24801/05

WyrokETPCz2009-09-22ECLI:CE:ECHR:2009:0922JUD002480105

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy przewlekłość aresztu tymczasowego skarżącego, trwającego ponad jedenaście lat, naruszyła jego prawo do wolności i bezpieczeństwa osobistego, w szczególności prawo do rozpoznania sprawy w rozsądnym terminie lub zwolnienia na czas postępowania, zgodnie z art. 5 ust. 3 Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że władze krajowe nie przedstawiły wystarczających i konkretnych powodów dla utrzymywania skarżącego w areszcie tymczasowym przez ponad jedenaście lat. Sądy krajowe wielokrotnie posługiwały się stereotypowymi i ogólnikowymi sformułowaniami, takimi jak „charakter zarzucanego przestępstwa i stan dowodów”, co nie spełnia wymogów art. 5 ust. 3 Konwencji. W konsekwencji, tak długi okres aresztu tymczasowego, bez odpowiedniego uzasadnienia, stanowił naruszenie tego przepisu.
Stan faktyczny
Skarżący, Selim Unay, został aresztowany 9 lipca 1996 roku w związku z napadem na bank i oskarżony o przynależność do nielegalnej organizacji zbrojnej oraz udział w działaniach destabilizujących porządek konstytucyjny państwa. Był dwukrotnie skazywany na dożywocie przez Państwowy Sąd Bezpieczeństwa w Stambule, a oba wyroki zostały uchylone przez Sąd Kasacyjny. Postępowanie karne, w którym skarżący pozostawał w areszcie tymczasowym, trwało ponad jedenaście lat i było nadal w toku w momencie wydania wyroku ETPCz.
Rozstrzygnięcie
Trybunał uznał skargę za dopuszczalną. Stwierdził naruszenie art. 5 ust. 3 Konwencji. Zasądził skarżącemu 9 000 EUR tytułem zadośćuczynienia za szkody niemajątkowe oraz 1 000 EUR tytułem zwrotu kosztów i wydatków. Pozostałe roszczenia o słuszne zadośćuczynienie zostały oddalone.

Pełny tekst orzeczenia

CONSEIL   AVRUPA   DE L’EUROPE   KONSEYĐ   AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ   IKĐNCĐ DAĐRE   ÜNAY - TÜRKĐYE DAVASI   (Baꢀvuru no: 24801/05)   KARAR   STRAZBURG   Eylül 2009   Đꢀ bu karar AĐHS ‘nin 44/2 maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecektir. ꢁekli   düzeltmelere tabi olabilir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2009. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   USUL   Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan 24801/05 no’lu davanın nedeni, T.C. vatandaꢀı Selim   Unay’ın (“baꢀvuran”) Avrupa Insan Hakları Mahkemesi’ne, 17 Haziran 2005 tarihinde, Insan   Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına Dair Sözleꢀme’nin (“AĐHS”) 34. maddesi   uyarınca, yapmıꢀ Olduğu baꢀvurudur.   Baꢀvuran, Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi (“AĐHM”) önünde, Đstanbul Barosu   avukatlarından M.A. Kırdök ve M. Kırdök tarafından temsil edilmiꢀtir.   OLAYLAR   Baꢀvuran, 1958 doğumludur ve Kandıra’da ikamet etmektedir.   Baꢀvuran, 9 Temmuz 1996 tarihinde, bir banka soygunu sırasında yakalanmıꢀtır. Baꢀvuran, 24   Temmuz 1996 tarihinde Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi soruꢀturma hakimi önüne   çıkarılmıꢀ ve tutuklanmasına karar verilmiꢀtir.   Ağustos 1996 tarihinde, Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı,   baꢀvuran hakkında bir iddianame düzenlemiꢀtir. Cumhuriyet Savcısı, Ceza Kanunu’nun 146.   Maddesi uyarınca, baꢀvuranı yasadıꢀı silahlı bir örgüte üye olmakla ve Devlet’in anayasal   düzenini bozan eylemlere katılmakla suçlamıꢀtır.   Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi önünde yargılama baꢀlamıꢀtır. Mahkeme, müteakip   duruꢀmalarda, iddia konusu suçun niteliği ve kanıtların durumu nedeniyle baꢀvuranın serbest   bırakılmaması yönünde karar vermiꢀtir.   Aralık 1997 tarihinde, Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi kararını açıklamıꢀtır.   Mahkeme, baꢀvuram itham edildiği suçlardan mahkum etmiꢀ ve müebbet hapis cezasına   çarptırmıꢀtır.   Aralık 1998 tarihinde, Yargıtay söz konusu kararı bozmuꢀtur. Dolayısıyla, dava Đstanbul   Devlet Güvenlik Mahkemesi’ne geri gönderilmiꢀtir.   Ocak 1999 tarihinde, Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi yargılamaya yeniden   baꢀlamıꢀtır. Mahkeme, müteakip duruꢀmalarda, kanıtların durumunu göz önünde   bulundurarak baꢀvuranın serbest bırakılma taleplerini reddetmiꢀtir.   Aralık 2002 tarihinde, Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi bir kez daha baꢀvuranı itham   edildiği suçlardan mahkum etmiꢀ ve Ceza Kanunu’nun 146. Maddesi uyarınca müebbet hapis   cezasına hükmetmiꢀtir.   Eylül 2003 tarihinde, Yargıtay bir kez daha ilk derece mahkemesinin kararını bozmuꢀtur.   Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi önünde yargılama devam etmiꢀtir. 7 Mayıs 2004   tarihinde anayasada yapılan bir değiꢀiklikle Devlet Güvenlik Mahkemelerinin kaldırılması   sonucu baꢀvuranın davası Đstanbul Ağır Ceza Mahkemesi’ne devredilmiꢀtir.   Dava dosyasındaki bilgiye göre yargılama halen derdesttir ve baꢀvuran halihazırda tutuklu   bulunmaktadır.   HUKUTK   Baꢀvuran, AĐHS’nin 5/3 maddesi uyarınca yargılama öncesi tutukluluğu konusunda ꢀikayetçi   olmuꢀtur.   Hükümet, AĐHM’den, AĐHS’nin 35/1 maddesi uyarınca iç hukuk yollannın tüketilmediği   gerekçesiyle baꢀvurunun reddini talep etmiꢀtir. Hükümet, AIHM’nin Köse/Türkiye (no.   50177/99) davasında vermiꢀ olduğu karara atıfta bulunarak, baꢀvuranın eski Ceza   Kanunu’nun 292-304. maddeleri uyarınca devam eden tutukluluğuna itirazda bulunmadığını   ileri sürmüꢀtür. AĐHM, söz konusu baꢀvurudakine benzer önceki davalarda, Hükümet’in ön   itirazını inceleyip reddettiğini hatırlatır (Koꢀti ve Diğerleri/Türkiye, no.74321/01). AIHM, söz   konusu davada, bu içtihadından aynimasını gerektirecek herhangi bir özel koꢀul bulunmadığı   kanaatindedir. Sonuç olarak, AĐHM, Hükümet’in ön itirazını reddeder.   Hükümet, ayrıca, altı ay kuralına uyulmadığı gerekçesiyle baꢀvurunun reddedilmesi   gerektiğini iddia etmiꢀtir. Bu bakımdan, Hükümet, baꢀvuramn herhangi bir etkili iç hukuk   yolu bulunmadığını düꢀünmesi halinde, AĐHM’ye daha önce baꢀvurmuꢀ olması gerektiğini   ileri sürmüꢀtür. AĐHM, herhangi bir iç hukuk yolu bulunmaması durumunda, AIHS’nin 35/1   maddesinde öngörülen altı ay kuralının, prensip olarak baꢀvuruda ꢀikayette bulunulan eylemin   gerçekleꢀtiği tarihten itibaren baꢀladığını hatırlatır (Arı ve ꢁen/Türkiye, no. 33746/02). Söz   konusu davada, baꢀvuran aleyhindeki cezai yargılama halen derdesttir ve baꢀvuran halihazırda   tutuklu bulunmaktadır. Ayrıca, yukarıda açıklandığı üzere, baꢀvuranın yargılama öncesi uzun   süren tutukluluğuna itirazda bulunmak için kullanabileceği herhangi bir etkili iç hukuk yolu   bulunmamaktadır (Koꢀti, yukanda kaydedilen). Bu nedenle, AĐHM, baꢀvurunun altı ay   içerisinde yapıldığını kabul eder. Sonuç olarak, AĐHM, Hükümet’in ikinci itirazını reddeder.   Yukarıda anlatılanlar ıꢀığında, AĐHS’nin 35/3 maddesi uyarınca bu baꢀvurunun açıkça   dayanaktan yoksun olmadığım kaydeden AIHM, ayrıca baꢀka açılardan bakıldığında da   kabuledilemezlik unsuru bulunmadığım tespit eder. Bu nedenle baꢀvuru kabuledilebilir   niteliktedir.   AĐHM, AĐHS’nin 5/3 maddesi uyarınca yapılan ꢀikayetin esasına iliꢀkin olarak, baꢀvuranın   yargılama öncesi tutukluluğunun, yakalanmasıyla birlikte 9 Temmuz 1996 tarihinde   baꢀladığım gözlemlemektedir. AĐHM’nin içtihadına göre (Solmaz/Türkiye, no. 2756 1/02;   Akyol/Türkiye, no. 2343 8/02), bu davada göz önünde bulundurulması gereken süre,   baꢀvuranın özgürlüğünden mahrum bırakıldığı toplam süreden AĐHS’nin 5/1(a) maddesi   uyarınca mahkum edilmesinin ardından tutuklu kaldığı süre’ düꢀüldükten sonra, söz konusu   kararın kabul tarihi itibariyle on bir yıl dört aydır. Yerel mahkemeler, yıllar boyunca “suçun   niteliği ve kanıtların durumu göz önünde bulundurularak” gibi birbirinin aynı ve kalıplaꢀmıꢀ   ifadeler kullanarak sürekli olarak baꢀvuranın tutukluluğunu uzatmıꢀtır.   AĐHM, söz konusu baꢀvurudakine benzer sorunlar içeren davalarda sıklıkla AĐHS’nin 5/3   maddesinin ihlalini tespit etmiꢀtir (Atıcı/Türkiye, no. 19735/02; Solmaz, yukarıda   Aralık 1997 - 3 Aralık 1998 ve 19 Aralık 2002 — 16 Eylül2003 tarihleri arasında geçen   süre.   kaydedilen; Dereci/Türkiye, no. 77845/01; Taciroğlu/Tüı’*iye, no. 25324/02). Elindeki   belgelerin tamamını inceleyen AIHM, söz konusu davada farklı bir sonuca varması için   Hükümet’in ikna edici herhangi bir kanıt veya iddia ortaya koymadığı kanaatindedir.   Yukarıda anlatılanlar ıꢀığında, AĐHM, baꢀvuranın yargılama öncesi tutukluluğunun AIHS’nin   5/3 maddesine aykırı olduğu sonucuna varır. Dolayısıyla, AIHS’nin 5/3 maddesi ihlal   edilmiꢀtir.   Baꢀvuran, adil tatmin konusunda, manevi tazminat olarak 20,000 Euro talep etmiꢀtir.   Baꢀvuran, ayrıca, avukatlık ücreti için 5,500 TL (yaklaꢀık 2,500 Euro), AIHM önünde yapılan   yargılama masraf ve giderleri için 260 TL (yaklaꢀık 120 Euro) talep etmiꢀtir. Baꢀvuran,   konuyla ilgili olarak bir ücret sözleꢀmesi ibraz etmiꢀ, ancak masraflara iliꢀkin herhangi bir   fatura göstermemiꢀtir. Hükümet, bu taleplere itiraz etmiꢀtir.   AĐHM, baꢀvuranın yalnızca söz konusu davada tespit edilen ihlal ile telafı edilemeyecek   düzeyde manevi zarar görmüꢀ olabileceği kanaatindedir. Bu nedenle, AIHM, hakkaniyete   uygun olarak, baꢀvurana 9,000 Euro manevi tazminat ödenmesine karar verir. AĐHM,   baꢀvuranın yargılama masraf ve giderlerine iliꢀkin talebiyle ilgili olarak, içtihadını, elindeki   belgeleri ve yukarıdaki ölçütleri göz önünde bulundurarak, AĐHM önündeki yargılama için   1,000 Euro ödenmesinin uygun olacağına karar verir.   Ayrıca, AĐHM, gecikme faizinin, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına   uyguladığı faiz oranına üç puanlık bir artıꢀ eklenerek belirlenmesini uygun görmektedir.   Son olarak, tarafların verdiği bilgiye göre, baꢀvuran aleyhindeki cezai yargılama halen   derdesttir ve baꢀvuran halihazırda tutuklu bulunmaktadır. Bu koꢀullar altında, AIHM, adaletin   uygun bir ꢀekilde iꢀlemesi için gerekli ꢀartlar göz önünde bulundurularak baꢀvuran   aleyhindeki cezai yargılamanın mümkün olan en kısa zamanda çözüme kavuꢀturulmasının   ve/veya söz konusu yargılama sonuçlanıncaya kadar baꢀvuranın serbest kalmasının ihlallere   son vermek için en uygun yol olacağı kanaatindedir (Yakıꢀan/Türkiye, no. 11339/03; Mehmet   Ali Çelik/Türkiye, no. 42296/07).   BU GEREKÇELERE DAYANARAK AĐHM,   1.   2.   Baꢀvurunun kabuledilebilir olduğuna;   AIHS’nin 5/3 maddesinin ihlal edildiğine,   3. (a) AĐHS ‘nin 44. maddesinin 2. paragrafı gereğince kararın kesinleꢀtiği tarihten itibaren üç   ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Türk Lirası’na çevrilmek üzere ve her türlü   vergi ve kesintiden muaf tutularak, Savunmacı Hükümet tarafından baꢀvurana manevi   tazminat olarak 9,000 Euro (dokuz bin Euro), yargılama masraf ve giderleri için 1,000 Euro   (bin Euro) ödenmesine,   (b) Yukarıda belirtilen üç aylık sürenin sona erdiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına   kadar, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan marjinal kredi kolaylığı oranının   üç puan fazlasına eꢀit oranda basit faiz uygulanmasına;   4. Adil tatmine iliꢀkin diğer taleplerin reddedilmesine karar vermiꢀtir.   Đꢀbu karar Đngilizce olarak hazırlanmıꢀ ve AIHM ĐçtüzüğÜ’nün 77. maddesinin 2. ve 3.   paragrafları gereğince 22 Eylül 2009 tarihinde yazılı olarak bildirilmiꢀtir.   5

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło