24829/03
WyrokETPCz2009-10-13ECLI:CE:ECHR:2009:1013JUD002482903
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
Czy brak dostępu do adwokata w początkowych fazach postępowania karnego oraz brak doręczenia skarżącemu opinii prokuratora generalnego w postępowaniu apelacyjnym naruszyły prawo do rzetelnego procesu z art. 6 Konwencji?Ratio decidendi
Trybunał uznał, że ograniczenie dostępu do adwokata w początkowych fazach postępowania karnego było systematyczne i dotyczyło wszystkich zatrzymanych w sprawach podlegających jurysdykcji Państwowych Sądów Bezpieczeństwa. Mimo że skarżący konsekwentnie zaprzeczał zeznaniom złożonym bez obecności adwokata, sąd krajowy oparł na nich wyrok skazujący. Trybunał stwierdził, że późniejsza pomoc prawna i kontradyktoryjny charakter dalszego postępowania nie mogły naprawić wcześniejszych błędów, co nieodwracalnie naruszyło prawa obrony. Dodatkowo, brak doręczenia skarżącemu opinii prokuratora generalnego w postępowaniu apelacyjnym naruszył zasadę równości broni i prawo do rzetelnego procesu, co stanowiło naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji.Stan faktyczny
Skarżący, Fikret Çetin, był sądzony w Turcji za przynależność do nielegalnej organizacji (PKK). W 1994 r. został uniewinniony, ale w 2000 r. ponownie zatrzymany i oskarżony o działania mające na celu podział terytorium kraju. Podczas zatrzymania i przesłuchań przez policję nie miał dostępu do adwokata. Zeznania złożone w tych warunkach, które później odwołał, zostały wykorzystane jako podstawa wyroku skazującego. W postępowaniu apelacyjnym nie doręczono mu opinii prokuratora generalnego, co uniemożliwiło mu ustosunkowanie się do niej.Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie:
1. Uznaje skargi dotyczące braku dostępu do adwokata w początkowych fazach postępowania karnego oraz braku doręczenia opinii prokuratora generalnego za dopuszczalne, a skargę z art. 3 za niedopuszczalną.
2. Stwierdza, że nie ma potrzeby odrębnego rozpatrywania pozostałych skarg z art. 6 i art. 13 Konwencji.
3. Stwierdza naruszenie art. 6 ust. 1 w związku z art. 6 ust. 3 lit. c Konwencji z powodu braku dostępu do adwokata w początkowych fazach postępowania karnego.
4. Stwierdza naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji z powodu braku doręczenia opinii prokuratora generalnego skarżącemu.
5. Zasądza skarżącemu 2000 Euro tytułem zadośćuczynienia za szkodę niemajątkową, płatne w ciągu trzech miesięcy od daty uprawomocnienia się wyroku, wraz z odsetkami ustawowymi.
6. Oddala pozostałe roszczenia o słuszne zadośćuczynienie.Pełny tekst orzeczenia
COUNCIL
A V R U P A
OF E U R O P E
KONSEYİ
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ
ĐKĐNCĐ DAĐRE
FĐKRET ÇETĐN – TÜRKĐYE DAVASI
(Baꢀvuru no: 24829/03)
KARAR
STRAZBURG Ekim 2009
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecektir. ꢁekli
düzeltmelere tabi olabilir.
______________________________________________________________________________________
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2009. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın
adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri
Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak suretiyle ticari
olmayan amaçlarla alıntılanabilir.
USUL
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan 24829/03 no’lu davanın nedeni, T.C. vatandaꢀı
Fikret Çetin’in (“baꢀvuran”) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne, 7 Nisan 2003 tarihinde,
Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına Dair Sözleꢀme ’ni n ( “AĐHS”) 34.
ma d d e s i uya r ı nc a ya p mı ꢀ olduğu baꢀvurudur.
Baꢀvuran, Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi (“AĐHM”) önünde, Diyarbakır Barosu
avukatlarından Mahmut Vefa tarafından temsil edilmiꢀtir.
OLAYLAR
Baꢀvuran, 1969 doğumludur ve Diyarbakır’da ikamet etmektedir.
A. Đlk yargılama yılında, yasadıꢀı bir örgüt (PKK) üyesi olduğu suçlamasıyla Diyarbakır Devlet
Güvenlik Mahkemesi (“ilk derece mahkemesi”) önünde baꢀvuran aleyhinde ceza yargılaması
baꢀlatılmıꢀtır. Baꢀvuran, 15 Nisan 1999 tarihinde aleyhindeki suçlamalardan beraat etmiꢀtir.
Đlk derece mahkemesi, beraat kararını verirken baꢀvuranın yasadıꢀı örgüt üyesi olduğunu
kanıtlamak için yeterli delil bulunmadığı tespit etmiꢀtir. Ancak, mahkeme, baꢀvuranın örgüte
y a r d ı m v e y a t a k l ı k e t t i ği konusunda yeterli delil bulunduğu sonucuna varmıꢀtır. Bununla
birlikte, baꢀvuranın örgüt üyeleri tarafından yardım ve yataklık etmeye zorlandığını göz
önünde bulunduran ilk derece mahkemesi, kastın bulunmadığı sonucuna vararak baꢀvuranın
beraatına karar vermiꢀtir.
Cumhuriyet Savcısı’nın baꢀvuranın beraatına karꢀı yapmıꢀ olduğu temyiz talebinin
Yargıtay tarafından incelenmesinden önce, dava zamanaꢀımına uğramıꢀtır. Dolayısıyla, 1
ꢁubat 2000 tarihinde Yargıtay baꢀvuran aleyhindeki ceza yargılamasını durdurmuꢀtur.
B. Đk i n c i y a r g ı l a m a
Baꢀvuran, 2 Haziran 2000 tarihinde yeniden yakalanmıꢀ ve Diyarbakır’da gözaltına
alınmadan önce sağlık muayenesinden geçmiꢀtir. Sağlık raporuna göre, baꢀvuranın vücudunda
herhangi bir yara izine rastlanmamıꢀtır.
Baꢀvuran, gözaltındayken kötü muameleye maruz kaldığını iddia etmiꢀtir. Haziran 2000 tarihinde, polis memurları, baꢀvuranı Ergani yakınlarındaki bir
kasabada bulunan ve 1993 yılında bombalanan iki mağaza ve bir kahvehaneye
götürmüꢀlerdir. Bu ziyaretlerle ilgili olarak alınan ifadeye göre, baꢀvuran polise bombalama
olaylarını baꢀka k i ꢀilerin yardımıyla gerçekleꢀtirdiğini anlatmıꢀtır.
Aynı gün gözaltı sırasında baꢀvurandan alınan ifadede, baꢀvuranın PKK bünyesindeki
eylemlerini ayrıntılı biçimde anlattığı kaydedilmiꢀtir. Haziran 2000 tarihinde serbest bırakılan baꢀvuran, sorgulanmak üzere önce
Cumhuriyet Savcısı daha sonra hakim önüne çıkartılmıꢀtır. Baꢀvuran, polis tarafından önceki
gün alınan ifadesini inkar etmiꢀ ve herhangi bir bombalama eylemine karıꢀma d ı ğını
belirtmiꢀtir. Baꢀvuran, hakime, ifadeyi imzalamayı reddetmesi halinde polis tarafından kötü
mu a me l e ye ma r u z ka l ac a ğı korkusuyla gözaltındayken vermiꢀ olduğu ifadeyi imzaladığını
söylemiꢀtir. Baꢀvuran, 1993 yılında PKK adına tehditle para topladığını, gösterilere katıldığını
ve örgütü desteklemek adına bildiri dağıttığını, ancak söz konusu eylemler için zaten
y a r g ı l a n ı p c e z a e v i n d e y a t t ı ğını ifade etmiꢀtir. Hakim, baꢀvuranın tutuklanmasına karar
vermiꢀtir. Aynı gün, baꢀvuran doktor muayenesinden geçmiꢀ ve baꢀvuranın vücudunda
herhangi bir yara izine rastlanmadığı kaydedilmiꢀtir.
Baꢀvuran, önce polis memurları, daha sonra Cumhuriyet Savcısı ve hakim tarafından
sorgulanırken avukat tarafından temsil edilmemiꢀtir. Ağustos 2000 tarihinde, Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet
Savcısı, baꢀvuranı ülke topraklarını bölmek amacıyla eylemlerde bulunmakla suçlayan bir
iddianame ile aynı mahkemede dava açmıꢀtır.
Đlk derece mahkemesi önündeki yargılama sırasında, baꢀvuran avukat tarafından temsil
edilmiꢀtir. Baꢀvuran, yargılama sırasında sürekli olarak polis ifadesini inkar etmiꢀ ve ilk
derece mahkemesine ifadesinin “yoğun baskı” altında alındığını ifade etmiꢀtir. Kasım 2001 tarihinde, ilk derece mahkemesi, baꢀvuranı yasadıꢀı bir örgüte üye
olmak ve patlayıcı döꢀemek suçlarından mahkum etmiꢀtir. Baꢀvuran, 17 yıl 4 ay 10 gün hapis
cezasına çarptırılmıꢀtır. Đlk derece mahkemesi, mahkumiyet kararını baꢀvuranın gözaltı
sırasında alınan ifadesine dayandırmıꢀtır. Đlk derece mahkemesi, baꢀvuranın avukatının
baꢀvuranın aynı suçlamayla iki kez yargılandığı yönündeki ifadesine cevaben, kararında
önceki yargılamanın bombalama olaylarıyla ilgili olmadığını belirtmiꢀtir. Kasım 2001 tarihinde, baꢀvuran mahkumiyet kararını temyiz etmiꢀ ve diğer
hususlar meyanında gözaltındayken kötü muameleye maruz kaldığını ve bazı belgeleri
imzalamaya zorlandığını iddia etmiꢀtir.
Cumhuriyet Savcısı, Yargıtay’a sunduğu tebliğnamede, baꢀvuranın kötü muamele
iddialarına atıfta bulunmuꢀ ve polis memurlarının baꢀvuranı kahvehaneye götürdükleri sırada
çekilen video kaydının ilk derece mahkemesi tarafından göz önünde bulundurulmadığı
hususuna Yargıtay’ın dikkatini çekmiꢀtir. Cumhuriyet Savcısı’nın tebliğnamesi baꢀvurana
tebliğ edilmemiꢀtir.
Yargıtay, baꢀvuranın talebi üzerine, temyize iliꢀkin karar vermeden önce duruꢀm a
y a p m ı ꢀtır. Bununla beraber, ne baꢀvuran ne de avukatı duruꢀma ya ka t ı l mı ꢀtır. 20 Haziran tarihinde, Yargıtay temyiz talebini reddetmiꢀ ve mahkumiyet kararını onamıꢀtır. Söz
konusu karar, 16 Aralık 2002 tarihinde ilk derece mahkemesinin sekretaryası tarafından
kaydedilmiꢀtir.
HUKUK
I.
AĐHS’NĐN 3. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI
Baꢀvuran, gözaltındayken kötü muameleye maruz kaldığı konusunda ꢀikayetçi olmuꢀ
ve bu ꢀikayetini AĐHS’nin 3. maddesine dayandırmıꢀtır.
Hükümet, bu iddiaya itiraz etmiꢀtir.
Kabuledilebilirlik
Hükümet, diğer hususlar meyanında, baꢀvuranın kötü muamele iddialarını destekleyen
herhangi bir kanıt bulunmadığını ifade etmiꢀtir. Baꢀvuran, medeni ve idari hukuk yollarından
y a r a r l a n m a m ı ꢀtır. Son olarak, baꢀvuranın iddialarını 2001 yılına kadar ulusal makamlar
önünde dile getirmemesi nedeniyle altı ay kuralına uyulmamıꢀtır.
Baꢀvuran, AĐHS’nin 35. maddesi uyarınca kabuledilebilirlik ꢀartlarını yerine
getirdiğini ve Yargıtay’ın 20 Haziran 2002 tarihli kararının tebliğ edilmesinden itibaren altı ay
içerisinde baꢀvuruda bulunduğunu ileri sürmüꢀtür.
A ĐHM, aꢀağıda belirtilen nedenlerden dolayı baꢀvurunun bu kısmının kabuledilemez
olduğu gerekçesiyle baꢀvuranın altı ay kuralına uyup uymadığının veya iç hukuk yollarını
tüketip tüketmediğinin belirlenmesine gerek olmadığı kanaatindedir.
A ĐHM, kötü muamele iddialarının uygun delillerle desteklenmesi gerektiğini hatırlatır
(Tanrıkulu ve Diğerleri / Türkiye, no . 4 5 9 0 7 /9 9 ) . B u n ed e n l e , A ĐHM, gözaltı sürecinin
sonunda hazırlanan sağlık raporunda baꢀvuranın gözaltında kötü muamele gördüğüne dair
herhangi bir bulguya rastlanmadığını kaydeder. Bu bağlamda, AĐHM, baꢀvuranın yerel
ma hke me l e r ve ya AĐHM önünde sağlık raporunun doğruluğuna itiraz etmediğini
gözlemlemektedir. Ayrıca, dava dosyasında, baꢀvu r a nı n g ö za l tı s o nr a s ı n d a b ir b a ꢀka doktora
mu a ye ne ol ma k i s t e d i ğini ancak söz konusu talebin reddedildiğini gösteren herhangi bir bilgi
bulunmamaktadır.
Son olarak, AĐHM, baꢀvuranın ulusal makamlar ve AĐHM önünde kötü muameleye
ma r uz ka ld ı ğı iddiası dıꢀında ne ꢀekilde kötü muameleye maruz kaldığına dair herhangi bir
bilgi vermediğini kaydeder.
A ĐHM, yukarıda anlatılanlara dayanarak, baꢀvuranın gözaltındayken kötü muameleye
ma r uz ka l d ı ğına dair savunulabilir bir iddia ortaya koymadığı sonucuna varır. AĐHM,
A ĐHS’nin 35. maddesinin 3. ve 4. paragrafları uyarınca dayanaktan yoksun olduğu
gerekçesiyle baꢀvurunun bu kısmının reddedilmesine karar verir.
II.
AĐHS’NĐN 6. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐALARI
Baꢀvuran, gözaltı sırasında ve polis memurları tarafından kahvehaneye ve mağazalara
götürülürken avukat yardımından yararlanamadığı konusunda ꢀikayetçi olmuꢀ ve bu ꢀikayetini
A ĐHS’nin 6/1 ve 6/3(c) maddelerine dayandırmıꢀtır. Baꢀvuran, ayrıca, Cumhuriyet Savcısı
tarafından Yargıtay’a sunulan tebliğna me n i n k e n d i s i n e t eb l i ğ edilmediğini iddia ederek
A ĐHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiği konusunda ꢀikayetçi olmuꢀtur.
Hükümet, baꢀvuranın iddialarına itiraz etmiꢀtir.
A. Kabuledilebilirlik
Hükümet, baꢀvuranın altı ay kuralına uymadığı kanaatindedir. Hükümet, 26 Haziran tarihinde Yargıtay tarafından baꢀvuranın davasına iliꢀkin nihai kararın verildiğini, ancak
baꢀvuranın 7 Nisan 2003 tarihine kadar (altı ayı aꢀkın bir süre) baꢀvuruda bulunmadığını ifade
etmiꢀtir. Hükümet, ayrıca, baꢀvuranın söz konusu ꢀikayetleri yerel mahkemeler önünde dile
getirmemesi nedeniyle iç hukuk yollarını tüketmediğini iddia etmiꢀtir.
A ĐHM, iç hukuk yollarının tüketilmesi konusunda, benzer davalarda Hükümet’in ön
itirazını inceleyip reddettiğini hatırlatır (Taꢀçıgil / Türkiye, no. 16943/03). AĐHM, söz konusu
davada, Taꢀçıgil kararında yapmıꢀ olduğu tespitlerden ayrılmasını gerektirecek herhangi bir
özel koꢀul bulunmadığı kanaatindedir.
Hükümet’in altı ay kuralına iliꢀkin ifadesiyle ilgili olarak, AĐHM, Türk Ceza
Kanunu’nun 33. maddesinde mahkeme hüküm ve kararlarının taraflara temyiz edilmesinin
öngörülmesine rağme n, o la yl a r ı n ya ꢀandığı sırada Yargıtay Ceza Dairelerinin kararlarını
davalılara temyiz etmediklerini gözlemlemektedir (Seher Karataꢀ / Türkiye, no. 33179/96).
A n c a k , s a n ı k v e y a a v u k a t ı , Y a r g ı t a y k a r a r ı i l k d e r e c e m a h k e m e s i n i n s e k r e t a r y a s ı n a
gönderildiğinde kararın bir kopyasını talep edebilirdi.
Bu davada, Cumhuriyet Savcısı’nın tebliğnamesi, ilk derece mahkemesinin
sekretaryasına gönderildiği 16 Aralık 2002 tarihinden itibaren baꢀvuran ile avukatının
tasarrufundaydı. Altı aydan kısa bir süre içerisinde, 7 Nisan 2003 tarihinde AĐHM’ye
baꢀvuruda bulunulmuꢀtur.
Sonuç olarak, AĐHM, Hükümet’in yukarıda bahsedilen iki ön itirazını da reddeder.
A ĐHS’nin 35/3 maddesi uyarınca bu ꢀikayetlerin açıkça dayanaktan yoksun olmadığını
kaydeden AĐHM, ayrıca baꢀka a ç ı la r d a n b a k ı l d ı ğında da kabuledilemezlik unsuru
bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle söz konusu ꢀikayetler kabuledilebilir niteliktedir.
B. Esas
1. Ceza yargılamansın ilk aꢀamalarında adli yardım sağlanmadığına iliꢀkin ꢀikayet
A ĐHM, Salduz / Türkiye (no. 36391/02) davasında belirlediği temel ilkeleri hatırlatır.
A ĐHM, söz konusu davayı bu ilkeler ıꢀığında inceleyecektir.
A ĐHM, söz konusu davada, baꢀvuranın avukata eriꢀim hakkına getirilen kısıtlamanın
sistematik olduğunu ve Devlet Güvenlik Mahkemelerinin yetki alanına giren suçlar nedeniyle
göz atında tutulan herkese uygulandığını hatırlatır. Baꢀvuran sürekli olarak avukat yardımı
almadan verdiği ifadeleri inkar ettiği halde, Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi
ma hku mi ye t k a r ar ı nı ver ir ke n sö z ko n us u i fad el er i kul l a nmı ꢀtır. Dolayısıyla, söz konusu
davada, baꢀvuranın avukata eriꢀim hakkının kısıtlanmasından etkilendiği açıktır. Bu nedenle,
ne sonradan sağlanan avukat yardımı ne de sonraki yargılamanın çekiꢀm e l i n i t e l i ği daha önce
y a p ı l a n h a t a l a r ı t e l a f i e d e b i l i r .
Özetle, baꢀvuranın yargılama veya temyiz aꢀamasında aleyhindeki delillere itiraz etme
imkanı bulunsa da, gözaltındayken avukat yardımından yararlanamaması baꢀvuranın savunma
haklarını telafi edilemez bir ꢀekilde etkilemiꢀtir.
Dolayısıyla, AĐHS’nin 6/1 maddesi ile birlikte 6/3(c) maddesi ihlal edilmiꢀtir.
2. Cumhuriyet Savcısı’nın tebliğnamesinin baꢀvurana tebliğ edilmediğine iliꢀkin ꢀikayet
Hükümet, Yargıtay önünde derdest olan bütün dosyaların tarafların eriꢀimine açık
olması nedeniyle baꢀvuranın tebliğnameden haberdar olabileceğini belirtmiꢀtir.
A ĐHM, Göç / Türkiye (no. 36590/97) kararında aynı ꢀikayeti incelediğini ve AĐHS’nin
6/1 maddesinin ihlalini tespit ettiğini hatırlatır.
A ĐHM, baꢀvuranın ꢀikayetini incelemiꢀ ve söz konusu davada, yukarıda adı geçen
davada yapmıꢀ olduğu t e sp i t ler d e n a yr ı l ma s ı n ı g e r e k t ir e ce k he r h a n g i b i r ö z e l ko ꢀul
bulunmadığı sonucuna varmıꢀtır.
Dolayısıyla, Cumhuriyet Savcısı tarafından hazırlanan tebliğnamenin baꢀvurana tebliğ
edilmemesi nedeniyle AĐHS’nin 6/1 maddesi ihlal edilmiꢀtir.
III.
ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐA EDĐLEN DĐĞER AĐHS MADDELERĐ
Baꢀvuran, son olarak, savunmasını hazırlaması için kendisine yeterli zaman ve
kolaylığın sağlanmadığı ve aynı suçtan iki kez yargılandığı gerekçesiyle AĐHS’nin 6/1, 6/3(a)
ve 6/3(b) maddelerinin ihlal edildiği konusunda ꢀikayetçi olmuꢀtur. Baꢀvuran, bu
ꢀikayetleriyle ilgili olarak baꢀvurabileceği etkili bir iç hukuk yolu bulunmadığı gerekçesiyle
A ĐHS’nin 13. maddesinin ihlal edildiğini ileri sürmüꢀtür.
Dava olaylarını, tarafların ifadelerini ve AĐHS’nin 6. maddesinin ihlal edildiği
y ö n ü n d e k i t e s p i t l e r i n i g ö z ö n ü n d e b u l u n d u r a n A ĐHM, söz konusu baꢀvu r ud a o r t a ya k o n a n
temel hukuki sorunu incelediği kanaatindedir. Bu nedenle, AĐHM, baꢀvuranın AĐHS’nin 6. ve
13. maddeleri uyarınca yapmıꢀ olduğu diğer ꢀikayetlerle ilgili olarak ayrı bir karar vermesine
gerek olmadığı sonucuna varır (mutatis mutandis, Kamil Uzun / Türkiye, no. 37410/97).
IV.
AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI
AĐHS’nin 41. maddesine göre:
“ M a h k e m e i ꢀbu Sözleꢀme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleꢀmeci
Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun
bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”
A. Tazminat
Baꢀvuran, maddi tazminat olarak 4,500 Euro, manevi tazminat olarak 10,000 Euro
talep etmiꢀtir.
Hükümet, baꢀvuranın taleplerinin aꢀırı ve dayanaktan yoksun olduğunu iddia etmiꢀtir.
Talep edilen maddi tazminat ile tespit edilen ihlal arasında illiyet bağı bulunmadığını
kaydeden AĐHM söz konusu talebi reddeder. Öte yandan, AĐHM, manevi tazminat olarak
baꢀvurana 2,000 Euro ödenmesine karar verir.
A ĐHM, ayrıca, AĐHS’nin 6/1 maddesinin ihlaline karꢀılık en uygun telafi yolunun,
mü mk ün o la b i ld i ği kadarıyla baꢀvuran için söz konusu hükmün göz ardı edilmediği bir durum
y a r a t m a k o l d u ğunu hatırlatır. Sonuç olarak, AĐHM, en uygun telafi yolunun baꢀvuranın talep
etmesi halinde AĐHS’nin 6/1 maddesinin gereklerine uygun olarak yeniden yargılanması
olacağı kanaatindedir (Salduz).
B. Yargılama masraf ve giderleri
Baꢀvuran, ayrıca, yerel mahkemeler ve AĐHM önünde yapmıꢀ olduğu yargılama
ma s r a f ve gid e r le r i i ç i n 3, 92 3 E uro ta l e p e t mi ꢀtir. Baꢀvuran, bu miktarı belirlerken Diyarbakır
Barolar Birliği tarafından önerilen asgari ücreti göz önünde bulundurmuꢀtur.
Hükümet, yargılama masraf ve giderlerine iliꢀkin talebin herhangi bir delille
desteklenmediğini gözlemlemiꢀ ve AĐHM’yi söz konusu talebi reddetmeye çağırmıꢀtır.
A ĐHM’nin içtihadına göre, bir baꢀvuran gerçekliğini ve gerekliğini kanıtladığı makul
mi kt a r l a rd a ki ya r gı gi d erl er i n i e lde e d eb i l ir . Söz k o nus u da vad a , b a ꢀvuran iddia ettiği yargı
giderlerinin gerçekliğini kanıtlamamıꢀtır. Baꢀvu r a n , a v u ka t lı k ü c r e t i ne i li ꢀkin talebini
desteklemek üzere kontrat, ücret sözleꢀme s i ve ya a vuk at ı n ı n da va yl a i l gi l i o lar a k ka ç s aa t
çalıꢀtığını gösteren herhangi bir döküm sunmamıꢀtır. Buna göre, AĐHM, yargılama masraf ve
giderlerine iliꢀkin olarak herhangi bir ödeme yapılmamasına karar verir.
C. Ge c i kme F a iz i
A ĐHM, gecikme faizinin, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına
uyguladığı faiz oranına üç puanlık bir artıꢀ eklenerek belirlenmesini uygun görmektedir.
BU GEREKÇELERE DAYANARAK AĐHM, OYBĐRLĐĞĐ ĐLE
1. Ceza yargılamasının ilk aꢀamalarında avukat yardımı sağlanmadığına ve Cumhuriyet
Savcısı’nın tebliğnamesinin baꢀvurana tebliğ edilmediğine iliꢀkin ꢀikayetlerin
kabuledilebilir olduğuna, 3. madde uyarınca yapılan ꢀikayetin ise kabuledilemez
olduğuna;
2. A ĐHS’nin 6. ve 13. maddeleri uyarınca yapılan ꢀikayetlerin ayrıca incelenmesine
gerek olmadığına;
3. Ceza yargılamasının ilk aꢀamalarında baꢀvurana avukat yardımı sağlanmaması
nedeniyle AĐHS’nin 6/1 maddesi ile birlikte 6/3(c) maddesinin ihlal edildiğine;
4. Cumhuriyet Savcısı’nın tebliğnamesinin baꢀvurana tebliğ edilmemesi nedeniyle
A ĐHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiğine;
5. (a)AĐHS’nin 44. maddesinin 2. paragrafı gereğince kararın kesinleꢀtiği tarihten
itibaren üç ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Türk Lirası’na
çevrilmek üzere ve her türlü vergi ve kesintiden muaf tutularak Savunmacı Hükümet
tarafından baꢀvurana manevi tazminat olarak 2,000 Euro (iki bin Euro) ödenmesine;
(b)Yukarıda belirtilen üç aylık sürenin sona erdiği tarihten itibaren ödemenin
y a p ı l m a s ı n a k a d a r , A v r u p a M e r k e z B a n k a s ı ’ n ı n o d ö n e m i ç i n g e ç e r l i o l a n m a r j i n a l
kredi kolaylığı oranının üç puan fazlasına eꢀit oranda basit faiz uygulanmasına;
6. A d i l t a t m i n e i l i ꢀkin diğer taleplerin redded ilmesine karar vermi ꢀtir.
Đꢀbu karar Đngilizce olarak hazırlanmıꢀ ve AĐHM Đçtüzüğü’nün 77. maddesinin 2. ve 3.
paragrafları gereğince 13 Ekim 2009 tarihinde yazılı olarak bildirilmiꢀtir.
8
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło