24739/04
WyrokETPCz2009-09-22ECLI:CE:ECHR:2009:0922JUD002473904
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
Czy brak dostępu do adwokata podczas początkowego przesłuchania w areszcie policyjnym, którego zeznania zostały wykorzystane jako dowód w postępowaniu karnym, naruszył prawo do rzetelnego procesu, w szczególności prawo do obrony, zgodnie z art. 6 ust. 1 w związku z art. 6 ust. 3 lit. c Konwencji?Ratio decidendi
Trybunał, odwołując się do swojego orzecznictwa w sprawie Salduz przeciwko Turcji, uznał, że brak dostępu do adwokata podczas początkowego przesłuchania w areszcie policyjnym, gdy oświadczenia oskarżonego mogły być wykorzystane jako dowód w postępowaniu karnym, narusza prawo do rzetelnego procesu. Podkreślono, że Rząd nie przedstawił żadnych przekonujących argumentów ani dowodów, które uzasadniałyby odmienne rozstrzygnięcie niż w sprawie Salduz. Trybunał uznał, że zasada ta ma zastosowanie do niniejszej sprawy, co prowadzi do stwierdzenia naruszenia art. 6 ust. 1 w związku z art. 6 ust. 3 lit. c Konwencji.Stan faktyczny
Skarżący, Ahmet Arslan, został zatrzymany 8 października 1998 r. w ramach operacji przeciwko nielegalnej organizacji DHKP-C, a podczas zatrzymania znaleziono przy nim materiały wybuchowe. Był przesłuchiwany w areszcie policyjnym bez obecności adwokata, gdzie przyznał się do członkostwa w organizacji i opisał swoje działania. Zeznania te zostały wykorzystane jako podstawa jego skazania na piętnaście lat więzienia za członkostwo w organizacji terrorystycznej. Skarżący twierdził, że był poddawany presji i złemu traktowaniu w areszcie, ale jego skarga w tej sprawie została odrzucona przez prokuraturę.Rozstrzygnięcie
Trybunał uznał skargę dotyczącą braku dostępu do adwokata w areszcie za dopuszczalną, a pozostałe skargi za niedopuszczalne. Stwierdził naruszenie art. 6 ust. 3 lit. c w związku z art. 6 ust. 1 Konwencji. Zasądził na rzecz skarżącego 1000 EUR tytułem zadośćuczynienia za szkodę niemajątkową oraz 1000 EUR tytułem kosztów i wydatków, pomniejszone o 850 EUR otrzymane w ramach pomocy prawnej. Odrzucił pozostałe żądania dotyczące słusznego zadośćuczynienia i wskazał, że najwłaściwszym środkiem naprawczym jest ponowne rozpatrzenie sprawy, jeśli skarżący o to wystąpi.Pełny tekst orzeczenia
CONSEIL
AVRUPA
DE L’EUROPE
KONSEYĐ
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ
ĐKĐNCĐ DAĐRE
AHMET ARSLAN -TÜRKĐYE DAVASI
(Baꢀvuru no:24739/04 )
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ
STRAZBURG Eylül 2009
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecektir. ꢁekli
düzeltmelere tabi olabilir.
____________________________________________________________________________________________
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2009. Bu gayrıresmi özet çeviri Dıꢀiꢀleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve Đnsan Hakları
Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmıꢀ olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın adının tam
olarak belirtilmiꢀ olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koꢀulu ile Dıꢀiꢀleri Bakanlığı Avrupa
Konseyi ve Đnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak suretiyle ticari olmayan amaçlarla
alıntılanabilir.
USUL
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (24739/04) no’lu davanın nedeni (T.C.
vatandaꢀı) Ahmet Arslan’ın (baꢀvuran) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne 30 Aralık 2003
tarihinde Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına iliꢀkin Sözleꢀme’nin (Avrupa
Đnsan Hakları Sözleꢀmesi - AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapmıꢀ olduğu baꢀvurudur.
Baꢀvuran Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi (AĐHM) önünde Đstanbul Barosu avukatlarından
S. Epçeli tarafından temsil edilmektedir.
OLAYLAR
DAVANIN KOꢁULLARI
Baꢀvuran 1979 doğumlu olup Charenton-le-Pont’da ikamet etmektedir. Ekim 1998 tarihinde, yasadıꢀı örgüt DHKP-C’ye (Devrimci Halk Kurtuluꢀ
Partisi/Cephesi) karꢀı yürütülen bir operasyon çerçevesinde baꢀvuran, Đzmir Emniyet
Müdürlüğüne bağlı polis ekipleri tarafından yakalanarak gözaltına alınmıꢀtır. Tutanaklara
göre, ilgili ꢀahıs üzerinde yaklaꢀık üç kilo ağırlığında bir saatli bomba, bir zaman sayacı, iki
pim ve bir cep telefonu bulunmuꢀtur.
Baꢀvuran, 10 Ekim 1998 tarihinde Đstanbul Emniyet Müdürlüğü’ne sevk edilmiꢀ ve tekrar
Đzmir Emniyet Müdürlüğü’ne döndüğü 13 Ekim tarihine kadar orada kalmıꢀtır.
Baꢀvuran, Đstanbul’a sevk edilmeden önce bir doktor tarafından muayeneden geçirilmiꢀ ve
bedensel hiçbir lezyon tespit etmeyen doktor ilgili ꢀahsın uçakla seyahat etmesinde tıbbi
yönden bir sakınca olmadığını bildirmiꢀtir. Ekim 1998 tarihinde, yüzleꢀtirme ve kimlik tespiti için bir tutanak düzenlenmiꢀtir. Bu
tutanağa göre, baꢀvuran, yasadıꢀı örgütün baꢀka bir üyesiyle yüzleꢀtirilmiꢀ ve bu kiꢀi
baꢀvuranın örgüt üyesi olduğunu doğrulamıꢀtır.
Aynı tarihte, ilgili ꢀahıs bir doktor tarafından muayene edilmiꢀ ve vücudunda hiçbir darp
ve yara izine rastlanmamıꢀtır. Ekim 1998 tarihinde, baꢀvuranın rehberliğinde ve kendisiyle birlikte olay yerine
gidilerek konuyla ilgili tutanak düzenlenmiꢀtir.
Sorgulamalar 14 Ekim 1998 tarihine kadar sürmüꢀtür. Gözaltı sırasında bir avukat
tarafından temsil edilmeyen ilgili ꢀahıs, DHKP-C üyesi olduğunu kabul etmiꢀ ve bu örgüt
adına katıldığı eylemleri ayrıntılı bir ꢀekilde anlatmıꢀtır.
Aynı gün, hiçbir anomali belirlenemeyen bir tıbbi muayeneden sonra baꢀvuran, ifadesi
alınmak üzere Đzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi Savcılığına sevk edilmiꢀtir. Đlgili ꢀahıs, bu
vesileyle yasadıꢀı örgüte üye olduğunu kabul etmiꢀtir. Bu duruꢀma sırasında baꢀvurana,
kendisinin ve aynı polis operasyonunda tutuklanan diğer kiꢀilerin gözaltındayken verdiği
ifadeler ile kimlik tespiti tutanakları okunmuꢀtur. Baꢀvuran, gözaltındayken verdiği ifadeyi
kısmen doğrulamıꢀ ve kendisine isnat edilen suçların bir bölümünü bazı değiꢀiklikler ve
açıklamalar yaparak kabul etmiꢀtir. Baꢀvuran ayrıca, gözaltı sırasında baskı gördüğünü ve
kötü muameleye maruz kaldığını ileri sürmüꢀtür.
A. Baꢀvuranın kendisini gözaltına alan polis memurları hakkındaki ꢀikâyeti Ekim 1998 tarihinde baꢀvuran, kendisini gözaltına alan polis memurlarının iꢀkence
uyguladığı gerekçesiyle haklarında suç duyurusunda bulunmuꢀtur. Ekim 1998 tarihinde, Đzmir Cumhuriyet Savcısı baꢀvuranın iddialarını destekleyen
hiçbir somut delil bulunmadığı gerekçesiyle takipsizlik kararı almıꢀtır. Mayıs 1999 tarihinde, tıbbi raporları esas alan Fatih Cumhuriyet Savcısı verilen bu
takipsizlik kararını benimseyerek dava dosyasını kapatmıꢀtır.
Baꢀvuran, takipsizlik kararlarına itiraz etmemiꢀtir.
B. Baꢀvuran hakkında baꢀlatılan cezai takibat Ekim 1998 tarihinde baꢀvuran, Đzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi nöbetçi hakimi
önüne çıkarılmıꢀtır. Savcılığa verdiği ifadeyi tekrarlayan baꢀvuran, piꢀman olmadığını
söylemiꢀtir. Bunun üzerine hakim tutuklanmasına karar vermiꢀtir.
Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı, 3 Kasım 1998 tarihli
iddianamesinde baꢀvuranı yasadıꢀı örgüt üyesi olmakla suçlayarak Türk Ceza Kanunu’nun
168. maddesinin 2. fıkrası gereğince mahkûm edilmesini istemiꢀtir.
Baꢀvuran, aynı yasadıꢀı örgütün üyesi olan diğer yirmi kiꢀinin de karıꢀtığı bu dava
kapsamında yargılanmak üzere Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi (« Devlet Güvenlik
Mahkemesi») önüne getirilmiꢀtir. Ocak 1999 tarihinde görülen duruꢀmada, avukatı tarafından temsil edilen baꢀvuran,
kendisi hakkındaki suçlamaları reddetmiꢀ ve gözaltı sırasında iꢀkence gördüğünü ileri
sürmüꢀtür. Nisan 1999 tarihli duruꢀmada Devlet Güvenlik Mahkemesi, suç delillerini okutmuꢀtur.
Baꢀvuran, kendisine isnat edilen suçlamaları bir kez daha inkâr etmiꢀtir. Bu duruꢀma
sonrasında DGM, dosyadaki unsurları ve delil durumunu göz önüne alarak ilgili ꢀahsın
tutukluluk halinin devamına karar vermiꢀtir.
Türkiye Büyük Millet Meclisi, 18 Haziran 1999 tarihinde Anayasa’nın 143. maddesinde
değiꢀiklik yaparak, askeri yargıçları Devlet Güvenlik Mahkemeleri bünyesinden çıkarmıꢀtır. Haziran 1999 tarihinde, DGM’lerle ilgili kanun üzerinde bu yönde yapılan yasal
değiꢀiklikler sonrasında, baꢀvuranın davasına bakan DGM’nin bünyesinde yer alan askeri
yargıç sivil yargıçla değiꢀtirilmiꢀtir.
Devlet Güvenlik Mahkemesi, 25 Haziran 1999 ile 10 Temmuz 2002 tarihleri arasında on
dört duruꢀma yönetmiꢀtir. Bu dönem içerisinde DGM, dosyadaki unsurları, delil durumunu,
isnat edilen suçların niteliğini ve tutukluluk tarih ve süresini göz önüne alarak baꢀvuranın
tutukluluk halinin devamına karar vermiꢀtir.
Haziran ve 25 Ağustos 1999 tarihlerinde, mahkeme heyeti tanıkları dinlemiꢀtir.
Baꢀvuran, bu süreçte iki kez söz almıꢀ ve suçsuz olduğunu iddia etmiꢀtir. Kasım 2000 tarihinde görülen duruꢀmada, savcılık nihai iddialarını sunmuꢀ ve
baꢀvuranın mahkûm edilmesini istemiꢀtir. Mayıs 2001 tarihinde ilgili ꢀahıs, bir kez daha beraatını talep etmiꢀ ve avukatıyla
görüꢀemediğini ileri sürerek savunmasını hazırlamak üzere ek süre istemiꢀtir. Baꢀvuranın bu
talebi mahkeme tarafından kabul edilmiꢀtir. Temmuz ve 25 Ağustos 2002 tarihlerinde, baꢀvuranın avukatı suçlamaların esasıyla
ilgili savunmasını açıklayarak müvekkilinin beraatını talep etmiꢀtir. Avukat, baꢀvuranın
gözaltı süresinin AĐHS’nin hükümlerine ve AĐHM’nin içtihadındaki zorunluluklara aykırı
olduğunu ileri sürmüꢀtür. Avukat ayrıca, müvekkilinin gözaltı sırasında zorla ve baskı altında
ifade vermiꢀ olması dolayısıyla bu ifadelerin delil unsuru olarak kabul edilemeyeceğini
savunmuꢀtur.
Devlet Güvenlik Mahkemesi, 25 Ekim 2002 tarihinde baꢀvuranın da aralarında bulunduğu
yirmi bir sanık hakkında kararını vermiꢀtir. DGM, baꢀvuranı kendisine isnat edilen suçlardan
dolayı suçlu bulmuꢀ ve Türk Ceza Kanunu’nun 168. maddesinin 2. fıkrası uyarınca on beꢀ yıl
hapis cezasına mahkûm etmiꢀtir. Mahkeme karar gerekçesinde, dava dosyasındaki unsurları
ve bilhassa baꢀvuranın gözaltı sırasında Cumhuriyet Savcısı ile nöbetçi hakim önündeki
beyanlarını ve aynı ꢀekilde tutuklama, olay yeri inceleme, kimlik tespiti ve yüzleꢀtirme
tutanaklarını esas aldığını bildirmiꢀtir. Mahkeme ayrıca, baꢀvuranın bir dizüstü bilgisayar
aracılığı ile yasadıꢀı örgütle daimi temas halinde olduğunu da tespit etmiꢀtir. Aralık 2002 tarihinde, baꢀvuran kararı temyize götürmüꢀtür. Temmuz 2003 tarihinde görülen duruꢀma sonrasında Yargıtay, ilk derece mahkemesi
tarafından verilen kararın yargılama usulü kuralları ile kanunlara uygun olduğuna
hükmederek, temyiz edilen kararı onamıꢀtır. Yargıtay özellikle ilk derece mahkemesi
tarafından dikkate alınan delil unsurlarının soruꢀturma sonuçlarıyla tutarlı olduğunu
kaydetmiꢀtir.
Bu karar, 2 Temmuz 2003 tarihinde baꢀvuranın avukatının gıyabında ilan edilmiꢀtir.
Yargıtay kararı, 14 Ağustos 2003 tarihinde Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi
kaleminde tarafların kullanımına sunulmuꢀtur.
HUKUK
I. AĐHS’NĐN 6. MADDESĐNĐN 1. VE 3. PARAGRAFLARININ ĐHLÂL EDĐLDĐĞĐ
ĐDDĐASI HAKKINDA
Baꢀvuran, AĐHS’nin 6/3 maddesinin c) fıkrasıyla bağlantılı olarak 6/1 maddesine atıfta
bulunmakta ve gözaltındaki ilk sorgulama sırasında avukat yardımından yararlanamaması
nedeniyle savunma hakkının ihlal edildiğini öne sürmektedir.
Hükümet, altı aylık süreye uyulmadığı gerekçesiyle AĐHM’nin bu ꢀikâyeti reddetmesini
istemektedir. Hükümet, esasen bir yargılamanın adil olup olmadığının belirlenmesi için
yargılamanın bütünüyle ele alınması gerektiğini ileri sürmektedir. Hükümet konuyla ilgili
olarak, ilk sorgulama sırasında baꢀvuranlara uygulanan avukat eriꢀimi kısıtlamasının
AĐHS’nin 6. maddesi tarafından teminat altına alınan adil yargılanma hakkını ihlâl niteliği
taꢀımadığını savunmaktadır. Buradan yola çıkan Hükümet, baꢀvuranların Đstanbul Devlet
Güvenlik Mahkemesi ve Yargıtay önünde bir avukat tarafından temsil edildiklerinin dikkate
alınması gerektiğini ve bu nedenle baꢀvuranın adil yargılanma hakkının ihlâl edilmediğini
kaydetmektedir.
AĐHM, 14 Ağustos 2003 tarihinde Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi kaleminde
tarafların kullanımına sunulan 1 Temmuz 2003 tarihli Yargıtay kararının AĐHS’nin 35/1
maddesi anlamında iç hukuktaki nihai karar olduğunu not etmektedir. AĐHM, ilgili ꢀahsın
baꢀvurusunu 30 Aralık 2003 tarihinde yani nihai karar tarihinden itibaren altı ay içinde
yaptığını gözlemlemektedir. AĐHM ayrıca, yapılan ꢀikayetin AĐHS’nin 35. maddesinin 3.
paragrafı anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve baꢀka bir kabuledilemezlik
gerekçesi bulunmadığını kaydetmektedir. Bu itibarla baꢀvurunun kabuledilebilir ilan edilmesi
uygun olacaktır.
AĐHM, davanın esası hakkında, Türkiye aleyhine Salduz davası ([GC], no 36391/02, prg.
45-63, 27 Kasım 2008) kararına atıfta bulunmakta ve aynı gerekçelerle mevcut davada da
AĐHS’nin 6. maddesinin 3 c) paragrafının 6. maddenin 1. paragrafıyla bağlantılı olarak ihlâl
edildiği sonucuna varmaktadır. AĐHM, Hükümetin bu davada farklı bir sonuca varmaya
yetecek nitelikte inandırıcı hiçbir unsur veya delil sunmadığını kaydetmektedir.
II. AĐHS’NIN DĐĞER MADDELERĐ HAKKINDA
Baꢀvuran ayrıca, AĐHS’nin 3. maddesinin, 5. maddesinin 1 c), 2, 3 ve 5. fıkralarının, 6.
maddesinin 1, 2 ve 3 d) fıkralarının, 8., 13. ve 14. maddelerinin ihlâl edildiğini ileri
sürmektedir.
AĐHM, dile getirilen ꢀikâyetleri baꢀvuranın sunduğu ꢀekliyle incelemiꢀtir. Elinde bulunan
tüm unsurları dikkate alan AĐHM, sözkonusu iddialar hakkında yetkili olduğu ölçüde, AĐHS
tarafından teminat altına alınan hak ve özgürlüklerin ihlâl edildiğini gösteren herhangi bir
olgu bulunmadığını gözlemlemiꢀtir.
Dolayısıyla AĐHM, baꢀvurunun bu bölümünün
AĐHS’nin 35. maddesinin 4. paragrafı uyarınca reddedilmesi gerektiği sonucuna varmaktadır.
III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA
Baꢀvuran 5.000 Euro maddi tazminat ve 5.000 Euro manevi tazminat talep etmektedir.
Baꢀvuran yargılama masraf ve giderlerine iliꢀkin 7.874 Euro talep etmektedir. Baꢀvuran
kanıtlayıcı belge niteliğinde avukatlık ücretini gösteren fatura ile Đstanbul Barosunun
avukatlık ücret tarifesini ve posta giderlerini gösteren makbuzları sunmaktadır.
Hükümet bu miktarlara karꢀı çıkmaktadır.
AĐHM tespit edilen ihlal ile öne sürülen maddi tazminat arasında hiçbir illiyet bağı
kuramamakta ve bu talebi reddetmektedir. AĐHM buna karꢀılık, hakkaniyete uygun olarak
baꢀvurana manevi tazminat baꢀlığı altında 1.000 Euro ödenmesini kararlaꢀtırmaktadır.
AĐHM, AĐHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiği sonucuna ulaꢀtığında, ilke olarak en uygun
telafi yolunun, baꢀvuran için, sözkonusu hükmün gerekleri yerine getirilmiꢀ olsaydı
baꢀvuranın içinde bulunacağı duruma olabildiğince tekabül eden bir durum yaratmak olduğu
kanaatindedir (Bkz. sözü edilen Salduz, Teteriny-Rusya kararı no: 11931/03, 30 Haziran
2005, Jelicic-Bosna Hersek no: 41183/02 ve Mehmet ve Suna Yiğit-Türkiye kararı no:
52658/99, 17 Temmuz 2007). AĐHM bu ilkenin bu baꢀvuruya uygulanabileceği görüꢀündedir.
AĐHM sonuç itibarıyla en uygun telafi yönteminin baꢀvuranın, talep etmesi halinde, AĐHS’nin
6/1 maddesindeki gereklilikleri karꢀılayacak ꢀekilde yeniden yargılanması olacağı
kanısındadır (Bkz. mutatis mutandis Gençel-Türkiye kararı no: 53431/99, 23 Ekim 2003).
AĐHM yargılama masraf ve giderlerine iliꢀkin, AĐHM önündeki temsil giderleri için
Avrupa Konseyi tarafından adli yardım baꢀlığı altında verilen 850 Euro düꢀülmek kaydıyla
baꢀvurana 1.000 Euro ödenmesine karar vermiꢀtir.
AĐHM gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına
uyguladığı faiz oranına üç puanlık bir artıꢀın ekleneceğini ifade etmektedir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, MAHKEME, OYBĐRLĐĞĐYLE,
1. Gözaltında avukat bulundurma hakkından yararlanılmadığı yönündeki ꢀikayete iliꢀkin
baꢀvurunun kabuledilebilir, bunun dıꢀında kalan ꢀikayetlerin kabuledilemez olduğuna;
2. Baꢀvuranın gözaltı sırasında avukat bulundurma hakkından yararlanmaması nedeniyle
AĐHS’nin 6. maddesinin 3 c) paragrafının 6. maddenin 1. paragrafıyla bağlantılı olarak ihlâl
edildiğine;
3. a) AĐHS’nin 44 / 2 maddesi gereğince kararın kesinleꢀtiği tarihten itibaren üç ay içinde,
miktara yansıtılabilecek her türlü vergi ve masraflarla birlikte, ödeme tarihindeki döviz kuru
üzerinden TL’ye çevrilmek üzere Savunmacı Hükümet tarafından baꢀvurana;
i.
ii.
manevi tazminat olarak 1.000 (bin) Euro ödenmesine;
yargılama masraf ve giderleri için Avrupa Konseyi tarafından adli yardım baꢀlığı
altında verilen 850 Euro, 1.000 Euro’dan düꢀülmek kaydıyla kalan kısmın
ödenmesine;
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapıldığı tarihe kadar Hükümet
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan
fazlasına eꢀit oranda faiz uygulanmasına;
4. Adil tatmine iliꢀkin diğer taleplerin reddine;
KARAR VERMĐꢁTĐR.
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıꢀ ve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.
paragraflarına uygun olarak 22 Eylül 2009 tarihinde yazılı olarak bildirilmiꢀtir.
7
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło