25/02

WyrokETPCz2007-11-29ECLI:CE:ECHR:2007:1129JUD000002502

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy użycie siły przez policję podczas rozpraszania pokojowej demonstracji było nadmierne i stanowiło nieludzkie lub poniżające traktowanie, naruszając art. 3 Konwencji? Czy interwencja policji i wszczęte postępowanie karne naruszyły prawo skarżących do wolności zgromadzeń, gwarantowane w art. 11 Konwencji?
Ratio decidendi
W odniesieniu do art. 3, Trybunał uznał, że rząd nie przedstawił przekonującego uzasadnienia dla stopnia użytej siły wobec dwóch skarżących, których obrażenia zostały potwierdzone medycznie, co doprowadziło do stwierdzenia naruszenia. Co do art. 11, Trybunał stwierdził, że interwencja policji była nieproporcjonalna i nie była konieczna w społeczeństwie demokratycznym, biorąc pod uwagę pokojowy charakter demonstracji, jej krótki czas trwania oraz fakt, że władze miały wcześniejsze informacje o zgromadzeniu. Trybunał podkreślił również, że postępowanie karne, choć zakończone uniewinnieniem, wywołało efekt mrożący, co podtrzymało status ofiar skarżących.
Stan faktyczny
5 sierpnia 2000 r. skarżący i 39 innych osób zgromadzili się w Stambule, aby zaprotestować przeciwko więzieniom typu F i wygłosić oświadczenie prasowe. Policja, posiadając wcześniejsze informacje, nakazała im rozejście się z powodu braku powiadomienia. Demonstranci odmówili i próbowali maszerować. Policja użyła pałek i gazu łzawiącego, a następnie aresztowała wszystkich. Dwóch skarżących, Sema Gül i Semiha Kırkoç, doznało obrażeń potwierdzonych medycznie. Wszyscy byli przetrzymywani przez jeden dzień, a następnie postawiono im zarzuty udziału w nielegalnej demonstracji, z których zostali uniewinnieni w 2005 r. Ich skarga na nadmierne użycie siły przez policję została odrzucona w postępowaniu krajowym.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: 1. Uznał skargę pięciu skarżących (Erkal Balçık, Kubilay Đyit, Filiz Kalkan, Meral Kalanç i Gülsen Dinler) na podstawie art. 3 za niedopuszczalną, a pozostałą część skargi za dopuszczalną. 2. Połączył z meritum i odrzucił zarzut wstępny rządu dotyczący statusu ofiary skarżących w kontekście art. 11. 3. Stwierdził naruszenie art. 3 Konwencji w odniesieniu do skarżących Sema Gül i Semiha Kırkoç. 4. Stwierdził naruszenie art. 11 Konwencji. 5. Uznał, że nie ma potrzeby odrębnego rozpatrywania skarg skarżących na podstawie art. 7, 17 i 18. 6. Orzekł, że stwierdzenie naruszenia stanowi wystarczające zadośćuczynienie za szkodę niemajątkową dla skarżących Erkal Balçık, Kubilay Đyit, Filiz Kalkan, Meral Kalanç i Gülsen Dinler. 7. Zasądził, że państwo pozwane ma zapłacić skarżącym Sema Gül i Semiha Kırkoç po 3 000 EUR tytułem szkody niemajątkowej, powiększone o odsetki za zwłokę. 8. Oddalił pozostałe roszczenia dotyczące słusznego zadośćuczynienia.

Pełny tekst orzeczenia

COUNCIL   AVRUPA   OF EUROPE   KONSEYĐ   AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ   ÜÇÜNCÜ DAĐRE   BALÇIK VE DĐĞERLERĐ/TÜRKĐYE   (Baꢀvuru no. 25/02)   KARAR   STRAZBURG   Kasım 2007   Đꢀbu karar AĐHS’nin 44§2. maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecektir. ꢁekli   düzeltmelere tabi olabilir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2007. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   USULĐ ĐꢀLEMLER   Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan 25/02 no’lu davanın nedeni T.C.   vatandaꢀları Erkal Balçık, Kubilay Đyit, Filiz Kalkan, Semiha Kırkoç, Meral Kalanç, Sema   Gül ve Gülsen Dinler’in (“baꢀvuranlar”), Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne 20 Eylül 2001   tarihinde Avrupa Đnsan Hakları ve Temel Özgürlükler Sözleꢀmesi’nin (“AĐHS”) 34. maddesi   uyarınca yapmıꢀ olduğu baꢀvurudur.   Đlk baꢀvuran, Đstanbul Barosu avukatlarından Zeynel Polat ve diğer altı baꢀvuran yine   Đstanbul Barosu avukatlarından G. Altay tarafından temsil edilmiꢀtir.   OLAYLAR   I. DAVANIN KOꢀULLARI   Baꢀvuranlar sırasıyla 1967, 1979, 1971, 1963, 1979, 1973 ve 1972 doğumludur ve   Đstanbul’da yaꢀamaktadır.   Ağustos 2000’de bir grup göstericinin, basın açıklamasında bulunmak ve F-tipi   cezaevlerini protesto etmek için tramvay hattını durdurmak üzere Đstanbul’daki Đstiklal   Caddesi’nde toplanacağına iliꢀkin bir istihbarat raporu alan polis memurları ve çevik kuvvet   mensupları, söz konusu mevkiye yerleꢀtirilmiꢀtir. Öğlen vakti baꢀvuranlar 39 kiꢀiyle, F-tipi   cezaevlerini protesto etme amaçlı bir basın açıklaması yapmak üzere Đstiklal Caddesi’nde   toplanmıꢀtır. Polis grubun dağılmasını ve toplanmaya son verilmesini istemiꢀ ve gruba,   yetkili makamların haberdar edilmemesi nedeniyle gösterinin kanuna aykırı olduğunu   bildirmiꢀtir. Göstericiler uymayı reddetmiꢀ, sloganlar atarak ve basın açıklamasını yüksek   sesle okuyarak Đstiklal Caddesi boyunca ilerlemeye teꢀebbüs etmiꢀtir. Müteakiben, 12.30   sıralarında cop ve göz yaꢀartıcı gaz kullandığı iddia edilen polis, grubu dağıtmıꢀtır.   Baꢀvuranlar yanlarındaki 39 kiꢀiyle birlikte yakalanmıꢀtır. Baꢀvuranlardan Sema Gül ve   Semiha Kırkoç daha sonra Taksim Hastanesi’ne kaldırılmıꢀtır.   Sema Gül’ü muayene eden doktor, her iki kolunda çürükler ve ayaklarında ꢀiꢀlik   olduğunu kaydetmiꢀtir.   Semiha Kırkoç’u muayene eden doktor, sol paryetal lobda 4 cm.lik uzun bir yırtılma   bulunduğunu kaydetmiꢀtir.   Diğer baꢀvuranlar hakkında sağlık raporu bulunmamaktadır.   Ağustos 2000 tarihli olay raporunda, güvenlik güçlerinin emirlere uymayan grubu   dağıtmak için güç kullanmak durumunda kaldığı belirtilmiꢀtir. Ayrıca olay sırasında bir polis   memurunun yaralandığı da kaydedilmiꢀtir.   Baꢀvuranlar müteakiben bir gün boyunca alıkonuldukları Beyoğlu Merkez Polis   Karakolu’na ve Karaköy Polis Karakolu’na götürülmüꢀtür.   Ertesi gün Beyoğlu Cumhuriyet Savcısı’nın emri üzerine serbest bırakılmıꢀlardır.   Belirsiz bir günde, baꢀvuranlar kendilerini yakalayan polisler aleyhine Beyoğlu   Cumhuriyet Savcısı’na bir dilekçe sunmuꢀtur. Dilekçelerinde diğer hususlar meyanında (inter   alia) yakalanmalarının ve yakalanmaları sırasında ve sonrasında polis memurlarının aꢀırı güç   kullanmasının kanuna aykırı olduğuna dair ꢀikayette bulunmuꢀlardır.   