytanii. Odrzucił pozostałą część roszczeń o słuszne zadośćuczynienie (jednogłośnie).

Pełny tekst orzeczenia

CONSEIL DE   L'EUROPE   AVRUPA   KONSEYĐ   Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi Kararı   TAꢀ TÜRKĐYE'YE KARꢀI KARARI   Baꢁvuru no 24396/94 Strazburg   Kasım 2000   USULĐ ĐꢀLEMLER   1. Dava, Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunması'na Yönelik Sözleꢀme'ye Ek 11   nolu Protokol'ün yürürlüğe girmesinden önce uygulanan hükümler gereğince Avrupa Đn-   san Hakları Komisyonu tarafından (11 nolu Protokol'ün 5. maddesinin 4. paragrafı ve   Sözleꢀmenin eski 47. ve 48. maddeleri) Mahkeme'ye gönderilmiꢀtir.   2. Dava, bir Türk vatandaꢀı olan Sn. Beꢀir Taꢀ tarafından ("baꢀvuran") 7 Haziran 1994   tarihinde Avrupa Đnsan Hakları Komisyonu'na, Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin   Korunması'na Yönelik Sözleꢀme'nin eski 25. maddesine uygun olarak yapılan baꢀvurudan   kaynaklanmaktadır.   3. Kendisine yasal yardım sağlanan baꢀ vuran, Đngiltere'de mesleğini ifa etmekte olan   avukatlar Sn. K. Boyle ve Sn. F. Hampson tarafından temsil edilmiꢀtir. Türk Hükümeti,   Hükümet Ajanları, Sn. A. Gündüz ve Sn. ꢁ. Alpaslan tarafından temsil edilmiꢀtir.   4. Baꢀvuran oğ lu Muhsin Taꢀ'ın 14 Ekim 1994 tarihinde Cizre'de güvenlik güçleri   tarafından tutuklandıktan sonra kaybolduğ unu iddia etmiꢀtir. Sözleꢀmenin 2,3,5,13,14   ve   18. maddelerinin ihlal edildiğ ini önü sürmüꢀtür.   5. Baꢀvuru 5 Mart 1996 tarihinde Komisyon tarafından kabuledilebilir bulunmuꢀtur. Ko-   misyon, 9 Eylül 1999 tarihli raporunda (Sözleꢀmenin eski 31. maddesi ) 1'e karꢀı 27 oyla   Sözleꢀ menin 2. maddesinin ihlal edildiği, baꢀ vuranın oğlu ile ilgili olarak oybirliğiyle Sözleꢀ   menin 3. maddesinin ihlalinin sözkonusu olmadığı, baꢀvuranın kendisi ile ilgili olarak,   oybirliğiyle 3. maddenin ihlal edildiği, oybirliğiyle 5. maddenin ihlal edildiği, oybirliğiyle   13. maddenin ihlal edildiği, oybirliğiyle 14. ve 18. maddelerin ihlal edilmediği görüꢀünde   olduğunu açıklamıꢀtır. Dava 23 Ekim 1999 tarihinde Komisyon tarafından Mahkeme'ye   gönderilmiꢀtir. Baꢀvuran Mahkeme huzurunda, 14. madde ile ilgili ꢀikayetini geri çekmiꢀ   tir.   6. Baꢀvuru Mahkeme'nin Birinci Dairesine tahsis edilmiꢀtir (Mahkeme Tüzüğünün 52.   maddesinin 1. paragrafı). Bu Daire içinde davaya bakacak olan bölüm (Sözleꢀmenin 27.   maddesinin 1. paragrafı), Mahkeme Đç Tüzüğünün 26. maddesinin 1. paragrafında   belirtildiği gibi oluꢀturulmuꢀtur. Türkiye'den seçilen yargıç, Sn. Türmen sözkonusu   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2000. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Çok taraflı Siyasî Đ ꢀ ler   Genel Müdürlüğ ü tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın adının   tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri   Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak suretiyle   ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   davada görevinden çekilmiꢀtir (Tüzük 28). Bu sebeple Hükümet, Sn. Gölcüklü'yü ad hoc   yargıç olarak atamıꢀtır. (Sözleꢀmenin 27. maddesinin 2. paragrafı ve Đç Tüzüğün 29.   maddesinin 1. paragrafı).   7. Baꢀvuran ve Hükümet görüꢀlerini sırayla 4 Nisan ve 3 Nisan 2000 tarihlerinde   sunmuꢀlardır.   8. 30 Mayıs 2000 tarihinde Daire tarafların da görüꢀlerini alarak esaslarla ilgili bir   duruꢀma yapılmasına gerek olmadığına karar vermiꢀtir (Tüzüğün 59. maddesinin 2.   paragrafı).   OLAYLAR   I.   DAVA OLAYLARI   9. Davayı oluꢀturan olaylar, özellikle de 14 Ekim 9 Kasım 1993 tarihleri arasında Muhsin   Taꢀ'ın güvenlik güçleri tarafından gözaltına alındığı süre zarfında gerçekleꢀen olaylar   taraflarca tartıꢀılmıꢀtır. Komisyon, Sözleꢀmenin eski 28. maddesinin 1(a) paragrafı   gereğince tarafların yardımı ile bir soruꢀturma yürütmüꢀtür.   Komisyon, 7-8 Mayıs 1998 tarihleri arasında Ankara'da tanık dinleme duruꢀması   yapmıꢀtır. Tanıklar, baꢀvuran, Muhsin Taꢀ'ın gözaltı süresinin uzatılması talebine imza   atan Cizre Cumhuriyet Savcısı Atilla Ceyhan, Muhsin Taꢀ'ın dizindeki mermi yarasını   tedavi eden Cizre Devlet Hastanesi'nde görevli Dr. Zekeiye Palpas, ꢁırnak Askeri   Hastanesi'nde Muhsin Taꢀ'ı muayene eden Dr. Ahmet Can, Muhsin Taꢀ'ı tutuklayan Cizre   Bölge Jandarma Komutanı Jandarma Binbaꢀı Cemal Temizöz, Muhsin Taꢀ'ın   tutuklanması sırasında olay yerinde bulunan Uzm. J. Çavuꢀ Burhanettin Kıyak, Muhsin   Taꢀ'ın Cizre'den ꢁırnak'a transferinde görevli Albay Erol Tuna, J. Astsb. Kd. Bçvꢀ.   Kemal Kılıçlı, J. Astsubay Kd. Üçvꢀ. Adem Akyüz, Muhsin Taꢀ'ın ꢁırnak'a geldiği sırada   ꢁırnak Đl Jandarma Sorgu Merkezi'nde görev yapan J. Astsb. Üçvꢀ. Dursun Öztürk ve   daha önce PKK'ya katılıp daha sonra yetkililere teslim olan "itirafçı" Nedim Kaya.   10. Komisyon'un olaylarla ilgili bulguları 9 Eylül 1999 tarihli raporda belirtilmiꢀ ve   aꢀağıda özetlenmiꢀtir (Bölüm A). Baꢀvuran Komisyon'un olaylarla ilgili saptamalarını   kabul etmiꢀtir. Hükümet'in olaylarla ilgili saptamalarının özeti de aꢀağıda sunulmuꢀtur.   (Bölüm B).   A. Komisyon'un Olaylarla Đlgili Saptamaları   11. Ekim-Kasım 1993 tarihlerinde Irak ve Suriye sınırına yakın olan Cizre terörist   faaliyetlerin çok yoğun olduğu bir yerdi. Cizre, PKK kamplarının ve sığınaklarının bol   olduğu Gabar Dağları'na yakındı. Cizre ve ꢁırnak arasındaki yol, il merkezi, konvoyların   geçmesi için askeri korumayı gerektirecek ꢀekilde saldırılara maruz kalıyordu.   12. Cizre Đl Jandarma Komutanı olay zamanı Jandarma Binbaꢀı Temizöz idi. Bir albay   tarafından idare edilen Đl Jandarma Komutanlığı ve 23. Jandarma Tugayı ꢁırnak'da idi.   Aralarında mesafe olmasına rağmen, albayın komutası altındaki Đl Jandarma   Komutanlığının generalin emri altındaki Jandarma Tugayı'na bağlı olduğu açıktı.   Sorgulamayı yapan Kemal Kılıçlı, Adem Akyüz ve Dursun Öztürk'ün çalıꢀtığı Đl   Jandarma Komutanlığı'nda bir sorgu merkezi vardı.   1. Muhsin Taꢀ'ın Yakalanması ve Gözaltına Alınması Hakkında   13. Cizre'nin Cudi bölgesinde 14 Ekim 1993 sabahında polis ve jandarmalar tarafından   yürütülen bir operasyon sırasında, Muhsin Taꢀ dizinden vurulmuꢀ ve saat 05.00   sıralarında Jandarma Binbaꢀı Temizöz'ün emrindeki jandarmalar tarafından gözaltına   alınmıꢀtır. Olayla ilgili detayları içeren 14 Ekim 1993 tarihli arama raporunda Muhsin   Taꢀ'ın bir kalaꢀnikof, bir tabanca ve el bombalarıyla yakalandığı belirtilmiꢀtir. Bu rapora   ve Binbaꢀı Temizöz'ün sözlü ifadesine göre, Muhsin Taꢀ jandarmalara adını, kod adının   "Hanemir" olduğunu Cizre'ye PKK adına faaliyette bulunmak üzere geldiğini belirtmiꢀtir.   Binbaꢀı Temizöz, Muhsin Taꢀ'ın kendisine söylediklerinden komutan olduğunun açık   olduğu görüꢀündedir. Ancak, Muhsin Taꢀ'ın PKK'nın konuꢀlandığı yerleri tespit etmek   için yardım teklif ettiğini hatırlamamaktadır. O sırada olay yerinde bulunan Çavuꢀ   Burhanettin Kıyak, Taꢀ'ın adını, kod adını ve dağdan indiğini söylediğini duymuꢀtur.   Taꢀ'ın güvenlik güçlerine yardımcı olacağını duymadığını söylemiꢀtir.   14. Yakalanması sırasında jandarmalarla yaptığı kısa konuꢀmadan sonra, Muhsin Taꢀ,   saat 05.50 sıralarında muayene için Cizre Devlet Hastanesi'nde Dr. Palpas tarafından   muayene edilmiꢀtir. Dr. Palpas Muhsin Taꢀ'ı hatırlamamıꢀtır, ancak, hazırladığı raporu   Komisyon Delegeleri'ne anlatmıꢀtır. Rapora göre Muhsin Taꢀ'ın dizinde mermi giriꢀ ve   çıkıꢀ izi ve sağ diz kapağının altında yara vardır. Bilinci yerinde idi ve hayatı o sırada   tehlikede değildi. Tıbbi teçhizat bulunmadığı ve ortopedi uzmanı olmadığı için Dr. Palpas   Taꢀ'ın Mardin'e transferini tavsiye etmiꢀtir.   15. Aynı gün, Muhsin Taꢀ, Cizre ve ꢁırnak arasında gidip gelen konvoyların   sorumluluğunu üstlenen ꢁırnak Đl Jandarma Komutanlığı'ndan Binbaꢀı Erol Tuna'ya   teslim edilmiꢀtir.   16. Komisyon, birçok kere Muhsin Taꢀ'ın yakalanmasının ardından gözaltına alındığı   tarih ve saatlerin kayıtlarının tutulduğu tutanakları istemiꢀtir. Hastane'deki muayenesi ve   ꢁırnak Konvoyuna transfer edilmesi arasında geçen sürede Cizre'de nerede tutulduğuna   dair hiçbir belge sunulmamıꢀtır. Binbaꢀı Temizöz, Taꢀ'ın Cizre Savcısının talimatının   ardından gözaltına alınması nedeniyle Cizre Đl Jandarma kayıtlarına geçirilmiꢀ olması   gerektiğini belirtmiꢀtir. Hükümet tarafından sunulan Cizre Đl Jandarmaya ait kayıtlar   Muhsin Taꢀ hakkında hiçbir bilgi içermemektedir.   17. Muhsin Taꢀ'ın ꢁırnak'a transfer edilmesi kararı ꢁırnak 23. Jandarma Tugayı   tarafından alınmıꢀtır. Binbaꢀı Temizöz, Taꢀ'ın yakalandığını Tugaya bildirmiꢀ ve Tugay   da transferin ꢁırnak'a yapılmasını istemiꢀtir. 14 Ekim 1993 tarihli transfer kaydı Tugayın   talebine de değinmektedir. Transfer nedeni bu belgede açıklanmamıꢀtır. Binbaꢀı   Temizöz Muhsin Taꢀ'ın Gabar Dağları hakkında bilgisi olan bir komutan olduğu için   ꢁırnak'a gitmiꢀ olması gerektiği ve ꢁırnak'da operasyonları yürütenlerin bu güçler olduğu   görüꢀündedir.   18. Muhsin Taꢀ'ın ꢁırnak'a geldikten sonra gözaltına alınmasına iliꢀkin tek kayıt ꢁırnak   Askeri Hastanesi poliklinik kayıtlarına aittir. Bu kayıt 14 Ekim 1993 tarihlidir ve saat   belirtilmemiꢀtir. Ne Binbaꢀı Erol Tuna ne de muayeneyi yapan doktor olayı   hatırlamaktadır, bu nedenle geldiği zamana veya kime teslim edildiğine dair bir açıklama   sunulmamıꢀtır. Muhsin Taꢀ'ı muayene eden Dr. Can, hastane kayıtlarına dayanarak   bacağa uzun ince bir tahta sararak tedavi ettiğini veya bir asistana bu ꢀekilde talimat   vermiꢀ olması gerektiğini belirtmiꢀtir. Doktor, Muhsin Taꢀ'ın hastanede sürekli kalmasına   gerek olmadığını düꢀündüğü için hastaneye kabul edilmemiꢀ olması gerektiği   görüꢀündedir. Fakat, tedaviye muhtemelen hastaya verilen antibiyotiklerle devam edilmiꢀ   olması gerektiğini ve üç günde bir yaranın sargılarının değiꢀtirilmesi gerektiğini ve bunun   da hastanede devamlı kalmayı gerektirmeyeceğini belirtmiꢀtir.   19. ꢁırnak Đl Jandarma Komutanlığı'nda Muhsin Taꢀ'ı sorguladığı Hükümet tarafından   tespit edilen Kemal Kılıçlı, Adem Akyüz ve Dursun Öztürk isimli kimselerden sadece   Adem Akyüz Muhsin Taꢀ'ı sorguladığını hatırlamıꢀtır. Muhsin Taꢀ'ın sorgulandığını   gösteren belgeler ve tanıkların bahsettiği sorgulama notları Hükümet tarafından   sunulmamıꢀtır. Hükümet bu belgelerin varlığını reddetmiꢀtir. Bu nedenle Muhsin Taꢀ'ın   sorgulanması ile ilgili tek bilgi kaynağı Adem Akyüz'ün sözlü ifadesi ve Taꢀ'ın kaçtığı   ꢀeklindeki iddianın ardından jandarma raporlarında yeralan kısa yorumlardır.   20. Adem Akyüz, Muhsin Taꢀ hastanede veya revirde yatmakta iken kendisini bir kere   sorguladığını söylemiꢀtir. Aldığı notları üstlerine teslim etmiꢀtir. Faaliyetlerin   yürütüldüğü yerle ilgili bilgiyi hatırlamakta ancak, güvenlik güçlerine ilgili yerleri   göstereceği konusunda yardım teklif ettiğini hatırlamamaktadır. Delegeler, Muhsin Taꢀ'ın   orada bulunduğuna ve muayene edildiğine dair kayıtları görmek istemiꢀlerdir. Hükümet,   revir kayıtlarının Muhsin Taꢀ ile ilgili bilgi içermediğini belirtmiꢀtir.   21. Komisyon'un hastane veya revir kayıtlarının hatalı olduğunu dikkate almasına   rağmen, doktorlar tarafından tutulan kayıtların, bazen kısa olsa da genellikle güvenilir   olduğunu, ancak jandarma kayıtlarındaki yanlıꢀlıkların veya eksikliklerin bir çok davada   zıt bulgulara konu olduğunu belirtmiꢀtir. Dahası sorgu görevlilerinin ifadelerinin   inandırıcı olmadığını, parça parça veya seçici olduğunu belirtmiꢀtir. ꢁüpheli kimsenin   Bölge Jandarma Komutanlığında sorgulanmasının ardından, aynı sorgu görevlilerinin   gözaltı süresinin sonunda ꢀüpheliyi yargılanmak üzere savcıya teslim etme aꢀamasına   kadar takip etmesi beklenirdi. Ancak, Adem Akyüz, Muhsin Taꢀ'ı sadece bir kere ziyaret   etmesinin nedenini açıklamamıꢀtır. Muhsin Taꢀ'ın sorgulama aꢀamasından alınmasının   alıꢀılmıꢀın dıꢀında olmasına rağmen, ne olay hakkında, ne de Taꢀ'ın sığınakların yerini   belirlemeye yardım ettiği konusunda, ya da daha sonraki kaçıꢀı hakkında bilgisi vardır.   Komisyon, il jandarmanın hakkında soruꢀturma baꢀlattığı bir ꢀüphelinin sorgulamayı   yürüten görevlilere bilgi verilmeden baꢀka bir yere transfer edilebilmesi konusunda ikna   olmamıꢀtır. Ayrıca yapılan kısa sorgulama, Cizre Đl Jandarması tarafından talep edilen   onbeꢀer günden oluꢀan iki gözaltı süresi hakkında, Muhsin Taꢀ'ın gözaltında tutulması   lehinde bir açıklamayı hesaba katmamıꢀtır.   22. Bu nedenle sorgulama memurlarının ifadeleri, sorgulamanın yapıldığı tarih hakkında   veya Muhsin Taꢀ'ın Dr. Can tarafından muayene edildikten sonra tutulduğu yer hakkında   güvenilir bir bulgu elde etmenin mümkün olmadığını ortaya koymuꢀtur. Yara sargılarının   her üç günde bir değiꢀtirilmesi gerekliliğine ve hastanın bir hafta veya 10 gün sonra   doktorun kendisi veya bir baꢀka doktor tarafından kontrol edilmesi gerekliliğine rağmen,   Ekim 1993 tarihinden sonra herhangibir tıbbi bakım aldığı konusunda herhangibir   bilgi mevcut değildir.   23. Tutuklandığı andan itibaren 15 günlük gözaltı süresi, Đlçe Jandarma Komutanı'nın   talebi ile Cizre Savcısı tarafından verilmiꢀtir. 15 günlük bir gözaltı süresi daha, Đlçe   Jandarma Komutanlığının talebi ile 29 Ekim 1993 tarihinde verilmiꢀtir.   2. Muhsin Taꢀ'ın Kaçıꢀı ile Đlgili Đddia   24. 9 Kasım 1993 tarihinde saat 16.30'da el yazısı ile yazılıp jandarma grup komutanı   ꢁeyhmus Kara ve her ikisi de grup komutanı olan jandarma üsteğmen Burak Buğra ve   Tarık Göktürk tarafından imzalanan olay tespit tutanağına göre, Muhsin Taꢀ Gabar   Dağlarında PKK sığınaklarını bulmak için yürütülen bir operasyonda yardım ederken   kaçmıꢀtır.   25. Muhsin Taꢀ'ı muayene eden doktorların ifadesine göre, büyük ihtimalle dizindeki   yara onun hareket etmesine engel oluꢀturmuyordu. Bacağındaki uzun tahta, koltuk   değneği ve ufak bir yardımla aksayarak yürüyebilirdi. Yaralanmasını takip eden ilk   günlerde çektiği acı fazla olabilirdi. Yaralanmasından 25 gün sonra 9 Kasım 1993   tarihine kadar iyileꢀmeye baꢀlaması gerekir. Ortopedi uzmanı Dr. Can, uzun tahta   parçasının üç ya da altı hafta daha kalması gerektiğini ve hastanın aynı süre içinde   yürüyebileceğini hatta koꢀabileceğini belirtmiꢀtir. Yeterli motivasyona sahip bir insanın   ꢀiddetli sancıya rağmen koꢀabileceğine dikkati çekmiꢀtir. Tıbbi bilgiler olmadığı için,   Komisyon, Muhsin Taꢀ'ın 9 Kasım 1993 tarihindeki sağlık durumu hakkında doğru   bilgilere ulaꢀamamıꢀtır. Ancak Komisyon bu tarihte Muhsin Taꢀ'ın normal olarak   yürüyüp koꢀabileceği konusunda tam olarak tatmin olmamıꢀtır.   26. Komisyon, 9 Kasım 1993 tarihinde olay tespit tutanağının güvenilir bir belge   olmadığını saptamıꢀtır. Rapor, Muhsin Taꢀ'ın çatıꢀma çıktıktan sonra bölgenin dağlık   olmasından ve yeterince aydınlık olmamasından faydalanarak kaçtığını belirtmiꢀtir.   Rapor, operasyona katılan jandarmaların sayısını, ꢀüphelinin yanında kaç kiꢀi olduğunu,   ꢀüphelinin kelepçelenip kelepçelenmediğini, kelepçelenmediyse sebebini belirtmemiꢀtir.   ꢁüpheliyi yakalamak için yapılanlar hakkında bilgi verilmemiꢀtir. Raporda belirtilen   saatler makul görünmemektedir. Çatıꢀmanın 16.15'te çıktığı, ardından kaçıꢀ, kaçıꢀın   tespit edilmesi, baꢀarısız bir arama, teröristler arasında çeꢀitli telsiz görüꢀmelerinin   dinlenmesi, raporun hazırlanıp 16.30'da üç görevli tarafından imzalanması gibi olayların   gerçekleꢀtiği belirtilmiꢀtir.   27. Bu ꢀartlarda Komisyon, rapora imza atan üç kiꢀinin belgeyi açıklamalarının ve   gerçekte ne gördüklerini ve ne yaptıklarını açıklamalarının büyük önem taꢀıdığı   görüꢀündedir. Delegelerin tanıkların ifadelerini vermeleri için Hükümet'in yardımını   istemesi, Hükümet'in aynı zamanda Muhsin Taꢀ'ın kaçıꢀına tanık olan görevlilerin   kimliklerini tespit etmesini gerektirmektedir; Komisyon daha önce edindiği   tecrübelerinden rapora imza atan kimselerin, içeriği hakkında bilgi sahibi olmadıklarını   gözlemlemiꢀtir. Mayıs 1998'de yapılan duruꢀmada Hükümet Ajanı, Delegelere rapora   imza atan üç kiꢀiyi tesbit edemediklerini, kullanılan isimlerin kodadı olduğunu henüz   öğrendiklerini belirtmiꢀtir. Kasım 1993 tarihinde bu kod adlarını kullanan görevlilerin   kimliğinin tesbit edilmesi yönündeki Delegelerin isteklerine cevaben Hükümet, bu   görevlilerin kimliklerini saptamanın mümkün olmadığını bildirmiꢀtir. Delegeler ayrıca,   diğer operasyon kayıtlarını veya olaya ıꢀık tutabilecek detayları görmek istemiꢀtir.   Hükümet baꢀka kayıtların varolmadığını belirtmiꢀtir.   28. Muhsin Taꢀ'ın ꢁırnak'ta herhangi bir yere transfer edildiğini gösteren kayıtlı bir belge   yoktur. Özellikle de il jandarma sorgulama merkezinden baꢀka bir yere nakledildiğini   gösteren belge veya kayıt mevcut değildir. Muhsin Taꢀ'ın gerçekte sorgulama sırasında   PKK’nın konuꢀlandığı yerleri göstereceği sözünü verdiğine dair yazılı veya sözlü ifadeler   tespit edilmemiꢀtir.   29. Hükümet Muhsin Taꢀ'ın kaçtığı ve 9 Kasım 1993 tarihinde Gabar Dağlarında PKK'ya   tekrar katıldığı iddiasını eski iki PKK üyesi itirafçının ifadelerine dayandırmıꢀtır -Nedim   Kaya ve Süleyman Fidan'dan alınan yazılı ifadeler ve Nedim Kaya'nın sözlü ifadesi-.   Ancak, Komisyon, bu bilgileri güvenilir ve inandırıcı bulmamıꢀtır. Komisyon iki   itirafçının aynı anda Muhsin Taꢀ ile ilgili bilgi sahibi olması hakkında açıklama   sunulmayıꢀına; Nedim Kaya'nın ve Süleyman Fidan'ın 4 Kasım 1995 tarihli ifadelerinde,   Muhsin Taꢀ'ın 1992 yılında yarasından dolayı sancı çektiğini belirtmelerine ve Taꢀ’ın   Ekim 1993 tarihinde aldığı yaraya değinmeyiꢀlerine ve Nedim Kaya'nın 12 Ocak 1996   tarihli ifadesinde, Taꢀ’ın Cizre'de yakalanmasından önce; (bu olayın 14 Ekim 1993   tarihinde gerçekleꢀmiꢀ olmasına rağmen), Kasım 1993'te PKK’ya katıldığı ve Muhsin   Taꢀ'ın arkadaꢀı olduğu ꢀeklindeki ifadesine gönderme yapmıꢀtır.   Komisyon, Nedim Kaya'nın sözlü ifadesinin tutarsız ve inandırıcı olmadığını tesbit   etmiꢀtir. Hikayesi sorgulama sırasında değiꢀmiꢀ ve olaylarla çeliꢀkili hale gelmiꢀtir.   Örneğin, Nedim Kaya ekim ayında PKK'ya katıldıktan sonra, 15 günlük bir eğitim   kursuna Muhsin Taꢀ ile birlikte katıldığı ve bu sırada arkadaꢀlık kurdukları konusunda   ısrar etmiꢀtir, ancak Muhsin Taꢀ, 14 Ekim 1993 tarihinde sabahın erken saatlerinde   Cizre'de yakalanmıꢀtır. Bu nedenle Komisyon, Nedim Kaya’nın iddia ettiği gibi 9 Kasım   tarihinden sonra Muhsin Taꢀ'ı gördüğü konusunda ikna olmamıꢀtır. Hükümet'in   Muhsin Taꢀ'ın güvenlik güçlerine yardımcı olurken kaçtığı iddiası kanıtlarla   desteklenmemiꢀtir bu nedenle de bu olayın ihtimal dahilinde olabileceği kabul   edilmemiꢀtir. Dr. Can tarafından ꢁırnak Askeri Hastanesi'nde 14 Ekim 1993 tarihinde   muayene edildikten sonra, Muhsin Taꢀ'ın akibeti hakkında açıklama sunulmamıꢀtır.   3. Đç hukuktaki yargılama süreci ve soruꢀturma hakkında   30. Baꢀvuran 15 Ekim 1993 tarihinde oğlunun yakalandığını ve Cizre'de bir çatıꢀma   sırasında yaralandığını öğrenmiꢀtir. Baꢀvuran, 17 ya da 18 Ekim tarihlerinde Cizre'ye   geldikten sonra cumhuriyet savcısını görmeye gitmiꢀtir. Baꢀvurandan 15 günlük gözaltı   süresinin dolmasından sonra tekrar gelmesini istenmiꢀtir. Bu arada baꢀvuran, ꢁırnak ve   Cizre'deki jandarmaya baꢀvurarak yaralı oğlu hakkında bilgi almaya çalıꢀmıꢀ, fakat   talepleri geri çevrilmiꢀtir. 15 günlük sürenin sonunda baꢀvuran, Ekim ayının sonunda   veya Kasım ayının baꢀında savcıya bir dilekçe ile baꢀvurmuꢀtur. Savcı dilekçeyi   imzalamıꢀ ve kendisini bölge jandarma komutanına göndermiꢀ, komutan da kendisini   tekrar savcıya göndermiꢀtir. Đkinci onbeꢀ günlük süre içinde baꢀvuran bir çok kere haber   almak için savcıya baꢀvurmuꢀ ve bir seferinde de savcı, bölge jandarma komutanlığını   telefonla aramıꢀtır.   31. Đkinci sürenin dolmasından sonra, baꢀvuran savcıya baꢀvurmuꢀtur. Baꢀvuran,18   Kasım 1993 tarihinde, ikinci gözaltı süresinin üstünden bir hafta geçmiꢀ olmasına rağmen   henüz haber alamadığını belirten bir dilekçe daha sunmuꢀtur. Oğlunun akibeti hakkında   bilgi edinmek istemiꢀ ve hayatından endiꢀe duyduğunu belirtmiꢀtir. Yaklaꢀık bu   tarihlerde savcı, baꢀvurana oğlunun kaçtığını bildirmiꢀtir. Bölge jandarmanın savcıya   gönderdiği yazılı rapor, 19 Kasım 1993 tarihli idi, ancak sözkonusu bilginin savcıya bu   tarihten önce ulaꢀmıꢀ olması mümkündür. Baꢀvuran savcıya sözlü olarak bu olaya   inanmadığını söylemiꢀ ve oğlunun iꢀkence gördükten sonra öldürüldüğünü iddia etmiꢀtir.   32. Cizre Savcısı ne baꢀvuranın endiꢀelerine ne de yargılanmayı bekleyen bir tutuklunun   kaçmasına izin verilmesine karꢀılık olarak Muhsin Taꢀ'ın kaçtığı iddiası hakkında   soruꢀturma baꢀlatmamıꢀtır. 13 Aralık 1993 tarihinde savcı görevsizlik kararı vermiꢀ ve   PKK'nın üyesi olmakla suçlanan Muhsin Taꢀ hakkındaki dosyayı Diyarbakır Devlet   Güvenlik Mahkemesi Savcısı'na göndermiꢀtir. Görevsizlik kararında Taꢀ’ın PKK'ya   tekrar katılmak için kaçtığının bariz olduğu belirtilmiꢀtir. Devlet Güvenlik Mahkemesi   Savcısı soruꢀturmayı Muhsin Taꢀ'ın kayboluꢀu hakkında değil, PKK'ya üye olup olmadığı   hakkında yürütmüꢀtür.   33. Baꢀvuran Ocak 1994’te Savcıyla görüꢀmek için Cizre’ye dönmüꢀ ve savcı kendisine   davanın Diyarbakır'a gönderildiğini bildirmiꢀtir.   34. Ekim 1994'te davanın Komisyon tarafından Hükümet'e bildirilmesinin ardından,   Cizre Savcısı tarafından kısa bir soruꢀturma yapılmıꢀtır. (dosya no. 1995/653).Bu, Cizre   Bölge Jandarma Komutanlığı'na 9 Kasım 1993 tarihli rapora imza atan görevlilerin   kimliklerinin tespit edilmesi yönünde yapılan bir soruꢀturmadan ibarettir. Soruların   ꢁırnak Jandarma Alay Komutanlığı'na yöneltilmesini ve özel operasyon timinin sorumlu   olduğunu belirten 29 Kasım 1995 tarihli Cizre Bölge Jandarması tarafından gönderilen   yazıyı takiben Cizre Cumhuriyet Savcısı, 7 Aralık 1995 tarihinde görevsizlik kararı   vermiꢀ ve dosyayı ꢁırnak savcısına göndermiꢀtir.   ꢁırnak Cumhuriyet Savcısı Ankara'nın giriꢀimi ile bir hazırlık soruꢀturması   baꢀlatmıꢀtır (1995/665). Bu aꢀamada aꢀağıdaki adımlar atılmıꢀtır:   - Aralık 1995 tarihinde, ꢁırnak 23. Jandarma Tugayı'na, 9 Kasım 1993 tarihinde   yapılan operasyona katılan özel operasyon timi personelinin kimliklerinin   belirlenmesi talebinde bulunulmuꢀtur.   - Aralık 1995 tarihinde Kastamonu Cumhuriyet Savcısı baꢀvuranın ifadesini   almıꢀtır.   - - Ocak 1996 tarihinde savcı, Nedim Kaya'nın ifadesini almıꢀtır.   Nisan ve 25 Mayıs 1996 tarihlerinde, 10 Aralık 1995 tarihli talebe ivedilikle cevap   verilmesi için hatırlatma yapılmıꢀtır.   - - Mayıs 1996 tarihinde ꢁırnak Đl Jandarma Komutanlığı'na personelin kimliği   hakkında bilgi talebi gönderilmiꢀ ve Komutanlık 29 Mayıs 1996 tarihinde Muhsin   Taꢀ'ı götürenin Özel Operasyon Grup Komutanlığı olduğunu bildirmiꢀtir.   Özel Operasyon Grup Komutanlığının, 9 Kasım 1993 tarihli rapora imza atan üç   personelin isimlerinin tespit edilemediğini, ancak ilgili zamanda grup komutanı ve   takım komutanları olarak Özarıcanlı, Tümöz ve Çetin gibi isimleri belirten 14   Haziran 1996 tarihli bir mektubunun ardından, bu üç personele sözkonusu zamanda   Özel Operasyon Grup Komutanlığı'nda hizmet verip vermediği, Muhsin Taꢀ'ı teslim   alanların kendileri mi yoksa, Özel Operasyon Komutanı mı olduğu, rapordaki isimleri   bilip bilmedikleri ve rapordaki isimleri belirlemelerinin mümkün olup olmadığı gibi   dört sorunun kendilerine yöneltilmesi talep edilmiꢀtir.   - Temmuz 1996 tarihinde Cizre Savcısının Muhsin Taꢀ ile ilgili dosyayı transfer   etmesi istenmiꢀtir.   36. 28 Ağustos 1996 tarihinde ꢁırnak Cumhuriyet Savcısı, sözkonusu olaya karıꢀan   personelin kimliklerini tespit etmenin mümkün olmadığını belirterek, görevsizlik kararı   vermiꢀtir. Konunun özel operasyon timi ile ilgili olduğu için Memurin Muhakematı   Kanunu'na göre incelenmesi gerektiği ve dosyanın ꢁırnak Đl Đdare Kurulu'na gönderilmesi   gerektiği sonucuna varmıꢀtır.   37.Soruꢀturma, 3 Eylül 1996 tarihli yazıyla Đl Jandarma Komutanlığından Muhsin Taꢀ'ın   öldürüldüğü iddialarını araꢀtırmak ve failleri tespit etmek için atanan Binbaꢀı Doğan   tarafından devralınmıꢀtır. Soruꢀturmanın bu aꢀaması ꢁubat 1998 tarihine kadar devam   etmiꢀtir. Bu süre içinde Binbaꢀı Doğan, Özel Operasyon Grup Komutanlığı'ndan raporu   imzalayan üç kiꢀinin kimliğinin tespit edilmesini istemiꢀtir. 7 ꢁubat 1997 tarihinde   isimlerin kayıtlarda geçmediğini ve kayıtların 1993 yılında yanması nedeniyle Gabar   Dağlarında yürütülen operasyona katılan personelin kimliklerini belirlemenin mümkün   olmadığını bildiren cevap kendisine iletilmiꢀtir. Binbaꢀı Doğan, Cizre Bölge Jandarma   Komutanlığından Muhsin Taꢀ ile ilgili tıbbi kayıtları ve transfer ayrıntıları hakkındaki   bilgileri görmek istemiꢀtir. Bu talep üzerine baꢀvuranın, Nedim Kaya'nın, Albay Erol   Tuna'nın ve daha önce ꢁırnak Özel Operasyon Timi'nde görevli üç personelin ifadeleri   alınmıꢀtır. Muhsin Taꢀ'ın kendilerine teslim edilmediğini Albay Özarıcanlı'nın 9 Kasım   tarihli olay tespit tutanağındaki imzayı tanımasına rağmen, kod isimlerinin kimlere   ait olduğunun açıklanamayacağı belirtilmiꢀtir. Binbaꢀı Doğan bu bilgiler ıꢀığında 12   ꢁubat 1998 tarihli raporunda, 23. Jandarma Tugayı Özel Operasyon Grup   Komutanlığı'ndan görevlilerle birlikte Muhsin Taꢀ'ın PKK sığınaklarının yerinin tespit   edilmesi için Gabar Dağlarına götürüldüğünü ve 9 Kasım 1993 tarihinde kaçtığının tespit   edildiğini belirtmiꢀtir. Nedim Kaya ve Süleyman Fidan'ın bu tespiti destekleyici ifadeleri   dayanak olarak kullanılmıꢀtır. Albay Erol Tuna'nın, Taꢀ’ı Sorgulama Merkezi'ne   göndermesine rağmen, raporda Muhsin Taꢀ ile ilgili sorgulama kayıtlarının varolmadığı   belirtilmiꢀtir. Askeri personeldeki değiꢀiklikler, kayıtların düzgün tutulmaması ve   kayıtların yokedilmesi gibi nedenlerle raporu hazırlayanların kimliklerinin tespit   edilemeyeceği sonucuna varılmıꢀtır. Raporda, bu ꢀartlar altında dava açılmasının   mümkün olmayacağı belirtilmiꢀtir.Đl idare kurulu bu sonuca katılmıꢀ ve yargılama süreci   sona ermiꢀtir.   38. ꢁırnak Cumhuriyet Savcısı ve ꢁırnak Đl Đdare Kurulu tarafından atanan jandarma   memuru Binbaꢀı Doğan tarafından yürütülen soruꢀturmalar ile ilgili belgeler,   Komisyon'un delillerin toplanması iꢀlemlerini tamamladıktan ve tarafları sözlü olarak   görüꢀlerini sunmaya davet ettikten sonra, 11 Ağustos 1998 tarihinde Hükümet tarafından   Komisyon'a sunulmuꢀtur. Bu belgeler, Muhsin Taꢀ ile ilgili olaylara karıꢀan, özel   operasyon timi personeline ait olası kimlik bilgilerini içermektedir. 1996 yılında, olaylara   karıꢀan üç memurun kimliği hakkında soruꢀturmayı yürüten yetkililerin bilgi sahibi   olmasına rağmen, Hükümet, bu bilgiyi Komisyona ya da Delegelere sunmamıꢀtır;   sunmuꢀ olsaydı Komisyon, sözlü ifadelerini almak üzere, bu kiꢀileri davet edebilirdi.   Komisyon, bu bilginin delillerin toplanması aꢀamasında Hükümet tarafından   sunulmaması nedeniyle, dava ile ilgili olayları saptama görevinde Komisyona gerekli   bütün kolaylıkları sağlamamasından dolayı Hükümet'in   Sözleꢀmenin eski 28.   Maddesinin 1 (a) paragrafından doğan sorumluluklarını yerine getirmediğini tesbit   etmiꢀtir.   B. Hükümet'in Olaylar Hakkında Verdiği Bilgiler   39.Muhsin Taꢀ 14 Ekim 1993 tarihinde PKK teröristleri ile giriꢀilen silahlı bir çatıꢀma   sırasında güvenlik güçleri tarafından tutuklanmıꢀtır. Sorgulama sırasında Muhsin Taꢀ,   Gabar Dağlarında PKK üyeleri tarafından kullanılan bazı sığınakların yerini bildiğini   söylemiꢀtir. Bu bilgi üzerine, bir arama grubu Muhsin Taꢀ ile birlikte dağlara gitmiꢀtir.   Bu bölge daha çok PKK tarafından kullanılmaktadır. PKK ve güvenlik güçleri arasında   silahlı bir çatıꢀma baꢀlamıꢀtır. Muhsin Taꢀ bu çatıꢀmadan faydalanarak kaçmıꢀ ve hemen   ortadan kaybolmuꢀtur. Elleri kelepçeli değildir ve o bölgeyi çok iyi bilmektedir.   Kaçmasının ardından PKK'ya katılmıꢀ olma olasılığı çok yüksektir. Bacağı yaralı olduğu   halde, koꢀabilecek durumdadır.   40. Muhsin Taꢀ güvenlik güçlerinin elinden kaçtığı için Hükümet, Taꢀ'ın halen hayatta   olduğunu kanıtlamanın kendi sorumluluğu olmadığını ve nerede olduğu hakkında bilgisi   olmadığını belirtmiꢀtir.   II.   ĐLGĐLĐ ĐÇ HUKUK VE UYGULAMASI   41. Hukuka aykırı fillerle ilgili kurallar ve usuli iꢀlemler ꢀu ꢀekilde özetlenebilir.   A. Cezai Đꢁlemler   42. Ceza Kanunu'na göre adam öldürmenin her türü (448-455. maddeler) ve adam   öldürmeye teꢀebbüs ile ilgili suçlar (61 ve 62. maddeler ) cezai suç teꢀkil ederler. Ayrıca   bir devlet memurunun birine iꢀkence veya kötü muamele yapması (iꢀkence hakkında 243.   madde ve kötü muamele hakkında 245. madde) veya bir kimseyi yasadıꢀı olarak   özgürlüğünden mahrum bırakmak (genel olarak 179. madde, devlet memurları hakkında   181. madde) suç unsuru taꢀımaktadır.   43. Bu tür suçları teꢀkil eden ve yetkililerin dikkatine sunulan fiiller veya ihmaller   hakkında hazırlık soruꢀturmasının yapılması sorumluluğu Ceza Muhakemeleri Usulü   Kanunu'nun 151-153. maddeleri kapsamına girmektedir. Bu tür suçlar, yetlililere ve   güvenlik güçlerine olduğu kadar savcılıklara da bildirilebilir. ꢁikayet yazılı veya sözlü   yapılabilir. Sözlü olarak yapılması halinde yetkili bunu kayıtlara geçirmelidir. (151.   Madde).   Ölümün doğal yollardan gerçekleꢀmediği konusunda delil mevcutsa, olayla ilgili olarak   bilgilendirilen güvenlik güçleri üyeleri, savcıya veya ceza mahkemesi yargıcına bunu   bildirmek zorundadırlar (madde 152). Ceza Kanununun 235. Maddesi gereğince, görevini   ifa ederken iꢀlenen bir suçu polise veya savcılığa bildirmeyen bir devlet memuru hapse   mahkum edilir.   Cumhuriyet Savcısı, herhangi bir suretle bir suçun iꢀlendiği ꢀüphesine haiz olduğu zaman   kamu davası açmaya yer olup olmadığına karar vermek üzere hemen iꢀin hakikatını   araꢀtırmaya mecburdur. (Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun 153. Maddesi ).   44. Sözkonusu olan terör suçları ise, Türkiye'de kurulan Devlet Güvenlik Mahkemeleri   ve savcıları yetkilidirler.   45. ꢁüpheli kiꢀinin devlet memuru olması ve suçun görevin ifa edilmesi sırasında   gerçekleꢀmesi durumunda hazırlık soruꢀturması bu aꢀamada savcının yetkilerini kiꢀi   açısından sınırlayan 1914 Memurin Muhakematı Kanunu'na göre yürütülür. Böyle   durumlarda hazırlık soruꢀturması yapmak ve lüzum- muhakeme kararı vermek ilgili idare   kurulunun (ꢀüphelinin statüsüne göre bölge veya il) sorumluluğundadır. Lüzum-u   Muhakeme kararı verildikten sonra soruꢀturma yapmak savcının görevidir.   Kurulun kararına karꢀı Yüksek Đdare Mahkemesi’ne itiraz edilebilir. Men-i muhakeme   kararı verildiği taktirde dava otomatik olarak bu mahkemeye gönderilir.   46. Olağanüstü Hal Bölge Valisi'nin yetkileri hakkındaki 10 Temmuz 1987 tarihli Kanun   Hükmünde Kararname'nin 4. Maddesinin (i) bendi gereğince, 1914 tarihli Kanun (bkz.   yukarıdaki 45. prg.) valinin yetkisi altındaki güvenlik güçleri üyelerine de uygulanır.   47. ꢁüphelinin silahlı kuvvetlerin üyesi olması durumunda uygulanacak olan kanun suçun   niteliğine göre belirlenir. Đꢀlenen suç 1632 sayılı Askeri Ceza Kanunu bağlamında "askeri   suç" niteliği taꢀıyorsa, cezai iꢀlemler kural olarak 353 sayılı Askeri Mahkemelerin   Kuruluꢀu ve Đꢀleyiꢀi Hakkında Kanuna göre yürütülür. Silahlı kuvvetlerin bir üyesi adi   bir suç iꢀlediği zaman hakkında Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu uygulanır. (bkz.   Anayasanın 145. maddesinin 1. paragrafı ve 353 nolu Kanunun 9-14. maddeleri).     Askeri Ceza Kanunu silahlı kuvvetlerin bir üyesinin verilen emre uymamak suretiyle bir   kimsenin hayatını tehlikeye sokmayı askeri suç sayar. (89. Madde) Böyle durumlarda   sivil ꢀikayetçiler, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nda belirtilen yetkililere veya suçu   iꢀleyen kimsenin amirine ꢀikayetlerini sunabilirler. (bkz. yukarıdaki 43. prg)   B. Cezai Suçlardan Kaynaklanan Sivil ve Đdari Sorumluluk   48.2577 sayılı Đdari Usül Kanunun 13. paragrafına göre yetkililerin bir fiili nedeniyle   zarara uğrayan kimseler ilgili suç iꢀlendikten bir yıl içinde ilgili kimselerden tazminat   talep etme hakkına sahiptir. Talebin tamamen veya kısmen reddedilmesi ya da atmıꢀ gün   içinde cevap alınamaması halinde mağdur kimse idari iꢀlemleri baꢀlatabilir.   49. Anayasa'nın 125. maddesinin 1. ve 7. paragrafları ꢀöyledir:   "Đdarenin her türlü eylem ve iꢀlemlerine karꢀı yargı yolu açıktır…   Đdare, kendi eylem ve iꢀlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlüdür."   Bu hüküm, yetkililerin kusurunun ispatlanmasına gerek olmaksızın, Devletin kamu   düzenini ve güvenliğini sağlayamadığı, insanların hayatlarını veya mallarını   koruyamadığı kanıtlandığında ortaya çıkan sorumluluğunu belirler. Bu kurallar gereğince   yetkili otoriteler kimliği belirlenemeyen kimselerin eylemleri sonucunda zarar gören   kiꢀilere tazminat vermekle sorumludurlar.   50. Yukarıda bahsedilen hükümden (bkz. prg. 49) kaynaklanan 16 Aralık 1990 tarihli   sayılı Kanun Hükmünde Karaname'nin 8. Maddesinin son cümlesi ꢀu ꢀekildedir:   "Bu Kanun Hükmünde Kararname ile Đçiꢀleri Bakanına, Olağanüstü Hal Bölge Valisine ve olağanüstü hal   bölgesi dahilindeki il valilerine tanınan yetkilerin kullanılması ile ilgili her türlü karar ve tasarruflarından   dolayı bunlar hakkında cezai, mali veya hukuki sorumluluk iddiası ileri sürülemez ve bu maksatla herhangi   bir yargı merciine baꢀvurulamaz. Kiꢀilerin sebepsiz uğradıkları zararlardan dolayı Devletten tazminat talep   etme hakları saklıdır."   51. Borçlar Kanunu gereğince hukuka aykırı veya haksız bir fiilden dolayı zarara   uğrayan bir kimse maddi (41-46. maddeler) ve manevi zararlar için (47. madde) dava   açma hakkına sahiptir. Ceza Mahkemesinin sanığın suçu hakkındaki bulguları ya da   kararı Hukuk Mahkemelerini bağlamaz. (53. madde).   Ancak 657 nolu Devlet Memurları Kanununun 13. maddesine göre, kamu hukuku   kapsamına giren görevlerin ifa edilmesi sırasında devlet memurunun sorumlu olduğu bir   eylemden zarar gören kimse, devlet memuruna karꢀı değil, amire karꢀı dava açabilir.   (bkz. Anayasanın 125. maddesinin 5. bendi ve Borçlar Kanunu'nun 55. ve 100.   maddeleri). Ancak bu kat’i bir nitelik taꢀımamaktadır. Bir fiilin hukuka aykırı ve haksız   fill olduğu ve idari bir eylem niteliği taꢀımadığı tespit edildiğinde, hukuk mahkemeleri   iꢀverenle ortak sorumluluk temelinde, mağdurun yetkiliye karꢀı dava açma hakkı saklı   kalmak kaydıyla ilgili devlet memuruna karꢀı tazminat talebinde bulunabilmesi için izin   verir (Borçlar Kanununun 50 maddesi).     HUKUK   1. MAHKEME'NĐN OLAYLARI DEĞERLENDĐRMESĐ   52. Mahkeme 1 Kasım 1998 tarihinden önce olayları tespit ve tayin etmenin öncelikle   Komisyon'un görevi olduğu ꢀeklindeki içtihatlarını hatırlatır. (Sözleꢀmenin eski 28.   maddesinin 1. paragrafı ve 31. maddeleri) Komisyon'un olaylarla ilgili tespitlerinin   Mahkeme'yi bağlamamasına ve kendisine sunulan belgelerin ıꢀığında kendi   değerlendirmesini yapmakta özgür olmasına rağmen, Mahkeme sadece bazı istisnai   durumlarda bu konudaki yetkisini kullanır. (bkz. diğer kararlar arasında 16 Eylül 1996   tarihli Akdivar ve Diğerleri Türkiye'ye Karꢀı Kararı, Raporlar 1996- IV, s. 1218, prg.. 78)   53. Hükümet, Komisyon'un, baꢀvuranın sunmuꢀ olduğu belgelere gereğinden fazla itibar   gösterdiğini iddia etmiꢀtir. Ayrıca, Hükümet, itirafçıların ve ꢀahitlerin sundukları   kanıtların güvenilir ve hatta inanılması mümkün olmadığı ꢀeklinde bir değerlendirme   yaptığı için Komisyon'u eleꢀtirmiꢀtir. Mahkeme, baꢀvuranın iddialarına destek veren ya   da bu iddiaların güvenirliğine ꢀüphe düꢀüren unsurları değerlendirme görevine büyük bir   dikkatle yaklaꢀan Komisyon'un, raporunda tanıklarla ilgili Hükümet görüꢀlerini dikkate   aldığını gözlemlemiꢀtir. Mahkeme, Hükümet'in bu ꢀahitlerle ilgili ifadelerinin Komisyon   Raporu'nda değerlendirmeye alındığını gözlemlemiꢀtir. Bu ꢀartlar altında Mahkeme,   olayları Komisyon'un tespit ettiği ꢀekliyle kabul etmiꢀtir. (bkz. yukarıdaki paragraflar 11-   38).   54.Olayları tespit etme ile ilgili güçlüklere ek olarak, Mahkeme, Hükümet yetkililerince,   kayıp olayı ve olaya karıꢀma ihtimali yüksek olan özel operasyon timi personeli ile ilgili   olarak, Komisyon Delegelerine bilgi sunulmadığının tespit edildiğini hatırlatmıꢀtır.   Mahkeme, Sözleꢀmenin eski 25. maddesi ile kurulan (ꢀimdiki 34. madde) bireysel   baꢀvuru sisteminin etkin bir ꢀekilde iꢀlemesi için, sadece baꢀvuranların veya potansiyel   baꢀvuru sahiplerinin, yetkililerin herhangi bir baskısı altında kalmadan Sözleꢀme   organları huzurunda ꢀikayetlerini sunabilmelerinin değil, aynı zamanda baꢀvuruların   etkili bir biçimde değerlendirilmeleri için, ilgili Devletlerin bütün kolaylıkları   sağlamasının büyük önem taꢀıdığını belirtmiꢀtir. (bkz. Komisyonun olayları tespit etme   sorumluluğu ile ilgili Sözleꢀmenin eski 28. maddesinin 1(a) paragrafı; ꢀu anda yerini   Mahkeme'nin usuli iꢀlemleri ile ilgili 38. madde almıꢀtır). Mahkeme Komisyon'un talep   ettiği bilgilerin zamanında sunulmayıꢀı ile ilgili olarak, Hükümet tarafından açıklama   yapılmadığını belirtmiꢀtir.(bkz Komisyon Raporunun 19,25,26,29, 181-3, 189 ve 195.   paragrafları). Bu gecikme önemli kanıtların elde edilmesini sağlayacak tanıkların davet   edilmesini engellemiꢀtir. Mahkeme, bu nedenle, Hükümet'in Sözleꢀmenin eski 28.   maddesinin 1(a) paragrafından doğan olayları tespit etme görevinde Komisyon'a gerekli   kolaylıkları sağlama yükümlülüğünü yerine getirmediği ꢀeklindeki Komisyon   Raporu'ndaki tespiti onaylamaktadır.   II. SÖZLEꢁME'NĐN 2. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI     55. Baꢀvuran, oğlunun gözaltında iken kaybolması konusuna yetkililerin açıklama   getirmemesinin yaꢀama hakkını ihlal ettiğini ve oğlunun ölümünden yetkililerin sorumlu   olduğunu iddia etmiꢀtir. Ayrıca ölümün hangi ꢀartlar altında meydana geldiği konusunda   etkili bir soruꢀturma yapılmadığından ꢀikayetçi olmuꢀtur. Sözleꢀmenin 2. maddesinin   ihlal edildiğini iddia etmiꢀtir:   " 1.Herkesin yaꢀama hakkı kanunla korunur. Kanunun ölüm cezası ile cezalandırdığı bir suçtan dolayı   hakkında mahkemece hükmedilen bu cezanın yerine getirilmesi dıꢀında hiç kimse kasten öldürülemez.   2. Öldürme, aꢀağıdaki durumlardan birinde kuvvete baꢀvurmanın kesin zorunluk haline gelmesi sonucunda   meydana gelmiꢀse, bu maddenin ihlali suretiyle yapılmıꢀ sayılmaz:   a) Bir kimsenin kanun dıꢀı ꢀiddete karꢀı korunması;   b) Kanuna uygun olarak tutuklama yapılması veya kanuna uygun olarak tutuklu bulunan bir kiꢀinin   kaçmasının önlenmesi;   c) Ayaklanma veya isyanın, kanuna uygun olarak bastırılması".   56. Hükümet bu iddialara itiraz etmiꢀtir. Komisyon gözaltında iken kaybolan Muhsin   Taꢀ'ın hayatını yitirmesi ve ölümünün hangi ꢀartlar altında meydana geldiği konusunda   etkili bir soruꢀturma yapılmaması nedeniyle, Sözleꢀmenin 2. maddesinin ihlal edildiği   görüꢀündedir.   A. Tarafların sunduğu görüꢁler   57. Baꢀvuran, bir kiꢀi yetkililerin kontrolü altında gözaltına alındığında, Devlet'in ilgili   kiꢀinin hayatını koruma altına alması gerektiğini veya ölümün meydana geldiği ꢀartlar   hakkında mantıklı bir açıklama sunması gerektiğini, bunu sağlayamadığı takdirde yaꢀama   hakkını koruma altına alma sorumluluğunun ihlal edildiğini ifade etmiꢀtir. Baꢀvuranın   oğlunun resmi makamlarca gözaltına alınması ve oğlunun akıbeti konusunda baꢀvurana   ayrıntılı bilgi verilmemesi, Devlet'in ilgili kiꢀinin yaꢀama hakkını koruma altına alma   sorumluluğunu yerine getirmediğini ortaya koymuꢀtur.   58. Baꢀvuran, ayrıca oğlunun ölümünün gözaltına altında gerçekleꢀtiği ya da oğlunun   öldüğü sonucuna varmak için yeterli kanıt varolduğu için Devletin ölüm ile ilgili olarak   sorumlu tutulması gerektiğini ifade etmiꢀtir. Baꢀvuran, Avrupa Đꢀkenceyi Önleme   Komitesi'nin tespitlerine, gözaltında iꢀkencenin sık rastlanan bir durum olduğuna, bu süre   içinde meydana gelen kayıp olaylarına (1993 yılında 44 kiꢀinin kayıp olduğu rapor   edilmiꢀtir) ve sözkonusu kayıplar hakkında etkili soruꢀturma yapılmamasına gönderme   yapmıꢀtır. Ayrıca, oğlunun ismi gözaltı kayıtlarına geçirilmediği için baꢀına gelenler   hakkında belge mevcut değildir. Hükümet, baꢀvuranın oğlunun kaçtığını iddia eden   raporu imzalayan üç görevlinin kimliğini tespit edememiꢀtir. Ayrıca raporu savunmak   için Hükümet'in gösterdiği itirafçıların sunduğu ifadeler tutarsız ve çeliꢀkilidir.   59. Son olarak baꢀvuran Komisyon'un bulgularına katılarak yetkililerin oğlunun ölümü   hakkında derhal, etkili ve yeterli bir soruꢀturma yürütmediğini belirtmiꢀtir. Cizre   Cumhuriyet Savcısı baꢀvuranın oğlunun öldürüldüğü yolundaki korkularına cevap   vermemiꢀ ve olayın üzerinden iki yıl geçene kadar soruꢀturma baꢀlatılmamıꢀtır.     Soruꢀturma, bağımsız olarak nitelendirilemeyen Đl Đdare Kurulu'nca devralınmıꢀ ve ne   olay ne de kaçıꢀ olayı ile bağlantılı görevlilerin kimlikleri tespit edilmiꢀtir.   60. Hükümet, baꢀvuranın, oğlunun gözaltında iken öldüğü iddiasını kanıtlarla   desteklemediğini belirtmiꢀtir. Muhsin Taꢀ güvenlik güçlerinden kaçtığında hayattadır.   Gabar Dağı yöresini iyi biliyordur ve bu yüzden askerleri o yöne çekerek iklim, arazi   koꢀulları ve çatıꢀmadan yararlanarak kaçmayı baꢀarmıꢀtır. Bunu Nedim Kaya ve   Süleyman Fidan isimli tanıklar açıklamıꢀlardır ve kaçağın hala hayatta olduğunu   ispatlamak yetkililerin görevi değildir. Kaçtığı için, ilgili kiꢀinin nerede olduğu hakkında   yetkililerin bilgi vermesi mümkün değildir.   61. Hükümet, yetkili cumhuriyet savcılarının gerekli soruꢀturmayı yürüttüğünü   belirtmiꢀtir. Ancak, baꢀvuru sahibi iddialarını kanıtlayamadığı için soruꢀturmalara devam   edilmemiꢀtir.   B. Muhsin Taꢁ'ın Ölümü Đle Đlgili Devlet Sorumluluğu   62. Mahkeme, Komisyon'un olaylarla ilgili bulgularını (prg. 54); Muhsin Taꢀ'ın 14 Ekim   tarihinde gözaltına alındığını, bu tarihten sonra nerede tutulduğu hakkında belge   mevcut olmadığını ve Nedim Kaya ve Süleyman Fidan isimli itirafçıların Muhsin Taꢀ'ın   güvenlik güçlerinden kaçtığı ꢀeklindeki ifadelerin güvenilmez olduğunu kabul etmiꢀtir.   Bu ꢀartlar altında, baꢀvuranın da belirttiği gibi sorumlu Devletin yetkililerinin   Sözleꢀme'nin 2. maddesine göre yaꢀama hakkını koruma altına alma yükümlülüğünü   yerine getirip getirmediği sorusu gündeme gelmektedir..   63. Mahkeme daha önce, bir kimsenin sağlıklı olarak gözaltına alındığı ve serbest   bırakıldığında vücudunda bir takım darp izleri mevcutsa Sorumlu Devletin bu izlerin   nasıl oluꢀtuğunu açıklama yükümlülüğü olduğuna aksi takdirde Sözleꢀmenin 3.   maddesinin ihlalinin sözkonusu olacağına karar vermiꢀtir. (bkz. 27 Ağustos 1992 tarihli   Tomasi Fransa Kararı, Dizi A, no 241-A, prg. 108-111, 4 Aralık 1995 tarihli Ribitsch   Avusturya Kararı, Dizi A, no 336, prg.34 ve AĐHM 1999 prg. 877de yayınlanacak olan   Temmuz 1999 tarihli Selmouni Fransa'ya Karꢀı Kararı). Yetkililerin gözaltındaki bir   kimseye uygulanan muamele konusunda bilgi verme sorumluluğu, sözkonusu kimse   ölmüꢀse daha kuvvetlidir. Yetkililerin, cesedin bulunamadığı durumlarda yeterli bir   açıklama sunmamasının, 2. madde bağlamında bazı problemleri ortaya çıkarıp   çıkarmayacağı dava ꢀartlarına özellikle de sözkonusu kimsenin gözaltında öldüğü   sonucuna varmak için yeterli somut kanıtların varlığına bağlıdır. (bkz, AĐHM 1999'da   yayınlanacak olan 8 Temmuz 1999 tarihli Çakıcı Kararı, prg.85, AĐHM 2000'de   yayınlanacak olan 9 Mayıs 2000 tarihli Ertak/Türkiye Kararı, prg. 131 ve AĐHM 2000'de   yayınlanacak olan 13 Haziran 2000 tarihli Timurtaꢀ/Türkiye Kararı 82-86. paragraflar).   64. Bu bağlamda sözkonusu kimse gözaltına alındıktan sonra geçen zaman gözönüne   alınması gereken önemli bir faktördür. Kabul edilmelidir ki gözaltındaki kimseden haber   alınamadan geçen süre nekadar uzun olursa, bu kimsenin ölmüꢀ olma olasılığı da o kadar   yüksektir. Bu yüzden, uzun süre geçmesi, ilgili kimsenin öldüğü sonucuna varmadan   önce, ölüm ile ilgili kanıtlara verilmesi gereken önemi belli bir dereceye kadar etkiler.     Sözleꢀmenin 5. maddesini ihlal edecek surette gözaltına alınmayı aꢀan konular ortaya   çıkabilir. Böyle bir yorum Sözleꢀmenin 2. maddesi aracılığıyla yaꢀama hakkının etkili bir   ꢀekilde güvence altına alınması ile uyum içindedir (bkz. diğer kararlar arasında yukarıda   değinilen Çakıcı Kararı, prg. 86).   65. Baꢀvuranın oğlu 14 Ekim 1993 tarihinde gözaltına alınmıꢀ olmasına rağmen, hiç bir   gözaltı kayıt defterine kayıt yapılmamıꢀ ve Taꢀ'ın nerede gözaltında tutulduğuna dair hiç   bir inanılır belge sunulamamıꢀtır. Taꢀ kurꢀunla dizinden yaralanmıꢀ olmasına rağmen,   yakalandığı tarihte ꢁırnak Askeri Hastanesi'nde Dr. Can tarafından muayene edildikten   sonra tedaviye devam edildiğini gösteren herhangi bir kayıt da yoktur. Bir ay sonra   baꢀvuran 18 Kasım 1993 tarihinde oğlu ile ilgili haber alabilmiꢀtir; oğlunun 9 Kasım   tarihinde Gabar Dağlarında yürütülen bir operasyon sırasında güvenlik güçlerinden   kaçtığı kendisine bildirilmiꢀtir. Bu iddia kod isim kullanan üç memur tarafından   hazırlanan bir güvenilir bir kanıtla ispatlanamamıꢀ bir rapora dayanmaktadır; sözkonusu   üç memurun kimliği tespit edilememiꢀtir.   66. Mahkeme, Muhsin Taꢀ'ın nerede gözaltına alındığına dair belge olmamasından ve   Hükümet'in Muhsin Taꢀ'ın akibeti hakkında yeterli ve makul bir açıklama   sunmamasından kuvvetli sonuçlar çıkarmıꢀtır. Ayrıca 1993'te güneydoğudaki durum   gözönüne alındığında, bir kimsenin bu ꢀekilde gözaltına alınmasının hayati tehlike   içerdiği gözardı edilemez. Mahkeme, bu dava ile ilgili olayların gerçekleꢀtiği dönemde   güneydoğu bölgesinde güvenlik güçlerinin eylemlerinden dolayı sorumlu   tutulmayıꢀlarının ceza hukukunun sağladığı korumanın etkinliğindeki eksiklikten   kaynaklandığını son iki kararında da belirtmiꢀtir. (bkz. her ikisi de AĐHM 2000'de   yayınlanacak olan 28 Mart 2000 tarihli Kılıç/Türkiye Kararı, prg. 75 ve 28 Mart 2000   tarihli Mahmut Kaya/Türkiye Kararı, prg. 98).   67. Yukardaki nedenlerden dolayı Mahkeme, Muhsin Taꢀ'ın güvenlik güçlerince   gözaltına alınmasının ardından öldüğünü tespit etmiꢀtir. Devlet, sözkonusu kiꢀinin   ölümünden sorumludur. Yetkililerin Muhsin Taꢀ gözaltında iken baꢀına gelenler   konusunda bilgi vermemesi ve görevlilerin silah kullanmaları konusunda haklı bir sebep   göstermemeleri nedeniyle, ölüm ile ilgili sorumluluk Devlet'e aittir. (bkz. Çakıcı Kararı,   loc.cit., prg. 87).Bu sebeple Sözleꢀme'nin 2. maddesi ihlal edilmiꢀtir.   C. Muhsin Taꢁ'ın Ölümü Hakkındaki Soruꢁturmanın Yetersizliği Đddiası   68. Mahkeme, yaꢀama hakkını koruma altına alma sorumluluğu ile ilgili Sözleꢀmenin 2.   maddesinin "kendi yetki alanları içinde bulunan herkese bu Sözleꢀme'nin 1. bölümünde   açıklanan hak ve özgürlükleri tanırlar" ꢀeklindeki 1.madde ile birlikte ele alındığında,   sözkonusu sorumluluğun, kiꢀiler kuvvet kullanımı sonucu öldürüldüğünde etkili bir resmi   soruꢀturmanın yürütülmesini gerekli kıldığını hatırlatmıꢀtır.(bkz. mutatis mutandis, 27   Eylül 1995 tarihli McCann ve Diğerleri/Đngiltere Kararı, Dizi A, no 324, s.49, prg. 161 ve   ꢁubat 1998 tarihli Kaya/Türkiye Kararı, Raporlar 1998-I, prg. 105).   69. Bu davada, Mahkeme, baꢀvuranın oğlunun gözaltında iken öldürüldüğü yönündeki   endiꢀelerini içeren dilekçelerine karꢀı, Cizre Savcısının soruꢀturma baꢀlatmadığını     hatırlatmıꢀtır. Hükümet'in, savcıdan temelsiz bir iddiayı soruꢀturmasının   beklenemeyeceğini belirtmiꢀ olmasına rağmen, Mahkeme, sorumlu yetkililerin   gözaltındaki kimselerin, yasa ile belirlenen güvencelerden faydalanmalarını sağlaması   gerektiği görüꢀündedir. Ağır bir suç iꢀlediğinden ꢀüphe duyulan gözaltındaki bir   kimsenin "kaybolduğu" ꢀeklindeki güvenlik güçlerinin raporuna tepki verilmemesi bu   sorumluluk ile bağdaꢀmamaktadır.   70. Soruꢀturmanın, kaçıꢀ olayına karıꢀan kimselerin kimliklerinin tespit edilmesine   çalıꢀan ꢁırnak Savcısı tarafından olayların üzerinden iki yıl geçtikten sonra baꢀlatıldığı   doğrudur. Ancak, yaklaꢀık dokuz ay sonra yetki, soruꢀturmaya devam etmesi için bir   müfettiꢀ atayan Đl Đdare Kurulu'na geçmiꢀtir. Soruꢀturma sonucunda olaya karıꢀan   görevlilerin kimliklerinin tespit edilmesinin mümkün olmadığı belirtilmiꢀtir. Komisyon,   soruꢀturma baꢀlatmak için birkaç önemli adım atılmasına rağmen, aynı kararlılıkla devam   edilmediğini saptamıꢀtır. Örneğin, Muhsin Taꢀ'ın yakalanmasında görev alan jandarma   memurlarının ifadeleri alınmamıꢀ ve sorgulamayı yapan personelin ifadelerinin alınması   için giriꢀimde bulunulmamıꢀtır. Gabar Dağlarında yürütülen operasyona katılan   personelin kimliklerini belirleyememe durumunda ortaya çıkan çeliꢀkili iddialar ve üç   görevli tarafından yapılan itirazlar soruꢀturmayı daha fazla derinleꢀtirmeden kabul   edilmiꢀtir.   71. Mahkemenin soruꢀturma ile ilgili değerlendirmesi Komisyonun yaptığı   değerlendirme ile aynıdır. Mahkeme, daha önce verdiği birçok kararda, yasadıꢀı öldürme   iddiaları ile ilgili soruꢀturmaların Đl Đdare Kurulları tarafından yürütülmesinin   soruꢀturmanın mağdurun yakın akrabalarının da katılım sağlayabileceği bağımsız bir   organ tarafından yürütülmesi gerekliliği ile ters düꢀtüğünü saptamıꢀtı; Đl Đdare Kurulu   idari olarak güvenlik güçlerinden sorumlu olan Valiye bağlı üyelerden oluꢀmaktadır.   (bkz. 27 Temmuz 1998 tarihli Güleç/Türkiye Kararı, Raporlar 1998-IV, s. 1732-33, prg.   80-81 ve 1999 Raporlarında yayınlanacak olan 20 Mayıs 1999 tarihli Oğur/Türkiye   Kararı, prg. 91-92).   72. Daha önce anlatılanların ıꢀığı altında Mahkeme, baꢀvuranın oğlunun kaybolması   hakkında yürütülen soruꢀturmanın etkili ve yeterli olmadığını ve Devletin yaꢀama hakkını   koruma altına alma sorumluluğunu yerine getirmediğini tespit etmiꢀtir. Bu nedenle 2.   maddenin bu bağlamda da ihlal edildiğini tespit etmiꢀtir.   III. SÖZLEꢁMENĐN 3. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI   A. Muhsin Taꢁ Hakkında   73. Baꢀvuran, oğlunun Sözleꢀme'nin aꢀağıda ifadesini bulan 3. maddesine aykırı bir   uygulamanın mağduru olduğundan ꢀikayetçi olmuꢀtur.   "Hiç kimse, iꢀkenceye, insanlık dıꢀı, ya da onur kırıcı ceza ve iꢀlemlere tabi tutulamaz".     74. Baꢀvuran, ilk olarak oğluna tıbbi müdahale yapılmadığı ikinci olarak da kimseyle   görüꢀtürülmeksizin 15 veya 26 gün boyunca gözaltında tutulduğu için bu maddenin ihlal   edildiğini belirtmiꢀtir.   75.Hükümet, davanın bu kısmı ile ilgili görüꢀ sunmamıꢀtır.   76.Mahkeme, baꢀvuranın oğlunun Cizre Devlet Hastanesi'ne götürüldüğü ve ꢁırnak   Askeri Hastanesi'nde uzman doktor tarafından tedavi gördüğü için etkili bir tıbbi   müdahalede bulunulduğunu gözlemlemiꢀtir. Daha sonra uygulanan tedavilerle ilgili kayıt   tutulmaması Sözleꢀmenin 3. maddesine aykırı bir müdahaleye tabi tutulduğu sonucuna   varmak için yetersiz bir temel oluꢀturmaktadır ꢀeklindeki Komisyon görüꢀünü   paylaꢀmaktadır. Ayrıca bu hüküm bağlamında Muhsin Taꢀ'ın kimseyle   görüꢀtürülmeksizin gözaltında tüutulmasının üzerinde yarattığı etki hakkında   saptamalarda bulunmanın uygun olmayacağı görüꢀündedir.   Bu sebeple Mahkeme Sözleꢀmenin 3. maddesinin ihlal edilmediği sonucuna varmıꢀtır.   B. Baꢁvuran Hakkında   77. Baꢀvuran, Mahkeme'den oğlunun kayboluꢀunun Sözleꢀmenin 3. maddesine aykırı   olarak, insanlık dıꢀı bir muamele oluꢀturacak derecede sıkıntıya maruz bıraktığı   ꢀeklindeki Komisyon bulgusunu onaylamasını talep etmiꢀtir.   78. Hükümet, Muhsin Taꢀ kaçtığı için oğlunun kayboluꢀunun Hükümetin sorumluluğu   altında olmadığını belirtmiꢀ ve baꢀvuranın iddialarını reddetmiꢀtir.   79. Mahkeme, baꢀvuranın oğlunun gözaltında iken kaybolması ile ilgili 25 Mayıs 1998   tarihli Kurt kararında (bkz. 25 Mayıs 1998 tarihli Kurt/Türkiye Kararı, Raporlar 1998-III,   s.1187-88, prg. 130-34), davanın özel ꢀartlarına bağlı olarak, 3. maddenin ihlal edildiği   kararına vardığını gözlemlemiꢀtir. Özellikle hakları ihlal edilen bir mağdurun annesi   olduğuna ve çektiği sıkıntı ve üzüntü karꢀısında yetkililerin kayıtsız kaldığına   değinmiꢀtir. Ancak Kurt davası "kayıp bir kimsenin" aile bireylerinden birinin, 3.   maddeye aykırı bir muamelenin mağduru olduğu ꢀeklinde genel bir kural ortaya   koymamaktadır.   Bir aile bireyinin mağdur olup olmaması, baꢀvuranın çektiği sıkıntı ve üzüntüye farklı bir   boyut kazandıran bazı özel faktörlerin varlığına bağlı olacaktır. Aile bağlarının yakınlık   derecesi de önem kazanmaktadır. Bu bağlamda, aile çocuk bağına özel bir önem   verilecektir, bireyin sözkonusu olaylara ne kadar tanık olduğu, kayıp kiꢀi hakkında bilgi   edinmek için gösterdiği çaba ve bu çabalara karꢀılık yetkililerin ne ꢀekilde cevap verdiği   önemlidir. Mahkeme, böyle bir ihlalin özünü, aile bireyinin kayboluꢀunun değil, kayıp   olayı yetkililerin dikkatine sunulduğunda gösterdikleri tepkinin oluꢀturduğunu   vurgulamıꢀtır. Bu bağlamda sözkonusu kimsenin yakını, yetkililerin olay karꢀısında   gösterdikleri tepkiden dolayı doğrudan mağdur olduğunu iddia edebilir. (bkz. 1999   raporlarında yayınlanacak olan 8 Temmuz 1999 tarihli Çakıcı/Türkiye Kararı, prg.98-99).     80. Bu davada baꢀvuran kayıp kiꢀinin babasıdır. Oğlunun gözaltına alındığını ve   yaralandığını duyar duymaz Cizre'ye gitmiꢀ ve bir ay boyunca bilgi almaya çalıꢀmıꢀtır.   Savcıya baꢀvurmuꢀ, Cizre ve ꢁırnak Jandarma Komutanlığı'nda oğlunu görmek için   teꢀebbüste bulunmuꢀtur. Bir ay sonra savcı oğlunun kaçtığını bildirmiꢀ ve baꢀvuranın,   oğlunun gözaltında iken öldürüldüğü ꢀeklindeki korkuları savcıyı soruꢀturma baꢀlatmak   için harekete geçirmemiꢀtir. Mahkeme, baꢀvuranın bu nedenle Sözleꢀmenin 3. maddesine   aykırı olarak yetkililerin fiilleri nedeniyle mağdur olduğunu iddia edebileceğini tespit   etmiꢀtir.   IV. SÖZLEꢁMENĐN 5. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI   81. Baꢀvuran, oğlunun gözaltında iken kaybolmasının Sözleꢀmenin aꢀağıda verilen 5.   maddesinin bir çok açıdan ihlal edilmesine neden olduğu konusunda ꢀikayetçi olmuꢀtur.   "1. Herkesin kiꢀi özgürlüğüne ve güvenliğine hakkı vardır. Aꢀağıda belirtilen haller ve ve yasada belirtilen   yollar dıꢀında hiç kimse özgürlüğünden yoksun bırakılamaz.   a) Kiꢀinin yetkili mahkeme tarafından mahkum edilmesi üzerine usulüne uygun olarak hapsedilmesi;   b) Bir mahkeme tarafından, yasaya uygun olarak verilen bir karara riayetsizlikten dolayı veya yasanın   koyduğu bir yükümlülüğün yerine getirilmesini sağlamak için usulüne uygun olarak yakalanması veya   tutulu durumda bulundurulması;   c) Bir suç iꢀlediği hakkında geçerli ꢀüphe bulunan veya suç iꢀlemesine ya da suçu iꢀledikten sonra   kaçmasına engel olmak zorunluluğu inancını doğuran makul nedenlerin bulunması dolayısıyla, bir   kimsenin yetkili merci önüne çıkarılmak üzere yakalanması veya tutulu durumda bulundurulması…   2.Yakalanan her kiꢀiye yakalama nedenleri ve kendisine yöneltilen her türlü suçlama en kısa zamanda ve   anladığı bir dille bildirilir.   3. Bu maddenin 1.c fıkrasında öngörülen koꢀullar uyarınca yakalanan veya tutulu durumda bulunan herkes   hemen bir yargıç veya adli görev yapmaya yasayla yetkili kılınmıꢀ diğer bir görevli önüne çıkarılır,   kendisinin makul bir süre içinde yargılanmaya veya adli kovuꢀturma sırasında serbest bırakılmaya hakkı   vardır. Salıverilme, ilgilinin duruꢀmada hazır bulunmasını sağlayacak bir teminata bağlanabilir.   4. Yakalama veya tutuklu durumda bulunma nedeniyle özgürlüğünden yoksun kılınan herkes, özgürlük   kısıtlamasının yasaya uygunluğu hakkında kısa bir süre içinde karar vermesi veya yasaya aykırı görülmesi   halinde kendisini serbest bırakması için bir mahkemeye baꢀvurma hakkına sahiptir.   5. Bu madde hükümlerine aykırı olarak yapılmıꢀ bir yakalama veya tutulu kalma iꢀleminin mağduru olan   herkesin tazminat istemeye hakkı vardır".   82. Baꢀvuran, Muhsin Taꢀ yakalandıktan sonra baꢀına gelenler konusunda yetkililerin   güvenilir bilgi vermediğini ve kaybolmasından yetkililerin sorumlu olduğunu ifade   etmiꢀtir. Gözaltı ile ilgili bilgilerin kayıtlara geçirilmemesi ve gözaltı süresi içinde   gerçekleꢀen olaylar hakkında etkili ve yeterli bir soruꢀturma yapılmaması gerekli   güvencelerin sağlanmadığını ortaya koymaktadır. Ayrıca, Cumhuriyet Savcısı tarafından   verilen 30 günlük gözaltı süresi ile ilgili olarak, yargılama öncesindeki sözkonusu kiꢀinin   yakınlarına haber verilmeksizin geçen sürenin uzunluğu nedeniyle 5. maddenin 3.   paragrafının, bu süre içinde bir mahkeme tarafından gözaltının yasal olduğunu iliꢀkin   kararın alınamaması nedeniyle 5. maddenin 4. paragrafının ve bu ihlaller karꢀılığında     tazminat alması mümkün olmadığı için 5. maddenin 5. paragrafının ihlal edildiğini iddia   etmiꢀtir.   83. Hükümet, Cizre ve ꢁırnak savcılarının baꢀvuranın iddiaları hakkında soruꢀturma   yürüttüğünü belirtmiꢀtir. Ancak somut delil olmadığı için ve baꢀvuran iddialarını   kanıtlayamadığı için soruꢀturmaya devam edilmemiꢀtir.   84. Mahkeme içtihatları, bireylerin yetkililer tarafından keyfi olarak gözaltına alınmasına   karꢀı güvence sağlamak için 5. madde kapsamındaki hakları vurgulamıꢀtır. Bu bağlamda   özgürlüğün kısıtlanmasının, kiꢀinin keyfi olarak gözaltına alınmasını engellemek için,   sadece ulusal kanunlarla değil, 5. madde ile de uyumlu olması gerektiğini tekrarlamıꢀtır.   5. Madde, bir kiꢀinin keyfi olarak gözaltına alınması riskini asgariye indirmek için   özgürlüğün kısıtlandığı hallerde bu konunun bağımsız yargı tarafından inceleneceğini ve   yetkililerin güvenilirliğini garanti etmek amacıyla kiꢀilere birçok haklar sağlar. Bir   kimsenin yakınlarına bilgi verilmeksizin gözaltına alınması sözkonusu güvencelerin   reddedildiğini ve 5. maddenin ihlal edildiğini ortaya koyar. Yetkililerin kendi kontrolleri   altındaki kimselerden sorumlu oldukları gözönüne alınırsa, 5. madde kaybolma   tehlikesine karꢀı etkili tedbirler almayı ve bir kimsenin gözaltına alındıktan sonra   kaybolduğu iddiaları karꢀısında etkili ve yeterli bir soruꢀturma yapmayı gerekli kılar.   (Kurt, loc cit., s. 1184-85, prg. 122-125; Çakıcı, loc cit., prg. 104).   85. Mahkeme, 2. madde ile ilgili saptamalarının, Muhsin Taꢀ'ın gözaltına alınmasının 5.   maddenin ihlalini ortaya koyduğu hakkında ꢀüpheye yer vermediğini belirtmiꢀtir. 14   Ağustos 1993 tarihinde Cizre'de jandarmalar tarafından yakalanmıꢀ ve aynı gün ꢁırnak'a   transfer edilmiꢀtir. Yetkililer bu tarihten sonra baꢀvuranın oğlunun bulunduğu yer ve   akıbeti konusunda makul bir açıklama sunamamıꢀlardır.Baꢀvuranın iddiaları hakkında   yetkililer tarafından yürütülen soruꢀturmanın ne yasal süresi içinde tamamlandığı ne de   etkili olduğu söylenebilir. Mahkeme, Muhsin Taꢀ'ın gözaltında tutulduğu sürelerle ilgili   bilgilerin resmi kayıtlara girilmeyiꢀi konusuna ağırlık vermiꢀtir. Doğru ve güvenilir   bilgilerin kayıtlara geçirilmesi, keyfi olarak gözaltına alınmalara karꢀı vazgeçilmez bir   güvence sağlamaktadır, bu sorumluluğun yerine getirilmemesi ise özgürlüğün   kısıtlanmasından sorumlu olanların gözaltındaki kiꢀinin akibeti konusunda hesap   vermekten kaçmalarına yolaçmaktadır. (bkz. Kurt/Türkiye Kararı, loc. cit, prg. 125).   86. Mahkeme, Muhsin Taꢀ'ın gözaltı süresinin 14 Ekim 1993 tarihinden sonra Cizre   Cumhuriyet Savcısı tarafından iki kere onbeꢀ gün süreyle uzatıldığını gözlemlemiꢀtir.   Sözleꢀmenin 5. maddesinin 3. paragrafına göre serbest bırakmak ve yargıç önüne   çıkarmak için tanınan dört günlük süre sadece istisnai durumlarda aꢀılabilir. (bkz. örn. 29   Kasım 1988 tarihli Brogan ve Diğerleri Birleꢀik Krallığa Karꢀı Kararı, Dizi A, no 145-B,   s. 33, prg. 62; 26 Mayıs 1993 tarihli Brannigan ve McBride Kararı, Dizi A, no. 258-B, s.   49-50, prg. 43 ve 18 Aralık 1996 tarihli Aksoy/Türkiye Kararı, Kararlar 1996- IV, s.   2282-84, prg. 76-84). 30 günlük gözaltı süresi Sözleꢀmenin hem 5. maddesinin 3.   paragrafına hem de 4. paragrafına aykırıdır, ayrıca bu ihlaller nedeniyle tazminat   verilmemesi 5. maddenin 5. paragrafına aykırıdır.     87. Mahkeme, Muhsin Taꢀ'ın 5. madde ile sağlanan güvencelerden yoksun olarak   gözaltında tutulduğu ve bu madde ile sağlanan özgürlük ve güvenlik hakkının ihlal   edildiği sonucuna varmıꢀtır.   V. SÖZLEꢁMENĐN 13. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI   88. Baꢀvuran etkili bir iç hukuk yolundan faydalanamadığı için Sözleꢀmenin aꢀağıda   ifadesini bulan 13. maddesinin ihlal edildiğini iddia etmiꢀtir:   " Bu Sözleꢀme'de tanınmıꢀ olan hak ve özgürlükleri ihlal edilen herkes, ihlal fiili resmi görev yapan   kimseler tarafından bu sıfatlarına dayanılarak yapılmıꢀ da olsa, ulusal bir makama etkili bir baꢀvuru   yapabilme hakkına sahiptir".   89. Baꢀvuran, Komisyon'un bulgularını benimseyerek oğlu ve kendisi ile ilgili iç hukuk   yollarından faydalanamadığı konusunda ꢀikayetçidir. Savcıların, güvenlik güçlerinin,   Đdare Kurulu tarafından atanan soruꢀturma memurunun ve Đdare Kurulu'nun olaylara   yaklaꢀım tarzına değinmiꢀtir. Baꢀvuran, Sözleꢀmenin 13. maddesinin gözaltında   kaybolma iddialarına karꢀı yetkililerin sorumlu tutulmasını gerektirdiğini belirtmektedir..   Bu dava yetkililerin dokunulmazlıklardan faydalandıklarını ve baꢀarısızlıkların sistematik   ve sistemle ilgili olduğunu ortaya koymaktadır.   90. Hükümet, gerekli bütün soruꢀturmaların yapıldığını, ancak eldeki kanıtların   baꢀvuranın iddialarını kuvvetlendirmediğini teyit etmiꢀtir.   91. Mahkeme, Sözleꢀme'nin 13. maddesinin Sözleꢀme hak ve özgürlüklerini daha etkili   kılmak için ulusal düzeyde bir iç hukuk yolunun varlığını gerektirdiğini tekrarlamıꢀtır.   Böylece 13. madde, ulusal bir hukuk yolu hükmünün bu türdeki ꢀikayetlerle   ilgilenmesini ve Sözleꢀmeci Devletlerin Sözleꢀme ile ilgili sorumluluklarına uyum   tarzları konusunda belli bir takdir yetkisine sahip olmalarına rağmen, uygun tazmini   sunmasını gerekli kılmaktadır. 13. madde bağlamındaki sorumluluğun boyutu ꢀikayet   konusuna göre çeꢀitlilik kazanmaktadır. 13. madde ile gerekli kılınan hukuki yol etkili   olmalı ve uygulanması haksız bir ꢀekilde Sorumlu Devletin yetkililerinin ihmalleri veya   fiilleri nedeniyle engellenmemelidir. (bkz. yukarıda bahsedilen Çakıcı Kararı, loc cit, prg.   112, ve bahsedilen diğer kararlar).   Mahkeme, daha önceki davalarda, bir kimsenin akrabalarının sözkonusu kiꢀinin   yetkililerin kontrolündeyken kaybolduğunu iddia ettikleri hallerde, 13. Maddenin   tazminat ödenmesini ve sorumluların kimliklerinin tespit edilip cezalandırılmalarını   sağlayacak ꢀekilde etkili ve yeterli bir soruꢀturmanın yürütülmesini ve akrabaların   soruꢀturma prosedürüne etkin bir ꢀekilde katılmalarını gerekli kıldığı ꢀeklinde karara   varmıꢀtır. (bkz. Kurt Kararı, loc cit, prg. 140 ve 2 Eylül 1998 tarihli Yaꢀa/Türkiye Kararı,   Raporlar 1998- VI, s. 2442, prg. 114).   92. Mahkeme dava ile ilgili olaylara dönerek, baꢀvuranın, oğlunun gözaltına alnmasının   ardından kaybolduğu ꢀeklindeki iddiasının tartıꢀılması gerekliliğinin ꢀüphesiz olduğunu   saptamıꢀtır. Ayrıca, Mahkeme, yetkililerin baꢀvuranın oğlunun yaꢀama hakkını koruma     altına alma sorumluluğunu yerine getirmediğini ve bir önceki paragrafta belirtildiği gibi   etkili bir iç hukuk yolundan faydalanması gerektiğini tesbit etmiꢀtir.   93. Yetkililerin, baꢀvuranın oğlunun kaybolduğu iddiası hakkında soruꢀturma açma   yükümlülüğü vardı. Ancak 13. maddenin gerektirdiği ꢀekilde etkili bir soruꢀturma   yapılmamıꢀtır. Daha önce belirtilen sebeplerden dolayı, (bkz. 68-72. paragraflar),   Sözleꢀmenin 13. maddesine uygun olarak, etkili bir cezai soruꢀturma yapıldığı   söylenemez, bu maddenin gereklilikleri 2. maddenin yüklediği soruꢀturma yapma   yükümlülüğünden daha geniꢀ kapsamlıdır. (bkz. yukarıda değinilen Kaya Kararı, s. 330-   31, prg. 107). Mahkeme bu nedenle baꢀvuranın, oğlunun kaybolması ve ölmesi ile ilgili   olarak tazminat talebine cevap verebilecek etkili bir iç hukuk yolundan   faydalanamadığını tespit etmiꢀtir.   Bu nedenlerle 13. madde ihlal edilmiꢀtir.   VI. 18. MADDENĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI   94. Baꢀvuran gözaltı ve sorgulama ile ilgili kayıtlara girilmemesinin, yetkililerin sağlanan   ulusal güvencelere müdahale ettiğini ve Hükümet'in Sözleꢀmenin aꢀağıda ifadesini bulan   maddesine ve hukuk kurallarına aykırı olarak gücü kötüye kullanmaktan sorumlu   olduğunu iddia etmiꢀtir.   " Bu Sözleꢀmenin hükümleri gereğince, sözü edilen hak ve özgürlüklere getirilen sınırlamalar ancak   öngörülen amaçlar için uygulanabilir".   95. Hükümet, bu ꢀikayet hakkında görüꢀ sunmamıꢀ, Komisyon ise bu hükümle ilgili ihlal   tespit etmemiꢀtir.   96. Yukarıda sözü edilen bulgulara bağlı olarak, Mahkeme, bu ꢀikayeti ayrıca incelemeye   gerek görmemiꢀtir.   VII. SÖZLEꢁMENĐN 2. VE 13. MADDELERĐNĐN ĐHLALĐNĐN YETKĐLĐLERCE   GENEL BĐR UYGULAMA HALĐNE GETĐRĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI   97. Baꢀvuran ꢀüpheli ölümlerle ilgili yetersiz soruꢀturmaların, 2. ve 13. maddelerin   ihlallerinin ağırlaꢀmasına neden olan etkili iç hukuk yollarının sunulmayıꢀının   Türkiye'de resmi olarak hoꢀgörülen genel bir uygulama olduğunu ve oğlu ile kendisinin   bu uygulamadan dolayı mağdur olduğunu belirtmiꢀtir. Komisyonun ve Mahkemenin bu   maddelerle ilgili ihlal tespit ettiği güneydoğu ile ilgili davalara gönderme yaparak,   yetkililerin ciddi insan hakları ihlallerini ve iç hukuk yollarını reddettiklerini belirtmiꢀtir.   98. Sözleꢀmenin 2. ve 13. maddeleri ile ilgili bulguları bağlamında, Mahkeme, bu davada   yerine getirilmediği tespit edilen gerekliliklerin, yetkililerce benimsenen uygulamanın bir   parçası olup olmadığı konusunu incelemeye gerek olmadığına karar vermiꢀtir.   VIII. SÖZLEꢁMENĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI     99. Sözleꢀmenin 41. maddesi aꢀağıda verilmiꢀtir:   "Mahkeme iꢀbu Sözleꢀme ve protokollarının ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleꢀmeci   Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete   uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder".   A. Zararlar   100. Baꢀvuran, Hükümet'in, oğlunun akıbeti, mezarının yeri hakkında bilgi vermemesi ve   bu ꢀekilde oğlunu istediği yere nakletmesini engellemesi halinde, oğlunun maruz kaldığı   ihlaller nedeniyle, oğlunun varislerine verilmek üzere 40,000 Đngiliz Sterlini, 3. ve 13.   maddelerin ihlalleri nedeniyle kendi adına 10,000 Đngiliz Sterlini, ihlallerin devam eden   bir niteliğe sahip olması nedeniyle 50,000 Đngiliz Sterlini talep etmiꢀtir. Talep edilen   meblağ toplam 100,000 Đngiliz Sterlinidir.   101. Hükümet, bu taleplere karꢀılık vermemiꢀtir.   102. Merhum oğlu adına yapılan manevi tazminat talebi hakkında, Mahkeme, daha önce   tazminatların merhumun hayattaki eꢀi ve çocuklarına, ayrıca uygun görüldüğü taktirde   baꢀvuru sahibi ebeveynlerine veya kardeꢀlerine verildiğini belirtmiꢀtir. Mahkeme, daha   önce, merhum kimsenin ölümünden veya kaybolmasından önce yasadıꢀı olarak   tutuklanmıꢀ ve iꢀkence görmüꢀse, merhum hakkında varislerine verilmek üzere tazminata   hükmetmekte idi. (bkz. Kurt Kararı, prg. 174-175 ve Çakıcı Kararı, prg. 130). Mahkeme,   kaybolduktan sonra akibeti bilinmeyen Muhsin Taꢀ'ın gözaltına alınması ve hayatının   koruma altına alınmaması sebebiyle 2,5, ve 13. maddelerin ihlal edildiğini belirtmiꢀtir.   Mahkeme, benzer davalarda verilen tazminatları gözönünde bulundurarak, baꢀvurana,   merhumun varislerine verilmek üzere, 20.000 Đngiliz Sterlininin ödeme günündeki kur   üzerinden Türk Lirasına çevrilerek ödenmesine karar vermiꢀtir.   103. Baꢀvuran hakkında Mahkeme, baꢀvuranın oğlunun akıbetinin ve nerede olduğuna   dair yapılan araꢀtırmada yetkililerin olaya yaklaꢀımı nedeniyle 3. ve 13. maddelerin ihlal   edildiğini saptamıꢀtır. Mahkeme, baꢀvurana tazminat verilmesi gerektiği görüꢀündedir.   Mahkeme, bu nedenle baꢀvurana ödeme günündeki kur üzerinden Türk Lirasına   çevrilmek üzere 10.000 Đngiliz Sterlini ödenmesine hükmetmiꢀtir.   B.Yargılama Masrafları   104. Baꢀvuran, baꢀvuruyu sunmak için yapılan masraf ve harcamalardan Avrupa   Konseyi'nden alınan yasal yardım çıkartıldıktan sonra toplam 16.250 Đngiliz Sterlini   ödenmesini talep etmiꢀtir. Bu meblağa Ankara'daki duruꢀmada Komisyon delegeleri   huzurunda ifade vermek için yapılan masraflar da dahildir. Kürt Đnsan Hakları Projesinin   Đngiltere'deki avukatlar ve Türkiye'deki avukatlar ve baꢀvuran arasında sağladığı irtibat   nedeniyle yapılan harcamalar için talep edilen 4,198 Đngiliz Sterlinine tercümeler için   yapılan 2,742.50 Đngiliz Sterlini tutarındaki meblağ da dahildir. Türkiye'deki avukatlar   tarafından üstlenilen iꢀler için toplam 8,431 Đngiliz Sterlini talep edilmiꢀtir.   105. Hükümet, yorum yapmamıꢀtır.     106. Mahkeme, tercüme masrafları hariç, KHRP hakkında talep edilen meblağ   konusunda ikna olmamıꢀtır. Mahkeme, adil bazda karar vererek ve baꢀvuran tarafından   yapılan iddiaların detaylarına bağlı olarak, baꢀvurana Avrupa Konseyi'nden yasal yardım   yoluyla alınan 9,700 Fransız Frangı adli yardım çıkartılarak KDV ile birlikte 14,795   Đngiliz Sterlini ödenmesine karar vermiꢀtir. Sözkonusu meblağ, baꢀvuranın adil tazmin   talebinde belirtildiği gibi, Đngiltere'deki banka hesabına yatırılacaktır.   C. Temerrüt Faizi   107. Mahkeme'ye sunulan bilgiye göre, bu kararın alındığı tarihte Đngiltere'de uygulanan   yıllık basit faiz oranı % 7,5'dir.   MAHKEME BU NEDENLERDEN DOLAYI,   1. 1'e karꢀı 6 oyla Muhsin Taꢀ'ın ölümünden Hükümet sorumlu olduğu için   Sözleꢀme'nin 2. maddesinin ihlal edildiğine;   2. Oybirliğiyle, sorumlu Devlet'in yetkililerinin Muhsin Taꢀ'ın ölümü hakkında etkili bir   soruꢀturma yapılmadığı için, 2. maddenin ihlal edildiğine;   3. Oybirliğiyle, Muhsin Taꢀ ile ilgili olarak 3. maddenin ihlal edilmediğine;   4. Oybirliğiyle, baꢀvuran ile ilgili olarak 3. maddenin ihlal edildiğine,   5. 1'e karꢀı 6 oyla 5. maddenin 1,3,4 ve 5. paragraflarının ihlal edildiğine;   6. 1'e karꢀı 6 oyla 13. maddenin ihlal edildiğine;   7. Oybirliğiyle, Sözleꢀmenin 18. maddesi bağlamındaki ꢀikayeti hakkında karar   vermeye gerek olmadığına;   8. 1'e karꢀı 6 oyla Sorumlu Devlet'in baꢀvurana üç ay içinde manevi tazminat olarak,   oğlunun varislerine verilmek üzere, 20,000 Đngiliz Sterlini ödeme günündeki kur   üzerinden Türk Lirasına çevrilerek ödemesine,   9. 1'e karꢀı 6 oyla Sorumlu Devlet'in baꢀvurana üç ay içinde manevi tazminat olarak,   10,000 Đngiliz Sterlini ödeme günündeki kur üzerinden Türk Lirasına çevrilerek   ödemesine,   10. 1'e karꢀı 6 oyla Sorumlu Devlet'in baꢀvurana üç ay içinde yargılama masrafları için   Đngiltere'deki banka hesabına, 9700 Fransız Frangı, bu kararın verildiği tarihte   uygulanan kur üzerinden Đngiliz Sterlinine çevrildikten sonra 14,795 Đngiliz   Sterlininden çıkartılarak katma değer vergisi ile birlikte ödemesine,     11. Oybirliğiyle, üç aylık sürenin aꢀılması halinde yukarıda belirtilen meblağa yıllık   %7.5 basit faiz uygulanmasına,   12. Oybirliğiyle, baꢀvuranın adil tazmin taleplerinin geri kalan kısmının reddedilmesine   karar vermiꢀtir.   Bu karar, Mahkeme iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3. paragrafları gereğince   Đngilizce olarak hazırlanmıꢀ olup, 14 Kasım 2000 tarihinde tebliğ edilmiꢀtir.   Michael O'BOYLE   Sekreter   Elisabeth Palm   Baꢀkan   Sözleꢀmenin 45. Maddesinin 2. Paragrafına ve Mahkeme Đç Tüzüğünün 74. Maddesinin   2. Paragrafına uygun olarak Sn. Gölcüklü'nün kısmi muhalefet ꢀerhi bu karara   eklenmiꢀtir.   E. P.   M.O'B.   YARGIÇ GÖLCÜKLÜ'NÜN KISMĐ MUHALEFET ꢀERHĐ   (Çeviri)     Aꢀağıdaki nedenlerden dolayı, kararın 1,5,6,8,9 ve 10. maddelerine katılmadığımı   üzülerek bildirmek istiyorum.   1. Taraflar dava ile ilgili olaylar konusunda uzlaꢀamamıꢀlardır. Muhsin Taꢀ Cizre'de   güvenlik güçlerinin yürüttüğü bir operasyon sırasında PKK'nın bir üyesi olması sebebiyle   tutuklanmıꢀtır. Dizinden vurulmasının ardından gözaltına alındıktan sonra tedavi edilmek   üzere çeꢀitli hastanelere götürülmüꢀtür. Mağdurun babası olan baꢀvuran, oğlunun   gözaltında polisin sorumluluğu altında iken öldüğünü iddia etmiꢀtir. Hükümet, Muhsin   Taꢀ'ın PKK sığınaklarının yerini tespit etmek için Gabar Dağlarında yürütülen bir   operasyonda güvenlik güçlerine yardım ederken kaçtığını iddia etmiꢀtir.   Hükümet'in argümanının çürütmek için Muhsin Taꢀ'ın dizindeki yara nedeniyle   kaçmasının fiziksel olarak mümkün olmadığının kanıtlanması gerektiği ancak bu   konunun ispatlanmadığı görüꢀündeyim. Ortopedi cerrahı Dr. Can'ın raporunda aksi yönde   bir sonuca varmasına rağmen, Komisyon "… Muhsin Taꢀ'ın 9 Kasım 1993 tarihindeki   (kaçtığı tarih) sağlık durumu hakkında kesin bir sonuca ulaꢀamamıꢀtı." Bu tarihte   yürüyebilmesi veya normal olarak koꢀabilmesinin mümkün olmadığı sonucuna varmıꢀtı.   (bkz. bu kararın 25. Paragrafı). Komisyon'un neye göre bu sonuca vardığını anlayabilmiꢀ   değilim. Herhangi bir gerekçe belirtilmemiꢀtir. Bir spekülasyon sonucunda böyle   farzedildiği sonucuna vardım. Bu dava ile ilgili olarak yapılan son analizlerde   Komisyon'un olaylarla ilgili yaptığı tespitlere sadece bir takım spekülasyonlar sonucunda   varıldığı görüꢀündeyim (bkz. 13. ve 24. paragraflar arası).Ancak Mahkeme, Komisyon'un   spekülatif bulgularını tasdik etmiꢀtir. (bkz kararın 52. Paragrafını müteakip paragraflar).   Bu davada Muhsin Taꢀ'ın gözaltında iken öldüğü kesinlik kazanmamıꢀtır. Hükümet'in   kusurlu olduğu düꢀüncesiyle çoğunluk sözkonusu kiꢀinin gözaltında öldüğü sonucuna   varmıꢀtır. (bkz. kararın 63. Paragrafı). Aynı paragrafta kendi düꢀüncelerini desteklemek   için 8 Temmuz 1999 tarihli Çakıcı /Türkiye ve 9 Mayıs 2000 tarihli Ertak/Türkiye   Kararlarına gönderme yapmalarını ꢀaꢀırtıcı buluyorum. Bu iki davada sözkonusu dava ile   ortak hiçbirꢀey yoktur; her iki davada da mağdur kiꢀilerin ölmüꢀ olduğu tespit edilmiꢀtir,   Muhsin Taꢀ ile ilgili olayda olduğu gibi kayıp sözkonusu değildir. Gözaltında öldüğü   ꢀeklindeki iddiayı haklı sebebe dayandırmak için, bu dava ile ilgisi olmayan Çakıcı (prg.   85) ve Ertak (prg. 131) davalarına gönderme yapmanın anlamı yoktur.   Benim görüꢀüme göre, ölümün kesinlik kazanmadığı durumlarda, Mahkeme, 25 Mayıs   tarihli Kurt Kararında ve Komisyon'un Timurtaꢀ davası (baꢀvuru no 23531/94) ile   ilgili 29 Ekim 1998 tarihli raporunda yaptığı gibi, "mecburi kayıp" terimini kullanma   konusunda sınırlamalıdır.   Haziran 2000 tarihli Timurtaꢀ Kararında Mahkeme, Kurt Kararında ortaya koyduğu   içtihatlarından ayrılmıꢀtır; bu benim onaylamadığım bir geliꢀme idi.   Muhsin Taꢀ'ın kayıp bir kiꢀi olduğu düꢀünüldüğünde 2. Maddenin bu davada   uygulanamayacağını düꢀünmekteyim. Mahkeme, Kurt Kararında olduğu gibi, davaya 5.   Madde açısından bakabilirdi. Daha detaylı bir açıklama için Timurtaꢀ/Türkiye   davasındaki ortak muhalefet ꢀerhime gönderme yapıyorum.     2. 13. maddenin ihlali ile ilgili olarak, bu davada çoğunluğun yaptığı gibi 2. maddenin   ihlal edildiği tesbit edildiğinde, bu ihlal bulgusuna olaydan sonra etkili bir soruꢀturma   yapılmadığı da dahil olduğu için, 13. madde bağlamında farklı bir konunun gündeme   gelmediğini düꢀünüyorum.   Bu konu ile ilgili daha fazla detay için 28 Temmuz 1998 tarihli Ergi/Türkiye ve (Hüküm   ve Karar Raporları 1998-IV) ve 10 Ekim 2000 tarihli Akkoç/Türkiye Kararındaki   muhalefet ꢀerhlerime gönderme yapıyorum.   3. 41. Maddenin uygulanması ile ilgili olarak, baꢀvuran ve oğlunun varisleri için ödenen   tazminat miktarının Türkiye'ye karꢀı açılan benzer davalarda ödenen tazminat   miktarından daha fazla olduğu görüꢀündeyim. Bu konu ile ilgili olarak, Akkoç   Kararı'ndaki muhalefet ꢀerhime ve 27 Haziran 2000 tarihli Salman/Türkiye Kararındaki   muhalefet ꢀerhimde verdiğim örneklere gönderme yapıyorum.   Ayrıca baꢀvuranın güneydoğuda küçük bir köyde yaꢀayan bir Türk vatandaꢀı olduğu   gözönüne alındığında belirtilen meblağın Londra'daki banka hesabına yatırılması   gerektiği ꢀeklindeki çoğunluğun görüꢀünü paylaꢀmıyorum. Bu konuda da Salman   Kararındaki muhalefet ꢀerhime gönderme yapıyorum.   26

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 15.07.2026. · Źródło