25144/94;26149/95;26150/95;26151/95;26152/95;26153/95;26154/95;27100/95;27101/95

WyrokETPCz2002-06-11ECLI:CE:ECHR:2002:0611JUD002514494

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy rozwiązanie partii politycznej i w konsekwencji pozbawienie posłów mandatu parlamentarnego naruszyło prawo do wolnych wyborów z art. 3 Protokołu nr 1 do Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że art. 3 Protokołu nr 1 gwarantuje prawo do wolnych wyborów, w tym prawo do kandydowania i sprawowania mandatu, choć nie jest to prawo absolutne i może podlegać ograniczeniom. Stwierdził, że państwa mają margines oceny w regulowaniu tych praw, ale wszelkie ograniczenia muszą być proporcjonalne do realizowanego uzasadnionego celu. W niniejszej sprawie rozwiązanie partii DEP i automatyczne pozbawienie skarżących mandatów, nie na podstawie ich indywidualnych działań, lecz wyłącznie z powodu przynależności partyjnej, stanowiło nieproporcjonalną i zbyt surową ingerencję. Trybunał podkreślił znaczenie pluralizmu i wolności wypowiedzi dla wybranych przedstawicieli w społeczeństwie demokratycznym, uznając, że ingerencja nie była proporcjonalna do celów takich jak bezpieczeństwo narodowe czy integralność terytorialna.
Stan faktyczny
Skarżący byli tureckimi obywatelami i byłymi posłami Partii Demokracji (DEP), założonej w maju 1993 roku. Prokurator Generalny Sądu Kasacyjnego wystąpił o jej rozwiązanie, zarzucając naruszenie Konstytucji i Ustawy o partiach politycznych. 16 czerwca 1994 roku Trybunał Konstytucyjny rozwiązał DEP, uznając, że partia zagraża integralności narodowej i terytorialnej, co skutkowało wygaśnięciem mandatów parlamentarnych skarżących. Niektórzy skarżący zostali aresztowani i skazani na kary pozbawienia wolności na podstawie przepisów antyterrorystycznych, a ich wyroki zostały częściowo utrzymane przez Sąd Kasacyjny.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie stwierdza naruszenie art. 3 Protokołu nr 1 do Konwencji. Stwierdza, że nie ma potrzeby badania zarzutów dotyczących art. 7, 9, 10, 11 i 14 Konwencji, ani art. 1 Protokołu nr 1, ani art. 6 ust. 1 Konwencji. Zasądza 50 000 EUR dla każdego skarżącego tytułem zadośćuczynienia za wszelkie szkody, 10 500 EUR dla grupy siedmiu skarżących oraz 9 000 EUR dla grupy sześciu skarżących tytułem kosztów i wydatków. Pozostałe żądania dotyczące słusznego zadośćuczynienia oddalono.

Pełny tekst orzeczenia

CONSEIL DE   L'EUROPE   AVRUPA   KONSEYĠ   AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ   SELİM SADAK VE DİĞERLERİ-TÜRKİYE DAVASI   (Başvuru no: 25144/94,27100/95 ve 27101/95 ve 26149/95 no’dan 26154/95   no’ya kadar)   NİHAİ KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ   ____________________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2002. Bu gayriresmi çeviri, Dışişleri Bakanlığı, Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları   Genel Müdür Yardımcılığı (AKGY) tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın   adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri   Bakanlığı, AKGY’na atıfta bulunmak suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   Davanın nedeni, Türk vatandaşı olan Selim Sadak, Sedat Yurttaş, Mehmet Hatip   Dicle, Sırrı Sakık, Orhan Doğan, Leyla Zana, Ahmet Türk, Nizamettin Toğuç,   Naif Güneş, Mahmut Kılınç, Zübeyir Aydar, Ali Yiğit ve Remzi Kartal’ın,   (başvuranlar), 23 Ağustos ve 16 Aralık 1994 tarihlerinde, İnsan Haklarını ve   Temel Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşmenin (Sözleşme) eski 25. maddesi   uyarınca, Türkiye aleyhine Avrupa İnsan Hakları Komisyonu'na (Komisyon),   Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 5, 6, 7, 9, 10 ve 11. maddeleriyle   birlikte 1 Nolu Ek Protokolün 1. maddesinin ihlal edildiği iddiasıyla yaptıkları   başvurulardır (Başvuru no: 25144/94, 26149/95-26154/95, 27100/95 ve   27101/95).   Başvuranlar Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) önünde, İstanbul   Barosundan Av. H. Kaplan, Ankara Barosundan Av. Y. Alataş ve Kürt İnsan   Hakları Projesi Avukatı Sn. Ph. Leach tarafından temsil edilmektedir.   OLAYLAR   Sırasıyla 1954, 1961, 1955, 1957, 1955, 1961, 1942, 1951, 1956, 1946, 1961,   ve 1948 doğumlu olan başvuranlar Türk vatandaşıdır. Eski milletvekili   olan başvuranlar, 16 Haziran 1994 tarihinde Anayasa Mahkemesi tarafından   kapatılan Demokrasi Partisi'nin (DEP) üyesi idiler.   DEP 7 Mayıs 1993 tarihinde kurulmuş ve kuruluş mazbatası İçişleri   Bakanlığı’na verilmiştir.   Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, DEP’in Anayasayı ve Siyasi Partiler   Kanununu ihlal ettiği ve DEP üyeleri tarafından yapılan açıklamaların ülkenin   bölünmez bütünlüğünü bozmaya yönelik olduğu gerekçesiyle, sözkonusu   partinin kapatılması talebiyle 2 Kasım 1993 tarihinde Anayasa Mahkemesine   başvurmuştur.   Anayasa Mahkemesi bazı milletvekillerinin sözlü görüşlerine başvurmuştur. İlk   olarak, 22 Mart 1994 tarihinde, DEP’in başkan yardımcısı olan Kartal’ı ve   partinin avukatı Kaplan’ı dinlemiştir.   Mart 1994 tarihinde Ankara Cumhuriyet Savcısının talebi üzerine TBMM,   bazı DEP milletvekillerinin dokunulmazlıklarını kaldırmıştır. Aynı tarihte,   başvuranlardan Dicle ve Doğan meclisten çıktıkları sırada yakalanarak gözaltına   alınmışlardır. 4 Mart 1994 tarihinde Sakık, Türk ve Zana da aynı akıbeti   yaşamışlardır. Yurttaş ve Sadak’ın binayı terk etmedikleri gerekçesiyle   tutuklanmaları, hâlâ milletvekili olmaları nedeniyle Meclis Başkanı tarafından   engellenmiştir.   Haziran 1994 tarihinde, Anayasa Mahkemesi DEP’in, ulusal bütünlüğü ve   devletin toprak bütünlüğünü hedef aldığı gerekçesiyle kapatılmasına karar   vermiştir.   Aynı gün aleyhlerinde açılan dava nedeniyle, başvuranlardan Toğuç, Güneş,   Kılınç, Aydar, Yiğit ve Kartal yurtdışına (Brüksel) kaçmışlardır.   Temmuz 1994 tarihinde, Sadak ve Yurttaş avukatlarıyla birlikte Savcılığa   gitmişler ve burada gözaltına alınmışlardır.   Temmuz 1994 tarihinde, Cumhuriyet Savcısı TCK'nun 125. maddesine   dayanarak başvuranlar aleyhinde kamu davası açmıştır.   Aralık 1994 tarihinde, Ankara DGM, Sakık’ı bölücü propaganda yapmaktan   sayılı Terörle Mücadele Yasası’nın 8. maddesi gereği 3 yıl ağır hapis   cezasına; Türk, Dicle, Doğan, Sadak ve Zana’yı silahlı çete oluşturmaktan   TCK’nun 168. maddesi gereği 15 yıl ağır hapis cezasına ve Yurttaş’ı ise yasadışı   örgüte yardım ve yataklık etmekten TCK’nın 169. maddesine göre 7.5 yıl ağır   hapis cezasına çarptırmıştır.   Cumhuriyet Başsavcısının ve başvuranların kararı temyiz etmeleri üzerine   Yargıtay, 26 Ekim 1995 tarihinde, sözkonusu Türk ve Yurttaş bakımından   bozarak tahliye edilmelerine karar vermiş; diğer başvuranların mahkumiyetlerini   ise onamıştır.   HUKUK AÇISINDAN   I. 1 NOLU PROTOKOL’ÜN 3. MADDESĠNĠN ĠHLAL EDĠLDĠĞĠ   ĠDDĠASI HAKKINDA   Başvuranlar, demokratik ve çoğulcu parlamenter bir sistemde seçilen   milletvekilleri olarak, Anayasa Mahkemesi’nin kapatma gerekçelerine itiraz   etmektedirler. Başvuranlar, DEP yöneticilerinin, yaptıkları açıklamalarla Kürt   kimliğine ve Kürt dilinin ve kültürünün geliştirilmesi için duyulan ihtiyaca   vurgu yaparak, bu yönde gerekli tedbirlerin alınmasını savunduklarını   belirtmektedirler.   Avrupa Konseyi Parlamentosu’nun 30 Haziran 1994 tarihli kararına atıfta   bulunan başvuranlar, demokratik bir toplumdaki çoğulculuğun her türlü   düşünceyi özgürce ifade etmeyi öngördüğünü hatırlatmaktadırlar. DEP’in   kapatılmasıyla birlikte başvuranların milletvekilliklerinin düşürülmesi, toplumun   bir kısmının siyasi görüşlerinin parlamentoda temsil edilememesine yol açmış   ve bu nedenle 1 No’lu Ek Protokolün 3. maddesi ihlal edilmiştir.   Hükümet, Komisyonun Matieu-Mohin ve Clerfayt/Belçika kararına göndermede   bulunarak, Devletlerin bazı koşullarda seçme ve seçilme hakkına kısıtlamalar   getirebileceklerini belirtmiş, DEP milletvekillerinin milletvekilliklerinin   düşmesinin, Anayasanın ilgili hükmüne göre, adı geçen partinin kapatılmasının   bir sonucu olduğunu ifade etmiştir. Hükümete göre, sözkonusu müdahale, ulusal   güvenliğin, kamu emniyetinin ve toprak bütünlüğünün korunması gibi birçok   amaç gütmektedir.   AİHM, 1 No’lu Ek Protokolün 3. maddesinin subjektif haklar içerdiğini   hatırlatmaktadır: Seçme ve seçilme hakları. Bunlar ne denli önemli olurlarsa   olsunlar mutlak hak değildirler. 3. maddede sözkonusu haklar kesin ifadeler   kullanılmaksızın belirtildiği için “üstü kapalı sınırlamalar” getirmek   mümkündür. Sözleşmeye taraf olan Devletler, 3. maddenin ilke olarak engel   koymadığı durumlarda, yasal düzenlemeleriyle seçme ve seçilme hakkının   sınırlarını belirlerler. Devletler bu yönde geniş bir takdir yetkisine sahiptirler,   ancak 1 Nolu Ek Protokolde öngörülen gereklilikleri son olarak değerlendirme   yetkisi AİHM’ne aittir (Bkz. 2 Mart 1987 tarihli Mathieu-Mohin ve Clerfayt-   Belçika kararı § 52, 1 Temmuz 1997 tarihli Gitonas ve diğerleri-Yunanistan   kararı, § 39, 2 Eylül 1998 tarihli Ahmet ve diğerleri- İngiltere kararı, § 75 ve   Labita-İtalya kararı, § 201).   Ayrıca AİHM, 1 No’lu Ek Protokolün 3. maddesinin tam demokratik siyasi   rejimin ilkesel özelliklerinden birine vakfedildiğini belirtmektedir. Bu nedenle   sözkonusu madde Sözleşme sistemi içinde çok önemli bir yere sahiptir (Bkz,   yukarıda anılan Mathieu-Mohin ve Clerfayt kararı, §47). Sözleşme ile   demokrasi arasındaki bağa gelince, AİHM bu yönde 30 Ocak 1998 tarihli   TBKP-Türkiye ve Yazar vd.-Türkiye kararlarına atıfta bulunmaktadır.   Ayrıca, Komisyonun vermiş olduğu karar doğrultusunda, AİHM bu hükmün her   kişiye seçilme hakkını verdiğini ve seçildikten sonra bu görevin ifasını güvence   altına aldığını belirtmektedir (Bkz. Ganchev-Bulgaristan davası kapsamında 25   Kasım 1996 tarihli Komisyon kararı ve Gaulieder-Slovakya davası çerçevesinde   Eylül 1999 tarihli Komisyon kararı).   AİHM, ifade özgürlüğünün her birey için olduğu kadar seçmenlerini temsil eden   ve onların menfaatlerini koruyan seçilen için de değerli olduğunu daha önce de   ifade etmiştir. Bu nedenle muhalefetteki bir partinin milletvekillerinin ifade   özgürlüğüne yapılan müdahaleler AİHM’yi daha katı bir denetim yapmaya   itmektedir (Bkz, 23 Nisan 1992 tarihli Castells-İspanya Kararı, § 42).   Hükümetin sözkonusu müdahaleyi bir veya daha çok meşru amaç doğrultusunda   gerçekleştirdiği farz edilse bile, AİHM bu müdahalenin meşru amaçla orantılı   olmadığı kanısındadır.   Konuyla ilgili olarak AİHM, yurtdışında partinin eski başkanı tarafından yapılan   açıklamaların ve merkez komitenin yazılı açıklamalarının, Anayasa   Mahkemesi’nin DEP’in kapatılmasına ilişkin 16 Haziran 1994 tarihli kararında   ileri sürdüğü gerekçeler arasında yer aldığını kaydetmektedir. Partinin   kapatılmasııyla birlikte, Anayasanın 84§3. maddesi ve Siyasi Partiler Yasası   hükümlerince başvuranların milletvekillikleri düşürülmüştür.   AİHM, alınan önlemin orantılı olup olmadığını değerlendirirken, Anayasanın   84§5. maddesinde yapılan değişiklikten sonra, sadece eylemleriyle siyasi   partinin kapatılmasına neden olan milletvekilinin görevinin sona ereceğine   dikkat çekmektedir. Başvuranların milletvekilikleri ise bireysel olarak   gerçekleştirdikleri politik eylemler nedeniyle değil, mensubu oldukları ve   faaliyet göstedikleri siyasi partinin kapatılması sonucu doğrudan düşmüştür.   AİHM, yapılan müdahalenin katı olduğu kanısındadır: DEP kesin olarak ve   derhal kapatılmış, başvuranların milletvekillikleri düşürülerek siyaset yapmaları   yasaklanmıştır. Bu konuda AİHM, orantılılığın değerlendirilmesi sırasında,   yapılan müdahalenin şeklinin ve ağırlığının da dikkate alınması gerektiğini   düşünmektedir (Bkz. Sürek-Türkiye (No:1) kararı, §64).   Yukarıda sözü edilen unsurlar göz önüne alındığında AİHM, Anayasa   Mahkemesi’nin başvuranlara vermiş olduğu cezanın Hükümet tarafından ileri   sürülen meşru amaçla orantılı olmadığına karar vermiştir.   AİHM, yapılan müdahalenin 1 No’lu Ek Protokolün 3. maddesince başvuranlara   tanınan seçilme ve siyaset yapma hakkıyla bağdaşmadığı ve seçmenlerin de   seçme haklarının ihlal edildiği kanaatindedir.   Bu nedenlerle, 1 No’lu Ek Protokolün 3. maddesi ihlal edilmiştir.   II. AĠHS’NĠN 7, 9, 10, 11 ve 14. MADDELERĠNĠN ĠHLAL EDĠLDĠĞĠ   ĠDDĠASI HAKKINDA   Başvuranlar, Anayasa Mahkemesi tarafından DEP’in kapatılması sonucu   milletvekilliklerinin düşürüldüğü gerekçesiyle AİHS’nin 11. maddesiyle   güvence altına alınan dernek kurma özgürlüklerinin ve ayrıca AİHS’nin 9, 10 ve   14. maddelerinin ihlal edildiğini iddia etmişlerdir.   Hükümet, AİHM’nin Glasenapp ve Kosiek kararlarına atıfta bulunarak,   milletvekilliğinin bir kamu görevi olup Sözleşmenin güvence altına aldığı   haklardan olmadığını belirtmektedir.   Hükümete göre, söz konusu müdahale ulusal güvenliğin, kamu güvenliğinin ve   toprak bütünlüğünün korunması gibi birçok amaç gütmektedir. Hükümet,   DEP’in bazı yöneticilerinin beyanlarının, halkın bir bölümünün kin, şiddet ve   etnik kökene dayalı ayrımcılık duygularını körüklediğini belirtmektedir. Bu   şartlarda, Hükümet söz konusu tedbirin “demokratik toplum” için zorunlu   olduğunu düşünmektedir.   Başvuranlar, hem Hükümetin görüşlerine hem de Anayasa Mahkemesinin   partiyi kapatma gerekçelerine itiraz etmektedirler. Başvuranlara göre,   milletvekilliğinin düşmesini düzenleyen Anayasanın 84. maddesi, AİHS’nin 7,   9, 10, 11 ve 14. maddelerine aykırı bulunmaktadır.   Başvuranlar, DEP yöneticilerinin, açıklamalarında Kürt kimliği üzerinde   durarak, Kürt dili ve kültürünün geliştirilmesi için gerekli tedbirlerin alınmasını   savunduklarını; demokratik toplumda bütün fikirlerin ifade edilmesinin   çoğulculuğun bir gereği olduğunu hatırlatmaktadırlar. Başvuranlar, DEP’li   milletvekillerinin milletvekilliklerinin sona erdirilmesinin AİHS’nin 9, 10 ve 11.   maddelerinin 2. paragrafları bakımından meşru olmadığı sonucuna   varmaktadırlar.   No’lu Ek Protokol’un 3. maddesi hakkında vermiş olduğu karar gözönüne   alındığında, AİHM bu şikayeti incelemeye gerek duymamıştır.   III. I NOLU EK PROTOKOL’ÜN I. MADDESĠNĠN ĠHLAL EDĠLDĠĞĠ   ĠDDĠASI HAKKINDA   Başvuranlar, haksız yere milletvekili maaşlarından mahrum bırakıldıkları   gerekçesiyle 1 No’lu Protokol’ün 1. maddesinin ihlal edildiğini ileri   sürmüşlerdir.   AİHM, başvuranların milletvekilliklerinin düşürülmesinde etkili olan   önlemlerden şikayetçi olduklarını ve bu önlemlerin 1 No’lu Ek Protokolün 3.   maddesinin ihlali anlamına geldiğini hatırlatmaktadır. AİHM, sonuç olarak 1.   maddeyle ilgili şikayetin ayrıca incelenmesine gerek olmadığı görüşündedir.   IV. AĠHS’NĠN 6§1 MADDESĠNĠN ĠHLAL EDĠLDĠĞĠ ĠDDĠASI   HAKKINDA   Başvuranlar, Anayasa Mahkemesince yapılan yargılama sırasında savunma   haklarının sınırlandırıldığı gerekçesiyle adil yargılanmadıklarını ileri sürerek   AİHS’nin 6§1 maddesinin ihlal edildiğini iddia etmişlerdir.   Hükümet, AİHS’nin 6. maddesinin Anayasa Mahkemesi önündeki   yargılamalarda geçersiz olduğunu savunmaktadır.   Nolu Ek Protokolün 3. maddesi hakkında vermiş olduğu kararı gözönüne   alarak, AİHM bu şikayeti incelemeye gerek görmemiştir.   Bu nedenden dolayı, Mahkeme, Oybirliğiyle,   1. 1 No’lu Ek Protokolün 3. maddesinin ihlal edildiğine ;   2. AİHS’nin 7, 9, 10, 11 ve 14. maddelerinin ihlal edilip edilmediğine dair   bir inceleme yapılmasına gerek olmadığına ;   3. 1 No’lu Ek Protokolün 1. maddesinin ihlal edilip edilmediğine dair bir   inceleme yapılmasına gerek olmadığına ;   4. AİHS’nin 6§1 maddesinin ihlal edilip edilmediğine dair bir incelenme   yapılmasına gerek olmadığına;   5. (a) AİHS’nin 44§2 maddesinin uyarınca kararın kesinleştiği tarihten   itibaren 3 ay içinde, miktara yansıtılabilecek KDV, pul, harç ve masraflarla   birlikte, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden TL’ sına çevrilmek üzere   aşağıdaki miktarların, davalı Devlet tarafından ödenmesine,   (i) her türlü zararı kapsayan tazminatı için başvuranların her   birine 50.000 (elli bin) Euro ödenmesine;   (ii) masraf ve harcamalar için Selim Sadak, Leyla Zana, Hatip   Dicle, Orhan Doğan, Ahmet Türk, Sırrı Sakık ve Sedat   Yurttaş’a toplam 10,500 (on bin beş yüz) Euro ve Nizamettin   Toğuç, Naif Güneş, Mahmut Kılınç, Zübeyir Aydar, Ali Yiğit   ve Remzi Kartal’a toplam   ödenmesine;   9.000 (dokuz bin) Euro   (b) Yukarıda belirtilen üç ay süreden sonra ödeme tarihine kadar   geçecek süre için % 7,25 faiz ödenmesine;   Adil tazminata ilişkin diğer taleplerin reddine;   karar vermiştir.   İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM’nin iç tüzüğünün 77§§ 2 ve 3.   maddesine uygun olarak 11 Haziran 2002 tarihinde yazıyla bildirilmiştir.

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 29.07.2026. · Źródło