25067/94;25068/94
WyrokETPCz1999-07-08ECLI:CE:ECHR:1999:0708JUD002506794
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
Czy skazanie skarżących za opublikowanie wywiadu dotyczącego kwestii kurdyjskiej stanowiło nieproporcjonalną ingerencję w ich wolność wyrażania opinii, naruszając art. 10 Konwencji? Czy skazanie naruszyło zasadę legalności kar z art. 7 Konwencji?Ratio decidendi
Trybunał uznał, że ingerencja w wolność wyrażania opinii skarżących, wynikająca z ich skazania za opublikowanie wywiadu, była przewidziana prawem i miała uzasadniony cel (ochrona bezpieczeństwa narodowego i integralności terytorialnej). Jednakże, Trybunał stwierdził, że ingerencja ta nie była "konieczna w demokratycznym społeczeństwie", ponieważ wywiad miał charakter analityczny i nie zawierał podżegania do przemocy. Trybunał uznał, że władze krajowe nie wzięły pod uwagę prawa społeczeństwa do otrzymywania informacji o różnych perspektywach na sytuację w południowo-wschodniej Turcji, a nałożone kary były nieproporcjonalne. W odniesieniu do art. 7, Trybunał uznał, że przepis krajowy (art. 8 ustawy antyterrorystycznej) był wystarczająco jasny, aby skarżący mogli przewidzieć konsekwencje swoich działań, stąd brak naruszenia.Stan faktyczny
Skarżący Ümit Erdoğdu, redaktor odpowiedzialny miesięcznika "Demokrat Muhalefet", oraz Selami Đnce, dziennikarz, opublikowali w styczniu 1992 roku wywiad z socjologiem Dr. Đ.B. dotyczący kwestii kurdyjskiej w Turcji. Wywiad analizował sytuację w południowo-wschodniej Turcji, rolę PKK i możliwość powstania państwa kurdyjskiego. Skarżący zostali oskarżeni i skazani przez Sąd Bezpieczeństwa Państwa w Stambule na podstawie art. 8 ustawy antyterrorystycznej z 1991 roku za propagandę na rzecz naruszenia integralności państwa. Wyroki te zostały utrzymane w mocy przez Sąd Kasacyjny, a późniejsze zmiany w ustawie antyterrorystycznej doprowadziły do ponownego rozpatrzenia sprawy, w wyniku czego kary zostały złagodzone i warunkowo zawieszone.Rozstrzygnięcie
Trybunał odrzuca zarzut wstępny Rządu dotyczący dopuszczalności skargi. Stwierdza naruszenie art. 10 Konwencji w odniesieniu do obu skarżących. Stwierdza brak naruszenia art. 7 Konwencji w odniesieniu do obu skarżących. Zasądza od pozwanego państwa na rzecz każdego ze skarżących 30 000 franków francuskich (FRF) tytułem szkody niemajątkowej. Zasądza od pozwanego państwa na rzecz Ümita Erdoğdu 10 000 FRF tytułem kosztów i wydatków. Zasądza od pozwanego państwa na rzecz Selami Đnce 10 000 FRF, pomniejszone o 7 996 FRF otrzymane w ramach pomocy prawnej, tytułem kosztów i wydatków. Odrzuca pozostałe żądania skarżących dotyczące słusznego zadośćuczynienia.Pełny tekst orzeczenia
CONSEIL DE
L'EUROPE
AVRUPA
KONSEYİ
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
ERDOĞDU VE ĐNCE / TÜRKĐYE DAVASI
(25067/94 ve 25068/94)
Strazburg Temmuz 1999
USULĐ ĐꢀLEMLER . Dava, Sözleꢁme'nin 32 madde 1. fıkra ve 47. maddesinde öngörülen üç aylık süre içinde, Mart 1998 tarihinde Avrupa Đnsan Hakları Komisyonu (“Komisyon”) tarafından
Sözleꢁmenin 19. maddesi uyarınca Mahkememize sunulmuꢁtur. Türk vatandaꢁları olan Sn.
Ümit Erdoğdu ve Sn. Selami Đnce tarafından 24 Ağustos 1994 tarihinde eski Madde 25
kapsamında Türkiye Cumhuriyeti aleyhine Komisyon'a sunulmuꢁ olan baꢁvurulara (No.
25067/94 ve 25068/94) dayanmaktadır.
Komisyonun talebi Sözleꢁme'nin eski 44. ve 48. Maddelerine ve Türkiye tarafından
mahkemenin zorunlu yetkisinin tanındığı bildirgeye (Eski 46. Madde) dayanmaktadır. Talebin
amacı, dava esaslarının, davalı Devlet tarafından Sözleꢁme'nin 7. Maddesi ve 10. Maddesi
kapsamındaki yükümlülüklerin ihlalini ortaya koyup koymadığına iliꢁkin bir kararın
verilmesidir. . Mahkeme'nin Eski A Đçtüzüğünün 33. Maddesinin 3. Fıkrasının (d) bendi uyarınca
yapılmıꢁ olan soruꢁturmaya cevaben baꢁvuranlar, adli takibata katılmak istediklerini belirtmiꢁ
ve kendilerini temsil etmek üzere bir avukat tayin etmiꢁlerdir (Đçtüzük 30. madde). Ardından o
zamanki Mahkeme baꢁkanı Sn. R. Bernhardt tarafından anılan avukata yazılı prosedürde
Türkçe dilini kullanma izni verilmiꢁtir. (Eski içtüzük 27. madde 3. fıkra). Daha sonra ise yeni
Mahkeme Baꢁkanı Sn. L. Wildhaber tarafından anılan avukata sözlü prosedürde Türkçe dilini
kullanma izni verilmiꢁtir (Đçtüzük 36. madde 5. fıkra). . 11 nolu Protokolün yürürlüğe girmesinden önce meydana gelebilecek usul hususlarına
iliꢁkin iꢁlemleri yürütmek üzere kurulmuꢁ olan (Sözleꢁme'nin 43. Maddesi ve eski Đçtüzük 21.
madde) Dairenin Baꢁkanı Sn. Bernhardt, Sekreter aracılığıyla hareket ederek, Türkiye
Cumhuriyeti (“Hükümet”) Temsilcisi, baꢁvuranların avukatı ve Komisyon Delegesinden
yazılı prosedürün organizasyonu hakkındaki görüꢁlerini bildirmelerini istemiꢁtir. Bunun
sonucunda gönderilen talebe iliꢁkin olarak Sekreter, Hükümetin ve baꢁvuranların görüꢁlerini
sırasıyla 24 ve 25 Ağustos 1998 tarihlerinde almıꢁtır. 29 Eylül 1998 tarihinde Hükümet,
Sekreterya'ya görüꢁlerini destelemek amacıyla ek bilgi göndermiꢁtir ve 30 Kasım 1998
tarihinde baꢁvuranlar adil tazmin taleplerine iliꢁkin görüꢁlerini sunmuꢁlardır. Aralık 1998 tarihinde ikinci baꢁvuran, Sn. Đnce, adil tazmin talebine iliꢁkin detayları
sunmuꢁtur. 26 ꢀubat 1999 tarihinde ise Hükümet, her iki baꢁvuranın adil tazmin taleplerine
iliꢁkin görüꢁlerini sunmuꢁtur.
______________________________________________________________________________________
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 1999. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.
. 11 Nolu Protokolün 1 Kasım 1998 tarihinde yürürlüğe girmesinden sonra ve anılan
Protokolün 5. Maddesinin 5. Fıkrası uyarınca dava Büyük Daireye sunulmuꢁtur. 22 Ekim tarihinde Sn. Wildhaber adaletin doğru ꢁekilde tecelli edebilmesi için, mevcut dava ile
Türkiye aleyhinde diğer on iki dava olan: Karataꢁ v. Türkiye (Baꢁvuru no. 23168/94); Arslan
v. Türkiye (no. 23462/94); Polat - Türkiye (no. 23500/94); Ceylan - Türkiye (no. 23556/94);
Okçuoğlu - Türkiye (no. 24246/94); Gerger - Türkiye (no. 24919/94); Sürek - Türkiye no. 1
(no. 26682/95); Baꢁkaya ve Okçuoğlu -
Türkiye (no. 23536/94 ve 24408/94); Sürek ve Özdemir - Türkiye (no. 23927/94 ve 24277/94);
Sürek - Türkiye no. 2 (no. 24122/94); Sürek - Türkiye no. 3 (no. 24735/94) ve Sürek -
Türkiye no. 4 (no. 24762/94) davalarının birleꢁtirilmesine karar vermiꢁtir. . Bu amaca yönelik olarak oluꢁturulan Büyük Daire, Türkiye adına re'sen seçilen Sn. R.
Türmen'i (Sözleꢁmenin 27. Maddesinin 2. Fıkrası ve Mahkeme Đçtüzüğünün 24. Maddesinin 4.
Fıkrası), Mahkeme Baꢁkanı Sn. Wildhaber, Mahkeme Baꢁkan Yardımcısı Sn. E. Palm ve
Bölümlerin Baꢁkan Yardımcıları Sn. J.-P. Costa ve Sn. M. Fischbach'ın (Sözleꢁmenin 27.
Maddesinin 3. Fıkrası ve Đçtüzüğün 24. Maddesinin 3 ve 5 (a) Fıkrası) katılımı ile oluꢁmuꢁtur.
Büyük Dairenin tamamlanması için atanan diğer üyeler: Sn. A. Pastor Ridruejo, Sn. G.
Bonello, Sn. J. Makarczyk, Sn. P. Kuris, Sn. F. Tulkens, Sn. V. Stráznická, Sn. V. Butkevych,
Sn. J. Casadevall, Sn. H.S. Greve, Sn. A. B. Baka, Sn. R. Maruste, ve Sn. S. Botoucharova
(Đçtüzüğün 24. Maddesinin 3. Fıkrası ve 100. Maddesinin 4. fıkrası). Kasım 1998 tarihinde Sn. Wildhaber Đçtüzüğün 28. Maddesinin 4. Fıkrası uyarınca Büyük
Daire tarafından verilen Oğur - Türkiye kararı ile ilgili olarak davadan çekilen Sn. Türmen'i
duruꢁmaya katılmaktan muaf tutmuꢁtur. 16 Aralık 1998 tarihinde Hükümet ad hoc hakim
olarak Sn. F. Gölcüklü'nün atandığını Sekreterya'ya bildirmiꢁtir (29. Maddenin 1. Fıkrası).
Ardından davanın ileri aꢁamalarına katılamayacak olan Sn. Botoucharova'nın yerine Sn. K.
Traja atanmıꢁtır (Đçtüzüğün 24. Maddesinin 5. Fıkrasının (b) bendi). . Mahkeme'nin daveti üzerine (Đçtüzük 99. madde) Komisyon, Büyük Daire nezdindeki
takibata katılmak üzere üyelerinden biri olan Sn. D. Svaby'yi atamıꢁtır. . Baꢁkanın kararına uygun olarak duruꢁma 1 Mart 1999 tarihinde Gerger - Türkiye davası
ile birlikte Strazburg Đnsan Hakları Mahkemesinde halka açık olarak gerçekleꢁtirilmiꢁtir.
Mahkeme duruꢁma öncesinde bir hazırlık toplantısı yapmıꢁ ve duruꢁmada baꢁvuranların
kendilerini halka açık duruꢁmada temsil etmek üzere Sn. E. ꢀansal'ı atamasının kabul
edilmesine karar vermiꢁtir.
Mahkeme huzurunda bulunanlar:
(a) Hükümet adına
Sn. D. Tezcan , Ajan ,
Sn. M. Özmen , Ajan Yardımcısı ,
Sn. B. Çalıꢁkan ,
Sn. G. Akyüz ,
Sn. A. Günyaktı ,
Sn. F. Polat ,
Sn. A. Emüler ,
Sn. I. Batmaz Keremoğlu ,
Sn. B. Yıldız ,
Sn. Y. Özbek , Danıꢁmanlar ;
(b) Komisyon adına
Sn. D. Šváby Delege ;
(c) Baꢁvuranlar adına
Sn. E. ꢀansal , Ankara Barosu, Avukat .
Mahkeme, Sn. Šváby, Sn. ꢀ ansal ve Sn. Tezcan'ın beyanlarını dinlemiꢁtir.
DAVA ESASLARI
I. DAVA ĐLE ĐLGĐLĐ OLAYLAR
A. Baꢁvuranlar . Đlgili tarihte birinci baꢁvuran, Sn. Ümit Erdoğdu, Đstanbul'da yayınlanan aylık Demokrat
Muhalefet dergisinin sorumlu yazı iꢁleri müdürüdür. Derginin Ocak 1992 sayısında ikinci
baꢁvuran Selami Đnce'nin bir Türk Sosyoloğu olan Dr. Đ.B. ile yaptığı bir röportaj
yayınlanmıꢁtır.
B. Dava Konusu yayın . Söz konusu röportajın önemli bölümlerinin bir tercümesi aꢁağıdaki ꢁekildedir:
“S: Demirel «Kürt gerçeğini» nasıl ve hangi ölçüde kabul edecektir? Onun «gerçeklik»
anlayıꢁının Devlet politikasını temsil ettiği söylenebilir mi?
C: Kürdistan'da ꢁimdi bir silahlı direniꢁ olması nedeniyle Hükümet bazı gerçekleri kabul
etmeye zorlanacaktır. ... Türk kuvvetleri tarafından uygulanan ꢁiddet PKK'nın yükseliꢁ ve
ilerlemesini durduramaz ...
S: Devlet, Kürdistan'a iliꢁkin yeni resmi politikasını nasıl ꢁekillendirecektir? Resmi
ideolojinin hangi hususları değiꢁecek ve nasıl değiꢁtirileceklerdir? Bunun Kürt halkının
günlük yaꢁamında nasıl etkileri olacaktır?
C: … Türkiye'de Hükümet ve Devlet iki ayrı ꢁeydir. Devlet, üyeleri atama ile gelen kurumlar
ve organlar vasıtasıyla iꢁlev görür. Bu kurum ve organlar Devlet'in gücünü
temsil ederler. Hükümet, yani siyasi güç Devlet'in gücüne karꢁı çok hafif bir yük taꢁımaktadır.
Hükümetler bu yüzden Devlet idaresi tarafından sık sık görevden alınabilmektedir. Resmi
ideoloji sadece uzun vadede değiꢁtirilebilir ve bunu değiꢁtirmeye muktedir olan güçler
hükümet dıꢁı siyasi ve sosyal kuvvetler ve bunların mücadeleleridir. Örneğin PKK'nın fikir ve
eylemlerinin özü resmi ideolojiyi değiꢁtirebilecek, Türkiye'nin siyasi sahnesinin atanan
kurumlarının etkisini indirgeyebilecek ve halk tarafından seçilen parlamentonun ağırlığını
artırabilecek durumdadır.
Benim gayri resmi, kendi kanaatıma göre Kürtlerin ve özellikle PKK'nın etkisi daha da
artacaktır. PKK'nın hem Kürt hem de Türk toplumları üzerindeki etkisi geniꢁleyecek ve
derinleꢁecektir. Ve bu etki büyüdükçe, «Kürt gerçekliğinin » tanınması yönünde,
politikalarında hükümetler tarafından daha ciddi adımlar atılacaktır. Devletin, bu iꢁlemde
Hükümeti engellemeye çalıꢁacağı ve bazı fikir ve politikaları saptırmayı deneyeceği barizdir.
Ayrıca, Hükümet'in Devlet'in gücüne karꢁı koyabildiği ve atanmıꢁ olan kurum ve organları
kontrol edebildiği, yani gerçek güce sahip olduğu sürece hayatta kalacağı da ortadadır.
Bu değiꢁiklikler Kürtlerin günlük hayatlarına da yansıyacaktır. Đncelemeler ve araꢁtırmalar
Kürt dili, tarihi ve halk bilimi gibi alanlarda geliꢁecektir. Kürt toplumunun özgünlüğü Kürt
kitleleri arasında daha da vurgulanacaktır. Ulusal bilinçlilik ve özgürlük isteği daha da
güçlendirilecek ve yayılacaktır. Bağımsızlık fikri ve hissi geliꢁecektir.
S: ꢀimdiye kadar «Ben bir Kürdüm ve ꢁimdiki ve gelecekteki yaꢁamım için politika ile
ilgileniyorum » diyen insanların Kürdistan ve Türkiye'de «kendi çıkarları için politikaya
atılmaya baꢁladığı» gözlenmektedir. Bu durumu ne tür geliꢁmeler ortaya koymuꢁtur? Hukuk
alanında Kürtlerin bir siyasi konuya ihtiyacı var mıdır? Eğer varsa, bu nasıl bir ꢁekil almalıdır?
C: ꢀüphesiz ki, bu geliꢁmelerin en önemli nedeni PKK tarafından yaklaꢁık olarak sekiz yıldır
sürdürülmekte olan silahlı mücadele olmuꢁtur. Gerilla savaꢁı, geleneksel Kürt toplumunda
baꢁlıca sosyal ve siyasi değiꢁikliklere neden olmuꢁtur. Geleneksel değerler bir kargaꢁa
içindedir. 15 Ağustos 1984 tarihinden bu yana halk arasında Kürt gerilla savaꢁçıları için
yaygın bir destek sağlanmıꢁtır. Ulusal bilinç ꢁimdi Kürt toplumunda geliꢁmektedir ve bu süreç
hızla yayılmaktadır. Ve, bu süreç içinde siyasi oluꢁumun özerklik ve bağımsızlık yönünde
Kürt çıkarları için kullanıldığını görmekteyiz. Daha önceleri baꢁkaları ve baꢁka uluslara
hizmet etmek üzere siyaset ile ilgilenen Kürtler ꢁimdi Kürt halkına hizmet etmek için siyaset
ile ilgilenmektedir. Türk ırkçılığı ve sömürgeciliğine karꢁı sağlıklı ulusal bilinç geliꢁmektedir.
Tüm bunların, 15 Ağustos tarihindeki Kürt gerilla savaꢁının baꢁlatılmasından sonra meydana
geldiğini söylemek durumu aꢁırı basitleꢁtirmek olacaktır. Bu süreç, daha gerilere dayanan
köklere sahiptir ve belirleyici olan PKK tarafından baꢁlatılan yeni süreçtir... Kürdistan'da
yasadıꢁı olan kimdir? Gerillalar mı yoksa Türk silahlı kuvvetlerinin özel timleri mi?
S: Sağ kanat medyası ve MÇP (Milliyetçi Çalıꢁma Partisi) tarafından teꢁvik edilen ꢁovenist
Türk milliyetçi dalgasına karꢁı koymak için neler yapılmalıdır? Türk ve Kürt halkları arasında
bir karꢁı karꢁıya gelme olasılığı var mıdır? Bu nasıl engellenebilir?
C: Kürtler ulusu için ölüyorlar. Türkler ne için ölüyor? Onların Kürdistan'da ne iꢁi var?
S: PKK'nın Kürdistan'daki hegemonyasının, artık «çift güçten » bahsedilebilecek düzeye
geldiği bir süredir tartıꢁılmaktadır. Öcalan, yazılarında Botan-Behdinan bölgesinde
«Hükümet-Devlet oluꢁumundan» bahsetmektedir. PKK'nın Kürdistan'daki ve Türk
siyasetindeki gelecekteki müdahalelerine iliꢁkin herhangi bir iꢁaret mevcut mudur?
C: Türk Devleti Botan gibi bazı bölgelerde ꢁimdiden askerlerini çekmiꢁ ve polis karakollarını
tahliye etmiꢁtir. ... Bu bir Devlet oluꢁumunun baꢁlangıcı olarak adlandırılabilir. ...”
C. Yetkililer tarafından alınan önlemler
1. Baꢁvuranlar aleyhindeki suçlamalar . 23 Mart 1992 tarihli iddianame ile Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet
Savcısı, baꢁvuranları yukarıda anılan röportajın yayınlanması ile Devlet'in bölünmez
bütünlüğüne karꢁı propaganda yapmak ile suçlamıꢁtır. Suçlamalar Terörle Mücadele
Yasasının (bundan böyle “1991 Yasası” olarak anılacaktır, bkz. aꢁağıdaki 19. paragraf) 8.
maddesi uyarınca yapılmıꢁtır.
2. Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi huzurunda yapılan takibatlar . Devlet Güvenlik Mahkemesi nezdinde yapılan takibatta baꢁvuranlar suçlamaları
reddetmiꢁtir. Suçlanan röportajın sadece Dr. Đ.B'nin ifadelerinin bir sureti olduğunu
belirtmiꢁlerdir. Bir röportajın yayınlanmasının bir suç teꢁkil edemeyeceğini ve Türkiye'deki
en yüksek yetkililer tarafından benzer görüꢁlerin belirtildiğini savunmuꢁlardır.
3. Baꢁvuranların mahkumiyeti . 12 Ağustos 1993 tarihli karar ile Đstanbul Devlet güvenlik Mahkemesi baꢁvuranları 1991
Yasasının 8. Maddesi kapsamındaki suçlardan suçlu bulmuꢁtur. Birinci baꢁvuran 8. Maddenin
ikinci fıkrası uyarınca beꢁ yıl hapis cezası ile 41,666,666 Türk Lirası (TL) para cezasına
çarptırılmıꢁtır. Đkinci baꢁvuran ise 8. maddenin birinci fıkrası uyarınca bir yıl sekiz ay hapis
cezası ile 41,666,666 TL para cezasına çarptırılmıꢁtır. . Mahkeme, muhakemesinde röportaj yapılan ꢁahsın ifadelerinden belli alıntıları baz
almıꢁtır. Aꢁağıdaki ifadelerin Devletin bölünmez bütünlüğüne karꢁı propaganda olduğu
sonucuna varmıꢁtır: “... ꢁimdi Kürdistan'da bir silahlı direniꢁ olduğundan Hükümetin bazı
gerçekleri kabul etmesi gerekmektedir ...”; “... Türk kuvvetleri tarafından uygulanan ꢁiddet
PKK'nın yükseliꢁini ve ilerlemesini durduramayacaktır ...”; “PKK'nın görüꢁ ve eylemlerinin
temeli ... resmi ideolojiyi değiꢁtirebilir ...”, “Kürtlerin, özellikle de PKK'nın etkisi daha da
büyüyecektir. PKK'nın hem Kürt hem de Türk toplumlarındaki etkisi geniꢁleyecek ve
derinleꢁecektir ...”; “... ulusal bilinç ve bağımsızlık isteği daha da güçlenip, geniꢁleyecektir.
Bağımsızlık fikri ve hissi geliꢁecektir ...”; “... geliꢁmelerin en önemli nedeni, yaklaꢁık olarak
sekiz yıldır PKK tarafından sürdürülmekte olan silahlı mücadeledir ...”, “... Kürdistan'da
yasadıꢁı olan kimdir? Gerillalar mı yoksa Türk silahlı kuvvetlerinin özel timi mi? ...”; Kürtler
ulusları için ölüyorlar, Türkler ne için ölüyor? Kürdistan'da ne iꢁleri var? ...”; “... Türk Devleti
ꢁimdiden Botan gibi bazı bölgelerden askerlerini çekmiꢁ ve polis karakollarını tahliye
etmiꢁtir ...”; “ ... bu bir Devlet oluꢁumunun baꢁlangıcı olarak kabul edilebilir ...”.
4. Baꢁvuranların mahkumiyeti temyiz etmesi
. Baꢁvuranlar mahkumiyet kararını temyiz etmiꢁlerdir. 1 ꢀubat 1994 tarihinde, Yargıtay
temyiz baꢁvurusunu reddetmiꢁtir. Devlet güvenlik Mahkemesinin delil tespiti ve
baꢁvuranların savunmasının reddedilmesine iliꢁkin gerekçelerini onamıꢁtır. Karar,
baꢁvuranlara 21 ꢀubat 1994 tarihinde tebliğ edilmiꢁtir.
5. Müteakip takibat . 27 Ekim 1995 tarih ve 4126 sayılı Kanun ile 1991 Tarihli Yasada yapılan değiꢁiklikler
sonrasında (bkz. aꢁağıdaki 19 ve 20. paragraflar), Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi
baꢁvuranların davalarını re'sen yeniden incelemiꢁtir. Aralık 1995 tarihinde mahkeme birinci baꢁvuranı beꢁ ay hapis cezası ve 41,666,666 TL
para cezasına ve ikinci baꢁvuranı ise bir yıl bir ay on gün hapis cezası ve 111,111,110 TL para
cezasına çarptırmıꢁtır. Mahkeme cezalarının infazının ꢁartlı olarak tecilini emretmiꢁtir. . Baꢁvuranlar bu mahkumiyet kararlarını temyiz etmiꢁlerdir. 7 Nisan 1997 tarihinde
Yargıtay tarafından Devlet Güvenlik Mahkemesinin kararı bozulmuꢁtur. Sn. Erdoğdu ile ilgili
olarak Yargıtay, baꢁvuranın sorumlu müdür sıfatıyla yargılandığına ve bu nedenle kendisine
verilen hapis cezasının paraya çevrilmesi gerektiğine ve aksi takdirde kararın kanunlara aykırı
olacağına iꢁaret etmiꢁtir. Sn. Đnce ile ilgili olarak Yargıtay, baꢁvuranın avukatına Devlet
Güvenlik Mahkemesi nezdinde yapılacak olan duruꢁma tarihinin usulüne uygun olarak
bildirilmediğini tespit etmiꢁtir. . 9 Eylül 1997 tarihinde Devlet Güvenlik Mahkemesinde bir duruꢁma yapılmıꢁtır. 14
Ağustos 1997 tarihinde yürürlüğe giren 4304 sayılı Kanun hükümlerini dikkate alarak
Mahkeme, anılan kanunun 1. Maddesi uyarınca Sn. Erdoğdu'ya iliꢁkin nihai hükmün teciline
karar vermiꢁtir. Bu karar, 2. Madde (bkz. aꢁağıdaki 21. paragraf) kapsamında belirtilen
ꢁartlara tabi tutulmuꢁtur. Mahkeme Sn. Đnce'nin mahkumiyetinde ve kendisine verilen cezada
değiꢁiklik yapmamıꢁ ancak, yargılama sırasındaki iyi halinden dolayı infazını ertelemiꢁtir.
II. ĐLGĐLĐ ĐÇ HUKUK
A. Ceza Kanunu
1. Basın Kanunu ( 15 Temmuz 1950 Tarih ve 5680 Sayılı Kanun) . 1950 Tarihli Basın Kanunu'nun ilgili hükümleri ꢁöyledir:
3. Madde
“Gazetelere, haber ajansları neꢁriyatına ve belli aralıklarla yayınlanan diğer bütün basılmıꢁ
eserlere bu Kanunda "mevkute" denir.
Basılmıꢁ eserlerin herkesin görebileceği veya girebileceği yerlerde gösterilmesi veya asılması
veya dağıtılması veya dinletilmesi veya satılması veya satıꢁa arzı ‘neꢁir' sayılır.
Fiilin ayrıca suç teꢁkil etmesi hali müstesna olmak üzere, basın suçu neꢁir ile vücut bulur.”
2. Terörle Mücadele Kanunu (12 Nisan 1991 Tarih ve 3713 Sayılı Kanun) . 1991 Tarihli Terörle Mücadele Kanunu'nun ilgili hükümleri ꢁu ꢁekildedir:
8. Madde
(27 Ekim 1995 Tarih ve 4126 Sayılı Kanun ile değiꢁtirilmeden önceki hali)
“Türkiye Cumhuriyeti Devletinin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı hedef
alan yazılı ve sözlü propaganda ile toplantı, gösteri ve yürüyüꢁ kullanılan yöntem veya amaca
bakılmaksızın, yapılamaz. Yapanlar hakkında iki yıldan beꢁ yıla kadar hapis ve elli milyon
liradan yüz milyon liraya kadar ağır para cezası hükmolunur.
Birinci fıkrada belirtilen propaganda suçunun 5680 sayılı Basın Kanununun 3 üncü
maddesinde belirtilen mevkuteler vasıtası ile iꢁlenmesi halinde, ayrıca sahiplerine de mevkute
bir aydan az süreli ise, bir önceki ay ortalama satıꢁ miktarının veya suçun mevkuteler
haricinde basılı malzemeleri içermesi veya mevkutenin yeni açılmıꢁ olması durumunda en
büyük tiraja sahip olan günlük gazetenin bir önceki ay ortalama satıꢁ miktarının yüzde
doksanı kadar ağır para cezası verilir. Ancak, bu para cezaları yüz milyon liradan az olamaz.
Bu mevkutelerin sorumlu müdürlerine, sahiplerine verilecek para cezasının yarısı uygulanır
ve altı aydan iki yıla kadar hapis cezası hükmolunur.”
8. Madde
(27 Ekim 1995 tarih ve 4126 Sayılı Kanun ile değiꢁik)
“Türkiye Cumhuriyeti Devletinin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı hedef
alan yazılı ve sözlü propaganda ile toplantı, gösteri ve yürüyüꢁ yapılamaz. Yapanlar hakkında
bir yıldan üç yıla kadar hapis ve yüz milyon liradan üç yüz milyon liraya kadar ağır para
cezası hükmolunur. Bu suçun mükerreren iꢁlenmesi halinde, verilecek cezalar paraya
çevrilemez.
Birinci fıkrada belirtilen propaganda suçunun 5680 sayılı Basın Kanununun 3 üncü
maddesinde belirtilen mevkuteler vasıtası ile iꢁlenmesi halinde, ayrıca sahiplerine de mevkute
bir aydan az süreli ise, bir önceki ay ortalama satıꢁ miktarının yüzde doksanı kadar ağır para
cezası verilir. Ancak, bu para cezaları yüz milyon liradan az olamaz. Bu mevkutelerin
sorumlu müdürlerine, sahiplerine verilecek para cezasının yarısı uygulanır ve altı aydan iki
yıla kadar hapis cezası hükmolunur.
Birinci fıkrada belirtilen propaganda suçunun ikinci fıkrada yazılı mevkuteler dıꢁında basılı
eser ve sair kitle iletiꢁim araçları ile iꢁlenmesi halinde, sorumluları ve ayrıca kitle iletiꢁim
araçları sahipleri hakkında altı aydan iki yıla kadar hapis, yüz milyon liradan üç yüz milyon
liraya kadar ağır para cezası hükmolunur…
…”
13. Madde
(27 Ekim 1995 Tarih ve 4126 Sayılı Kanun ile değiꢁtirilmeden önceki hali)
“Bu Kanun kapsamına giren suçlardan dolayı verilen cezalar, para cezasına veya tedbirlerden
birine çevrilemez ve ertelenemez.”
13. Madde
(27 Ekim 1995 Tarih ve 4126 Sayılı Kanun ile değiꢁik)
“Bu Kanun kapsamına giren suçlardan dolayı verilen cezalar, para cezasına veya tedbirlerden
birine çevrilemez ve ertelenemez.
Ancak bu madde hükmü, 8'inci madde uyarınca verilen mahkumiyet kararları için
uygulanmaz .”
17. Madde
“Bu Kanun kapsamına giren suçlardan mahkum olanlardan, … ꢁahsi hürriyeti bağlayıcı
cezalara mahkum edilmiꢁ olanlar hükümlülük süresinin 3/4'ünü çekmiꢁ olup da iyi halli
hükümlü niteliğinde bulundukları takdirde talepleri olmaksızın ꢁartla salıverilirler.
…
Bu hükümlüler hakkında, 647 sayılı Cezaların Đnfazı Hakkında Kanunun 19 uncu maddesinin
bir ve ikinci fıkraları … hükümleri uygulanmaz.”
3. 3713 Sayılı Kanun'un 8. ve 13. Maddelerini değiꢁtiren 27 Ekim 1995 tarih ve 4126 Sayılı
Kanun . 27 Ekim 1995 tarih ve 4126 Sayılı Kanun'un yürürlüğe girmesinden sonra 1991 Tarihli
Terörle Mücadele Kanunu'nda aꢁağıdaki değiꢁiklikler yapılmıꢁtır:
2. Maddeye iliꢁkin geçici hükümler
“Mevcut Kanunun yürürlüğe girmesi üzerine, kararı veren mahkeme Terörle Mücadele
Kanununun (3713 Sayılı Kanun) 8. Maddesi uyarınca mahkum edilmiꢁ olan ꢁahsın davasını
yeniden inceleyecek ve … 3713 Sayılı Kanunun 8. Maddesinde yapılan değiꢁikliğe uygun
olarak anılan ꢁahsa verilmiꢁ olan hapis cezasını yeniden değerlendirecek ve 13 Temmuz 1965
tarih ve 647 Sayılı kanunun 4 ve 6 . maddelerinden faydalanması gerekip gerekmediği
konusunda karar verecektir.”
4. 12.7.1997 tarihine kadar sorulu müdür sıfatı ile iꢁlenen suçlara iliꢁkin dava ve cezaların
ertelenmesine dair 14 Ağustos 1997 tarih ve 4304 sayılı kanun . Aꢁağıdaki hükümler Basın Kanunu kapsamındaki suçlar ile ilgilidir:
1. Madde
“12.7.1997 tarihine kadar iꢁlenmiꢁ suçlar nedeniyle 5680 sayılı Basın Kanununun 16'ncı
maddesi veya sair kanunlar hükümlerine göre sorumlu müdür sıfatıyla mahkum edilmiꢁ
bulunan kimselerin cezaların infazı ertelenmiꢁtir.
Halen cezalarını çekmekte bulunan sorumlu müdürler hakkında da birinci fıkra hükmü
uygulanır.
Đꢁlenen suçlardan dolayı sorumlu müdür hakkında henüz takibata geçilmemiꢁ veya hazırlık
soruꢁturmasına giriꢁilmiꢁ olmakla beraber dava açılmamıꢁ veya son soruꢁturma aꢁamasına
geçilmiꢁ olmakla beraber henüz hüküm kurulmamıꢁ veya verilen hüküm kesinleꢁmemiꢁ ise,
davanın açılması veya kesin hükme bağlanması ertelenir.”
2. Madde
“Haklarında 1. inci madde hükümleri uygulanmıꢁ bulunan sorumlu müdürler, ertelenme
tarihinden itibaren üç yıl içerisinde iꢁlenen kasıtlı bir cürümden dolayı sorumlu müdür
sıfatıyla mahkum edildiklerinde ertelenen cezalar aynen çektirilir.
…
Sorumlu müdürün infazı ertelenen mahkumiyetinden bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihe
kadar çektiği kısmı, birinci fıkrada belirtilen halde çekilecek cezaya mahsup edilir. ꢀartla
salıverilmeye iliꢁkin hükümler saklıdır.
Üç yıllık süre, sorumlu müdür sıfatıyla yeniden kasıtlı bir cürümden mahkum edilmeksizin
geçirildiğinde, sorumlu müdür hakkındaki 12 Temmuz 1997 öncesine iliꢁkin mahkumiyet
vaki olmamıꢁ sayılır veya bu suçtan dolayı kamu davası açılmaz. Açılmıꢁ olan davanın
ortadan kaldırılmasına karar verilir.”
5. Cezaların Đnfazı Hakkında Kanun (13 Temmuz 1965 tarih ve 647 Sayılı Kanun) . 1965 Tarihli Cezaların Đnfaz Kanunu aꢁağıdaki hükümleri içermektedir:
5. Madde
“Para cezası kanunda yazılı hadler arasında tayin olunacak bir miktar paranın Devlet
Hazinesine ödenmesinden ibarettir..
…
Hükümlü, tebliğ olunan ödeme emri üzerine belli süre içerisinde para cezasını ödemezse,
Cumhuriyet Savcısının kararıyla bir gün on bin lira sayılmak üzere hapsedilir.
…
Para cezası yerine çektirilen hapis cezası 3 yılı geçemez …”
19(1). Madde
“…ꢁahsi hürriyeti bağlayıcı cezalara mahkum edilmiꢁ olanlar hükümlülük süresinin yarısını
çekmiꢁ olup da … iyi halli hükümlü niteliğinde bulundukları takdirde, talepleri olmasa dahi
ꢁahsi ꢁartla salıverilirler...”
6. Ceza Muhakemeleri Usul Kanunu (1412 Sayılı Kanun) . Ceza Muhakemeleri Usul Kanunu aꢁağıdaki hükümleri içerir:
307. Madde
“Temyiz ancak hükmün kanuna muhalif olması sebebine müstenit olur.
Hukuki bir kaidenin tatbik edilmemesi yahut yanlıꢁ tatbik edilmesi kanuna muhalefettir .”
308. Madde
“Aꢁağıda yazılı hallerde kanuna mutlaka muhalefet edilmiꢁ sayılır.
1- Mahkemenin kanun dairesinde teꢁekkül etmemiꢁ olması;
2- Hakimlik vazifesine iꢁtirakten kanunen memnu olan bir hakimin hükme iꢁtirak etmesi;
…”
B. Hükümet Tarafından Sunulan Đçtihatlar . Hükümet, özellikle dini hususlar (Ceza Kanunu'nun 312. Maddesi) olmak üzere, halkı
husumet ve düꢁmanlığa teꢁvik etmek veya Devletin bölünmez bütünlüğüne karꢁı propaganda
yapmaktan (3713 Sayılı Kanun'un 8. Maddesi, bkz. yukarıdaki 19. paragraf) suçlanan
ꢁahıslara karꢁı yapılan suçlamaların geri alınması yönündeki Đstanbul Devlet Güvenlik
Mahkemesi Savcısının bazı kararlarının suretlerini sunmuꢁtur. Suçların yayınlar vasıtasıyla
iꢁlendiği davaların çoğunda, Savcının kararına gerekçe olarak gösterilen nedenler, davaların
zaman aꢁımına tabi olduğu, suçun bileꢁen unsurlarından bazılarının tespit edilememesi veya
yetersiz kanıt gibi bulguları içermiꢁtir. Diğer gerekçeler ise, söz konusu yayının dağıtılmamıꢁ
olması, kanun dıꢁı bir amacının olmaması, bir suçun iꢁlenmemiꢁ olması veya sorumluların
tanımlanamaması olmuꢁtur.
Ayrıca Hükümet, yukarıda anılan suçlardan yargılanan davalıların suçlu bulunmadıkları
davalara iliꢁkin çeꢁitli Devlet Güvenlik Mahkemesi kararlarını sunmuꢁtur. Bunlar aꢁağıda
belirtilen kararlardır: 19 Kasım (no. 1996/428) ve 27 Aralık 1996 (no. 1996/519); 6 Mart
(1997/33), 3 Haziran (no. 1997/102), 17 Ekim (no. 1997/527), 24 Ekim (no. 1997/ 541) ve 23
Aralık 1997 (no. 1997/606); 21 Ocak (no. 1998/ 8), 3 ꢀubat (no. 1998/ 14), 19 Mart (no.
1998/56), 21 Nisan (no. 1998/ 87) ve 17 Haziran 1998 (no. 1998/133). . Özellikle Kürt sorunu ile ilgili yazarlar aleyhindeki davalar ile ilgili olarak, bu davalarda
Devlet Güvenlik Mahkemeleri'nin kararları “propaganda” yapılmamıꢁ olduğu, suç
unsurlarının birinin bulunmadığı veya kullanılan kelimelerin bilimsel, tarihsel ve/veya tarafsız
özelliği gerekçelerine dayalı olmuꢁtur.
KOMĐSYON HUZURUNDA YAPILAN TAKĐBAT . Birinci baꢁvuran Sn. Ümit Erdoğdu ve ikinci baꢁvuran Sn. Selami Đnce 20 Ağustos 1994
tarihinde Komisyon'a baꢁvurmuꢁlardır. Suç konusu röportajın yayınlanmasından kaynaklanan
mahkumiyetlerinin kendilerinin düꢁünce özgürlüğü ve ifade özgürlüğüne haklı sebebe
dayanmayan bir müdahalenin yapıldığını dahası, 1991 Tarihli Terörle Mücadele Yasasının
ilgili hükmünün kendilerinin izin verilen ile yasaklanan hususlar arasında bir ayrım
yapmasına imkan vermeyecek ꢁekilde belirsiz olması sebebiyle iꢁlendiği tarihte ulusal ve
uluslararası hukukta suç teꢁkil etmeyen bir eylem nedeniyle mahkum edilmiꢁ olduklarını iddia
ederek sözleꢁmenin 9, 10 ve 7. maddeleri kapsamında baꢁvuruda bulunmuꢁlardır. . Komisyon, baꢁvuruların (no. 25067/94 ve 25068/94) sırasıyla 2 Eylül ve 14 Ekim 1996
tarihlerinde kabul edilebilirliğini ilan etmiꢁtir. 2 Aralık 1997 tarihinde Komisyon baꢁvuruları
birleꢁtirme kararı almıꢁtır. 11 Aralık 1997 tarihli raporunda (eski Madde 31) Komisyon,
Sözleꢁmenin 10. Maddesinin ihlal edildiği (31'e karꢁı bir oy ile) ve Sözleꢁmenin 7.
Maddesinin ihlal edilmediği (oybirliği ile) yönünde görüꢁ belirtmiꢁtir.
Komisyonun mütalaasının tam metni ve rapor içindeki ayrı mütalaa iꢁbu kararın ekleri olarak
sunulmuꢁtur .
MAHKEMEYE YAPILAN NĐHAĐ SUNUMLAR . Dilekçelerinde baꢁvuranlar Mahkeme'nin muhatap Devleti Sözleꢁmenin 7. ve 10.
Maddeleri kapsamındaki yükümlülüklerini ihlal etmekten suçlu bulunması ve Sözleꢁme'nin
41. Maddesi uyarınca kendilerine adil bir tazminatın karara bağlanmasını talep etmiꢁlerdir.
Hükümet, baꢁvuranların ꢁikayetlerinin altı aylık kurala uygun olmadığı gerekçesi ile
reddedilmesini talep etmiꢁtir. Alternatif olarak ise Mahkeme'den baꢁvuranlar tarafından iddia
edilen Maddelerin ihlal edilmediği yönünde bir karar verilmesini talep etmiꢁtir.
HUKUK AÇISINDAN
I. HÜKÜMET'ĐN ÖN ĐTĐRAZLARI . Hükümet, Sözleꢁme'nin altı ay kuralına uyulmadığı gerekçesi ile, Sözleꢁme'nin önceki
26. maddesi uyarınca baꢁvuruların Komisyon tarafından reddedilmesi gerektiği yönündeki
talebini yinelemiꢁtir. Baꢁvuranların davalarının Yargıtay tarafından 1 ꢀubat 1994 tarihinde
incelenmiꢁ olduğunu, kararın 9 ꢀubat tarihinde açıklandığını ve kendilerine 21 ꢀubat 1994
tarihinde tebliğ edildiğini, ancak baꢁvuruların Komisyon tarafından bu tarihlerden altı ayı
aꢁkın bir süre sonrasında, 24 Ağustos 1994 tarihinde kabul edildiğini belirtmiꢁtir. . Mahkeme, Yargıtay'ın kararının 21 ꢀubat 1994 tarihinde baꢁvuranlara tebliğ edildiğini
ve baꢁvuranların, baꢁvuruya iliꢁkin tüm ilgili ayrıntıları içeren ilk yazıꢁmanın 20 Ağustos tarihli bir yazı ile alındığını kabul etmektedir.
Komisyon'un görüꢁü doğrultusunda Mahkeme de, baꢁvuranların ilk yazısının, yazıda
belirtilen tarihten sadece dört gün sonrasında Komisyon tarafından alınmasının, mektubun
tarihinin geçmiꢁe dönük atılmıꢁ olduğu anlamına gelmediği görüꢁündedir. Bu nedenle
Hükümet'in ön itirazı Mahkeme tarafından reddedilmektedir.
II. DAVA KAPSAMI . Mahkeme baꢁvuranların, duruꢁmada kendilerini yargılayıp, mahkum eden Đstanbul
Devlet Güvenlik Mahkemesi'nin bağımsız ve tarafsız bir mahkeme olarak kabul
edilemeyeceğini ve bunun da Sözleꢁme'nin 6. Maddesinin 1. Fıkrasının ihlaline neden
olduğunu savunduklarını dikkate almaktadır. Ancak, bu ꢁikayet Komisyon huzurunda dile
getirilmemiꢁ olduğundan, Mahkeme nezdindeki dava kapsamında kabul edilemeyecektir. (bkz,
mutatis mutandis, diğer mercilerin yanı sıra 21 Ocak 1999 tarihli Janowski-Polonya davası, Hüküm ve Kararları Raporu , s. …, Madde 19). Bu nedenle Mahkeme, incelemelerini
baꢁvuranların Sözleꢁme'nin 7. ve 10. Maddeleri kapsamındaki ꢁikayetleri ile sınırlandıracaktır.
III. SÖZLEꢀME'NĐN 9. VE 10. MADDELERĐNĐN ĐHLALĐ ĐDDĐASI . Baꢁvuranlar, sırasıyla Sözleꢁme'nin 9. ve 10. maddeleri ile güvence altına alınmıꢁ olan
düꢁünce özgürlüğü ve ifade özgürlüklerine haklı sebep olmaksızın merciler tarafından
müdahale edildiğini iddia etmiꢁlerdir.
Mahkeme de, Komisyon'un görüꢁüne paralel olarak, baꢁvuranların ꢁikayetine iliꢁkin olayların,
aꢁağıdaki hükümleri öngören 10. Madde kapsamında incelenmesi gerektiği kanaatına
varmıꢁtır:
“1. Herkes görüꢁlerini açıklama ve anlatım özgürlüğüne sahiptir. Bu hak, kanaat özgürlüğünü,
kamu otoritelerinin müdahalesi ve ülke sınırlan söz konusu olmaksızın haber veya fikir alma
ve verme özgürlüğünü de içerir. Bu madde, devletlerin televizyon ve sinema iꢁletmelerini bir
izin rejimine bağlı tutmalarına engel değildir.
2. Kullanılması görev ve sorumluluk yükleyen bu özgürlükler, demokratik bir toplumda,
zorunlu tedbirler niteliğinde olarak, ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün veya kamu
güvenliğinin korunması, asayiꢁsizliğin veya suç iꢁlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın,
baꢁkalarının ün ve haklarının korunması, gizli kalması gereken haberlerin yayılmasına engel
olunması veya yargı gücünün otorite ve tarafsızlığının sağlanması için kanunla öngörülen bazı
formalitelere ꢁartlara,sınırlamalara ve yaptırımlara bağlanabilir. ” . Hükümet, baꢁvuranların ifade özgürlüklerine yapılan müdahalenin 10. Maddenin ikinci
Paragrafı hükümleri uyarınca haklı sebebe dayandırıldığını savunmuꢁtur. Diğer yandan,
Komisyon baꢁvuranların iddialarını kabul etmiꢁtir.
A. Müdahalenin Mevcudiyeti . Mahkeme baꢁvuranların 1991 Tarihli Terörle Mücadele Yasası'nın (“1991 Tarihli Yasa”)
8. bölümü uyarınca suçlu bulunup hüküm giymiꢁ olmaları nedeniyle, baꢁvuranların ifade
özgürlüğü hakkına bir müdahalenin yapılmıꢁ olduğunun açık ve tartıꢁamsız olduğunu
belirtmiꢁtir.
B. Müdahalenin Haklı Sebebe Dayanması . Yukarıda anılan müdahaleler, “kanunlar tarafından öngörüldüğü üzere”, 10. Maddenin 2.
Fıkrasında belirtilen haklı sebeplerden bir veya daha fazlasına dayandığı durumlar ile anılan
hedef veya hedeflerin elde edilmesi için demokratik bir toplumda gerekli olan durumların
haricinde, 10. Madde ihlallerini teꢁkil etmektedir. Mahkeme bu ölçütleri sırasıyla
inceleyecektir.
1. “Kanunlar Tarafından Öngörülme”
. Baꢁvuranlar, bu ꢁarta uygunluğun sağlanıp sağlanmadığı konusunda herhangi bir yorum
yapmamıꢁtır (ancak aꢁağıdaki 57. paragrafa bakınız). . Hükümet, baꢁvuranların aleyhinde alınan önlemlerin 1991 tarihli Yasanın 8. bölümüne
dayalı olduğunu belirtmiꢁtir. . Komisyon, ilgili suç tarihinde yürürlükte olan haliyle, 1991 tarihli Yasanın 8.
Bölümünün, gerektiğinde yasal görüꢁün alınmasından sonra baꢁvuranların tutumlarının
düzenlenmesini sağlayacak ꢁekilde açık hükümlere sahip olduğu ve bu sebeple öngörülme
ꢁartının yerine getirilmiꢁ olduğu kanaatına varmıꢁtır. Bu nedenle Komisyon, baꢁvuranların 10.
Madde kapsamında belirtilmiꢁ olan haklarına karꢁı yapılan müdahalenin kanunlar tarafından
öngörüldüğü kanaatına varmıꢁtır. . Mahkeme de, Komisyon'un görüꢁüne paralel olarak, mahkumiyetlerin 1991 Tarihli
Yasanın 8. Bölümü uyarınca olduğunu, bu sebeple ifade özgürlüğüne iliꢁkin uygulanan
müdahalelerin “kanun tarafından öngörülmüꢁ” olduğu kanaatına varmıꢁtır.
2. Meꢁru amaç . Baꢁvuranlar, 1991 Tarihli Yasanın 8. Bölümünün amacının Devlet'in resmi görüꢁü ile
uyuꢁmayan tüm fikirlerin susturulması olduğunu, bu nedenle, mahkumiyetlerinin herhangi bir
amaca yönelik olmadığını, mahkumiyete sebebiyet veren röportajın Kürtlere iliꢁkin bir
sosyalist ve bir araꢁtırma görevlisinin görüꢁlerini içerdiğini ve herhangi bir ꢁiddeti teꢁvik
etmediğini, herhangi bir bölücü propaganda içermediğini veya herhangi bir yasadıꢁı örgüt için
destek ifade etmediğini belirtmiꢁtir. . Hükümet, 1991 Tarihli Yasanın 8. maddesinde belirtilen bölücü propaganda yasağının,
muhatap Devlet'in toprak bütünlüğü ve ulusal birliğinin yanı sıra, terörizm tehdidi karꢁısında
kamu düzeninin ve ulusal güvenliğin korunmasına yönelik olduğunu savunmuꢁtur. . Komisyon kendi adına, baꢁvuranların mahkumiyetinin, yetkililerin terörist faaliyetler ile
mücadele ve ulusal güvenlik ve kamu emniyetinin sağlanmasına yönelik çalıꢁmalarının bir
parçası olduğunu ve bunun da 10. maddenin 2. fıkrası kapsamında meꢁru olduğu sonucuna
varmıꢁtır. . Mahkeme, Güneydoğu Türkiye'deki güvenlik durumunun hassasiyetini (Bkz. 25 Kasım tarihli Zana – Türkiye kararı, 1997-VII Raporları , s. 2539, 10. Madde) ve yetkililerin
gereksiz ꢁiddeti destekleyecek hareketlere karꢁı tetikte olma gereğini de dikkate alarak,
baꢁvuranların aleyhinde alınan önlemlerin, baꢁta ulusal güvenliğin ve ülke bütünlüğünün
korunması ve asayiꢁsizlik ve suçun önlenmesi olmak üzere, Hükümet tarafından belirlenen
belli amaçların uzantısı olduğu kanaatına varmıꢁtır.
Bu durum özellikle bölücü faaliyetlerin ꢁiddet kullanımına dayalı yöntemlere bağlı olduğu,
dava konusu olayların cereyan ettiği tarihlerdeki Güneydoğu Türkiye'deki durum için
geçerlidir.
3. “Demokratik Toplum içinde Gereklilik”
(a) Mahkeme huzurunda bulunanların iddiaları
(i) Baꢁvuranlar . Baꢁvuranlar yargılanmalarının ve hüküm giymelerinin kendilerinin ifade özgürlüğüne
karꢁı dayanaksız ve orantısız bir müdahale teꢁkil ettiğini vurgulamıꢁtır. Beyanlarında,
Türkiye'deki otoritelerin resmi konumu ile uyuꢁmayan fikirleri yayınlayan yayın organlarının
terörist örgüt lehine propaganda yapmakla suçlandığını ve ulusal güvenlik ve ülke
bütünlüğünün korunması bahanesi ile cezalandırıldığını belirtmiꢁtirler.
Suçlanan röportajın, hükümet koalisyonunu oluꢁturan partilerin yöneticilerinden askeri
yöneticilere kadar Kürt sorununa iliꢁkin geniꢁ bir fikirler yelpazesini içeren bir dosyanın bir
bölümünü teꢁkil ettiğini, Kürt durumunun bir analizi ꢁeklinde bir araꢁtırma görevlisi ve
sosyologun görüꢁlerini içerdiğini belirtmiꢁlerdir. tarihli Yasanın 1995 tarihli değiꢁikliğinin de, Türkiye'deki “fikir suçları” kavramını sona
erdiremediğini, bunun da baꢁvuranların mahkumiyet ve cezalarının, yeniden incelenmesine
rağmen bozulmadığı gerçeği ile sergilendiğini belirtmiꢁlerdir.
• Hükümet . Hükümet, söz konusu röportajda kullanılan dilin, Kürtlere bir ulusal meclis kurma
çağrısı ile Kürt asıllı vatandaꢁların duygu, zihin ve iradelerine hitap ettiğini, Kürdistan Đꢁçi
Partisi'ni (“PKK”), bu partinin Türkiye Cumhuriyeti ile girdiği silahlı çatıꢁmayı ꢁüphesiz
olarak kazanacak bir kurutuluꢁ ordusu olarak betimlediğini belirtmiꢁtir.
Röportaj, Irak sınırında Körfez Savaꢁı neticesinde meydana gelen karıꢁıklıktan faydalanan
PKK'nın hem askeri, hem de sivil hedefler olmak üzere, her yere saldırılar düzenlediği ve
günlük olarak düzinelerce kiꢁiyi toplu ꢁekilde öldürdüğü zamanlarda yayınlanmıꢁtır. Bu
nedenle, röportajı yapanların fikirleri bölücü ꢁiddete teꢁvik oluꢁturmuꢁtur. Röportajda
kullanılan ifadeler, Kürt asıllı okuyucuları Türkiye Devleti karꢁısında silahlı mücadeleye
teꢁvik etmiꢁ ve Kürt asıllı vatandaꢁlar tarafından yürütülen bölücü ꢁiddet ve “ulusal kurtuluꢁ”
hareketlerine manevi destek sağlamıꢁtır. Bunun basit bir analizden öte, PKK faaliyetlerinin
desteklenmesi ve böylece Kürt bağımsızlık mücadelesinin yüceltilmesine yönelik kesin bir
teꢁvik olduğunu belirtmiꢁtir.
PKK tarafından gerçekleꢁtirildiği ꢁekilde, sistematik olarak kadın, çocuk, öğretmen ve erlerin
öldürülmesine iliꢁkin öldürücü terörizm bağlamında, ꢁiddeti ve Türk toplumu içindeki çeꢁitli
kesimler arasında nefreti teꢁvik eden ve insan hakları ve demokratik ilkeleri ve kurumları
tehdit eden hareketleri teꢁkil edeceğinden, bölücü propagandanın yapılmasını yasaklayan
Türk otoritelerinin tüm faaliyetlerinin bir seçenekten öte bir görev olduğunu belirtmiꢁtir.
Bu bağlamda, 1991 Tarihli Yasanın 8. bölümü kapsamında baꢁvuranların suçlu bulunarak
hüküm giymesi, bu alandaki otoritelerin inisiyatif marjına girdiğini, müdahalelerin
Sözleꢁme'nin 10. Maddesinin 2. Fıkrası kapsamında meꢁru kılındığını belirtmiꢁtir.
(iii) Komisyon
. Komisyon, söz konusu röportajın temelde bir analitik özelliğe sahip olduğu
kanaatındadır. Röportajı veren kiꢁinin Kürt sorunu ve ilgili hususlara iliꢁkin görüꢁlerini ılımlı
bir ꢁekilde ifade ettiğini ve herhangi bir ꢁekilde Kürt bölücü çabaları bağlamında ꢁiddet
kullanımı ile kendisini bağdaꢁtırmadığını belirtmiꢁtir. Komisyon, baꢁvuranların ꢁiddetin
kullanımına iliꢁkin bağlılıklarını belirten herhangi bir yorumu eklemediğine dikkat çekmiꢁtir.
Komisyon, baꢁvuranların aleyhinde uygulanan önlemlerin etkisinin, önemli siyasi hususlar
konusunda kamuoyu tartıꢁmalarına caydırıcılık teꢁkil etmeye yönelik olduğu kanaatındadır.
Bu sebeple, Komisyon, Sözleꢁme'nin 10. Maddesinin ihlal edilmiꢁ olduğunu tespit etmiꢁtir.
(b) Mahkeme'nin değerlendirmesi . Mahkeme, örneğin Zana – Türkiye kararı (yukarıda belirtilmiꢁtir, ss. 2547-48, 51.
madde) ve 21 Ocak 1999 tarihli Fressoz ve Roire – Fransa Kararında (1999- Raporları , s. …,
45. Madde) olduğu üzere, kararlarının dayandığı temel ilkeleri vurgulamaktadır.
(i) Đfade özgürlüğü, demokratik bir toplumun zorunlu temellerinden birini ve toplumun
ilerlemesi ve her bireyin öz-güveni için gerekli temel ꢁartlardan birini teꢁkil etmektedir. 10.
Maddenin 2. Paragrafı uyarınca bu, kabul gören veya zararsız veya kayıtsızlık içeren
“bilgiler” veya “fikirler” için değil, aynı zamanda kırıcı, ꢁok edici veya rahatsız edici olanlar
için de geçerlidir. Bunlar, bir “demokratik toplumun” olmazsa olmaz çokseslilik, tolerans ve
hoꢁgörünün gerekleridir. 10. Maddede belirtilen ꢁekiliyle bu özgürlük, harfiyen uygulanması
gereken istisnalara tabidir ve her türlü sınırlamaya iliꢁkin ihtiyacın da inandırıcı bir ꢁekilde
tespit edilmesi gereklidir.
(ii) 10. Maddenin 2. Fıkrasında belirtilen anlamda “zaruri” sıfatı “acil bir sosyal ihtiyaç”
anlamındadır. Akit Devletler, anılan ihtiyacın mevcut olup olmadığının değerlendirilmesi
konusunda belli bir takdir marjına sahiptir. Ancak bağımsız bir mahkeme tarafından verilenler
de dahil olmak üzere, tabi olduğu yasama ve kararları kapsayacak ꢁekilde Avrupa denetimi ile
iç içe olmalıdır. Mahkeme bu sebeple, bir “sınırlamanın” Sözleꢁme'nin 10. Maddesinin
güvencesinde olan ifade özgürlüğü ile bağdaꢁıp bağdaꢁmadığı konusunda nihai kararı verme
yetkisini haizdir.
(iii) Denetim yetkisinin uygulanmasında Mahkeme müdahaleyi, suçlanan ifadeler ve bunların
ifade edildiği bağlam da dahil olmak üzere, davayı bir bütün olarak ele alarak incelemelidir.
Đlk olarak müdahalenin “meꢁru amaçlar ile orantılı” ve ulusal otoriteler tarafından anılan
müdahalenin meꢁru gösterilmesi için belirtilen gerekçelerin “ilgili ve yeterli” olup olmadığı
tespit edilmelidir. Bunu yaparken de Mahkeme, ulusal otoritelerin Madde 10 kapsamında
bulunan ilkelere uygun standartları uyguladığı ve ilgili bulguların kabul edilebilir bir
değerlendirmesine dayalı oldukları konusunda olumlu kanaata varmalıdır. . Baꢁvuranlar, sırasıyla editör ve gazeteci konumunda oldukları bir dergi vasıtasıyla
bölücü propaganda yapmak suçundan cezalandırıldığından, söz konusu müdahaleler ayrıca
basının, bir siyasi demokrasinin düzgün ꢁekilde iꢁlemesinin sağlanmasına iliꢁkin temel görevi
bağlamında da dikkate alınmalıdır (birçok diğer otoritenin yanı sıra bkz., 8 Temmuz 1986
tarihli Lingens - Avusturya kararı, A Serisi, No. 103. s. 26, Madde 41; ve yukarıda anılan
Fressoz ve Roire kararı, s. …, Madde 45). Basının, ꢁiddet tehdidi karꢁısında milli güvenlik
veya ülke bütünlüğünün korunması veya asayiꢁsizlik veya suçun engellenmesi için konmuꢁ
olan sınırlamaları aꢁmaması gerekmesine rağmen, bölücü olanlar da dahil olmak üzere, siyasi
hususlarda bilgi verilmesi bir zorunluluktur. Basının, anılan bilgileri ve fikirleri bildirme
zorunluluğunun yanı sıra, halkın da bunları almaya hakkı vardır. Basın özgürlüğü, kamuoyuna
siyasi liderlerin fikir ve tutumlarının keꢁfedilmesi ve bunlara iliꢁkin bir kanaat oluꢁturulması
için en iyi araçlardan birini sağlamaktadır (bkz. yukarıda anılan Lingens kararı, s. 26, Madde
41-42). . Mahkeme, suçlanan incelemenin bir Türk sosyolog ile bir mülakatı yayınladığını ve
burada sosyoloğun Türk Devleti'nin Kürt sorununa iliꢁkin tutumundaki olası değiꢁiklikleri
açıklamıꢁ olduğuna iꢁaret etmektedir. Son zamanlardaki Güneydoğudaki geliꢁmeler ıꢁığında,
bölgede Kürt kültürünün yeniden dirileceğini tahmin etmiꢁtir. Sosyolog ayrıca, PKK'nın
gerilla savaꢁının da Kürt toplumundaki dönüꢁüme nasıl katkıda bulunduğunu belirtmiꢁ ve bazı
bölgelerde Türk birliklerinin geri çekilmesi ve polis karakollarının Türk hükümeti tarafından
tahliyesi, bir Kürt Devleti'nin oluꢁumunun baꢁlangıcı olarak algılanabileceğini belirtmiꢁtir
(bkz. yukarıdaki 9. paragraf).
Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi, 1991 tarihli Yasanın 8. Bölümü kapsamında her iki
baꢁvurana karꢁı getirilen suçlamaların kanıtlanmıꢁ olduğu kararına varmıꢁtır (bkz. paragraf 12
ve 13). Röportajın yapıldığı ꢁahsın ifadelerine dayalı olarak, mahkeme re'sen anılan kanaatın
yayınlanmasını, Devletin bölünmez bütünlüğüne karꢁı bir propaganda olarak
değerlendirmiꢁtir. Mahkeme, Kürdistan'da bir silahlı direniꢁin olduğu, Türk kuvvetleri
tarafından uygulanan ꢁiddetin, “resmi ideolojiyi” değiꢁtirebilecek nitelikte olan ve Kürt ve
Türk toplumundaki etkinin büyümesine neden olabilecek PKK'nın yükseliꢁini ve ilerlemesini
durduramadığını, Kürtlerin ulusal bilinçliliği ve bağımsızlık isteğinin gittikçe
kuvvetleneceğini ve PKK'nın silahlı mücadelesinin, bir Kürt devletinin oluꢁumunun
baꢁlangıcına yol açan çeꢁitli bölgelerin Türk hükümeti tarafından tahliye edildiği de dahil
olmak üzere belli geliꢁmelerin önemli bir nedenini teꢁkil ettiğine iliꢁkin sosyolog görüꢁlerine
atıfta bulunmuꢁtur (bkz. yukarıdaki paragraf 13). . Yukarıda belirtilen müdahalenin gerekliliğinin değerlendirilmesi açısından, yukarıda
tespit edilen ilkeler ıꢁığında (bkz. paragraf 47 ve 48), Mahkeme Sözleꢁmenin 10. Maddesinin
2. Fıkrasında kamu çıkarlarına iliꢁkin siyasi konuꢁmalar veya sorunlara iliꢁkin tartıꢁmaların
sınırlanmasına dair çok dar bir kapsam olduğuna iꢁaret etmektedir (bkz. 25 Kasım 1996 tarihli
Wingrove – birleꢁik Kraliyet davası, 1996 Raporları -V, s. 1957, 58. Madde). Ayrıca, izin
verilebilir eleꢁtirilerin sınırları hükümet ile ilgili hususlarda, özel ꢁahıslar veya siyasetçiler
açısından daha geniꢁtir. Demokratik bir sistemdeki hareketler veya hükümetin ihmalleri
sadece yasama ve adli otoritelerin değil, aynı zamanda kamuoyunun da yakın takibinde
olmalıdır. Ayrıca, Hükümetin sahip olduğu egemen konum, özellikle haksız saldırılar ve
düꢁmanlarının eleꢁtirilerine cevap verilmesine iliꢁkin baꢁka araçların bulunduğu durumlarda,
cezai iꢁlemlere baꢁvurulması konusunda bir sınırlamanın uygulanmasını zorunlu kılmaktadır.
Bununla birlikte, kamu düzeninin garantörleri sıfatıyla hareketle, ceza kanunu niteliğinde
olanlar da dahil olmak üzere, anılan ifadelere doğru tepkiyi verecek ve aꢁırıya kaçmayacak
önlemlerin benimsenmesi Devlet otoritelerinin yetkisine açıktır (bkz. 9 Haziran 1998 tarihli
Incal – Türkiye kararı, 1998-IV Raporları, s. 1567, 54. Madde). Son olarak, anılan sözler bir
birey veya bir kamu görevlisi veya bir nüfusun bir kesimine karꢁı bir ꢁiddeti teꢁvik ettiği
durumlarda Devlet otoriteleri, ifade özgürlüğüne iliꢁkin müdahale gereğinin incelenmesinde
daha geniꢁ bir takdir marjına sahiptir. . Mahkeme, röportajda kullanılan kelimeler ve bu kelimelerin yayınlanmıꢁ olduğu bağlam
üzerinde özellikle duracaktır. Bağlam açısından, kendisine sunulan davaların tarihçelerine,
özellikle terörizmin engellenmesine iliꢁkin sorunları dikkate alacaktır. (bkz. yukarıda
belirtilen Incal – Türkiye kararı, s. 1568, 58. Madde).
Suç konusu yayının, bir Türk sosyolog ile yapılan bir röportaj olduğunu ve yayınlanmıꢁ
haliyle görüꢁlerinin, öncelikli olarak Türk toplumunda yer edinmeye baꢁlayan PKK
ideolojisini ve bir Kürt devletinin temellerinin nasıl oluꢁtuğuna iliꢁkin hususlara iliꢁkin
olduğuna iꢁaret edilmektedir. PKK'nın Kürt bağımsızlık mücadelesindeki rolünü açıkça
savunmaksızın, röportajın yapıldığı ꢁahıs, bu durumu temelde sosyolojik açıdan Türk
Devletinin tepkileri bazında analiz etmiꢁtir. . Komisyon ile paralel olarak Mahkeme, röportajın içeriğinin analitik nitelikte olduğu ve
metnin, ꢁiddete yönelik tahrike iliꢁkin bölümler içermediği görüꢁündedir. Mahkeme doğal
olarak, yaklaꢁık 1985 yılından bu yana bölgenin büyük bir çoğunluğunda olağanüstü hal ilan
edilmesini gerektiren, çok ciddi can kayıplarına yol açan, güvenlik kuvvetleri ile PKK
elemanları arasında ciddi olayların meydana geldiği bölgedeki güvenlik durumunu
ciddileꢁtirecek sözler ve eylemler konusunda otoritelerin endiꢁesinin bilincindedir (bkz.
yukarıda anılan Zana kararı, s. 2539, 10. Madde). Ancak, söz konusu davada yerel otoritelerin,
kendileri açısından her ne kadar kabul edilemez olursa olsun, Güneydoğu Türkiye'deki
durumun farklı bir bakıꢁ açısından bildirilmesine iliꢁkin kamu haklarını yeterli ölçüde dikkate
almadığı anlaꢁılmaktadır. Daha önce belirtildiği üzere, röportajlarda belirtilen görüꢁler ꢁiddete
tahrik ꢁeklinde algılanamaz ve ꢁiddeti tahrik edebilecek ꢁeklinde yorumlanamaz.
Mahkeme'nin görüꢁüne göre, ilgili olmasına rağmen Đstanbul Devlet Mahkemesi tarafından
baꢁvuranların suçlu bulunarak cezalandırılmasına gerekçe gösterilen nedenlerin baꢁvuranların
ifade özgürlüğüne müdahaleyi meꢁru kılmadığı kanaatındadır (bkz. yukarıdaki 13. paragraf). . Mahkeme ayrıca, Sn. Erdoğdu'nun nihai cezasının tecil edilmiꢁ olması ve Sn. Đnce'nin
cezasının infazının askıya alınmıꢁ olmasına rağmen (bkz. yukarıdaki 17. paragraf), her iki
baꢁvuran ağır cezalar ile karꢁı karꢁıya kalmıꢁtır. Mahkeme, bu bağlamda müdahalenin orantılı
olmasına iliꢁkin değerlendirmesinde cezaların niteliğini ve ağırlığını dikkate alınması gereken
etkenler olarak kabul etmektedir. . Mahkeme, medya profesyonellerinin ifade özgürlüğü hakkının kullanımı ile birlikte
gelen “görev ve sorumlulukların” çatıꢁma ve gerilim durumlarında özel bir öneme sahip
olduğunu vurgulamaktadır. Medyanın nefret içeren sözlerin yayınlanması ve ꢁiddetin teꢁvik
edilmesi için bir araç haline gelmesini önlemek üzere, Devlete karꢁı ꢁiddete baꢁvuran
örgütlerin temsilcilerinin görüꢁlerinin yayınlanmasına iliꢁkin karar verilirken, özel bir
ihtimam gösterilmelidir. Aynı zamanda, ilgili görüꢁlerin anılan ꢁekilde sınıflandırılmayacağı
durumlarda Akit Devletler, ülke bütünlüğü veya milli güvenliğin korunması veya suç ve
asayiꢁsizliğin engellenmesi gerekçesiyle ceza kanunun yükünü medyaya yükleyerek, halkın
bu konulardaki bilgi alma hakkını engelleyemez. . Yukarıdaki hususlar dikkate alınarak, Mahkeme baꢁvuranların mahkumiyeti ve ceza
verilmesinin amaçlanan hedefler açısından orantısız ve bu bağlamda bir demokratik toplumda
gereksiz olduğu kararına varmıꢁtır. Bu duruma özgü ꢁartlarda, Sözleꢁmenin 10. Maddesine
iliꢁkin bir ihlal söz konusudur.
Iv. SÖZLEꢀME'NĐN 7. MADDESĐNĐN 1. FIKRASININ ĐHLALĐ ĐDDĐASI
. Baꢁvuranlar mahkumiyetlerinin, ilgili bölümlerinde aꢁağıdaki hükümleri içeren 7.
Maddenin 1. fıkrasını ihlal ettiğini iddia etmiꢁtir:
“ Hiç kimse iꢁlendiği zaman ulusal veya uluslararası hukuka göre bir suç sayılmayan bir fiil
veya ihmalden dolayı mahkum edilemez. Yine hiç kimseye, suçun iꢁlendiği sırada
uygulanabilecek olan cezadan daha ağır bir ceza verilemez .” . Baꢁvuranlar iddialarında, 1991 Tarihli Yasa kapsamındaki suçların doğrudan terörizm
ile ilgili olması gerektiğini belirtmiꢁtir. Bu bağlamda, sadece propaganda mahiyetindeki
fiillerin, terörist faaliyetleri tahrik etmediği sürece Yasanın 8. bölümü uyarınca bir suç teꢁkil
edemeyeceğini belirtmiꢁlerdir. Suç konusu röportajın ꢁiddeti artırması söz konusu
olmadığından, bu kapsamda mahkum edilmelerinin öngörülmediğini bildirmiꢁlerdir. 1991
tarihli Yasanın 8. bölümündeki “Suç propagandası” kavramının, izin verilen ile yasaklanan
tutum arasında ayrım yapabilmeleri için yeterli derecede açık olmadığını savunmuꢁlardır. . Hükümet ile paralel olarak, Komisyon da 1991 Yasasının 8. maddesinin, ilgili suç
tarihinde yürürlükte olduğu üzere, baꢁvuranların gerektiğinde hukuki görüꢁ almalarından
sonra tutumlarını düzenlemelerini sağlayabilecek açıklıkta olduğu yönünde görüꢁ bildirmiꢁtir.
Bu bağlamda, 7. Maddede güvence altına alınan suç ve cezaların yasal nitelikteki ilkesine
iliꢁkin bir ihlalin söz konusu olmadığı kanaatındadır. . Mahkeme, “hukuk” söz konusu olduğunda, 7. Maddede anılan terimin Sözleꢁme'nin
baꢁka bölümlerinde kullanıldığı ꢁekilde aynı anlamı taꢁıdığını vurgulamaktadır (bkz. 22
Kasım 1995 tarihli, S. W. – Birleꢁik Kraliyet kararı, A Serisi, No. 335-B, s. 42, 35. Madde).
10. Maddenin 2. Fıkrası kapsamında “kanunlar tarafından öngörülme” ꢁartına iliꢁkin olarak
yukarıdaki 39. paragrafta varılan kararın ıꢁığında Mahkeme, Sözleꢁme'nin 7. maddesine
iliꢁkin bir ihlalin söz konusu olmadığı kararına varmıꢁtır.
IV. SÖZLEꢀME'NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI . Baꢁvuranlar yerel ve Sözleꢁme mahkeme gider ve masraflarının geri ödenmesinin yanı
sıra maddi ve manevi zarara iliꢁkin tazminat talebinde bulunmuꢁtur. Sözleꢁme'nin 41.
Maddesi bu açıdan aꢁağıdakileri öngörmektedir:
“Mahkeme iꢁbu Sözleꢁme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek
Sözleꢁmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme,
gerektiğinde hakkaniyete uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”
A. Maddi zarar . Sn. Erdoğdu, mahkumiyeti neticesinde araꢁtırmaları ve meslek hayatında meydana gelen
gecikmelerin tazmini için 1,425,000,000 Türk Lirası (“TL”) ve 950,000,000 TL tazminat
talebinde bulunmuꢁtur. Ayrıca, kendisine uygulanan 41,666,666 TL tutarındaki ceza ve
Türkiye'de mahkumiyeti sebebiyle zorunlu kaldığı göç nedeni ile almıꢁ olduğu dil kurslarının
finanse edilmesi için alınan 40,000 Alman Markının tazminat yoluyla ödenmesini talep
etmiꢁtir. Sn. Đnce mahkumiyet neticesinde iꢁini kaybettiği gerekçesiyle 2,850,000.000 TL
tutarında bir tazminat talebinde bulunmuꢁtur.
. Sn. Erdoğdu'nun nihai hükmünün tecil edilmesi ve Sn. Đnce'nin mahkumiyetinin askıya
alınması nedeniyle Hükümet, baꢁvuranlar tarafından talep edilen meblağların fahiꢁ olduğunu
savunmuꢁtur (bkz. yukarıdaki 17. paragraf). . Komisyon Delegesi talep edilen meblağlara iliꢁkin bir görüꢁ bildirmemiꢁtir. . Mahkeme baꢁvuranların herhangi bir para cezası ödemediğine iꢁaret etmektedir. Bu
hususa iliꢁkin diğer talepleri için delil sunmadığından Mahkeme baꢁvuranların maddi zarara
iliꢁkin taleplerini reddetmektedir.
B. Manevi tazminat . Baꢁvuranların her biri, özünü belirtmeksizin manevi zarar için 10,000,000,000 TL
tazminat talebinde bulunmuꢁtur. . Hükümet taleplerin reddedilmesini talep etmiꢁtir. Alternatif olarak Mahkeme'nin,
baꢁvuranlar tarafından iddia edilen Maddelerin ihlalinin tespit edilmesinin, kendiliğinden
yeterli tazmin teꢁkil edeceğinin Mahkeme tarafından dikkate alınmasını istemiꢁtir. . Komisyon Delegesi taleplerin bu bölümüne iliꢁkin olarak da bir görüꢁ bildirmemiꢁtir. . Mahkeme, davanın sonuçları nedeniyle baꢁvuranların sıkıntı çekmiꢁ olabileceği
kanaatındadır. Sözleꢁme'nin 41. maddesince öngörülen ꢁekilde adil bazda bir değerlendirme
yaparak, Mahkeme baꢁvuranlara tazminat olarak bu bağlamda 30,000 Fransız Frangı (“FRF)
ödenmesine karar vermiꢁtir.
C. Masraflar ve Giderler . Baꢁvuranlar yasal masraf ve giderlerinin tazminini talep etmiꢁtir. Sn. Erdoğdu, bunları
500,000,000 TL ve Sn. Đnce 1,050,000,000 olarak değerlendirmiꢁtir. Sn. Erdoğdu, talebini
desteklemek üzere, Strazburg mahkemesinde yasal temsili ile ilgili vekalet ücretine iliꢁkin
avukatı ile düzenlediği sözleꢁmeyi sunmuꢁtur. . Hükümet, yerel mahkemelerdeki Türk avukatlarının kazandığı ücretlere kıyasla
tutarların abartılı olduğunu ve yeterli ꢁekilde doğrulanmadığını bildirmiꢁtir. Dava basit
niteliktedir ve dava süresince kendi dillerini kullanan baꢁvuranların avukatları tarafından fazla
bir katılımın gerekli olmadığını belirtmiꢁtir. Sadece, muhatap Devlet içindeki sosyo-ekonomik
durum açısından haksız kazanç kaynağı teꢁkil edecek bir kararın verilmesine karꢁı olduklarını
belirtmiꢁlerdir. . Komisyon delegesi tutarlar konusunda bir görüꢁ bildirmemiꢁtir. . Mahkeme Komisyon huzurundaki takibatlar ve Mahkeme nezdindeki yazılı prosedürde
baꢁvuranların sırasıyla Sn. O. E. Ataman ve Sn. T. Sarıhan tarafından temsil edildiğine iꢁaret
etmektedir. Ancak Mahkeme huzurundaki duruꢁmaya, benzer durum ve ꢁikayetlere iliꢁkin
baꢁka bir davanın hazırlanması üzerinde çalıꢁmıꢁ olan Sn. Tansal (bkz. yukarıdaki 7. paragraf)
tarafından vekalet edilmiꢁtir.
Mahkeme ayrıca, Sn. Đnce'nin yasal yardım yolu ile Avrupa Konseyi'nden FRF 7,996
tutarında bir meblağ alınmıꢁ olduğunu tespit etmiꢁtir.
Đçtihatında belirtilen (bkz. diğer otoritelerin yanında, 25 Mart 1999 tarihli Nikolova –
Bulgaristan Kararı, 1999- Raporları, s. …, Madde 79), ölçüte uygun olarak ve adil bazda karar
verilmesini sağlamak üzere Mahkeme Sn. Erdoğdu'ya 10,000 FRF tutarının ödenmesine karar
vermiꢁtir.
Sn. Đnce tarafından yapılan harcama ve giderlere iliꢁkin olarak Mahkeme aynı ölçütü
uygulayarak baꢁvurana 10,000 FRF ödenmesine ve bu meblağdan yasal yardım yoluyla
Avrupa konseyinden halihazırda alınmıꢁ olan tutarın mahsup edilmesine karar vermiꢁtir.
D. Temerrüt Faizi . Mahkeme iꢁbu kararın düzenlenmiꢁ olduğu tarihte, eldeki verilere göre tespit edilmiꢁ
olan yıllık %3,47 oranına tekabül eden Fransa'da uygulanan yasal faiz oranının
uygulanmasının yerinde olacağı kanaatına varmıꢁtır..
YUKARIDA BELĐRTĐLEN GEREKÇELERE DAYANARAK MAHKEME
1. Hükümet'in davanın kabulüne iliꢁkin ön itirazının reddine ;
2. Her iki baꢁvuran açıdından Sözleꢁme'nin 10. Maddesinin ihlal edildiğinin kabulüne ;
3. Her iki baꢁvuran açıdından Ssözleꢁme'nin 7. Maddesinin ihlal edilmediğinin kabulüne ;
4. (a) Üç ay içinde, ödeme tarihinde geçerli olan kur üzerinden Türk lirasına çevrilecek olan,
aꢁağıda belirtilen tutarların davalı Devlet tarafından:
(i) manevi zarar için baꢁvuranların her birine 30,000 (otuz bin) Fransız Frangı;
(ii) masraf ve giderler için Sn. Erdoğdu'ya 10,000 (on bin) Fransız Frangı;
(iii) masraf ve giderler için Sn. Đnce'ye 10,000 (on bin) Fransız Frangı eksi 7,996 (yedi bin
dokuzyüz doksanaltı) Fransız Frangının ödenmesinin ,
(b) yukarıda anılan üç aylık sürenin sona erdiği tarih itibarıyla, ödemenin yapıldığı tarih
arasında anılan meblağlara yıllık %3,47 oranında basit faiz uygulanmasının kabulüne ;
5. Adil tazminata iliꢁkin baꢁvuranların diğer taleplerinin reddine ,.
iliꢁkin iꢁbu kararı Đngilizce ve Fransızca dillerinde olmak üzere, 8 Temmuz 1999 tarihinde
Strazburg'da bulunan Đnsan Hakları Binası'ndaki halka açık oturumda tefhim edilmiꢁtir
Đmza Luzius Wıldhaber
Baꢁkan
Đmza : Paul Mahoney
Sekreter Yardımcısı
Sözleꢁme'nin 45. Maddesinin 2. Fıkrası ve Mahkeme Đçtüzüğünün 74. Maddesinin 2. Fıkrası
uyarınca aꢁağıda belirtilen ꢁerhler eklenmiꢁtir:
(a) Sn. Palm, Sn. Tulkens, Sn. Fischbach, Sn. Casadevall ve Sn. Greve'e ait müꢁterek
mutabakat ꢁerhi;
(b) Sn. Bonello'nun mutabakat ꢁerhi.
Paraf : L. W.
Paraf : P.J. M.
HAKĐMLER PALM, TULKENS, FISCHBACH , CASADEVALL VE GREVE'ĐN
MUTABAKAT ꢀERHĐ
Hakim Palm'ın Sürek – Türkiye (No. 1) davasındaki muhalif kanaatında kısmen belirtilmiꢁ
olduğu üzere daha çok bağlam üzerinde bir yaklaꢁım kullanarak aynı sonuca ulaꢁmıꢁ
olmamıza rağmen, mevcut davada 10. Maddenin ihlal edildiğine iliꢁkin Mahkeme kararına
katılıyoruz.
Muhatap devlet aleyhinde olan davalarda 10. Maddeye iliꢁkin çoğunluğa ait değerlendirmenin
yayınlar üzerinde kullanılan kelimelerin ꢁekli üzerine çok fazla ağırlık verildiği ve kelimelerin
genel olarak kullanıldığı bağlama ve bunların olası etkilerine yeterli önemin verilmediği
kanaatındayız. Söz konusu dilin ılımlı olmaması ve hatta sert olabileceği ꢁüphesizdir. Ancak
Mahkememiz tarafından vurgulandığı üzere, bir demokraside “kavga” sözleri bile 10. madde
kapsamında korunabilecektir.
Mahkeme'nin emsal davasındaki siyasi konuꢁmalara sağlanan kapsamlı korumasına yönelik
bir yaklaꢁım, kullanılan kelimelerin körükleyici özelliği üzerine daha az ve konuꢁmanın
yapılmıꢁ olduğu bağlama iliꢁkin ortama daha fazla ağırlık verilmesini sağlamaktadır. Dil,
ꢁiddetin körüklenmesi ve tahrik etmek amacıyla mı kullanılmıꢁtır? Bu yönde hakiki ve gerçek
bir tehlike mevcut mudur? Söz konusu metnin yazarı, toplum içinde kelimelerinin etkisini
artıracak bir konuma sahip midir? Yayına, söz konusu konuꢁmanın etkisini artırabilecek
önemli bir gazete veya baꢁka bir ortam aracılığıyla bir önem verilmiꢁ midir? Kelimeler
ꢁiddetten çok uzak mı yoksa hemen ꢁiddetin eꢁiğinde mi kullanılmıꢁtır?
10. Maddenin kapsamında korunmuꢁ olan “ꢁok edici veya saldırı niteliğindeki” dil ile bir
demokratik toplumda hoꢁgörü hakkını kaybeden dil arasındaki anlamlı ayrım ancak suç
unsuru teꢁkil eden kelimelerin kullanılmıꢁ olduğu bağlamın dikkatli ꢁekilde incelenmesi
sonucunda yapılabilir..
HAKĐM Bonello'nun mutabakat ꢁerhi
Çoğunluk ile birlikte 10. Maddenin ihlal edildiği yönünde oy kullandım, ancak Mahkemenin,
yerel yetkililerin baꢁvuranların ifade özgürlüğü hakkına yaptıkları müdahalenin demokratik
bir toplumda haklı gösterilip gösterilemeyeceğini belirlemek için uyguladığı ilk ölçütü
onaylamıyorum.
Bu dava ve ꢁiddete tahrikin söz konusu olduğu daha önceki Türkiye'de ifade özgürlüğü
davaları boyunca, Mahkeme tarafından belirlenen en yaygın ölçüt ꢁudur: baꢁvuranlar
tarafından yayınlanan yazılar ꢁiddet kullanımını destekliyorsa ya da teꢁvik ediyorsa
baꢁvuranların ulusal mahkemelerce mahkum edilmeleri demokratik bir toplumda haklı sebebe
dayanmaktadır.
Ben bu ölçütü yetersiz olarak değerlendiriyorum. ꢀiddeti tahrik eden kiꢁilerin ulusal
yetkililerce cezalandırılmalarının sadece eğer bu tahrik “açık ve mevcut bir tehlike”
yaratıyorsa, demokratik bir toplumda haklı sebebe dayandırılabileceği kanaatindeyim. Güç
kullanımı soyutsa ve zamanla gerçek veya olası ꢁiddetin merkezinden kalkıyorsa, ifade
özgürlüğü hakkı geçerli olmalıdır
Bu noktada gelmiꢁ geçmiꢁ en önemli anayasa hukukçusunun kanunu ve düzeni bozabilecek
kelimeler hakkında söylediklerini hatırlatmak istiyorum: “Ülkenin kurtarılması için derhal bir
kontrolün yapılmasını gerektiren kanunun meꢁru ve zorunlu amaçlarını yakın bir gelecekte
tehdit etmedikleri sürece beğenmediğimiz ve ölüm taꢁıdığına inandığımız görüꢁlerin ifade
edilmesini kontrol etmekten kendimizi daima alıkoymalıyız.”
Đfade özgürlüğünün garanti altına alınması bir devlete güç kullanımını savunmayı yasaklama
hakkı vermez; ancak böyle bir savunma olası bir kanunsuzluk yaratıyorsa ya da bunu tahrik
ediyorsa ve böyle bir hareketi teꢁvik ediyorsa durum faklı olacaktır. Bu bir olasılık ve derece
sorunudur .
Đfade özgürlüğünün kısıtlanmasını haklı gösteren açık ve mevcut bir tehlike bulunduğu
görüꢁünü desteklemek için, ciddi bir tehlikenin beklenildiği ya da savunulduğu ya da
baꢁvuranın geçmiꢁteki hareketlerinin kendisinin ꢁiddet taraftarı olmasının acil ve ağır
hareketler doğuracağına inanılması için haklı sebep sağlayacağı gösterilmelidir.
Bazıları tarafından ölüme gebe oldukları düꢁünülse de, baꢁvuranların suçlandıkları kelimeler
bana göre, kamu düzenini tehdit eden korkunç etkilere sahip değildir. Türkiye'nin kurtulması
için bu ifadelerin derhal bastırılmasının kaçınılmaz olduğu görüꢁü de benim için bir ꢁey ifade
etmemektedir. Bu ifadeler ne açık ne de mevcut herhangi bir tehlike oluꢁturmamaktadır. Bu
ꢁartların karꢁılanmadığı durumlarda, baꢁvuranlara ceza mahkemesi tarafından verilen
hükümlerin Mahkeme tarafından onaylanması, ifade özgürlüğünün çiğnenmesini desteklemek
anlamına gelecektir.
Özet olarak, “konuꢁmalardan doğan hiç bir tehlike açık ve mevcut sayılamaz, korkulan tehlike
tam bir değerlendirme yapılmadan ortaya çıkabilecek kadar yakın olmadıkça. Değerlendirme
yapılarak yalanlar ve yanlıꢁlıklar ile mücadele için zaman olduğunda, tehlikeyi eğitim yoluyla
engellemek için yapılacak ꢁey daha fazla konuꢁmaktır, zorla susmak değil” .
3. 19. Maddeyi değiꢁtiren 11 No'lu Protokolün yürürlüğe girmesinden itibaren Mahkeme
sürekli bazda faaliyet göstermiꢁtir.
Sekreteryanın Notu: A Đçtüzüğü, 9 nolu Protokolün yürürlüğe girmesinden önce (1 Ekim 1994)
Mahkemeye sunulan davalar ile anılan tarih itibarıyla da bu Protokole tabi olmayan Devletler
ile ilgili davalar için geçerlidir.
Terörizm faaliyetlerinin engellenmesi amacıyla yürürlüğe girmiꢁ olan bu kanun, Ceza
Kanununda “terörizm fiilleri” veya “terörizm amacıyla iꢁlenen fiiller” (3. ve 4. maddeler)
olarak tanımlanan ve anılan kanuna tabi olan çeꢁitli suçlara iliꢁkindir.
1. Đtalik yazılı olan bölüm 31 Mart 1992 tarihli Anayasa Mahkemesi kararı ile çıkarılmıꢁ ve Temmuz 1993'te yürürlükten kaldırılmıꢁtır.
Aꢁağıda verilen 4126 Sayılı Kanunun ilgili hükümlerine bkz..
Aꢁağıdaki 22. paragrafa bkz..
Bu hüküm, bir mahkumiyet kararına neden olan suçlara iliꢁkin cezalar ve önlemler ile ilgili
değiꢁikliklere iliꢁkindir.
Bu hüküm yürürlükten kaldırılan hükümlere iliꢁkindir.
Kararın kanunlara aykırı olup olmadığı hususunda Yargıtay, kendisine sunulan iddialara bağlı
kalmaz. Ayrıca “hukuki kaide” terimi, her türlü yazılı kanun, hukukun esasından kaynaklanan
uygulama ve ilkelere atıfta bulunmaktadır.
Sekreterya Notu: Uygulama nedenlerinden dolayı bu ek, sadece kararın baskılı sürümünde
verilecek olup (1999 Hüküm ve Kararları Raporları), ancak Komisyon Raporunun bir sureti
Sekreteryadan elde edilebilecektir.
Abrahams - Birleꢁik Devletler davası Hakimi Oliver Wendell Holmes, 250 U.S. 616 (1919)
630.
Brandenburg - Ohio, 395 U.S. 444 (1969) 447.
Schenck - Birleꢁik Devletler 294 U.S. 47 (1919) 52
Whitney - California, 274 U.S. 357 (1927) 376.
Whitney - California davası hakimi Louis D. Brandeis, 274 U.S. 357 (1927) 377.
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 15.07.2026. · Źródło