Ocak 2001’de Beyoğlu Cumhuriyet Savcısı, ilgili tarihte görevde bulunan polis   memurları hakkında takipsizlik kararı vermiꢀtir. Kararında, güvenlik güçlerince kullanılan   gücün 2559 sayılı Polis Vazife ve Selahiyet Kanunu’na uygun olduğu ve aꢀırı olmadığı   sonucuna varmıꢀtır. Cumhuriyet Savcısı davacıların ꢀikayetlerine konu yaraların, orantılı olan   güç kullanımından kaynaklandığı kanısındadır.   Baꢀvuranlar, Cumhuriyet Savcısı’nın kararına itiraz etmiꢀtir.   Haziran 2001’de Đstanbul Ağır Ceza Mahkemesi baꢀvuranların itirazını   reddetmiꢀtir.   Bu esnada, 14 Ağustos 2000’de Beyoğlu Cumhuriyet Savcısı, Beyoğlu Ceza   Mahkemesi’ne bir iddianame sunmuꢀtur. Baꢀvuranları 2911 sayılı Kanun’un 28/1. maddesi   uyarınca önceden izin almaksızın yasadıꢀı bir gösteride yer almak ve polis memurlarının   uyarılarına rağmen dağılmamakla suçlamıꢀtır.   Eylül 2005’te Beyoğlu Ceza Mahkemesi, baꢀvuranların beraatine karar vermiꢀtir.   Mahkeme, basın açıklaması yapmanın anayasal bir hak olduğu ve bu hakkın kullanılması için   önceden izin almaya gerek olmadığı sonucuna varmıꢀtır. Mahkeme ayrıca sanıklara   dağılmaları için uyarıda bulunulduğunun tüm göstericilerce duyulduğunun kesin olmadığını   gözlemlemiꢀtir. Sanıkların, anayasal haklarını kullanmıꢀ ve sonuç olarak herhangi bir suç   iꢀlememiꢀ olduklarına karar vermiꢀtir.   HUKUK   I. AĐHS’NĐN 3. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI   Baꢀvuranlar, AĐHS’nin 3. maddesine dayanarak yakalanmaları sırasında kullanılan   gücün, aꢀırı ve orantısız olduğundan ve kötü muamele teꢀkil ettiğinden ꢀikayetçi olmuꢀtur. 3.   madde aꢀağıda kaydedilmiꢀtir:   “Hiç kimse iꢀkenceye, insanlık dıꢀı ya da onur kırıcı ceza veya iꢀlemlere tabi tutulamaz.”   1. Hükümet’in ön itirazları   Hükümet, AĐHM’den AĐHS’nin 35/1. maddesi bağlamındaki iç hukuk yollarının   tüketilmemiꢀ olması nedeniyle baꢀvuruyu kabul etmemesini istemiꢀtir. Baꢀvuranların, idare   mahkemelerinde dava açarak uğradıklarını iddia ettikleri zararın telafisini isteyebilecekleri   halde baꢀvuruda bulunmadıklarını ileri sürmüꢀtür. Ayrıca, baꢀvurunun söz konusu kısmının   altı aylık zaman sınırı içersinde yapılmadığını ileri sürmüꢀtür.   Hükümet’in iç hukuk yollarının tüketilmemesi hususundaki ön itirazına iliꢀkin AĐHM,   daha önce de benzer davalarda Hükümet’in ön itirazını değerlendirmiꢀ ve reddetmiꢀ olduğunu   yinelemektedir. Mevcut davada, yukarıda kaydedilen baꢀvuruda varmıꢀ olduğu sonuçlardan   farklı bir sonuca varmasına neden olacak özel koꢀullar görmemektedir. Sonuç olarak,   Hükümet’in ön itirazının bu kısmını reddetmektedir.   Hükümet’in altı ay kuralı hususundaki ikinci itirazına iliꢀkin AĐHM, AĐHS’nin 35/1.   maddesi uyarınca, bir baꢀvuruya nihai kararın verildiği tarihten itibaren altı ay içerisinde   bakabileceğini yinelemektedir. Söz konusu davada, baꢀvuranların kötü muamele iddialarına   iliꢀkin nihai karar, Đstanbul Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 25 Haziran 2001’de verilmiꢀtir.   Mahkemeye 20 Eylül 2001’de sunulmasından dolayı baꢀvurunun bu kısmı, altı aylık zaman   sınırı içerisinde yapılmıꢀtır. Yukarıda kaydedilenler ıꢀığında AĐHM aynı zamanda   Hükümet’in itirazlarının bu kısmını da reddetmektedir.   2. Baꢀvuranlar Erkal Balçık, Kubilay Đyit, Filiz Kalkan, Meral Kalanç ve Gülsen Dinler’e   iliꢀkin   AĐHM, kötü muamele iddialarının uygun kanıtlarla desteklenmesi gerektiğini   hatırlatmaktadır. Bu tür kanıtları değerlendirirken genel olarak “makul ꢀüphenin ötesinde”   kanıt standardını uygulamaktadır. Ancak böyle bir kanıt yeterince güçlü, açık ve anlamlı   çıkarımların veya çürütülemeyen benzer karinelerin varlığı ile ortaya konabilmektedir.   Söz konusu davada baꢀvuranlar Erkal Balçık, Kubilay Đyit, Filiz Kalkan, Meral Kalanç   ve Gülsen Dinler, polisin gösteriyi dağıtmak için aꢀırı güç kullanması sonucu yaralandıkları   hususunda ꢀikayette bulunmuꢀtur. Bununla birlikte, baꢀvuranların iddialarının doğruluğuna   iliꢀkin ꢀüpheler uyandıran bir çok unsur mevcuttur. AĐHM, baꢀvuranların olayın ertesi günü   serbest bırakılmalarına rağmen ꢀikayetlerini destekleyecek tıbbi bir rapor ya da iddialarına   destekleyici bir ağırlık kazandırabilecek kanıtlar sunmadıklarını gözlemlemektedir. Dava   dosyasında baꢀvuranların olay sırasında iddia ettikleri gibi yaralandıklarını gösteren bir   materyal mevcut değildir.   Yukarıda kaydedilenler ıꢀığında AĐHM, baꢀvuranlar Erkal Balçık, Kubilay Đyit, Filiz   Kalkan, Meral Kalanç ve Gülsen Dinler’in iddialarına dayanak göstermedikleri ve bu nedenle,   baꢀvurunun bu kısmının AĐHS’nin 35. maddesinin 3. ve 4. paragrafları çerçevesinde   dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabuledilemez olduğuna karar verilmesi gerektiği   sonucuna varmaktadır.   3. Baꢀvuranlar Semiha Kırkoç ve Sema Gül’e iliꢀkin   AĐHM, Semiha Kırkoç ve Sema Gül’ün 3. maddenin ihlal edildiğine iliꢀkin   ꢀikayetlerinin, AĐHS’nin 35. maddesinin 3. ve 4. paragrafları çerçevesinde dayanaktan yoksun   olmadığını belirtmektedir. Ayrıca baꢀvurunun baꢀka açılardan bakıldığında da   kabuledilemezlik unsuru taꢀımadığını tespit etmektedir. Bu nedenle baꢀvuru, kabuledilebilir   niteliktedir.   AĐHM’nin birçok davada vurgulamıꢀ olduğu gibi 3. madde, demokratik toplumların   en temel değerlerinden birini kapsamakta olup, hiçbir sınırlamaya tabi değildir, ayrıca, 15.   maddenin 2. paragrafı uyarınca hiçbir koꢀulda istisnası olamamaktadır.   Yukarıda kaydedildiği gibi, kanıtlar değerlendirilirken genel olarak “makul ꢀüphenin   ötesinde” kanıt standardı uygulanmaktadır. Ancak böyle bir kanıt yeterince güçlü, açık ve   anlamlı çıkarımların veya çürütülemeyen benzer karinelerin varlığı ile ortaya   konabilmektedir. Ayrıca iddiaların, AĐHS’nin 2. ve 3. maddelerine dayanılarak öne sürüldüğü   hallerde AĐHM, özellikle kapsamlı bir incelemede bulunmalıdır.   AĐHM mevcut davada Semiha Kırkoç ve Sema Gül isimli baꢀvuranlarda gözlemlenen   yaralanmaların, 5 Ağustos 2000’deki olaylar sırasında polis tarafından güç kullanılması   sonucu ortaya çıkmıꢀ olduğunun taraflar arasında ihtilaf teꢀkil etmediğini belirtmektedir. Bu   aynı zamanda polisin gösterici grubunu dağıtmak için güç kullanması gerektiğinin belirtildiği   olay raporunda da görülmektedir.   Yukarıda kaydedilenleri göz önüne alan AĐHM, kullanılan gücün aꢀırı olmadığını ispat   etme görevinin Hükümet’e ait olduğu kanısındadır.   AĐHM, yetkili makamlara gösteri ile ilgili baꢀvuru yapılmamıꢀ olmasına rağmen,   polisin 5 Ağustos 2000’de Đstiklal Caddesi’nde bir grubun toplanacağına iliꢀkin istihbarat   aldığını gözlemlemektedir. Bu nedenle güvenlik güçleri, önleyici tedbirler alabilmiꢀlerdir.   Đlgili alan, birçok polis memuru ve acil müdahale gücü mensuplarınca güvenlik altına   alınmıꢀtır. Sonuç olarak, mevcut dava koꢀulları altında, güvenlik güçlerinin ön hazırlık   yapmaksızın harekete geçmek durumunda bırakıldığı söylenemez. AĐHM, grubun polisin   dağılın uyarılarına uymadığını belirtmektedir. Ancak, yukarıda ayrıntılı olarak kaydedilmiꢀ   olduğu gibi, dava dosyasında göstericilerin kamu düzeni için tehlike teꢀkil ettiğine iliꢀkin bir   materyal bulunmamaktadır. Bu noktada AĐHM, aynı zamanda baꢀvuranların aleyhlerindeki   suçlardan beraat ettikleri 19 Eylül 2005 tarihli Beyoğlu Ceza Mahkemesi kararına   değinmektedir. Yerel mahkeme, sanıkların basın açıklaması yaparak anayasal haklarını   kullandıkları ve hiçbir suç iꢀlememiꢀ oldukları sonucuna varmıꢀtır.   Bu koꢀullar altında AĐHM, Hükümet’in sağlık raporları ile yaralandıkları doğrulanan   baꢀvuranlara karꢀı kullanılan güç derecesini açıklamak veya haklı çıkarmak için dayanak   teꢀkil eden ikna edici ya da inandırıcı bir savunma sunmadığı sonucuna varmıꢀtır. Sonuç   olarak, Semiha Kırkoç ve Sema Gül’un yaralanmasının, sorumluluğu Hükümet’e ait olan bir   muamelenin sonucu gerçekleꢀtiği sonucuna varılmıꢀtır.   Bu nedenle Semiha Kırkoç ve Sema Gül açısından 3. madde ihlal edilmiꢀtir.   III. AĐHS’NĐN 9, 10 VE 11. MADDELERĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI   Baꢀvuranlar, polisin gösteriye müdahale etmesinin düꢀünce, ifade ve toplanma   özgürlüklerini ihlal ettiğini ileri sürmüꢀtür. Bu husustaki iddialarını AĐHS’nin 9., 10. ve 11.   maddelerine dayandırmıꢀlardır.   AĐHM, baꢀvuranların ꢀikayetlerinin 11. madde açısından incelenmesi gerektiği   kanısındadır.   A. Kabuledilebilirliğe iliꢁkin   Hükümet, baꢀvuranların 2005’te aleyhlerindeki suçlamalardan beraat etmeleri   nedeniyle bundan böyle, AĐHS’nin 34. maddesi bağlamında mağdur olarak kabul   edilemeyeceklerini ileri sürmüꢀtür.   AĐHM, Hükümet’in baꢀvuranların AĐHS’nin 11. maddesince öngörülen haklarının   ihlal edildiğini ileri süremeyeceklerine iliꢀkin iddiasının ꢀikayetinin esası ile yakından ilintili   olan bir sorunu ortaya çıkardığı kanaatindedir. Bu nedenle, Hükümet’in ön itirazı ile esası   birleꢀtirmektedir.   AĐHM ayrıca baꢀvurunun söz konusu kısmının AĐHS’nin 35/3. maddesi bağlamında   dayanaktan yoksun olmadığını kaydetmektedir. Ayrıca baꢀka açılardan bakıldığında da   baꢀvuruda kabuledilemezlik unsuru bulunmadığını tespit etmektedir. Bu nedenle baꢀvuru   kabuledilebilir niteliktedir.   B. Esas   1. Baꢀvuranların haklarına müdahale edilmesi   AĐHM, öncelikle AĐHS organlarının değiꢀmez yaklaꢀımına göre, hak veya özgürlük   ihlali “mağduru” kelimesinin, yürürlükte olan kanun veya iptal edilen kısımdan direkt olarak   etkilenen kiꢀiyi ifade ettiğini hatırlatmaktadır.   Mevcut davada taraflar arasında, baꢀvuranların toplanma hakkına müdahalenin ilk   ortaya çıkıꢀına iliꢀkin ihtilaf bulunmamaktadır. AĐHM yerel mahkemenin baꢀvuranları   aleyhlerindeki suçlardan beraat ettirdiğini doğrulamıꢀtır. Ancak, bu kararın 19 Eylül 2005’te,   olaydan yaklaꢀık 5 yıl sonra verildiğini göz ardı edememektedir. Aynı zamanda baꢀvuranların   gösteriye katılarak o tarihte tartıꢀmalı bir mesele olan F-tipi cezaevlerine dikkat çekmeyi   amaçladıklarını kaydetmektedir. AĐHM, gösteriye müdahale edilmesinin, polisin göstericileri   dağıtmak için güç kullanmasının ve müteakiben cezai takibat baꢀlatılmasının, caydırıcı bir   etkiye sahip olmuꢀ ve baꢀvuranların benzeri gösterilerde yer alma hususundaki cesaretlerini   kırmıꢀ olabileceği kanısındadır.   Yukarıda kaydedilenler ıꢀığında AĐHM, nihai sonuca bakılmaksızın baꢀvuranların   polis müdahalesinden ve aleyhlerinde baꢀlatılan cezai takibattan olumsuz etkilendikleri   kanaatindedir.   2. Müdahalenin gerekçesi   Hükümet, söz konusu gösterinin ilgili makamların haberdar edilmemesi nedeniyle   kanuna aykırı olarak düzenlendiğini belirtmiꢀtir. 11. maddenin ikinci paragrafının, karıꢀıklığı   önlemek için barıꢀçı toplantı hakkına kısıtlamalar getirdiğini ileri sürmüꢀtür.   AĐHM, yapılan müdahalenin “kanunda öngörüldüğü”, bir ya da daha fazla meꢀru   amaca hizmet ettiği ve söz konusu amaçların gerçekleꢀtirilmesi için “demokratik bir toplumda   gerekli olduğu” müddetçe 11. maddenin ihlaline yol açmayacağını yinelemektedir.   Bu bağlamda, mevcut davaya yapılan müdahalenin yasal bir dayanağı olduğu, 2911   Nolu Kanun’un 22. bölümü (Toplantı ve Yürüyüꢀ Kanunu), ve bu nedenle AĐHS’nin 11/2.   maddesi çerçevesinde “kanunda öngörüldüğü” kaydedilmiꢀtir. Meꢀru amaca iliꢀkin olarak   Hükümet, müdahalenin kamu düzeninin bozulmasını önleme amacını güttüğünü belirtmiꢀtir.   AĐHM, farklı bir sonuca varmak için gerekçe görmemektedir.   Müdahalenin, “demokratik bir toplumda gerekli olup olmadığı hususunda AĐHM,   öncelikle 11. maddeye iliꢀkin kararlarının dayandığı temel ilkelere değinmektedir. Söz konusu   içtihattan yetkili makamların, barıꢀçı tutumlarını ve tüm vatandaꢀların güvenliğini sağlamak   için, yapılan yasal gösteriler karꢀısında uygun tedbirleri alma görevlerinin bulunduğu   anlaꢀılmaktadır.   AĐHM ayrıca, Devletler’in yalnızca barıꢀçı toplantı hakkını korumakla değil aynı   zamanda, söz konusu hakka iliꢀkin makul ve direkt olmayan kısıtlamalardan kaçınmakla   yükümlü olduklarını belirtmektedir. Son olarak, 11. maddenin asıl amacının, kiꢀiyi yetkili   makamların korunan haklarının uygulanmasına keyfi olarak müdahale etmekten koruması   olmasına rağmen, bu hakların etkin ꢀekilde kullanılmasını temin edecek pozitif yükümlülükler   de mevcut olabildiği kanısındadır.   AĐHM öncelikle bu ilkelerin, kamuya ait alanlarda düzenlenen gösteri ve yürüyüꢀlerde   de uygulanabileceği kanaatindedir. Ancak, kamu düzeni ve ulusal güvenliği sağlamak için a   priori Yüksek Sözleꢀmeci bir Taraf’ın, gösteri düzenlenmesinin izne tabi olmasını   gerektirdiği ve kurumların faaliyetlerini düzenlediği durumlarda, bunun 11. maddeye aykırı   olmadığını belirtmektedir.   Dahili mevzuatı göz önünde bulunduran AĐHM, söz konusu tarihte kamuya açık   alanda gösteri düzenlemek için izin gerekmediğini ancak, olaydan yetmiꢀ iki saat önce bilgi   vermek gerektiğini gözlemlemektedir. Esas itibariyle, bu nitelikteki düzenlemeler, AĐHS   tarafından koruma altına alınan barıꢀçı toplantı özgürlüğüne getirilen gizli bir engeli temsil   etmemelidir. Kamuya açık alanda düzenlenen gösteriler, günlük yaꢀam düzenini belirli bir   derecede bozabilir ve hoꢀ karꢀılanmayabilir. AĐHM, siyasi, kültürel veya diğer niteliklerdeki   bir olayın, gösterinin ya da toplantının düzgün ꢀekilde devam etmesini sağlamak için önleyici   güvenlik tedbirleri almanın, örneğin gösteri mahallinde ilk yardım hizmetleri sağlanması gibi,   önemli olduğu kanaatindedir. Bu durumda, gösteriyi düzenleyen derneklerin veya diğer   oluꢀumların, demokratik sürecin aktörleri olarak, yürürlükte düzenlemelere uymak suretiyle   söz konusu süreci yöneten kurallara saygılı olmaları gerekmektedir.   AĐHM önünde sunulan kanıtlardan, söz konusu davada polisin, gösterici grubuna   yürüyüꢀlerinin kanuna aykırı olduğunu, günün kalabalık bir vaktinde yapılması nedeniyle   kamu düzenine zarar vereceğini ve grubu dağıtmalarının emredildiğini bildirmiꢀtir.   Baꢀvuranlar ve diğer göstericiler, bu emirlere uymamıꢀ ve yürüyüꢀe devam etmeye teꢀebbüs   etmiꢀtir.   Ancak, grubun tramvay hattını engellemek dıꢀında kamu düzenine bir tehdit   oluꢀturduğuna iliꢀkin kanıt bulunmamaktadır. AĐHM, söz konusu grubun tartıꢀmalı bir mesele   olan F-tipi cezaevlerinin durumuna dikkat çekmeyi isteyen kırk iki kiꢀiden oluꢀtuğunu   belirtmektedir. Gösterinin öğlene doğru baꢀladığı ve yarım saat içerisinde, 12.30’da grubun   yakalanması ile sona erdiği gözlemlenmiꢀtir. Bu nedenle AĐHM, özellikle yetkili makamların   gösteriyi sona erdirmedeki sabırsızlığını anlaꢀılır bulmamaktadır. Bu noktada AĐHM ayrıca   hiçbir bilgi verilmemesine rağmen yetkili makamların, o tarihte bu tür bir gösteri yapılacağına   iliꢀkin bilgi almıꢀ ve böylece önleyici tedbirler alabilmiꢀ olduğunu hatırlatmaktadır.   AĐHM, göstericiler ꢀiddet içeren fiiller sergilemedikleri sürece, AĐHS’nin 11.   maddesince teminat altına alınan toplantı özgürlüğünün esasına bağlı kalınmak isteniyorsa,   resmi makamların barıꢀçı toplantılar hususunda belirli derecede hoꢀgörü göstermelerinin   önemli olduğu kanısındadır.   Dolayısıyla, AĐHM söz konusu davada polisin ꢀiddet içeren müdahalesinin, ölçüsüz   olduğu ve AĐHS’nin 11. maddesinin ikinci paragrafı bağlamında karmaꢀanın engellenmesi   için gerekli olmadığı kanaatindedir.   Yukarıda kaydedilenler göz önünde alındığında AĐHM, Hükümet’in baꢀvuranın   mağdur statüsünün ortadan kaldırılması iddiasına iliꢀkin ön itirazını reddetmekte ve AĐHS’nin   11. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmaktadır.   III. AĐHS’NĐN 7., 17. VE 18. MADDELERĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI   Baꢀvuranlar AĐHS’nin 7. maddesine dayanarak, yerel hukuk uyarınca cezayı   gerektiren bir suç teꢀkil etmeyen fiillerinden dolayı yakalandıklarını ve aleyhlerinde cezai   takibat baꢀlatıldığını ileri sürmüꢀtür. Baꢀvuranlar ayrıca düꢀünce, ifade ve toplantı   özgürlüklerine getirilen kanuna aykırı kısıtlamaların, aleyhlerinde baꢀlatılan cezai takibatın ve   yerel adli makamlar önünde ꢀikayette bulunamamalarının AĐHS’nin 17. ve 18. maddelerinin   ihlal edildiği anlamına geldiği hususunda ꢀikayette bulunmuꢀtur.   AĐHM, söz konusu ꢀikayetlerin yukarıda incelenen ꢀikayetle alakalı olduğunu ve   benzer ꢀekilde kabuledilebilir olduğuna karar verilmesi gerektiğini kaydetmektedir.   AĐHS’nin 11. maddesindeki ihlal bulgusuna değinen AĐHM, mevcut baꢀvuruda ortaya   konan esas yasal sorunu incelediği kanaatindedir.   Dava olaylarını ve tarafların görüꢀlerini göz önüne alan AĐHM, mevcut ꢀikayetlere   iliꢀkin ayrı bir karar vermeye gerek bulunmadığı sonucuna varmıꢀtır.   IV. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI   AĐHS’nin 41. maddesine göre   “Mahkeme iꢀbu Sözleꢀme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleꢀmeci   Tarafın iç hukuk bu ihlali ancak kısmen telafi edilebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete   uygun surette, zarar gören tarafın adil tazminine hükmeder.”   A. Tazminat   Baꢀvuranlar manevi tazminat olarak 10,000 Euro (EUR) talep etmiꢀtir.   Hükümet bu talebe itiraz etmiꢀtir.   AĐHM, AĐHS’nin 11. maddesinin ihlal edildiğinin tespitinin baꢀvuranlar için yeterli   tazmin teꢀkil ettiği kanısındadır. Ancak, Semal Gül ve Semiha Kırkoç isimli iki baꢀvurana   iliꢀkin olarak AĐHS’nin 3. maddesinin ihlal edildiğinin tespiti çerçevesinde, hakkaniyete   uygun olarak AĐHM, söz konusu iki baꢀvurana manevi tazminat olarak 3,000 EUR   ödenmesine gerektiğine karar vermiꢀtir.   B. Yargılama masraf ve harcamaları   AĐHM önünde yaptıkları masraflar için birinci baꢀvuran, 3,500 EUR ve diğer altı   baꢀvuran 5,500 EUR talep etmiꢀtir.   Hükümet söz konusu taleplere itiraz etmiꢀtir.   AĐHM içtihadına göre baꢀvuran, gerçek ve gerekli oldukları kanıtlandığı ve miktarları   makul olduğu sürece yaptığı masrafların telafi edilmesi hakkına sahiptir. Mevcut davada   AĐHM, baꢀvuranların yalnızca Đstanbul Barosu’nun ücret tarifesine atıfta bulunduklarını ve   iddialarını destekleyen belgeler sunmadıklarını belirtmektedir. Bu nedenle AĐHM söz konusu   baꢀlık altında tazminat ödenmemesine karar vermiꢀtir.   C. Gecikme Faizi   Gecikme faizi Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı orana   yüzde üç puanlık bir ekleme yapılarak belirlenecektir.   BU GEREKÇELERE DAYANARAK, AĐHM OYBĐRLĐĞĐ ĐLE   1. Erkal Balçık, Kubilay Đyit, Filiz Kalkan, Meral Kalanç ve Gülsen Dinler isimli baꢀvuranlara   iliꢀkin 3. madde hususunda yapılan ꢀikayetin kabuledilemez ve baꢀvurunun kalan kısmının   kabuledilebilir olduğuna;   2. Hükümet’in, baꢀvuranların AĐHS’nin 11. maddesi bağlamındaki mağdur statülerine iliꢀkin   ön itirazını esas ile birleꢀtirmeye ve reddetmeye;   3. Semal Gül ve Semiha Kırkoç isimli iki baꢀvurana iliꢀkin olarak AĐHS’nin 3. maddesinin   ihlal edildiğine;   4. AĐHS’nin 11. maddesinin ihlal edildiğine;   5. Baꢀvuranların, AĐHS’nin 7., 17. ve 18. maddeleri uyarınca ortaya koydukları diğer   ꢀikayetleri ayrı olarak incelemenin gerekli olmadığına;   6. Đhlal bulgusunun kendi baꢀına baꢀvuranlardan Erkal Balçık, Kubilay Đyit, Filiz Kalkan,   Meral Kalanç ve Gülsen Dinler’in, uğradıkları manevi zarar için adil tatmin teꢀkil ettiğine;   7. (a) AĐHS’nin 44. maddesinin 2. paragrafı gereğince kararın kesinleꢀtiği tarihten itibaren üç   ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Yeni Türk Lirası’na çevrilmek üzere ve her   türlü vergi ve kesintiden muaf tutularak Savunmacı Hükümet tarafından baꢀvuranlar Sema   Gül ve Semiha Kırkoç’un herbirine manevi tazminat olarak 3,000 (üç bin) EUR ödenmesi   gerektiğine;   (b) Sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar, Avrupa   Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan fazlasına eꢀit oranda faiz   uygulanmasına,   8. Adil tatmine iliꢀkin diğer taleplerin reddedilmesine karar vermiꢀtir.   Đꢀbu karar, Đngilizce olarak hazırlanmıꢀ ve Mahkeme Đç Tüzüğü’nün 77. maddesinin 2. ve   3. paragrafları gereğince 29 Kasım 2007 tarihinde yazılı olarak bildirilmiꢀtir.

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło