24632/02

WyrokETPCz2007-02-20ECLI:CE:ECHR:2007:0220JUD002463202

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy brak obecności skarżącego na rozprawach przed sądem skazującym go na karę pozbawienia wolności naruszył jego prawo do rzetelnego procesu i prawo do obrony zagwarantowane w art. 6 ust. 1 i 3 lit. c) Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że prawo do rzetelnego procesu, w tym prawo do obrony i prawo do obecności na rozprawie, jest fundamentalne. Stwierdził, że skarżący nigdy nie został wezwany na rozprawy przed Sądem Bezpieczeństwa Państwa, który go skazał. Mimo że jego zeznania obrończe zostały odebrane przez inny sąd w ramach procedury rogatoryjnej, a jego adwokat był obecny na rozprawach, Trybunał uznał, że nie zastępuje to osobistej obecności oskarżonego. Trybunał podkreślił, że zrzeczenie się prawa gwarantowanego przez Konwencję musi być jednoznaczne, a w tej sprawie nie było dowodów na to, by skarżący zrzekł się prawa do osobistej obrony przed sądem skazującym. W związku z tym, naruszono jego prawo do rzetelnego procesu.
Stan faktyczny
Skarżący, Kaan Ünsal, urodzony w 1968 roku, został skazany przez Sąd Bezpieczeństwa Państwa w Konyi na dwanaście lat i sześć miesięcy więzienia w 1997 roku, a wyrok ten został utrzymany w mocy przez Sąd Kasacyjny w 1998 roku. Był poszukiwany w celu odbycia kary. Został zatrzymany 12 września 2000 roku, posiadając fałszywy dowód tożsamości oraz dokumenty dotyczące obozów szkoleniowych nielegalnej organizacji DHKP-C. W czasie zatrzymania i przesłuchania nie miał dostępu do adwokata i odmówił składania zeznań. Został aresztowany i osadzony w więzieniu w Sivas. Sąd Bezpieczeństwa Państwa w Erzurum, do którego przekazano sprawę, skazał go ponownie na dwanaście lat i sześć miesięcy więzienia, mimo że skarżący nie był obecny na rozprawach.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: 1. Uznał skargę za dopuszczalną. 2. Stwierdził naruszenie art. 6 ust. 1 i 3 lit. c) Konwencji.

Pełny tekst orzeczenia

C O N S E I L D E   L ' E U R O P E   AVRUPA   KONSEYĐ   AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ   ÜNSAL - TÜRKĐYE DAVASI   (Başvuru no: 24632/02)   KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ   STRAZBURG   Şubat 2007   Đşbu karar AĐHS’nin 44 § 2. maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek olup,   şekli bazı düzeltmelere tabi olabilir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2007. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan ve (24632/02) başvuru no’lu davanın nedeni bu ülke   vatandaşı Kaan Ünsal’ın (başvuran) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne 12 Haziran 2002   tarihinde Avrupa Đnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AĐHS) Temel Đnsan Haklarını güvence altına   alan 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur. Başvuran Avrupa Đnsan Hakları   Mahkemesi (AĐHM) önünde Ankara barosu avukatlarından S. Kozaçoğlu, Z. Rüzgar, B.   Vangölü, K. Arslan ve E. Olkun tarafından temsil edilmektedir.   OLAYLAR   doğumlu başvuran Ankara’da ikamet etmektedir.   Başvuran 24 Şubat 1997 tarihinde Konya Devlet Güvenlik Mahkemesi tarafından on iki yıl   altı ay hapis cezasına çarptırılmış, bu ceza Yargıtay tarafından 25 Haziran 1998 tarihinde   onanmıştır. Başvuran cezasının infazından bu yana aranmaktadır.   Başvuran 12 Eylül 2000 tarihinde yakalanarak Sivas Emniyet Müdürlüğü yerel şubesinde   gözaltına alınmıştır. Dava dosyasından edinilen bilgilere göre başvuran yakalandığı esnada   sahte kimlik taşımaktaydı. Başvuranın üzerinden ayrıca yasadışı sol örgüt DHKP-C’nin   Yunanistan’daki eğitim kamplarına ilişkin belgeler ve diğer (cep telefonu, adres defteri vs.)   araç-gereçler çıkmıştır.   Olayların meydana geldiği dönemde yürürlüğe giren yasaya uygun olarak başvuran gözaltında   bulunduğu esnada hiçbir avukat aracılığıyla temsil edilmemiş, bu süre boyunca ifade vermeyi   reddetmiştir.   Başvuran aynı gün Ceza mahkemesi yetkili hakimi karşısına çıkarılmıştır. Başvuran hakkında   yapılan suçlamaları ve elde edilen kanıtları inkâr etmiştir. Hakim adı geçenin tutuklanarak   Sivas cezaevine konulmasına karar vermiştir.   Belirtilmeyen bir tarihte Sivas Cumhuriyet Savcılığı yetkisizlik kararı vererek dosyayı   Erzurum Devlet Güvenlik Mahkemesi’ne göndermiştir.   Cumhuriyet Savcısı 26 Eylül 2000 tarihinde TCK’nın 168 § 2. maddesinin uygulanmasına   istinaden başvuranı yasadışı bir örgütün mensubu olmakla itham etmiştir.   Devlet Güvenlik Mahkemesi 27 Mart ve 24 Nisan 2001 tarihlerinde iki duruşma   gerçekleştirmiş, avukatı aracılığıyla temsil edilen başvurana savunmasını hazırlaması için ek   süre tanımıştır.   DGM 22 Mayıs 2001 tarihinde başvuranın yokluğunda bir duruşma yapmış, adı geçenin   avukatının görüşlerini dinlemiştir. Mahkeme bu duruşma sonucunda TCK’nın 168 § 2.   maddesi uyarınca başvuranı on iki yıl altı ay hapis cezasına çarptırmıştır.   Yargıtay 6 Aralık 2001 tarihinde aldığı ve 12 Aralık 2001 tarihinde tebliğ ettiği bir kararla ilk   derece mahkemesinin kararını onamıştır.   Yeni Türk Ceza Kanunu’nun yürürlüğe girmesinin ardından 3 Haziran 2005 tarihinde   Erzurum Ağır ceza mahkemesi başvuranın cezasını altı yıl üç aya indirmiştir.   HUKUK AÇISINDAN   I. AĐHS’NĐN 6. MADDESĐ’NĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA   Başvuran hakkında sürdürülen ceza yargılamasının hakkaniyete uygun olmadığını ileri   sürerek AĐHS’nin 6 §§ 1. ve 3. maddelerine atıfta bulunmaktadır.   Hükümet bu iddialara itiraz etmiş, başvuranın Sivas cezaevinde tutuklu bulunduğu ve Asliye   ceza mahkemesi tarafından dinlendiği açıklamasını yapmıştır. Adı geçen esas hakkında   savunmasını yapmış ve kendi isteğiyle Erzurum Devlet Güvenlik Mahkemesi’ndeki   duruşmalara katılmamış, ayrıca istinabe aracılığıyla ifadesine başvurulmuştur. Başvuran 22   Şubat 2001 tarihinde Sivas Asliye ceza mahkemesi tarafından yeniden dinlenmiş ve Devlet   Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcısı’nın tamamlayıcı iddianamesine karşılık   görüşlerini iletme olanağı bulmuştur. Hükümet ne başvuranın ne avukatının Devlet Güvenlik   Mahkemesi önünde herhangi bir kimse ile savunma talebinde bulunduğunu hatırlatmaktadır.   Hükümet ayrıca başvuranın avukatının duruşma tanığına değin esas hakimi karşısında talepte   bulunmadığını savunmaktadır. Üstelik başvuran tanık ifadesine itiraz etme ve sorgulama   imkânını bulmuştur.   A. Kabuledilebilirlik üzerine   AĐHM bu şikayetlerin AĐHS’nin 35 § 3. maddesi uyarınca dayanaktan yoksun olmadığı   tespitini yapmaktadır. Ayrıca başka hiçbir kabuledilemezlik gerekçesi yer almamaktadır.   Başvuru kabuledilmelidir.   B. Esas hakkında   3. paragrafta yer alan hükümler uyarınca AĐHS’nin 6. maddesinin 1. paragrafında adil   yargılanma hakkını güvence altına alan koşullar yer aldığından, AĐHM başvuranın   şikayetlerini bu iki açıdan birlikte değerlendirmeye alacaktır (Bkz. Sannino-Đtalya no:   30961/03 ve Van Geyseghem-Belçika kararları no: 26103/95).   AĐHM, 6. maddenin 1. paragrafında tek başına dile getirilmemesine karşın «sanık»   bakımından seçim olanağının duruşmada ayrı bir yer tuttuğunu ve bu maddenin bütününün   amacını oluşturduğunu hatırlatmaktadır. Üstelik 3. paragrafın c), d), e) fıkraları ile «her   sanığa» «kendi kendini savunma», «iddia sanıklarını sorguya çekmek veya çektirmek» ve   «duruşmada kullanılan dili anlamadığı veya konuşmadığı takdirde bir tercümanın   yardımından para ödemeksizin yararlanma» öngörülmektedir (Bkz. Colozza-Đtalya kararı 12   Şubat 1985, Zana-Türkiye kararı, 25 Kasım 1997).   Mevcut başvuruda AĐHM, başvuranın hiçbir zaman kendisini on iki yıl altı ay hapis cezasına   çaptıran Devlet Güvenlik Mahkemesi önündeki duruşmalara çağrılmadığını saptamaktadır.   Olayların meydana geldiği dönemde yürürlükte bulunan CMUK’un 226 § 4. maddesine   uygun olarak Sivas Asliye Ceza Mahkemesi DGM’deki istinabe üzerine harekete geçerek   başvuranın savunmaya ilişkin ifadesini almıştır.   Hükümetin savunduğunun aksine dava dosyasında yer alan delil unsurlarından başvuranın   üstü kapalı bile olsa DGM önündeki savunmasından vazgeçmediği görülmektedir. Buna   karşın, AĐHM tarafından güvence altına alınan bir hakkın kullanımından vazgeçilmesi   karışıklığa yol açmamalıdır (Bkz. Sejdovic-Đtalya kararı, no: 56581/00).   Bu itibarla, Sivas Asliye Ceza mahkemesi’nin «dolaylı» bir duruşması veya DGM’deki   duruşmadaki avukatının varlığı ilgilinin varlığını örtbast etmemelidir.   AĐHM benzer şekliyle başvuranın savunma haklarına yönelik bir ihlalin adil yargılanma   hakkının Sözleşmenin demokratik bir toplumda edindiği yer bakımından haklı   görülemeyeceğine itibar etmektedir.   Bu nedenle, AĐHS’nin 6 §§ 1 ve 3 c) maddesi ihlal edilmiştir.   Alınan bu sonuç AĐHM’yi başvuranın AĐHS’nin 6 §§ 1 ve 3 a), b) ve d) maddelerine değin   şikayetlerine değinmekten muaf tutmaktadır.   II. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐ’NĐN UYGULANMASI   Başvuran adil tazmin konusunda hiçbir talepte bulunmamakta bu konuyu AĐHM’nin takdirine   bırakmaktadır.   AĐHM, Sözleşme tarafından öngörülen bağımsızlık ve tarafsızlık koşullarını yerine   getirmeyen bir mahkeme tarafından mahkumiyet kararı alındığında, ilgilinin talebi   doğrultusunda yeni bir sürecin ya da yargılamanın başlatılmasının ilke olarak tespit edilen   ihlalin giderilmesi bakımından uygun bir yöntemi oluşturduğu sonucuna varmaktadır (Bkz.   Öcalan kararı).   BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM, OYBĐRLĐĞĐYLE,   1. Başvurunun kabuledilebilir olduğuna;   2. AĐHS’nin 6 § 1 ve 3 c) maddesinin ihlal edildiğine;   KARAR VERMĐŞTĐR.   Đşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77 §§ 2. ve 3.   maddelerine uygun olarak 20 Şubat 2007 tarihinde yazıyla bildirilmiştir.   4

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 12.07.2026. · Źródło